Sanatçı Dönmez: Memeden kopmak ikinci travma

Evrim Kepenek
Facebook Twitter Google

“İneklerin tüketebilmesi için insan memesinden bardağa dökülen süt”

 “Meme uçlarından süslenmiş memeli bir pasta”

Size tanımlamaya çalıştığım şey aslında birer minik heykelcik, sanat eseri.

Bu eserler, feminist bir sanatçının elinden çıkmış ekolojik ve kadın odaklı eserler gibi görünse de eserlerin sahibi sanatçı Irmak Dönmez, “Ben işlerimi yaparken feminist bir iş yapayım, vegan bir eser üreteyim diye bakmıyorum, ancak üretimlerim bir takım kavramlara denk düşüyor. Çalışmalarımda çoğunlukla dişil bedenin sorunlarını önceliyorum” diyor.

Dönmez’in eserleri, Mamut Art Project’in 2020 edisyonunda sanatseverlerin ilgisine sunuluyor. Mamut Art Project yeni mekânı Yapı Kredi bomontiada’da ve çevrimiçi platformunda başladı.

Pandemi koşullarına uygun olarak tasarlanan yenilenen yapısıyla Mamut, iki farklı platformda 8 Kasım 2020 tarihine kadar sanatseverlerle buluşuyor Dönmez’in “Oedipus’un doğum günü pastası” eseri de serginin en dikkat çekenleri arasında.

Türkiye genelinde sekiz yıldır kesintisiz olarak bağımsız yeteneklere sergi alanı sunan ve sanatseverlerle buluşturan Mamut Art Project’te bu yıl yüzlerce başvuru arasından seçilen 49 sanatçının eserlerine yer veriliyor.

Sergi randevu ile gezilebiliyor

Pandemi şartlarına uygun bir ziyaretçi sistemi ve sadeleştirilmiş sergi tasarımı oluşturan Mamut Art Project, sunduğu bu yeni yapıda sanatçılara atölye formatında yer verilirken, ziyaretçilerin randevu alarak eserleri ücretsiz deneyimlemelerini sağlıyor.

Mamut Art Project, 2020 edisyonundaki 400’e yakın eserden oluşan zengin seçkiyi fiziksel mekânının yanı sıra bu adres üzerinden kurduğu çevrimiçi platformuna taşıyor.

Mamut Art Project’in 2020’nin çağrıları başladığı an başvurduğunu söyleyen Irmak, şöyle diyor:

“Tezli Resim Yüksek Lisansı yaptım ve tez konum ise Freud’un Düş Kuramları ve Sürrealistler’di. Psikolojide kadın anlaşılmış değil. Psikoloji bilimi erkekleri anlamak üzerine bu nedenle çok eleştiri de alır. Freud’un Oidipus kompleksini* çalıştım. Onun üzerine hep kafa yoran biri oldum. İlk yaptığım iş öyle bir işti ve sonrası geldi.

“Freudyen psikolojide kadının anlaşılmamasının yanı sıra iyice yanlış yargılarla yönlendirildi. Bir çok araştırma alanı gibi psikoloji de patriyarka ile temeli atılmış, denetlemeye yönelik bir bilim alanıydı bu nedenle hala çok tartışmalı kuramlar var. Yüksek Lisans tez aşamasında bir yandan bu metinleri incelerken  bir yandan da Freud’un Oidipus* kompleksini resmetmeye başladım. Oradan çıkışla serinin devamı geldi.

“İnsan bedeni içsel ve dışsal olarak kişisel ilgi alanlarım arasında. Dünyada bedenimle yer alıyorum, o nedenle dünyayı beden üzerinden anlamaya çalışıyorum. Bu yönde okumalar ve arşivler oluşturuyorum.”

 

“Dönem dönem bir organı incelerken ona giderek takıyorum, bir ara neredeyse bir yıl insan gözü ve görme/algılama işlemine takmıştım. Çizimlerimde hep görme algısını incelediğim gözlemlenir, son iki yıldır ise meme ve anne karnı…”  diyen Dönmez, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Memeye ister istemez herkes bakıyor. Hepimizin doğar doğmaz ilk dokunduğumuz ve beslendiğimiz organ meme. Annemizle kurduğumuz ilk iletişim yine meme vasıtasıyla oluyor.

“Psikolojide de çok ele alınan bir organ. Biz anne karnından sonra uzun zaman dünyaya ilişkin yalnızca memeyi biliyoruz. Anne karnından dünyaya ilk çıktığımızda bir travma yaşıyoruz ikincisi de memeden ayrılma travması. Öyle ki memenin yerine başka bir nesne koyarak kandırılıyoruz (plastik meme).

“Ayrıca süt bezlerinin dokusu da çok ilginç. Benim çalışmalarımda memeler zçoktan öznelerinden ayrılmış, hiç bir kişiye bağlı olmayan nesneler. Hatta çiçeğe ve çilekli pastaya dönüşüyorlar.”

“Sürekli bir denetim altındayız”

“Kadın veya erkek fark etmeksizin insan organlarına toplumsal anlamlar yüklendiğine dikkat çeken Dönmez’in derdi de tam olarak bu “anlam yüklemelerle” ilgili.

Anneliğin kutsal ilan edilmesi gibi kadın bedenini ayrıştıran durumların dikkatini çektiğini söyleyen Dönmez, “Organlara zaten kendi işlevi dışında toplumsal anlamlar yüklendiği için ben de onları kendi dünyamda,  fenomenolojik anlamlarımı yükleyerek yeniden dünyaya sunuyorum” diyor.

“Elbette anneliğin karşısında değilim fakat kadın bedeninin bu denli insani anlamından uzaklaştırılarak kutsallaştırılma/yüceleştirilme kisvesi altında devamlı  neyi /nasıl olması gerektiğinin dikte edildiği sisteme karşıyım” diyen Dönmez, son olarak şöyle diyor.

“Desenlerimde ise anne karnını bedenden dışarı  taşıdım, yani tıpkı tavukların anne karnı gibi (yumurta). Beden dışı alternatif doğumlar üreterek kadını o kutsal alandan çıkarmak, doğurma işleminin yükünün tek bir bedende kalmasını engellemek istedim.

“Üstelik mevzu doğurma dayatmasıyla da bitmiyor, bundan sonra da ‘sen anne oldun artık öyle davranma’ gibi gibi hiç bir yerde yazılı olmayan fakat hepimizin iyi bildiği  bir annenin nasıl yaşaması gerektiğine yönelik toplumsal yargılar kitabı var.  Sürekli denetim altındayız.”

Dönmez’den “Süt”

Mamut Art Project’te Dönmez’in eserleri şöyle anlatılıyor:

Lacan’ın “Ben bir noktadan görebilirim ama varoluşumda bana her taraftan bakılır.” cümlesinden yola çıkarak, tahakküm altındaki kadın bedeninin öz varlığını yitirmesini ve böylece yeni anlamlar yüklenmesini sorgulayan Irmak Dönmez, bedeni saf bir gözle, fenomenolojik sorgulamaların eşliğinde görsel olarak yeniden kurguluyor.

Bunu yaparken tıpkı bir ameliyat yapar gibi beden parçalarını kesip biçiyor ve onları anlamsal olarak tek tek inceliyor.

Özellikle kadın bedenine atfedilen kutsallık, doğurma, kapsama, saklama ve besleme gibi konulara öncelik tanıyor.

Sanatçının birçok çalışmasında ana unsur olan meme imgesi, hem sütle ilişkilendirilerek temel besin kaynağı hem de bir haz nesnesi olarak sunuluyor.

Böylece kadın bedeninin erojen bir parçası -Heidegger’in ‘Das Gestell’ metnine referansla- paketlenmiş, çerçevelenmiş, satılan bir ‘ürün’ haline getirilmiş biçimde karşımıza çıkıyor. Dönmez, erişkin yaşamını farklı temsillerle baştan sona kat eden bir imge olarak memenin, öznelliğinden bağımsız bir cinsel obje sıfatıyla meta fetişizmine eklemlenmesini inceliyor.

*Oidipus kompleksi ya da Oedipus karmaşası, Sigmund Freud’un kurucusu olduğu psikanalitik teoriye göre karşı cinsteki ebeveyni sahiplenme ve kendi cinsinden ebeveyni safdışı etme konusunda çocuğun beslediği duygu, düşünce, dürtü ve fantezilerin toplamı. Freud’a göre her çocuğun ilk aşkı karşı cinsteki ebeveynidir