Banu Yelkovan: Spordaki cinsiyetçilik toplumun yansıması

Evrim Kepenek
Facebook Twitter Google

“Her zaman bakımlı olmak gibi bir zorunluluk var mesela, aynı işi yapan erkeklerde hiç olmadığı kadar…”

Spor Gazetecisi Banu Yelkovan, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliğin mesleğine olan yansımasını böyle özetliyor.

Çok uzun yıllardır erkeklerin istilasındaki spor alanında yazıları ve yorumları ile öne çıkıyor. Öyle ki futbolu yaygın biçimiyle taktik ve teknik üzerinden değil daha çok taraftarların gözünden anlattığı tarzıyla herkesin ilgisini çekmeyi başarıyor.

“Eşit işe eşit ücret alınmaması, cam tavan” gibi sorunlarla baş etmek zorunda kaldığını söyleyen Yelkovan’ın bir cümlesi de spor yorumcusu olmak isteyen kadınlara:

“Bu devirde kimse kimsenin spor konuşmasını ve yazmasını engelleyemez.”

“Çok haksızlığa uğradım”

Spor sizce de halen daha “erkek alanı” olarak mı tanımlanıyor? Yoksa kadınlar bu söylemleri kırdı mı?

Maalesef kıramadı ama kırma yönündeki istikrarlı çalışmalarımız devam ediyor. Spor hem sahada hem saha kenarında hem kulüp yönetimleri olarak ve hem de medyasıyla hala tam bir erkek alanı. İlerlemeler yok mu? Tabii ki var. Yeterli mi? Tabii ki değil. Sene 2020, hala bir kulübe kadın başkan olmanın haber değeri var, çünkü hala bir “ilk” hala istisna.

“Kariyerimin tamamı tatlı bir anı”

Spor yorumcusu olarak erkeklerin söz söylediği bir alandasınız neler yaşıyorsunuz? Var mı tatlı anılarınız?

Bu soru sıklıkla “kötü anınız var mı?” olarak sorulur, hiçbir zaman da aklıma kötü anı gelmez.  Kötü anıları hemen unutan garip bir beynim var. Spesifik bir anı anlatamayacağım o yüzden ama kadın olduğum için daha çok haksızlığa uğradığımı ve sözümün eş değerde görülmediğini hissettiğim zamanlar çok oldu.

Gerçi şimdi siz “tatlı anı” olarak sorduğunuz zaman da farklı bir şey olmadı. Kariyerimin tamamı tatlı bir anı bence. Belki de bu işi yapmamı sağlayan, sporu sevdiren, benim için önemli olan tüm sporcularla yerli-yabancı röportaj yaptım mesela, geriye baktığımda kendi “bucket*” listemde çok az kişi kaldı.

Sevdiğin işi yapmak başlı başına bir lüks zaten, tabii başlangıçta bu kadar kolay olmadı. Olmayan bir kategoriydi “kadın spor yorumcusu”, birkaç kişi vardı sadece.

Gerçi şimdi de çok kolay ya da farklı değil; zaman da kadınların lehine işlemiyor hiçbir alanda; yaş ilerledikçe erkekler tecrübeleniyor, kadınlar yaşlanıyor malum.

“Her zaman bakımlı olmak gibi bir zorunluluk var”

Siz mesleğinizi yaparken bir kadın olarak ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz?

Herhangi bir meslekteki herhangi bir kadının yaşadığı eşit işe eşit ücret ya da cam tavan ya da sözünün ağırlığının eşit olmaması gibi sorunlara ek olarak, ekran önündeki kadınların sürekli göz önünde olmasının getirdiği ek sorunları yaşıyoruz.

Her zaman bakımlı olmak gibi bir zorunluluk var mesela, aynı işi yapan erkeklerde hiç olmadığı kadar.

Ağzınızdan çıkan kelimelerin her birine dikkat etmelisiniz, buna ek olarak göze de güzel gelmelisiniz. Ekranda fiziği ortalama kadın spor yorumcusu bir ben vardım sanırım, geri kalanların hepsi ortalamanın üzerinde güzel kadınlar. Erkeklerde hiç aranmayan bir şart bu.

 Gelelim asıl konumuza…Kadınların, çocukların ve hatta hayvanların sıkça şiddete uğradığı bir ülkede siz şiddetle hiç karşı karşıya geldiniz mi?

Bir kez, hayvanat bahçesinde! Şaka gibi değil mi? Oğlumu Darıca Hayvanat Bahçesi’ne götürmüştük arkadaşlarımla. Eşim yoktu. Anne-çocuk aktivitesiydi.

Her nedense bu aktiviteler genelde anneye kalır malum. Neyse o başka bir konu. Hayvanat bahçesinin her yerinde, girişten itibaren adım başı ve hayvanların kafeslerinin üzerinde, hayvanlara neden yemek verilmemesi, onların farklı beslenme programları olduğu ve bunlara titizlikle uyulduğu, yanlış bir gıdanın o hayvanın ölümüne yol açabileceği gibi uyarılar vardı. Gerçekten adım başı.

Sonra ben birisini uyarma gafletinde bulundum. Her yerde yazılar var, neden yemek veriyorsunuz diye. “Ama yiyor” dedi karşımdaki genç. Ben de, “Çünkü onun okuma yazması yok, muhtemelen sizin vardır?” demek gafletinde bulundum. Resmen üzerime saldırdı. Durumu düşünsenize, kadınım ayrıca yanımda o zaman 4-5 yaşındaki çocuğum var. Etraftan müdahale etmeselerdi, dayak yiyecektim resmen.

Sizin şiddetten korunma pratikleriniz neler? 

Her zaman taksiye binerken birbirimize, eve gidince mesaj at diye bağırırız. Evde yalnızken kurye geldiğinde, boşluğa “Tamam ben açıyorum” diye sesleniriz.

Sporda tribünlerde özellikle yoğun bir şiddet söylemi var bunlara tepkiniz nedir?

Tribün diye bir şey pek kalmadı, pandemi sonrası. Ama tribünün en dolu olduğu zamanlarda ve bu söylemin en çok dillendirildiği dönemlerde bile ben buna şahit olmadım. Yüzlerce maça gittim, kavga gördüğüm ya da karıştığım sayılıdır. Tribünlerde şiddet yoktur ya da hiç olmamıştır diyemem tabii, ama söylendiği kadar yoktur çok rahat derim.

“Çok net hukuki yaptırımlar olmalı”

Sporda cinsiyetçiliği ve şiddeti aşmak için ne yapmak gerekir?

Ne kadar zamanınız var? Ona göre formüle edeyim cevabımı.

Şaka bir yana, spordaki cinsiyetçilik toplumdaki cinsiyetçiliğin bir yansıması. 2019 Kasım’ında ABD’de 50 farklı ülkeden gelen kadın spor yazarlarıyla buluştuk ve bir ay boyunca Amerika’da kadın ve spor konusuyla ilgili hemen her yeri gezdik.

Hem orada gördüklerim hem dünyanın her yerinden gelen meslektaşlarımla yaptığım sohbetlerde bu cinsiyetçilik konusunun dünyanın hemen her yerinde aynı konu başlıkları altında toparlanabileceğini gördüm. İsveç’te de kadınlarla erkekler aynı ücreti almıyorlar, Bangladeş’te de, Türkiye’de de…

Sadece oranlar değişiyor. Cinsiyetçiliği aşmak için adım adım yapılabilecekler belli ve merak eden, zamanı olan varsa kendi kafamdakilerin hepsini uzun uzun paylaşmaya da hazırım, bence tüm kadınlar hazır.

Bu konu üzerinde yıllardır, farklı kademelerde mücadele eden paydaşları bir araya getirip dinleyerek ve önerdiklerinin birazını bile yaparak çok yol alırız.

Şiddeti aşmak ise bambaşka bir konu. Şiddetin çok net hukuki yaptırımları olmalı, orada konuşarak anlaşma noktasını çoktan geride bıraktık. Cezaların en üst sınırdan verilmesi, özellikle kadına karşı şiddetin bir şekilde engellenmesi şart. Aynı kategoriye hayvanları da almalıyız aslında. Kanunlar, kendini koruyamayacak durumda olanları korumalı ki şiddet ortadan kalksın, insanlar bunu akıllarından bile geçiremesin.

Siz spor yorumcusu olmak isteyen kadınlar için bir örneksiniz. Onları cesaretlendirmek için neler söylemek istersiniz?

Vazgeçmesinler, karşılarına çıkan fırsatları değerlendirsinler. Bu devirde kimse kimsenin spor konuşmasını ve yazmasını engelleyemez. Yazmak isteyen blog açar, instagramından, twitter’ından yazar ama yine de yazar. İstikrarlı olarak yazarsa da dikkat çeker.

Spor sadece futboldan ibaret değil. İlgi görmek isteyen, kim olursa olsun, yeter ki birisi konuşmaya gelsin diye bekleyen o kadar çok spor dalı ve sporcu var ki?

TIKLAYIN – Çiğdem Toker: Savunma sporu öğrenmiş olmayı isterdim

TIKLAYIN – Kadıgil: Meclis, hali vakti yerinde yaşlı erkekler kulübü

TIKLAYIN – Ayşe Acar-Başaran: En etkili öz savunma örgütlü mücadele

TIKLAYIN – Trans kadın Niler: Gücümüzün farkında değiliz 

TIKLAYIN – Itır Erhart: Anneliği her şeyin üstünde tutmanız bekleniyor 

Banu Yelkovan hakkında

Sainte Pulcherie, Saint Michel’den sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirdi. Paris’te fotoğrafçılık okudu.

Üniversite yıllarında önce Milliyet Gazetesi’nde, sonra Sabah Grubu’nun gazete ve dergilerinde muhabirlik, çevirmenlik, editörlük yaptı.

2006 yılında, derginin yayım hayatına hazırlanma sürecinde başladığı ve iki yıla yakın sürdürdüğü FourFourTwo Dergisi Genel Yayın Yönetmenliğini bıraktı.

Avrupa futbolu meraklısı. Futbolun taktik, tekniğinden çok güler yüzlü tarafıyla ve geri planda kalan hikayeleriyle ilgileniyor.