Itır Erhart: Anneliği her şeyin üstünde tutmanız bekleniyor

Evrim Kepenek
Facebook Twitter Google

“Tek istisna “annelik” sanırım. Akademisyen de olsanız, girişimci de “anneliği” her şeyin üzerinde tutmanız, her zaman önceliklendirmeniz gerekiyor. 

“Beklentileri karşılamadığınızda “baba da önemli ama anne…”, “sen hala çıkmadın mı, kızın beklemez mi?”, “kızının en çok sana ihtiyacı var” gibi ifadelere maruz kaldım, hala da yer yer kalıyorum.”

Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Itır Erhart, en sık karşılaştığı şiddet biçimini “psikolojik şiddet” olarak tanımlıyor.

Şimdilerde SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği’nin Operation 1325 işbirliğiyle yürüttüğü “Kadın SES’i” projesinin elçilerinden biri olan Erhart, “Yaşadığım sorunların zaman geçtikçe azaldığını söyleyebilirim. Asistanlık yıllarımda cinsiyetçi tavırlara çok daha fazla maruz kalıyordum” diyor.

Türkiye’nin ilk yardımseverlik koşu oluşumu Adım Adım’ın kurucuları arasında yer alan ve sosyal aktivizmi kapsamında sekiz maraton, 20 yarı maraton koşan Erhart, yüzlerce kadına destek oldu.

Erhart’la söyleştik.

Öncelikle, kadın bir akademisyen olarak cinsiyetçi ve ayrımcı bir yaklaşımla karşı karşıya kaldınız mı?

Akademi cinsiyetçi söylemin, cinsiyete dayalı ayrımcılığın yeniden üretildiği kurumlardan biri. Özellikle erkek hocalardan kadın öğrencilere yönelen ayrımcılık, cinsel ve psikolojik şiddet devam ediyor.

Bizim bunu önlemeye yönelik bir birimimiz var: BİLGİ Cinsel Tacizi ve Saldırıyı Önleme Birimi. Cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğrayan öğrenci, idari çalışan ve hocaların başvurabileceği bir merkez.

Birinci sınıfın ilk günü merkez ile ilgili bilgi veriyoruz öğrencilere ve konuşmanın, paylaşmanın önemini anlatıyoruz.

Tüm bu çabalara rağmen utanç, korku ya da başka bir nedenle ifade bulamayan çok sayıda vaka olduğunu tahmin ediyoruz maalesef.

Mesleğinizi yaparken ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?

Yaşadığım sorunların zaman geçtikçe azaldığını söyleyebilirim. Asistanlık yıllarımda cinsiyetçi tavırlara çok daha fazla maruz kalıyordum.

Daha da kötüsü bunları ayrımcılık olarak nitelendiremiyordum. Örneğin giyimim, yaşam tarzım ile ilgili, erkek asistanların maruz kalmadığı eleştiriler, yorumlar. Sonra istenmeyen iltifatlar, ısrar, devamında psikolojik şiddet.

Şu anda, özellikle de, bu alanda çalışan bir sosyal bilimci olarak, sorun yaşamıyorum denilebilir. Bunda çalıştığım üniversitenin ayrımcılık karşıtı tutumu da etkili tabii. Bir yandan da zaman içinde, bu konudaki duruşunuzu bilen herkesin yanınızda çok özenli davranmaya başlaması sanırım.

“Yaşça büyük bir erkek cinsel şiddet uyguladı”

Size şiddet uygulandı mı?

Fiziksel şiddetle hiç karşı karşıya gelmedim ama cinsel ve psikolojik şiddet yaşadım.

İlkinde 15 yaşındaydım. Yaşça benden oldukça büyük ve hiyerarşik bir ilişkide olduğum bir erkek”sana aşığım” diyerek bana cinsel şiddet uyguladı. O yaşta bunu “cinsel şiddet” olarak yorumlamıyordum tabii. Aşk ve şiddet kavramları da kafamda net değildi.

Daha sonra pek çok genç kadının aynı şeyi yaşadığını fark ettim. Bunu birbirimiz ile konuşmuş, konuşabilmiş olmamız çok değerliydi… Ve hep birlikte “hayır” dedik. Peki kimseye şikayet ettik mi? “Hayır”.

İkincisinde üniversiteydim, yine hiyerarşik bir ilişkiydi.

Flört, aşk ve şiddet kavramları daha netti artık kafamda. O nedenle, tüm ısrarlara rağmen, “hayır”ı daha erken ve çok daha net bir biçimde söyleyebildim.

Bir diğerinde ise yurt dışında ve sabanın çok erken saatlerinde trendeydim. Aynı kompartımanda olduğum adamın soyunduğunu ve mastürbasyon yapmaya başladığını fark ettim. Göz ucuyla diğer vagona geçebileceğim kapıya baktım ve sonra yerimden kalkıp var gücümle koşarak bir perondan diğerine atladım.  En öne kondüktörün yanına varınca da durumu bildirdim.

“Şikâyetçi oluyorum”

Peki şiddete karşı kendinizi koruma yöntemleriniz nelerdir?

Özel ilişlerde cinsel ve/ya da psikolojik şiddetin en küçük sinyali gördüğüm an o ilişkiyi sonlandırıyorum. Çalışma ortamındaysa uyarıyorum; devam ederse şikâyetçi oluyorum.

25 Kasım’a dair bir mesajınız var mı?

Şiddet çoğu zaman mor göz ve dayak ile ifade bulduğu için psikolojik, cinsel, sözlü ve ekonomik şiddete uğrayan kadınlar bunları “şiddet” olarak görmüyor.

25 Kasım’da şiddetin, tüm boyutları ile ele alınması ve konuda bilinci artırmaya yönelik kampanyalar yapılması, içerikler üretilmesi ve şiddeti yeniden üreten, pornografikleştiren  görsellerden kaçınılması gerektiği düşünüyorum.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Maruz kalınan her türlü şiddeti yüksek sesle konuşmak, uygulayandan şikâyetçi olmak, gerekirse destek almak çok önemli.

Bunun mümkün olabilmesi için de şiddetle ilgili farkındalığın artması gerekiyor. Anaokulundan başlayarak çocukları şiddet konusunda bilgilendirmek ve konuşmaları için cesaretlendirmek… Sanırım en önemlisi bu…

TIKLAYIN – Çiğdem Toker: Savunma sporu öğrenmiş olmayı isterdim

TIKLAYIN – Kadıgil: Meclis, hali vakti yerinde yaşlı erkekler kulübü

TIKLAYIN – Ayşe Acar-Başaran: En etkili öz savunma örgütlü mücadele

TIKLAYIN – Trans kadın Niler: Gücümüzün farkında değiliz 

Itır Erhart hakkında

İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi.

Lisans ve Lisansüstü eğitimini Boğaziçi Üniversitesi’nde İngiliz Dili Edebiyatı (BA) ve Felsefe (BA & MA & Phd) bölümünde, tamamladı.

Cambridge Üniversitesi Felsefe Bölümünde M.Phil. derecesini kazandıktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde toplumsal cinsiyet, insan hakları, spor ve medya üzerine ders vermeye başladı.

Sivil toplum alanında yaptığı çalışmalardan dolayı “Fark Yaratanlar” programına konuk oldu (2009) ve Ten Outstanding Young Persons (2010) jüri özel ödülünü aldı, Ashoka Fellow seçildi (2014).

Adım Adım ve Açık Açık adlı iki sosyal girişimin kurucularındandır. Sivil toplum alanda yaptığı çalışmalardan dolayı 2009’da “Fark Yaratanlar” programına konuk oldu.

Adım Adım hakkında

On binlerce üyeye ulaşan Adım Adım, bir yandan dayanıklılık artırıcı sporlar aracılığıyla bireyleri toplumsal sorunların çözümü için harekete geçirirken, öte yandan da sivil toplum kuruluşlarını şeffaf ve hesap verebilir olmaya teşvik ediyor.

Adım Adım’a katılan bireyler ve kurumsal koşucular spor yaparak destekledikleri STK’lar için kaynak yaratıyor. Dünyada “charity run” olarak bilinen bu model, etki alanını artırarak büyüyor. Bağışçılar pek çok ihtiyaç sahibinin hayatına dokunuyor.

Sistem içinde yer alan her koşucu yaklaşık 200 kişiye mesaj atıp desteklediği projeyi anlatıyor. Böylece hem bağış toplanmasına yardım ediyor hem de farkındalık yaratıyor.