“Kürtaj yasak” algısıyla kadınlar merdiven altına yönleniyor

Evrim Kepenek
Facebook Twitter Google

Women on Waves isimli sivil toplum kurumu, 1999’dan beri güvensiz kürtajı ve istenmeyen hamilelikleri önlemek için cinsel sağlık servisleri veriyor.

Mor Gemi’leriyle kürtajın yasadışı ilan edildiği ülkelere giden kadınlar, en fazla altı buçuk haftalık gebelere, uluslararası sularda ve doktor gözetiminde gebeliği sonlandırma hapları veriyor. Hatta ekip, kürtaja kısıtlı erişimi olan Türkiyeli kadınlar için de 2015’te Türkiye’ye gelmişti.

Ancak, kürtaja dair destek verdikleri web sayfaları Sağlık Bakanlığı Tıbbi İlaç ve Cihaz Kurumu’nun 9 Eylül 2016 kararıyla Erişim Sağlayıcıları Birliği’nce erişime engellenmişti. Site bugünlerde Türkiye’den de erişime açık ancak Türkiyeli kadınların kürtaja erişim hakları halen daha kısıtlı.

Çünkü Türkiye’de 81 ilin 53’ünde isteğe bağlı kürtaj hizmeti veren devlet hastanesi bulunmuyor.

Karabük Üniversitesi Araştırma Görevlisi  Dr. Sedef Erkmen, “Kürtaj: AKP ve Biyopolitika” adlı kitabında kadınların kürtaj hakkının engellenmesine AKP’nin kadın politikaları üzerinden odaklanıyor.

Cinsel hakların en önemlilerinden olan “kürtaj hakkını” AKP’nin biyopolitik stratejileri ile ilintilendiren Erkmen, bu stratejiyi “neoliberal, muhafazakâr politikalar ve cinsiyetçi, İslami referanslar” olarak açıklıyor.

Erkmen ile araştırması üzerine söyleştik…

Kitabınızda “kürtaj” özelinde AKP’nin biyopolitik stratejilerini anlatıyorsunuz. “Biyopolitik strateji” nedir ve siz araştırmanızı yaparken AKP’nin biyopolitik stratejilerine ilişkin nelerle karşılaştınız?

Foucault’nun kavramsallaştırılmasından yola çıkıldığında, biyopolitika, iktidar mekanizmasındaki dönüşümü işaretler.

Nüfusun iktidarın alanına girmesiyle beraber, nüfus ve nüfusu etkileyen tüm dinamikler önem kazandı.

Bu dinamiklere dair bilgilerin toplanması hem nüfustan maksimum verimliliği almak hem de onu yönetmek, denetlemek için imkân sunar. Diğer bir deyişle, biyopolitika iktidarın hayatla olan ilişkiselliğini gösterir.

AKP’nin biyopolitik stratejilerinde çarpıcı olan, yaşamı her yönüyle kuşatmaya çalışan iktidar tekniklerinin ve söylemlerinin devrede olması.

AKP biyopolitik stratejilerini neoliberal, muhafazakâr politikalarla ve cinsiyetçi, İslami referanslarla yürütüyor.

AKP biyopolitik yönelimleriyle hem hayatlarımızı düzenlemeye, denetlemeye, nasıl hayatlar yaşamamız gerektiğinin çerçevesini çizmeye çalışıyor, hem de kimlerin hayatının değerli kimlerinkinin değersiz olduğunu açığa vuruyor.

“Kadınlar kürtaj hizmetine erişemiyor”

Kürtaj hakkına gelecek olursak.. Türkiye’de kadınlar kürtaj hakkına erişebiliyor mu? Engellemeler var mı? Bu engellemelerin kaynağı ne?

Türkiye’de 1983’ten beri isteğe bağlı kürtaj 10 haftaya kadar yasal. Ancak şu an gelinen noktada kadınların kürtaj hizmetine ulaşmalarının önünde ciddi engeller var.

Bu engellerin artması çoğunlukla 2012’de kürtaj tartışmalarının patlak vermesinden sonraya tekabül eder. Ancak 2003’te hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı ve hükümetin özellikle ikinci döneminden sonra aile planlamasından üreme sağlığı anlayışına geçmesi bu sürece zemin hazırladı.

Kadınların kürtaja erişiminin önündeki engellerden ilki ve en önemlisi Türkiye’de 81 ilin 53’ünde isteğe bağlı kürtaj hizmeti veren devlet hastanesi bulunmaması.

Bu durum özellikle yoksul kadınlar için kürtajın yasak kılınmasıyla eş değer.

İkinci durum, gerek fişlenme korkusuyla gerek performans puanının düşük olması ve mesleki sağlık sigortasından yararlanamamaları nedeniyle, kürtaj yapan doktorların sayısındaki azalma.

Yani kürtaj yapacak devlet hastanesi bulduktan sonra bir de bu işlemi gerçekleştirecek doktor bulmalısınız. Kadınlar çoğunlukla özel hastanelere yönelmek zorunda kalıyorlar, ancak özel hastanelerde de vicdani reddi seçen doktorların olduğunu biliyoruz.

Bu sorunları azaltabilecek seçenek, düşük hapı olarak adlandırabileceğimiz, bazı etkin maddeli ilaçlarla gebeliği sonlandırmak iken 2012’de bu ilaçların hastane eczanesi dışında satışı yasaklandı.

Fiziki engeller bu şekilde sıralanabilir ama bir de söylemsel düzeyde değişen bir algı söz konusu.

Mesela?

Kürtajı cinayet olarak göstermek, kürtaj olan kadınların yargılandığı hatta aşağılandığı durumlara yol açıyor. Bir diğer algı kürtajın yasak olduğunun sanılmasıdır. Bu da kadınları hastanelere başvurmadan geleneksel ya da merdiven altı uygulamalara itiyor.

Bunlar kürtaj yaptırmanın önündeki engeller ancak sorunun kaynağına yani kadınların neden kürtaj yaptırmak zorunda kaldığına bakacak olursak, devletin aile planlaması hizmetini ikinci plana itmesiyle, doğum kontrol yöntemlerine erişimin kısıtlanmasıyla istenmeyen gebelikler artıyor ve esas olarak bu durumun kendisi kürtaj hizmetine daha fazla gereksinim duyulmasına yol açıyor.

“Sağlık çalışanları mahremiyet butonundan habersiz”

Bekâr bir kadın kürtaj yaptırmak isterse aileye mesajla haber veren bir sistem var. Bu kadınların hayatına nasıl yansıyor?

İstanbul’da uygulanan GEBLİZ uygulamasından bahsediyorsunuz. Bu sisteme göre hamilelik testi yaptırdıktan sonra eğer sonucunuz pozitif çıkarsa, hamileliğiniz izlenceye alınıyor. Sistemde adresiniz, telefonunuz her şeyiniz kayıtlı oluyor.

Sağlık çalışanları ev ziyareti yaparak gebeyi takibe geldik diyorlardı. Bekâr kadınlar için bunun anlamı hayatlarının tehlikeye atılmasıyla eş değerdi. Zira o dönemde, kızının hamile olduğunu öğrenince bıçaklamaya kalkışan, evlatlıktan reddeden ailelerin haberleri medyaya yansıdı.

Türkiye’de kadın cinselliği hala yok sayılıyorken, izni olmadan hamileliği ailesiyle paylaşılan hem hasta hem de insan hakkı ihlal edilen bu kadınlar için daha fazla baskı, şiddet ve hatta yaşam tehdidinden bahsedebiliriz.

Evli kadınlar için ise hamileliği devam ettirme ya da sonlandırmaya karar vermeden paylaşılan bu bilgi zorla doğurma ya da zorla kürtaja sebebiyet verebilir.

Bu tarz olayların önlenmesi için sisteme mahremiyet butonu eklenmiştir. Ancak yapılan çalışmalara göre bu butondan haberdar olan sağlık çalışanı çok azdır, dolayısıyla kadınların bu butondan haberdar olması pek mümkün görünmüyor.

“’Ne olursa olsun doğur’ demek gerçekleri görmemek demek”

Erken yaşta evlendirilen veya cinsel istismar sonucu hamile bırakılmış çocukların da bebekleri doğurmaları isteniyor “devlet bakar” yaklaşımı var. Siz bu tür uygulamalarla araştırmanızda karşılaştınız mı? Bu konudaki düşünceniz nedir?

Türkiye’de buna dair nasıl bir uygulama yürütüldüğünü bilmiyorum ama meselenin tartışmamız gereken çok yönü var. Tartışmamız gereken erken yaşta evlendirilen çocuklar ve tecavüz iken, bizi bu toplumsal sorunlara adeta katkı yapmaya çağıran bir anlayış söz konusu.

Ne olursa olsun doğurun demek bu ülkenin gerçeklerini görmezden gelmek demek.

Kadınların yaşadığı zorluklardan, yüzleştikleri yaşamsal durumlardan kopuk olmak ve onlara üreten rahimler olarak bakmak demek.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir husus var; bir kadın hangi durumlarda doğurmaya zorlanabilir tartışması yürütmek bizi her zaman diğer kadınların deneyimlerinden koparır ve hangi durumlarda kürtajın meşru sayılabileceği o kısır alana hapseder.

Bu yüzden tecavüz durumunda doğurun devlet bakar anlayışına karşı çıkarken dikkat etmemiz gereken, kurban pozisyonlarından meşruluk üretmek değil, tecavüzün de içinde bulunduğu tüm yaşamsal zorlukları dışa vuruyor.

Bu konuya şu açıdan da yaklaşmak gerekli kadınlar doğurdukları çocukları evlatlık vermek istiyor mu? Leslie Connold 45 Avustralyalı kadınla istenmeyen gebeliklerin nasıl üstesinden geldikleri ile ilgili bir çalışma yaptı.

Kürtaj konusunda hem seçim yanlısı hem seçim karşıtı kadınların, istenmeyen gebelik söz konusu olduğunda en az tercih edecekleri seçenek olarak evlatlık vermeye işaret ettiklerini, bu konuda ortak bir tutum sergilediklerini ortaya koydu.

“AKP’nin kadın politikaları çelişkili”

İstanbul Sözleşmesi’ne yönelik saldırılar, çocukların erken yaşta veya istismarcılarla evlendirilmek istenmesi.. Baktığınızda AKP’nin kadın politikaları hakkında ne söylersiniz? Özellikle 2005-2020’ye arasındaki süreci değerlendirirseniz nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz?

AKP’nin kadın politikaları çok katmanlı ve kimi durumlarda çelişkili aslında. AKP’nin kadın politikalarını dönemleştirerek ifade etmek, nasıl bir noktaya geldiğimizi gösteriyor.

AKP’nin ilk döneminde -elbette AB’ye üyelik sürecinin de etkisiyle- daha ılımlı, yasal reformların yapıldığı, kadınların kamusal alana ve siyasete katılımının teşvik edildiği bir tablonun daha baskın olduğu görülmekle beraber, kadının aile ve neslin devamlılığa yönelik katkılarıyla tanımlandığının işaretlerini de izlemek mümkün.

İkinci döneminden sonra kadın politikalarında daha dindar ve muhafazakâr bir yaklaşımın yer aldığını, üçüncü döneminden sonra bunun daha belirgin ve sertleşen tutumlarla yürütüldüğünü görüyoruz. Özellikle üçüncü döneminden sonra kadın politikaları dediğimiz şey tamamen aile politikalarına entegre edildi.

Aileyi güçlendirmek ya da ailelerin yıkılmasını önlemek üzere yürütülen politikaların tüm yükü kadınlara verildi.

Bu da AKP’nin makbul bir kadınlık çerçevesi çizmesine, bunun dışında kalan tüm kadınlar için ölüm risklerinin çoğalmasına sebep oluyor.

Kadınlardan beklenen, esnek çalışma koşullarıyla güvencesiz işçiler olarak ekonomiye katkı yapmak, ev ile ilgili tüm sorumlulukları üstlenmek, çocukların ve yaşlıların bakımında başat olmak, ne olursa olsun aile kurumunun devam etmesini sağlamak, “ölçülü” yani nerde güleceğini, ne giyeceğini, nasıl konuşacağını, hangi saatte nerde olacağını bilen kadın olmak.

Kadınlar, kürtaj hakkı için sokaklara indirler ve yasa çıkmadı fakat söylemsel açıdan iktidardan bu cümleler duyulduğu için yasak varmış gibi algılanıyor.

Tıpkı nafaka hakkı gibi..Bu söylemler kadınların kürtaja yönelmesini engelledi mi sizce?

Yapılan küçük çaplı anketlere göre kadınların büyük bir oranı kürtajın yasaklandığını sanıyorlar. Bir anket çalışması yürütmesem de etrafımdaki kadınlarla yaptığım konuşmalardan da çıkardığım sonuç bu. Çoğu kadın bu konuda çalıştığımı duyunca “evet yasaklanmıştı” diye tepki vermişti.

Bu anlamda, kürtajın yasak olduğunu sanan pek çok kadının hastaneye başvurmadan geleneksel yöntemlere ya da merdiven altı uygulamalara yöneldiği sonucunu çıkarabiliriz.

AKP’nin kürtaj politikalarını kadınları sosyal hayattan uzak tutma, “aileye” indirgeme yaklaşımı ile ilintilendirebilir miyiz?

Buna indirgememekle beraber elbette ilintilendirebiliriz. Aslında sosyal hayattan uzak tutmaktan çok, kadınların sınırları çizilmiş bir alanda hareket etmeleri isteniyor.

AKP’nin kürtaj politikaları birçok şeyi hedef almaktadır. Bunun içinde genç-yaşlı nüfus dengesinin bozulacağı yönündeki demografik endişeler, Müslüman Türk nüfusun artmasının istenmesi bağlamında milliyetçi saikler, kurmak istediği ideal toplum ve aile doğrultusunda neoliberal ve muhafazakâr politikalarla şekillenen söylem ve uygulamalarla kadınların bedenlerini ve hayatlarını kuşatma…gibi sıralayabileceğimiz bu hedeflerin sonucu kadını aileye indirgemek olarak zuhur ediyor.

Kürtaj karşıtlarının ABD’nin bazı eyaletlerinde bu hakkı gasp ettirmeyi başardıklarını biliyoruz. Kürtaj hakkı dünyada da yaygın olarak gasp ediliyor ancak bazı ülkelerde tam tersi kürtajı kolaylaştıran ilaçlar, yasalar çıkarılıyor. Bu farklılıkların kaynağı ne sizce?

Evet çağdaş toplumların bazılarında kürtaj yasaklarının kaldırıldığını bazılarında ise yasakların ve fetüsü öne çıkaran söylemlerin öne çıktığını görüyoruz. Yakın dönemde kürtaj politikalarında yön değiştiren ülkelere baktığımızda belli bir hattın öne çıktığını söyleyebiliriz.

ABD, Brezilya, Macaristan, Polonya gibi muhafazakâr, otoriter, popülist sağ partilerin iktidarda olduğu ülkelerde kürtaj politikalarının seyri yasaklama veya sınırlama yönünde.

Bu ülkelerdeki iktidar partileri, AKP örneğinde de benzer sekansları görebileceğimiz gibi, fetüsün yaşam hakkını öne çıkarmaktadırlar. İtalya’da iktidar olmasa da yerel olarak güçlü olduğu yerlerde bu politikayı yürüten Lig Partisi için de benzer bir durum söz konusu.

Öte yandan kürtaj politikalarında yasallaşma yönünde reforma giden, Yeni Zelanda, Şili ve İrlanda gibi ülkelerde bu liberalleşme eğilimleri çoğunlukla demokrat partiler tarafından yapılmaktadır. Muhafazakâr sağ siyasetin kürtaj konusunda biyopolitik alanını genişlettiğini, hayata daha derinlemesine nüfuz ettiğini görüyoruz.

Öne çıkarılan fetüsün yaşam hakkı, kadınların bedenlerini ve hayatlarını düzenlemek ve kontrol etmek için kullanılmaya başlandı. Hayatı savunduğunu iddia eden bu iktidar mantığının çelişkisi de burada yatmaktadır; kadınların üreme ve cinsel sağlığını olumsuz etkileyerek, kürtaja erişimini kısıtlayarak kadınların ölüm riskleri çoğaltılıyor.

Son olarak Türkiye’li kadınlar kürtaj hakkına sahip çıkmak için neler yapmalı? Sizin bu konudaki önerileriniz nelerdir?

Öncelikle karşılaştığımız tüm zorlukları ifşa etmeliyiz! İktidar her yaşamdan bahsettiğinde, nasıl bir yaşam, yaşamayı mümkün kılan koşullar ne sorularını sormalıyız.

Kadınlar için kürtajın neden yaşamsal bir zorunluluğa denk düştüğünü göstermeliyiz. Kürtaj yüzünden ölmek istemediğimizi, yaşanabilir yaşam koşullarına sahip olmak istediğimizi vurgulamalıyız.

Aynı zamanda kürtaj meselesiyle birlikte birçok şey beraber konuşulmalı, çocuk bakımında üstlendiğimiz roller ne, kadın cinselliği ne kadar özgür, hangi ekonomik ve sosyal koşullar altındayız, doğum kontrol yöntemlerine neden ulaşamıyoruz… gibi meselenin toplumsal, politik tüm yönleri sorunsallaştırılmalı.

Kürtaj hizmetine ulaşamamanın kadınları nasıl etkilediğini, farklı etnik kökenden, ırktan, inançtan, sınıftan kadınların bu durumu nasıl deneyimlediklerini bilmenin, hikâyelerimizi paylaşmanın, geniş koalisyonlar kurmak için çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Güvenli kürtaj ve kürtaj hakkı nedir?

Kürtaj hakkı erkeğin /devletin kadın bedeni üzerindeki vesayetinin kaldırılması hakkıdır. Doğum kontrol yöntemleri pahalıdır, ucuz yöntemler ise, kadınların sağlık hakkını ve yaşama hakkını riske atmak anlamına geliyor.

Kürtajın “güvenli” olması için, gebelik süresine uygun olarak, Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen bir yöntem kullanılarak, eğitimli bir sağlık çalışanı tarafından yapılması gerekir.

Araştırmalar, kürtaj yasağı olan ülkelerde kürtajların yüzde 25’inin, kürtaj yasağı olmayan ülkelerde ise yüzde 90’ının güvenli koşullarda olduğunu gösteriyor. Dünya Sağlık Örgütü her yıl 25 milyon güvensiz kürtaj uygulandığını bildiriyor. Yılda ortalama 47 bin kadın yaşamını yitiriyor, 7 milyon kadın komplikasyonlara bağlı sorun yaşıyor.

 

Sedef Erkmen hakkında

Araştırmacı

Sokullu Süper Lisesi’nin ardından, Ankara Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi okudu. 2011 yılında yüksek lisansını Sussex Üniversitesi’nde, 2019 yılında doktorasını Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamladı.

Karabük Üniversitesi Siyaset ve Sosyal Bilimler kürsüsünde, doktor araştırma görevlisi olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor.