İstanbul Sözleşmesi kadınları güçlendirdiği için hedefte

Evrim Kepenek
Facebook Twitter Google

*İstanbul Sözleşmesi, kadın hakları açısından temel bir belge olup vazgeçilmez bir güvence.

*Her aile, özellikle şiddetin, ensestin olduğu aile kutsal değil. Kol kırılır yen içinde kalır, argümanının sözleşmede yeri yok.

*Sözleşme’nin aileyi yıkacağı şeklindeki varsayım veya iddia, cahilce veya kötü niyetlidir.

*Sözleşme tam tersine kadın ve erkeğin eşit olduğu, eşit haklara sahip olduğu sağlıklı ailelerin güçlenmesini sağlayacaktır.

*Sözleşme bu kapsamda kadını güçlendirmeyi amaçlamakla, kadının erkeğe biata dayanan ataerkil modeli dışladığı için hedef tahtasına tutuluyor.

Saptamalar, yıllarca aile mahkemesinde hakimlik yapmış bir isim olan Eray Karınca’dan. Şimdilerde, Ankara’da avukatlık yapan Karınca, Türkiye yargısının kadın davalarına bakışını, nafaka hakkına ve İstanbul Sözleşmesi’ne saldırıları bianet’e değerlendirdi.

“Mahkemeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin farkında değil”

Ceza mahkemelerinin, kadın cinayeti ve kız çocuklarına yönelik istismar davalarındaki tutumlarına dair bir genelleme yapmanın doğru olmadığını belirten Karınca, Ceza mahkemelerin birçoğunun toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin farkında olmadığına dikkat çekiyor.

Erkek şiddeti konusunda “en ağır ceza verilsin” yaklaşımını da doğru bulmadığını belirten Karınca, bunun nedenini de şöyle açıklıyor:

“Kanımca cezanın makbul olanı, eylem ile orantısal olandır. Eğer eyleme göre verilen ceza çok ağır ise, ceza mahkemeleri bu konuda çekingen davranır, beraat verme arzusu reaksiyon olarak artar ve alt sınırdan ceza vermek ister.

“Bu yüzden, en ağır cezalar verilsin gibi toptancı bir yaklaşımı doğru bulmuyorum. Ceza adil ise, eylem ile orantılı ise ceza hâkimi, cezalandırmakta daha istekli olur..”

“Aile mahkemelerinin, kadın ve erkeğe mutlak olarak eşit davranması beklenmemeli” uyarısı yapan Karınca, “Çünkü” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Aile hukukundaki temel ilkelerden birisi, zayıfın korunmasıdır. Toplumda ekonomik ve sosyal gücü elinde tutan erkeğin, özellikle boşanma davası açıldı diye kadını cezalandırmaya kalktığı, elindeki bu gücü kötüye kullandığını görmekteyiz.

“Türk Medeni Kanunu 169. maddesinde, işte Aile Mahkemesi hâkimine, bu neviden kötüye kullanımları önleme görevini vermiştir. Maddeye baktığımızda, hâkim boşanma davası açıldığında tarafların barınması, iaşesi, malların yönetimi, çocukların bakımı için gerekli tedbirleri alır, demektedir.

“Aile Hukuku’nda ki az sayıdaki emredici hükümden birisidir bu. Temelindeki felsefe ise eşit durumda olmayanlara eşit muamele etmenin, eşitsizliği sürdürmeye yarayacağ ve adaletsizliğe yol açacacağıdır. Aile Mahkemesi hâkimlerinin, bu sebeple diğer hukuk mahkemesi hâkimleri gibi taraflara eşit mesafede olma yükümlülüğü yoktur.

‘Kadın dava açınca pişman edilmemeli’

“Taraflar arasındaki silahların gerçek eşitliğinin sağlanabilmesi için, başka deyişle dava açan veya davaya muhatap olan, ekonomik ve sosyal yönden zayıf olan kadının, karşı tarafça dava açtığına pişman edilmesinin önlenmesi için, dava süresince kollanması, güçlendirilmesi zorunludur.”

“Süresiz nafakanın faturası kadınlara kesilemez”

Nafaka tartışmalarına da değinen Karınca, nafaka hakkının sınırlandırılmaması gerektiğine vurgu yapıyor.

Karınca, şöyle diyor:

“Bu kapsamda nafaka bağlanması, oturulan konutun tahsisi, elektrik, su, internet gibi aboneliklerin devamının sağlanması gibi tedbirler, hâkim tarafından alınmalıdır.

“Uygulamada bunu özümseyemeyen kimi hâkimlerin, taraflara eşit mesafede olma alışkanlığı nedeniyle, eşitsizliğin ve zayıfın ezilmesine Sebep olduğunu görmekteyiz.

“Ömür boyu nafaka bal gibi olur”

“Süresiz nafakanın faturası kadınlara kesilemez” diyerek sözlerini sürdüren Karınca, şunları vurguluyor:

“Koparılan gürültüye, bir bardak suda çıkarılan fırtınaya bakarsanız güllük gülistanlık ülkemizin iki büyük sorunu var. Biri, çocukların icra marifetiyle teslimi, diğeri ise yoksulluk nafakasının süresiz oluşu.

“Yoksulluk nafakasının kaldırılmasını isteyen koro haykırıyor: “Ne kadar süre evli kalındı ise o kadar süre nafaka ödensin ya da bir gün evli kalmış, ömür boyu nafaka mı olur?”

“Hemen söyleyelim: Ömür boyu nafaka bal gibi olur. Eğer yoksulluk ortadan kalkmayacaksa, nafaka da ömür boyu devam edecektir. Çünkü Medeni Kanun’un 185. maddesinde dile getirildiği üzere, evlenmekle eşler birbirlerine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadır. Boşanma bu vaatten rücudur.

“Eğer bu rücudan, yani boşanmadan taraflardan biri kusuru yokken veya az kusurlu iken zarar görecekse bu zarar, nafaka veya tazminat biçiminde telafi edilmelidir.

“Medeni Kanun 175. Maddesi de yoksulluk nafakası, en temel ihtiyaçlarını boşanma yüzünden karşılayamayacak olana verilir, demektedir. Nitekim evlilik birliği içindeki eşitsiz güç ilişkisinin farkında olan kanun koyucunun, boşanmada kusurlu olan eşin, diğerine nafaka ödemesini zorunlu kılarken, “kimsenin kusurundan yararlanarak kendisi lehine sonuç elde edemeyeceği” ilkesini gözettiği muhakkaktır.

İyi günde kötü günde ömrü paylaşmak için yola çıkılmış, zorlukların üstünden birlikte gelinmiş, tam düze çıkılmışken, “tüm zenginlik, güç bende, şimdi sıkıldım oynamayacağım. Sen başının çaresine bak.” denmesi hakkaniyet ilkesi açısından da kabul edilemez. Nafakanın süreli olması bu yüzden yoksulluk nafakasının varlık nedeni ile bağdaşmaz.

“Öte yandan dikkat edelim ki” diye uyaran Karınca, “Kanun, “yoksulluk nafakası kadına verilir” demiyor. Nitekim sayıları az olsa da eşlerinden nafaka alan erkekler de var..”

“Kadınların sesine kulak verelim”

“Her şeyden evvel kanun, kötü niyeti korumaz. Aynı şekilde hakkaniyet ilkesinin hayata geçirilmesi de mevcut yasal düzenleme çerçevesinde sorunu çözmek için yeterlidir” diyen Karınca, şöyle diyor:

“Burada yargı kendisinin nedeni olduğu bu sorunu çözmek için gerekli esnekliği göstermeli, üstüne düşeni bir an önce yapmalı, süresiz sözcüğünü bu denli katı uygulamaktan vazgeçmelidir.

“O halde kadınların sesine kulak verelim. Devletin yoksulluk sorununu çözmesine ya da kadın erkek güç eşitsizliği ortadan kalkıncaya değin kanuna dokunmayalım. Kadınlar sebebi ve sorumlusu olmadıkları bu hesabın faturasını ödemeyeceklerdir.”

İstanbul Sözleşmesi

Karınca son olarak şu uyarıyı yapıyor:

“Türk yargısı, toplumsal ve siyasal gelişmelerden fazlasıyla etkilenir. Dolayısıyla Sözleşme kalkarsa, kadının şiddetten korunması dâhil, kadın haklarının korunmasında, önemli bir kazanım, mevzi kaybedilecek ve çok gerilere savrulacaktır.”

Eray Karınca hakkında

Avukat, emekli hakim

Ankara Hukuk mezunu. Karınca Avukatlık’ın kurucusu. 1985 yılında Şanlıurfa Ağır Ceza Mahkemesinde hakim olarak görevine başlamıştır. Meslek hayatı boyunca, Asliye Ceza, Ticaret, Asliye Hukuk ve Aile Mahkemelerinde çalışmalarını sürdürmüş, 28 yıl hakimlikten sonra 2011 yılında emekli oldu.