Buket Uzuner: Uyduruk eril masallar yıkıldı, gerçek ortaya çıkıyor

Evrim Kepenek
Facebook Twitter Google

“Kadınlar olmadan insanlığın ve insan uygarlığının var olmadığı ve olamayacağı gerçeği eril sisteme zor kabul edilir geliyor. Oysa beraber, yan yana, şiddetsiz çok da keyifli yaşayabiliriz.

“Fakat erkeklerin, erkeklerden oluşan ordular kurup başka erkek ordulara saldırarak binlerce yıldır birbirlerine de şiddet uyguladıklarını yine kendi hemcinsleri tarihçilerin zafer coşkusuyla yazdıklarını da unutmayalım.”

Erkeklerin çağlar boyunca ürettiği ve aktardığı eril şiddeti “unutmayalım” diye seslenen kişi bu kez yazar Buket Uzuner. 

Su”, “Toprak”, “İki Yeşil Su Samuru”, “Kumral Ada Mavi Tuna” isimli romanlarıyla Türkiye edebiyatının önemli isimleri arasında yer alan Buket Uzuner’le 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü verilesi ile bir araya geldik.

Uzuner, “Psikolojik şiddetle karşılaştığımda artık buna engel olabiliyorum. O kişiyle ya ilişkimi kesiyor ya da gereken cevabı verebiliyorum” diyor.

TIKLAYIN – Çiğdem Toker: Savunma sporu öğrenmiş olmayı isterdim

“Savunma dersleri almamız gerekecek”

Şiddet sizce nedir? Şiddetten kendinizi korumak için ne gibi pratikler geliştirdiniz?

Ağaç, toprak, hava, su, hayvan ve insan dâhil bir canlıya zarar veren veya canına kasteden fiziksel ve psikolojik her çeşit eylem şiddettir. Şiddet, fikir özgürlüğü, hukuk ve adaletin olmadığı toplumlarda artar.

Psikolojik şiddetle karşılaştığımda artık buna engel olabiliyorum. O kişiyle ya ilişkimi kesiyor ya da gereken cevabı verebiliyorum.

Fiziksel şiddete gelince, ancak bir savaşın içindeki askerler şiddete belki devamlı hazır olabilirler ki, onların da savaş sonrası süren psikolojik yıkımlar yaşadığını artık tıp bilimi biliyor.

Şiddete hazır olmak gerçeğinin yıkıcı etkisi böyle bilinirken, günlük hayatın içinde, ev işinden çocuk bakımına, yaşlı bakımından alışverişe kadar her türlü hizmeti karşılayan kadınlar için böyle bir hazırlıklı olama durumu çok zor.

Özellikle kadınların fiziksel olarak eşit olmadıkları erkeklerden gelen fiziksel şiddete karşı hazırlıklı olmaları ancak profesyonel korunma- savunma eğitimi almaları sayesinde gerçekleşebilir. Bu da kadınların tek tek başa çıkabileceği bir korunma yöntemi olamaz. Çünkü “kadına erkek şiddeti” konusu birkaç sayısını çoktan aştı.

“Adı erkek cinayetleri olsun”

Maalesef kadına şiddetin ve adının bence “erkek cinayetleri” olması gereken “kadın cinayetleri” konusunda dünyada rekor kıracak duruma geldiğimiz ve devlet de kadınları korumadığı için yine maalesef savunma dersleri almamız gerekecek gibi görünüyor.

Erkek şiddetine karşı kimlere görevler düşüyor sizce?

Acaba devlet dünyada bir ilke imza atıp, “biz kadınları erkek şiddetinden koruyamıyoruz, o yüzden kendilerini koruyabilmeleri için askere alıyoruz” diye bir seferberlik mi başlatsa…

Biliyorum ironi yapacak sınırı aştık ama elimizden kadın sivil toplum kuruluşlarının büyük bir başarıyla sürdürdüğü “kadın dayanışması” na destek dışında şimdilik çok başka bir şey de gelmiyor.

Çünkü edebiyat yoluyla şiddete karşı direniş toplumu ivedilikle etkilemez. Kadın karakterlerin ve şimdilerde birçok kadının çantasında şiddete uğradığı ilk anda korunabilmek amaçlı deodorant, kolonya vbg spreylerle dolaştığını biliyoruz.

“Şiddeti görünür kılmalıyız”

Bir romancı olarak bu anlamda şiddete karşı çözüm öneriniz bir çağrınız var mı?

Bu edebiyat başta olmak üzere sanatın bütün alanlarında kadına şiddetin toplumu her anlamda çürüttüğünü, kızına, karısına, ablasına veya annesine şiddet uygulayan her erkeğin aileleri, gelecek kuşakları ve toplumu zehirlediğini romanlar, filmler, diziler, şarkılar veya heykeller, resimlerle daha görünür ve farkına varılır kılmak zorundayız. Sanatın farkındalık etkisi çok önemlidir. Edebiyatımızda özellikle kadın yazarlar, kadın karakterleri ve sorunlarını anlatan eserleriyle daima yüz akı oldu.

Romanlar aracılığı ile erkek şiddetine dair farkındalık yaratılabiliyor mu?

Bu soruyu “Tabiat Dörtlemesi” adlı romanlarımın kadın kahramanı gazetecisi Defne Kaman’ı yanıtlamak isterim. Defne, SU romanında “kadın cinayetleri”ni araştırırken kendisi de şiddete uğrama tehlikesi geçirir.

Romanın kadın ağırlıklı yüzbinlerce okuru olduğu düşünülürse bu da farkındalık olarak bir katkıdır.

“Dünyanın en kalabalık ötekileri: Kadınlar”

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Kadınlar binlerce yıldır çeşitli yöntemlerle sistematik olarak her anlamda köleleştirilmiş, eğitim, çalışma, düşünme, yazma, eş seçme ve karar verme gibi insanî tüm  hakları baskılanmış dünyanın en büyük “azınlığı”dır.

Sadece 150-200 yıldır kadınlar artık baş eğmiyor, insan olduklarını haykırıyorlar. Böylece dünyanın en kalabalık “öteki”leri artık “insan uygarlığı” en büyük üretim ve sürdürülebilirlik gücü olduklarını farkına vararak, evlerden çıkıp sokaklara, işyerlerine, yeryüzüne açıldı.

Şiddetin artmasının en önemli nedenlerinden biri bu bence, erkek tarihçiler tarihçilerin inşasına büyük katkıda bulunduğu uyduruk eril masal yıkıldı, gerçek ortaya çıktı.

Kadınlar olmadan insanlığın ve insan uygarlığının var olmadığı ve olamayacağı gerçeği eril sisteme zor kabul edilir geliyor. Oysa beraber, yan yana, şiddetsiz çok da keyifli yaşayabiliriz. Fakat erkeklerin, erkeklerden oluşan ordular kurup, başka erkek ordulara saldırarak binlerce yıldır birbirlerine de şiddet uyguladıklarını yine kendi hemcinsleri tarihçilerin zafer coşkusuyla yazdıklarını da unutmayalım.

Bu düzeni, şiddete karşı, tabiata, hayvanlara, çocuklara kendilerine ve kadınlara şefkatli oğullar yetiştirenler değiştirecek, umuyorum. Çünkü o şefkatli ve had bilir erkeklere de ihtiyacımız var.

Buket Uzuner hakkında

Öğrenimini Hacettepe Üniversitesi’nde, Norveç’teki Bergen Üniversitesi’nde ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Michigan Üniversitesi’nde moleküler biyoloji ve çevre bilimi dallarında tamamladı.

Finlandiya’daki Tampere Teknik Üniversitesi’nde ODTÜ’de Çevre Mühendisliği alanında araştırma görevlisi olarak çalıştı ve yine bu üniversitelerde ders anlattı.

Öğrenim gördüğü yıllarda birçok ülkeye seyahat eden yazar, seyahat ettiği bu ülkelerde çevirmenlik, garsonluk gibi işlerde çalışarak geçimini sağladı. Seyahatlerinde önemli notlar alan ve günlükler yazdı, yazarlık mesleğini tercih etti ve kitap yazmaya odaklandı.

Kitap yazarlığı dışında çeşitli dergilerde de yazdı,  ilk romanı 1991’de yayımlandı.

1991’de İki Yeşil Susamuru, okuyucular tarafından büyük ilgi gördü. 1993’de Balık İzlerinin Sesi, sadece yurtiçinde değil, yurtdışında da başarı yakalayarak yazara Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandırdı.

P.E.N Yazarlar Derneği, T.Y.S Edebiyatçılar Derneği gibi topluluklara üye olan yazar, 1993 ve 1995 yılları arasında TRT’nin Gündemde Sanat Var adlı programının edebiyat danışmanlığını yaptı.

1997 yılında yayımladığı Kumral Ada Mavi Tuna adlı romanının büyük bir başarı elde etmesinin ardından kitap Mediterranean Waltz adıyla Yunanistan ve İtalya dahil birkaç ülkede yayımlandı.

2012 yılında yayımladığı Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları serisinin ilk kitabı olan Su ile kısa sürede çok satanlar listesine yerleşti.

Eski geleneklerinden olan Kamanlığı (Şamanlık) günümüz toplumsal konularıyla birleştirerek okuyucuya aktardığı bu kitabı Toprak isimli roman takip etti.