Kadıgil: Meclis, hali vakti yerinde yaşlı erkekler kulübü

Facebook Twitter Google

“İstanbul’da büyüyen her kadın gibi bir değil, onlarca ayrı tedbirim vardı elbette. Ana arterlerde dolaşmama, arka ve ara sokaklara girmeme, gece taksiye bineceksem mutlaka plakasını arkadaşlarıma bildirme, bindikten sonra telefonla arayıp ‘evet şimdi bindim taksiye eve geliyorum canım, tamam tamam atarım plakasını merak etme’ diye şoförün duyacağı yüksek bir sesle “önleyici” tedbir alma.”

CHP İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, şiddetten korunma yöntemlerini böyle sıralıyor. Aynı zamanda Meclis Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu CHP Grup Sözcüsü olan Kadıgil, 483’ü erkek, 101’i kadın milletvekilinden oluşan Meclis’in “Erkekler Kulübü” olduğuna dikkat çekiyor. 

“Meclisteki konuşmaları, siyasi atışmaları bir bu gözle dinlemenizi rica edeceğim. “Adam ol”lar, “beyler” kimi zaman çok daha vahim ifadeler havada uçuşuyor” diyen Kadıgil’in bir çağrısı da kadın milletvekillerine:

“Siyasetteki kadın arkadaşlarımızla dayanışma içinde hareket etmeye, kadınları, kadına dair meseleleri görünür kılmaya, erilleşmeden siyaset yapmaya gayret ediyoruz ama sayımız ne yazık ki çok az, bu nedenle bu vesileyle her siyasi görüşten, imkânı olan her kadına “Allah’ını seven defansa gelsin” demek istiyorum.”

 TIKLAYIN – Buket Uzuner: Uyduruk eril masallar yıkıldı, gerçek ortaya çıkıyor

TIKLAYIN – Çiğdem Toker: Savunma sporu öğrenmiş olmayı isterdim

“Kurallara uygun oynarsanız taltif ediliyorsunuz”

Öncelikle siyasetçi bir kadın olarak cinsiyetçi ve ayrımcı bir yaklaşımla karşılaştığınız oldu mu?

Elbette oldu, olmaz olur mu? Siyaset öyle bir iş ki resmen yaşını başını almış erkekler kulübü! Kadınlar ve gençler süs biberi gibi vitrine dizilmek için az sayıda varlar ama konuşmamıza,  sorgulamamıza, köhneleşmiş bazı bakış açılarını eleştirmemize alışık bir yapı yok karşımızda.

Erkekler kulübünün kurallarına uygun oynarsanız taltif ediliyorsunuz. Ya da genç ve kadınsanız ne söylerseniz söyleyin “bizim kız, çok tatlı bu ya cin cin” gibi birbirinden tuhaf geçiştirmelerle karşılaşabiliyorsunuz.

Aslında bazen kötü niyet bile olmuyor ama iliklere işlemiş siyasetteki yaşlı erkek egemenliği. Karşısında genç bir kadın görünce kafasında nereye oturtacağını bilemiyor bu kulübün mensupları.

Bunun dışında son derece cinsiyetçi bir dile her gün ama her gün maruz kalıyoruz. Meclisteki konuşmaları, siyasi atışmaları bir bu gözle dinlemenizi rica edeceğim. “Adam ol”lar, “beyler” kimi zaman çok daha vahim ifadeler havada uçuşuyor.

Bir kadın biraz sert perdeden konuşunca anında “dırdırcı ve cadaloz” ilan edilirken, bir erkek bağırıp çağırınca nedense “bu da çok sinirli adam, tipik Karadenizli” oluyor.

Tam da bu sebeple kimi zaman çok yorucu hale gelse de azimle aktif siyasete devam ediyorum. Siyasetteki kadın arkadaşlarımızla dayanışma içinde hareket etmeye, kadınları, kadına dair meseleleri görünür kılmaya, erilleşmeden siyaset yapmaya gayret ediyoruz ama sayımız ne yazık ki çok az, bu nedenle bu vesileyle her siyasi görüşten, imkânı olan her kadına “Allah’ını seven defansa gelsin” demek istiyorum.

Ayrıca siyaseti “imkânı olanın yapabileceği bir iş” olmaktan çıkartmadıkça bu düzen böylece sürüp gidecek onu da adım gibi biliyorum. Hiçbir ekonomik güvencesi olmayan bir kadın, iş bulup bulamayacağı dahi meçhul bir genç aktif siyasette nasıl, ne kadar var olabilir ki?

Sistem tam da bunu sağlama almak üzerine kurulu zaten. Hali vakti yerinde yaşlı erkekler kulübü nitelemem tam da bu yüzden. Kadınların ve gençlerin hakkıyla temsil edilmediği bu adaletsiz düzen değişmeden hiçbir şey değişmeyecek.

“Meclis’in en temel sorunu nicelik”

Siz mesleğinizi yaparken bir kadın olarak ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?

Avukatken de benzer sıkıntılar vardı aslında meslek grubu fark etmiyor, her ne iş yapıyor olursanız olun kadınsanız zorluk seviyeniz bir anda artıyor, aldığınız ücret ise azalıyor.

Sadece Türkiye’de değil birkaç istisnai gelişmiş ülke dışında tüm dünyada bu böyle. Şu anda Meclis’te hissettiğim en temel sorun öncelikle nicelik.

Yani somut olarak nereye baksanız erkek bir ortamda çalışıyoruz. Kadın olarak her zaman daha büyük bir mercek altındayız. Her hareketimize erkek vekillere nazaran biraz daha dikkat etmemiz bekleniyor. Çünkü zaten kafalar hata aramaya programlı. Hata yapan erkekse “bu böyle bir insan” deniyor ama bir kadın hata yaptığında anında konu genelleniyor ve “kadınlar da böyle yea” deniyor. Eskiden mesela ilk başlarda kahvelere, atölyelere gittiğimde kendimi dinletmekte zorlandığımı hissediyordum.

Sonradan öğrendim kimi zaman sesimi yükselterek, kimi zaman doğrudan yüzlerine gerçekleri söyleyerek kendimi dinletmeyi. Şimdi bir kahveye girdiğimde konuşmaya başlamadan önce ve sonra yüzlerinde oluşan ifadeyi görmeyi çok seviyorum.

Resmen “aferin bak kadın ama yine de iyi konuştu” diyen oluyor.  Kadınların her istedikleri işi yapmalarını sağlayıncaya ve işlerini iyi yapmasına kimse şaşırmayıncaya(!) dek çalışmaya devam etmemiz gerekiyor.

“Fiziksel ve sözlü şiddetle karşılaştım”

Gelelim temel konumuza şiddete… Kadınların, çocukların ve hatta hayvanların sıkça şiddete uğradığı bir ülkede siz şiddetle hiç karşı karşıya geldiniz mi?

Tabii ki. Hem fiziksel hem de sayısız sözlü tacize maruz kaldım.  Gerek avukatlık, gerek siyasetle bağlantılı olarak iş hayatım boyunca da çok fazla tacize dolaylı yoldan tanık oldum ne yazık ki. Özellikle hayvan hakları konusunda aktif çalıştığım dönemde gördüğüm kimi olaylar bugün bile uykularımı kaçırıyor.

Çocuk istismarına ilişkin ilgilendiğim dosyalar, vekillikle birlikte özellikle kadınlardan yoğunlukla gelen ihbarların her biri çok canımı yakıyor. Kişisel olarak soruyorsanız da elbette her kadın gibi ben de çokça tacize maruz kaldım. Ben yine görece çok şanslıydım, İstanbul’un iyi bir yerinde, güvenli, sevgi dolu bir ailede ve mahallede büyüdüm. Ancak okula gidip geliyoruz, toplu taşıma kullanıyoruz, e genciz geziyoruz tozuyoruz.

Birkaç an var unutmadığım mesela bir kere 22-23 yaşındayım araba sürüyorum, mevsimi yaz tabi camlar açık. Kırmızı ışıkta beklerken soluma bir motor yanaştı, sürücüsü içeri bana baktı, sonra da ağza alınmaz bir laf etti sırıtarak.Sinirimin tepeme sıçradığını anında kapıyı motoruna vurarak yere düşürdüğümü, arkadan yetişen taksicilerin adamı elimden aldıklarını hatırlıyorum. Bir kez de daha lisedeyken otobüste bir adamın elle tacizine maruz kalmıştım. Adamı bayağı tekme tokat otobüsten atmıştım yolcuların da desteğiyle.

“Aklıma çok örnek geliyor”

Sizin şiddetten korunma pratikleriniz neler? 

Boşsa dolmuşa otobüse binmeyip dolusunu beklemek. Çok kalabalıksa bindiğin araçta sırtını dayayabileceğin güvenli bir nokta tespit edip orayı kapmak,  sokakta yürürken arkandan biri ısrarla aynı mesafede gelmeye devam ediyorsa tak diye durup geri üstüne doğru yürümek ya da etraf kalabalık değilse ilk gördüğün dükkâna girmek.

Düşündükçe daha yüzlerce örnek geliyor aklıma ve dediğim gibi ben görece güvenli bir çevrede büyüdüm. Her gün yaşadığı evin içinde en güvenmesi gereken kişiler tarafından cinsel, psikolojik, fiziksel ya da ekonomik şiddete uğrayan ve gidecek başka hiçbir yeri olmayan milyonlarca kadının neler yaşadığını varın siz hesap edin…

“Erkekler şiddeti kınamayı bıraksın!”

25 Kasım’a dair bir mesajınız var mı?

Bu 25 Kasım’da kadına karşı şiddet ne demek, kadın cinayeti ne demek bunu artık herkes tam olarak anlasın istiyorum. “Erkekler de cinayete kurban gidiyor neden erkek cinayeti demiyoruz” yönündeki dahiyane(!) argümanı bir kez daha duymaya tahammülüm kalmadı.

Kadın cinayeti demek öldürülmüş herhangi bir kadın demek değildir. Her öldürülen kadın da “kadın cinayeti” değildir. Kadın cinayeti demek sırf kadın olduğu için, kadın kimliği nedeniyle, toplumun kadına uygun gördüğü uydurma roller, kadına atfedilen saçma sapan özellikler gerekçe gösterilerek öldürülen kadınlar için kullanılan bir ifadedir! Kadına karşı şiddet budur.

Bir kadın yemek yapmadı diye, bakımsız diye öldürülüyorsa bu bir kadın cinayetidir! Bir kadın sırf bir akşam canı istedi iki kadeh bir şey içmeye bara gitti diye öldürülüyorsa bu kadın cinayetidir. Bir kız çocuğu tecavüze uğradı diye öldürülüyorsa bu kadın cinayetidir! Bir insan müsveddesi kendinden ayrılmak isteyen kız arkadaşını dövmeyi, öldürmeyi kendinde hak görüyorsa, bir baba kızını sırf sevgilisi var diye çekip vurabiliyorsa bu kadın cinayetidir!

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Bir ricam olacak, sevgili erkekler altı bomboş laflarla kadına karşı şiddeti kınamayı lütfen bıraksınlar. Bu şiddeti doğuran aymazlığı, bu toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermek için ne yapacağız bir zahmet onu bir anlatsınlar!

Üniversitelerde toplumsal cinsiyet programlarını kaldıran, MEB müfredatlarından bu kavramı çıkartan, toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin çocuk kitaplarını bile “muzır neşriyat” adı altında takır takır yasaklayan, 2020 yılında hala zerre utanmadan “kadın üniversitesi” gibi saçmalıkları savunan, fıtrat adı altında cinsiyete dayalı ayrımcılığı ve haliyle kadına karşı şiddeti alenen körükleyen insanlar 25 Kasım’da çıkıp kadına karşı şiddete hayır mesajı vermiyorlar mı, işte ben o zaman çok sinirleniyorum.

Sera Kadıgil hakkında

CHP 27. Dönem milletvekili-avukat

Lise eğitimini 2003’te Vefa Lisesinde, üniversite eğitimini 2007’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı

2007’de İstanbul Üniversitesi Özel Hukuk alanında başladığı Yüksek Lisans eğitimini 2010’da “Sinema Eserleri” üzerine yazdığı tezi ile tamamladı. Aynı dönemde Londra Queen Mary Üniversitesinde fikir ve sanat eserleri ile telif hakları üzerine yüksek lisans eğitimi aldı.

İstanbul’da bulunan Kadıgil Hukuk Bürosu’nun sahibidir ve 2018 yılından bu yana İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Yürütme Kurulu Üyesi.