“Sözleşme feshedildi diye LGBTİ+ varoluşu yok olmaz”

Evrim Kepenek
Facebook Twitter Google

“Asıl şimdi İstanbul Sözleşmesi’nin 4. Maddesi’nde yer alan ‘cinsel yönelimi nedeniyle şiddet görenlerin korumasına’ dair maddeyi nasıl uygularız, daha da geliştirip yayarız bunu tartışmamız gerekirken, aksine bunun da çok daha geri bir noktasına düştük.”

“Bir amacın da kadın hareketini LGBTİ+’lar üzerinden bölmek olduğunu düşünüyorum. Ancak bunu yapamayacaklar. Kadınlar LGBTİ+ Hareketle birlikte mücadeleye devam edecek. Biz yalnız değiliz, yanlış da değiliz. Türkiye’nin en uç noktasındaki bir köyde yaşayan LGBTİ+ arkadaşımız dahi yalnız değildir.”

İlk cümle Yıldız Tar, ikincisi Hatice Demir’den.

Tar, uzun yıllardır LGBTİ+ hakları için mücadele ediyor. Demir de uzun yıllardır LGBTİ+’ları mahkeme salonlarında savunuyor, nefret suçu işleyenlerin cezalandırılması için çaba sarf ediyor. Tar, aynı zamanda Kaos GL Derneği’nin Medya Koordinatörü.

İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin özellikle LGBTİ+’ların yaşamını nasıl etkileyeceği konusunda bianet’e değerlendirmeler yapan iki hak savunucusu, medya ve siyasetin el ele vererek LGBTİ+’ları hedef haline getirdiğine dikkat çekiyor. Tar ve Demir,  “LGBTİ+ var oluşunun bu topraklarda her zaman var olduğuna ve olacağına” vurgu yapıyor.

Tar: Sözleşme’nin 4. Maddesi neden uygulanmıyor diye tartışmalıydık

İstanbul Sözleşmesi öyle bir anda feshedilmedi. Özellikle 2015’ten bu yana medya ve siyasetin el ele vererek LGBTİ+ hareketi hedefe koyduğunu biliyoruz.

Özellikle soyut, gerçeği yansıtmayan, hiçbir gerçekliği olmayan bilgiler ile Sözleşme üzerinden LGBTİ+’lara saldırıyorlardı.

Bunu o kadar çok sistematik yaptılar ki. Kimi zaman medya tetikleyici oldu, siyaset arkasını getirdi bazen de tam tersi; önce siyaset tetikleyici oldu, hükümet yanlısı medya arkasını getirdi. Sonuç olarak bir gece yarısı İstanbul Sözleşmesi, LGBTİ+’ları bahane ederek feshedildi.

Sonrasında ise başka bir saldırı dalgası başladı. O da şu. “Cumhurbaşkanlığı’nın Sözleşme’yi kaldırdık, eşcinselliği normalleştiriyordu” minvalindeki açıklama.

Eşcinsellik zaten normal. Normalleştirmeye ihtiyacı yok. Eşcinsellik bir varoluş ve bu topraklarda hep vardı. İstanbul Sözleşmesi’yle gelmedi.

Asıl şimdi İstanbul Sözleşmesi’nin 4. Maddesi’nde yer alan ‘cinsel yönelimi nedeniyle şiddet görenlerin korumasına’ dair maddeyi nasıl uygularız, daha da geliştirip yayarız bunu tartışmamız gerekirken, aksine bunun da çok daha geri bir noktasına düştük.

Pandemi döneminde Diyanet İşleri’nden Ticaret Bakanlığı’na her yerden bir saldırı vardı LGBTİ+’lara karşı. Ayrımcı ve homofobik uygulamalar hep vardı. Kaos GL’nin raporlarına da yansıdı. Nefret Suçları Raporu’nda nefret suçuna tanık olanların yüzde 50’sinin sessiz kaldığını, yüzde 25’inin de faillerden yana tanıklık yaptığını belirttik. Bu da şunu gösteriyor zaten, LGBTİ’lara yönelik bir linç durumu var, sistematik bir linç durumu var.

Ayrıca 2020 Medya İzleme Raporu’ndan da söz etmek gerekiyor. Medyada LGBTİ+’lara karşı nefret söylemini yayın politikası haline getirmiş yayınlar var. Medya ve siyasetin LGBTİ+ varoluşa dair birlikte organize bir kampanya yürüttüğü raporlarımıza da yansıdı.

İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmayan maddesi bile LGBTİ+’lar için önemliydi. “Cinsel yönelimi nedeniyle kimseye şiddet uygulayamazsınız” diyordu. Şimdi böyle bir can güvenliği kalmadı.

 

Demir: Kimse yalnız değil

İstanbul Sözleşmesi’nin feshi tüm kadınlara, çocuklara ve LGBTİ+’lara karşı bir saldırı başladığını, savaş açıldığının göstergesi.

Bahaneleri de şu ‘Eşcinsellik meşrulaştırılıyor’. Eşcinsellik öyle bir şey değil, öyle bir varoluş değil. Meşrulaştırılmaya ihtiyaç duymuyor. Eşcinsellik var zaten, kimsenin meşrulaştırmasına ihtiyacı yok.

Bu topraklarda yıllardır eşcinsellik var ve var olmaya devam edecek. Bizler İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz, bizim bu son alınan karara rızamız yok. Bu konuda da gereken her şeyi yapacağız. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ile de ne eşcinsellik biter ne de LGBTİ+ hareketin mücadelesi.

Bir amacın da kadın hareketini LGBTİ+’lar üzerinden bölmek olduğunu düşünüyorum. Ancak bunu yapamayacaklar.

Kadınlar LGBTİ+ Hareketle birlikte mücadeleye devam edecek. Biz yalnız değiliz, yanlış da değiliz. Türkiye’nin en uç noktasındaki bir köyde yaşayan LGBTİ+ arkadaşımız dahi yalnız değildir. Bizler birbirimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.

 

İstanbul Sözleşmesi 4. Madde 

Temel haklar, eşitlik ve ayrımcılık yapılmaması 1 Taraflar herkesin, özellikle de kadınların, gerek kamu gerekse özel alanda şiddete maruz kalmaksızın yaşama hakkını yaygınlaştırmak ve korumak için gerekli olan yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır. 2 Taraflar, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığı kınayacak ve ayrımcılığı önlemek üzere, özellikle aşağıdakiler dahil olmak üzere, gerekli yasal ve diğer tedbirleri alacaklardır: – ulusal anayasalarında veya ilgili diğer mevzuata kadın erkek eşitliği ilkesini dahil edecek ve bu ilkenin uygulamada gerçekleştirilmesini temin edeceklerdir; – yerine göre, yaptırımların uygulanması yolu da dahil olmak üzere, kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklayacaklardır; – kadınlara karşı ayrımcılık yapan yasa ve uygulamaları yürürlükten kaldıracaklardır. 6 3 Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin deceklerdir. 4 Kadınların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı korunması için gerekli olan özel tedbirler, bu Sözleşme hükümlerince ayrımcılık olarak sayılmayacaktır.