Blog

Erkek Şiddeti Eylül 2018

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Eylül’de en az 23 kadını ve iki çocuğu öldürdü; dört kadına tecavüz etti; 24 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 22 kadını taciz etti; 19 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 36 kadına şiddet uyguladı.

Bu cinayetlerin dışında, Mardin’de Gürcistan vatandaşı bir kadın cinayetinde fail henüz belirlenemedi. Antalya’da bir kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Şubat ayında İstanbul’da öldürülen Modovalı Tatiana A.’nın katilinin arkadaşının oğlu olduğu belirlendi.

Erkekler 2018’in ilk dokuz ayında en az 183 kadın ve 10 çocuk öldürdü; 50 kadına tecavüz etti; 162 kadını taciz etti; 375 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 279 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 316 kadını yaraladı.

1 Eylül

Şiddet – yaralama

* Aksaray’da bir erkek, karısı D.T.’yi (73) evde darp etti.

Taciz

* Samsun’da O.C. (42) akrabası 28 yaşındaki kadını mektupla taciz etti. O.C. gözaltına alındı.

4 Eylül

Cinayet

* Mersin’de şizofreni hastası M.K. (42) karısı Zehra Kaya (35), çocukları Onurcan Kaya (18), Esmanur Kaya (7) ve Rabia Kaya’yı (4) tabancayla öldürdü. Erkek cinayetlerden sonra intihar etti. M.K.’nin bir süre önce tedavisini kestiği ifade edildi. (Çeteleye ruh hastalıkları olan kişilerin işlediği cinayetleri almıyoruz ancak bu vakada, failin reçeteli ilaçlarını Mayıs ayında bıraktığı belirtiliyor.)

* Mersin’de A.A., ev sahibi Pakize Kurt’u (62) çıkan tartışma sırasında bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan A.A. ve yanındaki kadın arkadaşı Y.K. yakalandı.

Cinayet – yaralama

* Trabzon’da T.Ç. evden ayrılan dini nikahlı karısı H.K.’yi ve iki üvey oğlunu kayınvalidesinin evinde tabancayla yaraladı, kayınvalidesi Bedriye Kargı’yı (68) öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

5 Eylül

Cinayete Teşebbüs

* Isparta’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan T.Z. kızlarının evinde karısı L.Z.’yi barışma teklifini reddettiği için boğazından ve göğsünden defalarca bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs etti. T.Z. olaydan sonra intihara teşebbüs etti. Yaralı olarak hastaneye kaldırılan L.Z.’nin hayati tehlikeyi atlattığı ifade edildi. T.Z. tutuklandı.

Taciz

* Samsun’da K.D. girdiği kadınlar tuvaletinde R.İ.’yi (21) röntgencilik yaparak taciz etti. R.İ.’nin bağırması üzerine kaçan K.D. çevredeki erkekler tarafından darp edildi. Gözaltına alınan K.D. adli kontrolle serbest bırakıldı.

Seks İşçiliğine Zorlama – Çocuk İstismarı

* Karaman’da beşi erkek altı kişi, yaşları 16-17 olan kız çocuklarına zorla seks işçiliği yaptırdı. Gözaltına alınan altı kişiden ikisi tutuklandı.

Şiddet – yaralama – tehdit

* İstanbul’da emniyet müdürlüğünde komiser, müvekkili için karakola gelen avukat kadını sigara içme alanında “Burada çok avukat dövdük, sizi de dövelim mi” dedikten sonra copla eline vurdu, kadına tabancasını doğrulttu. Havaya ateş ettikten komiser tabancayı bir yere bırakıp ayrıldı ve bu sefer de karakolda çalışan temizlik işçisi kadın silahı alarak avukat kadına doğrulttu. Avukat kadın kaçarak kurtuldu. Kadının şikayeti üzerine komiser dahil dört kişinin açığa alındığı ifade edildi.

* Ankara’da İ.A., tanımadığı N.B.’yi otobüste öldürmekle tehdit etti, darp etmeye teşebbüs etti, kadının direnmesi üzerine erkek otobüsten indi ve kaçtı. N.B. çekmiş olduğu video ile erkekten şikayetçi oldu. İ.A.’nın üç ayrı suçtan araması ve hakkında yakalama kararı olduğu ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Adana’da M.A.Ö. (45) saklambaç oynayan M.M.G.’ye (8) saklandığı apartman bodrumunda cinsel istismarda bulundu. M.A.Ö. diğer çocukların oyun sırasında bağırması üzerine kaçtı. Erkeğin M.M.G.’ye daha öncede cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi. Olay M.M.G.’nin ailesinin kızlarındaki davranış değişikliğini fark etmesiyle ortaya çıktı. M.A.Ö. tutuklandı.

6 Eylül

Cinayet

* Denizli’de Ö.K. (24) 18 gün önce evlendiği karısı Makbule Kocaman’ı (24) “ben senden daha çok kazanırım” dediği için boğarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.  Ö.K.’nin kadına birliktelikleri süresince şiddet uyguladığı, son şikayette Makbule Kocaman’a altı ay çağrılı koruma, erkeğe de üç ay uzaklaştırma kararı verildiği ifade edildi. Çiftin karara rağmen birlikte yaşadıkları öne sürüldü.

Şiddet – yaralama

* Konya’da O.K. (47) eski karısı A.K.’yi (37) noterde darp etti, iki çocuğu alarak kaçtı.

Tecavüz

* Konya’da R.S.Ç. (25) komşusu H.K.’ye (22) motosikletiyle götürdüğü dağlık alanda tecavüz ve darp etti. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek cinsel saldırı ve kasten yaralamadan adliyeye sevk edildi.

7 Eylül

Taciz

* Antalya’da D.N. (23) tanımadığı beş kadını farklı zamanlarda taciz etti. Olay, D.N.’nin üçü çocuk dört kişiyi yaraladıktan sonra adli kontrolle serbest bırakılması haberinin sosyal medyaya düşmesiyle ortaya çıktı. Erkeği teşhis eden beş kadın D.N.’den şikayetçi oldu. Gözaltına alınan erkek cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, kasten yaralama ve darptan tutuklandı.

Kaçırma – Çocuk İstismarı

* İzmir’de E.G. (24) evlilik vaadiyle akrabası C.E.’yi (16) kaçırdı, altı ay süreyle alıkoyduğu kızı darp etti, ailesiyle görüşmesini engelledi. C.E.’nin ailesinin şikayeti üzerine C.E. polis operasyonuyla kurtarıldı.

Tecavüz

* Tekirdağ’da market sahibi Z.B., çalışan Ö.D.’ye bahaneyle götürdüğü depoda tecavüz etmeye çalıştı, Ö.D. erkekten kaçarak kurtuldu. Ö.D. olayı ailesine anlattıktan sonra iskeleden denize atlayarak intihara teşebbüs etti. Çevredekiler tarafından kurtulan Ö.D. erkekten şikayetçi oldu. Z.B. tutuklandı.

Çocuk İstismarı – Zorla ve Erken Yaşta Evlendirme 

* Diyarbakır’da A.Y. (21), B.S. (14) ile zorla evlenmeye çalıştı. Düğün salonuna polis tarafından yapılan baskınla A.Y. ve B.S.’nin ebeveynleri gözaltına alındı.

8 Eylül

Cinayet

* Ankara’da N.U. (68), sevgilisi Jale Çağlar’ı (58) kafede tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

Şiddet – yaralama

* Denizli’de antrenör D.D., Karate Milli Takım oyuncusu D.S.T.’yi (14) maçta yenildiği için spor salonunda defalarca yumruk atarak darp etti. D.D.’nin maçtan önce D.S.T.’ye bir erkek sporcuyla konuştuğu için yüzüne su şişesi fırlattığı ifade edildi. D.S.T. annesiyle birlikte darp raporu alarak erkekten şikayetçi oldu.

* Aksaray’da T.T. karısı Y.T.’yi (20) sokakta darp etti.

* Aksaray’da bir erkek, karısı K.S.’yi (49) ve kendisini engellemeye çalışan kızı M.S.’yi (19) evde darp etti. Erkek gözaltına alındı.

* Antep’te bir erkek, karısı S.S.’yi (40) darp etti, öldürmekle tehdit etti. Daha önce S.S.’nin kolunu kıran erkeğin beş yıldır madde bağımlısı olduğu ve S.S.’ye sistematik olarak şiddet uyguladığı ifade edilirken S.S. şikayetçi olmasına rağmen uzaklaştırma ve koruma kararının çıkmadığını, erkeğe altı ay hapis cezası verildiğini ancak cezanın infaz edilmediğini belirtti.

* Kayseri’de M.Z.K. (44), karısı A.K.’yi (35) evde darp etti. Olaydan sonra evden ayrılan A.K. ailesinin evine gitti, A.K.’nin babası Z.K. eve gelen M.Z.K.’yi çıkan tartışmada av tüfeğiyle öldürdü.

Çocuk İstismarı

* Samsun’da bir erkek, kızı B.Ü.’ye (14) cinsel istismarda bulundu, zorla alkol ve uyuşturucu madde içirdi ve uyuşturucu madde satmaya zorladı. B.Ü. evden kaçarak gittiği teyzesiyle birlikte erkekten şikayetçi oldu.

9 Eylül

Taciz

* İstanbul’da garson H.F.C., Suriyeli müşteri I.H.’yi lokantada taciz etti. Kadının olayı anlattığı ailesi H.F.C.’yi darp etti.

Çocuk İstismarı

* Çanakkale’de L.V. (48) sahilde kız çocuklarına cinsel istismarda bulundu. Çevredekilerin ihbarı üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Taciz

* Manisa’da bir erkek, tren garında üst geçitten geçen kadınları teşhircilik yaparak taciz etti. Güvenlik görevlisi erkeği yakaladı ve polis çağırdı.

10 Eylül

Çocuk İstismarı

* İzmir’de yetişkin yaştaki G.B,. daha önceden ilişki teklif ettiği M.Ş.’nin (12) yolunu kesti, tekrar ilişki teklif etti. M.Ş.’nin babası ve erkek akrabaları G.B.’ye linç teşebbüsünde bulundu. Gözaltına alınan erkek adli kontrolle serbest bırakıldı.

* İzmit’te H.K. (35) 6 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Olayın ortaya çıkması üzerine H.K. linç edilmek istendi. H.K. gözaltına alındı.

11 Eylül

Cinayet

* Kocaeli’de hakkında uzaklaştırma kararı bulunan S.P. (67) karısı Elif Parlakyıldız’ı (45) zorla girdiği evinde tabancayla defalarca el ateş ederek ölürdü. Cinayetten sonra yakalanan erkek ilk ifadesinde kadının biriyle ilişkisi olduğunu düşündüğü için cinayeti işlediğini söyledi.

Tecavüz

* Aydın’da Suriyeli bir erkek, yeğeni A.İ.’ye (19) tecavüz etti. Kadının şikayeti üzerine erkek gözaltına alındı.

Şiddet – Rehin Alma

* İstanbul’da profesyonel asker U.D. (22), nişanlısı H.K.’yi (19) çalıştığı okulda 1,5 saat boyunca bıçakla rehin aldı. Müzakere sonucu teslim olan U.D. gözaltına alındı. U.D.’nin H.K.’nin sosyal medya hesaplarına gizlice baktığı, kendisini aldattığını düşündüğü için birliğinden izin alıp İstanbul’a geldiği ifade edildi. H.K. erkekten şikayetçi olmadı. Gözaltına alınan erkek nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı. H.K. hakkında çeşitli suçlardan 6 yıldan 22 yıla kadar hapis cezası talebiyle iddianame hazırlandı.

Çocuk İstismarı

* Çorlu’da E.G., aynı mahallede oturan 10 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Gözaltına alınan E.G. linç edilmek istendi.

* Batman’da N.G. (29) para verdiği 11 yaşında kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Gözaltına alınan erkek ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

12 Eylül

Cinayet

* Kırklareli’de A.Y., oğlu A.Y. ile birlikte kızı Tuğba Yıldırım’ı (27) ve birlikte yaşadığı sevgilisi Caner Atlı’yı (34) İstanbul’a dönmediği için tabancayla öldürdü. Tuğba Yıldırım’ın iki yıl önce evden ayrılarak, sevgilisi ile İstanbul’da yaşamaya başladığı ifade edildi. Cinayetten sonra kaçan erkekler yakalandı.

* Aksaray’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan R.Ç. (44) karısı Nuray Çil’i (43) satış yaptığı tezgahın önünde av tüfeğiyle öldürdü. Erkek cinayetten sonra kaçtı.

Kaçırılma İddiası

* Burdur’da Y.Y.’nin (17) bir ay önce babasıyla arasında husumet bulunduğu öne sürülen A.B. tarafından kaçırıldığı iddia edildi. Y.Y.’nin babası muhtar aracılığıyla kendisine 30 bin lira teklif edildiğini söyledi. Y.Y.’nin ailesinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada henüz Y.Y. ile ilgili bilgiye ulaşılmadığı belirtildi.

Şiddet – yaralama

* Zonguldak’ta S.U. (32) karısı Ş.U. (29) ve sevgilisi olduğu öne sürülen B.A.’yı (31) darp ederek yaraladı. Taraflar birbirlerinden şikayetçi oldu.

Taciz

* Ankara’da İ.A. (45) belediye otobüsünde yanındaki koltukta oturan Ö.B.’yi (33) ve kadının kalkması üzerine yerine oturan A.S.’yi (19) taciz etti. A.S.’nin erkeğe tepki göstermesi ve yerinden kalkması üzerine Ö.B. erkeğin kendisini de taciz ettiğini ifade etti. Ö.B. araçta erkeğin davranışlarından korktuğu için tepki veremediğini söyledi. Kadınların şikayeti üzerine otobüs dürdü, polis çağrıldı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Hatay’da şehirlerarası otobüs muavini erkek, yolculuk yapan Suriyeli 15 yaşında bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Kızın annesinin mola tesisinde muavine Arapça “Burada bir sürü kadın var” dediğini duyan Türkiyeli kadın yolcu E.D., kadın ve kızıyla tuvalette konuştu, kadının muavinin kızına tacizde bulunduğunu söylediğini ifade etti. E.D.’nin şikayetçi olmalarını söylediği kızın babası “Yok yok muavin özür diledi Allah büyük” dediğini belirtti. E.D. tekrar otobüse bindiklerinde muavinin olmadığını söyledi. Turizm Şirketinin Hatay şubesinin basına “Bu konu hakkında tarafınıza bir bilgilendirme paylaşamayız. Bu konu hususunda birçok şikâyet ve talep oluşturulabiliyor. Geldiyse ya da gelmediyse tarafınıza bilgi veremeyiz yetkililer zaten ilgilenir” dediği ifade edildi.

13 Eylül

Cinayet

* İstanbul’da N.G. birlikte yaşadığı sevgilisi Faslı İmane Marras’ı başka bir sevgilisi olduğunu düşündüğü için tüfekle öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. Olay sırasında kadının sevgilisi olduğu öne sürülen erkeğin evde olduğu, cinayet işlenince olay yerinden kaçtığı öne sürüldü, o erkek de soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

* Adana’da evli ve 6 çocuğu olan H.G. (35), birlikte yaşadığı sevgilisi Sezen Aslanbaba’yı (30) tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

 Seks İşçiliğine Zorlama

* Balıkesir’de V.Ç. (26) ve M.A. (39) engelli M.K.’ye (25) zorla seks işçiliği yaptırdı. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkekler tutuklandı.

Tecavüz

* Muğla’da İngiltere vatandaşı D.T.M. (35), İngiltere vatandaşı E.L.H.’ye (27) zorla girdiği evinde tecavüz etmeye çalıştı, direnen kadını darp ederek yaraladı. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek kasten yaralama ve cinsel saldırıdan tutuklandı. D.T.M.’nin ülkesinde birkaç suçtan hükümlü olduğu ve cezaevinden izinli çıkarak Türkiye’ye tatile geldiği ifade edildi.

Şiddet – yaralama

* Kocaeli’de ikisi erkek, biri kadın toplam üç kişi, tanıdıkları trans kadınlar E.K., A.K. ve M.Ç.’yi evlerinde silah zoruyla tehin aldı, kadınları darp etti, saldırganlar evdeki para ve değerli eşyaları çaldı. Yakalanan saldırganlar nitelikli yağma, kasten yaralama ve görevli memura mukavemetten gözaltına alındılar.

14 Eylül

Faili Belirlenememiş Cinayet

* Mardin’de Gürcistan vatandaşı Melisa İlma (45) evinde bıçaklanarak öldürüldü. Cinayetle ilgili soruşturma devam ediyor.

Şiddet – yaralama

* İstanbul’da bir erkek, gelini E.G.’ye (28) kumar oynamak için istediği parayı vermediği bahanesiyle dokuz saat boyunca işkence yaptı. E.G. erkeğin sızması üzerine evden çıkıp darp raporu alarak erkekten şikayetçi oldu. Erkek ifadesinin ardından serbest bırakıldı. E.G.’nin erken yaşta ailesi tarafından zorla evlendirildiği, kayınpederi tarafından 12 yıldır sistematik fiziksel şiddete ve ekonomik şiddete maruz bırakıldığı ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Ankara’da bir erkek, sokakta tanımadığı bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Çocuğun olayı anlattığı ailesi ve komşuları erkeği yakalayarak polis ekiplerine teslim etti.

* Urfa’da S.G. (60), para vererek aracına bindirdiği M.K.’a (12) araçta cinsel istismarda bulundu, kızın çığlık atması üzerine çevredekiler erkeğe müdahale etti. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

15 Eylül

Şiddet – yaralama – Tecavüz

* Aydın’da A.Ç. (35) eski karısı M.Ö.’ye (22) çocuklarını görme bahanesiyle gittiği evinde tecavüz etmeye çalıştı, direnen kadını yüzünden ve boğazından kırık camla yaraladı, darp etti. Olaydan sonra kaçan erkek tutuklandı. M.Ö.’nün erkekten altı ay önce boşandığı, evlilikleri süresince erkeğin sistematik şiddetine maruz kaldığı ifade edildi.

Şiddet – yaralama

* Lüleburgaz’da bir erkek, karısını evde darp etti. Kadın sistematik şiddete maruz kalan kaldığı için yaşadığı binanın beşinci katına çıkarak intihar etmek istedi. Olay yerinde bulunan bir inşaat işçisi tarafından engellendi.

* Konya’da B.O. (20) annesi H.E.’yi evde darp etti. Olayı öğrenen H.E.’nin abisi U.E. eve geldi, çıkan tartışmada B.O.’yu bıçakla yaraladı. U.E. gözaltına alındı.

Çocuk İstismarı

* Tokat’ta esnaflar A.B. (53), M.Ç. (47) ve S.G. (17) aynı mahallede yaşayan zihinsel engelli C.Y.’ye (14) farklı zamanlarda cinsel istismarda bulundu. Olay, C.Y.’nin hareketlerinden şüphelenen annesinin gebelik testi yaptırmasıyla ortaya çıktı, C.Y.’nin yeni haftalık hamile olduğu ifade edildi. Üç erkek de tutuklandı.

16 Eylül

Şiddet – yaralama

* Antalya’da H.T., sevgilisi T.A.’yı sokakta darp etti, yerde sürükledi, T.A. bayıldı. Çevredekiler erkeği bir süre izledikten sonra müdahale etti. T.A. yaralı olarak hastaneye kaldırılırken, erkek gözaltına alındı.

17 Eylül

Şüpheli Ölüm

* Antalya’da Zehra İmişler’in (27) cesedi sulama kanalında bulundu. Kadının ölüm nedeni için otopsi raporu bekleniyor.

Çocuk İstismarı

* Afyon’da M.O., 14 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulundu.  Olay, M.O.’nun oğlunun şikayetiyle ortaya çıktı. M.O. tutuklandı.

18 Eylül

Çocuk İstismarı

* Antalya’da B.D. (62) tanımadığı A.A.’ya (12) markette cinsel istismarda bulundu, kızın bağırarak kaçması üzerine çevredekiler A.A.’ya müdahale etti. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Şiddet – yaralama

* Ankara’da E.D. (30) karısı C.D.’yi (24), kayınpederi H.E., eniştesi B.E. (23), baldızı K.Ç.’yi ve H.E.’nin arkadaşı T.Y. adlı erkeği bıçakla yaraladı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı. C.D. erkekten şikayetçi olmazken, K.Ç. ve T.Y.’nin hayati tehlikelerinin devam ettiği belirtildi.

19 Eylül

Cinayet

* İstanbul’da B.A. (85) karısı Esma Aksakal’ı (76) sosyal medya hesapları yüzünden çıkan tartışmada kalbinden bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra intihara teşebbüs eden erkek tutuklandı. B.A. ilk ifadesinde karısının kendisine “Evi terk et. Artık sana güvenmiyorum” dediğini, ardından cinayeti işlediğini söyledi.

Şiddet – yaralama

* Antalya’da pazarda satıcı E.C. ve A.B., müşterileri D.T.’yi (19) ve ablası R.E.’yi (28) satın aldığı ruju değiştirmek istediği için dakikalarca darp etti. E.C. ve A.B.’ye pazardaki diğer satıcılar müdahale etti.

20 Eylül

Cinayet

* Maraş’ta M.D. (64) karısı Gönül Demir’i kendisinden şikayetçi olduğu için av tüfeğiyle öldürdü. Gönül Demir’in şiddet gördüğü için erkekten şikayetçi olduğu, M.D.’nin cinayeti uzaklaştırma kararı üzerine işlediği ifade edildi. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

* Denizli’de K.S., boşanma aşamasında olduğu karısı Şengül Sezgince’yi davanın görüldüğü gün adliye çıkışında tabancayla öldürdü, kadının kız ve erkek kardeşini yaraladı. Cinayetten sonra intihar etmeye çalışan erkek yakalandı.

* Iğdır’da M.Ç. (50), boşanma aşamasında olduğu karısı Güneş Çağraş’ı (45) barışma teklifini reddettiği için sokakta defalarca bıçaklayarak öldürdü. Cinayete çiftin çocukları ve komşuları şahit oldu. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

Taciz

* İstanbul’da bir erkek takip ettiği iki kadını teşhircilik yaparak taciz etti.

Çocuk İstismarı

* Tokat’ta köy muhtarı C.E., aynı köyde yaşayan E.T.’ye (17) cinsel istismarda bulundu. Kayınpederinden şiddet gördüğü için şikayetçi olan erken yaşta evlendirilen E.T. soruşturma kapsamında istismar olayını anlattı. C.E. tutuklandı.

21 Eylül

Şiddet – yaralama

* Antalya’da kamyonet sürücüsü H.K., tanımadığı işitme engelli Y.G.’yi (40) çaldığı kornayı duymadığı için aracından inerek darp etti, kadının kolunu kırdı. Erkek olaydan sonra kaçarken çevredekilerin erkeğe müdahale etmediği ifade edildi. Kadının şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada H.K. ve olay sırasında yanında bulunan A.H. adlı erkek gözaltına alındı.

* Bursa’da araç sürücüsü U.P. (35) aracıyla çarpıp yere düşmesine sebep olduğu A.M.’yi (32) tepki gösterdiği için aracından inerek darp etti. Olaydan sonra kaçan erkek kadının şikayeti üzerine yakalandı.

* Adana’da M.G., kısa bir süre önce evden ayrılan karısı S.G.’yi arkadaşlarının evinde tabancayla yaraladı. Olaydan sonra kaçan erkek yakalandı. S.G.’nin olaydan bir gün önce erkek hakkında şikayette bulunduğu ifade edildi.

Siber Taciz

* Sakarya’da C.K. sosyal medyada kendisini çocuk cerrahı olarak tanıtıp iletişime geçtiği kadınlardan çocuklarının genital bölge fotoğraflarını istedi. Bir kadının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında C.K. gözaltına alındı.

22 Eylül

Cinayet

* Aksaray’da M.B. (35) dini nikahlı karısı Aynur Gedik’i (37) “evin içinde sigara içme” dediği için elleri ve ayaklarını bağladıktan sonra boğarak öldürdü. Cinayette sonra berbere giden erkek gözaltına alındı.

23 Eylül

Cinayet

* Muğla’da T.K. (44) eski karısı Fulya Arpat’ı (35) çocuklarını getirdim diye yalan söyleyerek girdiği evinde boğarak öldürdü. Cinayetten sonra teslim olan erkek ilk ifadesinde cinayeti kıskançlık sebebiyle işlediğini söyledi. T.K.’nin üç gün önce evden iki çocuğunu kaçırdığı ve başka ilde oturan ailesinin yanına götürdüğü ifade edilirken Fulya Arpat’ın şiddet gerekçesiyle geçen yıl erkekten boşandığı, velayet davalarının devam ettiği belirtildi.

* Mersin’de H.S., ev sahibi Hanım İzollu’yu (30) tüfekle öldürdü, kocası B.İ. (41) ve kızları G.İ.’yi (7) tüfekle yaraladı. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

Cinayete Teşebbüs

* Kocaeli’de bir iş merkezinde gece bekçisi H.İ. (71) aynı merkezde çalışan ve ısrarla sevgili olmak istediği F.G.’yi (31) ilişki teklifini reddettiği için defalarca el ateş ederek ağır yaraladı. Cinayete teşebbüs eden erkek intihar etti. F.G.’nin hayati tehlikesi devam ediyor.

Faili Belirlenememiş Çocuk Cinayeti

* Kars’ta yedi gün önce kaybolan Sedanur Güzel’in (9)  öldürüldüğü belirlendi. İlk otopsi raporunda cinsel istismar bulgularına rastlandığı öne sürülürken, kesin ölüm sebebi henüz belirlenemedi. Cinsel istismar iddiaları Valilik tarafından yalanlandı. Başsavcılık olayla ilgili yayın yasağı getirdi. Cinayetle ilgili üç erkek tutuklandı, soruşturmanın devam ettiği ifade edildi.

Şiddet – yaralama

* İstanbul’da iş insanı D.M. (75), karısı R.M.’yi (53) darp etti, kadına zorla boşanma dilekçesi imzalatmaya çalıştı, kabul etmeyen kadını evden kovdu. D.M.’nin kadına fiziki ve psikolojik şiddet uyguladığı belirtildi. Kadının şikayet üzerine Aile Mahkemesi D.M.’yr iki ay süreyle uzaklaştırma kararı verildi.

Çocuk İstismarı

* Burdur’da M.G. (27) karısının yeğeni S.Y.’ye (13) cinsel istismarda bulundu. S.Y.’nin rehber öğretmenin şüphelenmesiyle olay ortaya çıktı. M.G. tutuklandı.

25 Eylül

Cinayet

* İstanbul’da H.K. (45), karısı Zekiye Keleş’i (43) evde bıçaklayarak öldürdü. Olay sırasında kendisini savunmak isteyen kadın, erkeği ağır yaraladı. H.K.’ye beş ay önce evden uzaklaştırma kararı verildiği, Zekiye Keleş’in yakınlarının ısrarıyla erkekle barıştığı ifade edildi.

* İstanbul’da A.Ş. (43) boşanma aşamasında olduğu karısı Birsen Ş.’yi (37) sokakta tabancayla ağır yaraladı. Olaydan sonra kaçan erken intihara teşebbüs etti. Hastaneye kaldırılan A.Ş. ve B.Ş.’nin hayati tehlikelerinin devam ettiği ifade edildi.

26 Eylül

Cinayet

* Adıyaman’da B.A. (76) dini nikahlı karısı Emine Orki’yi (61) ve oğlu Enes Avcı’yı (18) tabancayla öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek jandarmayla girdiği çatışma sonucunda yaralı olarak yakalandı. B.A.’nın 34 yıl önce ilk karısını, çocuğunu ve teyzesinin oğlunu öldürdüğü, bu suçlardan iki kez cezaevinde yattığı ifade edildi.

Cinayete Teşebbüs

* Trabzon’da emekli profesyonel asker O.H. (62) karısı A.H. (55) ve kızı B.H.’yi (21) tabancayla yaraladı, oğlu O.H.’yi (24) öldürdü. B.H.’nin camdan yardım istemesi üzerine eve gelen komşuları O.H.’ye müdahale etti. Erkek cinayetten sonra gözaltına alındı.

27 Eylül

Şiddet – yaralama

* Antalya’da A.N.T. (36) sevgilisi Ç.B.’ye (22) sosyal medyadan gülücük emojisi gönderdiği için dakikalarca işkence yaptı, defalarca bıçaklayarak yaraladı. Komşuların ihbarı üzerine eve gelen polis ekipleri A.N.T.’yi kadını bıçaklarken yakaladı. Erkek tutuklandı.

* Adana’da bir erkek C.C.’yi (24) bir evde bıçaklayarak ağır yaraladı. Olay sırasında yanında bulunan E.A. ve bir erkek C.C.’yi hastaneye götürdü. Erkekler gözaltına alındı.

* Urfa’da bir erkek, evden ayrılan ve boşanmak isteyen karısının yaşadığı ailesinin evini bastı, pompalı tüfekle ateş açtı. Olay sırasında kimse yaralanmazken, saldırgan erkek kaçtı.

Taciz

* İzmir’de bir okulda temizlik işçisi M.İ. iş arkadaşı engelli A.Y.’yi taciz etti. A.Y. önce erkeği okul müdürüne şikayet etti, herhangi bir işlem yapılmayınca Valiliğe şikayette bulundu. M.İ. hakkında soruşturma başlatıldı.

28 Eylül

Cinayet

* Bursa’da Ü.V. (30) ayrılmak isteyen sevgilisi Şengül Vatansever’i (35) araçta üzerine benzin dökerek yaktı, kendisi de yanan Ü.V. sonra kadını araçtan atıp kaçtı. Hastaneye kaldırılan Şengül Vatansever faili polis ekiplerine söyledi. Bursa’daki devlet hastanesinin yanık ünitesi tadilatta olduğu için Kocaeli’ne sevk edilen kadın hayatını kaybetti. Ü.V.’nin hayati tehlikesinin devam ettiği belirtildi.

* Isparta’da B.Ç. (43), yardım etmek için aracına binmesini teklif ettiği Nurten Avar’ı ve aynı şekilde farklı zamanda aracına binen Suna Özbey’i kaçırdığı yerde boğarak öldürdü, kadınların ziynet eşyalarını çaldı. Cinayetlerden sonra kaçan erkek gözaltına alındı. Suçlarını itiraf eden zanlının 2000 yılında Müzeyyen Gürgen’i defalarca bıçaklayarak öldürdüğü ve ziynet eşyalarını çaldığı, bu suçtan girdiği cezaevinden kısa bir süre önce tahliye edildiği ifade edildi.

Siber Taciz

* İstanbul’da şarkıcı T.T., P.E. ısrarlı takip edip mesaj yolladığı sosyal medya hesabından taciz etti. P.E. erkeği sosyal medyada ifşa etti.

29 Eylül

Şiddet – yaralama

* Aksaray’da T.C. kardeşi H.C. ile birlikte gelini F.S.’yi (33) darp etti.

Taciz

* Batman’da H.T. son 1,5 ay içinde beş kadını farklı zamanlarda taciz etti. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

* Tekirdağ’da A.D. tanımadığı R.Ö. ve S.Ç.’yi iş çıkışlarından sonra takip etti, kadınları sokakta taciz etti. Kadınların şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Antalya’da üç erkek yedi kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

* İstanbul’da yedisi erkek sekiz kişi Türkiye vatandaşı olmayan 16 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı.

30 Eylül

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* İstanbul’da Şubat 2018’de evinde öldürülen Moldova asıllı Tatiana A.’nın cinayet zanlısının arkadaşının oğlu A.G. olduğu ortaya çıktı. A.G.’nin cinayetten sonra evde bulunan paraları çaldığı ifade edildi. A.G.’nin cinayeti Tatiana A.’nın kendisine para vermediği için işlediği öne sürüldü. Erkek tutuklandı.

Şiddet – yaralama

* Balıkesir’de bir erkek sokakta karısını darp etti. Erkek gözaltına alındı. (BB/ÇT)

Cinsel Saldırıyla Suçlanan Yargıç Kavanaugh Artık Yüksek Mahkeme Üyesi

ABD Senatosu, hakkında cinsel saldırı iddiaları olan yargıç Brett Kavanaugh’un Yüksek Mahkeme’de ömürboyu üyeliğini onayladı.

ABD’de hakkında cinsel saldırı iddiaları olan yargıç Brett Kavanaugh, Yüksek Mahkeme’de ömürboyu üye olarak yerini aldı.

ABD Senatosu, dün gerçekleştirilen nihai oylamayla 48’e karşı 50 oyla Kavanaugh’un Yüksek Mahkeme’de ömür bıyu yargıç olarak görev yapmasını onayladı.

Kavanugh’un Salı günü Yüksek Mahkeme’deki koltuğuna oturması bekleniyor.

TIKLAYIN – Time’s Up: Trump’ın Yargıç Adayı Kavanaugh Neden Tartışma Yarattı?

Oylamaya protestolar nedeniyle 4 kez ara verildi

ABD Başkanı Donal Trump’ın aday gösterdiği Kavanaugh hakkında birden fazla cinsel saldırı iddiası var. Ayrıca Bush hükümetinin hükümlülere işkence ve başka insan hakları ihlalleri uygulamasında rol aldığı da hakkındaki suçlamalardan.

Kavanaugh’un Yüksek Mahkeme adaylığına karşı haftalardır tartışmalar ve protestolar sürüyor.

Dün Senato’da yapılan oylamaya da protestolar nedeniyle en az dört kere ara verildi.

Ancak Senato küçük bir oy farkıyla Kavanaugh’un üyeliğini onayladı. (ÇT)

Kürtçe-Türkçe Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Sözlüğü Yayında

IPS İletişim Vakfı/bianet’in “Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Online Kütüphanesi ve Elkitabı” projesi kapsamında bianet kurdî editörleri Murat Bayram ve Ferid Demirel’in hazırladığı, Kürtçe-Türkçe Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Mini Sözlüğü yayınlandı.

Toplumsal cinsiyet odaklı haberlerde sıkça kullanılan kelimelerin yer aldığı sözlük bianet kurdî editörleri Murat Bayram ve Ferid Demirel tarafından belli aralıklarla güncellenerek sözlüğün kapsamı genişletilecek.

Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yaparken kafamıza takılan ve bir çözüme kavuşturduğumuz kelimelerden oluşan sözlüğün önsözünde şu ifadelere yer verildi:

Kişisel olarak hayatlarına dokunmadığımız insanları toplumun bize aktardığı “filtre” ile görüyoruz. Toplumsal cinsiyet hakkındaki algımız da birçok konu hakkındaki algımız gibi… İçinde yaşadığımız toplumun “algı mirasının” bir ürünü. Bu mirasın avantajlı grupları arasında isek, mesela heteroseksüel erkek isek, dezavantajlı grupların, kadınların ve LGBTİ’lerin haklarına karşı farkına varmadan körleşebiliyoruz.

bianet’in sorumluluğu tam olarak burada başlıyor: “Farkındalık yaratmak ve farklı bir iletişimin olduğunu gösterebilmek.” Ne dersek ya da ne yaparsak başkasının hakkını ihlal ederiz/etmeyiz sorusunu sormak…

bianet Kurdî yayına başladığı Mayıs 2016’dan beri Kürtçe’ye “üzerine düşünülmüş metinler” kazandırmakta. Kendimize yüklediğimiz misyon gereği, Kürt dili imlâ ve gramerine uygun haberleri/makaleleri yayınlarken aynı zamanda hak haberciliğinin gereklerine göre cümle dizmek ve kelime bulmak zorundayız.

Böylesi tecrübe ve çalışmaların ürünü olan ve haber/çeviri pratiğimizde bizzat kullanarak deneyimlediğimiz kelimelerin derlemesini yapıp, bu kelimeleri bir minisözlükte topluyoruz.

“Kürtçe-Türkçe Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Mini Sözlüğü” adını verdiğimiz bu sözlüğümüz, toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yaparken kafamıza takılan ve bir çözüme kavuşturduğumuz kelimelerden oluşuyor.

Bu minisözlükle bu habercilik pratiğinin süzgecinden geçirilerek ortaya çıkan kelimeler, kavramlar, ifade biçimleri, Kürtçe’nin geleneksel kalıplarını zorlayacak, Kürtçe gazetecilik ve Kürtçe’nin günlük kullanım pratiğinde kendisine yer bulmaya çalışacak.

Minisözlüğümüz dijital ortamda yayınlanacak. Sözlüğümüz Türkçe-Kürtçe ve Kürtçe- Türkçe şeklinde hazırlanıp tasarlandı. Yukarıda bahsettiğimiz bakış açısıyla ortaya çıkan veya bizim haberlerimizde, yazılarımızda kullanmayı tercih ettiğimiz Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik eksenli kavramların, her iki dildeki karşılıklarını bulacaksınız.

Bu minisözlük, bianet’in şimdiye kadar yapmış olduğu cinsiyet odaklı habercilik pratiğinin de ürünlerinden biridir.

Minisözlüğümüz dil’in ve bianet’in Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik, Çocuk Odaklı Habercilik, Barış Odaklı Habercilik ve diğer habercilik pratiklerinin bize sunmuş olduğu sınırlar çerçevesinde gelişmeye ve genişlemeye devam edecek.

Sözlüğümüzde bulunmasını istediğiniz kelime varsa veya sizin de (bizim sıklıkla yaşadığımız gibi) kafanıza takılan bir ifade biçimi varsa lütfen bize yazın.

Sözlüğe ulaşmak için tıklayın

26. İstanbul Onur Haftası Programı Açıklandı

25 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında yapılacak 26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası tam programı açıklandı.

Bu sene “Sınır” temasıyla gerçekleşecek Onur Haftası, 1 Temmuz’da saat 17’de düzenlenecek Onur Yürüyüşü ile sona erecek.

Her yıl geleneksel olarak homofobik, bifobik ve transfobiklere verilen Hormonlu Domates Ödülleri ise 29 Haziran Cuma günü Roxy’de düzenlenecek törende açıklanacak.

Hafta boyunca düzenlenecek atölye, panel, söyleşi, film gösterimleri ve partilerin yanısıra 2017’de Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan ve polis şiddetine ve tacize maruz kalan aktivistlerin yargılandığı davanın karar çıkması beklenen 4. duruşması ile homofobik nefret cinayetinde öldürülen Ahmet Yıldız davasının 28. duruşması da Onur Haftası’na denk geliyor. Aktivistler bu duruşmaları kalabalık bir şekilde takip edecek.

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası programı için tıklayın.

Onur Haftası’ndan öne çıkanlar

Hafta boyunca feminist savunma yöntemleri, DJ’lik, video aktivizm, clown (palyaço) atölyesi, bondage (bağlama), hukuki özsavunma, duvar boyama, zumba, speed dating, vegan gökkuşağı pastası gibi konularda atölyeler düzenlenecek.

Panel ve söyleşilerde ise LGBTİ mülteciler, cezaevindeki LGBTİ’ler, kampüste LGBTİ’ler, cinsiyet geçiş sürecinde kısırlaştırılma şartının kaldırılması, onarım terapisine karşı olumlayıcı terapi, zorunlu askerlik için pembe teskere, LGBTİ’lerin sağlık alanında maruz kaldığı fobik tavırlar ve özel sağlık ihtiyaçları, edebiyatta LGBTİ, çok aşklılık ve metreslik gibi konular tartışılacak.

27 Haziran Çarşamba günü de Şişli Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’nde toplu olarak, ücretsiz ve anonim HIV testi yaptırılacak.

Onur Haftası nedir?

28 Haziran 1969’da, New York’taki Stonewall Inn adlı barda baskıya ve şiddete dayanamayan LGBTİ’ler ayaklanmış, kendileri üzerinde baskı kuran polisi bara hapsetmiş ve dört gün boyunca sokaklarda çatışılmış, eylemler yapmıştı. LGBTİ mücadelenin dönüm noktalarından biri olan bugün dünyanın her yerinde Onur Haftası olarak kutlanıyor.

İstanbul Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü hakkında

İlk kez 1993 yılında “Cinsel Özgürlük Haftası” adıyla düzenlenen hafta, Valilik engeline takılarak yasaklanmış, hafta etkinliklerine ve Onur Yürüyüşü’ne izin verilmemiş, aktivistler gözaltına alınmış, yurt dışından gelen konuklar sınır dışı edilmişti. Onur Haftası daha sonraki yıllarda da yasaklarla karşılaştı ancak etkinlikler düzenlenmeye devam etti.

İlk İstanbul Onur Yürüyüşü 2003’te, Onur Haftası gerçekleştirilmeye başlandıktan tam on yıl sonra yapıldı. O yıl ancak 20-30 kişiyle yapılan bu ilk yürüyüş, her yıl katlanarak büyüdü. 2013 yılında İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüşe 100.000 kişinin katıldığı ifade ediliyor.

2015, 2016, 2017 yıllarında Onur Yürüyüşleri yasaklandı. Ancak LGBTİ+ hareketi, 14. Onur Yürüyüşü’nden bu yana yürüyüşün yasaklanmasına karşı “tüm şehre dağılarak” eylemlerine devam ediyor. (ÇT)

Erkeklere Ebeveynlik İzni Toplu İş Sözleşmesine Girdi

Şişli Belediyesi ile DİSK/GENEL-İŞ Sendikası arasında imzalanan 2018-2020 dönemi toplu iş sözleşmesinde toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik maddeler öne çıktı.

Şişli Belediyesi ile DİSK/GENEL-İŞ Sendikası arasında imzalanan 2018-2020 dönemi toplu iş sözleşmesinde (TİS) toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik maddeler öne çıktı.

Sözleşmeyle, eşi doğum yapan erkeklere 30 gün ebeveynlik izni hakkı tanınırken, eşine şiddet uygulayan erkek çalışanların maaşının yarısının bir yıl süreyle eşine ödenmesi, belediye kreşlerinde yüzde 50 indirim gibi maddeler de kabul edildi. Yasaya göre, kadınlar için 4 ay olarak düzenlenen doğum izni de TİS ile 8 aya çıkarıldı.

Bugün kadın hareketinden birçok ismin katılımıyla düzenlenen törende, TİS Şişli Belediye Başkanı H. Hayri İnönü ve DİSK/Genel İş Genel Başkanı Remzi Çalışkan tarafından imzalandı.

Törene Türkiye Kadın Dernekleri Federasyon Canan Güllü, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü Gülsüm Kav, Kadınlarla Dayanışma Vakfından Papatya Bostancı ve Ayşe Yetmen, KA.DER Başkanı Nuray Karaoğlu, Profesyonel İş Kadınları İstanbul Başkanı Aylin Olsun, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği Program Koordinatörü Zelal Ayman, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan Yasemin Temizarabacı, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Aile Eğitimleri Birimi Direktörü Hasan Deniz ile Şişli Belediyesi çalışanları katıldı.

Yedi kreş açıldı, üç kreş hazırlık aşamasında

Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, DİSK’te kadın bir başkan görmekten memnuniyetini ifade ederek başladığı konuşmasında “KHK ile belediye şirketlerine atanan personele, yasal sınırlamalardan dolayı bir katkı yapamamanın burukluğunu yaşıyorum. Bu konuda yasal engelleri aşmak için çalışmalar yapıyoruz” dedi.

AÇEV’le “iyi babalık eğitimlerini” sürdüreceklerini söyleyen İnönü, kadınların özgürleşmesini ve yaşama katılmasını desteklemek için kreş çalışmalarına önem verdiklerini, şimdiye kadar yedi kreş açtıklarını ve üç kreşin daha yakında hizmete başlayacağını belirtti.

“Babalık izni ile olumlu babalık davranışları arasında güçlü bir bağ var”

AÇEV Aile Eğitimleri Birimi Direktörü Hasan Deniz, Türkiye’de Babalık Araştırması’na göre babaların gün içinde ortalama 9 saat 20 dakikalarını işte geçirdiklerini söyledi ve şöyle konuştu:

“Oysa babaların yüzde 21’i çalışma saatlerinin çocuklarına vakit ayırabilecekleri şekilde düzenlenmesinin önemli olduğunu belirtiyor. Araştırma ayrıca; babalık izni ile olumlu babalık davranışları arasında güçlü bir bağlantı olduğunu da gösteriyor.”

Sözleşmeden öne çıkanlar

* Ücretlere ilk altı ay yüzde 6, ikinci altı ay yüzde 6, ikinci yıl yüzde 11 oranında zam.

* Eğitim gören personele 750 TL katkı.

* Doğum yapan kadına ödenen bir kereye mahsus olmak üzere ödenen 500 TL doğum ücreti 1000 TL’ye çıkarıldı.

* En düşük net ücret 3800 TL.

* Kadınlara 8 ay doğum izni.

* Eşi doğum yapan erkeklere 30 gün ebeveyn izni.

* 8 Mart’ta kadınlara tatil ve 800 TL ikramiye.

* 1 Mayıs’ta tüm çalışanlara 750 TL ikramiye.

* Fazla mesai ücretinde yüzde 100 zam. Gece saatlerinde uyapılan fazla mesaiye yüzde 25 zam.

* Ramazan ve Kurban bayramlarında 450’şer lira ikramiye.

* Günlük net yemek parası 30 TL. Sözleşmenin ikinci yılında yemek bedeli, ücret zammı oranında artacak.

* Bir kereye mahsus olmak üzere ödenen yakacak ücretinin 400 TL’den 550 TL’ye çıkarıldı.

* Giyim yardımının 500 TL’den 750 TL’ye çıkarıldı. Sözleşmenin ikinci yılında, giyim yardımı ücret zammı oranında artacak. (EG/ÇT)

Dünya Sağlık Örgütü Trans Kimlikleri “Ruhsal Bozukluk” Kategorisinden Çıkardı

Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Hastalık Sınıflaması ICD-11’i (Hastalıkların ve İlgili Sağlık Sorunlarının Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması) yeniledi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Hastalık Sınıflaması ICD-11’i (Hastalıkların ve İlgili Sağlık Sorunlarının Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması) yeniledi. Yenilenen sınıflamada trans kimlikler “ruhsal bozukluk” kategorisinden çıkartıldı.

Eşcinsellik de 1973’te Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından “ruhsal bozuluk” sınıflandırılmasından, 1990’da ise Dünya Sağlık Örgütü’nce “Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırılması”ndan çıkartılmıştı.

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın  haberine göre, trans kimliklerin “hastalık” ve “ruhsal bozukluk” tanımından çıkarılması gerekliliğini savunan uluslararası kampanya Stop Trans Pathologization (STP), bu gelişmeyi şöyle değerlendirdi:

“Translarla ilgili tüm kategoriler ICD’nin “Ruhsal ve Davranışsal Bozukluklar” bölümünden çıkartıldı. Böylece Dünya Sağlık Örgütü, trans ya da gender diverse (*) kişilerin bir ruhsal bozukluktan mustarip olmadıklarına karar vermiş oldu. Bugün patolojizasyon, ‘onarım’ ve kısırlaştırmanın utanç verici tarihi sonlanıyor.”

ICD’nin yeni versiyonu Mayıs 2019’daki Dünya Sağlık Meclisi’nde sunulacak.

“Mağdurların rehabilitasyon ve zararları tazmin edilmeli”

STP, bu gelişmenin yetersiz olduğunu ve daha yapılması gereken çok şey olduğunu da söylüyor:

“Cinsiyetin yasal olarak tanınması ve geçiş sürecinde sağlık hakkına tam erişim ile ülke düzeyinde trans kimlikleri ‘hastalık’ olarak tanımlayan tüm uygulamaların kaldırılması için adanmış ve organize bir savunuculuğa hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.

“Trans ve gender diverse kimliklerin ICD-11’de hastalık kategorisinden çıkartılmasına nihai hedefimizin güçlü bir vurgusu eşlik etmeli: İnsan hakları ve evrensel olarak sağlık hakkına erişim bağlamında tamamen hastalık kategorisinden çıkartılması.

“Dünya genelinde birçok kişi patolojizasyonun zararlı etkilerine maruz kaldı. Diğer insan hakları ihlallerinde olduğu gibi mağdurların rehabilitasyon ve zararlarının tazmin edilmesi hakkının sağlanması gerekiyor.” (YT/ÇT)

(*) Gender diverse terimini Türkçe’de tam ve eksiksiz olarak karşılayabilecek bir kavram bulamadığımız için metin içerisinde aynen bırakmayı tercih ettik. Bu ifade, doğduklarında atanan cinsiyetle cinsiyet kimlikleri uyuşmayan, yalnızca erkek/ kadın gibi ikili kavramlarla veya maskülen/ feminen gibi sınırlı cinsiyet dışavurumlarıyla uyuşmayan kişileri kapsayıcı bir şekilde trans ve çeşitli cinsiyet kimliklerinden kişileri kast eder. Kendini üçüncü ve alternatif cinsiyetlerde veya farklı cinsiyetlerle tanımlayanları içerir.

Sinemacılardan “Talat Bulut” Açıklaması: Asistan Arkadaşımızın Yanındayız

Türkiyeli yapımcı ve yönetmenler, “Filmlerimizde adı tacize karışmış isimlere yer vermeyeceğimizi kamuoyu önünde açıklıyoruz” dedi.

Yapımcı ve yönetmenler, oyuncu Talat Bulut’un taciz ettiği kostüm asistanının yanında olduklarını açıkladı; “Sektörümüzde kadına yönelik şiddet, taciz ve istismarın takipçisiyiz, kamera önündeki ve arkasındaki bütün kadın arkadaşlarımızın yanındayız” dedi.

Yasak Elma dizisinin başrol oyuncusu Talat Bulut, birlikte çalıştığı birden fazla kadın tarafından ifşa edilmiş, Bulut ile avukatı iddiaları inkar etmişti.

Bulut’un kendisini taciz ettiğini açıklayan kostüm asistanının suç duyurusu üzerine Bulut hakkında dava açıldı.

Aralarında Pelin Esmer, Ahu Öztürk, Tolga Karaçelik, Emin Alper gibi isimlerin de yer aldığı 50’ye yakın yapımcı ve yönetmen, bugün yazılı bir açıklama yaparak, setlerdeki taciz ve istismar olaylarının son bulması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Açıklama şöyle:

Türkiye sinema sektörüne emek veren yapımcı ve yönetmenler olarak, ülkemizde her alanda olduğu gibi, sektörümüzde de kadın çalışanlara yönelik taciz ve istismar olayları yaşandığını biliyoruz ve setlerimizde bu olayların son bulması için elimizden geleni yapıyoruz.

Yasak Elma adlı televizyon dizisinin başrol oyuncusu Talat Bulut’un, sette bir kostüm asistanını taciz ettiğini, kostüm asistanı genç kadının süreci yargıya yansıtma kararıyla birlikte öğrendik.

Bizler, Türkiye toplumunda taciz ve istismar vakalarını ifşa etmenin kadınlar için ne kadar zor olduğunu biliyoruz, ‘kadının beyanı esastır’ ilkesine inanıyoruz.

Yargıya taşınmakta olan bu taciz vakasında, kostüm asistanı arkadaşımızın yanında olduğumuzu, bundan sonra filmlerimizde adı tacize karışmış isimlere yer vermeyeceğimizi kamuoyu önünde açıklıyoruz.

Sektörümüzde kadına yönelik şiddet, taciz ve istismarın takipçisiyiz, kamera önündeki ve arkasındaki bütün kadın arkadaşlarımızın yanındayız.

İmzacılar:

Ahu Öztürk (Yönetmen), Ali Vatansever (Yönetmen), Anna Maria Aslanoğlu (Yapımcı), Aslı Erdem (Yapımcı), Aslı Filiz (Yapımcı), Ayşe Ayben Altunç (Yönetmen), Ayşe Toprak (Yönetmen), Belma Baş (Yönetmen), Belmin Söylemez (Yönetmen), Berrak Samur (Yapımcı)/(Yönetmen), Beste Yamalıoğlu (Yapımcı), Bilge Elif Özköse (Yapımcı), Birol Akbaba (Yapımcı), Bülent İşbilen (Yönetmen), Ceylan Naz Baycan (Yapımcı), Ceylan Özgün Özçelik (Yönetmen), Çiğdem Mater (Yapımcı), Deniz Koçak (Yönetmen), Derya Durmaz (Yönetmen), Dilde Mahalli (Yapımcı), Diloy Gülün (Yapımcı), Ekin Çalışır (Yapımcı), Emin Alper (Yönetmen), Emine Yıldrırım (Yapımcı), Emre Akay (Yönetmen), Enis Köstepen (Yapımcı), Ferit Karol (Yönetmen), Filiz Gülmez Pakman (Yönetmen), Gökçe Işıl Tuna (Yapımcı), Güliz Sağlam (Yönetmen), Haşmet Topaloğlu (Yapımcı), Kaan Müjdeci (Yönetmen), Kenan Tekeş (Yönetmen), Korkut Akın (Yönetmen), Melek Özman (Yönetmen), Mine Özerden (Yönetmen), Mizgin Müjde Arslan (Yönetmen), Müge Özen (Yapımcı), Nadir Öperli (Yapımcı), Nedim Hazar Bora (Yönetmen), Nefes Polat (Yapımcı), Nesra Gürbüz (Yapımcı), Oya Özden (Yapımcı), Pelin Esmer (Yönetmen), Ramin Matin (Yönetmen), Selcen Ergun (Yönetmen), Selin Vatansever Tezcan (Yapımcı), Seren Yüce (Yönetmen), Sevil Demirci (Yapımcı), Seyhan Kaya (Yapımcı), Su Baloğlu (Yapımcı), Suzan Güverte (Yapımcı), Tolga Karaçelik (Yönetmen), Yasemin Akıncı (Yönetmen), Yunus Ozan Korkut (Yönetmen), Zeynep Koray (Yapımcı).

Ne olmuştu?

Kostüm asistanı ifşa etmiş, Hande Ataizi desteklemişti

19 yaşındaki kostüm asistanının Bulut’u ifşa etmesinin ardından oyuncu Hande Ataizi de 18 yıl önce “Melekler Evi” filminde birlikte rol aldığı Bulut’un kendisini taciz ettiğini açıklamıştı.

Ataizi “Dünyada tacize karşı bir ayaklanma var. Kadınlar artık daha cesur. Ben de o dönem o tarz şeyler yaşadım. Bu emekçi kız, korkmamış dava açacağını söylemiş, helal olsun” demişti.

Bulut, Ataizi’nin açıklamasına “Bunları ara sıra tuvalet penceresine sıkışmış görebiliriz” sözleriyle karşılık verirken,  avukatı ise kostüm asistanının iddialarını Bulut’un “bir genç kız babası olduğunu” söyleyerek inkar etmişti.

Dizinin kadın oyuncularından açıklama

Yasak Elma dizisinin kadın oyuncularından Şevval Sam, Eda Ece, Şafak Pekdemir Mengü, Sevda Erginci, Neslihan Yeşilyurt, İrem Kahyaoğlu, Nilgün Türksever, olayın medyaya yansımasının ardından sosyal medya hesaplarından bir açıklama yaptı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İçine düştüğümüz talihsiz meseleye dair, #yasakelma kadınları olarak, elbette bir gift sözümüz olacaktır; ancak yargılama sürecini etkilememek adına şimdilik yorum ve açıklama yapmamayı tercih ediyoruz.

“Kadına yönelik her türlü şiddet, fiziksel veya cinsel tacize karşı olduğumuzu ve bunu doğuran her türlü olumsuz tutum ve davranışları ortadan kaldırmak adına verilen mücadelede kadın olarak dayanışma içerisinde olacağımızı bildiririz.”

Yapımcı “Dava açılırsa sözleşmesini feshederiz” demişti

Yasak Elma dizisinin yapımcısı Fatih Aksoy, “Umurumda bile değil. Dizi tehlikeye girecek diye bu olayı örtbas edemeyiz. Yerine başka birini bulup yola devem ederiz. Bu olayla ilgili eğer savcılık davaya ve soruşturmaya karar verirse Talat Bulut’la sözleşmeyi feshedeceğim. Yargı sürecini bekleyeceğiz” demişti.

Yasak Elma dizisi sezon finalini geçtiğim hafta yaptı.

Bir ifşa daha

“İşte Benim Stilim” yarışmasından Ezgi Baydar da Bulut’un kendisine dijital tacizde bulunduğunu açıkladı.

Baydar, Bulut’un Instagram’dan kendisine taciz içerikli video ve mesajlar attığını açıklarken, Bulut’un kendisine özelden attığı mesajları silerek tacizi örtbas etmeye çalıştığını söyledi. (ÇT)

Kadın Fotoğrafçılar: Eşitsizliği İfşa Edeceğiz

103 kadın fotoğrafçı, fotoğraf alanındaki cinsiyet temsili eşitsizliğinin takipçisi olacaklarını söyledi; bu konuda bir değişim hareketi başlatmak için tüm fotoğrafçılara çağrı yaptı.

103 kadın fotoğrafçı, fotoğraf alanında karar verici konumlarda, sergilerde, yayınlarda kadın temsiliyetinin yok denecek kadar az olduğuna dikkat çekti; eşitlikçi ve pozitif ayrımcılık içeren yaklaşımın olmadığı tüm uygulamaların takipçisi olacaklarını belirtti.

Geçmişten bu yana Naciye Suman, Maryam Şahinyan, Semiha Es, Eleni Küreman ve daha birçok kadın fotoğrafçının yok sayıldığı erkek egemen anlayışla kuşatılmış fotoğraf dünyasına dikkat çekmek isteyen kadın fotoğrafçılar, değişim hareketini başlatmak için tüm fotoğrafçılara çağrı yaptı.

Kadın fotoğrafçılar, cinsiyet eşitliğini sağlanmadığı durumlarda “gerektiğinde kurucu, yönetici, katılımcı veya izleyici olmamayı seçerek” boykot edeceklerini de söyledi.

Açıklama şöyle:

Kadınların erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü her yerde olduğu gibi fotoğraf alanında da yetersiz temsili, yüzyıl önce nasılsa bugün de gündemimizde. Üretim kriteri ile baktığımızda, kadın fotoğrafçılar her alandalar ve üretiyorlar. Fakat karar verici konumlarda, sergilerde, yayınlarda yok denecek kadar az temsile/ görünürlüğe sahipler veya hiç yoklar! Durum böyleyken hemen hemen tüm erkek fotoğrafçılar, küratörler, akademisyenler, kurum yöneticileri bu konudaki eleştirilere hak verdiklerini ve bu konuda hassas olduklarını ifade ediyorlar. Öyleyse, nasıl oluyor ve ne oluyor da, sonuç böyle oluyor?

Bu soruyu paylaşmak ve somut bir çağrı yapmak istiyoruz.

Fotoğrafla ilişkilenen, fotoğrafı bir ifade biçimi olarak kullanan veya fotoğraf çekerek hayatını kazanan bizler; kadınların yaşam alanlarını daraltan, kadın bedenini fotoğraflarında nesneleştiren, kadının özne olduğunu ısrarla görmezden gelen eril bakış açısının değişmesi gerektiğini biliyoruz. Bunun için emek vermekten vazgeçmeyeceğiz.

Bizler, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlik ve ayrımcılığı dert edinen; cinsiyetçiliğin, hiyerarşinin, ırkçılığın, milliyetçiliğin kullandığı dil dışında bir dil üretmeye çalışan; ikili cinsiyet sisteminin tanımları ve algılarıyla sınırlanmayı reddeden fotoğrafçılar olarak buradayız ve fotoğraf alanındaki bu eşitsizliğin takipçisiyiz.

Bundan böyle fotoğraf alanında;

1. Her türlü kurumsal yapılanmada (dernek, vakıf, kulüp, federasyon vb.),

2. Organizasyon yönetimlerinde (karma sergi, çalıştay, sempozyum, festival, konferans vb.),

3. Planlanan faaliyetlere davet edildiğimizde (sergi, panel, konferans, çalıştay, sempozyum, festival, jüri grupları, akademi vb.),

4. Fotoğrafa konu edilen kadınlık ve toplumsal cinsiyet temsillerinde,

cinsiyet kimlikleri ve yönelimlerine dönük eşitlikçi ve pozitif ayrımcılık içeren yaklaşımı açıkça göremediğimiz durumlarda bu ayrımcı, dışlayıcı faaliyetleri ve dili teşhir ve protesto ederek ayrımcılık giderilene kadar takipçisi olacağız. Gerektiğinde kurucu, yönetici, katılımcı veya izleyici olmamayı seçerek boykot edeceğiz.

Fotoğraf alanındaki faaliyetlerde bugüne kadar hassasiyet gösterilmeyen cinsiyet kimliği ve yönelimine dayalı eşitsizliği giderecek politikaları ve mekanizmaları hayata geçirmek, ortak çalışma ve üretme kültürünü geliştirmek, fotoğraf dünyasının ilk gündemi olmalıdır.

Bu metin tüm fotoğrafçılara bu konuda birlikte hareket etmek ve bir değişim başlatmak üzere açık çağrımızdır.

Yaygınlaştırmanız dileğiyle,

Dayanışmayla.

İmzacılar:

Akça Acar Kaya, Aliye Gümüş, Arzu Arbak, Arzu Demirci, Arzu Filiz Güngör, Arzu Yayıntaş, Aslı Narin, Aslı Öktener, Aslıhan Güçlü, Ayla Onat, Aylin Kızıl, Aylin Ünal, Ayten Ünal, Banu Kaplancalı, Barbara Yoaf, Bengi Kanat, Cansu Alkaya, Cansu Korkmaz, Cansu Yıldıran, Çiğdem Mahsunlar, Çiğdem Sakine Namlı, Çiğdem Üçüncü, Damla Atak, Denef Huvaj, Derya Deniz Pekkıyıcı, Desislava Şenay Martinova, Didem Mahsunlar, Dilara Arısoy, Dilara Kızıldağ, Eda Çekil, Elçin Turan, Emine Kart , Esra Sirek, Eylem Akgün, Fatma Çelik, Figen Ekti, Gül Nurhan Doğan, Gülnaz Bingöl, Gülşin Ketenci, Günseli Baki, Hale Güzin Kızılaslan, Hatice Ataç, Helin Bozarslan, Hülya Akkaya, İpek Çınar, Jivan Güler, Kıvılcım Güngörün, Kibar Suvari, Lara Özlen, Leman Erdemir, Melike Güngörer, Meltem Ulusoy, Meryem Güldürdak, Nadire Günday, Nehir Çolakoğulları, Necla Çoruh Devecioğlu, Nergiz Ovacık, Neriman Polat, Neslihan Koyuncu, Nesrin Ermiş, Nihayet Bizsel, Nilüfer Demir, Nilgün Yoldaş Atilla, Nilgün Yurdalan, Nilüfer Gökeşmeoğlu Zwart, Oylum Bülbül, Özge Baykan, Özge Sebzeci, Petek Arıcı, Pınar Gediközer, Raziye Köksal Kartal, Sedef Özge, Selma Eroğlu, Semra Bayar, Semra Yeşil, Senem Sinem, Serpil Polat, Serra Akcan, Sevgi Haftacıoğlu, Sevim Gündoğdu, Sevtap İnal, Sevtap Yıldırım, Silva Bingaz, Simru Hazal Civan, Sine Boran Art, Sinem Parlak, Suderin Ersoy, Sultan Aşkın, Sultan Güner, Suzan Orhan, Şehlem Kaçar, Şule Tüzül, Tuğçe Boyacı, Tülin Safi, Tulya Çavuşoğlu, Türkan Kılıç Pınar, Uğur Günay Yavuz, Yıldız Özlütaş Tutal, Yusra Seven Kıran, Zehra Soydan, Zeliha Doğan, Zeynep Özcan, Zibe Polat

(ÇT)

22 Yaşında Meclis Yolunda: Diyarbakır Adayı Dersim Dağ

HDP’nin Diyarbakır 6. sıra adayı Dersim Dağ, “Yanıma gençleri ve kadınları alarak sırtımı halkıma dayıyorum. Bu yüzden korkmuyorum. Biz genç başladık genç başaracağız” diyor.

Sur mağdurlarının, ihraç edilenlerin, sağlık emekçilerinin temsiliyetinin olacağı Meclis’te gençlerin sesinin duyurulacağı adaylar da olacak. Bu genç adaylardan biri ise 22 yaşındaki Dersim Dağ.

HDP’nin Diyarbakır 6. sıra adayı Dersim Dağ, gözleri ışıl ışıl parlayan genç bir kadın. Ev emekçisi bir anne ile tarımla uğraşan bir babanın 12 çocuğundan biri olan Dağ, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde dünyaya geldi. Ancak ailesinin İstanbul’a zorunlu göç etmesiyle burada büyüdü.

Mardin Artuklu Üniversitesi Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünde son sınıfta okuyor.

Dağ, “Partinin içinde doğdum sayılır. Politik bir aileden geliyorum. 90’lı yıllarda İstanbul gibi bir metropolde Kürt çocuğu olmak ister istemez seni partiye yönlendiriyor. Bu partide genelde Kürtlerin sesi olacak bir parti oluyor” diyor.

Saray’ı bilim sarayına dönüştüreceğiz

Siyasete atılmasında ülkede sığ bir siyaset izlenmesinin etkili olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Daha çok siyasette gençlerin yer almaması beni siyasete iten sebeplerden biridir. ‘Neler yapabiliriz’ sorusunu gençlere soruyorum. Sizin talepleriniz nelerdir? Hep birlikte neler yapabiliriz? Bu topluma nasıl faydalı olabiliriz? Bu soruların cevabına, taleplere ve gidişata göre değişecektir. Ama kesinlikle sarayı gençlerin ve kadınların bilim sarayına dönüştüreceğiz.”

Genç başladık, genç başaracağız

“Bu yaşta zor bir sürece girmekten korkmuyor musunuz?” yanıtına ise Dağ şöyle yanıt veriyor: “Elbette beni korkutan şeyler de var ama kendime güvenene bir kadınım. Yanıma gençleri ve kadınları alarak sırtımı halkıma dayıyorum. Bu yüzden korkmuyorum. Biz genç başladık genç başaracağız.” (BD/ÇT)

6. İzmir Onur Yürüyüşü: “Korkunun Üzerine Yürüyeceğiz”

İzmirli LGBTİ’ler, Onur Yürüyüşü’nde “Sokaktaki abla bugün senin topuklu ayakkabı sesin olacağız. Banliyödeki lubunya bugün senin çiçekli gömleğin olacağız. Yanımızda olamayanlar, sizin içinizdekileri de haykıracağız” dedi.

İzmir’de yüzlerce kişi dün Onur Yürüyüşü’nde biraraya geldi. “Bugün, korkunun üzerine yürüyeceğiz” dedi.

“Neredesin aşkım?”, “Susma haykır eşcinseller vardır”, “Trans cinayetleri politiktir”, “Nefrete karşı ses çıkar” sloganlarıyla gerçekleşen yürüyüşe BandoSol da kortejin önünde müzikleriyle destek verdi.

Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki ÖSYM binasından başlayan 6. İzmir LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılan basın açıklamasıyla sonlandı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bugün, korkunun üzerine yürüyeceğiz. Acının içerisinden geçerek yine yürüyeceğiz. Şiddete, nefrete ve ayrımcılığa karşı yürüyeceğiz, hepsini yok edeceğiz. Gökkuşağının altından geçerek daha güzel bir dünyaya yürüyeceğiz.

“Sokaktaki abla bugün senin topuklu ayakkabı sesin olacağız.

“Banliyödeki lubunya bugün senin çiçekli gömleğin olacağız.

“İçerdekiler, dışarıda sizin için bağıracağız.

“Yanımızda olamayanlar, sizin içinizdekileri de haykıracağız.

“Yerinden edilmiş olanlar bu yürüyüşte hepimize yer var, aramıza hoş geldiniz.

“Hayatta olmayanlar, sizlerin ruhunun ışığını saçacağız.

“Hayatta kalanlar, birbirimize derman olacağız.

“Cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılanlar, okulda, evde, çalıştığı yerde, askerlikte, kamplarda, mahpusta zor durumda olanlar, sen aramızda olsan da olmasan da seni unutmadık, seni tanıyoruz, biz birbirimizi yaralarından tanırız, sen olur yürürüz bugün, her birimizin sesi olur, hak ve özgürlüklerimiz için biz olur yürürüz.

“Biz yolumuza ne çıkarsa çıksın yürümeye devam etmeyi iyi biliriz, düştüysek de kalkar yine yürürüz, birbirimizin elinden tutarak, birbirimize omuz çıkarak, sarıp sarmalayarak, birbirimizi asla ve asla yalnız bırakmadan yürürüz.

“Biz onurla yürürüz!” (ÇT)

* Bu haberi Pembe Hayat‘tan derledik.

* Fotoğraflar: Kaos GL

Kadın Bakanlığı’nın Yerine Kurulan Aile Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ile Birleştiriliyor

Erdoğan, Aile Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’nın birleştirileceğini açıkladı. Kadın hakları savunucuları tepkili. 2011’den beri Kadın Bakanlığı ya da Eşitlik Bakanlığı istediklerini hatırlatıyorlar.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün üniversite öğrencileriyle Ankara Beştepe’de düzenlediği sahur programında yaptığı açıklamalarda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirileceğini açıkladı.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı 2011’de kapatılmış, yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştu. Kadın örgütleri o zamandan beri, Aile Bakanlığı’nın yerine Kadın Bakanlığı kurulması için kampanyalar düzenliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirileceği açıklamasını Mor Çatı’dan Selime BüyükgözeKAMER’den Nebahat Akkoç ve feminist avukat Meriç Eyüboğlu bianet’e değerlendirdi.

Büyükgöze ve Eyüboğlu, kadın hareketinin 2011’den bu yana bir Kadın Bakanlığı ya da Eşitlik Bakanlığı kurulması için mücadele ettiğini hatırlatırken, mevcut haliyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın zaten çok geniş kapsamda çalıştığını ve kadınlara yönelik politikalar üretmediğini söyledi.

Akkoç da Bakanlığın çalışma konularının kapsamının çok geniş olduğunu tekrarlarken, bölgeler arası farklılıklar gözetilmeden geliştirilen çözümlerin kadınlara zaten yeterince yarar sağlamadığını belirtti.

“2011’den beri Kadın Bakanlığı istiyoruz”

Mor Çatı’dan Selime Büyükgöze şöyle konuştu:

“Biz zaten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011’de kurulduğundan beri, Bakanlığın bu haline itiraz ediyorduk. Temel argümanımız da bir Kadın Bakanlığı olmaması, kadın ve ailenin eşdeğer görülmesiydi.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çalışma alanlarına baktığımızda, aile, yaşlı, çocuk, engelli, hepsini görüyoruz. Bakanlığın herkesi aynı sepete koyup, kimseye özel bir politika üretmemesini eleştiriyorduk.

“2011’de Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın kapatılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmasının, kadınları aileye hapseden politikalar anlamında da sembolik bir önemi vardı. İlk günden itibaren, kurulması gerekenin bir Kadın Bakanlığı olduğunu hep söyledik.

“Detaylarını henüz bilmesek de gelinen noktada, kadınlardan yana politika zaten yapmadığı için eleştirdiğimiz bu kurumun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu gelişme, biz kadınlar için politika üreten bir kurum talebini ısrarla tekrarlarken, tam tersine kadınların taleplerinden daha da uzaklaşan bir politikanın habercisi. Kadınların geleceğinin nasıl olacağına dair bir öngösterim olarak da düşünebiliriz.”

“Her merkezileşme hamlesi yerelden uzaklaşmak demektir”

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 20’nin üzerinde ilde faaliyet gösteren Kadın Merkezi’nden (KAMERNebahat Akkoçşöyle konuştu:

“Türkiye geniş ve kalabalık bir ülke. Kadınların sorunları da bölgesel olarak farklılıklar gösteren, çeşitli boyutları olan yoğun ve elzem bir konu.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı zaten kapsamı çok geniş tutulmuş bir bakanlık. Bakanlıkların birleştirilmesi bir yana bana göre kadınlarla ilgili sorunların ve çözümlerinin yerinden belirlenmesi lazım.

“Eğer Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yerel/yerinden yönetim güçlendirilmeden söz konusu olursa bu kadınlara yarar sağlamayacaktır.

“Esasında bölgeler arası farklılıklar gözetilmeden geliştirilen çözümler zaten yeterince yarar sağlamıyor. Genel başlıkların altındaki tali konulardan biri olarak ele alınınca ne sorunun tanımı ne de üretilecek çözümler yeterli olmayacaktır.

“Nasıl bir sistem öngörüldüğü konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Ama her merkezileşme hamlesi yerelden uzaklaşmak demektir.”

“Sürpriz yok, bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok”

“Sürpriz yok, bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok”

Feminist avukat Meriç Eyüboğlu da şunları söyledi:

“Biz feministler olarak eskiden beri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı düzenlemesine itiraz ediyoruz çünkü, eylemlerde attığımız sloganla, söyleyeyim: Aile değil kadınız.

“Bizim bir kimlik, bir kişilik, bir birey olduğumuzu, kadın olduğumuzu yok sayıp, bizimle ilgili politikaları ailenin için sıkıştırma meselesi, politik olarak mevcut hükümetin durduğu yeri anlatmaya yetiyor. Nitekim aile sever bakanlık, çocukları, yaşlıları engellileri, kapsamına alan bir bakanlık aynı zamanda.

“Bu bakanlığın faaliyetlerini yıllık çalışma raporlarından da biliyoruz. Örneğin 2016 faaliyet raporuna göre, bakanlığın övünerek söz ettiği birincil faaliyeti Çanakkale Savaşı’nın yıldönümünde bütün il merkezlerinde mevlit okutulduğunun ilanıydı. Hatırlanacağı gibi bu gazetelerde de bolca yayınlandı.

“Sonuç olarak erkek şiddeti başta olmak üzere kadınların bu topumdaki mevcut konumuna ilişkin çok sayıda düzenlemeye, önleme, yasa ve uygulamada değişikliğe ihtiyaç var. Ve tabii ki pozitif ayrımcılık önlemleri de alınmak zorunda.

“Bu nedenle biz ayrı bir Kadın Bakanlığı ihtiyacından bahsediyorduk, bunun Eşitlik Bakanlığı ismiyle örgütlenebileceğini söyleyen arkadaşlarımız da vardı. Ama hükümetin başından beri kadınların yaşadığı sorunlara yaklaşımı çözüm odaklı değil, aileyi koruma odaklı gelişti. Erkek şiddetiyle gerçek anlamda mücadele etmek yerine, müftülükler nezdinde boşanmayı önleme büroları kurmak bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

“İşte tüm bu toplam ışığında bu son açıklamaya bakınca hiç şaşırmıyorum. Sahici olmayan, kadınların yaşadıkları sorunları evlenmek, çeyiz parası ve çocuk doğurmaktan ibaret sayan, önüne koyduğu en önemli problem boşanmayı önlemek olan bir Aile Bakanlığı’nın Çalışma Bakanlığı’nın içine sokulması, hükümetin tam da söylediğimiz gibi davrandığını bir kez daha görünür kıldı. Sürpriz yok. Bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok.”

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hakkında

Dönemin Başbakanı Erdoğan, 2011’de Erdoğan, “Biz muhafazakar demokrat bir partiyiz. Bizim için aile önemli” demiş ve Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kurulacağını açıklamıştı.

Bu açıklama kadın örgütlerinin tepkisini çekmişti ve “Kadın Bakanlığı Kaldırılmasın” kampanyası kapsamında 4 binin üzerinde imza 6 Haziran 2011’de Başbakanlığa iletilmişti.

Tepkilere ve kampanyalara rağmen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011’de kuruldu, ilk bakan Fatma Şahin oldu. Ardından Ayşenur İslam, Ayşen Gürcan, Sema Ramazanoğlu ve Fatma Betül Sayan Kaya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak görev yaptı.

Erdoğan: Bakanlıkları birleştiriyoruz

Erdoğan, dün şöyle konuştu: “Şu anda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birleştiriyoruz. Bu ikisi birleşeceği için -bunu daha sonra açıklayacaktım ama size kıyağım oldu- dolayısıyla burada yeni bir kadrolaşma olacak.” (ÇT)

Akşener: Adamlar Terapi Evlerine Gidecek, Kadınlar Evde Oturacak

İYİ Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener, şiddete maruz bırakılan kadınlar sığınma evine kapatılırken, şiddet faillerinin özgürce gezmesini eleştirdi.

İYİ Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener, şiddete maruz bırakılan kadınlar sığınmaevine kapatılırken, şiddet faillerinin özgürce gezmesini eleştirdi. Son 10 yılda kadınlara yönelik taciz ve şiddetin arttığını ifade etti.

Kadınlara karşı ayrımcı açıklamalarda bulunan kişilerin kamu görevlerine devam ettiklerine dikkat çeken Akşener, 1987’de “kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” diyen hakimin bile görevde olduğunu söyledi.

1987’de Çankırı Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi Mustafa Durmuş’un bir kadının boşanma talebini “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin!” diyerek reddettiğinin ortaya çıkmasının ardından, kadınlar önce protesto telgrafları çekmiş, toplu olarak adliyelere gidip dava dilekçeleri vermiş, en sonunda da 1987 Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü’nü örgütlemişlerdi.

“İyi hal indirimi kaldırmayı vaat ediyorum”

Dün Fox TV’de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Akşener şöyle konuştu:

“Kadınlara son on yılda artan şiddet, tecavüz gibi konularda iyi hal indirimi kaldırmayı vaat ediyorum. Tülbent çok önemli bir sembol oldu. Kadın dayak yer, şikayetçi olunca sığınma evine gönderilir. Adam gezer. Biz bunun tam tersini yapacağız. Adamlar terapi evlerine gidecek, kadınlar evde oturacak.

“Daha önce Meclise gelen, 12 yaş kanunu iğrenç bir şey. 25 yaşında evlilikler bile azalmışken, siz ufacık kız çocuğunu evlendirmeye kalkışırsanız olmaz.

“Kadınlarda bir suç arama olayı kalkacak. Bunlar erkek egemen düzenin örneği. Bu erkek egemen düzen kalkacak. Türkiye’de kadınların işe katılma olayı da çok düşük. Bizim önceliğimiz bunu yükseltmek. İyimser ayrıcalık uygulayacağız.”

“Adamlar çıkıyor kadın bedeni üzerinden fetva veriyor”

“Şiddet olayları yüzde 4 bin artmış son on yılda. Türkiye’de maddi değerler pahalandı, manevi değerler ucuzladı. Ben dindar bir kadınım. Hiçbir zaman kadın bedeni üzerinden şu zamana kadarki tacize uğramadım. Adamlar çıkıyor kadın bedeni üzerinden fetva veriyor. Niye haram üzerinden vermiyorsun?

“Rize Belediye Başkanından açılım sürecinde saçma öneri geldi. Dedi ki, ‘Biz terörü bitirmek için Kürt kadınlarını ikinci eş olarak alalım’ Diyanetin işi kadın değildir, ahlaktır. Bizim dindarlık anlayışımız bu değil. Atatürk’ün kız evlatları üzerinden çamurlar atıldı. Atatürk’ü eleştirebilirsiniz, ama böyle iğrenç şeyler olmaz. Bu adam sonra Saray’da ağırlandı. Diğer taraftan Atatürk’ün annesine ‘Genelevde çalışıyor’ dendi. Hiçbir şey olmadı. Kadınlar bu işten bıktı, usandı. Bu ülkede bir hakim, ‘Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmemek lazım’ dedi. O adam hala yerinde.”

Tülbent meselesi

Akşener, mitinglerde kadınlardan uzattıkları tülbentleri topluyor. Geçtiğimiz günlerde Denizli mitinginde bu tülbentlerden müze açacağını da söylemişti.

Akşener gazetecilerin bu konuyu sorması üzerine “Bu fikir benim danışmanım tarafından verildi. Tülbent Al Yazmalım’dır, Çemberimde Gül Oya’dır. Tülbent Batı’da da Doğu’da da semboldür. Tülbent barıştır. Tülbent ortak semboldür” diye konuştu. (ÇT)

Af Örgütü: Suudi Arabistan’da Kadın Hakları Aktivistleri Serbest Bırakılmalı

Kadınlara araba kullanma yasağını kaldırmaya hazırlanan Suudi Arabistan’da kadın hakları aktivistlerine yönelik tutuklamalar ve hedef gösterme sürüyor. Af Örgütü, aktivistlerin serbest bırakılmasını istiyor.

Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın açıklamalarıyla ülkede kadınlara yönelik yasakların hafifletileceği konuşulurken, kadın hakları aktivistlerine yönelik baskılar sürüyor. Çok sayıda kadın ve kadınlara destek veren erkek aktivistler tutuklanıyor.

Sadece geçtiğimiz hafta içinde aktivist ve blog yazarı Iman El-Nafjan, araç kullanma hakkı için kampanya yürüten Aziza El-Yousef, insan hakları avukatı Dr. Ibrahim El-Modeimigh ve aktivist Mohammad El-Rabea tutuklandı.

Bir önceki hafta ise aralarında aktivist Loujain al-Hathloul’un da bulunduğu yedi kişi tutuklanmış, medyada “ulusal birliği bozmak”la suçlanmışlardı.

Ülkedeki gazeteler “Siz de kahrolun, ihanetiniz de”, “Aramızda hainlere yer yok” manşetleriyle aralarında dünyaca tanınan aktivistler Aziza al-Yousef ve Loujain al-Hathloul’un da bulunduğu hak savunucularının fotoğraflarını basarak hedef göstermişti.

Uluslararası Af Örgütü,  Muhammed Bin Selman’ın kendisini “reformcu” olarak tanıtmasına rağmen, ülkede hak savunucularına yönelik yoğunlaşan baskıların bir tezat oluşturduğunu vurguladı.

Kadınlara araba yasağının kaldırılacak olmasını “gecikmiş de olsa ileri bir adım” olarak değerlendiren Uluslararası Af Örgütü, vesayet sistemi de dahil olmak üzere kadınlara yönelik tüm ayrımcılık biçimlerinin ortadan kaldırılması için çağrı yaptı.

Geçen yıl, araç kullanma yasağının kraliyet kararnamesi ile kaldırılacağı açıklandı. Kadınların araç kullanmasına yönelik yasağın Haziran ayında kaldırılması ve sürücü ehliyetlerinin 24 Haziran’dan itibaren çıkarılması planlanıyor.

“Aktivistlerin itibarının iade edilerek serbest kalması gerekiyor”

Uluslararası Af Örgütü Kampanyalar ve Savunuculuk Direktörü Ruhat Sena Akşener şöyle konuştu:

“Karalama kampanyalarına maruz bırakılan ve kamuoyunun gözünde adeta hain ilan edilen tüm aktivistlerin itibarının iade edilerek serbest kalması gerekiyor.

“Aktivistler, Suudi Arabistan’da da, sadece hak savunuculuğu yaptıkları için ‘ülkenin istikrarı ve toplumsal dokusuna zarar vermek amacıyla yabancı oluşumlarla iletişime geçerek bir hücre oluşturmak’ ve ‘devlet güvenliğine yönelik tehdit oluşturmak’la suçlanıyor. Devlet yanlısı medya tarafından hedef gösteriliyor ve hain ilan ediliyorlar. Bu durum, bu yöntemlerin olduğu tüm ülkelerde olduğu gibi, sivil alan ve hak savunuculuğuna yönelik kaygı verici boyutta ve tehlikeli.”

Kadınlara yasaklar

Suudi Arabistan’da araba kullanma yasağının yanısıra, kadınlar hala bir erkek vasinin izni olmaksızın seyahat edemiyor, ücretli işlerde çalışamıyor, yükseköğrenim göremiyor ve evlenemiyor.

Suudi Arabistanlı kadınlar, araba sürmelerinin yasak olmasını protesto etmek için 2011’den bu yana kampanyalar düzenliyor. Kampanyalar, tüm dünyadan destek görüyor; kadınlar Suudi Arabistan elçilikleri önüne arabayla giderek korna çalıyor. Şimdiye kadar yüzlerce kadın hakları aktivisti tutuklandı. (ÇT)

HDP İzmir Vekil Adayları LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi İmzaladı

HDP İzmir milletvekili adayları, Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzaladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir milletvekili adayları, Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzaladı.

Taahhütname; LGBTİ+ haklarının korunması, iyileştirilmesi ve Meclis gündemine taşınmasına ilişkin maddelerden oluşuyor. Ayrıca nefret dilinin kullanılmayacağına dair söz istiyor.

“Şimdiden ilan ediyoruz”

Kaos GL’den Gözde Demirbilek’in haberine göre, İzmir 1. Bölge 1. Sıra Milletvekili adayı Serpil Kemalbay, taahhütnameyle ilgili “seçilirsek bu kurallara uyacağız” dedi.

“Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekili adayları olarak, LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzalıyoruz. Adaylar olarak seçilirsek bu kurallara uyacağımızı şimdiden ilan ediyoruz.”

“Tüm adaylar imzalasa”

Genç LGBTİ+ Derneği’nden Barış Azar, “Keşke tüm adaylar imzalasa” dedi:

“Genç LGBTİ+ olarak adayların hangi partiden olursa olsun Meclis’te LGBTİ+ haklarını gündeme getirmesini istiyoruz. HDP İzmir milletvekili adayları hazırladığımız taahhütnameyi imzaladı. Keşke tüm partilerden adaylar LGBTİ+ yurttaşların haklarını koruyacağına ve iyileştireceğine dair söz verebilse.”

“LGBTİ yurttaşlara söz veriyorum”

Genç LGBTİ+’nin hazırladığı ve HDP İzmir milletvekili adaylarının imzaladığı taahhütname şöyle:

Milletvekili seçilmem hâlinde;

Eşitlikçi ve özgürlükçü bir anlayışla, LGBTİ+ hak ve özgürlüklerinin korunması ve iyileştirmesi amacıyla sivil toplum örgütleriyle karşılıklı fikir alışverişinde bulunacağıma,

Ayrımcılık karşıtı bir mevzuatın hazırlanması için çalışmalar yürüyeceğime,

Nefret söylemi ve nefret suçları ile mücadeleye destek olacağıma;

Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir bütçe için çabalayacağıma;

LGBTİ+’ların yaşam, eğitim, barınma, sağlık, çalışma, adalete erişim, ifade özgürlüğü ve diğer hak taleplerini ve sorunlarını Meclis gündemine taşıyarak görünür kılacağıma;

Yapacağım konuşmalarda ayrımcı veya ötekileştiren bir dil kullanmayacağıma,

LGBTİ sivil toplum örgütleri nezdinde, tüm LGBTİ+ yurttaşlara söz veriyorum.

(ÇT)

KA.DER: Meclis Yine Bir “Erkek Dönem”e Hazırlanıyor!

KA.DER “24 Haziran seçimine günler kala Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edilen aday listelerine baktığımızda en çok dikkat çeken konu partilerin kadın temsiliyetinde yine ne kadar ‘cimri’ davrandıkları olmuştur” dedi.

Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER), 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekilleri Seçimi öncesinde yaptığı açıklamada, “24 Haziran seçimine günler kala Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edilen aday listelerine baktığımızda en çok dikkat çeken konu partilerin kadın temsiliyetinde yine ne kadar ‘cimri’ davrandıkları olmuştur” dedi.

Seçim listelerinde kadın adayların sadece yüzde 5,4’ü birinci sıradan aday gösterildiğini hatırlatan KA.DER, Meclis’i “yine bir ‘erkek dönem’e hazırlandığı” için eleştirdi; “Kadınsız Meclis yarım kalır” dedi.

KA.DER’in açıklaması şöyle:

“Bu tutumlarıyla; gerek parti programlarında gerekse seçim bildirgelerinde kadına ve kadın haklarına bolca yer veren birçok siyasi partinin aslında kadınları sadece ‘seçmen’ olarak gördüğü ve asıl hedefinin kadınlardan oy alabilmek olduğu anlaşılmaktadır.

“Nüfusun %50’sini, seçmenlerin ise %51’ni oluşturan kadınların milletvekilliğine ‘Seçme ve Seçilme Hakkı’nı elde edişlerinin 84.yılında listelerde sadece %22 oranında yer bulabilmiş olması bizlere gösteriyor ki; bu dönemde de her konuda olduğu gibi kadınlar hakkındaki kararları yine erkekler verecek!

“Herkese açık gibi görünen siyasal haklar, uygulamada kadınların pek çoğuna açık değildir ve yasalarla kadınlara da verilmiş olan eşitliğe uygulamada rastlanılamamaktadır. Toplumsal eşitlik politik eşitlikle bağdaştırılmadıkça gerçek anlamda bir özgürlükten bahsetmek olanaklı değildir.

“Oysa bir toplumda demokrasi anlayışının gelişebilmesi için, kadınların siyasette daha etkili olmaları; tam demokrasiden söz edebilmek içinse kadınların siyaset dahil tüm karar mekanizmalarında eşit temsil ediliyor olmaları gerekmektedir.

“Kadınlarla ortaklaşmamış hiçbir siyasi yapı başarılı olamaz. Çünkü dünyanın yarısını kadınlar oluşturur ve gerçek ittifak kadınlarla yapılmış bir ittifaktır.

“KA. DER olarak yeni ‘Erkek Dönem’e diyoruz ki:

“Eşit Temsil Bir Haktır! Kadınsız Meclis Yarım Kalır!”

(ÇT)

Baronun LGBTİ Film Gösterimi Yasaklandı, Avukatlar Filmi Telefondan İzledi

Ankara Valiliği, Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin LGBTİ+ kısa film seçkisini ‘toplumsal hassasiyetler’ gerekçesiyle yasakladı. Avukatlar filmleri cep telefonundan izleyerek yasağı protesto etti.

 

Ankara Valiliği, Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin LGBTİ kısa film seçkisini yasakladı. Merkez’in dün yapmayı planladığı gösterimi engelleyen Valilik yasağa “toplumsal hassasiyetleri” gerekçe gösterdi.

Gösterim saatinden önce etkinliğin düzenleneceği Ankara Barosu Eğitim Merkezi’nin (ABEM) çevresine iki otobüs çevik kuvvet polisi geldi.

Avukatlar Valiliğin yasağına karşı, ABEM’in önünde avukatlar kısa filmi cep telefonlarından izledi.

Valilik: Provokasyonlara neden olabilir

Valiliğin Baro’ya tebliğ ettiği yasak kararında şu ifadeler yer aldı:

“Sözkonusu paylaşımlarla, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimin aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edeceği, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkabileceği, ayrıca terör örgütlerinin karşıt görüşlü gruplara yönelik eylem arayışı içerisinde olduğu yönündeki istihbari bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, yapılmak istenen film gösterimi etkinliğinin, organizasyona katılacak olan grup ve şahıslara yönelik olarak birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği değerlendirilmektedir.”

Ne olmuştu?

Ankara Valiliği 19 Kasım 2017’de “LGBTİ sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen etkinlikleri” süresiz olarak

yasakladığını duyurdu.

Ankara’daki LGBTİ dernekleri Kaos GL ve Pembe Hayat, Valiliğin LGBTİ etkinliklerini süresiz olarak yasaklamasına karşı ayrı ayrı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemli dava açtı. Ayrı ayrı açılan davalarda idare mahkemeleri ‘yürütmeyi durdurma’ taleplerini redetti. Yasağın iptaline ilişkin  Pembe Hayat Derneği’nin açtığı davanın ilk duruşması 23 Mayıs’ta görüldü. Mahkemenin önümüzdeki aylarda karar vermesi bekleniyor. (ÇT)

“Kadınların Oyu Eşit ve Özgür Hayata” Sloganıyla Kadıköy’ü Pedallayacaklar

Kadınlar, 2 Haziran’da Cumartesi günü “Kadınların Oyu Eşit ve Özgür Hayata” sloganıyla Kadıköy’de pedal çevirecek. Ardından Yoğurtçu Parkı’nda eğlenecek.

Kadınlar, 2 Haziran’da Cumartesi günü “Kadınların Oyu Eşit ve Özgür Hayata” sloganıyla Kadıköy’de pedal çevirecek.

Saat 15.00’te Kadıköy Rıhtım’da Karaköy İskelesi’nde biraraya gelecek olan kadınlar, bisikletleriyle Yoğurtçu Parkı’na gidecek. Saat 16.30’da ise RitimKolektif eşliğinde eğlence başlayacak.

Tüm kadınları feminist bisiklet eylemine ve parktaki eğlenceye davet eden feministlerin çağrısı şöyle:

Hatırlatıyoruz:

Kadınların Oyu: Ne giyip giymediğimizden, bisiklete binip binemeyeceğimize, nerede ne kadara çalışabileceğimizden kaç çocuk doğuracağımıza, ne düşüneceğimizden kimi arzulayabileceğimize her şeyimize karışmak isteyene, bisiklete binmeye “iffetsiz” diyene DEĞİL; eşit ve özgür hayata!

Kadınların Oyu: Sokakta, evde, işte, hayatın her alanında maruz kaldığımız tacizi, erkek şiddetini engellemek yerine “eşitsizsiniz,” “ya davulcuya ya zurnacıya,” “kahkaha atma” diyerek yeniden üretenlere DEĞİL; eşit ve özgür hayata!

Kadınların Oyu: Cinsel tacizin esas sebebi olan erkek egemenliğiyle mücadele etmek yerine hem bisiklet binmemize ahlâksızlık deyip hem de bizi pembe otobüslerle ayrıştırmak isteyenlere DEĞİL; eşit ve özgür hayata!

Kadınların Oyu: Bisiklet sürebileceğimiz, keyifle gezebileceğimiz, nefes alabileceğimiz tüm sahilleri rant için kentsel dönüşümle özelleştirene, doğayı ve Hasankeyf, Munzur ve Sur’da olduğu gibi kültürel miraslarımızı yok edene DEĞİL; eşit ve özgür hayata!

Kadınların Oyu Eşit Ve Özgür;

Değiştirecek Gücümüz Var!

Bisikleti olmayan ama katılmak isteyenler için sınırlı sayıda bisiklet mevcut. Ayrıca buluşma için Kadıköy’de indirimli bir şekilde kiralama olanağı da mevcut. Bisiklet için form doldurmanız gerekiyor. Form için tıklayın.

Feminist bisiklet eylemini kim yapıyor?

Feministler, 6 Mayıs’ta İstanbul’da erken seçimi değerlendirmek için bir forumda bir araya gelmişti.

Bu forumun ardından, seçim sürecinde feminist söz üretilmesini sağlamak amacıyla, herhangi bir partiyi veya kişiyi adres göstermeden, seçim çalışmalarına başlayan İstanbullu feministler, Anneler Günü’nde de “Anne olanlar, olmayanlar, olmak isteyen, istemeyenler… Biz hepimiz, makbul annelik dayatmalarını yemiyoruz. Seçim öncesi feminist buluşmada, #AKPninAnnelikKarnesi’ni veriyoruz” diyerek bir buluşma düzenlediler.

Kampanya kapsamında her Perşembe sosyal medya eylemi örgütleniyor. İlk üç sosyal medya kampanyası  #AKPninAnnelikKarnesi, #KadınlarınOyu, #KadınlarSeçimdeHatırlatıyor etiketleriyle yapıldı. (ÇT)

Kadınlar Gülsüm Ağaoğlu’nun Serbest Bırakılması İçin Buluştu

Kadınlar, tutuklu HDP İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı Gülsüm Ağaoğlu’nun serbest bırakılması için Galatasaray’da biraraya geldi.

Kadınlar, tutuklu HDP İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı Gülsüm Ağaoğlu’nun serbest bırakılması için Galatasaray’da biraraya geldi.

HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi, feminist ve barış aktivisti Gülsüm Ağaoğlu, Tekirdağ’ın Ergene ilçesindeki Newroz kutlamasındaki konuşmasının ardından, “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla gözaltına alınıp 22 Mart’ta tutuklanmıştı.

Eyleme, HDP Ankara milletvekili Filiz Kerestecioğlu ile yazar-dilbilimci Necmiye Alpay da destek verdi.

Kerestecioğlu 1980’li yıllardan beri beraber mücadele ettiklerini belirtirken, “24 Haziran’dan sonra arkadaşlarımızı cezaevlerinden alacağız” diye konuştu.

Alpay da “Barış istemek, barış için mücadele etmek suç değildir. İnsan olmanın gereğidir. 68 gündür tutuklu olan arkadaşımız ciddi sorunlar yaşamaktadır. Gülsüm Ağaoğlu derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

Alpay, Gülsüm Ağaoğlu’nun şeker ve tansiyon hastası olduğunu ve ilaçlarına erişmekte zorluklar yaşadığını da vurguladı.

Açıklamanın ardından kadınlar Galatasaray Postanesi’nden Ağaoğlu’na kart gönderdi. (ÇT)

Mor Yapımcılardan, Erkek Yönetmenlere Tepki: #BenGülmüyorum

Yönetmen Mehmet Eryılmaz’ın sosyal medya hesabından “Me too kampanyasına destek için toplandık :)” mesajına kadın yapımcılardan tepki geldi.

Yönetmen Mehmet Eryılmaz’ın erkek yapımcıların birarada oturduğu masanın fotoğrafını sosyal medya hesabından “Me too kampanyasına destek için toplandık :)” mesajıyla paylaşmasına kadın yapımcılardan tepki geldi.

Fotoğrafta yönetmenler Nuri Bilge Ceylan, Mehmet Eryılmaz, Tunç Davut, Reis Çelik, Atalay Taşdiken, Fikret Reyhan ve Mustafa Kara’nın da arasında bulunduğu isimler yer aldı.

Mor Yapımcılar’ın yaptığı açıklamada, sinema sektöründe taciz ve tecavüzleri ifşa eden #MeToo hareketinin önemi anlatılırken, kötü niyetli olmadığı iddia edilen “şaka” olduğu için hafife alınan cinsiyetçi ifadelerin sorunları normalleştiren bir araç olduğu belirtildi.

#BenGülmüyorum etiketiyle paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“#Me Too hareketiyle ya da herhangi bir taciz/tecavüz durumuyla dalga geçen bir ifadenin tecavüzcü mantığın arkasında duran, onu normalleştiren ve güçlendiren bir yaklaşımın ifadesi olduğuna inanıyoruz. Dünyadaki hemcinslerimiz gibi, hem dahil olduğumuz sinema sektöründe hem de parçası olduğumuz Türkiye toplumunda ayrımcılığı ve saldırganlığı meşrulaştıran dilin değişmesi ve eşitlikçi bir dilin oluşması için çaba sarf ediyoruz. Bu çabanın görmezden gelinmesini ve sofralara meze yapılmasını kabul edilemez buluyoruz.”

“Filmmor’a seçilmiş tek erkek konuk yönetmenim”

“Misafir”, “Hazan Mevsimi” gibi filmlerin yapımcısı ve yönetmeni Eryılmaz’ın paylaştığı mesajın altına ilk yorum Kelebekler filminin yapımcı Diloy Gülün’den geldi. Gülün şu soruyu iletti:

“Mehmet bey, kadın set çalışanlarına erkek yönetmen ve yapımcılar tarafından, nüfuzlarını kullanarak uygulanan taciz ve tecavüz vakalarına gösterdiğiniz duyarlılık ne kadar da dokunaklı. Fakat biz bir grup kadın sinema çalışanı olarak cümlenizin sonundaki gülücüğün ne anlama geldiğini bir türlü anlayamadık. Bize yardımcı olabilir misiniz? Bu konuyu tartışmak için bile sadece erkek erkeğe buluşmuş olmanızla mı dalga geçiyorsunuz? Kadın tacizi ve tecavüzü gibi sarsıcı bir konuyla ilgili çözüm arayışı için girişilmiş #Metoo hareketinin kendisiyle dalga geçiyor olduğunuzu düşünmek bile istemiyoruz çünkü. Bir açıklama yapabilirseniz herkesin içine su serpilir.”

Eryılmaz ise cevabında filmlerinde kadın sorunlarına odaklandığını ve “Filmmor Kadın Filmleri Festivalinde seçilmiş tek erkek konuk yönetmen” olduğunu söyledi . Bunun ardından “Festivale seçilmiş erkek yönetmen” ifadesinin doğru olmadığını açıklayan Filmmor’dan Melek Özman’a da bundan sonraki mesajlarına cevap vermeyeceğini söyledi.

Özman, Facebook gönderisinin altında Eryılmaz’a, festivale hiçbir zaman konuk olarak erkek yönetmen davet etmediklerini, “Jin, Misafir gibi Altın Bamya adayı olmayacak lakin kadın mevsuzu açısından tartışmalı filmlerin yönetmenleriyle ‘Filmmor meydanı’nda tartışmak için açılan bölüme davet edildiğini” anlatmıştı. (ÇT)

AKP Seçim Beyannamesinde “Kadınlarımız”

AKP Seçim Beyannamesi’nde “Kadın” başlığında, 2015 seçim beyannamesinin “Kadın” başlığında yer alan ifadeler ve vaatler tekrarlandı.

Beyannamede, 2015 seçimi vaatlerine ek olarak “Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), kadın konukevleri başta olmak üzere şiddet mağdurlarına hizmet sunan birimlerin hizmet kapasitelerinin geliştirilmesi” ve “ADEM’ler (Aile Destek Merkezi) ile SODAM’ları (Sosyal Dayanışma Merkezi) yaygınlaştırılması” yer aldı.

“Kadınlarımız, toplumsal hayatın olduğu kadar ailelerimizin de temel direğidir” ifadesiyle başlayan beyannamede “Neler Yaptık” ve “Neler Yapacağız” başlıkları yer aldı.

AKP kadınlar için yaptıklarını 1118 kelimeyle anlatırken, önümüzdeki neler yapılacağı 289 kelimeyle anlatıldı.

“Neler yaptık” bölümü

“Neler Yaptık” bölümünde AKP İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması ve yasalarda yapılan değişiklere değindi. “Kadına karşı şiddet ile mücadelede sıfır tolerans ilkesini gözetildiği” savunuldu.

Parlamentodaki ve yerel yönetimlerdeki kadın sayısının da AKP döneminde yükseldiği belirtildi.

26. Yasama döneminde, seçimlerin ardından kadın milletvekili oranları HDP’de yüzde 38,9; CHP’de oranı yüzde 15,5; AKP’de yüzde 11; MHP’de yüzde 7,5 idi.

AKP yerel yönetimlerde kadınların daha fazla söz sahibi olmasını sağladığını da belirtti; “2009 yılında yüzde 0,9 olan kadın belediye başkanı oranı, üçe katlanarak 2014 yılında yüzde 2,7 ’ye ulaştı. Yerel seçimlerde kadın belediye meclis üyesi oranı 2009’ da yüzde 4,5 iken, 2014’de yüzde 10,7’ye yükseldi” dedi.

2014 yerel seçimlerinde belediye başkanlığına seçilen kadınların 23’ü BDP’den; 7’si CHP’den; 6’sı AKP’den; biri ise MHP’dendi.

Erken yaşta evlilikleri yarı yarıya azaltıldığının söylendiği beyannamede, bu düşüşe referans olarak 16-17 yaşında evlenen kız çocuklarının oranı gösterildi; “2003 yılında yüzde 8,1 olan 16-17 yaş grubunda evlenen kız çocuklarının oranı, 2017 yılında yüzde 4,2’ye gerilemiştir” ifadesi kullanıldı.

“Neler yaptık” bölümünde en dikkat çekici cümlelerden biri ise “Aile içi problemlerin, evli hâkimler tarafından ihtisas mahkemelerinde görülmesini sağladık” oldu.

İki seçimde değişmeyen vaatler

AKP 2015 beyannamesi

AKP 2018 beyannamesi

Kadının bireysel ve toplumsal olarak daha da güçlenmesi için hayata geçirdiğimiz politikaları ve başlattığımız çalışmaları kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz. Toplumuzda kadına dair temel sorunların en aza inmesi, kadının bireysel ve toplumsal olarak daha da güçlenmesi için hayata geçirdiğimiz politikaları ve başlattığımız çalışmaları kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz.
Önümüzdeki dönemde kadınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliğini daha da artıracağız. Siyasetten bürokrasiye kültürel ve sanatsal hayattan sivil toplum faaliyetlerine kadar kadının katılımını ve rolünü güçlendireceğiz. 2023’e doğru uzanırken kadınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliğini daha da artıracağız. Siyasetten bürokrasiye, kültürel ve sanatsal hayattan sivil toplum faaliyetlerine kadar her alanda kadının katılımını ve rolünü güçlendireceğiz.
Kadınlarımızın konumunu daha da güçlendirmek ve uygulamalarımızın etkinliğini artırmak üzere, kadına ilişkin mevzuatı ilgili tarafların görüşlerini alarak gözden geçireceğiz. Bu kapsamda kadınlarımızın konumunu daha da güçlendirmek ve uygulamalarımızın etkinliğini artırmak üzere, kadına ilişkin mevzuatı ilgili tarafların görüşlerini alarak gözden geçireceğiz.
Başta erken çocukluk dönemi eğitiminin geliştirilmesi olmak üzere, kız çocuklarının eğitime devam etmelerinin sağlanması için gerekli tedbirleri alacak ve ilave teşvik mekanizmalarını hayata geçireceğiz. Zorunlu örgün eğitim kademelerinin tamamında kız çocuklarının net okullaşma oranlarını yüzde 100 seviyesine ulaştıracağız. Bu amaçla, erken çocukluk dönemi eğitiminin geliştirilmesi başta olmak
üzere, kız çocuklarının eğitime devam etmelerinin sağlanması için gerekli tedbirleri alacağız.
Kadın istihdamına yönelik getirdiğimiz istihdam teşviklerinin devamını sağlayacağız. Kadın istihdamına yönelik getirdiğimiz istihdam teşviklerinin güçlü bir şekildedevamını sağlayacağız.
Kadınlarımızın iş hayatında tutunmalarını kolaylaştırmak amacıyla kaliteli ve hesaplı kreş imkânlarını yaygınlaştıracağız. Meslek kurslarına katılan kadınlarımız için çocuk oyun odaları uygulamasını başlatacağız. Ülke genelinde bulunan 300
Organize Sanayi Bölgesinde kreş ve gündüz bakımevlerinin yaygınlaştırılması amacıyla tüm taraflarla güçlü işbirliğinde çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Kadın girişimciliğini daha fazla teşvik etmek için, piyasa eğilimleri, mevzuat, ihracat ve benzeri konularda danışmanlık hizmeti verecek kurumsal mekanizmalar oluşturacağız. Kadın Girişimciliği Programı hazırlayarak uygulamaya koyacak ve kadınlarımızın iş hayatına atılmalarını kolaylaştıracağız. İşgücü piyasasında nitelikli kadın istihdamını artıracak biçimde, mesleki eğitim ve beceri geliştirme ile kadın girişimciliği fırsatlarını güçlendireceğiz.
Çalışanların ve işverenlerin kadın-erkek fırsat eşitliği bilincini güçlendirmeye yönelik farkındalık oluşturucu programları artıracağız. Kadın fırsat eşitliğini gözeten ve kadınlara pozitif ayrımcılık yapan işletme ve kuruluşlara yönelik sertifkasyon programı başlatacağız.

(ÇT)

Sosyal Hizmet Uzmanlarından Nihat Hatipoğlu’na: Verdiğin “Uzman” Bilgisi Yanlış

Sosyal hizmet uzmanları, “Kadın doğdum erkek hissediyorum” diyen kişiye nefsine hakim olmasını söyleyen ilahiyatçı Hatipoğlu’na açıklamasını düzetlmesi için çağrı yaptı.

Sosyal hizmet uzmanları yazılı bir açıklama yaparak İlahiyat profesörü Nihat Hatipoğlu’na cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri konusunda verdiği hatalı bilgileri düzeltmesini istedi.

Hatipoğlu Sultanahmet Meydanı’nda canlı yayınlanan Ramazan programında vatandaşların sorularını yanıtlarken, bir kişi söz almış ve “kadın olarak doğduğunu ancak kendisini erkek gibi hissettiğini ve kadınlardan hoşlandığını söylemişti.

Hatipoğlu da “Sen kadınsın, kadın doğmuşsun”, Bu senin bir imtihanın da olabilir, onun için mücadele etmen gerekir. Nefsine değil, inancına ve aklına teslim olman doğru olur” gibi ifadelerle cevap vermişti.

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği’nin (SHU-Der) Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır şubeleri ile Kaos GL ve Genç LGBTİ+ derneklerinin Sosyal Hizmet Çalışma Gruplarının yaptığı ortak basın açıklamasında, Hatipoğlu’nun yaptığı açıklamaları düzeltmesi çağrısı yapıldı.

Sosyal hizmet uzmanları “Uzmanların sorumluluklarının farkına varmaları, aynı alanda bu sorumluluğu hissedenlerin de meydanı önyargılara bırakmamaları gerekiyor. Nihat Hatipoğlu’ndan, yaptığı açıklamayı düzeltmesini, verdiği ‘uzman’ bilgisinin yanlış olduğunu hatırlatarak LGBTİ’lerle çalışan psikologlardan, sosyal hizmet uzmanlarından görüş almasını  talep etmekteyiz” dedi.

“Verilen ‘uzman’ bilgisi yanlış”

Yapılan basın açıklaması şöyle:

“Bizler biliyoruz ki; 17 Mayıs 1990 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından eşcinselliğin Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması’nın (ICD)  akıl hastalıkları listesinden çıkarılmıştır.

“Toplumdaki heteroseksist anlayış sebebi ile LGBTİ’ler cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimlerinden dolayı reddedilme, yanlış anlaşılma, baskı ve kınama gibi birçok sorunla karşı karşıya kalmakta ve temel hakları ihlal edilmektedir.

“Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Koray Başar’ın Kaos Haber Sitesi’nde belirttiği üzere böylesi ‘uzman görüşü ambalajındaki önyargılar’ ister din ister tıp uzmanlarından gelsin, insanların ve yakınlarının hayatını cehenneme çevirmekten öteye bir etki göstermezler. Uzmanların sorumluluklarının farkına varmaları, aynı alanda bu sorumluluğu hissedenlerin de meydanı önyargılara bırakmamaları gerekiyor.

“Nefret suçları sonucu en temel olan yaşama hakları ellerinden alınan LGBTİ’ler sağlık, barınma, eğitim, istihdam, sosyal hizmetlere erişim noktalarında da çeşitli zorluklar yaşamaktadırlar. Bu alanlarda yaşanan sorunlar LGBTİ’leri sosyal hizmetin ve psikolojinin potansiyel müracaatçısı/danışanı yapmaktadır.

“Sosyal hizmet mesleği insan hakları ve sosyal adaleti temel alan bir meslektir. Bu çerçevede insan haklarının bir gereği olarak ırk, etnik ve ulusal köken, renk, cinsiyet, cinsiyet kimliği; cinsel yönelim, yaş medeni durum, siyasi görüş, dinsel inanç, zihinsel ya da fiziksel engel başta olmak üzere insan onuruna yakışmayan her türlü ayrımcılıkla mücadelenin mesleki sorumluluğumuz olduğunun farkında olarak; Nihat Hatipoğlu’ndan, yaptığı açıklamayı düzeltmesini, verdiği ‘uzman’ bilgisinin yanlış olduğunu hatırlatarak LGBTİ’lerle çalışan psikologlardan, sosyal hizmet uzmanlarından görüş almasını  talep etmekteyiz.

“Bizler; LGBTİ yurttaşlarımızın, kendileri için verilebilecek kamusal hizmetlerin politikasızlık nedeniyle kısıtlı olmasıyla beraber LGBTİ’lerin ayrımcılığa uğramasının önlenmesine yönelik model geliştirilene kadar, ihtiyaç duydukları tüm psikososyal destek hizmetlerini alabilmeleri için, haklarının korunması ve geliştirilmesi için sosyal hizmet uzmanlarının ve psikologların mesleki sorumluluk çerçevesinde yardımcı olabileceklerini belirtmek istiyoruz.” (ÇT)

Ankara’daki LGBTİ Yasağı İdare Mahkemesi’nde Görüşüldü

Ankara’daki süresiz LGBTİ etkinliği yasağı kararının iptaline ilişkin Pembe Hayat Derneği’nin açtığı davanın ilk duruşması dün görüldü.

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın haberine göre, Ankara 13. İdare Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Pembe Hayat adına avukat Emrah Şahin, Kaos GL Derneği’nden ise avukat Hayriye Kara ve Av. Kerem Dikmen katıldı. Avukatlar mahkemeye yasak kararının ayrımcı olduğunu, ifade ve dernek kurma özgürlüğünü ihlal ettiğini anlattı.

AİHM’in Onur Yürüyüşü yasağı kararı hatırlatıldı

Avukat Şahin mahkemenin kararının önümüzdeki aylarda vereceğini söylerken şöyle konuştu:

“Sunulan yasal dayanaklar süresiz halde yasaklama için makul gerekçeler değil. Mahkemede de bu maddelerle yasağın çıkamayacağını belirttik. Umuyoruz ki olumlu bir karar çıkar ancak mahkemelerin ne karar vereceğine ilişkin önceden tahminde bulunmak çok kolay değil. Davamız kabul edilir ve yasaklama iptal edilirse adalet geç de olsa yerini bulmuş olacak.”

Avukat Dikmen de şöyle konuştu:

“Valilik savunma dilekçesinde hakların kısıtlanması rejimine uygun bir şekilde kısıtlandığını söylüyor ancak yasak kararı ile haklarımız bu rejime aykırı bir şekilde kısıtlandı. Kısıtlamanın belirli ve ölçülü olması gerekir. Mahkemede de bunu dile getirdik.

“Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Rusya’daki Onur Yürüyüşünün engellenmesi ve yürüyüşe yapılan saldırıyla ilgili Alekseyev v. Rusya kararı bulunuyor.  Mahkeme 2006, 2007 ve 2008 Moskova Onur Yürüyüşleri’nin yasaklanmasının 11. maddeyi açıkça ihlal ettiğine karar verdi. AİHM, bu karar ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının yasaklanmasının meşru bir amaca dayanıp dayanmadığına veya kanunla düzenlenip düzenlenmediğine bakmayı demokratik toplumun gereği açısından gereksiz gördüğünü ve 11. maddenin gösterinin konu ve amacından rahatsız olabilecek veya göstericilerle aynı fikirde olmayan kişilerin saldırılarına karşı korumayı da içerdiğini yineledi. Mahkeme sadece riskin varlığının gösteriyi yasaklamak için yeterli olmadığını, yetkililerin potansiyel saldırılara ilişkin gerekli önlemleri alması gerektiğinin altını çizdi.

Ne olmuştu?

Ankara Valiliği 19 Kasım’da da “LGBTİ sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen etkinlikleri” süresiz olarak yasakladığını duyurdu.

Ankara’daki LGBTİ dernekleri Kaos GL ve Pembe Hayat, Valiliğin LGBTİ etkinliklerini süresiz olarak yasaklamasına karşı ayrı ayrı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemli dava açtı. Ayrı ayrı açılan davalarda idare mahkemeleri ‘yürütmeyi durdurma’ taleplerini reddetti. Ancak yasak kararın iptaline ilişkin yargı süreci devam ediyor. Pembe Hayat’ın bugün görülen duruşmasından sonra Mahkeme’nin önümüzdeki aylarda karar vermesi bekleniyor. (ÇT)

HDP: T A M A M mı, Erkeklerle Devam mı?

HDP adaylarını tanıttı. Eşbaşkanlardan Buldan “Saray’ı Kadın Bakanlığı olarak kullanacağız” derken, Temelli “Bu seçim, biraz da TAMAM’la ERKEKLERLE DEVAM arasında bir karar verme seçimi” dedi.

HDP, 24 Haziran Seçimi milletvekili adaylarını Ankara’da düzenlediği etkinlikle tanıttı.

HDP Kadın Meclisi Seçim Bildirgesi’nin de kamuoyuyla paylaşıldığı toplantıya tüm milletvekili adayları katıldı.

Toplantıda HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan “Saray’ı Kadın Bakanlığı olarak kullanacağız” diye konuştu, saraydaki 1000 odanın da Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelenin Koordinasyon Merkezi olarak kullanılacağını söyledi.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli de “Bizler yeni dönemde de kadın milletvekili sayımız ve cinsiyet eşitliğini esas alan siyasetimizle Türkiye’nin önünü açmaya devam edeceğiz. Cumhur ittifakı dedikleri ise aslında bir erkekler meclisi. Bu nedenle bu seçim, biraz da TAMAM’la ERKEKLERLE DEVAM arasında bir karar verme seçimi olacak” diye konuştu.

Toplantıda Kandıra Cezaevi’nde tutulan kadın siyasetçilerin mesajı da okundu:

Bu zorlu süreçte kadın taleplerinin taşıyıcısı kadın özgürlük mücadelesinin temsilcileri olarak önemli bir görev ve sorumluluk üstlendiniz.

Öncelikle kucak dolusu sevgi, umut, güç ve moral gönderiyor, başarılar diliyoruz. Memleketin halini tarif etmeye gerek yok. Faşizmin zulmünü halklarımıza dayatılan savaşın yıkımını, erkek şiddetini, kadına dayatılan köleliği en yıkıcı şekilde yaşıyoruz. Ama bu gidişatı durdurabiliriz.

Erkek egemenliğinin, baskı ve şiddetin en katmerli hali olan faşizmi durduracak gücü kadınlar olarak açığa çıkabiliriz. Size güveniyoruz.

Kadınların büyük bedeller ödeyerek yarattığı özgürlük değerlerini, kadın kazanımlarını daha ileriye taşıyacağımıza inanıyoruz. Kadınların zaferini kutlayacağımız 24 Haziran akşamını sabırsızlıkla bekleyeceğiz.

Yüreğimizle, özgürlük umutlarımızla, zılgıtlarımızla sizinleyiz.

Yolunuz açık olsun!

Kandıra Cezaevinden Siyasi Tutuklu Kadınlar

TIKLAYIN – HDP Kadın Bildirgesini Açıkladı: Kadın Bakanlığı, Engelleri Kaldırma Bakanlığı, Kreş Hakkı

Buldan: 24 Haziran’da ‘Kadınların fendi tek adamı yendi’ diyeceğiz

Pervin Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Biz kadınlar faşizmi, panzehiri olan demokrasi ile yeneceğiz.

“Kadınlara biçilen sınırları aşa aşa geliyoruz! Ataerkil zincirleri kıra kıra geliyoruz!

“Dalga dalga saçlarımızla, başörtümüzle, heftrengimizle, egalimizle geliyoruz!

“Kahkahalarımızla, tilililerimizle geliyoruz!

“Biz 24 Haziran’da ‘Kadınların fendi tek adamı yendi’ diyeceğiz. ‘Tek adam’ ya da ‘Hep adam’ sistemine her zamankinden daha büyük bir umutla karşı çıkıyoruz. Herkes şunu bilmeli ki; kadınlar biat etmiyor, özgürlüğümüzde ısrar ediyoruz.

“Yanlış hesap kadınlardan dönecek. 25 Haziran’da o sarayı kadın bakanlığı ve engelleri kaldırma bakanlığı olarak kullanacağız. Saraydaki bin odayı başta İstanbul Sözleşmesinin uygulanması olmak üzere, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelenin Koordinasyon Merkezi olarak kullanacağız.”

Temelli: TAMAM’la ERKEKLERLE DEVAM arasında bir karar verme seçimi

Temelli’nin konuşmasından satırbaşları şöyle:

“HDP neden önemli? HDP, her zaman olduğu gibi bu seçimlerin de kilit partisidir!

“Parlamentonun işlevsiz hale gelmemesinin, tek adam yönetimine son verilmesinin, cumhurbaşkanlığının sembolik bir makama dönüşmesinin tek olanağı HDP’nin barajı geçmesi. Bu kapıyı HDP’nin oyları açacak.

“HDP’nin barajı geçmesi demek, AKP’nin tek başına hükümet kurmasının imkansızlaşması demek. 301 401 hesaplarının bozulması demek. HDP, AKP’nin vekil sayısını azaltabilecek tek partidir. Bu yüzden bu seçim AKP ile HDP arasında geçecek bir seçimdir. AKP 80 vekilin peşinde. Vermeyeceğiz!

“Kürt sorunun çözümü konusunda barışçıl irade açığa çıkacak, toplumun bir arada yaşamaya dair hafızası ve değerleri canlanacak. Bütün hizmetler ve politikalar eşit yurttaşlık temelinde Demokratik Anayasa’nın güvencesi altında olacak. Türkiye halkı güven ve dayanışmaya dayanan adaletli bir ekonominin mümkün olduğunu HDP ile birlikte görecek. Sadece Türkiye’ye değil, dış politikaya da nefes aldıracağız. Bugün dünyadaki 5 diktatör hükümetten biri olarak anılan Erdoğan iktidarı, dış politikadaki ittifakını faşist devletlerle yapmayı tercih etti, biz ise faşizme karşı direnen halklarla yapacağız!

“Bizler yeni dönemde de kadın milletvekili sayımız ve cinsiyet eşitliğini esas alan siyasetimizle Türkiye’nin önünü açmaya devam edeceğiz. Cumhur ittifakı dedikleri ise aslında bir erkekler meclisi. Bu nedenle bu seçim, biraz da TAMAM’la ERKEKLERLE DEVAM arasında bir karar verme seçimi olacak.” (ÇT)

HDP Kadın Bildirgesini Açıkladı: Kadın Bakanlığı, Engelleri Kaldırma Bakanlığı, Kreş Hakkı

HDP Kadın Meclisi’nin 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimi Bildirgesi’nde Kadın Bakanlığı kurulması, kadın için baba ve kocaya bağımlı olmayan sosyal güvence ve emeklilik hakkı gibi vaatler yer aldı.

HDP Kadın Meclisi, 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimi Bildirgesi’ni açıkladı.

Seçimlerde kadın bildirgesi hazırlayan tek parti olduğunu belirten HDP Kadın Meclisi “Kendi hayatlarımız için kendi sözümüzü söylüyoruz. HDP’li kadınlar olarak, Türkiye ve Kürdistan kadın hareketleri ile feminist hareketin onlarca yıllık mücadelesinin kazanım, birikim ve deneyimlerini sahipleniyoruz” dedi.

Bildirgede öne çıkan vaatler şöyle:

* Kadın Bakanlığı kurulması,

* 8 Mart’ın resmi tatil ilan edilmesi,

* Yetkinin tek kişide toplanmasına karşı katılımcı bir parlamenter sistem kurulması,

* LGBTİ+’lara yönelik eşitsizliğin ve ayrımcılığın önlenmesi,

* Bütçelerin savaş için değil cinsiyet eşitliği için harcanması,

* Kadın için baba ve kocaya bağımlı olmayan sosyal güvence ve emeklilik hakkı,

* Sosyal güvencesi ve geliri olmayan, boşanmış, eşi vefat etmiş ve yalnız yaşayan kadınlara yapılan sosyal destek asgari ücretten az olmayacak şekilde sosyal destek,

* Eşit, ulaşılabilir, anadilinde, cinsiyetçi olmayan nitelikli ve ücretsiz sağlık hakkı,

* Her mahalleye ve işyerlerine ulaşılabilir, ücretsiz, anadilde ve 24 saat hizmet veren kreşler,

* Eğitim müfredatını cinsiyetçi, milliyetçi içerikten arındırılması,

* Engellilere yönelik baskı ve ayrımcılıkla mücadele için Engelleri Kaldırma Bakanlığı kurulması.

Bildirgeden satırbaşları

Kadın Meclisi Seçim Bildirgesinde şu başlıklar ve ifadeler yer aldı:

Geleceğimizi saray iktidarına teslim etmiyoruz

“Bütün yetkiyi tek adamda toplayan başkanlık rejimine karşı bizler özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokratik güçlü bir parlamenter sistemi savunuyoruz.

Kazanımlarımızdan vazgeçmeyeceğiz

“Kadınların tepkisi, birçok defa hükümeti geri adım atmak zorunda bıraksa da AKP hükümeti iktidarda olduğu müddetçe kazanımlarımızın tehdit altında olduğunu biliyoruz. Bizleri evlilik, giyim, savaş siyaseti üzerinden bölmelerine, makbul/makbul olmayan diye ayırmalarına izin vermeyeceğiz.

Başörtümüze de etek boyumuza da kendimiz karar vereceğiz

Bizler, kadınlarla ilgili tüm sorunlara doğrudan kadınların ve kadın örgütlerinin çözüm geliştirdiği ‘Kadın Bakanlığı’nı kuracağız. Kadınların uluslararası birlikteliğinin kutlaması olan 8 Mart’ı kadınlar için resmî tatil ilan edeceğiz.

Cinsiyet eşitliğini sağlayacağız

“CEDAW ve İstanbul Sözleşmesini etkin bir şekilde uygulayacağız. Toplumsal, kültürel ve siyasal alanda LGBTİ+’lara karşı her türlü eşitsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlayacak adımları atıp, eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürdürebilecekleri koşulları oluşturacağız.

“Kadına yönelik her türlü şiddete son

Erkek adaleti değil, gerçek adaleti hayata geçireceğiz. Artık bu ülkede kadın cinayeti davalarında “Erkeklik indirimleri” ve “kravat indirimleri” verilemeyecek.

“OHAL ve savaş için değil, cinsiyet eşitliği için bütçe

Savaşın, rantın, ekolojik tahribatın, sömürü ve cinsiyet ayrımcılığının bütçesinden kurtulup bütçeyi, eğitim, sağlık, istihdam, kadına yönelik şiddeti önlemek için harcayacağız.

“Emeğimizin hakkını koruyacağız

Kadınlar için güvenceli, insanca işler yaratacağız. Eşit işe eşit ücret alacağız. İşleri kadın işi/erkek işi diye ayıran toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümüne son vereceğiz. Erkeklerin de ebeveynlik sorumluluğunu üstlenmelerini, ev emeğini paylaşmalarını teşvik edeceğiz.

“Kadın yoksulluğuna son vereceğiz

Şartlı sosyal yardımların yerine bir yurttaşlık hakkı olarak herkese insanca yaşamasına yetecek kadar sosyal destekte bulunacağız.

“Eşit ve ayrımsız sağlık hakkı

Tüm kadınlar için sağlıkta etkin önleyici politikaların yanında eşit, ulaşılabilir, anadilinde, cinsiyetçi olmayan nitelikli ve ücretsiz sağlık hakkını güvence altına alacağız. Doğum kontrolü ve cinsel sağlık hizmetlerini yaygınlaştıracağız. Kürtaj hakkının önündeki fiili engelleri kaldıracağız.

“Konut satışı değil, barınma hakkı

Yerinde dönüşüm yapacağız ve pozitif ayrımcılık ilkesini gözeterek öncelikle kadınlar için düşük maliyetli konutlar yapacağız.

“Kreş haktır

Kadınların hem çalışma yaşamına hem de kamusal yaşama özgürce katılabilmeleri için her mahalleye ve işyerlerine ulaşılabilir, ücretsiz, anadilde ve 24 saat hizmet veren kreşler açacağız.

“Eşitlikçi eğitim mümkün

Eğitim müfredatını, ders kitapları ve diğer materyaller cinsiyetçi, eril, tekçi, merkeziyetçi, mezhepçi, militarist, milliyetçi ve şoven içerikten arındıracağız. Cinsiyetçi iş bölümüne son vermek için kız çocuklarının daha az tercih ettiği alanlarda eğitim görmelerini teşvik edeceğiz.

“Kadınlar engel tanımaz

Engelleri Kaldırma Bakanlığı ile, engelli kadınlara yönelik baskı, önyargı ve ayrımcılıkla mücadele edeceğiz.

“Ekolojik ve kadın merkezli yaşamı kuracağız

Doğal varlıkları, suları, sulak alanları dereleri, denizleri, gölleri, ormanları, meraları, yaylaları, kışlıkları, tarım alanlarını, tüm canlıların yaşam hakkını koşulsuz koruyacağız.

“Demokratik cumhuriyeti ve barışı var edeceğiz

“Tüm siyasi tutsaklar özgürlüğüne kavuşacak

“Kadın düşmanlığını kadın enternasyonali ile yeneceğiz”

Karısı Leyla Demir’i Öldüren A.K.’nin Yargılanmasına Başlandı

Boşanma aşamasında olduğu karısı Leyla Demir’i öldüren A.K. “Ağır hakaretler etti, yüzüme tükürdü, ben de cebimde taşıdığım bıçağı rastgele salladım” diyerek kendini savundu.

Boşanma aşamasında olduğu karısı Leyla Demir’i (38) öldüren A.K.’nin (51) yargılanmasına dün İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı.

A.K. savunmasında “Ağır hakaretler etti, yüzüme tükürdü, ben de cebimde taşıdığım bıçağı rastgele salladım” dedi.

A.K. Şubat 2018’de Leyla Demir’i sokakta bıçaklayarak öldürmüştü. Leyla Demir’in kocasını eve misafir olarak gelen teyzesine cinsel tacizde bulunduğu için evden kovduğu, ardından anlaşmalı olarak boşanma davası açtıkları haberlere yansımıştı.

Dün görülen duruşmada sanık A.K., çalışma saatleri nedeniyle Demir’in teyzesiyle evde yalnız kaldığını, bunu istemediği için Leyla Demir ile tartıştıklarını ve Demir’in kendisini evden kovduğunu söyledi. Bu tartışmanın ardından boşanma davası için anlaştıklarını ancak görüşmeye devam ettiklerini savundu.

Leyla Demir’in erkek kardeşi ve komşusu tanık olarak dinlendi. Erkek kardeşi, sanığın cinsel taciz iddialarını kabul ettiğini ve kendisine pişman olduğunu söylediğini belirtti. Ayrıca kardeşi Leyla Demir’in cinsel taciz iddialarını kanıtlayan bir ses kaydını kendisine gönderdiğini ve bu kaydı mahkemeyle paylaşabileceğini de ifade etti. Ablası Demir’in darp edildiği için iki kez evi terk ettiğini de ekledi.

Tanık olarak dinlenen komşu da taciz iddialarıyla ilgili tartışmaya şahit olduğunu ancak bunun dışında bir geçimsizliklerine şahit olmadığını aktardı.

Mahkeme, olay gününe ait kamera kayıtlarının istenmesi, taciz edildiği iddia edilen kişinin tanık olarak dinlenmesi ve taciz iddialarına ilişkin ses kayıtlarının bilirkişi tarafından çözülmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 12 Ekim saat 10.20’de görülecek. (ÇT)

8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde Öğrenciler “Yasakları Yasakla” Dedi

Yüzlerce öğrenci, “Bütün yasakları yasakla” sloganıyla dün 8. ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde biraraya geldi

8. ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, “Yasakları yasakla” sloganıyla dün ODTÜ kampüsünde yüzlerce öğrencinin katılımıyla gerçekleşti.

Rektörlüğün Onur Yürüyüşü’ne izin verilmeyeceğine dair kararına karşı, öğrenciler dün (11 Mayıs) saat 17.00’de ODTÜ Fizik çimlerinde biraraya geldi.

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın haberine göre, öğrenciler, “Nerdesin aşkım”, “Nefrete inat yaşayasın hayat”, “Eşcinseller susmayacak”, “Transfobiye hayır”, “Faşizme karşı bacak omuza”, “Homofobik Rektör istemiyoruz” sloganları attı.

Eylem öncesinde kampüsteki binalara gökkuşağı bayrakları asıldı. Kampüste gökkuşağı bayrakları ve bildiriler dağıtıldı.

Eylemde ritim grubu eşliğinde Emel Müftüoğlu’nun “Hovarda” şarkısı söylendi.

Polis, TOMA ile yürüyüş yapan öğrencilerin önünü kesti ancak daha sonra yürüyüşe devam edildi.

Ne olmuştu?

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, 7-12 Mayıs tarihleri arasında kampüste Onur Haftası ve Yürüyüşü düzenlemeye hazırlanırken, üniversite yönetiminden bütün öğrencilere e-posta göndererej “etkinliklere izin verilmeyeceğini” belirtmişti.

Üniversite yönetimi, söz konusu mailde ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nın üniversite yönergesi kapsamında kurulmuş bir topluluk olmadığını söylerken, Ankara Valiliği’nin 18 Kasım 2017’de ilan ettiği LGBTİ etkinliği yasağını hatırlatmıştı.

ODTÜ’den 54 öğrenci topluluğu, bir video aracılığıyla açıklama yapmış, “Baskının son örnek dalgası olan lgbti+ ayrımcılığını kabul etmiyor, hepimizin bir parçası olduğu temel bir insanlık hakkı mücadelesi olan LGBTİ+ özgürlüğü mücadelesinin arkasında olduğumuzu bildiriyor ve okulu gökkuşağına boyamaya davet ediyoruz” demişti.

Uluslararası Af Örgütü, yasak kararına karşı bir acil eylem kampanyası başlatmıştı. (ÇT)

Almanya’da Yılın Kadın Sanatçısı Ödülü Zeynep Gedizlioğlu’na

Besteci Zeynep Gedizlioğlu, kadın bestecilere verilen Heidelberg Kadın Sanatçı Ödülünün bu yılki sahibi oldu. 16 Mayıs’taki törende Gedizlioğlu’nun “Durak” eserini Heidelberg Filarmoni Orkestrası çalacak.

Besteci Zeynep Gedizlioğlu, sadece kadın bestecilere verilen Heidelberg Kadın Sanatçı Ödülünün bu yılki sahibi oldu.

Almanya’nın en önemli kültürel ödüllerinen biri olan Heidelberg Kadın Sanatçı Ödülü, 1987’den beri veriliyor.

Ödül jürisinin gerekçesinde, Gedizlioglu’nun müziği, çağdaş müziğe yeni bir soluk getiren ve zenginleştiren, detay ve farklılıkların titizce örülmesiyle yaratılan, yoğun, ödün vermeyen ve cesaretli bir müzik dili olarak tanımlanıyor.

16 Mayıs Çarşamba akşamı Heidelberg Stadthalle’de yapılacak törende Zeynep Gedizlioğlu’nun Durak adlı orkestra eseri, Carl Maria von Weber’in 1 No.’lu Klarinet Konçertosu, Jean Sibelius’un 2. Senfonisi ile birlikte şef Anthony Hermus yönetimindeki Heidelberg Filarmoni Orkestrası tarafından çalınacak. Ayrıca, Deutschland-Funk ödül töreni ve konserini kaydederek, Zeynep Gedizlioğlu hakkında yapılan bir program ile beraber yayınlayacak.

Zeynep Gedizlioğlu hakkında

Müzik yaşamını Almanya’da sürdüren Zeynep Gedizlioğlu, 2012 yılında Ernst von Siemens Müzik Vakfı Bestecilik Ödülü’nü kazanmış ve 2014’te de Türkiye’de Andante Dergisi’nin düzenlediği Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde Yılın Bestecisi Ödülü’ne değer görülmüştü. 2016’da GEMA Vakfı Almanya Müzik Yazarları Ödülü’ne (Deutsche Musikautorenpreis) bu yıl Ensemble(*) İçin Müzik dalında aday gösterilmişti.

Gedizlioğlu’nun eserleri dünyada tanınmış pek çok sanatçı ve toplulukça çeşitli konser ve organizasyonlarda seslendirildi. (ÇT)

İhraç Edilen Kadınlar ve Kadın Seçmenler

Kadınlar; zor şartlar altında aldıkları eğitim ve sahip oldukları iş, uzaklaştırıldıkları toplumsal statü ve içinde yaşadığımız toplumsal cinsiyet eşitsizliği göz önünde bulundurulduğunda daha adaletsiz bir yaşama mahkum bırakıldı.

Haksız ve hukuksuz ihraç meselesi 24 Haziran ve 8 Temmuz’da yapılacak seçimlerinde en temel gündemlerinden biri. Ülkede ekonomik durumun OHAL döneminde çökmesi ve yine ekonomik nedenlerle çok öne alındığı açık olan baskın seçimin yapılması, ihraçlar ve ihraçlara yakın seçmenlerin siyasi tercihlerini önemli hale getirdi.

Darbe girişimi ile ilgisi, hiçbir şekilde ortaya konulmamış yüz binden fazla memur, arşiv soruşturması nedeniyle işsiz bırakılan onbinlerce taşeron işçisi, ataması yapılmayan doktorlar, sözleşmesi yenilenmeyen akademisyenler, bunların yakınları milyonlarca seçmene denk düşüyor. Eğitimi, birikimi ve geleceği haksız bir şekilde elinden alınan ihraçlar, 24 Haziran ve 8 Temmuz’da sandıkta siyasi sorumlulardan hesap soracak. Kadınların eğitim alması, memur olmasının ne kadar zor olduğunu en iyi kadınlar bilir. Haksız bir şekilde kadınların ihraç edilmesinin hesabını da en çok kadın seçmenlerin sorması gerekir.

“Üç ay bile sürmez” diye başlayan OHAL, ikinci yılını doldurmaya doğru gidiyor. Bu sürede net olarak bilinmese de en az 140 bin kişinin kamudan ihraç edildiği biliniyor.  AKP’nin OHAL fırsatçılığı ile başlattığı ihraçlar, 600 günden fazladır haklarını arayabilecekleri bir yol arıyorlar. AKP’nin Anayasa Mahkemesinden daha çok yetkilendirdiği OHAL komisyonu, 116 binden fazla başvurudan sadece 310 kişilik “işine geri dönme kararı” verdi. Bu konuda işleyen bir hukuk mekanizması AKP eliyle engellendi. OHAL komisyonu AKP’ye zaman kazandırmak işlevini yerine getiriyor ve mahkemelerde hesap vermeyi geciktiriyor.

OHAL Komisyonu açıklamasına göre; “Olağanüstü hal kapsamında yayımlanan KHK’lerle 107 bin 175’i kamu görevinden ihraç olmak üzere toplam 11 bin 895 tedbir işlemi gerçekleştirilmiştir.” KESK’in açıkladığı verilere göre KHK’ler dışında da disiplin kurulları aracılığıyla binlerce kişi ihraç edildi. KESK 22 bin 28’i kadın olmak üzere toplamda 116 bin 512 kişinin ihraç edildiğini açıkladı.

Yani ihraç edilenlerin yüzde 20’si kadınlardan oluşuyor. Kadınlar açısından ihraç edilmenin toplumsal cinsiyet eşitsizliği düzeni içerisinde birçok adaletsiz sonucu ortaya çıktı. Kadınların istihdamının özgürleştirici etkisi ve ihraç nedeniyle bu özgürlüğün kısıtlanması kadın emeği gaspı oldu. İhraçlar çalışma alanından kadınların uzaklaştırılmasıyla sonuçlandı. Ekonomik özgürlüğü ellerinden alınan kadınlar daha fazla eş, aile baskısı ve toplumsal baskıya maruz bırakıldı.

KESK, ihraçlara yönelik ilk anketi Mart 2017’de gerçekleştirmiş sonuçları bianet’te yayınlamııştı. Bu yıl ise kendisine bağlı sendikalarda üye 232 ihraç edilen kadınla “kadın odaklı” bir araştırmanın sonuçlarını geçen hafta kamuoyuna sundu:

  • KESK’in “Kadın İhraçlar Araştırması’na” göre kadın ihraçların yüzde 68’i ihraçtan önce hiçbir soruşturma geçirmediğini ifade ediyor.
  • Kadın ihraçların yüzde 51’i 500 günü aşkın süredir ihraç edilmiş halde ve halen işlemeyen bir OHAL komisyonu dışında bir hak arama yolu sunulmadı.
  • Kadın ihraçların yüzde 55’i 40 yaş altında iken yüzde 60’ının kıdemi 15 yılın altında.
  • Kadın ihraçların yüzde 95’i lise üzeri eğitim düzeyinde.
  • Kadın ihraçların yüzde 72’si kendi evinin sahibi değil. Yüzde 18’i ihraçtan sonra barınma yerini değiştirmek zorunda kalmış olan kadın ihraçların yüzde 39’u kiracı, yüzde 14’ü de ipotekli konut kredisi borçlusu.
  • Kadın ihraçların yüzde 46’sının kendileri dışında en az bir yakını da ihraç edilmiş.
  • Kadın ihraçların yüzde 17’si ihraç edildikten sonra yaşadığı ili/ilçeyi değiştirmiş. Yaşadığı yeri değiştirenlerin yüzde 77’si bekar, yüzde 23’ü ise evli olduğunu ifade ediyor. Yurtdışı göç oranı toplam göç edenler içerisinde % 5 oranındadır.
  • Kadın ihraçların yüzde 68’i genel sağlık durumunun iyi olmadığını ifade ediyor. Sağlık güvencesine ilişkin olarak kadın ihraçların yüzde 28’inin “Anne/babaları üzerinden”, yüzde 25’inin “eşleri üzerinden” sağlık sigortalı olduğu ifade edilirken yaklaşık her 4 kadın ihraçtan biri güvencesiz olduğunu ifade ediyor.
  • Kadın ihraçların yüzde 42’si herhangi bir gelir veya desteklerinin olmadığı ifade ediyor.
  • Kadın ihraçların sadece yüzde 22’si çalıştığını ifade ediyor.
  • Uzun süren ihraç durumu ve gelir kaybı nedeniyle kadın ihraçların yüzde 88’i gelir yetersizliği durumunda olduklarını ifade ediyorlar.

Kadın ihraçlar; “zor şartlar altında aldıkları eğitim ve sahip oldukları iş, “uzaklaştırıldıkları toplumsal statü” ve “içinde yaşadığımız toplumsal cinsiyet eşitsizliği” göz önünde bulundurulduğunda daha adaletsiz bir yaşama mahkum bırakıldı. Kadın ihraçlar çok yaşamsal sorunlarla baş başa bırakıldı. (SO/ÇT)

Durun, Sayfayı Çevirmeyin!

Üzerinde hırkası, uzun eteği, elinde doğacak bebeği için patik ördüğü bir tığ ve mavi çile. O Leyla Taşçı. Üçüncü sayfa haberi olmasa adını kimse anımsamayacak bile. Gözlerinizin içine bakarak “Beni duyuyor musunuz, hiç duymadınız, oysaki hep duydunuz” diyerek; karşı camda yaşanan şiddete tanık olmamak için çektiğimiz perdeleri, sesleri duymamak için yükselttiğimiz televizyonun sesini hatırlatıyor.  Babasından, ağabeyinden, patronundan, kocasından, sevgilisinden gördüğü şiddetin sessiz mağdurlarından biri olarak göçüp gidecek bu hayattan.

Sahnedeki kadına hem çok aşinayız bir o kadar da tanımıyoruz.  Hemen her gün medyada ölümüyle, yediği dayakla ya da çocukları için verdiği savaşla yer alıyor. O nedenle tanıdık. Öte yandan hiç tanımıyoruz, kabullenmişliği ve çaresizliği, içindeki mizah duygusu empati yeteneğimizin sınırlarını zorluyor. Öylesine bir göz gezdirip sayfayı çevirdiğimiz sıradan bir üçüncü sayfa haberini birinci ağızdan anlatarak yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Kocasının tecavüzüne maruz kalan, çocukları çok sevdiğinden mütevellit baba şiddeti görmemesi için çareyi bebeğini düşürmekte arayan bir kadın o. Herkese kızgın Leyla. Babasına, annesine, kocasına, patronuna, Allah’a.

Bu hayatta isteyerek öptüğü tek erkek parktaki heykel. Ne istemişti bu hayattan? Çok şey değildi. Sevmek, sevilmek, uyumak, özgürce yaşamak ve değer görmekti sadece. O yalnızca Leyla olmak istiyor. Mecnun’un Leylası da değil. Dümdüz Leyla.

Seray Şahiner’in kitabından, İlham Yazar’ın yönetmenliğiyle sahneye uyarlanan Antabus oyununda Leyla Taşçı karakterine keskin mizahı ve muhteşem oyunculuğuyla Nihal Yalçın can veriyor. 90 dakika boyunca bir an bile izleyiciyi sıkmadan pür dikkat izleten Yalçın, yeni bir şey anlatmıyor aslında, bir çıkış noktası sunmuyor, orijinal bir şey de söylemiyor. Burnumuzun dibinde, yan kapıdaki komşumuzdan gelen sessiz çığlığa karşı toplum bireylerinin kanıksadığı şiddeti ve sorumsuzluğunu anlatıyor. 6 Amed Tiyatro Festivali’nde sahne alan Nihal Yalçın’la Antabus’u konuştuk.

Öncelikle performansınızdan dolayı kutluyorum sizi. Seray Şahiner’in kitabından uyarlamışsınız. İlk işim kitabı alıp okumak olacak. Bu hikayeyi oyunlaştırma fikri nasıl oluştu?

Kitabı okuyup çok etkilendim. Aslında Seray Şahiner oyun olarak yazmıştı ama ben öyküyü oyunlaştırmak istedim. Bir arkadaşım vasıtasıyla Seray’ı aradığımda oyunun Devlet Tiyatrolarında olduğunu söyledi. Sahnelenmeyince bana oyunu gönderdi. Ben oyunu istemedim, öyküyü oyunlaştırmak istedim. İki üç ay üzerinde çalışıp İlham Yazar’la birlikte oyunlaştırdık. İlk yıl tatbikat sahnede oynadık. İki yıldır da dolaşıyoruz.

Çok tanıdık bir karakter Leyla Taşçı ama bir o kadar da tanımadığımız ne hissettiğini, perde arkasını bilmediğimiz biri. İzleyicilerden biri ‘erkekliğimden utandım’ dedi.  Bu kadar tanıdık bir hikayeye ve acıya nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyoruz?  Bu durum şiddetin ve zulmün kanıksandığını mı gösteriyor?

Özellikle son iki senedir kadın cinayetleriyle ilgili haberler çok gündemde. Okuyoruz, seyrediyoruz ama çok kısa zaman dilimlerinde maruz kalıyoruz. Biz hep sonucu görüyoruz. Kocası tarafından öldürülen kadının hikayesini üç cümleyle görüyoruz. “Kocası tarafından öldürüldü.” Nasıl öldürüldü. Niye? Ondan önceki süreci hiç bilmiyoruz. O yüzden de ondan önceki hikayeyi sadece ah vah edip geçiyoruz. Bir noktadan sonra da benzeri bir sürü hikayeyi duyduğumuz için sayfayı çeviriyoruz.

Oyunun bence insanları etkilemesinin sebebi bir buçuk saat Leyla Taşçı’nın hikayesine maruz kalmaları. Dinlemek zorunda kalıyorlar. 16 yaşında İstanbul’a geldiğini, ondan sonra başına gelen her şeyi bize anlatıyor. O yüzden biz gazete ve televizyon haberlerinin geçmişini bilmiyoruz. Alışıyoruz ve sayfayı çeviriyoruz. Oyunun bütün derdi, sayfayı çevirmeyin. Durun, dinleyin, bakın ne oluyor aslında. ‘Ah yazık kıza da ne zulüm ettiler’ deyip kapatıp kapımızı, girip yatağa uyuyoruz. Durun, uyumayın. Hazır buradasınız, ben anlatayım size ne olduğunu. Hepsini anlatayım. İzlemeye başladıktan sonra çıkamıyor kimse. Bir buçuk saat kızcağızın 15 yıl boyunca etrafındaki erkekler tarafından nasıl bir şiddete maruz kaldığını görmek zorunda kalıyor.

Medyanın diline de eleştiri var. Sonuç odaklı ve ‘vicdansız anne” ve benzeri sıfatlandırmalar söz konusu.

Bu süreçte hiç muhatap olmayan medya ya da insanlar olay olduktan sonra haber değeri taşıdığı için böyle kullanıyorlar. Yine bizim haberlerde kadın suçlu. Orada da yine süreci analiz eden bir dil yok. Sonuçla ilgilenen bir dil var.

İnsanların gözlerinin içine bakarak anlatıyorsunuz. Seyirciden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Seyircinin değişimini başından itibaren görüyorum. Çoğu TV’de gördüğü Nihal’le karşılaşıyorlar, onu görmek istiyorlar ama bu çok kısa sürüyor. Bence oyunun başarısı o. Bir noktadan sonra herkes beni unutup Leyla’yla iletişim kuruyor. Yaşı, mesleği, sosyal statüsü ne olursa olsun bir noktadan sonra herkes kendini aşıyor. Oyuncu arkadaşlarım ve diğer mesleklerden arkadaşlarım da izledi. Orada sormaya başlıyorlar ve cevap veriyorlar. Benim en çok tuttuğum yer samimiyetle derdini anlatan ve o derdi dinledikten sonra da değişen, onunla ilgili düşünen ve ne yapabilirim diye kafa yoran insanların oluşması. Bu gerçekleşiyor ve salondan böyle çıkıyorlar.

Oyunu izlerken tam hüzünlenip boğazınız düğümlenirken yaptığınız bir espriyle gülümsüyoruz, sonra gülümsememiz yüzümüzde bir utanca dönüşüyor. Yer yer keskin mizah var. Acıyla mizahın dengesini görüyoruz. Bu dengeyi tutturmak biraz zor olsa gerek.

Seyirciler arasında biraz tartışma yaratan bir konu. Özellikle kadınlar bu kadar acıya nasıl gülersiniz diye birbirlerine çıkışıyorlar. Ama zaten benim oyunu seçmemin nedeni de oydu. Seray da öyle yazmıştı.  Ben kitabı okurken gülüp, buna nasıl gülerim diye utanıp, sonra gözlerim dolup devam ediyordum. Bu hayatın cilvesi. Bu olmadan yaşayamayız.

Diyarbakır’dayız. İki gündür sokaklarda dolaşıyoruz. Ortalıkta kederle dolaşıp, ağlayan insanlar görmüyorum. Çok değil bir sene önce bu şehir yıkıldı. Hala izleri duruyor. Ama insanların yüzleri çok umut dolu ve aydınlık. Biz şimdi ‘vay efendim sizin şehriniz yıkıldı. Nasıl bu kadar dirayetlisiniz, diyebilir miyiz? Hayat başka türlü nasıl devam eder. Ya da Leyla hikayesini bir buçuk saat acıyla anlatsa kimse o salonda durmaz. Çünkü Leyla yaşayıp, bitirmiş ve sindirmiş. Zaten o salonda bize anlattığı zaman diliminde geçmişe dönerek gidip geliyor.

Aslında burada ve şu anda anlatıyor. Belki Leyla o tecavüz vakasından sonra bir ay belki kimseyle konuşmadı, katatonikleşti belki ama sahnede gösteremem çünkü o esnada başka bir hikaye anlatmak zorundayım. O parçalardan bir tanesi. Evet, hayatının dönümü, kırıldığı an ama Leyla ‘bana da şöyle yaptılar, bunu yaptılar’ deseydi bu oyun seyirlik olmazdı. Zaten bizi bu kadar duyarsızlaştıran da bu bence. Ah vah edip iki dakika sonra unutuyoruz. Ama benim üç yıldır deneyimlediğim şey şu: İnsanlar unutmuyorlar, oyundan çıktıktan sonra da unutmuyorlar. Acaba ben neyi kaçırdım diyerek ikinci, üçüncü kez geliyorlar oyuna.

Oyundan ne tür bir beklentiniz var?

Ben her şeyden önce bir oyuncuyum. Her şeyden önce oyuncu olarak o sahnede tatmin olmak. Oyunculuk teknikleri kullanarak alışılagelmiş oyunculuk üslubunun dışında ve çok içinde ama onu yok ederek bir şey yapıyorum. Bazen fazla gerçek bulduğu için seyircilerden isyan edip , ‘dayanamayacağım, dinleyemeyeceğim’ diyen oluyor. Her şeyden önce oyun yaptım ve bu oyunun seyircisinin olması önemli benim için. Bu bitti, bu artık seyircinin.

Çok seyircimiz var ve her oyun yeniden katlanıyor. Ben iyi bir oyun oynamak istiyorum, onu da yaptığımı düşünüyorum. Bir oyuncu olarak önceliğim bu. Eli yüzü düzgün, derdini iyi anlatan bir oyun oynamak. Bir de “bu gece de gelip iyi vakit geçirdik” demenin dışında da insanların oradan değişip çıkmaları. Oraya geldikleri anla çıkarken ki an arasında bir değişimin olması. O da oluyor bence. İnsanlar değişip, örgütlenip bir şeyler yapar mı, onu bilemem. O benim derdim değil. Bu bir sosyal sorumluluk projesi değil. Her şeyden önce bu bir oyun. Zaten oyunun gücü böyle bir şey. Tiyatro bu kadar güçlü bir şey. ‘Ben bir kadını istismar etmedim’ diyen adam bile oradan başka türlü çıkıyor, en azından çok duyuyorum. Tiyatronun etkisine güvendiğim için sonrası seyircinin işi. Şunu çok iyi biliyorum bir sürü şeyi duymayacakken algıları o kadar açılıyor ki, yüzde 80 seyirci ‘Bundan sonra yan taraftaki komşumdan ses geldiğinde kapımı kapatmayacağım ve o iyi mi diye elimden geleni yapacağım’ diyor.

Diyarbakır’a ilk gelişiniz mi ve kenti nasıl buldunuz diye sorsam?

Seneler önce Diyarbakır’dan sadece geçmiştim. Ben zaten şehirde yaşıyorum. Acayip bir dönüşümün içerisinde şehir.  Her yer taş. Buralara gelip yeniden aynı taşı gördüğümde bunalıyorum. Ben Diyarbakır’ın taşı ne, dokusu ne, bunu merak ediyorum. Burada ara sokaklara girdiğimde çok mutlu oluyorum. Çünkü burası Diyarbakır. Buraya ait. Buranın atmosferini görüyorum. İnsanların nasıl yaşadığı, geçmişi, şimdiyle bağını görüyorum. Ama burada da havalimanından çıkıp gelene kadar hep toplu konut gördüm. O zaman İstanbul’la Diyarbakır’ı birbirinden ayıran şey ne? Ona biraz üzülüyorum ama çok mutluyum. Tıpkı benim seyircimin hissettiği şey gibi burada biri bana bir şey anlattığında benim gözüm doluyor ama o umutsuz anlatmıyor. İnsanların yüzündeki umudu, aydınlığı görmek çok umut verici bir şey.  Acı kimseyi yıkmaz mı? Evet yıkar kimisini,  hasta eder, mutsuz eder ama hepimizin ayakta kalmak gibi bir gayesi var. Tutunmaya çalışıyoruz.  Ağlayarak, acıyarak, eve kapanarak karşı gelemeyiz. Burada ‘vay be ne güzel’ dedim. Gündelik şımarık, yapay sıkıntıların burada ne kadar yersiz olduğunu görüyoruz.

Antabus’u oynamaya devam edecek misiniz?

Bu oyun kadın meselesi bitene kadar devam eder. Bir an önce bitsin de oynamayalım. Ya da zamanında böyle şeyler yaşanıyormuş diye oynayalım. (BD/ÇT)

Muhafazakar Kadınlara Yönelik AVM Açıldı

İstanbul “dünyanın ilk muhafazakar ve kadın AVM’si” olarak tanıtılan AVM’nin açılışı yapıldı.

İstanbul Zeytinburnu’nda “muhafazakar hassasiyetlere sahip kadınlara yönelik” bir alışveriş merkezi açıldı.

“Dünyanın ilk muhafazakar ve kadın AVM’si” olarak tanıtılan Zeruj Port AVM’nin açılış töreninde, kurdeleyi dokuz erkek ve bir kadından (AVM’nin Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Özkaymaz) oluşan bir heyet kesti.

AVM’nin sadece kadınlara hizmet vereceği düşünülüyordu ancak basın bülteninde “Zeruj Port AVM dünyanın ilk muhafazakar ve kadın temalı alışveriş merkezidir. Ama erkeksiz bir AVM değildir. Zeruj Port AVM’nin kapıları kadın erkek, muhafazakar ya da muhafazakar olmayan tüm halkımıza açıktır” ifadelerine yer verildi.

10 bin metrekarelik alana yayılan AVM’nin açılış etkinlikleri Pazar akşamına kadar sürecek. Haftasonu AVM’de Ebru Yaşar ve Alişan konser verecek. (ÇT)

ODTÜ’lülerden “Ortadoğu ve Balkanlar’ın En Büyük Kampüs Merkezli Onur Yürüyüşü”

ODTÜ’den 54 öğrenci topluluğu, Rektörlüğün Onur Yürüyüşü yasağına bir video ile tepki gösterdi. ÖDTÜ’lü LGBTİ’ler “yasakları yasakla” diyerek herkesi yarınki Onur Yürüyüşüne çağırdı.

ODTÜ Öğrenci Toplulukları, Rektörlüğün 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü ve 2. ODTÜ Onur Haftası etkinliklerini yasaklamasının ardından bir açıklama yaparak “Baskının son örnek dalgası olan lgbti+ ayrımcılığını kabul etmiyor, hepimizin bir parçası olduğu temel bir insanlık hakkı mücadelesi olan LGBTİ+ özgürlüğü mücadelesinin arkasında olduğumuzu bildiriyor ve okulu gökkuşağına boyamaya davet ediyoruz!” dedi.

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması da 11 Mayıs saat 17’de 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştireceklerini açıkladı, “Yasakları aşıyor, özgürlüğe yürüyoruz” dedi.

Rektörlüğün, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nı hedef haline getirdiğini söyleyen 54 öğrenci topluluğu, “Rektörülük bu söylemi, nedeniyle öğrencilerin maruz kalabileceği tehlikelerin 1. derece sorumlusudur” dedi, Rektörlüğü öğrencilerden özür dilemeye çağırdı.

Rektörlük e-postayla yürüyüşü yasaklamıştı

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, 7-12 Mayıs tarihleri arasında kampüste Onur Haftası ve Yürüyüşü düzenlemeye hazırlanırken, üniversite yönetiminden bütün öğrencilere e-posta göndererek “etkinliklere izin verilmeyeceğini” belirtmişti.

Üniversite yönetimi, söz konusu mailde ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nın üniversite yönergesi kapsamında kurulmuş bir topluluk olmadığını söylerken, Ankara Valiliği’nin 18 Kasım 2017’de ilan ettiği LGBTİ etkinliği yasağını hatırlatmıştı.

54 öğrenci topluluğundan açıklama

ODTÜ Öğrenci Toplulukları, Rektörlüğün söz konusu postada “ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nı tanımadığı ifade ettiğini” hatırlattı.

Öğrenciler hazırladıkları videoda ise üniversitedeki onlarca öğrenci topluluğunun dayanışmasıyla kampüsteki bir duvarı gökkuşağına boyadı.

Açıklamaya imza atan öğrenci toplulukları şöyle:

Çevre Topluluğu, Siyaset Bilimi Topluluğu, Öğrenci Kolektifleri, Amatör Fotoğrafçılık Topluluğu, Gençlik Muhalefeti, Psikoloji Topluluğu, Fikir Kulüpleri Federasyonu, HDK ODTÜ, Tersine Dünya, Edebiyat Topluluğu, EAGEE-Ankara, FKF’li Kadınlar, Marksist Fikir Topluluğu, Commune de Cinéma, İstatistik Topluluğu, Dağcılık ve Kış Sporları Kolu, Çeviri Gazetesi, Nar Kadın Dayanışması, Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Topluluğu, Öğrenci Faaliyeti, Sinema Topluluğu, Müzik Toplulukları, ODTÜ Kadın Dayanışması Platformu, Uluslararası Gençlik Topluluğu, Can Kurtarma ve İlk Yardım Topluluğu, Mimarlık Topluluğu, Üniversiteli Kadın Kolektifi, Hip Hop Topluluğu, LGBTİ+ Kolektifi, Eğitim Topluluğu, Kolektif Sinema, Felsefe Topluluğu, Gıda Topluluğu, Ekonomi Topluluğu Fizik Topluluğu, ÖTK, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, Caz Topluluğu, Münazara Topluluğu, Radyo Topluluğu, Mimarlık Topluluğu, Tarih Topluluğu, Medya Topluluğu, Emek Gençliği, Biyogen, Bilgisayar Topluluğu, Türk Halk Bilimi Topluluğu, Yeni Demokrat Gençlik, ODTÜ Jonglörler, Arkeoloji Topluluğu, Yeşil Kampüs Topluluğu, Kuş Gözlem Topluluğu, Çöpsüz ÖDTÜ İnisiyatifi, Havacılık ve Uzay Topluluğu, Sosyalist Düşünce Topluluğu.

ODTÜ LGBTİ+: Yasakları yasakla

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması da 11 Mayıs’ta düzenlenecek 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nün çağrısını “Bütün yasakları yasakla” afişiyle yaptı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Sekizincisi gerçekleştirilecek Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük kampüs merkezli onur yürüyüşüne hepinizi bekliyoruz!

“LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığa, nefret söylemi ve cinayetlere, faşizme, diktatörlüğe, cinsiyetçiliğe, homofobiye, transfobiye, bifobiye, rektörlüğün kampüsteki LGBTİ+ öğrencileri tanımamasına karşı bizlerle birlikte yürümek, hak taleplerimizi birlikte yükseltmek için eşitlik ve özgürlüklerden yana olan herkesi 11 Mayıs Cuma günü bekliyoruz.” (ÇT)

Pedallayan Kadınlar da Uçan Süpürge Festivali’nde Olacak

21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin açılış gecesinde Pedallayan Kadınlar pedallarını umut ve kadın dayanışması için çevirecek.

21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin açılış gecesinde Pedallayan Kadınlar pedallarını umut ve kadın dayanışması için çevirecek.

Uçan Süpürge, 10 Mayıs 2018’te 21.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin açılışı için Karum Çim Alan’da sahne kuracak.

21. kez gerçekleşecek festivalin açılış sunuculuğunu Yetkin Dikinciler ile Doluna Soysert yapacak. Ardından Aylin Aslım sahne alacak.

Kadınların kendi sahnelerini kurduğu Karum Çim Alan’a Pedallayan Kadınlar da bisikletleriyle katılacak.

Saat 19.00’da Kuğulu Park’ta biraraya gelecek kadınlar, Kuğulu Park ve Tunalı turunun ardından açılış mekanı Karum Çim Alana bisikletleriyle gelecek.

10-17 Mayıs 2018 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirilecek olan 21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu sene “Umut” temasında seyirciyle buluşuyor.

Pedallayan Kadınlar hakkında

Pedallayan Kadınlar, 2015’ten beri Ankara’da bisiklet ve kadın temalı etkinlikler düzenliyor. Kurulma amacı, kadınların kendilerini özgürce ifade edebilme yollarını keşfetmelerini sağlamak. Pedallayan Kadınlar için bu yol bisiklet.

Ankara’da sadece kadınlara ait ilk bisiklet platformundan Burçin Tarhan, 21.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali açılışında gerçekleşecek etkinlik için şunları söyledi:

“Bizler Pedallayan Kadınlar olarak yüreklerimizin aydınlık ve ferah olduğu güzel günlere olan umudumuzun ışığıyla, kadın kadına 10 Mayıs akşamı Pedallarımızı sanat ve dayanışma adına çevireceğiz. Demir süpürgelerimizle  Ankara sokaklarını şenlendireceğiz.” (ÇT)

“Aramızda” Raflarda: Arkadaşlık Feminist Bir Konudur

Ayizi’nden çıkan “Aramızda” kitabında, kadınların arkadaşlığını ve dayanışmasını Elif Boyacıoğlu’nun cümleleri ve çizimleriyle okuyorsunuz. Aynı zamanda arkadaşlık sahnelerini renklendirebileceğiniz bir boyama kitabı.

“Arkadaşlık, feminist bir konudur. Çünkü biz kadınlığı en çok birbirimizden öğreniriz. Birbirimize bakarken, bakmaz gibi yaparken, birbirimizi severken ve çok çok kızarken, küsmüşken, dertleşirken, eğlenirken, sırlarımızı paylaşırken…”

Elif Boyacıoğlu’nun yazdığı ve çizdiği “Aramızda” Ayizi Kitap’tan çıktı.

Kitapta, kadınların arkadaşlığını ve dayanışmasını Boyacıoğlu’nun cümleleri ve çizimleriyle inceleme fırsatı buluyoruz. Küçük bir çocukken oynanan oyunlardan, yaşlandığında sürdürdüğün komşuluk ilişkilerine; içkili eğlencelerden dertleşme seanslarına, herkesin kendi arkadaşlık ilişkilerinden bir parça bulabileceği bir kitap…

“Aramızda” aynı zamanda yetişkinler için bir boyama kitabı olma özelliği de taşıyor. Boyacıoğlu’nun siyah beyaz arkadaşlık sahnelerini, renklendirerek okuyabiliyorsunuz.

Boyacıoğlu’nun yazıp çizdiği “Aramızda”yı Aksu Bora yayına hazırladı. Kitap tasarımını Zeynep Işıl Işık Dursun yaptı. (ÇT)

* Aramızda, Elif Boyacıoğlu, Ayizi Kitap, 2018, 58 sayfa.

Nobel Edebiyat Ödülü Bu Sene Verilmeyecek

İsveç Akademisi, cinsel taciz tartışmalarının ardından gelen istifalar nedeniyle 2018 Nobel Edebiyat Ödülü’nün bu sene verilmeyeceğini açıkladı.

İsveç Akademisi, bu sabah yaptığı açıklamayla 2018 Nobel Edebiyat Ödülü’nün önümüzdeki sene verileceğini açıkladı.

İsveç Akademisi’nin eski üyesi, şair Katarina Frostenson’ın kocası Fransalı fotoğrafçı Jean-Claude Arnault’ya yönelik cinsel saldırı suçlamalarının ardından gelen açıklamada, kararın “İsveç Akademisi’ndeki istifalar nedeniyle üye sayısının azalması ve kamuoyunun Akademi’ye güveninin azalması” nedeniyle verildiği belirtildi.

Jüriden istifalar

Kasım 2017’de Arnault’ya yönelik cinsel saldırı suçlamaların kamusallaşmasının ardından,

18 kişilik Edebiyat Nobeli Jürisi’nden üç üye Frostenson’ın üyeliği sonlandırılmadığı için istifa etmişti. Frostenson’ın eşi Arnault, Nobel ödülünü kazanan yedi ismi, Akademi açıklamadan önce kamuoyuna sızdırmakla da suçlanıyordu.

İsveç’teki protestoların ardından, Frostenson ve Akademi’nin daimi sekreteri Sara Danius. 12 Nisan’da istifa etmişti.

Yeni üye alımı için kurallar değişiyor

1786’da İsveç Kralı 3. Gustav tarafından kurulan Akademi’nin kurallarına göre, üyelik ömür boyu sürüyor. İstifa durumunda, istifa eden kişinin koltuğu o ölene kadar boş kalıyor.

Ancak son gelişmelerin ardından, İsveç Kralı 16. Gustav, kuralların değişeceğini ve istifa eden üyelerin yerine yeni üye alınmasının önünün açılacağını açıkladı.

2019’da iki isim açıklanacak

Nobel Edebiyat Ödülü 1901’den bu yana yedi kez verilmemişti.

Ödül 1. ve 2. Dünya Savaşları nedeniyle 1914, 1918, 1940, 1941, 1942 ve 1943’te verilmezken, 1935’te ödülün verilmeme sebebi açıklanmamıştı.

Ayrıca 1915, 1919, 1925, 1926, 1927, 1936 ve 1949 yıllarında “uygun bir kazanan belirlenemediği” için ödül verilmemişti.

Nobel Edebiyat Ödülü 1949’dan bu yana ilk defa bu sene verilmeyecek.

2019’da ise Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan iki isim açıklanacak.

Nobel Edebiyat Ödülü 110 kez verildi

Nobel Ödülleri’nin verilmeye başlandığı 1901’den 2017’ye kadar verilen 584 Nobel Ödülü’nden 49’u kadınlara, 535’i erkeklere verildi.

Nobel Edebiyat Ödülü şimdiye kadar 110 kez, 114 yazara verildi. Bu yazarlardan sadece 14’ü kadındı. (ÇT)

* Bu haberi Guardian ve İsveç Akademisi web sitelerinden derledik

Kadın Kooperatifleri Buluşuyor

Türkiye’nin farklı illerinden 100’e yakın kadın kooperatifi, 7-8-9 Mayıs’ta İstanbul’da buluşuyor.

Türkiye’nin farklı illerinden 100’e yakın kadın kooperatifi, 7-8-9 Mayıs’ta 6. Kadın Kooperatifleri Buluşması’nda biraraya gelecek.

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) ve Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği tarafından Crowne Plaza İstanbul’da düzenlenecek buluşmada, kadın kooperatifleri sürdürülebilir kalkınma konusunu tartışacak, kadın kooperatifleri açısından Türkiye’deki kooperatifçilik ekosistemini değerlendirecek, güçlü bir ağ yaratmak için vizyonlarını, hedeflerini ve ortak stratejilerini belirleyecekler.

Buluşma kapsamında 9 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Paydaşlar Toplantısı’nda kadın kooperatifleri, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar, akademisyenler, sivil toplum ve özel sektör temsilcileri ile bir araya gelerek işbirliği fırsatlarını tartışacaklar.

Kadın kooperatiflerinin sayısı 160’ı geçti

2000’lerin başında Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı tarafından başlatılan kadın kooperatiflerinin sayısı, bugün Gümrük ve Ticaret Bakanlığının da desteğiyle 160’ı geçmiş durumda.

Kadın kooperatifleri, okul öncesi eğitim ve bakım hizmetleri sağlıyor, engelli çocukları için öğrenme merkezleri açıyor, istihdam potansiyeli olan ekonomik işletmeler kuruyor, kadınların toplumsal hayata katılmalarını teşvik eden sosyal faaliyetler yürütüyorlar. Hem ekonomik hem de sosyal etkiler yaratan faaliyetleriyle ikili bir işlev üstlenen kadın kooperatifleri bu faaliyetleriyle 61 ilde yılda 20 binin üzerinde kadına ulaşıyor.

Kadın kooperatifleri güçlerini birleştiriyor

Kadın kooperatifleri, güç birliği yapmak için Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı desteğiyle 2005 yılında bir araya gelerek Kadın Kooperatifleri İletişim Ağı’nı oluşturdu. 2014’te ise resmi bir yapıya kavuşarak Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği’ni kurdular. (ÇT)

LGBTİ İşçiler Neler Yaşıyor?

1 Mayıs İçi Bayramı’nda LGBTİ’ler Antalya, Antep, Ankara, Çanakkale, Denizli, Edirne, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Mersin ve Zonguldak’ta gökkuşağı bayraklarıyla alandaydı.

Peki ya LGBTİ işçi ve emekçiler neler yaşıyor? Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve ifadesi nedeniyle ayrımcılık çalışanları nasıl etkiliyor?

Kaos GL’den Yıldız Tar, derneğin yürüttüğü araştırma sonuçlarını derledi.

Özel sektörde LGBTİ’ler

Kaos GL Derneği’nin, “Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu 2017 Raporu”na göre, özel sektörde çalışan LGBTİ’lerin sadece yüzde 17’si açık.

Katılımcıların yüzde 65’i ise işyerinde ayrımcılığa uğradığını veya bunu önlemek üzere kimliğini gizlemek zorunda kaldığını söylüyor:

“Askerliğini yapmış olma kriteri soğuk terler dökmeme neden oldu, hem ilanı görünce hem mülakatta.” (Bilişim sektöründe uzman olarak çalışan bir gey)

“Trans kadın olmamdan kaynaklı hep bir gerilim içinde oldum. En sonunda fark ederlerse şok olma potansiyelleri var. İlanda açıkça belirtilse iyi olurdu. Cinsiyet ayrımcılığı yapılmaz diyordu ama cinsiyetten ne anladıklarını bilemezdim.” (Havacılık/ulaştırma sektöründe hizmet personeli olarak çalışan heteroseksüel bir trans kadın)

“Erkeksi tavırlarım ve giyimim nedeniyle örtülü sorularla, bakışlarla karşılaştım ama oralı olmadan konuyu hep profesyonel konularda tutmaya çabaladım. Evlenmeye niyetim olup olmadığı iki defa soruldu örneğin. Tuhaftı.” (Tekstil sektöründe uzman olarak çalışan bir lezbiyen)

“Açık davranırsam tacize uğrayacağımı düşündüm. Gizledim. İşe alındıktan sonra sosyal medyadaki paylaşımlarımdan anlamışlar. Mizah ile aşağılandım.” (Medya sektöründe hizmet personeli olarak çalışan bir biseksüel kadın)

Rapor, özel sektörde çalışan LGBTİ’lerin işe alım sürecinde cinsel kimliği konusunda açık davranamadıklarını ve zorlayıcı içsel deneyimler yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Yaklaşık olarak yedi çalışandan biri iş başvurusu esnasında cinsel kimliğine ilişkin tamamen açık, rahat ve özgür davranabildiğini belirtti.

Araştırmaya katılanların yüzde 16’sı cinsel kimliği nedeniyle işyerinde ayrımcılığa maruz kaldığını ve yüzde 49’u ise “ayrımcılığa maruz kalmamak için cinsel kimliğini gizlediğini” belirtti.

Özetle, katılımcıların yüzde 65’i iş yerinde ayrımcılığa uğramış veya bunu önlemek üzere kimliğini gizlemek zorunda kalmış.

Kamu çalışanı LGBTİ’ler

Kaos GL’nin  “Türkiye’de Kamu Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu”  raporuna göre, ankete katılanların yüzde 45’i, işyerinde cinsel kimliği konusunda “tamamen kapalı olduklarını” söylüyor.

Kamu çalışanı LGBTİ’lerin yüzde 19’u işyerinde doğrudan ayrımcılık yaşadığını belirtirken, katılımcıların yüzde 52’sinin işyerinde ayrımcılık veya nefret suçu ile karşılaşmamasını cinsel kimliğini gizlemesine bağladığı anlaşılıyor.

Araştırma katılımcıların yalnızca yüzde 16’sının ayrımcılıkla karşılaşmadığını ortaya koyuyor.

Derneğin 2018 yılı için araştırmaları ise devam ediyor. Çalışmalar bu yıl Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkezi ile birlikte yürütülüyor. (ÇT)

497 Erkek – 103 Kadın Vekil Meclis’te

33 ilden hiç kadın aday çıkmadı ancak 26. Dönem’de yüzde 14,7 olan kadın oranı, 27. Dönem’de yüzde 17’ye çıktı. Kadın vekil oranının en yüksek olduğu parti yine HDP oldu.

27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin kesin olmayan sonuçlara göre, Meclis’e giren 600 vekilin 103’ünü kadınlar, 497’sini erkekler oluşturdu.

26. Dönem’de yüzde 14,7 olan kadın oranı, 27. Dönem’de yüzde 17,1’e çıktı.

Kadın oranının en yüksek olduğu parti yine HDP oldu. HDP’yi sırayla AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti takip etti.

33 ilden hiç kadın vekil çıkmadı.

33 ilde kadın vekil yok

Seçim çevrelerinin yüzde 38’inden, yani 87 seçim çevresinden 33’ünden kadın vekil çıkmadı.

Kadın vekil çıkmayan iller şöyle:

Adıyaman, Amasya, Artvin, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Burdur, Çankırı, Çorum, Erzincan, Giresun, Gümüşhane, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Ordu, Rize, Sinop, Tunceli, Uşak, Yozgat, Zonguldak, Bayburt, Karaman, Kırıkkale, Ardahan, Iğdır, Karabük, Kilis, Osmaniye.

Bolu ve Kütahya’da ilk defa kadın vekil

AKP’nin 3. Sıra adayı Ceyda Çetin Erenler, Kütahya’dan, AKP’nin Bolu 1. Sıra adayı Arzu Aydın da Bolu’dan seçilen ilk kadın vekil oldu.

AKP: %18 kadın – %82 erkek

27. Dönem’de AKP’nin 295 vekilinden 52’si kadın, 243’ü erkeklerden oluştu.

AKP, 26. Dönem’de yüzde 11 olan kadın vekil oranını yüzde 17,6’ya çıkardı

AKP’nin kadın vekilleri: Jülide Sarıeroğlu, Lütfiye Selva Çam, Arife Polat Düzgün, Zeynep Yıldız, Asuman Erdoğan, Sena Nur Çelik, Belgin Uygur, Pakize Mutlu Aydemir, Arzu Aydın, Emine Yavuz Gözgeç, Vildan Yılmaz Gürel, Jülide İskenderoğlu, Nilgün Ök, Oya Eronat, Fatma Aksal, Sermin Balık, Zehra Taşkesenlioğlu, Emine Nur Günay, Derya Bakbak, Zeynep Gül Yılmaz, Ravza Kavakcı Kan, Mihrimah Belma Satır, Müşerref Pervin Tuba Durgut, Fatma Betül Sayan Kaya, Serap Yaşar, Canan Kalsın, İffet Polat, Tülay Kaynarca, Emine Sare Aydın Yılmaz, Rümeysa Kadak, Alev Dedegil, Ceyda Bölünmez Çankırı, Hülya Nergis, Radiye Sezer Katırcıoğlu, Emine Zeybek, Leyla Şahin Usta, Gülay Samancı, Ceyda Çetin Erenler, Öznur Çalık, Semra Kaplan Kıvırcık, Habibe Öçal, Yelda Erol Gökcan, Çiğdem Erdoğan Atabek, Çiğdem Karaaslan, Semiha Ekinci, Çiğdem Koncagül, Özlem Zengin, İlknur İnceöz, Meliha Akyol, Bahar Ayvazoğlu, Zemzem Gülenler, Ayşe Kesir.

HDP: %37 kadın – % 63 erkek

 

HDP’nin 67 vekilinden 25’ini kadınlar, 42’sini erkekler oluşturdu.

HDP, 26. Dönem’de yüzde 38,9 olan kadın vekil oranını yüzde 37’e düşürdü.

HDP’nin kadın vekilleri: Tülay Hatımoğulları Oruç, Dirayet Dilan Taşdemir, Filiz Kerestecioğlu, Salihe Aydeniz, Semra Güzel, Dersim Dağ, Leyla Güven, Fatma Kurtulan, Pervin Buldan, Oya Ersoy, Hüda Kaya, Dilşat Canbaz Kaya, Züleyha Gülüm, Serpil Kemalbay, Pero Dundar, Ebrü Günay, Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Ayşe Sürücü, Bedia Özgökçe Ertan, Muazzez Orhan, Feleknas Uca, Ayşe Acar Başaran, Nuran İmir, Remziye Tosun

CHP: %12 kadın – %88 erkek

CHP’nin 147 vekilinden 18’i kadınlar 129’u erkeklerden oluştu.

CHP, 26. Dönem’de yüzde 15,5 olan kadın vekil oranını yüzde 12,2’ye düşürdü.

CHP’nin kadın vekilleri: Müzeyyen Şevkin, Burcu Köksal, Gamze Taşcıer, Lale Karabıyık, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Gülizar Biçer Karaca, Jale Nur Süllü, Suzan Şahin, Gamze Akkuş İlgezdi, Saliha Sera Kadıgil Sütlü, Sibel Özdemir, Emine Gülizar Emecan, Selin Sayek Böke, Sevda Erdan Kılıç, Fatma Kaplan Hürriyet, Neslihan Hancıoğlu, Candan Yüceer, Aysu Bankoğlu

MHP: %10 kadın – %90 erkek

MHP’nin 48 vekilinden 5’ini kadınlar, 43’ünü erkekler oluşturdu.

MHP, 26. Dönem’de yüzde 7,5 olan kadın vekil oranını yüzde 10’a yükseltti.

MHP’nin kadın vekilleri: Ayşe Sibel Ersoy, Nevin Taşlıçay, Deniz Depboylu, Arzu Erdem, Esin Kara

İYİ Parti: %7 kadın – %93 erkek

İYİ Parti’nin 43 vekilinden 3’ünü kadınlar, 40’ını erkekler oluşturdu.

Başkanı kadın olarak İYİ Parti’nin kadın vekil oranı yüzde 6,9.

İYİ Parti’nin kadın vekilleri: Şenol Bal, Tuba Vural Çokal, Aylin Cesur

Geçmişten günümüze Mecliste kadın-erkek temsili

(ÇT)

LGBTİ Hakları İçin Söz Veren 16 Vekil Meclis’te

Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzalayan 16 aday, 27. Dönem’de milletvekili seçildi.

Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzalayan 16 aday, 27. Dönem’de milletvekili seçildi.

LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni CHP ve HDP’den toplam 50 milletvekili adayı imzalamıştı.

Genç LGBTİ+’dan Barış Azar, hem Meclis’e giren 16 vekille hem de taahhütnameyi imzalayan diğer siyasetçilerle çalışmalarının devam edeceğini söyledi:

“Bizim açımızdan başarılı bir süreçti. Her ne kadar sadece 50 adaydan imza almış olsak da giderek siyasetçilerin oy kaygısı güderek LGBTİ+’lardan çekindiği bir dönemden LGBTİ+’lara karşı nefretten, ötekileştirmeden, ayrımcılıktan çekindiği zamanların geleceğini düşünüyorum.

“Kesin olmayan sonuçlara göre hazırladığımız taahhütnameyi imzalayan 16 aday mecliste. Biz hem bu 16 adayla hem de meclise giremeyen 34 adayla birlikte çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. LGBTİ+’ların taleplerini özellikle genç LGBTİ+’ların taleplerini siyasal alanda görünür kılmak için çalışmalar yapmaya ve taahhütnameyi imzalayan adayları izlemeye devam edeceğiz. LGBTİ+’ların mecliste açık kimlikleriyle var olabilmesi dileğiyle .”

LGBTİ hakları için söz veren 16 vekil

LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ne imza atmış milletvekilleri şöyle:

HDP İzmir: Serpil Kemalbay, Murat Çepni

CHP İzmir: Tuncay Özkan, Selin Sayek Böke, Kani Beko, Tacettin Bayer, Özcan Purçu

HDP İstanbul: Ahmet Şık, Erkan Baş, Pervin Buldan, Oya Ersoy, Züleyha Gülüm

CHP İstanbul: Sezgin Tanrıkulu

HDP Ankara: Filiz Kerestecioğlu

HDP Adana: Tülay Hatimoğulları, Kemal Peköz

Sözleşmeyi imzalayan 50 milletvekili adayının listesi için tıklayın.

2015 seçimlerinde 22 vekil imzalamıştı

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD LGBTİ) Mecliste LGBTİ kampanyası kapsamında hazırladığı LGBTİ Hakları Sözleşmesi’ni 7 Haziran 2015 Genel Seçimi öncesinde CHP ve HDP’den 61 milletvekili adayı imzalamıştı.

Bu adaylardan 21’i, milletvekili olmuş, bir vekil de seçimin ardından sözleşmeyi imzalamıştı. (ÇT)

2017 Onur Yürüyüşü’nde Gözaltına Alınanların Duruşması Kasım’a Ertelendi

Geçtiğimiz sene 25. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında düzenlenmesi planlanan 15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan 24 kişinin yargılanmasına 8 Kasım’da devam edilecek.

 

Geçtiğimiz sene 25. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında düzenlenmesi planlanan 15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan 24 kişinin yargılanmasına bugün devam edildi.

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası tarihlerine denk gelen duruşmayı LGBTİ aktivistleri izledi.

İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmada, avukatlar Levent Pişkin ve Davut Erkan yargılanan 23 LGBTİ aktivistinin beraatini talep etti.

Beraat talebini kabul etmeyen mahkeme, bir sonraki duruşmanın 8 Kasım’da görülmesine karar verdi.

bianet’e konuşan avukat Pişkin şunları söyledi:

“Aslında bu dava basit bir ifade özgürlüğü davası. Bu tip yasaklar ve gözaltılar, LGBTİ varoluşunu doğrudan tehdit ediyor. Böyle bir davanın hiç olmaması gerekirdi ama oldu. Davanın hakkı beraatti, sonucun böyle olacağını umuyoruz.

“Sonuç olarak olay günü suç vasfı oluşmamış ve polis ihtarı yok. Polis sadece ‘LGBTİ olduğunu düşündüğü’ insanları gözaltına alıyor. Bu da doğrudan LGBTİ kimliğinin kriminalize edilmesi anlamına geliyor. Bu davayı, Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik topyekun saldırının bir parçası olarak değerlendiriyoruz.”

Davada ikisi Türkiye vatandaşı olmayan 23 LGBTİ aktivisti ile birlikte, yürüyüş günü aktivistlere saldırma amacıyla Beyoğlu’na gelen bir kişi, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla yargılanıyor.

Ne olmuştu?

İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, 2003’ten bu yana kesintisiz bir şekilde düzenleniyor. 2013’teki yürüyüşe 100 bin kişinin katıldığı tahmin ediliyor.

Polisin yürüyüşe ilk engelleme girişimi 2015’te yaşandı ancak polis saldırısına rağmen yürüyüş gerçekleşti.

2016’da gözaltına alınanlara beraat

2016’da ise polis saldırısı nedeniyle yürüyüş yapılamadı. Polis aralarında Onur Haftası Komitesi ve Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

19 Haziran 2016 İstanbul Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan dokuz kişi, 19 Haziran 2017’de 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada beraat etmişti.

Tehdit eden Alperenlere iyi hal indirimi

“Devlet yürüyüşü engellemezse ‘derin milletin temsilcileri’ olarak Alperen Ocakları’nın yürüyüşe engel olacağını” söyleyen Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican ise 14 Aralık 2017’de “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” (TCK 216 /2) suçundan cezalandırıldı ancak mahkeme verilen altı ay hapis cezasını “iyi hal” gerekçesiyle 4 bin TL para cezasına çevirdi.

Alperenlerden yine tehdit

2017’de, Alperen Ocakları gibi gruplar ve Yeni Akit gibi medya kuruluşlarının LGBTİ’leri tehdit eden açıklamalarının ardından İstanbul Valiliği 15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne izin verilmeyeceğini  açıkladı. Gün boyunca polis İstiklal Caddesi’ne aktivistlerin, dövmesi olan insanların, ellerinde döviz veya bayrak olanların, çantalarında gök kuşağı rozet bulunanların girişine izin vermedi. Mis Sokak’ta çekim yapan gazetecileri de polis köpeklerle kovaladı. Associated Press (AP) kameramanı Bram Janssen yanında pasaportu olmadığı gerekçesiyle gözaltına alındı.

25 Haziran’da yürüyüşe gelen LGBTİ aktivistleri ve onlara saldırmaya gelen Alperen Ocakları üyelerinin de bulunduğu toplam 41 kişi gözaltına alındı. (ÇT)

Erkekler Mayıs’ta 25 Kadın Öldürdü

Erkekler Mayıs’ta 25 kadını ve dört kadının babasını, birinin kocasını, birinin de 15 yaşındaki oğlunu öldürdü.

Erkekler Mayıs’ta 25 kadını ve dört kadının babasını, birinin kocasını, birinin de 15 yaşındaki oğlunu öldürdü; en az 4 kadına tecavüz etti, 51 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı, 14 kadını taciz etti, 53 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 44 kadını yaraladı.

Mayıs ayında erkek şiddeti faillerin ikisi polis memuru, ikisi emekli polis memuru, ikisi muhtar, biri erdi.

25 kadın cinayetinin yanısıra;

* 2017’de Mersin ve Diyarbakır’da öldürülen üç kadının failleri belirlendi. Mersin’de öldürülen kadın ve kızının, kadının sevgilisi tarafından “namus” bahanesiyle öldürüldüğü; Diyarbakır’da öldürülen 18 yaşındaki kadının ise dini nikahlı kocası ve ağabeyi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

* Ağrı, Muğla ve Mersin’de üç kadının intihar ettiği iddia edildi. Kadınlardan biri dini nikahla evlendirilmiş, 18 yaşında ve hamileydi. Ayrıca Ağrı’da bir kadın intihara teşebbüs etti.

* Edirne’de Meriç nehrinde 30 yaşlarında hamile bir kadın ve 8-10 yaşlarında bir kız çocuğuna ait iki ceset ve Konya’da sulama kanalında bir kadının cesedi bulundu.

Erkekler 2018’in beş ayında en az 97 kadın ve yedi çocuk öldürdü; 30 kadına tecavüz etti; 89 kadını taciz etti; 280 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 177 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 185 kadını yaraladı.

Cinayet

Erkekler Mayıs’ta 25 kadını öldürdü. Öldürülen kadınlardan ikisi hamileydi; iki bebek de sezaryenle alındı ve hayatta kaldı.

Kadınların yüzde 16’sı ayrılmak/boşanmak istediği ya da barışma teklifini reddettiği için öldürüldü.

Cinayetlerin yüzde 20’si kafe, işyeri, okul önü, sokak ortası gibi kamusal alanlarda gerçekleşti.

Bir erkek karısını, kadın uyurken öldürdü. Polis memuru olan bir erkek, yeni boşandığı karısını öldürdükten sonra intihar ettiğini öne sürdü; önce adli kontrolle serbest kalan katil, daha sonra tutuklandı.

Kadınların yüzde 48’ini kocaları veya eski kocaları öldürdü:

Bir kadını babası, birini dini nikahlı kocası, birini eski kocası, dokuzunu resmi nikahlı kocaları, birini evine giren hırsız, birini birliktelik teklifini reddettiği iş arkadaşı, birini işvereni, dördünü oğulları, ikisini tanıdıkları, birini yeğeni öldürdü. İki kadın cinayetinde, failin kadınla yakınlık derecesine haberlerde yer verilmedi.

Mayıs ayındaki kadın katillerinden biri polis, biri emekli polis, biri ise zorunlu askerdi.

Bir katil daha önce de cinayetten hüküm giymişti. Bir katil cezaevinden izinli çıkarak, biri ise askeriyeden izinli çıkarak cinayetleri işledi.

Cinayetlerin yüzde 52’sinde ateşli silahlar kullanıldı:

Yedi kadın bıçakla, ikisi boğazı kesilerek, biri camdan aşağı atılarak, biri kabloyla boğularak, biri keserle, 12’si tabancayla, biri tüfekle öldürüldü.

Üç erkek cinayetin ardından teslim oldu.

Dört erkek cinayetin ardından intihar etti, biri intihara teşebbüs etti.

Mayıs ayında kadın cinayetlerinin gerçekleştiği iller Adana (1), Ankara (2), Antep (1), Aydın (1), Balıkesir (1), Bursa (6), Denizli (1), Edirne (1), Eskişehir (1), İstanbul (3), Kars (1), Kastamonu (1), Kayseri (1), Manisa (1), Maraş (2) ve Yozgat (1).

Tecavüz

Mayıs’ta medyaya dört kadına yönelik tecavüz olayı yansıdı.

Tecavüzcülerden ikisi kadınların sevgilisi, biri ev işvereni, biri ise polis memuruydu.

Tecavüz olaylarının biri okul bahçesinde, biri polis aracında, biri kadının evinde, biri ise kadının işçi olarak çalıştığı evde gerçekleşti.

Tecavüze maruz bırakılan dört kadından biri Kazakistan, biri İngiltere vatandaşıydı.

Hukuki süreç

Dört tecavüzcüden üçü tutuklandı, bu üç erkekten biri ilk duruşmada tahliye edildi. Bir tecavüzcüye ise tecavüz hakkında işlem yapılmadı, pasaporta zarar suçundan tutuklanıp, adli kontrolle serbest bırakıldı.

Seks işçiliğine zorlama

Mayıs’ta beş şehirde 51 kadın seks işçiliğine zorlandı. Seks işçiliğine zorlanan kadınların yüzde 69’u Türkiye vatandaşı değildi.

Hukuki süreç

Kadınları seks işçiliğine zorlayan dördü kadın, 55’i erkek, toplam 59 kişi gözaltına alındı. Dördü kadın, 28 fail tutuklandı.

Taciz

Erkekler Mayıs’ta en az 14 kadını taciz etti.

Tacizcilerin yüzde 64’ü tanımadıkları erkeklerdi:

Yedi kadını tanımadıkları erkekler, ikisini otobüs şoförleri, ikisini işyerinden tanıdıkları, birini işyerinde müdürü, birini eski sevgilisi taciz etti. Bir tacizcinin kim olduğu haberlerde yer almadı.

Tacize maruz bırakılan kadınlardan biri engelliydi.

Taciz olaylarının dördü otobüste, ikisi sokakta, ikisi işyerinde, biri metrobüs durağında, biri bir dizi setinde yaşandı.

Hukuki süreç

10 failden sadece ikisi tutuklandı. Bu iki tacizciden biri, iki kez adli kontrolle serbest kaldıktan sonra tutuklandı. İki tacizci ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Bir tacizcinin tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Bir tacizci hakkında uzaklaştırma kararı verildi. İki tacizcinin gözaltına alınmasından sonra yaşanan süreç haberlere yansımadı. İki tacizci hakkındaki hukuki süreç haberlerde yer almadı.

Çocuk istismarı

Erkekler Mayıs’ta 53 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu.

Kız çocuklardan biri erken yaşta zorla evlendirilmişti. Birinin ise istismarcı erkekle tehdit sonucu dini nikahla evlendiği ortaya çıktı. Biri ise engelliydi.

Kız çocuklarının yüzde 49’unu öğretmen ve diğer okul çalışanları istismar etti:

Bir kız çocuğuna ailesinin işvereni, ikisine babaları, ikisine esnaf, birine dini nikahlı kocasının babası, birine kuzenleri, yedisine lise müdürü, birine okuldaki temizlik işçisi, dokuzuna öğretmenleri, sekizine okul servisi şoförleri, ikisine sevgilileri, birine sosyal medyadan tanıştığı bir erkek, birine spor merkezindeki eğitmen, birine arkadaşı, birine üvey dedesi, 15’ine tanımadığı erkekler istismarda bulundu.

Faillerden biri daha önce de cinsel istismardan cezaevinde kalmıştı.

Sekiz kız çocuğuna yönelik istismar olaylarını rehber öğretmenler ortaya çıkardı; iki vakada okul yönetimi istismarı fark etti, bir vaka ise çocuğun ailesinin davranışlarından şüphelenmesiyle ortaya çıktı.

Hukuki süreç

Medyada yer alan haberlere göre, 25 failden sadece altısı tutuklandı. 4 fail adli kontrolle serbest bırakıldı; yedi fail ifadeleri alınıp serbest bırakıldı; lise müdürü olan bir failin tutuksuz yargılanmasına karar verildi; üç failin gözaltına alınmasından sonra yaşanan süreç haberlere yansımadı. Dört fail hakkındaki hukuki süreç haberlerde yer almadı.

Şiddet

Erkekler Mayıs’ta en az 44 kadını yaraladı. Kadınların yüzde 16’sı ağır yaralı bir şekilde hastaneye kaldırıldı. Şiddete maruz kalanlardan biri transtı.

Altı kadın boşanmak/ayrılmak istediği ya da barışmayı reddettiği için şiddete maruz kaldı. Bir kadın ise kızının boşanmak istediği kocasından şiddet gördü.

Şiddet olaylarının yüzde 32’si adliye önü, kütüphane, dükkan, sokak ortası gibi kamusal alanlarda yaşandı.

Kadınlardan biri uzaklaştırma kararına rağmen şiddet gördü. Bir kadın defalarca şikayette bulunmuş ancak dikkate alınmamıştı. Bir kadının çıkarttığı uzaklaştırma kararı ise yeni sonlanmıştı.

Kadınların yüzde 45’ine partnerleri veya eski partnerleri şiddet uyguladı:

İki kadına babaları, birine dini nikahlı kocası, birine erkek kardeşi, birine eski damadı, dördüne eski kocaları, birine işvereni, birine erkek kardeşinin sevgilisinin erkek akrabaları, 15’ine kocaları, ikisine komşuları, birine mahalle muhtarı, dördüne sevgilileri, üçüne taksiciler, birine arkadaşı, birine üvey oğlu, birine tanımadığı bir erkek şiddet uyguladı. Beş şiddet vakasında ise erkeğin kadınla yakınlık ilişkisi haberlere yansımadı.

Şiddet yöntemleri arasında işkence, kabloyla boğma, ev kundaklama, arabayla kazaya sebebiyet verme, evine Molotof kokteyli atma gibi eylemler yer aldı:

Erkekler beş kadını bıçakla, altısını tabancayla, 23’ünü darp ederek yaraladı. İki kadını ağır bir şekilde darp etti ve ölümle tehdit etti. Bir kadını camdan aşağı atmaya çalıştı. Birinin evine Molotof kokteyli attı. Birinin evini kundakladı. Birine işkence yaptı, birini kabloyla boğdu, birinin üzerine yürüdü. Birinin üzerine aracını kırarak kaza yapmasına neden oldu.

Hukuki süreç

40 failden yedisi tutuklandı; ikisi hakkında hiçbir işlem yapılmadı; üçü hakkında uzaklaştırma kararı verildi; iki fail hakkında soruşturma başlatıldı; üç failin tutuksuz yargılanmasına karar verildi; iki fail gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Altı filin gözaltına alınmasından sonra yaşanan süreç haberlere yansımadı. 13 fail hakkındaki hukuki süreç haberlerde yer almadı.

(ÇT)

Açıklama: bianet’in erkek şiddeti çetelesinde sadece erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınlara yer veriyoruz. Toplumsal cinsiyet temelli olmayan şiddet vakalarını ve cinayetleri çeteleye almıyoruz.

Faili henüz belirlenememiş kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerini sene boyunca aylık çetelelere not ediyoruz ancak başlıktaki sayıya eklemiyoruz. Sene sonunda, çetelelerde yer alan bu faili belirlenememiş cinayetler ve şüpheli ölümlerin akıbetini araştırarak, zaman içinde aydınlatılan vakaları eğer toplumsal cinsiyet temelli ise çeteleye ekliyoruz.

Ruhsal bozuklukları olan kişilerin işledikleri cinayetleri de çeteleye almıyoruz(Şizofreni hastalarının işlediği cinayetler gibi).

İntihar ve intihara teşebbüs vakalarını sadece kadın geçmişinde şiddet/ sistematik şiddete maruz kaldıysa çeteleye dahil ediyoruz. Bu intihar vakalarına ayrı bir kategoride yer veriyoruz ve başlığa taşıdığımız sayıya dahil etmiyoruz.

Ayrıca kadının doğrudan hedef olmadığı toplu cinayet haberlerini de, eğer tartışmaya sebep olan konu toplumsal cinsiyet temelli değilse çeteleye dahil etmiyoruz.

[Örneğin 11 Haziran 2017’de medya taramamıza düşen şu vakayı çeteleye dahil etmedik:

* Konya’da hayvancılık yapan A.K. (27), akrabaları Bekir Kıran (80), Mustafa Tokat (80), Meryem Tokat (79), Hamit Tokat (51) ve Mehmet Tokat’ı (64) pompalı tüfekle öldürdü. Erkek cinayetlerden sonra evine dönerken yakalandı. A.K.’nin şizofren olduğu, kalp krizinden hayatını kaybeden babasının ölümünden köydekileri sorumlu tuttuğu belirtildi.]

**

Çetelelerde yer alan meslek grupları, sadece şiddet olayının meslekle bağlantılı olduğu durumları kapsamaktadır. Örneğin “tecavüzcülerin yüzde x’si şofördü” cümlesi, kadınların ulaşım için bindikleri aracın şoförü tarafından tecavüze uğradığını anlatmaktadır.

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor

Mayıs’ta erkek şiddetiyle mücadelede elde edilen kazanımlar, saldırganların aldığı cezalar ve örnek yargı kararları…

bianet, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet konusunda sürdürülen mücadeledeki gelişmeler, saldırganlara verilen cezalar ve “olumlu” ve “olumsuz” yargı kararların çetelesini tutuyor.

* Yargı kararları

Cinayet

* İzmir’de 15 Mayıs 2017’de eski karısı Işık İkizoğlu’nu (32) öldüren Y.C.K., yargılandığı Bergama Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Cezada indirim uygulanmadı.

* İstanbul’da 3 Haziran 2017’de boşanmak isteyen karısı Birgül Çeçen’i öldüren A.Ç.’nin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada Savcı mütalaasını verdi. Savcı, üst soy veya alt soydan birine ya da eş veya kardeşe karşı kasten öldürmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve silahla tehdit suçundan da 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına, sanık avukatına beyanda bulunmak üzere süre verilmesine karar vererek, duruşmayı erteledi.

* Konya’da 2005 yılında annesinin bakıcısı Şahika Atabek’i (50) öldüren E.G. (64) yargılandığı Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinde ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. E.G., geçen yıl cinayet dosyasının açılmasının ardından yakalanmış ve ifadesini kadını kaza ile öldürdüğünü iddia etmişti.

* İstanbul’da birlikte yaşadığı sevgilisi Nadime Tigis’i öldüren Ö.G.’nin kasten öldürmekten yargılanmasına Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Sanık duruşmada Tigis’in kendisinden para istediğini, tartışma sırasında bağırmasını engellemek için ağzını tuttuğunu, kadının öldüğünü görünce kaçtığını söyledi.  Nadime Tigis’in kızı ise, sanığın sürekli annesine şiddet uyguladığını, dişlerini kırdığını, sürekli öldürmekle tehdit ettiğin söyledi. Mahkeme heyeti, eksikliklerin tamamlanması için duruşmayı erteledi.

* İstanbul’da karısı Zeynep Ertürk’ü öldüren, kızı F.Ö.’yü yaralan Ş.E.’nin Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden yargılandığı Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinde karar duruşması görüldü.  Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin bozma kararında, sanığın eşi Zeynep Ertürk’e yönelik kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında, ‘kadına yönelik şiddet’ yönüyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın suçtan zarar gören olduğu belirtildi.  Bu kapsamda, yargılama aşamasında bakanlığın davaya katılma ve diğer haklarını kullanabilmesi için duruşmalardan haberdar edilmesi gerektiği halde usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma, mağdur ve müdahiller için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğunun anlatıldığı kararda, bu nedenle yerel mahkemenin kararının bozulduğu ifade edildi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın müdahilliğine karar veren mahkeme, dosyayı yeniden karara bağladı.  Mahkeme heyeti, sanık hakkında fuhşa teşvik suçundan, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraat kararı verdi. Sanığı, eşi Zeynep Ertürk’ü kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptıran mahkeme, cezayı tahrik ve iyi hal indirimleriyle 16 yıl 8 ay hapis cezasına indirdi. Sanık, F.E.’ye yönelik  kasten öldürmeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren heyet, eylemin teşebbüs aşamasında kalması, karşı taraftan gelen haksız fiilin meydana getirdiği hiddetin etkisi altında gerçekleşmesi ve sanığın fiilden sonraki hali, yargılama aşamasındaki tutum ve davranışları, sanığın geleceği üzerindeki etkisi sebebiyle cezada indirime giderek, 5 yıl 5 ay hapis cezasına hükmetti.

* Bursa’da Mart 2017’de ablası Sevim Çedik’i öldüren K.P. yargılandığı Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinde  ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza tahrik ve iyi hal indirimiyle 16 yıl 8 aya düşürüldü.

* İstanbul’da 4 Mayıs 2016’da annesi Neşe Adıgüzel’i araçta defalarca bıçaklayarak öldüren C.A. (25) İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

* Adana’da 17 Haziran 2017’de karısı Aynur Karademir’i öldüren Ü.K.’nin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmasına devam edildi. Sanık savunmasında eşini öldürdüğüne pişman olduğunu dile getirdi.Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına  karar vererek duruşmayı erteledi.

* İzmir’de 18 Aralık 2017’de sevgilisi Zülal Tütüncü’yü (21) kılıçla öldüren G.Ö.’nün (26) kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanmasına İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık psikolojik rahatsızlığı nedeniyle anlık bilinç kaybı yaşadığını öne sürerek, ‘Olay anını hatırlamıyorum. Kılıç üzerinde kan vardı, Zülal’i öldürmüş olabilirim’ dedi. Mahkeme başkanı, sanığa, emniyette verdiği ifadede Zülal’i tartıştığı için öldürdüğünü anlattığı belirterek, şimdi ise neden olayı hatırlamadığını sordu. Sanık, ‘Emniyette polislerden sıkıldığım için ve onlardan kurtulmak için, bana ‘Senin erkeklik gururunla mı oynadı? Kimseye söylemeyeceğiz’ tarzındaki sorularına kısaca ‘Evet’ şeklinde cevap verdim’ dedi. Mahkeme başkanı, sanığın cezai ehliyetinin belirlenmesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’na sevk edilmesine, gözetim altında tutularak rapor hazırlanmasına, duruşmaya gelmeyen tanıkların bir sonraki celsede dinlenmesine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşmayı erteledi.

* İstanbul’da 15 Mayıs 2018’de evden ayrılan ve boşanmak isteyen karısı Leyla Karal’ı sokakta boğazından bıçaklayarak öldüren A.K.’nin yargılanmasına İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.  Sanık duruşmada, “Eşim yolda bana küfür ederek yüzüme tükürünce kendimi kaybettim. Cebimde taşıdığım bıçağı rastgele salladım” dedi. Leyla Karal’ın kardeşi E.D. “Olaydan kısa süre önce ablam, sanığın evlerine giden teyzesine cinsel tacizde bulunduğunu söylemişti. Bana bu konuda ses kaydı göndermişti. Ses kaydı halen elimde bulunuyor. Cinsel tacizde bulunduğu için sanığı evden çıkardığını söyledi. Birkaç gün sonra ise boşanma konusunda anlaştıklarını söylemişti. Ben bu konuda sanıkla konuştuğumda önce kendisine tuzak kurulduğunu iddia etmişti, sonra ise hatasını kabul etmişti” dedi. Leyla Karal’ın ailesi ise sanığın Leyla Karal’a evlilikleri süresince şiddet uyguladığını ifade etti.

* İstanbul’da 2 Aralık 2016’da karısı Netice Taşdelen’i defalarca bıçakladıktan sonra balkondan atarak öldüren A.T. ve beş erkek kardeşinin Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları davada karar duruşması görüldü. A.T. kasten öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılırken, diğer beş sanık suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmek ve kasten öldürme suçuna katılmaktan beraat etti.

* İzmir’de 12 Temmuz 2016’da nişanlısı Sibel Çelik’i tecavüz ettikten sonra öldüren ve evi ateşe veren, firarı sanık H.Y. ve H.Y.’nin abisi tutuksuz sanık S.Y.’nin yargılanmasına İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, Almanya’ya kaçtığı belirlenen H.Y.’nin iadesinin istenmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 6 Eylül’de.

* İzmir’de 9 Eylül 2016’da Esen Yaman’ı (29) öldüren S.G. ve onu azmettiren kadının eski kocası Ş.B. yargılandıkları İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinde müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme Heyeti, S.G.’yi tasarlayarak öldürme, Ş.B.’yi tasarlayarak öldürmeye azmettirme suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı, cezalar iki sanık için de iyi hal indirimi uygulanarak müebbet hapis cezasına çevrildi.

* İstanbul’da 3 Haziran 2017’de boşanmak isteyen karısı Birgül Çeçen’i öldüren A.Ç. yargılandığı İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde eşini kasten öldürmek suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza iyi hal indirimiyle müebbet hapis cezasına çevrildi.

* İzmir’de Temmuz 2005’te karısı Gülperi Ovalıoğlu’nu öldüren ve intihar süsü veren sanık O.O.’nun kasten öldürmeden tutuksuz yargılanmasına İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Görülen 11. duruşmaya sanık katılmadı, tanıkların dinlenmesinden sonra Mahkeme, Adli Tıp Kurumunun delillerle ilgili raporunun beklenmesine karar verdi.  Bir sonraki duruşma 17 Eylül’de.

* Yalova’da 31 Mayıs 2017’de 6 yaşındaki Eylül Umutlu’yu kaçırıp, cinsel istismarda bulunduktan sonra öldüren M.Ş.A. (25) yargılandığı Yalova Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürme ve cinsel istismar suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve kişiyi hüviyetinden yoksun kılmadan 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* İstanbul’da 28 Ekim 2017’de boşanmak isteyen karısı Selva Sağlam Yılmaz’ı aracının içinde tabancayla öldüren E.Y. yargılandığı İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinde eşini kasten tasarlayarak öldürmeden önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza iyi hal indirimiyle müebbet hapis cezasına çevrildi. Mahkeme sanığı, yasak silah taşıma suçundan da 1 yıl 3 ay hapis ve bin 500 TL adli para cezası ile cezalandırdı. İddianamede sanığın, 10 Ekim 2017 tarihinde evde eşi Selva Sağlam Yılmaz’ı bıçakladığı, hastaneye götürülen Selva Sağlam Yılmaz’ın şikayeti olmadığı, kadının 15 Ekim 2017’de eşinden şikayetçi olduğu, aile mahkemesine başvurarak eşi hakkında uzaklaştırma kararı aldığı, 24 Ekim 2017 tarihinde tehdit edildiği gerekçesi ile tekrar karakola başvurduğu belirtilmişti.

* İstanbul’da boşanma aşamasında olduğu karısı Selda Çelik’i öldüren A.Ç. yargılandığı Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinde eşi kasten öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, sanığın ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma, taşıma veya bulundurma suçundan da 2 yıl hapis ve 10 bin lira adli para cezasına çarptırılmasına karar verdi.

* Bursa’da boşanma davası açan karısı Fatma Açıkgöz’ü öldüren T.T.’nin (41) yargılandığı davada Savcı esastan mütalaasını verdi. Savcı, sanığın eşini kasten öldürmek suçundan ağılaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle cezalandırılmasını talep etti.

* Adana’da 10 Nisan 2017’de akraba olan Senem Barık (31) ile Zeliha Sevgilibaş’ı aile kararıyla öldürdüğü iddia edilen 6’sı tutuklu 7 erkek sanığın yargılanmasına Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Tutuklu sanık D.B., savunmasında, akrabası diğer sanıkların suçu kendisinin üzerine atmak istediklerini ileri sürdü. kullandı. Mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların mevcut durumunun devamına karar vererek duruşmayı erteledi. Sanıklar, tasarlayarak töre saikiyle öldürme, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etmek ve cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçlarından yargılanıyor.

* Antalya’da 7 Nisan 2017’de Gülsüm Ş.’yi öldüren C.O.’nun yargılanmasına Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.  Sanık, duruşmada kadını tanımadığını söyledi, suçlamaları reddetti. Müşteki İ.Y., sanığın annesinin altınlarını almak için bu cinayeti gerçekleştirdiğini ileri sürdü. Mahkeme sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Tecavüz

* Erzurum’da, 24 yaşındaki yeğeni olan kadına tecavüz edip, doğan çocuğun DNA raporu ile biyolojik babası olduğu tespit edilen eski imam A.İ.’ye Oltu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23 yıl 8 ay hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. A.İ.’nin tecavüz sonrası ‘Kimse sana inanmaz, ben imam olduğum için herkes bana inanacaktır’ diyerek gkadını tehdit ettiği, mağdurenin yaklaşık 1 yıl sonra şikayetçi olmasında bunun etkisinin olabileceği belirtildi. Kararda, sanığın meslekte kötü intiba bırakması, daha önce müezzinin eşine tacizde bulunması nedeniyle de iyi hal indirimi uygulanmadığı ifade edildi. Mahkeme heyeti, 22 Mart 2018’de görülen karar duruşmasında sanığı zincirleme şekilde tehdit suçundan 1 yıl 3 ay, cinsel saldırı suçundan önce 15 yıla hapis cezasına mahkum etmiş, eylem yeğene karışı işlendiği ceza yarı oranında arttırılmıştı.

* İstanbul’da 21 Ocak 2017’de  sokakta kaçırdıkları F.H.E.’ye tecavüz eden D.A. ve E.K.’nin tutuklu yargılanmasına İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmada sanık E.K, suçlamaları reddetti. F.H.E. şikayetini yineledi. Mahkeme, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

* Eskişehir’de tanımadığı E.A.’ya tecavüz ettiği suçlamasıyla hakkında açıla davada Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince T.D.’ye verilen beraat kararının gerekçesi açıklandı. Gerekçeli kararda, “E.A.’nın pantolonundan elde edilen lekede sanık T.D.’ye ait DNA profillerinin bulunduğu, ancak vajinal sürüntü örneğinde üçüncü bir erkek şahsa ait DNA’nın tespit edildiği, bu durumda çok aşırı alkollü olan ve ne yaptığını dahi hatırlamayan mağdura karşı cinsel saldırı suçunu işleyenin sanık dışında ve tanık dışında üçüncü bir şahıs olduğu, bu durumda T.D.’nin beraatine karar vermek gerekmiştir.” dendi. Savcılık karara itiraz etti. Yargıtay’a gönderilen temyiz dilekçesinde, T.D.’ye ceza verilmesi istendi.

* Adana’da yengesi D.B.’ye tecavüz eden S.B. hakkında  cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, nitelikli cinsel saldırı, mala zarar verme suçlarından toplam 34 yıl hapis cezası istemiyle iddianame hazırladı. Kabul edilen iddianamede, Adli Tıp Kurumu raporunda kadının saldırıya uğradığına ilişkin tespitlere de yer verildi. Müştekinin iddiası ile Adli Tıp Kurumu raporunun uyumlu olduğu belirtildi.

* Antalya’da evinde çalışan Kazakistanlı F.İ.’ye tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanan A.G. hakkında Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın ilk duruşmasında tahliye edildi. Suçlamaları kabul etmeyen A.G., kendisine iftira atıldığını iddia etti.

* Manisa’da Şubat 2018’de 18 yaşında tanımadığı bir kadına sokakta tecavüz eden S.Ç. yargılandığı Turgutlu Ağır Ceza Mahkemesinde cinsel saldırıdan 30 yıl, kişi silahla ve cinsel saldırı amaçlı hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 21 yıl ve mala zarar vermeden 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* İstanbul’da yolcu R.T.’ye (38) götürdüğü ormanlık olanda tecavüz etmeye çalışan taksi şoförü İ.K. (30) hakkında cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak” suçlarından 3 yıldan 14 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

* İstanbul’da 5 Mayıs 2017’de yolcu N.K.’ya (39) ormanlık alanda tecavüz eden taksi şoförü H.K. (46) hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan İddianamede, taksi şoförü H.K.nın alkollü olduğunu bildiği N.K.yı ikametine ya da adli ya da idari birimlere teslim etmesi gerektiği halde bu halinden istifade ettiğini anlatıldı. Sanığın beden bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan faydalanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı ve cebir tehdit veya hile kullanarak cinsel amaçlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediğini belirten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep etti.

* İstanbul’da üç yıl önce arkadaşının kızı S.Ş.’ye (18) tecavüz eden Ş.E. (70) hakkında nitelikli cinsel saldırıdan 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istemiyle Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Ş.E.’nin olaydan sonra S.Ş.’yi “Seni Münevver gibi yaparım” diyerek öldürmekle tehdit ettiği, babasının ise erkekle evlenmeye zorladığı ifade edildi.

* İstanbul’da tanıdığı H.G.B.’ye evinde tecavüz eden sanat yönetmeni H.S. tutuksuz yargılandığı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde cinsel saldırıdan 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza iyi hal indirimiyle 10 yıla düşürüldü. Savcı mütalaasında beraat talep etmişti.

* İstanbul’da Ocak 2018’de görev başındayken ekip aracında P.T.’ye tecavüz eden polis S.E.’nin (27) nitelikli cinsel saldırıdan 18 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada suçlamaları reddetti, P.T. olaydan sonra psikolojisinin bozulduğunu, tedavi gördüğünü söyledi, olayı anlattı ve şikayetini yineledi. Mahkeme Heyet, S.E.’nin kullandığı telefonun HTS kayıtlarının dökümünün istenmesine, soruşturmayı yürüten kolluk birimine yazı yazarak mağdureden alınan kıyafetler ile ilgili DNA analizi yapılıp yapılmadığının sorulmasına, yapıldıysa istenmesine hükmetti ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

* Ankara’da görev başındayken ekip aracına binen F.Y.’ye götürdüğü evinde cinsel istismarda bulunan polis H.M. hakkında iddianame hazırlandı. H.M.’nin kamu görevinin sağladığı yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı ve cinsel amaçlı olarak hürriyetten yoksun kılmak suçlarından 25.5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Şiddet – yaralama

* Antep’te 23 Eylül 2016’da kendisini aldattığını öne sürerek karısı Ç.A.’yı av tüfeğiyle yaralayan  M.A.A.’nın yargılandığı Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinde gebe olan eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs, silahla tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahla basit yaralama suçlarından 23 yıl 8 aydan 46 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi. İddianamede sanığın ifadelerinin suçtan kurtulmaya yönelik ve çelişkili olduğu vurgulandı.

* İstanbul’da iki yıl önce boşanma davası açan karısı B.G.’yi tornavidayla yaralayan D.G. yargılandığı İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen ikinci duruşmada eşi kasten silahla yaralama ve tehdit suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza ertelenmedi.

* İstanbul’da karısını çalıştığı iş yerinde tabancayla yaralayan Ö.D. yargılandığı Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinde  eşini kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan 16 yıl 8 hapis cezasına çarptırıldı.

* İstanbul’da H.A.’yı silahla yaralayan ve felç kalmasına sebep olan E.A.’nın tutuklu yargılanmasına İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmaya ilişkin mütalaasını veren savcı, dosyadaki eksikliklerin giderilmesini ve sanığın tutukluluk halinin devamını istedi. Mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 3 Temmuz’da.

* Adana’da 22 Kasım 2017’de boşanmak isteyen karısı D.T.’yi bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs ettiği iddiasıyla tutuklanan S.T. yargılandığı Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinde eşini kasten öldürmeye teşebbüs suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza, eylemin teşebbüs aşamasında kalmasından dolayı 14 yıla indirildi. Sanık hakaret, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından ise beraat etti. Müşteki avukatı kararı temyiz edeceklerini ifade etti.

* Trabzon’da karısı S.T.’yi hakkındaki uzaklaştırma kararını ihlal ederek gittiği evinde darp eden A.T. hakkında kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde yaralama suçundan 4.5 yıldan 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. S.T., 14 Şubat 2018’de Mahkemeye dilekçe vererek şikayetinden vazgeçti, Savcılık eşe karşı işlenen suçların şikayete bağlı olmayacağı gerekçesiyle sanık hakkında hazırladığı iddianameyi Asliye Ceza Mahkemesine gönderdi.

* İzmir’de 9 Ağustos 2017’de evden ayrılmayı planlayan karısı S.C.’ye (30) evde işkence eden U.C. (36) İzmir 32. Asliye Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşmasında tahliye edildi. Sanık ve avukatı duruşmada S.C.’nin bir erkekle ilişkisi olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Hakim, sanık avukatının talebi üzerine istenen bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığını bildirdi. Bilirkişi raporunda, mağdur S.C.’nin eşi U.G.’yi aldattığı iddia edilen kişi ile birlikte motosiklete bindikleri ileri sürülen görüntünün çözünürlüğünün çok düşük olduğu, motosikletteki kişinin S.C. olduğunun tespit edilemediği belirtildi. Hakim, tarafların avukatlarına bilirkişi raporuna ilişkin beyanda bulunmaları için süre verilmesine ve sanığın tahliyesine karar verip, duruşmayı erteledi.  U.C. kasten ağır yaralama, eziyet çektirme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve hakaret suçlarından toplam 7 yıl 3 aydan 27 yıl 3 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

* İstanbul’da sunucu karısı E.P.K.’yi darp ve tehdit eden oyuncu T.P.’nin tehdit, hakaret ve kasten yaralama suçlarından 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına Anadolu 66. Asliye Ceza Mahkemesinde başlandı. Duruşmada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu avukatları da hazır bulundu. Sanık, duruşmada suçlamaları kabul etmediğini, müşteki tarafından tehdit edildiğini söyledi. E.P.K., ise sanığın kendisine birliktelikleri boyunca şiddet uyguladığını, darptan dolayı sakatlık yaşadığını söyledi, şikayetini yineledi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın davaya katılma talebini kabul eden mahkeme, tanıkların dinlenmesi için duruşmayı erteledi.

* Ankara’da sevgilisi O.D. darp edilen Z.D.,  hamile olduğunun öğrenilmesinden sonra şiddet gördüğünü belirterek nafaka talebinde bulundu.  Ankara 2. Aile Mahkemesi, tarafların hukuken evli olmaması nedeniyle 6284 sayılı Yasa kapsamında nafaka verilip verilmeyeceğini görüştü. Mahkeme, Yasada evli olmayan çiftler yönünden nafaka verilmesine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığına dikkate alarak, Z.D.’nin başvurusunu, İstanbul Sözleşmesi’ni esas alarak karara bağladı. Mahkeme, O.D.’nin 3 ay süreyle Z.D.’yi şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama ve küçük düşürücü söz ve davranışlarda bulunmamasına, kadının konutuna, okula ve işyerine yaklaşmamasına ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesine karar verdi, tedbir kararı sürecince geçerli olmak üzere 300 TL nafaka ödemesine hükmetti.

* Trabzon’da 7 Şubat 2018’de karısı S.T.’yi hakkında uzaklaştırma kararı bulunduğu sırada darp eden A.T. hakkında kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde yaralama suçundan 4.5 yıldan 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı, asliye ceza mahkemesine gönderildi.   Olaydan bir hafta sonra S.T. şikayetini geri çekti,  Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı eşe karşı işlenen suçun şikayete tabi olmadığını belirtti.

* Ankara’da karısı E.K.’ye işkence eden, yüzüne kezzap atmakla tehdit eden ve sistematik olarak şiddet uygulayan polis A.K. hakkında silahla tehdit, kötü muamele, eziyet etme suçlarından Adana 11.Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı. İddianamede, sanığın eziyetten 8 yıl, tehditten 5 yıl, kötü muameleden ise bir yıl olmak üzere toplam 14 yıl hapisle cezalandırılması istendi. İddianamenin değerlendirme bölümünde, “şüphelinin mağdura sistematik şekilde cebir ve şiddet uygulayarak suç kastını gösterdiği, şüphelinin suçu alışkanlık haline getirdiği, ayrıca şüphelinin olayda müştekiyi aralıklarla darp ederek acı verme ve eziyet çektirme kastının yoğunluğunu gösterdiği anlaşılmıştır” ifadesi kullanıldı.

* İstanbul’da otobüste A.T.’ye tekme atan A.Ç.’ye verilen cezaya avukatının itirazı üzerine açılan vesayet davası İstanbul Anadolu 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde görüldü. Mahkemenin istediği üzerine hazırlanan raporda, A.Ç.’nin “bipolar affektif bozuklukluğu” hastalığı olduğu belirtildi. A.Ç.’nin hastalığının iyileşme döneminde bulunduğu, ayırt etme gücünü etkilemediği kaydedildi. Rapor üzerine A.Ç.’nin avukatı dosyanın inceleme aşamasında bulunduğu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine hastane raporuyla beraber bir dilekçe sundu, raporu dayanak göstererek dosyanın hükmü veren mahkemeye iade edilmesi ve beraat kararı verilmesini talep etti. A.Ç., hakkında yapılan yargılama sonucunda kasten yaralama, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme ve “hakaret” suçlarından 3 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Taciz

* Mersin’de 16 Temmuz 2017’de tanımadığı S.T.’yi sarkıntılık yaparak taciz eden S.A.’nın tutuksuz yargılanmasına Mersin 7. Asliye Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada olay günü sarhoş olduğunu, olayı hatırlamadığını ileri sürdü. Mahkemeye sunulan görüntülerde 2 kişiyi daha taciz ettiği ileri sürülen sanık, güvenlik görevlilerinin kendisine müdahale etmediğini, görevlerini yerine getirmediklerini de öne sürdü. Dosyada bulunan CD içerisindeki görüntülerin bilirkişi tarafından detaylı raporlandırılması ve dosyadaki eksikliklerin tamamlanması için duruşma 3 Temmuz gününe ertelendi. S.T., cinsel davranışlarla bir kişinin vücut dokunulmazlığını ihlal etme suçunun sarkıntılık düzeyinde kalması ile 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

* İstanbul’da şarkıcı H.’nin yaşadığı siteye gizlice giren ve kadını ısrarla takip eden S.O. hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

* İstanbul’da Ekim 2017’de duruşma sırasında eski nişanlısının kız kardeşi E.K.’yi taciz eden C.S.’nin cinsel tacizden 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına İstanbul Anadolu 57. Asliye Ceza Mahkemesinde devam edildi.  Duruşmada tanıklar dinlendi. Sanık avukatı, iddiaların asılsız olduğunu belirterek, suçlamaları kabul etmediklerini söyledi.

* İstanbul’da Mayıs 2015’te bir ilkokulun müdür yardımcısı P.Ü.’yü taciz eden H.Y. yargılandığı Anadolu 62. Asliye Ceza Mahkemesinde cinsel tacizden 2 bin 250 TL adli para cezasına çarptırıldı, hükmün açıklanması geri bırakıldı. P.Ü. şikayetinden sonra istifaya zorlanmış, başka bir okula tayin edilmiş, H.Y. ise aynı okulda görevine devam etmişti.

* İstanbul’da 25 Mayıs 2017’de otobüs durağında tanımadıkları polis memuru G.Ö.’ya sözlü tacizde bulunan A.A. ve arkadaşı kadın E.T. hakkında Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Duruşmaya gelmeyen sanıkların bir sonraki celse zorla getirilmesine karar verildi. Sanıklardan A.A. cinsel taciz suçundan 4,5 yıla kadar, başkasının yerine suçu üstlenen E.T.  için kamu görevini usulsüz üstlenme suçundan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.

* Ağrı’da iki yıl önce bir üniversitede kadın öğrencilere cinsel tacizde bulunan öğretim üyesi E.K. hakkında cinsel tacizden dava açıldı. İlk duruşmada E.K., kadınlara yolladığı cinsel içerikli mesajları alkollü olduğu sırada yolladığını söyledi. Şikayetçi kadınlar taciz olaylarını anlattı, daha önce üniversite yönetimini şikayette bulunduğunu söyledi, başka bölüm öğrencisi tanık kadınlar dinlendi. Bir sonraki duruşma 3 Temmuz’da.

Çocuk istismarı

* Bolu’da  sosyal medyada tanıştığı G.N.Ç.’nin (16) çıplak fotoğraflarını okul arkadaşlarına gönderen ve kızı sürekli tehdit eden O.G. (20) ve kıza yardım etme bahanesiyle buluştukları yerde cinsel istismarda buluna Ö.G.’nin yargılanmasına devam edildi. Sanıklar suçlamaları reddetti. Pedagog eşlinde ifadesi alınan G.N.Ç., ise psikolojisinin bozulduğunu, nişanlandığını ve şikayetçi olmak istemediğini söyledi. Duruşma tanıkların ifadeleri için 21 Haziran 2018 tarihine ertelendi.

* İstanbul’da yaşları 18’den küçük yedi öğrenci kıza farklı zamanlarda cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen lise müdürü H.B. hakkında  birden fazla çocuğa karşı cinsel istismar ve birden fazla çocuğa karşı cinsel taciz suçlarından İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı.

* İzmir’de yeğeni Ö.A.’ya (15) cinsel istismarda bulunan H.B.’ye (21) tutuklu yargılandığı davada İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12 yıl 6 ay hapis cezası Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından onandı. Ö.A. yargılama sürecinde H.B.’ye iftira attığını iddia etmişti.

* Kırşehir’de 2015 yılında yaşları küçük öğrencisi yedi kıza cinsel istismarda bulunan okul müdürü A.T.’nin Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada tutuklanmaasına karar verildi. Duruşmada A.T. suçlamaları reddetti, tanıkları  dinleyen mahkeme heyeti, mevcut delil durumunu göz önünde bulundurarak sanığın tutuklanmasına karar verdi.

* İstanbul’da sevgilisinin kızı H.P.’ye (12) cinsel istismarda bulunan C.A. çocuğun cinsel istismarı suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde 21 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bir önceki duruşmada H.P. istismara uğramadığını beyan ederek şikayetini geri çekmişti. ASP avukatı ise, beyanın baskı altında verildiği ifade ederek şikayetini yinelemişti.

* Eskişehir’de 2 Şubat 2018’de 11 yaşındaki üvey kızına cinsel istismarda bulunana R.K. (41) yargılandığı Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarı suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* İzmir’de kızı B.Y.’ye (17) sistematik olarak cinsel istismarda bulunan S.Y.  hakkında açılan davanın ilk duruşmasında tutuklandı. Sanık çocuğun cinsel istismarından yargılanıyor.

* İzmir’de 2014’te bir okulda yaşları 18’den küçük altı kıza porno film izletip cinsel istismarda bulunan A.Ş.’ye yargılandığı İzmir Ağır 8. Ceza Mahkemesince verilen ceza İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi tarafından onaylandı. Sanık, yargılandığı davada müstehcen görüntü izletmek suçundan 3 yıl, cinsel istismar suçundan ise 79 yıl 6 ay olmak üzere 82.5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Sanık avukatı olayı ortaya çıkaran ve tanık olan öğretmen kadın S.Ö. ile sanığın arasından husumet bulunduğu iddia etmişti.

* İzmir’de 2015 ve 2017’de 15 yaşındaki üvey kızına cinsel istismarda bulunan B.A. yargılandığı İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun nitelikli cinsel istismarından önce 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza eylemin yakına işlenmesi nedeniyle 33 yıl 9 aya çıkartıldı. Duruşma Savcısı mütalaasında sanığın aleyhine dosyaya giren iddianın müşteki anlatımlarından ibaret olduğu, mağdurun iddialarını destekleyen doktor raporu ve görgü tanığı gibi hiçbir maddi delil bulunmadığı, “şüpheden sanık yararlanır” evrensel hukuk kuralı gözetilerek sanığın beraat ve tahliye edilmesi yönünde mütalaa vermişti.

* İstanbul’da yaşları 18’den küçük kızlara zorla tuttuğu çiftliğinde cinsel istismarda bulunan A.S. hakkında çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, şantaj, silahla tehdit, reşit olmayanla cinsel ilişki suçlarından 24 yıldan 62 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. İddianame İstanbul Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

* Diyarbakır’da 24 Temmuz 2017’de kızı M.Ö.’ye (9) bir ay boyunca cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen M.S.Ö. (37) yargılandığı Diyarbakır Ağır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan, 2 kez ceza artırımı uygulanarak 33 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza, sanığın sabıkasız geçmişi, yargılama sürecindeki tutum ve davranışlarını gerekçe gösterilerek iyi hal indirimiyle 28 yıl 1 ay 15 güne indirildi.

* Bolu’da 10 yaşından beri karsının yeğeni S.A.’ya (18) cinsel istismarda bulunan Y.Ç.’nin sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı, çocuğa karşı cinsel taciz ve çocuğun nitelikli istismarı suçlarından Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde tutuksuz yargılanmasına devam edildi. Sanık suçlamaları kabul etmedi, S.A. duruşmada istismarı tekrar anlattı ve şikayetini yineledi. Bir sonraki duruşma 17 Temmuz’da.

* Bolu’da Aralık 2017’de tanımadığı E.S.’ye (17) cinsel istismarda bulunan M.S. (23) yargılandığı Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde  iyi hal indirimiyle 5 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı.

* Samsun’da yaşı 18’den küçük S.Ç.’ye cinsel istismarda bulunan yetişkin M.K. tutuklu yargılandığı Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesinde cinsel istismar suçundan 25 yıl, alıkoyma suçundan da 3 yıl 1 ay olmak üzere toplam 28 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı.

* İzmir’de müşteki olduğu cinsel istismarda davası için adliyeye gelen R.Y.’ye (17) tanık odasında cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen polis F.D.’nin çocuğun cinsel istismarından yargılanmasına İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Duruşmaya katılmayan R.Y. yazısı ifadeyle şikayetini yineledi. .D., “Şeker hastası olduğum ve yüksek dozda insülin kullandığım için cinsel problemim var. Eşimle de bu problemim nedeniyle sorun yaşadık. Mağdur bana iftira atıyor” dedi. Duruşmada tanık olarak dinlenen, olayın yaşandığı mahkemede görev yapan A.Ş. de ifadesinde “Kapıyı ittirdim ancak açılmadı. Arkasında bir şey vardı. İttirmeye devam edince polis memuru ile mağdur kızı kapının arkasında gördüm. Polis memuru aşırı terlemiş ve panik haldeydi” dedi. Mahkeme heyeti, polis memurunun şeker hastalığının tespit edilmesi için hastaneye sevkine ve dosyadaki eksiklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

* Bursa’da komşusunun kızı D.K. ‘ya (14) otomobilinde cinsel istismarda bulunan Ö.T.’nin (44) Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde cinsel istismar ve hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından 15 yıla kadar hapsi istemiyle tutuksuz yargılanmasına başlandı. Sanık duruşmada suçlamaları olayın yanlış anlaşılma olduğunu söyleyerek reddetti. Müşteki D.K. ve annesi de aynı gerekçeyle şikayetlerinden vazgeçtiklerini söyledi.  Duruşma, tanıkların dinlenmesi ve eksik evrakın tamamlanması için ertelendi.

* İzmir’de 6 yaşındaki üvey torununa cinsel istismarda bulunan M.A.B.’nin (72) tutuklu yargılanmasına İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmada sanık suçlamaları reddetti, “Zaten şeker hastasıyım, şeker hastaları cinsel istek açısından zayıf olur” diyerek kendini savundu. Mahkeme sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 5 Haziran’da.

* Bursa’da yaşı 18’den küçük baldızı B.K.’ya cinsel istismarda bulunan M.A.’nın çocuğun nitelikli cinsel istismarından yargılanmasına Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. M.A. suçlamaları reddetti, mesajları B.K.’nin kendisine yolladığını söyledi. M.A. ise erkeğin kendisini tehdit ettiğini söyledi. Sanık avukatı, mahkemeye M.A. ve B.K. arasındaki mesajlaşmaları sundu, olayın nitelikli cinsel istismar olmadığını söyledi. Mahkeme M.A.’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

* Kayseri’de sosyal medyadan tanıştığı F.N.O.’ya (15) cinsel istismarda bulunan Ö.O.’nun (24) yargılanmasına Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Tutuklu sanık, F.N.O. ile rızasıyla yakınlaştığını söyledi. F.N.O., ifadesinin sanık ve babasının duruşma salonundan çıkartılmasından sonra verdi, cinsel saldırıyı anlattı. Savcılık mütalaasında sanığın nitelikli cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılmasını talep etti. Bir sonraki duruşma Haziran’da görülecek.

* İstanbul’da bir okul etrafında farklı zamanlarda C.Ö. (14), E.Y. (12) ve B.Ç.’ye (12) cinsel istismarda bulunan E.Y. (26) yargılandığı Anadolu Asliye Ceza Mahkemesinde iki çocuğa karşı cinsel tacizden 15 ay hapis cezasına çarptırıldı, hükmün açıklaması geri bırakıldı. Yargılama sürecinde çocukların aileleri şikayetlerinden vazgeçmişti. (BB/ÇT)

Erkek Şiddeti Mayıs 2018

Mayıs’ta basına yansıyan erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakalarının gün gün tam listesi…

Erkekler Mayıs’ta 25 kadını ve dört kadının babasını, birinin kocasını, birinin de 15 yaşındaki oğlunu öldürdü; en az 4 kadına tecavüz etti, 51 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı, 14 kadını taciz etti, 53 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 44 kadını yaraladı.

25 kadın cinayetinin yanısıra;

* 2017’de Mersin ve Diyarbakır’da öldürülen üç kadının failleri belirlendi. Mersin’de öldürülen kadın ve kızının, kadının sevgilisi tarafından “namus” bahanesiyle öldürüldüğü; Diyarbakır’da öldürülen 18 yaşındaki kadının ise dini nikahlı kocası ve ağabeyi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

* Ağrı, Muğla ve Mersin’de üç kadının intihar ettiği iddia edildi. Kadınlardan biri dini nikahla evlendirilmiş, 18 yaşında ve hamileydi. Ayrıca Ağrı’da bir kadın intihara teşebbüs etti.

* Edirne’de Meriç nehrinde 30 yaşlarında hamile bir kadın ve 8-10 yaşlarında bir kız çocuğuna ait iki ceset ve Konya’da sulama kanalında bir kadının cesedi bulundu.

Erkekler 2018’in beş ayında en az 97 kadın ve yedi çocuk öldürdü; 30 kadına tecavüz etti; 89 kadını taciz etti; 280 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 177 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 185 kadını yaraladı.

1 Mayıs

Cinayet

* İstanbul’da polis memuru B.T., yeni boşandığı karısı İmran Kandemir’i (27) tabancayla öldürdü. B.T., boşanmalarından birkaç gün sonra eski karısının intihar ettiği yönünde polise ihbarda bulundu. Cinayeti reddeden B.T. adli kontrolle serbest bırakıldıktan bir süre sonra tutuklandı. (Bu cinayet 10 Nisan’da işlendi, erkeğin tutuklanmasıyla basına yansıdı)

2 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Aksaray’da bir erkek F.Y.’yi (61) darp etti. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

* Isparta’da bir erkek, sevgilisi olduğu öne sürülen kadını sokakta darp etti. Çevredekiler olayı cep telefonlarıyla görüntüleri, erkeği darp etti. Olay yerine gelen polis erkeği gözaltına aldı.

* İzmir’de E.K. (62), kızı M.A.K.’yi (29) evde darp etti. M.A.K., E.K.’nin kendisine 9 yıldır tecavüz ettiği gerekçesiyle şikayetçi oldu. E.K.’nin 6 ay önce genç bir kadını otobüste taciz ettiği, bir süre tutuklu aldığı ifade edildi. Gözaltına alınan ve suçlamaları reddeden erkek tutuklandı.

* Düzce’de M.K., kullandığı araçla tanıdığı G.B.’nin kullandığı aracın önü kesti, aracı durdurmayan kadının kaza yapmasını sağladı. Araçtaki dört kadın ve bir bebek hafif yaralandı. G.B., erkekten şikayetçi oldu.

3 Mayıs

Tecavüz

* Antalya’da devlet memuru A.G., evine gelen ev eksenli temizlik işçisi Kazakistanlı kadına tecavüz etti. Kadının şikayeti üzerine tutuklanan A.G. ilk duruşmada tahliye edildi. A.G.’nin aynı zamanda bir sendikanın kadın kolu sekteri olduğu, olayın duyulmasının ardından 20 üyenin sendikadan istifa ettiği iddia edildi, bu iddia sendika başkanı tarafından yalanlandı. A.G. çalıştığı kurum tarafından açığa alındı. (Olayın ne zaman yaşandığı basına yansımadı.)

Şiddet/Yaralama

* Aksaray’da bir erkek karısını darp etti. Kadın erkekten şikayetçi oldu, erkek gözaltına alındı.

4 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Isparta’da bir erkek, bir restoranın önünde dışarı çağırdığı kadını darp etti. Erkeğe çevredekiler müdahale etti, erkek gözaltına alındı.

Tecavüz

* Kocaeli’de İ.A. (25), 19 yaşındaki sevgilisine buluştukları okul bahçesinde tecavüz etmeye çalıştı. Direnen kadın kaçtı ve erkekten şikayetçi oldu. İ.A. tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Adana’da bir erkek, erken yaşta evlenen gelini N.Ç.’yi (17) darp etti. N.Ç., yaralı halde gittiği polis merkezinde erkekten şikayetçi oldu.

5 Mayıs

Cinayet

* İstanbul’da askerden izinli çıkan M.S. (21) evinin yakınında Nurhan Doğan’ı (20) sokakta tabancayla öldürdü. Cinayetten sonra intihara teşebbüs eden erkek ağır yaralandı. (Fail ile kadının yanıklık derecesi haberlere yansımadı)  

Seks İşçiliğine Zorlama

* Adana’da 16’sı erkek 18 kişi, Gürcistan uyruklu N.V. (23), N.O. (26) ve O.S.’ye (26) tehdit ederek alıkoydukları evde zorla seks işçiliği yaptırdı. Kadınların evlenme vaadiyle erkekler tarafından Türkiye’ye çağırıldıkları ve ülkelerine geri dönmek istedikleri zaman öldürülmekle tehdit edildikleri ifade edildi. Gözaltına alınan 18 kişi tutuklandı.

6 Mayıs

Cinayet

* Bursa’da cezaevinden izinli çıkan M.H.A. (34) karısı Çiğdem Alpaslan’ı kıskandığı için evinin balkonunda bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. M.H.A.’nın 2013 yılında bir erkeği öldürdüğü için hüküm giydiği, cezaevinden beş gün izin aldığı ifade edildi.

Çocuk istismarı

* Antalya’da bir plajda bir erkek, tanımadığı 16 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Kızın çığlık atması üzerine erkek, güvenlik görevlileri tarafından yakalandı.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Antalya’da beşi kamu görevlisi olan 12 erkek, Türkiyeli olmayan 20 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. 21 erkek gözaltına alındı.

7 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Aksaray’da bir erkek karısı C.A.’yı (29) evde darp etti.

Çocuk İstismarı

* İstanbul’da bir lise müdürü H.B., yaşları 18’den küçük yedi öğrenci kız çocuğuna farklı zamanlarda cinsel istismarda bulundu. Olay, çocukların rehber öğretmene istismarı anlatmasıyla ortaya çıktı. Hakkında ‘birden fazla çocuğa karşı cinsel istismar’ ve ‘birden fazla çocuğa karşı cinsel taciz’ suçları kapsamında ceza istendi. Dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. (Olayın yaşandığı tarihler basına yansımadı)

8 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Adana’da B.H. (23) sevgilisi F.B.A.’yı (21) kıskandığı için gece boyunca işkence etti. Komşularının ihbarı üzerine gözaltına alınan ve serbest bırakılın B.H. Savcılığın itirazı üzerine tutuklandı. Hayatta kalan F.B.A yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

* Bursa’da T.Ö. (17) sevgilisi Z.Y.’yi (17) göğsünden bıçaklayarak ağır yaraladı. Erkek aynı bıçakla kendini yaraladı.  Z.Y.’nin hayati tehlikesi devam ediyor, T.Ö. hafif yaralı.

* Muğla’da A.K., ağabeyi K.K. ve yengesi Ü.K. ile birlikte yürüme engelli komşusu M.A.’yı (42) darp etti, tekerlekli sandalyeden itti.  Düşüp başını çarpan ve baygınlık geçiren M.A.’nın çok yerinde kırık olduğu ifade edildi. Gözaltına alınan zanlılar tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. A.K.’nin kadına saldırmadan önce bahçesinde topladığı çöpleri M.A.’nın bahçesinin önüne bıraktığı ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Antalya’da lise servis şoförü R.S. (69), yaşları 18’den küçük öğrenci sekiz kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Olay çocukların şikayetiyle ortaya çıktı. Soruşturma sonucunda tutuklanan R.S. hakkında Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. (Olayın yaşandığı tarihler basına yansımadı)

9 Mayıs

Cinayet

* Ankara’da A.F. (44) boşanma davası açan karısı Satı Fındık’ı (38) barışma teklifini reddettiği için çocuğunun okulunun önünde tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. Satı Fındık’ın açtığı boşanma davasının bu ay sonunda görüleceği ifade edildi.

* Eskişehir’de H.G. (53) araç içinde yanında oturan Derya Kuru’yu (43) ruhsatlı tabancasıyla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

* Manisa’da emekli polis M.Ö. (63) sokakta tartıştığı Zeynep Kaya’yı (36) tabancayla öldürdü, ardından kadının kocası Mustafa Kaya’yı (43) öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek 1 Mayıs’ta teslim oldu, cinayeti borç sebebiyle işlediğini iddia etti. M.Ö. tutuklandı. (28 Nisan’da yaşanan bu olay, zanlının tutuklanmasıyla basına yansıdı. Cinayetin toplumsal cinsiyet temelli olduğuna dair bir veri olmadığı için çetelenin başlığındaki sayıya dahil etmedik)

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da M.G., karısı H.G.’yi sokakta darp etti, satırla öldürmekle tehdit etti. Erkeğe uzaklaştırma cezası verildi. Olayın basına yansıması üzerine M.G. Valilik talimatıyla yakalandı.

* Antalya’da bir erkek, karısını arkadaşından eve geç döndüğü için sokakta darp etti, hakaret ve tehdit etti. Erkeğe çevredekiler müdahale etmedi, polis çağırmadı, darp olayını cep telefonuyla kaydetti. Eve dönmek istemediğini belirten kadına erkek, “Sen kimsin de beni isteyeceksin? Ben isterim ya da istemem” dedi.

Taciz

* Kocaeli’de Suriyeli M.S.S., yan sokakta çalışan terzi Z.İ.’yi taciz etti. Erkek kadının şikayeti üzerine gözaltına alındı, adli kontrolle serbest bırakıldı. M.S.S.’nin olaydan iki gün sonra sürekli kadının dükkanın çevresinde dolaştığı, erkeklerin kendisine müdahale ettiği, M.S.S.’nin yakınlarını çağırması üzerine iki tarafından kavga ettiği, iki erkeğin bıçaklandığı ifade edildi. Gözaltına alınan M.S.S. ikinci kez adli kontrolle serbest bırakıldıktan sonra, Savcılığın itirazı üzerine tutuklandı.

* Zonguldak’ta ambulans şoförü S.S. (49), acil tıp teknisyeni olan iki kadını hastaya müdahale ederken gizlice fotoğraflarını çekti. Kadınların şikayeti üzerine gözaltına alınan S.S.’nin telefonundan kadınların fotoğrafı çıktı. S.S. ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

10 Mayıs

Cinayet

* Bursa’da E.A. (40) erken yaşta evlendiği karısı Gonca Aksakal’ı (35) tabancayla öldürdü. Erkek tutuklandı. Gonca Aksakal’ın 20 yıl önce erkekle evlendiği ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* İstanbul’da spor hocası B.E., öğrenci D.A.’ya (16) cinsel istismarda bulundu, tehditle dini nikah kıydı, iki yıl boyunca birisiyle görüşürse öldürmekle tehdit etti. Olay, D.A.’nın ailesinin D.A.’nın hareketlerinden şüphelenmesiyle ortaya çıktı, aile B.E. hakkında suç duyurusunda bulundu. B.E. tutuklandı. B.E.’nin uluslararası cihatçı bir terör örgütüne üye olduğu, Türkiye’de yapılan bir saldırıyla bağlantılı olduğu ifade edildi.

* Diyarbakır’da bir erkek, tanımadığı R.A. (7), A.A. (7) ve Z.A.’ya (9) evlerinin girişinde cinsel istismarda bulundu. Erkek, kızların bağırması üzerine kaçtı. Erkek aranıyor.

* Bursa’da B.K. (24), sevgilisi olduğunu öne sürdüğü M.K.’ye (14) parkta cinsel istismarda bulundu. Gözaltına alınan B.K. küçük yaşta kız çocuğuna cinsel istismar suçundan tutuklandı. B.K. adliye çıkışı kaçmaya çalıştı.

Taciz / Çocuk İstismarı

* Antalya’da Ü.B. tanımadığı 30 yaşında bir kadını markette taciz etmeye yeltendi, kadını evine kadar takip etti. O sırada apartman çıkan ve servis bekleyen 12 yaşında bir kıza sözlü cinsel istismarda bulundu. Ü.B. kızın servisten inen arkadaşlarının kendisine müdahale etmesiyle kaçmaya çalıştı, bir apartmana sakladı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

11 Mayıs

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* Mersin’de Ağustos 2017’de bıçakla evlerinde öldürülen Ayşa Cuma (45) ile kızı Uvfa Naasan’ın (19) cinayet zanlısının tanıdıkları Ş.K. olduğu ortaya çıktı. Antep’te yakalanan Ş.K., Uvfa Naasan ile sevgili olduğunu, birlikteliklerinin duyulmaması için cinayeti işlediğini söyledi. Ş.K. tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Kocaeli’de kuzen olan H.E, E.E., S.E. ve dört erkek, kuzenleri İ.E.’ye (16) cinsel istismarda bulundu. Erkeklerin İ.E.’ye 12 yaşından beri sistematik olarak cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi. Olay, İ.E.’nin okul yönetimini ihbarıyla ortaya çıktı. Gözaltına alınan erkeklerden dördü tutuklandı, üçü adli kontrolle serbest bırakıldı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da N.B.C. komşusu trans K.A.’ya bahçesinde kedi beslediği için sopayla “binada travesti istemiyorum” diyerek saldırdı, kadının direnmesi üzerine K.A.’ya ve erkeği engellemeye çalışan arkadaşı M.D.’ye tüfekle ateş etti, M.D. yaralandı. Gözaltına alınan N.B.C. ifadesinin ardından serbest bırakıldı. K.A. erkekten şikayetçi olurken N.B.C. de K.A.’dan şikayetçi oldu.

12 Mayıs

Cinayet

* Denizli’de E.K. (31) eski karısı Ayşe Karahan’ı (41) evde tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. E.K.’nin cinayeti, eski karısına olan nafaka borcundan dolayı işlediği öne sürüldü.

Şiddet/Yaralama

* Manisa’da S.T. (33), karısı C.T.’yi (24) evde darp etti. Evden ayrılan ailesinin evine giden C.T.’yi burada da darp etti, kendisini engellemeye çalışan kadının erkek kardeşi A.K.’yi (19) tüfekle yaraladı, kadını ve ailesini öldürmekle tehdit etti. Olay sırasında tüfekle evden çıkan kadının abisi, S.T.’yi öldürdü.

Çocuk İstismarı

* İzmir’de M. (72) üvey torunu Y.’ye (5) evde cinsel istismarda bulundu. Olay, çocuğunun hareketlerindeki değişimi fark eden ailesi ve anaokulu tarafından ortaya çıktı. Ailenin şikayeti üzerine gözaltına alınan M. tutuklandı. M.’nin daha önce de aileden iki kız çocuğuna da cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi. M.’nin yargılanmasına 22 Mayıs’ta başlandı. (Nisan ayında yaşanan bu olay 12 Mayıs’ta basına yansıdı)

13 Mayıs

Cinayet

* Bursa’da D.S. (63) kendisini dolandırdığını öne sürdüğü Hülya Büyükkaplan’ı (28) sokakta bıçakla öldürdü. Kadının arkadaşları tarafından darp edilen D.S. tutuklandı.

Şüpheli Ölüm / İntihar İddiası

* Ağrı’da yeni ay önce dini nikahla evlenen H.K.’nın (18) evde intihar ettiği öne sürüldü. H.K.’nin dört aylık hamile olduğu ifade edildi. H.K.’nin kocası ifadesinin ardından serbest bırakıldı. H.K.’nin abisi kardeşinin intihar ettiğine inanmadığını, şüphelerin bulunduğunu, kocasından şiddet görmüş olabileceğini ifade etti. Ailenin şikayeti üzerine olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

* Muğla’da S.Ö.’nün (46) evde bıçakla intihar ettiği öne sürüldü. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Tecavüz

* Adana’da bir erkek İ.Z.Ç.’ye (33) evinde tecavüz etti, kadını eve kilitledi. Kadın balkona çıkarak yardım istedi. Erkek gözaltına alındı.

Seks İşçiliğine Zorlama

* İstanbul’da altısı erkek dokuz kişi, iş vaadiyle yurtdışından getirdikleri 15 kadına pasaportlarına el koyarak ve zorla senet imzalatarak zorla seks işçiliği yaptırdı. Seks işçiliği yaptırılan bir kadının ihbarı üzerine dokuz kişi gözaltına alındı.

* Kayseri’de sekizi erkek 11 kişi, 10 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Gözaltına alınan 11 kişiden altısı erkek yedi kişi tutuklandı.

Taciz

* İstanbul’da C.P. tanımadığı K.G.’yi (25) metrobüs durağında taciz etti. Kadının şikayeti üzerine C.P. hakkında cinsel tacizden soruşturma başlatıldı ve iki ay süreyle kadına yaklaşmama kararı verildi.

Tehdit

* Kocaeli’de bir erkek eski karısı N.G.’yi tehdit etti. N.G.’nin şikayetçi olduğu erkek hakkında bir işlem yapılmadı. N.G., bu ay öldürülen Çiğdem Alparslan için adliye önünde yapılan basın açıklamasında “Boşandığım eşimin tehdidinden dolayı Savcıya, hakime, karakola her gün şikayetçi oluyorum. Daha bu sabah şikayetçi oldum. Darp yok diye geri gönderildim” dedi.

14 Mayıs

Cinayete Teşebbüs

* Kastamonu’da E.Ü. (28) boşanma davası açan karısı A.Ü.’yü (21) barışma teklifini reddettiği için sokakta 17 yerinden bıçaklayarak ağır yaraladı. Olaydan sonra kaçmaya çalışan erkek çevredeki erkekler tarafından darp edildi.

Seks İşçiliğine Zorlama

* İstanbul’da altı erkek, yüksek gelirli iş vaadiyle yasal yollarla Türkiye’ye girişlerini sağladıkları Ukrayna, Rusya ve Belarus vatandaşı 20-25 yaşlarındaki 12 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

* Antalya’da üç erkek, altı kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

15 Mayıs

Nedeni Belirlenememiş Cinayet

* Antep’te akrabaları B.T. (38), Z.T. (35) ve B.T. (45) Hatice Tahir’i evde darp ederek öldürdü. Zanlılar yakalandı. (Cinayetin nedeni ve zanlılar ile Hatice Tahir’in yakınlık derecesi haberlere yansımadı)

Şiddet/Yaralama

* İzmir’de M.B. (22), boşanma davası açan karısı D.İ.B.’yi darp etti. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek serbest bırakıldı. M.B., evden ayrılan ve ailesinin yanına yerleşen kadını defalarca öldürmekle tehdit etti. D.İ.B. basına yaptığı açıklamada can güvenliğinin olmadığını ifade etti. Erkekle ilgili başka bir işlem yapılıp yapılmadığı basına yansımadı.

* Adana’da E.Z. (25) üvey annesinin Z.Z.’nin evde olduğunu sanarak evini yaktı. Erkek olaydan sonra kaçtı.

16 Mayıs

Cinayet

* Yozgat’ta H.E. (56), karısı Mühibe E.’yi (49) uyurken tabancayla defalarca el ateş ederek öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

* Edirne’de İ.Ö. (81) karısı Kıymet Özkan’ı (81) dışarı çıkmak istediği için evde keserle başına burarak öldürdü. Erkek cinayetten sonra tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Samsun’da B.G. (41), karısı H.G.’yi araç içinde darp etti. Olaydan sonra şikayetçi olan H.G. karakolda baygınlık geçirdi. Erkek gözaltına alındı.

* İzmir’de M.O. (27) eniştesi Sadrettin Yılmaz’ı öldürdü, ablası R.Y.’yi, yeğeni M.Y. (1) ve eniştesinin kız kardeşi H.K.’yi tabancayla yaraladı. Yaralanan R.Y. ve M.Y.’nin durumunun iyi olduğu ifade edildi. R.Y.’nin erkekle evlenmesine ailesinin karşı çıktığı, ailesinin barışmak için çiften 100 bin lira istediği, M.O.’nun cinayeti para verilmediği için işlediği ifade edildi.

* Kırşehir’de muhtar S.D., Halk Eğitim Merkezi öğretmeni R.A.’yı öğrencilerin katılım belgelerini istediği için darp etti. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Samsun’da bir okulda temizlik işçisi F.D. (39) 13 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. İhbar üzerine gözaltına alınan erkek adli kontrolle serbest bırakıldı.

* Denizli’de öğretmen F.A. (53) dokuz kız öğrenciye cinsel istismarda bulundu. Ailelerin 28 Şubat’ta yaptığı şikayet üzerine erkek tutuklandı. F.A. cezaevinde intihar etti, intiharla ilgili soruşturma başlatıldı.

17 Mayıs

Cinayet

* Manisa’da D.E., annesi Gülhizar Ersöz’ü (70) av tüfeğiyle evde öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. D.E.’nin psikolojik sorunları olduğu öne sürüldü.

Şiddet/Yaralama

* Adana’da B.B. karısı G.B.’yi (54) evde darp etti, kabloyla boğmaya çalıştı. Erkek olaydan sonra kaçtı.

Taciz

* Zonguldak’ta birkaç erkek, sokakta tanımadıkları bir kadına ve yanındaki erkek partnerine sözlü tacizde bulundu. Erkeğin karşılık vermesi üzerine erkekler kavga etti.

18 Mayıs

Cinayet

* Kastamonu’da G.G. (33) dini nikahlı karısı Pınar Çelik’i (38) kıskançlık bahanesiyle evde bıçakla boğazını keserek öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu. G.G.’nin popüler dizilerde figüran oyunculuk yaptığı ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Kütahya’da dokuz erkek, sosyal medyadan tanıştıkları zihinsel engelli B.Ç.’ye (17) iki yıl boyunca tehditle cinsel istismarda bulundu. B.Ç.’nin ailesiyle yaptığı şikayet üzerine erkekler hakkında soruşturma başlatıldı, gözaltına alınan erkeklerden yedisi serbest bırakılırken iki erkek adliyeye sevk edildi.

19 Mayıs

Cinayet

* Bursa’da H.S. (45), babasının evinde karısı Havva Sakin’i (40) bıçakla, kızı Rümeysa Sakin, (18), oğlu Süleyman Sakin (15) ve babası Hasan Sakin’i (70) tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu. H.S.’nin psikolojik sorunları olduğu öne sürüldü. H.S.’nin ilk ifadesinde “huzurluyum, görevimi yaptım” dediği ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* Urfa’da muhtar M.M. (44) karısı İ.B.’yi evde darp etti. Olay sırasında evde bulunan erkek M.M. (18) babası M.M.’yi tabancayla öldürdü.

20 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Kocaeli’de B.S., eski kayınpederinin evinde barışma teklifini reddeden eski karısı D.U. (26) ve eski kayınvalidesi F.U.’yu tabancayla yaraladı, eski kayınpederi İsmail Ulutaş’ı öldürdü. Olay sırasında evde bulunan D.U.’nun kız kardeşi B.U. (17) kaçarak hayatta kaldı. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. B.S.’nin 2017 yılında boşandığı, çocuklarının velayetinin kendisine verildiği, bir süredir D.U.’yu barışma teklifini reddettiği için tehdit ettiği ifade edildi.

* İstanbul’da bir restoran yöneticisi, haklarını istediği için işçi G.K.’yi darp etti, tazminatsız işten çıkardı. G.K. darp raporu alarak erkeklerden şikayetçi oldu.

21 Mayıs

Cinayet

* Balıkesir’de T.M. (38) annesi Aytekin Muzmun’u (62) evde telefon kablosuyla boğarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. Tutuklanan T.M. ilk ifadesinde bekar annesinin bir erkekle sevgili olduğunu ve ayrılmayı kabul etmemesi üzerine cinayeti işlediğini söyledi.

* Antep’te M.U (27) sahur yemeği sırasında babası Ali Uçar’ı (61) bıçakla boğazını keserek, annesi Nezihe Uçar’ı defalarca bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da iş insanı E.A. (34), barışmak için yaşadığı ülkeden çağırdığı eski karısı Azerbaycanlı S.K.’ye zorla seks işçiliği yaptırmaya çalıştı, direnen kadını defalarca darp etti, 11. kattaki evlerinden aşağıya atarak öldürmeye çalıştı. S.K. çocuklarıyla birlikte evden kaçtı, komşularına sığınarak hayatta kaldı. Şiddet olayı E.A. ve S.K.’nin 6 ve 8 yaşlarındaki iki çocuğu önünde yaşandı. S.K.’nin erkekten beş yıl önce şiddet gördüğü için boşandığı ve Azerbaycan’a yerleştiği ifade edildi. E.A.’nın barışma teklifiyle Türkiye’ye dönen S.K.’nın son olayda Azerbaycan Antalya ve İstanbul Konsolosluklarından yardım istediği, ancak konsolosluklardan böyle bir hizmetlerini olmadığı cevabını aldığı öne sürüldü. S.K.’nin şikayeti üzerine S.K.’ye polis tarafından koruma verilirken, komşularının desteğiyle Azerbaycan’a döndüğü ifade edildi.

22 Mayıs

Cinayet

* Maraş’ta U.A.D. (24) torununun arkadaşı olarak kendini tanıtarak girdiği evde Nazihe Temel’i (79) darp etti, direnen kadını defalarca bıçaklayarak öldürdü, kadının ziynet eşyaları çaldı. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. U.A.D.’nin çeşitli suçlardan kaydı olduğu, ifadesin göre; kadını takip ettiği, yalnız yaşadığını öğrendikten sonra hırsızlık yapmak için girdiği evinde öldürdüğü ifade edildi.

* İstanbul’da bir erkek bir hastane önünde Suzan Sarı ve kocası Ramazan Sarı’yı tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra kaçtı. Polis, cinayetin rakip firmaların servis şoförleri arasında çıkan kavgayla ilgili olduğunu belirledi. (Bu cinayet toplumsal cinsiyet temelli olmadığı için çetele başlığında yer alan sayıya dahil değil.)

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* Diyarbakır’da 23 Temmuz 2017’de intihar ettiği öne sürülen Pelda K.’nın (18) cinayet zanlısının dini nikahlı kocası ve akrabası olan H.O. ve abisi Ş.O. olduğu ortaya çıktı. H.O. hakkında kasten öldürmeden dava açıldı. Erken yaşta ve zorla evlendirilen Pelda K.’nın öldürülmeden önce H.O.’ya tanımadığı bir erkeğin kendisini taciz ettiğini söylediği öne sürüldü. Pelda K.’nın 2011 yılında 12 yaşındayken H.O. tarafından kaçırıldığı, ailenin kayıp ihbarı üzerine arandığı ve bulunamadığı, bir yıl sonra ortaya çıktığı sırada hamile olduğu ve bu yüzden ailenin şikayeti geri çektiği ifade edildi. Ş.O. ile ilgili hukuki süreç basına yansımadı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da bir havaalanında erkek taksi şoförleri, UBER taksi olduğunu öne sürdükleri bir araca saldırdı, içindeki iki kadını darp etti, zorla araçtan indirdi. Darp ve saldırıdan sonra olay yerine gelen polis ekipleri erkek şoförleri alandan uzaklaştırdı.

23 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da taksi şoförü Ş.G., yolda yürüyen C.A.’ya aracından inip kafa attı, darp etti. Erkek C.A.’yı önce araca çekmeye çalıştı, direnen kadını yola fırlatıp kaçtı. Olay sırasında C.A.’nın yanında bulunan 10 yaşındaki kız kardeşi İ.B.’ye ise minibüs şoförü bir erkek aracına değdiği için yumruk attı. C.A. ve İ.B. darp raporu alarak erkeklerden şikayetçi oldu. Gözaltına alınan, birçok suçtan kaydı bulunan Ş.G. tutuklandı. C.A., basına verdiği röportajda olay sırasında çevrede bulunanların erkeğe müdahale etmediğini söyledi.

* Bursa’da cezaevi firarisi T.D. (39), dini nikahlı karısı İ.G.’yi (36) kendisini aldattığını düşündüğü için bıçakladı ve rehin aldı. Üç saatin sonunda teslim olan T.D. gözaltına alındı. İ.G. ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Olay sırasında müşterek çocukları 9 aylık E. evde bulunuyordu.

* Malatya’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan F.T. (44) zorla girdiği evde çocukları A.Y.T. (19), Y.T (10) ve E.T.’yi (8) bıçakla rehin aldı. F.T., yarım saat sonra teslim oldu.

* Muğla’da emekli polis H.A. girdiği dükkanda işletme sahibi F.N.K. (48) ve kızı F.T.’yi (27) tabancayla yaraladı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı. (H.A.’nın kadınlarla yakınlık derecesi ve saldırı sebebi haberlere yansımadı.)

Çocuk İstismarı

* Kayseri’de F.Y. (40), sokakta arkadaşını bekleyen C.Ö.’ye (12) teşhircilik yaparak cinsel istismarda bulundu, kızı bir binaya çağırdı. C.Ö.’nün şikayetiyle yakalanan erkek tutuklandı.

24 Mayıs

Faili Belirlenememiş Cinayet

* Konya’da sulama kanalında bir kadın cesedi bulundu. Cinayetin birkaç ay önce işlenmiş olduğu öne sürüldü. Cinayetle ilgili soruşturma başlatıldı.

Çocuk İstismarı

* Adana’da H.A., ilkokul çevresinde öğrenci dört kıza cinsel istismarda bulundu. Erkek tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Bursa’da S.Ç. (39) boşanma davası açan karısı T.Ç.’yi evde darp etti. Kadının şikayeti üzerine erkeğe bir ay uzaklaştırma kararı verildi. S.Ç. hakkındaki karara rağmen olaydan bir hafta sonra eve gitti, kadının kapıyı açmaması üzerine halatla beşinci kattaki eve girmeye çalışırken düştü ve ağır yaralandı.

* Ankara’da O.D., sevgilisi Z.D.’yi hamile olduğunu öğrendikten sonra darp etti. Z.D.’nin nafaka talebiyle aile mahkemesinde başvurusu üzerine, Ankara 2. Aile Mahkemesi, O.D.’nin üç ay süreyle kadına yaklaşamamasına ve tedbir süresince kadına nafaka ödemesine karar verdi. Mahkeme, kararında Z.D.’nin başvurusunu İstanbul Sözleşmesi hükümlerine göre karar bağladığını ifade etti.

* Trabzon’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan A.T., karısı S.T.’yi darp etti. S.T. kendisine sistematik olarak şiddet uygulayan erkekten şikayetçi oldu, bir hafta sonra şikayetini geri çekti. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı eşe karşı işlenen suçun şikayete tabi olmadığını belirterek A.T. hakkında kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde yaralama suçundan 4.5 yıldan 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırladı. (7 Şubat 2018’de yaşanan bu olay, 24 Mayıs’ta basına yansıdı)

Taciz

* Adana’da H.F. tanımadığı engelli bir kadını sokakta taciz etti. Erkek tutuklandı.

* Ankara’da belediye otobüsü şoförü bir erkek, kendisine araç kodunu soran kadına “spastik misin” diye bağırdı, kendisine müdahale eden başka bir kadına “Senin canın kaşınmak istiyor. Otobüste kamera var, in kaşıyayım seni. Kadın kısmısın, erkek işine karışma” diyerek saldırdı. Şoför erkek aracı durdu ve araçtan indi. Olay yerine gelen polislerin kadınları şikayetçi olmamaları için ikna etmeye çalıştığı, kadınların karakola giderek erkekten şikayetçi olduğu ifade edildi.

25 Mayıs

Çocuk İstismarı

* Antalya’da M.Ü. (38) bir hafta içinde elektrikli bisikletle yanlarına yaklaştığı Z.A. (17), D.A. (17) ve yaşı 18’den küçük yedi kız çocuğuna teşhircilik yaparak cinsel istismarda bulundu. Tacize maruz kalan öğrencilerin okulundan bir öğretmen çocuklara psikolojik destek verdiklerini belirtti. M.Ü. yakalandı ve tutuklandı.

* Antalya’da A.İ.Ç. (36) kızları E.Ç. (13) ve E.Ç.’ye (16) cinsel istismarda bulundu. E.Ç.’nin olayı rehber öğretmenin anlatması üzerine öğretmen suç duyurusunda bulundu. Çocukların psikolog eşliğinde ifadesi alındı. A.İ.Ç. tutuklandı. A.İ.Ç.’nin çocuklara yıllardır sistematik olarak cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi.

Siber Taciz – Çocuk İstismarı

* Samsun’da Kanada vatandaşı V.B. (40) çocuk pornosu yayınlamak için çocuklarla sosyal medyada iletişime geçip, istismarda bulundu. V.B., Kanada polisi ile yapılan ortak operasyonla yakalandı. V.B.’nin Almanya’da çocukların fotoğraflarını çektiği gerekçesiyle hakkında işlem yapıldığı ve sınır dışı edildiği ifade edildi.

26 Mayıs

Cinayet

* İstanbul’da A.K. (36) eski iş arkadaşı Seher Çetindaş’ı (34) birlikte olma teklifini reddettiği için buluştukları kafede tabancayla defalarca el ateş ederek öldürdü. Erkek, cinayetten sonra olay yerine yakın bir yerde bulunan polis tarafından yakalandı. A.K.’nin uzun süredir Çetindaş’a ısrarla birlikte olmayı teklif ettiği, sürekli reddeden kadını çocuklarını öldürmekle tehdit ettiği, Çetindaş’ın iş değişikliği yaptığı, ancak erkeğin tehdit ve tacizlerine devam edip kadını daha darp ettiği, kadının şikayet üzerine erkeğin tutuklanmayacağını düşündüğü için şikayetçi olmadığı ifade edildi.

Çocuk istismarı

* Muğla’da bir erkek, sevgilisi Ö.D.’nin (15) bikinili fotoğraflarını izinsiz olarak sosyal medyada paylaştı, fotoğraflarının kaldırılmasını isteyen Ö.D.’ye hakaret etti. Sinir krizi geçiren Ö.D. arkadaşları tarafından hastaneye kaldırıldı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da kütüphane görevlisi bir erkek, ayağında bot olan bir kadını “Topuklu ayakkabıyla giremezsiniz” diyerek engellemeye çalıştı, “Oruçlu oruçlu asabımı bozma. Giremezsin diyorsam giremezsin” diye bağırarak direnen kadının üzerine yürüdü.

27 Mayıs

Cinayet

* Kayseri’de M.A.K. (72) karısı Selver Kaya’yı (71) evde bıçakla öldürdü. Cinayetten sonra erkek yakalandı.

İntihar / Şüpheli Ölüm

* Mersin’de öğrenci yurdunda kalan İ.Ç.’nin (18) yurt odasından atlayarak intihar ettiği öne sürüldü.

Çocuk İstismarı

* Adıyaman’da esnaf İ.B., yardım etme bahanesiyle dükkanına babasıyla birlikte çağırdığı 11 yaşındaki kız çocuğuna dükkanın bodrum katında cinsel istismarda bulundu. Çocuk, çığlık atarak erkekten kaçtı. Gözaltına alınan İ.B. tutuklandı..

 Taciz

* Kırşehir’de C.A., farklı zamanlarda iki kadına cinsel tacizde bulundu, gasp etti. Kadınların şikayeti üzerine yakalanan erkek tutuklandı.

28 Mayıs

Şüpheli Ölüm

* Edirne’de Meriç nehrinde 30 yaşlarında hamile bir kadın ve 8-10 yaşlarında bir kız çocuğuna ait cesetler bulundu. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

Çocuk İstismarı

* Antalya’da A.A. yanında çalışan Suriyeli ailenin 2,5 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulundu. Çocuk, A.A. tarafından düştüğü bahanesiyle hastaneye getirildi, doktorun şüphesi üzerine olay ortaya çıktı. A.A. ve iki erkek gözaltına alındı.

Taciz

* İstanbul’da Hindistanlı S.G., eski sevgilisi G.S.’yi barışma teklifini defalarca reddetmesine rağmen defalarca aradı, ısrarı üzerine buluştukları kafede kadının cep telefonunu almaya çalıştı. G.S., olay sırasında babasını aradı, G.S.’nin babası M.S. yanında getirdiği iki erkekle S.G.”yi darp ederek ağır yaraladı. Hastaneye kaldırılan S.G. hayatını kaybetti. Erkekler gözaltına alındı.

29 Mayıs

Cinayet

* Aydın’da M.A.D. (17), annesi Suna Doğru’yu (42) babası Adem Doğru’yu (47) babasının beylik tabancasıyla öldürdü. M.A.D. cinayetten sonra intihar etti. Adem Doğru’nun üç ay önce polislikten emekli olduğu ifade edilirken, Suna Doğru’nun uzun süredir erkekten boşanmak istediği, erkeğin kabul etmediği ve geçen yıl kadını darp ettiği için uzaklaştırma kararı verildiği öne sürüldü.

* Ankara’da Şule Çet (23) çalıştığı plazada sabah karşı ofis camından düşerek hayatını kaybetti. Çet’in olaydan bir süre önce arkadaşına mesaj atarak işvereni Ç.A. hakkında “Buradan çıkamıyorum, adam bana takmış. Bırakmıyor, keşke gelmeseydim” dediği ifade edildi. Ç.A.’nın olaydan sonra önce ortadan kaybolduğu daha sonra karakola giderek ifade verdiği, ellerinde yara izleri bulunduğu belirtildi. Otopsi raporunda da, Çet’in vücudunda boğuşma izleri saptanırken, Ç.A.’nın polis ifadelerinin çelişkili olduğu ortaya çıktı.

Tecavüz

* Muğla’da O.Ş. nişanlısı İngiltereli M.L.’ye (38) evinde tecavüz etti, kadını evde 36 saat boyunca alıkoydu. Hayatta kalan M.L.’nin haber verdiği kuzeni kadının tutulduğu eve polis çağırdı. Polisin tecavüz iddialarını dikkate almadığı, erkek hakkında pasaporta zarar verdiği için işlem yaptığı ve adli kontrolle serbest bırakıldığı öne sürüldü. (M.L. olayı İngiltere basınına anlattı)

Çocuk İstismarı

* Samsun’da N.K. (20) yeni tanıştığı G.Y.’ye (15) alkol aldıktan sonra götürdüğü evinin çatısında cinsel istismarda bulundu. G.Y.’nin ailesiyle yaptığı şikayet üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

30 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da bir erkek ve bir kadın, randevu alarak muayenehanesine gittikleri doktor A.O.’yu bıçak tehdidiyle bağladı, direnen kadını darp etti. Kadın ve erkek, kadının ziynet eşyalarını çalarak kaçtı.

31 Mayıs

Cinayet

* Kars’ta B.A. (30) sekiz aylık hamile karısı Sezen Alkan’ı (23) defalarca bıçaklayarak öldürdü. Sezen Alkan’ın sezaryenle alınan bebeğinin yaşadığı ifade edildi. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. B.A.’nın erken yaşta evlendirildiği belirtildi.

* Adana’da emekli polis H.G. (57) karısı Nilay Güngör’ü (56) boşanmak isteğinden vazgeçmediği için beylik tabancasıyla öldürdü. Nilay Güngör ve H.G.’nin 16 yaşındaki kızı cinayete tanık oldu. Erkek cinayetten sonra tutuklandı.

* Maraş’ta B.M. (44) teyzesi Hanife Akdişli’yi (80) evinde boğazını keserek öldürdü. B.M.’nin cinayetten sonra Akdişli’nin Suriyeli kiracılarını suçladığı ifade edildi. Şüpheli hareketlerinden dolayı gözaltına alınan erkek cinayeti para yüzünde çıkan tartışmada işlediğini itiraf etti.

* Bursa’da N.C. (58) tanıdığı 9 aylık hamile İpek Yılmazcan’ı (37) sokakta tabancayla öldürdü. Sezaryenle alınan bebeğin yaşadığı ifade edildi. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. N.C.’nin daha önce işlenen bir cinayet yüzünden Yılmazcan’la arasında husumet bulunduğu, cinayeti bu yüzden işlediği öne sürüldü.

Cinayete Teşebbüs

* Isparta’da O.T. (56) karısı A.T.’yi (43) kolundan ve karnından bıçaklayarak ağır yaraladı, kendisine müdahale eden kızı H.T.’yi (19) de aynı bıçakla yaraladı.  Gözaltına alınan erkek kasten öldürmeye teşebbüsten tutuklandı.

İntihara Teşebbüs

* Aydın’da Z.Y. (34) evinin çatısından atlayarak intihara teşebbüs etti.  Z.Y. ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

Tecavüz

* Ankara’da polis H.M., devriye görevi sırasında evine bırakmak için aracına binen F.C.’ye evinde tecavüz etti. Olayın ardından F.C. erkekten şikayetçi oldu. Tutuklanan H.M. hakkında ‘Kamu görevinin sağladığı yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı’ ve ‘Cinsel amaçlı olarak hürriyetten yoksun kılmak’ suçlarından 25,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. İddianamede gözaltına alınan H.M.’nin “Bir orospu için meslektaşınızı yaktınız” dediği kaydedildi. (25 Nisan’da yaşanan bu olay, fail hakkında hazırlanan iddianame ile Mayıs ayında basına yansıdı)

Çocuk İstismarı

* İstanbul’da market sahibi B.Ü. markette R.G.’ye (8) cinsel istismarda bulundu. Olaydan sonra Ankara’da yakalanan erkeğin benzer suçtan bir süre cezaevinde yattığı ifade edildi. B.Ü. tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da M.T., boşanma davası açan karısı N.T.’yi adliye çıkışında sokakta darp etti, yere düşürdüğü kadına boşanma evraklarıyla vurdu. Olay sırasında çevredeki temizlik işçisi bir erkek M.T.’ye müdahale etti. Çevredeki erkekler M.T.’yi darp etti. Gözaltına alınan M.T. ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Kadının şikayeti üzerine erkeğe 3 ay süreyle uzaklaştırma cezası verildi. M.T.’ye 26 Nisan’da da bir aylık uzaklaştırma kararı verildiği ifade edildi.

* Aksaray’da O.C. (44) eski karısı Y.E.’yi (38) zorla aracına bindirdi, darp etti ve parasını çaldı. Erkek aranıyor.

* İstanbul’da M.A. bir kadına sokakta yürürken saldırdı, yere düşürdüğü kadını darp etti. Kadının yanındaki arkadaşları ve olay yerindeki sivil polisler erkeğe müdahale etti. Gözaltına alınan M.A. tutuklandı.

Taciz

* İstanbul’da oyuncu T.B., kostüm asistanı Ö.Ş.’yi (19) dizi setinde taciz etti. Ö.Ş. erkekten şikayetçi olacağını açıkladı. Dizinin yapımcısı, T.B. hakkında soruşturma yürütülürse sözleşmeyi fes edeceğini ifade etti. T.B. hakkında dava açıldı.

Şiddet

* Maraş’ta A.B., boşanma davası açan ve annesinin evine yerleşen karısı C.B.’nin annesinin evine Molotof kokteyli attı. A.B.’nin dokuz yıllık evlilikleri süresince kadına sistematik şiddet uyguladığı, boşanma davası açtıktan sonra kadını defalarca öldürmekle tehdit ettiği ifade edildi. C.B. basına yaptığı açıklamada can güvenliği olmadığını belirtti. Madde bağımlısı ve satıcısı olduğu sürülen A.B. ifadesinin ardından serbest bırakıldı. (ÇT)

LGBTİ’ler Taksim’e Çağırıyor: Bakarsınız Yürürüz

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası öncesinde Onur Haftası Komitesi’nden Yunus Emre Demir’le buluşup, LGBTİ yasaklarını, bu seneki etkinlikleri, Komite’ye yöneltilen eleştirileri ve 1 Temmuz’daki yürüyüşü konuştuk.

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası, seçimin ertesi günü başlıyor.

Bu sene haftanın teması “Sınır”. Bir hafta boyunca sürecek etkinlikler, 1 Temmuz’da Taksim’de düzenlenecek Onur Yürüyüşü’yle sonlanacak.

Onur Yürüyüşleri, 2015’ten bu yana engellemeler, yasaklar ve polis şiddetiyle karşılaşıyor. Ankara’da LGBTİ etkinlerine yönelik süresiz yasak kararı ve diğer şehirlerdeki etkinliklere yönelik engellemeler de son bir senenin gündemlerinden biri.

Ancak Onur Haftası Komitesi’nden Yunus Emre Demir, “LGBTİ etkinliklerine yönelik yasak süreci bir taraftan umudumuzu kırsa da, bir yandan da mücadeleye dair azmimizi güçlendiriyor. Yasak kararı gelirse alternatif planlarımız mevcut” diyor.

Onur Haftası etkinliklerinin herkese açık olduğunu belirten Demir, 1 Temmuz’da herkesi Taksim’e beklediklerini söylüyor:

“Elbette insanların gözaltına alınmak, dayak yemek, saldırıya uğramak konusunda kaygıları vardır, bundan biz de kaygılanıyoruz. Ama en azından o gün Taksim’de olsunlar ve baktılar yürüyoruz, gelsinler. Ya da baktılar çok dayak yiyoruz, destek olsunlar.”

Onur Haftası Komitesi’nden Emre Demir, bianet’in sorularını yanıtladı.

“Yasaklar karşısında alternatif planlarımız var”

2015’ten beri Onur Yürüyüşü’ne yönelik engellemeler devam ediyor. Ama son bir senenin LGBTİ hareketi için biraz ağır bir yükü var, özellikle Ankara’daki süresiz yasak ve 2017’nin ikinci yarısı diğer illerde de başlayan engellemelerden bahsediyorum. Tüm bunlar İstanbul Onur Haftası’nı nasıl etkileyecek?

Onur Haftası’nı yaparken her sene A-B-C planları da yapıyoruz çünkü ülkenin siyaseti de dengesiz ve her türlü önlemi almak istiyoruz. Yasak süreci bir taraftan umudumuzu kırsa da, bir yandan da mücadeleye dair azmimizi güçlendiriyor.

Tabii Hafta’nın başladığı Pazartesi günü birden bire tüm etkinlikleri yasakladıklarını söyleyebilirler. Ama Hafta’yı planlarken, alternatif planlar da yaptık. Ya da tam tersine seçim sürecinin etkisiyle yürüyüşe bile izin verebilirler. Ama izin vermezlerse de alternatif planlarımız var.

Onur Haftası toplantıları zaten kaygılarımızı, korkularımızı da konuştuğumuz ve buna karşı örgütlendiğimiz bir yer. İlk iki ay ‘acaba’larla birbirimizin korkularını deştiğimiz bir noktadaydık belki, ama konuştukça daha umut dolu bir noktaya geldik. En azından bir şeyleri dönüştürmeye çalışıyoruz.

“Sınır” teması

2016’da “Örgütleniyoruz”, 2017’de “Aramızda Ne Var” temalarıyla düzenlenen Onur Haftası’nın bu seneki teması “Sınır”. Bu üçünü ardarda okuyunca, bir hikaye anlatıyor aslında. “Sınır” temasına nasıl karar kıldınız? 2018 için başka hangi temalar önerildi?

Temayı toplantılarda belirliyoruz, tema önerileri tahtada 6 hafta kadar kalıyor ve üzerine tartışıyoruz. Bu sene önerilerden biri “Ter”di. Hem emek üzerinden “ter”, hem cinselliği çağrıştırdığı için “ter”, hem de yürüyeceğiz, koşacağız, belki polisten kaçacağız, o açıdan “ter”.

Diğer bir öneri “Bulanık”tı. Bu, bize takılan sıfatlardan biridir. Bunun yanı sıra “bulanık”ın kuir bir çağrışımı da var, bir şeylerin belirsizliğine dair. Bizim de bu “bulanık”lığı normalleştirmemiz gerekiyor aslında.

Sonunda “sınır”a karar verildi. Sınır iki bağlamda konuşuldu: Öncelikle göç ve mültecilerle bağlantılı olarak sınır temasını tartıştık. Çekilen sınırların kimin sınırı olduğunu ve bize neyi dayattığını tartışmaya açmak istedik.

Ayrıca beden sınırlarımızı, kişisel sınırlarımızı, psikolojik sınırlarımızı konuşmak istedik. Sınır, insan hakları savunucuları için politik olarak olumsuz bir kavram ama bir yandan da doğru yerde kullanıldığında, özellikle beden hakları ve kişilik hakları üzerinden ihtiyacımız olan bir kavram.

Evet, sınırsız bir dünya ama aynı zamanda kendi sınırlarımızı da bilip, bunun üzerine konuşabildiğimiz bir dünya tahayyülümüz var. Biraz bunu anlatmak, konuşmak istedik.

Temaları seçerken, birden fazla şey konuşturmayı önemsiyoruz. Mesela “Aramızda Ne Var” bize çok şey konuşturdu ve konuşturmaya devam edebilir. “Bellek”, “Direniş”, “Örgütleniyoruz”, tüm temalar böyle.

Mülteci LGBTİ’ler

Onur Haftası’nda mülteci LGBTİ’lere dair etkinlikler de var. LGBTİ mülteciler, Türkiye’deki hareketin içinde yer alabiliyor mu? Nasıl örgütleniyorlar? Sizlere ulaşabiliyorlar mı?

Dernekler üzerinden ulaşabiliyorlar. Dernekler mültecilerin yoğun yaşadığı illerde eğitimler veriyor. İstanbul ve Ankara’da dayanışma ağları kurulmaya çalışılıyor. Ama dil önümüzde bir engel.

Örneğin Onur Haftası toplantılarına Türkçe bilmeyen biri gelemiyor. Mülteciler de ya Türkçe bilmiyorlar ya da yeni öğreniyorlar, ki öğrenmek zorunda da değiller. Maalesef bu açıdan kapsayıcı olamıyoruz.

Onur Haftası etkinliklerinde de böyle bir sorun var. İki saatlik bir etkinliğin Arapça-İngilizce çevirisi 5 bin lira. 50 etkinliğimiz var. Dolayısıyla kampanyalarla, partilerle oluşturduğumuz bütçede, bu bizim için ucu bucağı olmayan bir döngü.

Onur Haftası kapsamında SPoD LGBTİ+’nin mülteci projesinin koordinatörü, sahada gördüklerini ve mülteci LGBTİ+’ların yaşadığı sorunları aktaracak.

Geçen seneki yürüyüşte gözaltına alınanların duruşması önümüzdeki hafta

Onur Haftası’nda ilginç bir tesadüf de var, geçen sene Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınanların karar duruşması 26. Onur Haftası’nda gerçekleşecek. Aynı gün aynı saate homofobik nefret cinayetinde öldürülen Ahmet Yıldız davası da var.

Ve biri Kartal, biri Çağlayan Adliyesinde! Geçen sene de Onur Haftası’nda bir önceki senenin davası vardı ve hatta 25. Onur Haftası’nın açılış etkinliği de bu duruşma olmuştu.

Temennimiz seneye dava olmaması yönünde. Ama olursa da, olur çünkü bu yürüyüşler hakkında açılan her dava, demokrasi umudunda emsal karar olarak sonuçlanıyor. Çünkü hiçbirinden ceza çıkmıyor.

Ve çok uzun sürüyor. Bir öncekinin davası da bir sene sürmüştü ve sonunda beraat etmişlerdi.

Çünkü yürüyüşlere birçok yerden insanlar geliyor ve ifadeleri alınamadığı için dava uzuyor. Örneğin geçen sene Danimarka’dan gelen bir aktivisti gözaltına almışlardı. Şimdi bu aktivist neden ifade vermek için Danimarka’dan Türkiye’ye gelsin? Bunu biliyorlar ama yine de uzatıyorlar.

Haftanın etkinlikleri: Hasta mısın Aşkım

Son senelerde Onur Haftası etkinliklerinde dikkat çeken bir şey de, ruh sağlığı çalışanlarının düzenlediği etkinlikler. Bu önemli bir şey çünkü bu alanda önemli gelişmeler de oluyor. Türkiye’de trans geçiş operasyonlarında kısırlaştırma zorunluluğu yeni kalktı. Ayrıca daha geçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütü, trans kimlikleri “ruhsal bozukluk” kategorisinden çıkartıldı. Ruh sağlığı çalışanları ve LGBTİ hareketi nasıl ilişkilendi?

İki kanaldan ilişkilenme var. Biri LGBTİ+ derneklerinin içindeki ruh sağlığı çalışanları; bir de ruh sağlığı çalışanlarının kurdukları oluşumlar var. Örneğin TODAP bu konuda çok gelişkin bir ağı var.

Mesela 27 Haziran Çarşamba günü gerçekleşecek “Hasta mısın Aşkım” başlıklı etkinliği www.lgbtisagligi.org düzenliyor. Bir de olumlama terapisiyle ilgili bir etkinlik olacak.

Geçen sene, ruh sağlığı alanında çalışan LGBTİ’lere dair bir etkinlikolmuştu. Çok değerli bir etkinlikti, kendi iş kollarında örgütleniyor olmaları da çok değerli.

Ruh sağlığı alanı çok kritik, çünkü herkes için önemli bir otorite. Bu otorite bilimsel olarak zaten bizden yana, ama bu otoritenin temsilcilerinin de bizden yana olması kritik bir mesele.

Aileler çocuklarının heteroseksüellik dışında bir cinsel yönelime sahip olduğunu öğrenince psikoloğa gidiyor.

Bu psikolog homofobik bir psikolog olabiliyor ve türlü zihinsel ve bedensel işkencelerle o kişiyi “onarmaya” çalışıyor.

Bir diğer seçenek de, aileye terapi yapmak ve çocuğun bu süreci rahat geçirmesini sağlayacak destekleyici bir hizmet sunmak.

Dernekler psikoloji öğrencilerine bu konuda eğitimler veriyorlar. Bu bakışın güçlenmesi, ailesine yeni açılan ya da açılamayan insanlar için çok önemli.

LGBTİ hareketinde geyler daha mı baskın?

Bu sene Onur Haftası’nın örgütlenmesiyle ilgili karşılıklı açıklamalar, eleştiriler oldu. Geçtiğimiz hafta iki kuir kadın aktivist Onur Haftası Komitesi’nden bir metin yayınlayarak ayrıldı. Komite, bundan bir hafta sonra bir açıklama yaptı. Açıklamalardaki karşılıklı tartışmaları, kişisel çatışmaları bir kenara koyarsak; tüm dünyada LGBTİ hareketinde erkek eşcinsellerin daha görünür olduğu gerçeği var. Belki transların da belli bir görünürlüğü olduğunu söyleyebiliriz ancak onların da karar mekanizmalarında eşit oranda yer almadıklarını da görüyoruz. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bu tespit doğru, çok yoruma açık değil. Özellikle eşcinsel erkekler görünürlük olarak daha baskınlar. Türkiye özelinde konuşacağım.

Bu noktada, mizojininin ve lezfobinin varlığını inkar edemeyiz. Tüm fobilerin düzeyleri olur, ama düzeyinden bağımsız olarak fobi, fobidir ve açığa çıkarılması gerekir.

İki lezbiyen arkadaşımızın yaptığı ifşa, bize bu tartışma alanını açtığı için değerli.

Bunu nasıl aşabileceğimizi konuşmamız gerekiyor. Elbette yaşananlar, toplumsal değişkenlerden bağımsız değil. Erkeklerin toplumda zaten baskın olmasından kaynaklanan nedenleri var.

Peki bu tartışma Türkiye’deki LGBTİ hareketinde nasıl ele alınıyor?

Aslında burada çok büyük bir hareketten bahsetmiyoruz. Herkes birbirini tanıyor. Sokağa çıkan büyük bir kitle var ama sene boyunca çalışıp, bir şeyler örgütleyenler küçük bir grup, her harekette olduğu gibi.

LGBTİ+ hareketi içinde de eskiden bir kadın-erkek netliği vardı. Artık o netlik yok. Trans şemsiyesi genişledi, kuirler var, gender kuirler var, kendini tanımlamayanlar var…

Kadın ve erkek dışında kalan ve yeni görünür olmaya başlayan bu kimliklerin varlığını kabul ederken, hali hazırda görünür olan ve varolan kimlikleri, örneğin kadınların yaşadığı sorunları, ara ara atlıyoruz ve görünmez kılıyoruz.

Bahsettiğimiz iki kadının eleştirileri de buydu aslında.

Aynen öyle. Haklı bir eleştiriydi. Biraz daha derli toplu yapılması gereken bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Yani sadece politik bir süreç ortaya çıktığında değil de, teorik altyapısı oluşturulup yapılması gereken bir tartışma.

Feminizmle de ancak böyle bir dayanışma kurabileceğini düşünüyorum çünkü teorik altyapısı olmadan pratikte karşılaştığımız sorunları çözmeye çalıştığımızda, süreçler elimizde patlıyor.

Bu sebeple Dılşa ve Deniz’in, iki lezbiyen arkadaşımızın dile getirdiği sorun, gerçek bir sorun. Komite’nin açıklaması da ortada. Bu iki açıklamada örtüşen şeyleri görebiliyoruz.

Belki de erkekler, buna ben de dahilim, bazı noktalarda belki biraz daha geride durmayı öğrenebilirse, daha iyi olabiliriz.

Hareketin içinde bu konunun yeterince tartışıldığını düşünüyor musun? Deniz ve Dılşa, bunun bu senenin sorunu ya da bu seneye özel bir sorun olmadığını ve sorunun tartışmaya açılması için bu metinle çıktıklarını belirtiyor. Böyle bir faydası oldu mu? Yoksa bu konu “evet böyle de bir sorun var” denip, çok da irdelenmeyen bir konu mu?

Çok irdelenmeyen bir konu açıkçası. Bunun birçok nedeni var. Birincisi zor bir konu. Ben kendimi biseksüel bir erkek olarak tanımlıyorum ve böyle açılıyorum.

Ama politik olarak kapladığım alanla yüzleşmem uzun zaman aldı. Çok geniş bir alan kaplıyorum. Kapladığım alanla, birilerinin alanını daraltıyorum. Çok konuşarak birilerinin alanını daraltıyorum ve bununla yüzleşmem zaman aldı. Bu konu biraz da bu yüzden öteleniyor.

Bir yandan da şu var: gündem genellikle çok yakıcı oluyor ve LGBTİ hareketi de genellikle sorunlar olduğunda ya da Onur Haftası ya da yasaklar gibi gündemler olduğunda biraraya geliyor.

Bu alanlar da, bu sorunları çözmek için yeterli olmuyor. Şu ana kadar bu konuda çok da ileride olduğumuzu söyleyemem.

Tabii konu hala çok sıcak. Önümüzdeki sene Onur Haftası’na kadar bu konuda tartışmalar olmasını temenni ediyorum.

Sergideki işlerin sanatsal değeri kuir kriterlerle nasıl belirlenebilir?

26. Onur Haftası’na yönelik bir diğer eleştiri de Sınırsız sergisi ile ilgiliydi. Aktivist Ömer Tevfik Erten, trans görünürlüğü ve serginin dışında bırakılmasıyla ilgili bir eleştiri getirdi. Bu konuda Komite ne düşünüyor?

Bahsedilen sergi, Onur Haftası’nın sergisi değil; LGBTİ+ sanatçıların oluşturduğu, tarihleri hafta ile kesişen, ismi de haftanın temasına benzerlik gösteren bir sergi. Ancak Onur Haftası toplantılarında gündeme bile gelmemiş bir sergi.

İfşayı yapan arkadaşın da bundan haberi yokmuş ve daha sonra bir düzeltme yolladı.

Onur Haftası bu sene bir sergi yapmıyor, bu da bizim açımızdan önemli bir tartışma konusuydu aslında.

Bu sene sergi düzenlenmemesinin özel bir sebebi mi var?

Var. Mesela geçen seneki sergiyi açık çağrıyla yaptık, insanlar işlerini yolladı ve Seçici Kurul vardı. 60 kadar iş yollandı ve bunlardan dokuzu kabul edildi.

Ancak kuir sanata alan açacağız, diyorsak, işin sanatsal değeri bir kriter olmamalı. Çünkü bunun ölçütü, sanat tarihinin, mevcut sanat ekollerinin etkileşimleriyle ortaya çıkıyor ve bunun içinde ne yazık ki heteroseksizm, homofobi gibi belirleyenler de var.

Bu belirleyenlerle, birinin işine güzel, birininkine kötü deyip, sergi oluşturduğumuzda bunun kuir olmadığını düşünüyoruz. Peki nasıl yapacağız?

Herkesin işini mi koyacağız? Bu kadar işi nereye sığdıracağız? İllerin güvenliğini nasıl sağlayacağız? Sanki İstanbul Modern bize öyle bir alan mı açacak? Aynı zamanda baskı masrafı kalemiyle ilgili de sıkıntılarımız var.

Geçen sene sergiye katılan sanatçılar bunu kendileri ya da sponsorlarıyla halletti. Bu imkanı olmayan sanatçılara nasıl alan açmış olacağız? Tüm bu tartışmalar sonucunda, bu sene sergi yapmamaya ve önümüzdeki sene sanat etkinlikleri için daha kapsayıcı bir format bulmaya karar verdik. Başka arkadaşlar, bizden bağımsız sergi yapıyor.

Ama Onur Haftasında LGBTİ görünürlüğü için yapılan her etkinliğin de Onur Haftası’nın bir parçası olduğuna dair bir algı ya da kabul de var, değil mi?

Mutlaka. Bir sürü kurum birçok etkinlik yapıyor, iyi ki yapıyorlar. Bu sergi de iyi ki oluyor. Onur Haftası kimsenin tekelinde değil. Biz sadece tarihleri ve temayı belirleyen bir komiteyiz. İstanbullu ve Türkiyeli LGBTİ+’ların en görünür olduğu tarih.

Dolayısıyla bu şekilde kapsanıp benimseniyor olması bizim için önemli bir şey.

1 Temmuz’da Taksim’de

Onur Haftası’na ve Onur Yürüyüşü’ne katılımın nasıl olmasını bekliyorsunuz? Katılmayı düşünenlere bir çağrınız var mı?

Hafta etkinlikleri geçtiğimiz senelerde de dopdolu geçti. Bu sene de böyle olacağını umuyoruz.

Yürüyüşün etkinlik sayfasını Facebook’ta açtıktan bir gün sonra 1500 kişi gideceğini bildirdi ve bu sayı artıyor. Bu bizim için tatlı bir heyecan.

Şu an için bir yasak kararı yok, olmayacağını umuyoruz. Yasaklanması için bir neden yok. Ama yasaklansa bile biz o gün Taksim’de olacağız, birarada olacağız.

O gün Taksim’de, Taksim’e çıkan ara sokaklarda bizi göreceklerdir mutlaka. Elbette gözaltına alınmak, dayak yemek, saldırıya uğramak konusunda kaygılar vardır, bundan biz de kaygılanıyoruz. Ama en azından o gün Taksim’de olsunlar ve baktılar yürüyoruz, gelsinler. Ya da baktılar çok dayak yiyoruz, destek olsunlar.

Onur Haftası nasıl örgütleniyor?

Onur Haftası’nın her sene gönüllüler tarafından düzenlendiğini biliyoruz. Biraz organizasyondan bahseder misiniz? Hafta nasıl gerçekleşiyor?

Genellikle Aralık ayında, bir önceki senenin Onur Haftası Komitesi çağrı yapıyor ve toplantılar başlıyor. Öncelikle iki haftada bir yapılan toplantılarda insanlar bir araya geliyor, birbirini tanıyor. Sonra haftada bir toplanmaya başlıyoruz. Nisan ayı sonuna kadar düzenlenen tüm toplantılar için açık çağrı yapılıyor. Nisan’dan sonra açık çağrıyı kapatıyoruz, ama tabii ki toplantılara gelmek isteyen gelebiliyor. Komite böyle oluşuyor. Ardından Komite alt gruplara, çalışma gruplarına bölünüyor.

Ne gibi çalışma grupları oluşturuluyor?

Medya, sosyal medya, hukuk, dış lobi, iç lobi, panel, eylem, parti, bütçe gibi 10-12 komisyon oluşturuluyor. Bunların tamamında yatay örgütlenme modeli tercih ediyoruz. Toplantılarda da kuir feminist modellerle ilerliyoruz. Moderatör oluyor, söz alma sırasına göre ilerliyoruz, daha az söz almış olanlara öncelik veriliyor. Oy çokluğunu tercih etmiyoruz, kararlarımızı oy birliğine, konsensüse vararak almaya çalışıyoruz. Birinin şerhi varsa, ya o şerh konulan konu çekiliyor ya da başka bir yol bulunuyor.

Her sene Indiegogo kampanyası da yürütülüyor. Orada kurulan dayanışma, size yeterli bütçeyi sağlıyor mu?

Tek kaynağımız Indiegogo değil, asıl olarak düzenlediğimiz dayanışma partilerinden bütçeyi oluşturuyoruz. Bu sene Ocak ayından beri dokuz parti düzenledik. Ayrıca önceki seneden kalan bütçe de oluyor, bir sonraki seneye bütçe aktarmayı önemsiyoruz.

Indiegogo kampanyası 21 Haziran’da bitti. 1300 dolar civarında bir şey topladık.

Indiegogo’da daha çok yurtdışından mı bağış yapılıyor, Türkiye’den mi?

Yurtdışından gelen katkılar sayı olarak az, miktar olarak fazla. Tabii yurtdışından olduklarına dair kanıya isimlerinden dolayı varıyoruz, lokasyon bilmiyoruz.

İstanbul Onur Haftası’na diğer illerden de birçok aktivist geliyor. Buna Komite mi destek oluyor?

Hafta kapsamında diğer şehirlerden gelen aktivistlerle bir buluşma gerçekleştiriyoruz. Bunun için genellikle fon almaya çalışıyoruz. Bu sene fon alamadık, Kaos GL yol masrafının bir kısmını karşılayacak. Geri kalanını da kendimiz karşılayacağız.

Kaç ilden aktivistler geliyor?

Geçen sene 19 ilden 40 kişi geldi. Bu sene 12-13 ilden 20-25 kişi gelecek. Örgütlerin ve aktivistlerin bir araya geldiği buluşmada, insanlar birbirini tanıyor ve birbirinin neler yaptığını öğreniyorlar.

Onur Haftası’nda çok sayıda atölye var ve katılım sınırlı sayıda olacak. LGBTİ hareketinin öznesi olmayanlar da bu atölyelere katılmak için başvuru yapabilir mi?

Biz etkinliklerde cinsel yönelim, cinsiyet kimliği sormuyoruz. Sadece feminist savunma yöntemleri etkinliği erkeklere kapalı gerçekleşecek. Orada da kimseye cinsiyet kimliği sorulmayacak, sadece etkinliğin başında erkeklere kapalı olduğu duyurulacak ve devam edilecek.

Dolayısıyla etkinliklere herkes başvurabilir. Gelenler de orada kalkıp “ben heteroseksüelim” demeyecektir, diye düşünüyoruz; bu da homofobinin bir çeşit yansıması olur. Aynı açıklıkta oraya gelip, alabileceğini alıp, aldığıyla yetinip, belki üzerine bir şeyler katabilirler.

LGBTİ+fobik bir davranış ya da şiddet içeren bir davranış olmadığı sürece, kimseye kapımız kapalı değil.

Bununla birlikte, açıklandığı gün etkinliklerin çoğunun kapasitesi doldu.

(ÇT)

Züleyha Gülüm: Meclis’te Kadınların Yanyana Gelmemesi İçin Bir Gerekçe Yok

HDP İstanbul adaylarından Züleyha Gülüm ile İstanbul’da buluşup, aktivizmden milletvekilliğine giden deneyimini ve seçilirse Meclis’e taşıyacağı kadın mücadelesini konuştuk.

Züleyha Gülüm 24 Haziran seçimlerinde feminist hareketten gelen milletvekili adaylarından biri.

Avukat olan Gülüm, HDP’nin İstanbul 3. Bölgeden 5. Sıra adayı.

Gülüm ile İstanbul’da buluşup, aktivizmden milletvekilliğine giden deneyimini ve seçilirse Meclis’e taşıyacağı kadın mücadelesini konuştuk.

Gülüm, Meclis’in çok erkek bir ortam ve kadınlara en zor alan açılan yerlerden biri olduğunu söylerken, “Bütün kadınların ezildiği ortak bir noktamız varken, bizim kadınlar olarak yanyana gelmemek için bir gerekçemiz yok” diyor.

Toplumdaki patriarkanın Meclis’e daha da şiddetli bir biçimde yansıdığını hatırlatan Gülüm, yıllardır Meclis’te mücadele eden kadınların mücadelesini devralacaklarını vurguluyor.

Milletvekili adayı olmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında uzun yıllardır toplumsal muhalefetin içindeyim. HDP Parti Meclisi üyesiyim. Aynı zamanda feminist hareketten geliyorum. Biz kadınlar her yerde emek harcıyoruz, koşturuyoruz ama Meclis’te veya başka yerlerde aynı oranda temsiliyetimiz olmuyor. Kadınların kendi sözünü kendilerinin kurması, kendi kararını kendilerinin alması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden bu görevi üstlenmek üzere aday oldum da denilebilir. Arkadaşlarımın, özellikle kadın arkadaşlarımın ısrarı üzerine birlikte karar verdik.

Zorlu bir karar gibi geliyor dışarıdan bakınca. Sizin için nasıl bir süreçti?

Zor, evet. Aslında ilk başta aday olmak gibi bir niyetim yoktu. Zaten partide çalışıyorum. Ama sonra arkadaşlarla, kadınların oradaki temsiliyetinin önemli olduğunu konuştuk. Erkek arkadaşlar da başka yönlerden ısrar ettiler.

Erkekler ne yönden ısrar etti?

Onlar da aslında yıllardır emek harcadığım, bu işi kotarabileceğim, bunun mümkün olduğunu söylediler. Özellikle de mücadelenin içinden geliyor olmak, emek süreçlerinde birlikte olmanın getirdiği bir sonuç olarak bu konuşulduğunda, düşünmeye başlamıştım.

Ama sonuç olarak kadın arkadaşlarla birlikte karar verdik ve onlarla sonuçlandırdık bu işi. Belki ben tek başıma karar veremezdim açıkçası. Yine kadınların birlikteliğinden çıktı bu karar aslında.

Meclis de çok gergin ve erkek bir ortam, değil mi?

Evet, çok erkek bir ortam ve kadınlara en zor alan açılan yerlerden biri. Dil erkek, davranış biçimleri erkek, şiddet içeren bir ortam. Orada kadınların sözünün duyulması zor oluyor. Erkekler kendi aralarında tartışır, kendi aralarında kavga eder, kadınları dinlemezler. Kadınlar bir şey dediğinde, erkeğe bakarak cevap verirler, kadınları muhatap almazlar.

Aslında toplumdaki patriarkanın daha şiddetli bir yansıması Meclis’te var. Ama yıllardır Meclis’te de mücadele eden kadın arkadaşlarımız var. Biz gittiğimizde onların mücadelesini devam ettireceğiz.

Özellikle HDP kadın adaylarıyla, eşbaşkanlık sistemiyle bir şeyleri dönüştürdü. Tümüyle yok olmadı, erkeklerin olduğu her yerde biz sürekli mücadele etmek zorunda kalacağız. Kendi yoldaşlarımızla da mücadele etmek zorunda kalacağız. Sonuçta bizim yoldaşlarımız da erkek egemenliğinden muaf değiller. Biz ne kadar değiştirmeye, dönüştürmeye çalışsak da, onlar da bunun için uğraşsa da, toplumdaki erkek egemenliğinden onlar da faydalanıyor.

Biz kadınlar sokaktan aldığımız, dışarıda ya da eviçinde çalışan kadınların mücadelesinden aldığımız güçle orada sözümüzü kuracağız. Meclis’in kendisi tek başına bir şey değil, mücadelenin bir parçası sadece. Bu mücadelelerle Meclis’in bağı kurulabildiğinde Meclis’in bir anlamı var. Yoksa Meclis’ten bir söz kurmanın tek başına bir anlamı yok.

Ben uzun yıllardır meslekten dolayı, yani avukat olmamdan dolayı da, yargı sisteminde kadın meselesiyle çok uğraşanlardan biriyim. Yargı da çok erkek. Kadın cinayetleri, taciz, tecavüz davaları, boşanma davalarında kadınlara yönelik şiddet ve haklardan yoksun bırakılmaları yıllardır uğraştığımız meselelerden bazıları.

Bana soruyorlar, şimdi oralara (duruşmalara) gelecek misin, diye. Tabii ki geleceğim. Diyoruz ya, kadınlar birlikte güçlü. Ancak bu sağlanırsa, değiştirici, dönüştürücü olabiliriz.

“Meclis’teki diğer kadınlarla yanyana tutum alabileceğimizi düşünüyorum”

Meclis’te partilerüstü bir kadın dayanışması olduğunu düşünüyor musunuz? Ya da seçilirseniz, siz böyle bir dayanışma kurmayı istiyor musunuz?

Şöyle bir şey var; hangi partiden, hangi görüşten olursa olsun, tüm kadınlar eziliyor çünkü bütün kadınlar erkek egemenliğiyle karşı karşıya.

Diğer siyasi partilerin adaylarına bakın, kadın oranı çok düşük. Ama tabana baktığımızda, kadınların çalıştığını görüyoruz. Eve koşturan da, bildirileri dağıtan da onlar ama karar mekanizmalarına baktığımızda kadınlar görünmez hale geliyor. Biz tüm partilerde kadınların görünür olmasından yanayız. Çünkü kadınların emeklerinin üzerinden erkekler yükseliyor. Buna “dur” demek gerekiyor.

Bütün kadınların ezildiği ortak bir noktamız varken, bizim kadınlar olarak yanyana gelmemek için bir gerekçemiz yok aslında. Biz birarada kadın özgürlükçü bir temelde yanyana gelebiliriz, diye düşünüyorum. Ama tabii ki kriterlerimiz var; ırkçılığa, militarizme, savaşa, erkek egemenliğine, kapitalizmin yarattığı yoksulluğa karşıyız.

Diğer partilerdeki kadınlar, oralara gelene kadar bizden çok daha fazla sorun yaşıyorlar. HDP kadın özgürlüğüne inanan bir parti olduğu için, biz sözümüzü daha kolay dayatabiliyoruz. Hiçbir şey olmasa, rahatlıkla şunu diyebiliyoruz: Programımıza bakın, tüzüğümüze bakın, yüzde 50 kadın kotamız var. Ama diğer partilerde bu da olmadığı için bu söylemi kullanma şansları da olmuyor.

Meclis’teki diğer kadınlarla yanyana tutum alabileceğimizi düşünüyorum.

“Bu iktidara dur diyemezsek, ilk kaybeden biz kadınlar olacağız”

Sizce, 24 Haziran seçimlerinin kadınlar için ayrıca bir önemi var mı?

24 Haziran tüm toplum için kritik bir seçim ama kadınlar açısından çok daha kritik çünkü özellikle bu iktidarın OHAL sonrası süreçle birlikte kadın düşmanlığı inanılmaz bir noktaya evrildi. Kürtajı yasaklamaya çalışan, kadın emeğini güvencesizleştiren, çocuk ve yaşlı bakımını tümüyle kadınların üzerine yıkmaya çalışan, sürekli kadınlar adına konuşan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Eğer 24 Haziran’da yeniden AKP kazanırsa, daha otoriter, savaş politikalarına doğru evrilen bir ortamda yaşayacağız. Ayrıca rafa kaldırılan tüm yasaları geçirecekler. Bu iktidara dur diyemezsek, ilk kaybeden biz kadınlar olacağız.

Ama şunu da unutmasınlar; kadınlar hiç susmadı. OHAL sürecinde, sokağa ilk çıkan kadınlar oldu. “OHAL’inizi kabul etmiyoruz,” “Savaşınızı kabul etmiyoruz”, “Bizi evlere geri gönderemezsiniz” diyen kadınlar oldu. 25 Kasım ve 8 Martlarda kitlesel yürüyüşlerle tepki verdiler. Kadınlar meydanları asla terk etmediler ve “Güçlüyüz, kazanımlarımızın geri alınmasına müsaade etmeyeceğiz” dediler.

24 Haziran’da bunu bir kez daha söyleyeceğimizi biliyorum. Çünkü kadınların dayanışması bu iktidarı devirecek. Tüm kadın hareketleri ortak noktalarıyla birleşiyor ve herhangi bir farklılığımız öne çıkmıyor. Birlikte “hayır” demeye devam edeceğiz.

“Evet, biz kadınlar dönüştüreceğiz ama bütün yükü de bize bırakmasınlar”

Aslında “bu iktidarı kadınların devireceği” söylemi Türkiye’de çok yaygınlaştı. Son zamanlarda birçok erkek yazar ya da aktivistin de bu sözü sık sık söylediğini duyuyoruz, okuyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Muhalefet dönüşümü kadınların yapmasını mı bekliyor?

Yani bütün işi de bize bırakmasınlar. Bu değişim, muhalefette yer alan her bireyin görevi. Kadınlar bu değişimin bir parçası. Kadın mücadelesi açısından değiştirici, dönüştürücü olacak olan biz olacağız ama bütün yükü de üstlenmiyoruz. Feminist mücadelemize devam edeceğiz. Evet, çok güçlü olduğumuzu biliyoruz. Yine bize atmasınlar bu işi lütfen.

Erken seçim açıklamasının ardından, seçmenin enerjisini nasıl buluyorsunuz?

Tabii ki ilk başlarda umutsuz bir hava vardı çünkü referandumda “hayır” çıkmasına rağmen iradeye el konuldu ve başka bir sonuç çıkartıldı. 7 Haziran 2015 seçiminde de muhalefet güçlendi ve önümüze yeni bir seçim getirildi. Ve 1 Kasım’da oylarımız yine çalınarak başka bir duruma sokulduk. Ağzını açanın tutuklandığı bir süreçten geçiyoruz. Korku duvarlarının yayıldığı böyle bir süreçte tabii ki bir umutsuzluk havası oldu. Ama şu anda mahallelerde gördüğümüz şey, inanılmaz bir umut ve coşku olduğu.

Aslında toplumsal muhalefetin öne geçtiği bir süreç yaşıyoruz çünkü iktidarın söyleyebileceği söz de kalmadı. Ne diyebilir? Şunu yapacağım, bunu yapacağım, diyorlar ama insanlar soruyor: 16 yıldır iktidardasınız, neden yapmadınız?

İktidar saldırgan bir tutumla davranırken, şimdi savunmaya geçti. Korku duvarlarını yeniden yaymaya çalışıyorlar ama artık kimse korkmuyor. Gittiğimiz her evde şunu duyuyoruz: “Sandık önümüze gelsin ve biz irademize el koymanın ne demek olduğunu göstereceğiz.”

Aslında bu AKP’ye oy veren kitle için de geçerli çünkü onlar da bu kadar kutuplaşmadan rahatsız, insanların bu kadar bölünmesinden, komşuların düşman haline getirilmesinden rahatsız, din-dil-ırk ayrımı gözetilerek insanlar arasında duvarlar örülmesinden rahatsız. Bu şekilde yaşamak istemiyorlar, güvenli ve birbiriyle dayanışabilecekleri, komşularının yüzüne gülümseyerek bakabilecekleri bir hayat istiyorlar. Kimse bu kadar gerilim içinde yaşamak istemiyor.

O yüzden biz bu dönem kesinlikle başarıya ulaşacağımıza inanıyoruz. (ÇT)

Pembe Hayat Sordu: Trans Yurttaşlar Seçimlerden Ne Bekliyor?

Pembe Hayat, iftar yemeği için bir araya gelen translara seçimlerden beklentilerini sordu. Translar “ayrıcalık değil, eşitlik” istiyor, “herkes gibi sokağa çıkabilmek, iftar çadırına gidip yemek yiyebilmek…”

Pembe Hayat, iftar yemeği için bir araya gelen translara seçimlerden beklentilerini sordu, cevapları video olarak yayınladı.

Peki trans yurttaşların seçimlerden beklentileri neler? Verilen cevapların başında “yaşama hakkı” geliyor. Videoda öne çıkan cevap ise, transların “ayrıcalık değil eşitlik” talebi.

Transların dile getirdikleri beklentiler arasında Ankara’da LGBTİ etkinliklerine yönelik yasağın kaldırılması, mültecilerin koşullarının iyileştirilmesi, istihdamda ayrımcılığın son bulması gibi konular da yer alıyor.

Bir trans aktivist şöyle diyor: “Daha az seçim, daha çok adalet. Aslında daha çok da olmasın, bir şeyi az ya da çok diye nitelendirmeyelim. Herkesle eşit olmak istiyoruz.”

Bir başkası ise şöyle ifade ediyor: “Kimsenin saygısına, sevgisine ihtiyacımız yok. Nefret göstermesinler, sataşmasınlar, sadece karışmasınlar, bizim için yeterli.”

“Herkes gibi biz de gidip bir iftar çadırında yemek yiyebilmek istiyoruz”

Pembe Hayat’tan Şirvan, derneğin önümüzdeki günlerde video aktivizme ağırlık vereceklerini söylerken, seçimlerle ilgili video çalışmasını şöyle anlattı:

“Video Ankara’daki translar Pembe Hayat’ın geleneksel iftar yemeğinde biraraya geldiğinde çekildi.

“Tek bir soru sorduk ve aslında hepsinin cevapları aynıydı: tek istedikleri dışarıya çıkabilmek, herkes gibi bir kafeye gidip oturabilmek… Şu anda Ramazan ayında olduğumuz için ‘Herkes gibi biz de gidip bir iftar çadırında yemek yiyebilmek istiyoruz’ diyenler de oldu. Videodaki bir kişinin belirttiği gibi, translar aslında ayrıcalık değil eşitlik istiyor.

“Pembe hayat olarak video aktivizme yükleniyoruz. Bundan sonra da düzenli olarak videolar paylaşacağız. Transların hayatlarını, sorunlarını, taleplerini soracağız. Sadece sorunlara değil, günlük yaşama, eğlenceye de odaklanacağız.”

Pembe Hayat hakkında

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kuruldu. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden aldı.

Dernek translara yönelik ayrımcılık, nefret suçları, şiddet ve toplumsal dışlanma gibi konularda projeler üretiyor ve başvuruculara doğrudan destek hizmeti sunuyor.

Ayrıca son 7 yıldır sinema festivali olan KuirFest’i düzenliyor. (ÇT)

Kültür Bakanlığı Uçan Süpürge Film Festivali’ne Desteğini Kesti

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin Kültür Bakanlığı desteği, festivalin “uygun bulunmadığı” gerekçesiyle kesildi.

 

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ne Kültür Bakanlığı ödenek desteği, 20 yılın ardından ilk defa kesildi.

Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdür Vekili Erkin Yılmaz imzalı yazıda şu ifadelere yer verildi:

“21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ adlı etkinliğe ilişkin destek talebiniz, Sinema Destekleme Komisyonu toplantı gündemine alınarak değerlendirilmiş olup, komisyonun 2018/3 sayılı kararı ile uygun bulunmamıştır.”

Uçan Süpürge karara tepki gösterdi. Yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bu festival, bütün engellemelere, her türlü baskıya ve zorlamalara rağmen, 21 değil, 51 değil, 61 yıl devam edecektir. 20 yıldır desteklenen festival, 21. senesinde, festivalin son bulmasının ardından, üstelik, bakanlığın logoları, her yıl olduğu gibi, billboardlardan, el ilanlarına kadar  bütün basılı ve görsel malzemelerde kullanıldıktan, festival ulusal ve uluslararası alanda bakanlığın desteğiyle yapılıyor göründükten sonra, neden uygun bulunmamış anlamak mümkün değil. Bakanlıktan gerekçeli karar talep ediyoruz.”

21. yılda 62 film gösterildi

21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 10-17 Mayıs’ta düzenlenmişti.

Festivalde 24 uluslararası, 6 ulusal seçki, 12 kısa film ve 16 belgesel olmak üzere 62 film gösterimi ve 8 mekanda 17 etkinlik gerçekleştirilmiş; Yeni Zelanda’nın ilk kadın başbakanı Helen Clark da festivalin konukları arasında yer almıştı.

Sinemada kadın emeğini görünür kılan, ulusal ve uluslararası alanda söz sahibi olmuş kadın sinemacılara ev sahipliği yapan, genç sinemacıların çalışmalarını destekleyen, uluslararası seçkisi her yıl FIPRESCI jürisi tarafından ödüllendirilen, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 20 yıldır Kültür Bakanlığı’ndan ödenek desteği alıyordu. (ÇT)

3 İlden 25 Milletvekili Adayı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi İmzaladı

İzmir merkezli Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni şimdiye kadar İzmir, İstanbul ve Edirne’den 25 milletvekili adayı imzaladı.

Adaylar, taahhütnameyle milletvekili seçilmeleri halinde LGBTİ haklarını gözeteceklerine “LGBTİ sivil toplum örgütleri nezdinde, tüm LGBTİ+ yurttaşlara söz veriyor”.

Genç LGBTİ+’dan Barış Azar, “Aslında vekillerden temel beklentilerimiz var, söylemlerine dikkat etmeleri, LGBTİ hareketinin gündemini Meclis’e de taşımaları, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme hazırlamaları gibi” diyor:

“Bu taahhütnameyi hazırlarken, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi LGBTİ Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan vekillerin neler yaptığına baktık ve çok bir şey yapmadıklarını gördük. Meclis’te LGBTİ’lerle ilgili soru önergelerinin sayısı çok az, verilen önergelere de ya cevap gelmemiş ya da en başından reddedilmiş. Bu da hükümetin tavrından kaynaklanıyor.”

Adayları LGBTİ haklarını savunmaya çağırıyorlar

HDP’nin İstanbul ve Edirne’den üç vekil adayı, bugün sosyal medya hesaplarından LGBTİ+ Hakları Taahütnamesi’ni imzaladıklarını açıkladı.

Azar, bazı partilerin vekil adaylarının taahhütnameye ilgi gösterdiğini, bazı partilerin ise olumlu yaklaşsalar da çekimser kaldıklarını söyledi. Genç LGBTİ+, önümüzdeki günlerde daha fazla adayın imza atmasını bekliyor:

“Bu taahhütnameyi hazırladıktan sonra, vekil adaylarına tek tek ulaşmayı planlamıştık. Sonrası tam olarak öyle gelişmedi.

“Örneğin HDP’nin il merkezini aradık ve taahhütnameyi anlattık. Bize geri dönüş yaptıklarında, HDP’nin 21 İzmir milletvekili adayı taahhütnameyi imzalamıştı bile. HDP’li vekil adayları bugün de ofisimizi ziyaret etti. Diğer vekil adaylarının da imzalayacağını ancak seçim yoğunluğu nedeniyle henüz imzalayamadıklarını söylediler.

“CHP’den şimdiye kadar iki vekil adayı imzaladı ve daha fazlasının imzalayacağı bilgisi bize iletildi.

“Bir parti çok ilgilendi ama ‘benim bunu imzalamam partimi zora düşürebilir’ diyerek imzalamadı.

“Kısacası ulaşabildiğimiz insanlardan olumsuz tepki almıyoruz ama bazıları biraz çekiniyorlar.”

Vekil adayları ne düşünüyor?

HDP İzmir milletvekili adayları, bugün Genç LGBTİ+ Derneği’ni ziyaret etti. Adaylar ziyaret sırasında şunları söyledi:

Serpil Kemalbay: Halkların Demokratik Partisi parti programı, seçim bildirgesi ve tüm kitlesiyle LGBTİ+ hak mücadelesine destek vermektedir. Genç LGBTİ+ Derneğinin hazırlamış olduğu LGBTI+ Hakları Taahhütnamesi’ni samimiyetle imzaladığımızı belirtmek istiyoruz. 7 Haziran seçimlerinde de SPoD LGBTI’nin benzer bir taahhütnamesini imzalamıştım. Seçimden sonra da iletişimimizi sürdürmeye devam edeceğiz, bu buluşmalarımız tekrarlanacaktır.

Murat Çepni: Meclise gidecek arkadaşlarımızın LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’nin arkasında duracağına söz veriyoruz.

Derkay Tan: Parti adına çok verimli bir sohbet ve yararlı bir sunum oldu. HDP, kurulduğu günden bu yana LGBTİ+ haklarını savunan bir partidir. Diğer ezilenler gibi LGBTİ+’lar da ciddi hak ihlallerine maruz kalmaktadir. Ben bunu bir soykırım olarak adlandırıyorum. LGBTI+’larla birlikte çalışmak partimizin ve vicdanımızın gerektirdiği bir sorumluluktur. LGBTİ+’ların görünürlük, var olma ve hak mücadelelerinin bir sembolü olan Onur Yürüyüşü’ne vekil adaylarımız, parti yöneticilerimiz ve kitle ile katılacağız.

Ahmet Şık, Transevi ziyaretinde imzaladı

HDP İstanbul milletvekili adayları Ahmet Şık, Tülay Korkutan, Şehriban Alkış ve Edirne adayı Hasan Atik de Taahütname’yi bugün ziyaret ettikleri Trans Misafirhanesii’nde LGBTİ+ Hakları Taahütnamesi’ni imzaladı.

Trans Misafirhanesi 2012’de, İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği tarafından 2012’de barınma, sağlık hizmetlerine erişim gibi konularda yardıma ihtiyaç duyan trans bireylere güvenli bir alan açma amacıyla kurulmuştu.

LGBTİ’lere söz veren adaylar

İzmir:

Ayşe Yılmaz HDP İzmir 2. Bölge 3. Sıra / Cemile Aydın HDP İzmir 2. Bölge 5. Sıra / Ceyhan Akay HDP İzmir 1. Bölge 7. Sıra / Derkay Tan HDP İzmir 2. Bölge 9. Sıra / Elfesye Nas HDP İzmir 1. Bölge 10. Sıra/ Ferzende Deniz HDP İzmir 1. Bölge 9. Sıra / Gönül Aygün HDP İzmir 2. Bölge 7. Sıra / Hüseyin Çağlar HDP İzmir 1. Bölge 5. Sıra / İdil Uğurlu HDP İzmir 2. Bölge 2. Sıra / Mahsun Korkmaz HDP İzmir 2. Bölge 10. Sıra / Mehmet Aker HDP İzmir 2. Bölge 4. Sıra / Mervan Sincar HDP İzmir 1. Bölge 6. Sıra / Murat Çepni HDP İzmir 2. Bölge 1. Sıra / Orhan Ayhan HDP İzmir 2. Bölge 8. Sıra / Rahime Turan HDP İzmir 1. Bölge 4. Sıra / Serpil Kemalbay HDP İzmir 1. Bölge 1. Sıra / Tamer Aydın HDP İzmir 1. Bölge 11. Sıra / Yalçın Yanık HDP İzmir 1. Bölge 3. Sıra / Nurettin Turgay HDP İzmir 1. Bölge 2. Sıra / Ekrem Can Alaygut HDP İzmir 2. Bölge 12. Sıra / Abdullah Akdeniz HDP İzmir 2. Bölge 13. Sıra /

Tacettin Bayır CHP İzmir 1. Bölge 6. Sıra

İstanbul:

Ahmet Şık HDP İstanbul 2. Bölge 1. Sıra / Şehriban Alkış HDP İstanbul 1. Bölge 12. Sıra / Tülay Korkutan HDP İstanbul 2. Bölge 5. Sıra

Edirne:

Hasan Atik HDP Edirne 4. Sıra

2015 seçimlerinde 22 vekil imzalamıştı

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD LGBTİ) Mecliste LGBTİ kampanyası kapsamında hazırladığı LGBTİ Hakları Sözleşmesi’ni 7 Haziran 2015 Genel Seçimi öncesinde CHP ve HDP’den 61 milletvekili adayı imzalamıştı.

Bu adaylardan 21’i, milletvekili olmuş, bir vekil de seçimin ardından sözleşmeyi imzalamıştı. (ÇT)

YSK Vekil Adaylarının Kadın-Erkek Oranını Açıkladı: 996 Kadın – 3855 Erkek

YSK, 24 Haziran milletvekili adaylarının cinsiyet dağılımını açıkladı. En çok kadın aday gösteren partiler sırasıyla HDP, İYİ Parti, Vatan Partisi, CHP, AKP, MHP, Saadet Partisi ve HÜDA-PAR.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 24 Haziran Milletvekili Genel Seçimi’ndeki adayların cinsiyet dağılımını açıkladı.

YSK’nın verilerine göre, seçime katılacak toplam 4 bin 851 adayın yüzde 20,5’i kadınlardan, yüzde 79,5’i erkeklerden oluşuyor.

HDP, adayları arasında yüzde 38’lik oranla, en çok kadın aday gösteren parti. HDP’yi yüzde 26,5 ile İYİ Parti, yüzde 24 ile Vatan Partisi, yüzde 22,6 ile CHP, yüzde 21 ile AKP, yüzde 12,6 ile MHP, yüzde 11,6 ile Saadet Partisi ve yüzde 7,5 vile HÜDA-PAR izliyor.

Toplam 68 bağımsız adayın ise yüzde 16’sı kadın, yüzde 84’ü erkeklerden oluşuyor.

Kamunun cinsiyetlendirilmiş veri tutması önemli

bianet’e konuşan sosyolog Nükhet Sirman, YSK’nin milletvekili adaylarıyla ilgili istatistiki verilerde cinsiyet dağılımını dikkate almasının toplumun sosyolojisini anlamak için önemli bir ilk adım olduğunu söylerken, toplumdaki farklılıkları anlayabilmek için daha fazla kategori üretilmesi gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Sirman şöyle konuştu:

“Cinsiyetlendirilmiş istatistikler tutulması, toplumun resmini çekmek açısından çok önemli. Özellikle de Toplumsal cinsiyetin, ayrımcılığın ölçülmesi açısından önemli bir veri olarak kabul edilmediği Türkiye’de çok daha önemli.

“Toplumsal cinsiyet, şimdiye kadar anlamlı bir sosyolojik kategori olarak ele alınmıyordu. Oysa ki toplumsal cinsiyete göre insanların yaşam koşulları, gelecekleri, statüleri, hatta hayalleri bile değişebiliyor.

“Ama toplumun resmini iyice anlamak için bu istatistiklerin çok daha anlamlı kategoriler içermesi gerekiyor, aksi toplumun farklılıklarını gözardı etmek ve herkesi normatif kimliklere asimile etmek anlamına geliyor.

“YSK’nın milletvekili adaylarının cinsiyet dağılımını yayınlamış olması bir ilk adım olarak önemli. Toplumdaki farklılıkları gösteren kategorilerin üretilmesi ve bunun farklı alanlardaki istatistiklerde yapılmasını ümit ediyoruz.”

3855 erkek, 996 kadın

Daha önce bianet’te ve diğer medya kuruluşlarında yer alan kadın aday- erkek aday oranları, geçici aday listeleri üzerinden ve partilerin açıkladığı kadın-erkek sayılarına göre hazırlanmıştı. bianet’in ilgili haberinde, verilere ulaşamadığımız için bağımsız adaylar ve HÜDA-PAR’ın kadın aday sayısına yer verilmemiş, istatistikler 4 bin 200 vekil adayı üzerinden hesaplanmıştı.

YSK, Kesin Aday Listesi’nin belli olmasının ardından, tüm milletvekili adaylarının cinsiyetlere göre dağılımını açıkladı.

Kesin listeye göre kadınların sadece yüzde 4,9’u birinci sıradan aday gösterildi.

YSK’nın verilerine göre, milletvekili adaylarının cinsiyetlere göre dağılımı şöyle:

(ÇT)

Kadın Bakanlığı’nın Yerine Kurulan Aile Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ile Birleştiriliyor

Erdoğan, Aile Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’nın birleştirileceğini açıkladı. Kadın hakları savunucuları tepkili. 2011’den beri Kadın Bakanlığı ya da Eşitlik Bakanlığı istediklerini hatırlatıyorlar.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün üniversite öğrencileriyle Ankara Beştepe’de düzenlediği sahur programında yaptığı açıklamalarda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirileceğini açıkladı.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı 2011’de kapatılmış, yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştu. Kadın örgütleri o zamandan beri, Aile Bakanlığı’nın yerine Kadın Bakanlığı kurulması için kampanyalar düzenliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirileceği açıklamasını Mor Çatı’dan Selime BüyükgözeKAMER’den Nebahat Akkoç ve feminist avukat Meriç Eyüboğlu bianet’e değerlendirdi.

Büyükgöze ve Eyüboğlu, kadın hareketinin 2011’den bu yana bir Kadın Bakanlığı ya da Eşitlik Bakanlığı kurulması için mücadele ettiğini hatırlatırken, mevcut haliyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın zaten çok geniş kapsamda çalıştığını ve kadınlara yönelik politikalar üretmediğini söyledi.

Akkoç da Bakanlığın çalışma konularının kapsamının çok geniş olduğunu tekrarlarken, bölgeler arası farklılıklar gözetilmeden geliştirilen çözümlerin kadınlara zaten yeterince yarar sağlamadığını belirtti.

“2011’den beri Kadın Bakanlığı istiyoruz”

Mor Çatı’dan Selime Büyükgöze şöyle konuştu:

“Biz zaten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011’de kurulduğundan beri, Bakanlığın bu haline itiraz ediyorduk. Temel argümanımız da bir Kadın Bakanlığı olmaması, kadın ve ailenin eşdeğer görülmesiydi.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çalışma alanlarına baktığımızda, aile, yaşlı, çocuk, engelli, hepsini görüyoruz. Bakanlığın herkesi aynı sepete koyup, kimseye özel bir politika üretmemesini eleştiriyorduk.

“2011’de Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın kapatılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmasının, kadınları aileye hapseden politikalar anlamında da sembolik bir önemi vardı. İlk günden itibaren, kurulması gerekenin bir Kadın Bakanlığı olduğunu hep söyledik.

“Detaylarını henüz bilmesek de gelinen noktada, kadınlardan yana politika zaten yapmadığı için eleştirdiğimiz bu kurumun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu gelişme, biz kadınlar için politika üreten bir kurum talebini ısrarla tekrarlarken, tam tersine kadınların taleplerinden daha da uzaklaşan bir politikanın habercisi. Kadınların geleceğinin nasıl olacağına dair bir öngösterim olarak da düşünebiliriz.”

“Her merkezileşme hamlesi yerelden uzaklaşmak demektir”

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 20’nin üzerinde ilde faaliyet gösteren Kadın Merkezi’nden (KAMERNebahat Akkoç şöyle konuştu:

“Türkiye geniş ve kalabalık bir ülke. Kadınların sorunları da bölgesel olarak farklılıklar gösteren, çeşitli boyutları olan yoğun ve elzem bir konu.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı zaten kapsamı çok geniş tutulmuş bir bakanlık. Bakanlıkların birleştirilmesi bir yana bana göre kadınlarla ilgili sorunların ve çözümlerinin yerinden belirlenmesi lazım.

“Eğer Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yerel/yerinden yönetim güçlendirilmeden söz konusu olursa bu kadınlara yarar sağlamayacaktır.

“Esasında bölgeler arası farklılıklar gözetilmeden geliştirilen çözümler zaten yeterince yarar sağlamıyor. Genel başlıkların altındaki tali konulardan biri olarak ele alınınca ne sorunun tanımı ne de üretilecek çözümler yeterli olmayacaktır.

“Nasıl bir sistem öngörüldüğü konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Ama her merkezileşme hamlesi yerelden uzaklaşmak demektir.”

“Sürpriz yok, bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok”

“Sürpriz yok, bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok”

Feminist avukat Meriç Eyüboğlu da şunları söyledi:

“Biz feministler olarak eskiden beri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı düzenlemesine itiraz ediyoruz çünkü, eylemlerde attığımız sloganla, söyleyeyim: Aile değil kadınız.

“Bizim bir kimlik, bir kişilik, bir birey olduğumuzu, kadın olduğumuzu yok sayıp, bizimle ilgili politikaları ailenin için sıkıştırma meselesi, politik olarak mevcut hükümetin durduğu yeri anlatmaya yetiyor. Nitekim aile sever bakanlık, çocukları, yaşlıları engellileri, kapsamına alan bir bakanlık aynı zamanda.

“Bu bakanlığın faaliyetlerini yıllık çalışma raporlarından da biliyoruz. Örneğin 2016 faaliyet raporuna göre, bakanlığın övünerek söz ettiği birincil faaliyeti Çanakkale Savaşı’nın yıldönümünde bütün il merkezlerinde mevlit okutulduğunun ilanıydı. Hatırlanacağı gibi bu gazetelerde de bolca yayınlandı.

“Sonuç olarak erkek şiddeti başta olmak üzere kadınların bu topumdaki mevcut konumuna ilişkin çok sayıda düzenlemeye, önleme, yasa ve uygulamada değişikliğe ihtiyaç var. Ve tabii ki pozitif ayrımcılık önlemleri de alınmak zorunda.

“Bu nedenle biz ayrı bir Kadın Bakanlığı ihtiyacından bahsediyorduk, bunun Eşitlik Bakanlığı ismiyle örgütlenebileceğini söyleyen arkadaşlarımız da vardı. Ama hükümetin başından beri kadınların yaşadığı sorunlara yaklaşımı çözüm odaklı değil, aileyi koruma odaklı gelişti. Erkek şiddetiyle gerçek anlamda mücadele etmek yerine, müftülükler nezdinde boşanmayı önleme büroları kurmak bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

“İşte tüm bu toplam ışığında bu son açıklamaya bakınca hiç şaşırmıyorum. Sahici olmayan, kadınların yaşadıkları sorunları evlenmek, çeyiz parası ve çocuk doğurmaktan ibaret sayan, önüne koyduğu en önemli problem boşanmayı önlemek olan bir Aile Bakanlığı’nın Çalışma Bakanlığı’nın içine sokulması, hükümetin tam da söylediğimiz gibi davrandığını bir kez daha görünür kıldı. Sürpriz yok. Bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok.”

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hakkında

Dönemin Başbakanı Erdoğan, 2011’de Erdoğan, “Biz muhafazakar demokrat bir partiyiz. Bizim için aile önemli” demiş ve Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kurulacağını açıklamıştı.

Bu açıklama kadın örgütlerinin tepkisini çekmişti ve “Kadın Bakanlığı Kaldırılmasın” kampanyası kapsamında 4 binin üzerinde imza 6 Haziran 2011’de Başbakanlığa iletilmişti.

Tepkilere ve kampanyalara rağmen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011’de kuruldu, ilk bakan Fatma Şahin oldu. Ardından Ayşenur İslam, Ayşen Gürcan, Sema Ramazanoğlu ve Fatma Betül Sayan Kaya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak görev yaptı.

Erdoğan: Bakanlıkları birleştiriyoruz

Erdoğan, dün şöyle konuştu: “Şu anda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birleştiriyoruz. Bu ikisi birleşeceği için -bunu daha sonra açıklayacaktım ama size kıyağım oldu- dolayısıyla burada yeni bir kadrolaşma olacak.” (ÇT)

Kadınlar Forumda Buluştu, “Bir Arada Değiştireceğiz” Dedi

Kadınlar Bir Arada Girişimi, dün Beşiktaş Abbasağa Parkı’da düzenlenen forumda bir araya geldi; “Oyumuz her türlü yetkiyi elinde toplayan ‘tek adama’ değil; biz kadınlarla birlikte yönetecek eşitlikçi ve çoğulcu partiye” dedi.

Kadınlar Bir Arada Girişimi, dün Beşiktaş Abbasağa Parkı’da forum düzenledi.

Parka “Kadınlarla değişir, değiştirebiliriz”, “Erkek iktidarlar elinizi bedenimizden çekin” yazılı pankartlar asıldı.

Foruma HDP İstanbul 3. Bölge 5. Sıra millletvekili adayı Züleyha Gülüm ve HDP İstanbul 2. Bölge 7. sıra adayı Ayşe Berktay da katıldı.

BEKSAV Müzik Topluluğu’nun seslendirdiği ezgiler eşliğinde kadınlar dans etti, halay çekti.

Forumda okunan metinde “Oyumuz her türlü yetkiyi elinde toplayan ‘tek adama’ değil; biz kadınlarla birlikte yönetecek eşitlikçi ve çoğulcu partiye! Bir arada başaracağız. Güvenli, barış içinde ve insanca yaşadığımız bir hayatı kuracağız. Kadınlar bir arada değiştirir!” denildi.

“Bizi hiçe sayan bu erkek iktidara son vereceğiz”

Açılış konuşmasını yapan Berktay şunları söyledi:

“Türkiye’de siyasi iktidarlar yıllardır biz kadınların sözünü, umutlarını, isyanını görmezden geldi. Her iktidar kendi siyasi amaçları, maddi çıkarları ve iktidarı için çalıştı; fakat hepsinin ortak bir özelliği vardı: Erkeklerin dilinden erkeklere seslenmek!

“Fakat AKP ile geçen 16 yıl, biz kadınlar için çok daha zordu. Kıyafetimizden inançlarımıza, kaç çocuk doğuracağımızdan, nerede, nasıl davranmamız gerektiğine kadar müdahale eden, hayatlarımızı işgal eden bir sesle yaşamak zorunda kaldık!

“Öyle bir öfke ve savaş siyaseti yürüttüler ki birbirimizi duyamadık. Oysa birbirimizi duyabilsek umutlarımızın, isteklerimizin birbirine ne kadar benzediğini fark edecektik.

“Hepimiz, şiddet görmediğimiz, barışçıl bir ülkede yaşamak istiyoruz.

“Sokaklarında tacize uğramadan güvenle dolaşabildiğimiz şehirler istiyoruz.

“Sigortasız, uzun mesaili işler, düşük ücretler değil; evde veya dışarda harcadığımız emeğin gerçek bir değeri olsun istiyoruz.

“Bir ömür boyu evde harcadığımız emek için sosyal güvence hakkımızı istiyoruz.

“Hem kendimiz, hem çocuklarımız için istismarsız, şiddetsiz, güvenli bir gelecek hayal ediyoruz.

“Biz kadınlar bugün bir aradayız ve bizi hiçe sayan bu erkek iktidara son vereceğiz, diyoruz.

“Bizler, kadınları yalnızca aile içinde tanımlayan iktidarlara karşı, kadınları eşit bireyler olarak gören, cinsiyet eşitliği için somut bir programı olan siyasi partiye oy vereceğiz.

“Bizler, kadınları siyasetten dışlamayan, ‘er meydanı’, ‘adam gibi ölürüz’ sözleriyle siyaseti erkekleştirmeyen siyasi partiye oy vereceğiz.” (ÇT)

Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu, Sivil Toplumu Dayanışmaya Çağırıyor

Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışan sivil toplum örgütlerini bir araya getirmeyi, kadınları siyaset başta olmak üzere hayatın her alanında desteklemeyi amaçlıyor.

Bileşenleri arasında kadın mücadelesi veren pek çok sivil toplum örgütünün yer aldığı Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu’nun lansmanı bugün İstanbul’da gerçekleşti.

Kadın hakları aktivistlerini çevrimiçi bir platformda biraraya getirmeyi amaçlayan esitlikadaletkadin.org da yayın hayatına başladı.

Web sitesinde toplumsal cinsiyet alanında haberler, makaleler, çevirilerin yanısıra kadın ve LGBTİ örgütlerinin etkinlik ve çalışmalarını duyurabilecekleri bir etkinlik takvimi de yer alıyor.

Web sitesiyle, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan tüm sivil toplum aktörlerinin biraraya geleceği, seslerini birleştireceği, birlikte düşüneceği ve güçleneceği bir platform yaratılması amaçlanıyor.

Kadın hakları savunucusu ve CHP Parti Meclisi üyesi Gülseren Onanç’ın girişimiyle hayata geçen platform, 30 Kasım-1 Aralık 2017’de İstanbul’da düzenlenen Eşitlik Adalet Kadın Zirvesi’nin sonucunda oluşturuldu.

Platform’un lansman toplantısına CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, CHP Bursa 24. Dönem Milletvekili Sena Kaleli, CHP İstanbul 24. Dönem Milletvekili Ayşe Danış, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu başkanı Gülsüm Kav, HDP Mardin Belediyesi eski eşbaşkanı Februniye Akyol Akay, İstanbul Sözleşmesi’nin denetim organı GREVIO’nun başkanı Prof. Dr. Feride Acargibi isimler katıldı.

Platform’un içeriklerini hazırlayan Ceren Gülbudak ve Aslı Aydemir, web sitesini tanıttı.

Onanç: Feminist düşünceyi teşvik etmek istiyoruz

Eşitlik Adalet Kadın Platformu Koordinatörü Onanç, Platform ile ilgili bilgi verdi:

“Zirve ve sonrasında ortaya çıkan sonuç bildirgesi ve daha sonraki takip toplantısında; çözüm ve bilgi odaklı, dayanışmayı destekleyen, kapsayıcı ve kolektif bir online platformun örgütlenmesine dair kadınlardan gelen büyük bir talep olduğunu gördük.

“Bugün lansmanını gerçekleştirdiğimiz Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu hepimizin!

“Bu platformla tüm dünyada yükselen feminist dalganın Türkiye’ye de taşınmasına katkıda bulunmak ve feminist düşünceyi biraz daha tetiklemek istiyoruz. Bu dayanışmada yer almak isteyen tüm bağımsız sivil toplum kuruluşlarını ve kadın hakları aktivistlerini platformun bileşeni olmaya ve sosyal medya mecralarından destek vermeye çağırıyoruz.

“Bu, siyasi bir platform değil ama tüm kadın siyasetçileri destekleyen bir platform.”

Kaftancıoğlu: Değişimi örgütlü mücadelemiz sağlayacak

Onanç’ın ardından söz alan Kaftancıoğlu da “Hayal kurmaktan başka şansımızın olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Kadınları hayalleri ayakta tutuyor” sözleriyle başladığı konuşmasına şöyle devam etti:

“Siyasetteki kısa süreli ama gürültülü maceram, erkek egemen bakışın hakim olduğu siyasette kadınların durumunu gözler önüne seriyor. Kadınların siyasette varolabilmesi, bulunduğu yerdeki bakış açısını değiştirmesi zor oluyor. Bunu ben bizzat yaşıyorum, sizler de birçok örnekte şahit oluyorsunuz.

“Artık kadının siyasette ‘Üç erkek var, yanına da iki kadın koyalım’ pazarlıklarıyla değil, olması gerektiği gibi varolması gerekiyor. Partiler adaylarını belirliyor ve ‘nitelikli erkek’ tartışmasının yapılmadığı yerde, sürekli ‘nitelikli kadın’ tartışması yapıldığını görüyoruz.

“Tüm bunları değiştirecek olan, bu salonlardaki toplantılardan çıkacak olan örgütlü mücadelemiz olacak.” (ÇT)

Mor Çatı’dan Erkek Şiddeti Veri Toplama Projesi

Mor Çatı, “Kadına Yönelik Şiddeti Önlemede Önemli Bir Başlangıç: Veri Toplama Modeli Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesiyle, sivil toplum ve kamu kuruluşlarının şiddetle mücadelesini desteklemeyi hedefliyor.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın 2 yılı aşkın süredir yürüttüğü “Kadına Yönelik Şiddeti Önlemede Önemli Bir Başlangıç: Veri Toplama Modeli Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi tamamlandı.

Kadına yönelik erkek şiddeti alanında faaliyet gösteren kadın örgütleri, yetkili kamu kurumları ve dayanışma merkezi olan belediyeler için bir veri modeli ve sistemi oluşturmak amacıyla düzenlenen proje, dün akşam düzenlenen basın toplantısı ve kokteylle tanıtıldı.

Projenin hedefleri

Mor Çatı projenin hedeflerini şöyle özetledi:

* Kadın örgütlerinin kadına yönelik şiddet alanında veri temelli çalışmasını desteklemek, dolayısıyla daha güçlü ve etkili izleme, savunuculuk ve politikalar yapmak,

* Mor Çatı’da, erkek şiddetine maruz kalmış kadın ve çocukların ihtiyaç ve risk analizlerini daha doğru şekilde yapabilmek ve böylece ihtiyaçlara daha nitelikli etkin şekilde cevap verebilmek,

* Kamu kurumları ve karar vericilerin erkek şiddeti ile mücadelede veri toplamanın önemi ve modelleri hakkında daha farkındalıklarını arttırmak.

Veri toplama modeli örgütler ve yerel yönetimlerle paylaşıldı

Proje kapsamında, Beylikdüzü Belediyesi, Şişli Belediyesi, Çankaya Belediyesi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Bağlar Belediyesi, Bayraklı Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden eşitlik birimi, kadın danışma merkezi ve sığınak çalışanları katılımıyla “Mor Çatı Veri Yönetimi ve Başvuru Takip Programının Belediyelere Bağlı Kadın Da(ya)nışma Merkezleriyle Paylaşılması” atölyesi düzenlendi.

Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) çalışanları ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) başkanvekili Candan Yüceer ile de toplantılar yapılarak proje sonuçları paylaşıldı.

Öne çıkan veriler

Mor Çatı’ya senede ortalama 1000 kadın başvuruyor. Başvuranlardan toplanan veriler, şiddetle mücadelede kadınların yüzleştiği zorlukları da ortaya koyuyor.

Kadınlar şiddetle mücadele ederken başka hangi zorluklarla başa çıkıyor?

* Hizmetlere erişimin zorluğu

* Cinsiyetçi yargılar ve uygulamalar

* Utanç, korku, çaresizlik gibi duygular

* Mücadele mekanizmalarına erişim önündeki yasal engeller

* Şiddeti önleme, koruma ve güçlendirme mekanizmalarının yetersizliği ya da kötü uygulamaların yarattığı sonuçlar

* Çocuklarla ilişkiler etrafında gelişen endişe ve sorunlar

* İş bulmakta yaşanan zorluklar

* Sosyal güvencesizlik

* Yoksulluk

Kadınların başvuru sebepleri neler?

* Yasal süreçler konusunda bilgi almak ve danışmak

* Geçmiş şiddet deneyiminin etkileriyle baş etmek

* Haklarını öğrenmek

* Kurumlarda karşılaşılan zorlukları aşmak için destek istemek

* Önyargısız bir ortamda yaşadıklarını paylaşabilmek

* Şiddeti sonlandırmak için birlikte plan yapmak

* Sığınağa gitmek

* Ayni ve nakdi yardım talep etmek

* Ç:ocuklarına yönelik psikolojik destek almak

Kadınlar güçlenmeyi nasıl tanımlıyorlar?

* Uğradıkları şiddet ve ayrımcılığın kadın olmaktan kaynaklandığını fark etme

* Şiddetten uzaklaşma

* Şiddet sebebiyle yıpranan ilişkilerini düzeltme ve sosyal ilişkilerini geliştirme

* Kurumlarda karşılaştıkları kötü uygulamaları şikayet edebilme

* Sorunlarıyla baş edebilme gücüne sahip olduklarını fark etme

* Sorunları çözme konusunda kendi özgün yollarını bulma

* Kendi kararlarını alabilme

* Toplumsal rolleri ve cinsiyetçi yargıları sorgulama.

(ÇT)

Pınar Selek: Sosyolojik Çalışmalar Benim Arkadaşımsa, Edebiyat Aşkım

Yazar ve sosyolog Pınar Selek’le son romanı Cümbüşçü Karıncalar, Avrupa’daki çalışmaları, Fransa’daki toplumsal hareketler, akademi ve edebiyat üzerine konuştuk.

Yazar ve sosyolog Pınar Selek’in yeni romanı Cümbüşçü Karıncalar geçtiğimiz günlerde çıktı.

Cümbüşçü Karıncalar, Selek’in son iki senedir yaşadığı “sürgünlerin ve sanatçıların sığınağı” Nice’te geçiyor. Yerinden edilenlerin, dayanışmanın ve direnişin masalsı bir şekilde anlatıldığı kitap, Selek’in yaşamından izler taşıyor.

1998’de Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlama nedeniyle 20 yıldır yargılanan ve hakkında verilen dört beraat kararına rağmen yargılanmasına devam edilen Selek, 2009’dan beri Türkiye’den uzakta yaşıyor.

Yeni romanı vesilesiyle ulaştığımız Selek’le Avrupa’daki çalışmaları, Fransa’daki toplumsal hareketler, akademi ve edebiyat üzerine konuştuk.

“Sürgünün uzun süreceğini anladım, artık misafir olmaktan çıkmam gerekiyordu”

Yıllardır yurtdışındasın. Fransa’da önce Strasbourg Üniversitesi’nde doktoranı tamamladın. Bize biraz oradaki hayatından bahseder misin? Neler yapıyorsun?

Nice’ten önce 2,5 yıl Strasbourg’da, daha önce de bir süre Berlin’de yaşadım. Almanya ile Fransa arasında büyük bir fark var. Almanya’da bir kulübün davetlisiydim ve sürgünün ne kadar süreceğinin farkında değildim, birkaç ay sonra dönerim diye düşünüyordum. Dolayısıyla orada daha çok yazdım, makaleler yazdım, romanım Yolgeçen Hanı’nı bitirdim. Feministlerle birlikteydim ama daha çok davetli pozisyonundaydım, İngilizce konuşuyorduk. Sürgünün uzun süreceğini anlayınca Fransa’ya geldim çünkü Fransızca biliyorum. Anladım ki artık misafir olmaktan çıkmam lazım. Dolayısıyla o bekleme süresini bitirdim ama tabii ki hala bekliyorum ülkeme dönmeyi, davamın bitmesini.

Fransa’ya geldiğimde zaten burada dayanışma komiteleri vardı. Ben Türkiye’yi terk ettiğimde Türkiye’deki feminist arkadaşlarım, antimilitaristler, LGBTİ’Ler buradaki gruplara “Pınar’ı yalnız bırakmayın” diye mesaj atmıştı. 2012’de geldim ve gelir gelmez kendimi bir sürü mücadelenin içinde buldum.

Birkaç kadın örgütünün aktif üyesiyim. Hatta Nice’te yeni bir örgüt kurduk, Groupe Réflexion Action Feministe (GRAF), 20-25 kişiyiz. Bunun dışında bir ara La Lune isimli lezbiyen-feminist bir örgütün yönetim kurulundaydım, Femmes Pour le Dire Pour AgirLe Planning Familiale gibi örgütlerde de aktifim. Le Planning Familiale, burada Mor Çatı kadar önemli bir örgüt. Fransa’daki doğum kontrol mücadelesinin, kürtaj hakkı mücadelesinin sembolü. Halen cinsel özgürlükleri, kadınların mücadele eden bir dernek.

Buraya gelir gelmez Silence dergisi ile tanıştım ve derginin yayın ekibindeyim, ekolojist, liberter, feminist, şiddet karşıtı  alternatif bir dergi. 1982’den beri var. Dağıtım şirketiyle çalışmıyoruz ama 6 bin abonemiz var, her ay en az 10 bin satıyoruz. Yerel bağlarımız güçlü. Son derece politik bir dergi, toplumsal hareketlerin tartışma zemini gibi. Bunun yanısıra Rebelle-Santé dergisinde iki sayfam var. Sağlıkçı değilim ama hastalarla konuşuyorum.

Ayrıca Ligue de Droits de l’Homme’un merkez komitesindeyim, seçimle geldim. O çalışmada da çok aktifim. Fransa’daki OHAL, Rumlar, çingeneler ve göç meselesi öncelikli konularımız.

“Göçmenlerin kriminalize edilmesine karşı, toplumsal hareketler birleşti”

Avrupa sınırlarını kaleye çevirince, zaten uzun yıllardır varolan göç, bir kriz haline geldi ve göçmenler kriminalize edildi. Buna karşı birbirinden çok farklı hareketler ortaklaştı, neredeyse Hıristiyan örgütler bile bu platformlara dahil oldu. Buradaki sosyal hareketler yeni bir aşamaya geldi. Örgütler arası bu yakınlaşmalar baskıcı koşullarda olur, burada bu haksızlığa karşı da oldu. Özellikle göçmenlerle dayanışma ağları çok geniş.

Fransa’da göçmenlere yönelik politikalarla ilgili yeni bir yasa çıkıyor ve çok sert tedbirler getiriyor. Sanki insan hakları olan insanlar ve bu hakların dışında olan insanlar var. Dolayısıyla onunla ilgili büyük bir mücadele var, bu yasa çıkmasın diye çalışmalar yapıyoruz.

Biz GRAF aracılığıyla çeşitli örgütleri bir araya getirdik ve bir kampanya başlattık. Çünkü kadın göçmenler görünmüyor, hiçbir talebin içinde yoklar. Göçmenlerin yüzde 54’ü kadın fakat hiçbir resimde yoklar. GRAF bu konuda çok çalışıyor.

“Göçmenlerin %54’ü kadın ama hiçbir resimde yoklar”

Çeşitli şebekeler var. Geçtiğimiz ay 500’den fazla kadınla konuştum, pasaportları alınmış ve zenginlerin evinde günde 10 Avroya çalıştırılıyorlar, tam bir köle pazarı. Bir de fuhuş var, yolda tecavüze uğrayanlar, satılanlar. Dolayısıyla kadınlar yola çıkınca kısa bir süre sonra ağa düşüyorlar. Ekonominin globalleştiği bir dönemde, cinsiyet iş bölümünün en klasik haliyle yeniden örgütleniyor ve altta olanların daha da eziliyor. Vahşi kapitalizm, savaşı, silahı her şeyi kullanıyor. Sosyal devletin, sosyal hakların cenneti olan Fransa’da bile Macron tarafından bu haklar en geriye çekiliyor. Dolayısıyla burada sosyal mücadeleler anlamında yeni bir dönem başladı.

Yeni yasaya karşı mücadele edenler, öğrenciler, göç üzerinden örgütlenenler, tıpkı Türkiye’deki gibi gereksiz ve dayatılmış projelere karşı yaygın bir mücadele var her yerde. Nereye gitsen, mutlaka yerelde insanlar örgütleniyorlar. Toprak alıyorlar, tohum satıyorlar, parayı kaldırıp yerel para üretiyorlar.

Yeni bir dönem başladığını hissediyorum. Farklı mücadele alanları arasında köprüler kuruldu. Herkes birbirine yüzünü döndü, feministler de bu konuda çok aktif.  Yani canımın sıkılacağı pek zamanım yok.

Türkiye’deyken de hep bir derdim vardı, ailenin, klasik miras hukukunun dışına çıkılıp nasıl yeni bir yaşam kurarız? Almanya’da da görüyordum ama Fransa’ya geldiğimden beri Longomai hayatımın bir parçası oldu.

“Parayı, aileyi ortadan kaldıran, çocukların özgürce büyüdüğü Longomai”

Nedir Longomai?

Longomai, 1968’den beri devam eden ve şu anda 13’ten fazla kooperatifi olan büyük bir topluluk; parayı, aileyi ortadan kaldıran, çocukların özgürce büyüyebildiği alanlar.

Yani hem parçası oluyorum hem deniyorum, çok şey öğreniyorum. Türkiye’yi takip ediyorum ama insan bulunduğu yerde aktif olmalı. Her şey birbirine bağlı. Mücadelelerin gelişmesi diğer taraftaki mücadeleleri de destekliyor.

Artık toplumsal mücadeleler trans nasyonel. Devletlerarası, ülkelerarası değil, sınırlar arası diyorum. Mücadelelerimiz arasında sürekli bir bağlantı var.

Dün Romanya’dan geldim, orada Arnavutluk, Sırbistan, Ukrayna, Bulgaristan’dan gelen feministlerle üç gün boyunca sadece deneyimlerimizi değil, analizlerimizi konuştuk. Deneyimler, konseptler yolculuk ediyor artık kolayca. Bir hareketin doğuşu, öbürünü de destekliyor. Artık sınırları aşmak için devletlerin aracı olmasına ihtiyaç yok. Kendi yollarımızı da kazdık karıncalar gibi, diye düşünüyorum.

Son yazdığım roman aslında biraz masalsı bir biçimde tüm bu deneyimlerimi anlatıyor. Biraz hayal de kurdum, köpekle konuşan kadın var, paranoyaklar diye bir grup var, sonra şizofren olmaya karar veriyorlar. Biraz imgelerle anlattım ama yalan yok, ne gördüysem o var.

“Türkiye’de toplumsal hareketler betondan çıkan çiçekler gibi”

Oradan baktığında Türkiye’yi nasıl görüyorsun? Toplumsal hareketler bağlamında soruyorum.

Zor bir dönemdeyiz, zorlukların boyutunu tekrar etmeme gerek yok. İçimde yine de bir umut var, bu umut şundan kaynaklanıyor, Türkiye’de 1980’lerden sonra bir toplumsal hareketler içinde yeni bir dönem, bir dalga başladı ve bu dalga feminist hareketle başladı. Eskiden devrimci sol toplumsal hareketlerin karakterini belirliyordu. Şimdi feminist hareketle başlayan, antimilitaristlerle, yeşillerle, LGBTİ hareketiyle devam eden yeni bir repertuar doğdu. En baskılı koşullarda çıktı bu hareket. Politika en zor koşullardayken yenilendi.

Ben bunu betondan çıkan çiçeklere benzetiyorum. Kürt hareketi de çıktı ama o ayrı bir şey, silahlı bir hareket, kendi olanaklarını kurup yapabilir. Ama şiddetin yoğun olduğu koşullarda antiotoriter, şiddet karşıtı bir sürü hareket çıktı ve güçlendiler. Üstelik taktikler ürettiler, kendini sürdürebilmek için, hedef olmamak için, kurumsallaşmak için…

Bu deneyime sahip olmak çok önemli. Ayrıca Türkiye’den çok insan maalesef yurtdışına çıktı. Ama bunlar uzun süreli çıkışlar değil, 1-2 yıl sonra dönen çok insan var. İnsanlar birçok ülkeye gidiyor, Ortadoğu’ya, Balkanlara giden var. İnsanların bu hareketliliği, içe kapanmayı da engelleyen bir şey. Bu insanlar buralardaki toplumsal hareketlerle de bağlantı kuruyorlar ve demin bahsettiğim o sınırlar ötesi harekete dahil oluyorlar. Tabii olumsuzlukları saymıyorum, tekrarlamaya gerek yok, bize bir şey katmıyor.

“Üniversitelere ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum”

Şu anda Nice Sophia Antipolis’de öğretim üyesi olarak çalışıyorsun. Öğrencilerle birlikte geçirdiğin bu süreç senin için nasıl gidiyor? Öğretim görevliliği keyifli mi?

Şu anda üniversitede çalışıyorum çünkü çalışma koşulları açısından bana zaman bırakan bir iş. Ben Fransa’da da olsa çok uzun vadeli olarak kendimi üniversitede görmüyorum. Yeni alternatifler yaratmak kafamda, nasıl yapabileceğimi bilmiyorum. Ama burada üniversiteler özelleşiyor, meritokrasi ön plana çıkıyor. Ne kadar öğrencilerle aram çok iyi de olsa, dersler iyi de geçse, birlikte bir sürü şey de üretsek, üniversiteye ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.

Mesela burada L’Orage diye bir halk eğitim kooperatifiyle çalışıyorum. İnsanlar derslere yazılıyor ve aslında ders vermiyoruz, birlikte düşünerek bilgi üretiyoruz. Ezilenlerin deneyimlerinin nasıl bilgiye dönüştürüleceğini konuşuyoruz.

Bir yandan da meslektaşlarımla araştırmalar yapıyoruz, Fransa’da üniversite daha özgür, istediğimiz gibi olanakları kullanıp ilerleyebiliyoruz ama bir hiyerarşi var. Öğrenciler bana sen diyor ama hocaya “sen” demek Fransa’da imkansız, ciddi bir hiyerarşi var, merkeziyetçi yapısı çok güçlü. Ben takmıyorum ama bir süre sonra iyi polis miyim acaba, diye düşünüyorum.

Acele etmiyorum. Ben sosyoloğum, araştırmacıyım, yazarım, ders vermeyi de seviyorum ama bu ders verme biçiminin birlikte üretmek, bilgiyi paylaşmak anlamına geldiğini düşünüyorum. Ama Fransa’daki eğitim sistemi eleştiriye açık bir sistem ve ona entegre olmak istemiyorum.

Fransa’daki toplumsal hareketlerle ilgili merak ettiğim bir şey de dil meselesi. Fransızca oldukça eril bir dil. İnsan hakları ifadesinin bile genelde (dümdüz bir çeviriyle) “erkek hakları” (droits de l’homme)olarak ifade edildiği bir dil. Orada feminist hareket bununla mücadele ediyor mu?

Bu konuda büyük bir mücadele var, son bir yılda bu mücadele daha da yükseldi. Eliane Viennot “Non, le masculin ne l’emporte pas sur le féminin!” (Hayır, eril (erkek) dişile (kadına) baskın çıkamaz/ İngilizce: No, the masculine does not prevail over the feminine!) başlıklı yeni bir kitap çıkardı. Sadece bu değil, bu konu çok tartışılıyor. “Mademoiselle” ifadesi artık kullanılmıyor.

Nasıl Türkiye’de birinin muhalif olup olmadığını konuşmasından anlarsın, mesela “Türkiyeliyim” der değil mi, burada da anlıyorsun. Yani bir kütür oluşmaya başladı.

Eskiden Fransızcanın grameri değişikmiş ve 15. yüzyılda çıkan bir yasayla değişmiş. Eski dil kurallarına göre, örneğin “Ali ve Pınar” dediğinizde, Pınar sonda kaldığı için “onlar” derken, dişil olan “elles” ifadesi kullanılıyormuş. “Pınar ve Ali” denildiğinde ise Ali sonda kaldığı için “onlar” derken, eril olan “ils” kullanılıyormuş. Daha sonra “Le masculin va emporter le feminin” (Eril, dişile baskın çıkacak) dil kuralı çıkmış. O zaman verilen politik bir kararmış.

Sonuç olarak dil ve politika ilişkisi burada çok tartışılıyor ama zorluk şurada, Fransızcada Türkçe gibi değil, içine işlemiş, dil temelden bozulmuş. Dolayısıyla uzun bir mücadele gerektiriyor, yani bozuk olan bir şeye yama yapmaktansa, çok uzun bir mücadele gerektiriyor.

“Her şeyi Fransızca yapıyorum ama edebiyatı Türkçe”

Seni sosyolojik çalışmalarınla tanıyoruz, bunun yanısıra romanların ve masal kitapların da var. Akademik çalışmalarına da akademide devam ediyorsun. İkisi bir arada nasıl gidiyor? Masal ve roman yazmaya nasıl karar verdin?

Sosyoloji eğitimine başlamadan önce edebiyatla ilgileniyordum, şiir yazıyordum, öykü yarışmasında derece kazanmıştım. Kafamda çok fazla soru vardı, o soruları sisteme sokmak, yaşadığım toplumu anlamak istiyordum, yani anahtarlara ihtiyacım vardı ve o yüzden sosyoloji okudum.

Ama yaratmak başka bir şey. Sosyolojik çalışmalar benim arkadaşımsa, edebiyat aşkım. En mutlu olduğum şey roman yazmak, notlar tutmak. Cümbüşçü Karıncalar’ı yazmak en mutlu olduğum anlardı. Benim için oyun gibi bir şey, kendi kurduğun bir şey ve onu son derece özel bir alanda kuruyorsun.

Mesela burada her şeyimi Fransızca yapıyorum, bir tek edebiyatı Türkçe. Bu çok önemli bir şey. Bu gerçekten benim. Sanki o kitap benim, kendi içimden bir şey çıkartmışım gibi.

Yolgeçen Hanı’nı Türkiye’den ayrılır ayrılmaz Almanya’dayken yazmıştım, Türkçe yazmam normaldi. Cümbüşçü Karıncalar ise burada (Fransa’da) yaşarken ve mücadele ederken yazdığım bir kitap. Kitap Türkiye’de değil, Nice’te geçiyor ama ben konuşuyorum, benim kalbim konuşuyor. Dolayısıyla Türkçe.

Peki Türkiye’ye döndüğün zaman ilk ne yapmak istiyorsun?

Çok sorulan bir soru aslında. Galiba elimi cebime sokup saatlerce yürümek istiyorum. (ÇT)

Kadınların Sadece Yüzde 5’i İlk Sıradan Aday Gösterildi

Seçime girecek yedi partinin 4 bin 200 adayından 931’i, yani yüzde 22’si kadınlardan oluştu. Sadece 49 ilde kadınlar birinci sıradan aday gösterildi.

Seçime girecek yedi partinin 4 bin 200 adayından 931’i, yani yüzde 22’si kadınlardan oluştu.

Kadın adayların sadece yüzde 5,4’ü birinci sıradan aday gösterildi (49 kadın).

En çok kadın aday gösteren partiler HDP ve Vatan Partisi oldu. En az kadın adayla seçime katılan parti ise MHP.

AKP: 1. sıradan 4 kadın aday

AKP adaylarının yüzde 21’i kadınlardan oluştu; 600 kişilik listede 126 kadın ve 474 erkek yer aldı.

AKP, sadece dört ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Jülide Sarıeroğlu (Adana), İlknur İnceöz (Aksaray), Arzu Aydın (Bolu), Fatma Aksal (Edirne).

Geçmişte kadın aday oranı:

AKP Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 18, Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 12 oranında kadın aday göstermişti.

Kadın vekil oranı:

Haziran 2015 seçiminin ardından AKP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 15,5’ti (40 kadın – 218 erkek).

Kasım 2015 seçiminin ardından AKP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 11’di (35 kadın – 282 erkek).

CHP: 1. sıradan 6 kadın aday

CHP adaylarının yüzde 22,8’i kadınlardan oluştu; 600 kişilik listede 137 kadın ve 463 erkek yer aldı.

CHP altı ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Burcu Köksal (Afyonkarahisar), Aysu Bankoğlu (Bartın), İkbal Okur (Bayburt), Lale Karabıyık (Bursa 1. Bölge), Gülizar Biçer Karaca (Denizli), Fatma Kaplan Hürriyet (Kocaeli).

Geçmişte kadın aday oranı:

CHP Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 18,7, Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 18 oranında kadın aday göstermişti.

Kadın vekil oranı:

Haziran 2015 seçiminin ardından CHP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 15,9’du (21 kadın – 111 erkek).

Kasım 2015 seçiminin ardından CHP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 15,5’ti (21 kadın – 113 erkek).

HDP: 1. sıradan 18 kadın aday

HDP adaylarının yüzde 36,7’si kadınlardan oluştu: 600 kişilik listede 220 kadın ve 380 erkek yer aldı.

HDP 18 ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Tülay Hatimoğlulları (Adana), Nevin Aytekin (Afyonkarahisar), Filiz Kerestecioğlu (Ankara 1. Bölge), Nuray Türkmen Canlı (Ankara 2. Bölge), Nesibe Yöyler (Balıkesir), Nazlı Çoban (Çankırı), Şerife Yıldırım (Denizli), Pınar  Aytekin Özgüç (Erzincan), Leyla Güven (Hakkari), Fatma Kurtulan (Mersin), Pervin Buldan (İstanbul 1. Bölge), Serpil Kemalbay (İzmir 1. Bölge), Sultan Özcan (Muğla), Gülüstan Kılıç Koçyiğit (Muş), Çiçek Arıç (Sakarya), Mediha Oya Yağcı (Samsun), Meral Danış Beştaş (Siirt), Ayşe Gül Kafkas (Sinop).

HDP, Edirne’de 4. sıradan ise LGBTİ aktivisti Hasan Atik’i aday gösterdi. HDP şimdiye kadar Edirne’den hiç milletvekili çıkartmadı.

Geçmişte kadın aday oranı:

HDP Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 44, Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 41 oranında kadın aday göstermişti.

Kadın vekil oranı:

Haziran 2015 seçiminin ardından HDP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 40’tı (32 kadın – 48 erkek).

Kasım 2015 seçiminin ardından HDP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 38,9’dui (23 kadın – 36 erkek).

İYİ Parti: 1. sıradan 6 kadın aday

İYİ Parti adaylarının yüzde 25’ini kadınlardan oluştu: 600 kişilik listede 150 kadın ve 450 erkek yer aldı.

İYİ Parti altı ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Filiz Akyüz (Artvin), Ayşe Şükran Alptekin (Erzincan), Dilek Tanrıkulu (Hakkari), Aylin Cesur (Isparta), Zuhal Çiftkaya (Urfa), Neşe Yılmaz (Uşak).

MHP: 1. sıradan 2 kadın aday

MHP adaylarının yüzde 11,5’i kadınlardan oluştu; 600 kişilik listede 69 kadın ve 531 erkek yer aldı.

MHP iki ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Deniz Depboylu (Aydın), Sevim Köseliören (Ardahan).

Geçmişte kadın aday oranı:

MHP Haziran 2015 seçimlerinde kadın aday oranını açıklamamış, Genel Merkezi de bu konuda bilgileri olmadığını belirtmişti. Gazetelerde çıkan haberlerde kadın vekil sayısı 40 ila 61 arasında değişti. Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 14 oranında kadın aday göstermişti.

Kadın vekil oranı:

Haziran 2015 seçiminin ardından MHP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 5’ti (4 kadın – 76 erkek).

Kasım 2015 seçiminin ardından MHP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 7,5’ti (3 kadın – 37 erkek).

SP: İlk sırada kadın aday yok

Saadet Partisi adaylarının yüzde 13’ü kadınlardan oluştu: 600 kişilik listede 79 kadın ve 521 erkek yer aldı.

Saadet Partisi ilk sıradan kadın aday göstermedi.

Vatan Partisi: 1. sıradan 13 kadın

Vatan Partisi adaylarının yüzde 25’i kadınlardan oluştu; 600 kişilik listede 150 kadın ve 450 erkek yer aldı.

Vatan Partisi 13 ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Nimet İlhan (Ağrı), Tülin Oygür (Ankara 1. Bölge), Mürvet Karataş (Bolu), Hatice Koyun (Elazığ), Lerzan Özgenç (Mersin), Selda Kılıç (Kırklareli), Meliha Atalay (Nevşehir), İnci Akkaya (Sakarya), Atike Sağıroğlu (Sinop), Handan Fatih (Tokat), Nihal Gündoğan (Dersim), Fatma Gül Arslan (Bartın), Hümeyra Yılmaz (Düzce).

Ayrıca Bolu ve Düzce adaylarının tamamı kadınlardan oluştu. Türkiye’nin ilk klasik batı müziği kadın orkestra şefi İnci Özdil de Ankara 1. Bölgeden dördüncü sırada aday gösterildi.

Geçmişten günümüze Mecliste kadın-erkek temsili

Cannes Festivali’ne Kadınların Protestoları Damga Vurdu

Kadınlar 71. Cannes Film Festivali’nde birçok protestoya imza attı. Festival yönetimi, cinsiyet eşitliği için taahhütnameye imza attı. Festival’deki protestoları derledik.

Cannes Film Festivali, Time’s Up ve “50/50 for 2020” (2020’de yüzde 50 eşitlik) hareketinin organize ettiği ve Jüri Başkanı Cate Blanchett’in öncülük ettiği bir yürüyüşle başladı. Yürüyüşe aralarında Agnès Varda, Salma Hayek, Marion Cotillard gibi isimlerin bulunduğu 82 kadın katıldı.

Kırmızı halıdaki yürüyüş sırasında Neneh Cherry’nin Woman şarkısı gibi parçalar çaldı.

Yürüyüş, Eva Husson’ın IŞİD’e karşı savaşan Kürt kadınları anlattığı “Güneşin Kızları” filminin prömiyeri ile eşzamanlı olacak gerçekleşti.

Blanchett “Kadınlar dünyada azınlık değiller ama yine de endüstrimiz bunun aksini söylüyor. Değişim ve ilerlemeye yönelik kararlılığımızın bir sembolü olarak, bugün bu basamaklarda hep beraber duruyoruz” diye konuştu.

Blanchett, hükümetlerin eşit işe eşit ücret sağlaması gerektiğini; kurumların karar mekanizmalarında transparan olması gerektiğini ve güvenli çalışma alanları sağlaması gerektiğini de vurguladı.

Neden 82 kadın? Çünkü Cannes Film Festivali’nin 71 yıllık tarihi boyunca ödüllere kadın yönetmenler tarafından çekilen sadece 82 film aday gösterilirken, erkek yönetmenler tarafından çekilen 1645 film aday gösterildi.

Şimdiye kadar Palm D’Or Ödülüne layık görülen iki kadın yönetmen ise “The Piano” filmiyle Jane Champion ve Agnès Varda.

12 Mayıs’ta düzenlenen bir basın toplantısında, festivalin sanat yönetmeni Thierry Frémaux, neden festivale seçilen, kadın yönetmenlere ait filmlerinin sayısının bu kadar az olduğu sorusuna “filmleri kalitesine göre seçtiklerini ve Cannes’da asla pozitif ayrımcılık yapılamayacağını” söyleyerek cevap verdi. Frémaux, bu sene Cannes jürisinin beş kadın ve dört erkekten oluştuğunu söyledi.

Sinemada ırkçılığa karşı protesto

16 siyah Fransalı oyuncu kadın, Fransa sinemasında ırkçılığa karşı bir protesto gerçekleştirdi. Yakın zamanda, mesleklerinde karılaştıkları ırkçı olayları aktardıkları “Noire N’est Pas Mon Métier” (Siyah Benim İşim Değil” başlıklı bir kitaba imza atan oyuncular, kırmızı halıda birarada durup yumruklarını havaya kaldırdı.

Fransa’nın Oscar’ı olarak adlandırılan César Ödülleri’ne şimdiye kadar aday gösterilen 479 kişiden sadece sekizi siyahtı. César Ödülü’ne layık görülenler arasında ise sadece iki siyah yer aldı: 2012’de oyuncu Omar Sy ve 2015’te film yapımcısı filmmaker Abderrahmane Sissako.

Cinsiyet eşitliği taahhütnamesi imzalandı

14 Mayıs’ta festivalde feministlerin ve “eşitlik hareketi aktivistlerinin” biraraya geldiği bir konferans düzenlendi. 50/50 for 2020 hareketinin düzenlediği konferansta Festival direktörü Thierry Frémaux, Critics’ Week yöneticisi Charles Tesson ve Festivalin bağımsız bölümü Directors’ Fortnight’ın başındaki Paolo Moretti, festivalde cinsiyet eşitliğini ve şeffaflığı sağlayacaklarına dair bir taahhütname imzaladı.

Taahhütname, seçilen filmlerle ilgili düzenli ve cinsiyetlendirilmiş istatistikler tutulması, eeçim komitesi listelerinin şeffaflaştırılması, eşitliğin sağlanması için olası rötarlar da göz önünde bulundurularak bir takvim hazırlanması gibi maddeler içeriyor.

12 Mayıs’taki konuşması nedeniyle eleştirilen Frémaux, 14 Mayıs’ta “Dünya artık aynı değil. Pratiklerimizi, alışkanlıklarımızı ve tarihimizi gözden geçirmeliyiz” dedi.

Topuklu ayakkabı protestosu

Kadınların topuklu olmayan ayakkabı giymesinin yasak olmasını protesto etmek eden oyuncu Kristen Stewart, kırmızı halıda topuklu ayakkabılarını çıkardı. Kırmızı halıdaki protestosuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmayan Stewart, 2016’da Cannes Festivali sırasında Vanity Fair’e verdiği röportajda “Erkeklerden yapmasını istemediğin bir şeyi benden yapmamı isteyemezsin” demişti. 2015’te festivale düz ayakkabılarla gelen birkaç kadın, film gösterimine alınmamıştı. 2016’da Julia Roberts da kırmızı halıda topuklu ayakkabılarını çıkartarak, bu kuralı protesto etmişti.

Tacize karşı acil yardım hattı kuruldu

Fransa’nın Cinsiyet Eşitliğinden Sorumlu Sekreteri Marlène Schiappa, festivale cinsel saldırılara karşı kurulan acil telefon hattının tanıtımı için geldi.

04.92.99.80.09 numarasından ulaşılan hatta tacize maruz kalanlar ya da tacize şahitlik edenler başvurabiliyor. Schiappa, bu uygulamanın tüm festivaller için sürüdürüleceğini açıkladı.

Tacize karşı bilgilendirme afişleri

Festivalde, tacizden muaf davranış kurallarının yer aldığı 40 bin tane afiş de dağıtıldı. Afişlerde “tacizin kanunlarla cezalandırılan bir suç olduğu” yazıyor ve ilgili kanun anlatılıyor.

Marlène Schiappa, “Yapımcı Harvey Weinstein’ın tecavüzlerinden biri Cannes’da gerçekleşmiş, amacımız Cannes’ın buna kayıtsız kalmadığını göstermek” dedi.

Gazzelilerle dayanışma

Lübnan’lı oyuncu Manal Issa kırmızı halıda yürürken “Gazze’ye saldırıyı durdurun” yazılı bir döviz taşıdı.

50/50 in 2020 hareketi

2020’de eşitliğin sağlanması için kurulan 50/50 in 2020 hareketi, web sitesinde 1946’dan beri Cannes Festivali’ne seçilen filmlerle ilgili bir infografik yayınladı.

Buna göre, 1946’dan beri yarışmaya katılan 1727 filmden sadece 82’sinin yönetmeni kadındı.

74 büyük ödülden sadece üçü kadınlara verildi.

Dağıtılan 95 Palme D’Or Ödülü’nden sadece birine bir kadın layık görüldü. (ÇT)

Kadın Kooperatifleri, Sektör Temsilcileriyle Buluştu

6. Kadın Kooperatifleri Buluşması’nda özel sektör ve belediyelerden paydaşlar kadın kooperatifleriyle biraraya gelip, neler yaptıklarını ve neler yapabileceklerini konuştu.

Türkiye’nin farklı illerinden 100’e yakın kadın kooperatifi, 6. Kadın Kooperatifleri Buluşması’nda İstanbul’da biraraya geldi.

Pazartesi gününden bu yana devam eden buluşmada bugün, özel sektör ve belediyelerden paydaşlar kadın kooperatifleriyle biraraya gelip, neler yaptıklarını ve neler yapabileceklerini konuştu.

Özel sektör temsilcileri, kadın kooperatifleriyle çalışmaktan memnuniyetlerini dile getirirken, kooperatiflerdeki kadınlara ürün yelpazesi açısından “tarhana-erişte-reçel” üçgeninden çıkmalarını tavsiye etti.

Kadın kooperatiflerinin sayısı 160’ı geçti

2000’lerin başında Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı tarafından başlatılan kadın kooperatiflerinin sayısı, bugün Gümrük ve Ticaret Bakanlığının da desteğiyle 160’ı geçmiş durumda.

Kadın kooperatifleri, güç birliği yapmak için Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı desteğiyle 2005 yılında bir araya gelerek Kadın Kooperatifleri İletişim Ağı’nı oluşturdu. 2014’te ise resmi bir yapıya kavuşarak Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği’ni kurdular.

İzmir Belediyesi, ihale yerine kooperatiflerle çalışıyor

Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği’nden Ayşe Temiztaş, birliğin kuruluşunu anlatırken, birliğin kooperatifler arası iletişim, işbirliği ve koordinasyonu geliştirmeyi amaçladığını belirtti. Birliğin bir dayanışma platformu olduğunu hatırlatan Temiztaş, kadınlara “Simurg sizlersiniz” diye seslendi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Aysel Özkan, belediyenin 2007’den beri bir kırsal kalkınma modeliyle planlı üretimi ve ürünün değer bulmasını desteklediklerini ifade etti. Belediyenin hastanesi, aşevi, huzurevi gibi hizmetleri olduğunu hatırlatan Özkan, belediye ihtiyaçlarını ihalelerle sanayiden almak yerine, kooperatiflerden tedarik ettiklerinin altını çizdi.

Cizreli: Büyük firmalardan kooperatiflere kaymaya hazırız

Big Chefs restoran zincirinin kurucusu Gamze Cizreli, bir kadın girişimci olarak kadın kooperatiflerini desteklediğini belirtti. Kooperatiflerle çalışmaya son altı aydır başladıklarını ifade eden Cizreli, kadınlara kooperatiflerin alt yapılarını kurarken “daha büyük düşünmelerini”, büyük zincirlere ürün tedarik edebilecekleri şekilde hazırlık yapmalarını tavsiye etti.

Cizreli “Rekabetçi fiyatlarla önümüze gelindiğinde büyük firmalardan kadın kooperatiflerine kaymaya hazırız” dedi. Cizreli, de kooperatiflere ürün yelpazelerini geliştirmelerini ve “tarhana-erişte-reçel” dışındaki ürünlere yönelmelerini tavsiye etti.

Alaton: Kadın dayanışmasıyla çok büyük işler yapılabildiğine şahidim

İş insanı Leyla Alaton “Kadın dayanışmasıyla çok büyük işler yapılabildiğine şahidim” diyerek başladığı konuşmasında, kadın kooperatiflerine orman meyveleri, çarkıfelek meyvesi gibi kolay yetişen ve tüm dünyada satışı pahalı olan ürünlere yönelmelerini söyledi.

Alaton “Kooperatiflerin vizyoner hedeflere yönelmesi gerekiyor. Yapılmayanı yapmanızı tavsiye ediyorum” dedi.

“Arkasında hikayesi olan ürünler çıkarın”

Metro Gross Market temsilcisi Birol Uluşan, kooperatifleri “kalkınmanın vazgeçilmez yolu” olarak tanımlarken, kadın kooperatiflerine “Birlikte iş yapabilme imkanlarımızı geliştirmeliyiz” dedi.

Kadın kooperatiflerine üretimlerini ve tanınırlıklarını arttırmaları için tavsiyelerde bulunan Uluşan, “Arkasında hikayesi bulunan işler yapmalıyız. Aynılaşmamalıyız, farklılaşmalıyız. Farklı ürünlere yönelmeliyiz. Yaşadığımız yerin özel ürünlerini öne çıkarmalıyız. Coğrafi işaretli ürünler çok tercih ediliyor. Marjları yükseltmek için ürüne değer katmamız gerekiyor” dedi. (ÇT)

Ugandalı Kardeşler Cinayetinde Mütalaa Çıktı

Ugandalı Violet Nantaba’nın öldürülmesi ve ikiz kız kardeşi Beatrice Babiry’nin cinsel ve fiziksel şiddete maruz kalmasına dair davanın sekizinci duruşmasında savcı mütaalasını verdi.

Ugandalı Violet Nantaba’nın öldürülmesi ve ikiz kız kardeşi Beatrice Babiry’nin cinsel ve fiziksel şiddete maruz kalmasına dair davanın sekizinci duruşmasında savcı mütalaasını verdi.

Savcı Mehmet Düzgün, tutuklu sanıklardan K.R.’nin kasten yaralama suçundan beraatini isterken cinsel saldırı (TCK 102/2), nitelikli yağma (TCK 149/1-d-h), nitelikli öldürmeye azmettirme (TCK 38/1); diğer tutuklu sanık S.H.’nin ise nitelikli öldürme (TCK 82/1-h), ruhsatsız muşta bulundurma (6136 nolu yasa 15/1-1, TCK 53) suçlarından cezalandırılmasını istedi.

Bir sonraki duruşma İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 4 Temmuz saat 14.30’da görülecek.

Ne olmuştu?

Nisan 2015’te Türkiye’ye gelen ikiz kız kardeşler Violet Nantaba ve Beatrice Babiry, 31 Ağustos 2016’da Azerbaycanlı K.R. ve S.H. adlı erkekler tarafından saldırıya uğradı.

İddianameye göre, K.R. para karşılığı seks için anlaştıkları Beatrice Babiry prezervatifsiz birlikte olmayı kabul etmeyince kadını darp ederek tecavüz etti. Bu sırada Violet Nantaba kardeşinin çığlıklarını duydu. Bunun üzerine K.R. Violet Nantaba’yı da darp etti ve arkadaşı S.H.’ye “Sustur şunu, kimse duymasın” dedi. Bunun üzerine S.H. Violet Nantaba’yı vantilatör kablosuyla boğarak öldürdü. Ardından K.R. Beatrice Babiry’i tekrar darp etti ve iki erkek kadınların cep telefonlarını alarak kaçtı.

İki saldırgan otobüsle Türkiye’den çıkmaya çalışırken yakalandı ve tutuklandı.

Hastaneye kaldırılan Beatrice Babiry, ifadesi o koşullarda ifadesi alındıktan sonra çalışma izni olmadığı için hemen sınırdışı edildi. (ÇT)

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor

Nisan’da erkek şiddetiyle mücadelede elde edilen kazanımlar, saldırganların aldığı cezalar ve örnek yargı kararları…

bianet, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet konusunda sürdürülen mücadeledeki gelişmeler, saldırganlara verilen cezalar ve “olumlu” ve “olumsuz” yargı kararların çetelesini tutuyor.

* Yargı kararları

Cinayet

* İstanbul’da 14 Nisan 2017’de boşanma davası açan karısı Duygu Kadakal’ı (27) defalarca bıçaklayarak öldüren H.K. eşi kasten öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılandığı İstanbul Anadolu 12. Ağır Ceza Mahkemesinde haksız tahrik ve iyi hal indirimiyle 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gerekçeli kararda “Maktul kısa bir süre önce boşanma davası açmış ise de uyuşturucu satıcısı olarak bilinen yabancı bir erkek ile otele giderek sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemde bulunmuştur. Bu haksız hareketi ile sanığın eşi tarafından aldatıldığı düşüncesi ile hareket etmesine sebep olmuştur. Sanığın maktulden kaynaklı haksız fiilin etkisi altında haksız tahrik nedeni ile atılı eylemi işlediği kabul edilmiştir.” dendi. Mahkemenin üye hakimi Fatma Dere Güzeloğlu karara muhalefet şerhi düşerek, “Evliliğini sonlandırmak yerine eşini takip ederek öldürmeye tercih etmiştir.” diye yazdırdı.

* İstanbul’da kardeşi Ceylan Timuroğlu’nu öldüren E.T. yargılandığı Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinde kardeşi kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Cezada indirim yapılmadı. Son duruşmada sanık avukatı, sanığı “Maktul, arsızca, umarsızca üste çıkmaya çalışmış, alttan almamıştır. Adeta ağabeyine kendini bilerek öldürtmek suretiyle intihar etmiştir” diyerek savundu. Bir önceki duruşmada sanık cinnet geçirdiğini, cinayeti tasarlamadığını söylemiş, sanık avukatı ise kimsenin kardeşini tasarlayarak öldürmeyeceğini iddia etmişti. Ceylan Timuroğlu’nun babası sanıktan şikayetçi olmadığını ifade etmişti.

* Manisa’da karısı Suriye Kupal ve kızı Ayşe Kupal’ı öldüren B.K. yargılandığı Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesinde Suriye Kupal’i öldürmekten tahrik indirimiyle 24 yıl, Ayşe Kupal’ı öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

* İstanbul’da 28 Ekim 2017’de Kadıköy’de karısı Selva Sağlam Yılmaz’ı öldüren E.Y. ‘nin eşi tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanmasına Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.

* İzmir’de 15 Mayıs 2017’de eski karısı Işık İkizoğlu’nu (32) öldüren Y.C.K.’nin Bergama Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada Savcı mütalaasını verdi. Müütalaada, suçun tasarlanarak ve canavarca hisle işlendiğine dair unsurların oluşmadığını belirtildi, sanığa müebbet hapis cezası verilmesi istendi. Davaya katılan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı “Sanığın tasarlayarak ve canavarca hisle eziyet çektirerek öldürme suçundan iddianamedeki şekliyle cezalandırılmasını, sanık hakkında takdiri indirim nedeninin uygulanmamasını talep etmekteyiz” dedi. Mahkeme Heyeti savunma için ek süre verdi. Karar duruşması 2 Mayıs’ta.

* Diyarbakır’da Mayıs 2017’de karısı Şemsihan Kavut’u (30) boş bir arazide öldüren A.K. (38) ve onu azmettirdiği öne sürülen kadının abisi S.Y. hakkında hazırlanan iddianame Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. Savcı, kendisini aldattığı iddiasıyla eşini öldüren A.K.’nin haksız tahrik indirimi uygulanarak, 18 yıldan 24 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını, ağabeyi S.Y.’nin kasten öldürmeye yardım etme suçundan 15 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. İddianamede, Şemsihan Kavut’a 3’ü öldürücü nitelikte olmak üzere 11 kurşun isabet ettiğini belirten savcı, A.K.’nin tabanca ile etkin mesafeden 11 kez ateş ederek, ‘Eşe karşı kasten öldürme’ suçunu işlediğini kaydetti. Cinayetin, Şemsihan Kavut’un aile hukukundan kaynaklanan sadakat yükümlülüğünü yerine getirmemesinden doğan haksız tahrik altında işlendiğini belirten savcı, şüpheli S.Y.’nin de kardeşi olan maktul ile A.K. arasında toplumsal yapı itibariyle öldürmeye elverişli bir husumet bulunduğunu bilmesine rağmen kadını götürdüğünü vurguladı. Savcı, erkeğin ailesinden bazı kişilerin arayıp, maktuleyi eşine teslim etmemesini söylemesine rağmen, kardeşini şüphelinin yanına gitmesi konusunda zorlayan S.Y.’nin cinayete yardım eden sıfatı ile katkıda bulunduğunu belirtti. Mahkeme, savcılığın talebi üzerine genel ahlak ve kamu güvenliği gerekçesiyle duruşmanın tamamının kapalı yapılmasına karar verdi. A.K.’nin tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, duruşmayı erteledi. S.Y. tutuksuz yargılanıyor.

* İzmir’de 10 Mayıs 2017’de yengesi Safiye K.’yı (28) öldüren A.K. ve onu azmettirdiği öne sürülen erkekler M.K., H.K., Ü.K. ve kadın S.M.’nin yargılanmasına İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmada başka suçtan hükümlü sanık Ü.K. savunma yaptı, suçlamaları reddetti, A.K. tahliyesinin talep etti. Diğer sanıkların tutuksuz yargılandığı davada Mahkeme Heyeti, S.B. hakkında yakalama kararının infazının beklenmesine, A.K.’nin tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi. A.K., tasarlayarak ve töre, namus saikiyle öldürme, ruhsatsız silah bulundurma; M.K. ve H.K. tasarlayarak ve töre, namus saikiyle öldürme suçuna azmettirme; Ü.K. ve S.B. ise tasarlayarak ve töre, namus saikiyle öldürme suçuna yardım etme suçlarından yargılanıyor.

* İstanbul’da 2,5 yıl önce sevgilisi Nurcan Arslan’ı (39) ayrılmak istediği için öldüren A.M.B. yargılandığı Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinde tasarlayarak öldürme suçundan haksız tahrik indirimiyle müebbet hapis cezasına çarptırıld. Müşteki avukatı karar duruşmasında “Biz de cinayetin tasarlayarak yapıldığınu düşünüyoruz. İyi hal indirimi gibi kadın cinayetlerinde erkekleri cesaretlendiren uygulamaların da uygulanmaması gerektiği kanaatindeyiz. Her ne kadar sanık duruşmada mahkemeye karşı bir saygısızlık yapmamış ve duruşmaları sakince takip etmiş ise de mahkemenin işini aksatacak şeklindeki iddiaları ve iftiraları nedeniyle yargılamanın uzamasına sebebiyet vermiştir” dedi. Kararın temyiz edileceği ifade edildi.

* Eskişehir’de 1 Ağustos 2016’da aracına binen Kader Kaya’yı (17) tecavüz ettikten sonra öldüren M.Y. (31) kasten öldürmeden ağırlaştırılmış ömür boyu, tecavüzden 13 yıl 6 ay, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmadan 9 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanık duruşmada, pişman olduğunu söyleyip tahliyesini talep etti.

* Konya’da 31 Ağustos 2017’de boşanma aşamasında olduğu karısı Sevda Yetişir’i tabancayla öldüren, kızı R.Y.’yi (18) ağır yaralayan N.Y.’nin tasarlayarak öldürmeden ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanmasına Konya 4. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık, duruşmada öldürme kastının olmadığını söyledi. R.Y. ise olay anını ve sanığın annesini boşandıktan sonra öldürmekle tehdit ettiğini söyledi. Mahkeme Heyeti, sanığın akıl sağlığının yerinde olup olmadığına ilişkin rapor alınmasını isteyerek duruşmayı erteledi.

* İstanbul’da karısı Halide Özpolat’ı öldüren A.R.Ö. eşe karşı kasten öldürmeden ağırlaştırılmış müebbet cezası istemiyle yargılandığı İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinde haksız tahrik ve iyi hal indirimiyle 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanığın eyleminin, maktulden kaynaklanan haksız fiilin meydana getirdiği hiddet etkisi altında gerçekleştirdiğini belirten mahkeme, tahriki oluşturan hareketlerin derecesi dikkate alınarak cezayı 24 yıla çevirdiğini ifade etti. Karar sonraki sanık avukatı, “Kadın cinayetlerini önlemek mahkemelerin görevi değildir” dedi.

* Van’da 26 Ocak 2017’de dini nikahlı karısı Kader Özdemir’i öldürdüğü iddiasıyla yargılanan H.Ç.’ye, Van 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25 yıl hapis cezasının gerekçeli kararında, çiftin arasında “resmi nikah olmadığı” gerekçesiyle Türk Ceza Kanununun (TCK) ilgili maddelerindeki ağırlatın sebeplerinin uygulanmadığı belirtildi. Sanığın, eyleminin TKC’nin 81/1 madde ve fıkrasında yasal unsurları tanımlanan “kasten insan öldürme” suçunu oluşturduğu, bu bağlamda sanığın sözü edilen madde kapsamında cezalandırılması gerektiğinin tartışmasız olduğu kaydedilen kararda, Yargıtay içtihatlarına yansıyan kararlar da örnek gösterilerek, “canavarca hisle öldürme” ağırlatıcı sebebinin unsurlarının somut olayda oluşmadığı belirtildi. Kararda, şu ifadelere yer verildi: “TCK’nın 82/1-d madde ve fıkrasında kast edilen ‘resmi nikahla evli olan eştir.’ Bu sebeple maktul ile imam nikahı kıydırmak suretiyle evlenen sanığa sözü edilen maddede düzenlenen ağırlaştırıcı sebebi tatbik etme olanağının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, sanığın maktulün ailesine başsağlığı dilemesi, pişmanlığını dile getirmesi, sanık hakkında hükmedilen müebbet hapis cezasının 25 yıl hapis cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.” Karar, İstinaf Mahkemesi tarafından onandı.

* İstanbul’da 30 Kasım 2017’de günlük kiraya verilen bir dairede eski sevgilisi Aleyna Can’ın (17) tabanca ile vurularak öldürülmesinin ardından tutuklanan B.E. (26), arkadaşı M.V. (23) ve tutuksuz yargılanan kardeşi E.E. (23) hakkında, Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürmeden müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı. Erkek sanıklar çelişkili ifadeler verdiği için Aleyna Can’ı kimin öldürdüğü belirlenemedi. Cinayetten önce B.E., Aleyna Can’ı ayrıldığı için darp etmiş, kadının şikayeti üzerine erkeğe uzaklaştırma kararı verilmişti. Cinayet günü ise Aleyna Can’ın erkeğin ısrarlı buluşma teklifini kabul ederek buluştuğu öne sürüldü.

* Diyarbakır’da 25 Aralık 2017’de karısı Rojbin İlhan’ı (29) uykusunda öldüren Ş.İ. (21) hakkında canavarca hisle ve eziyet çektirerek, eşini kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis istemiyle iddianame hazırladı. İddianamede, şüpheli Ş.İ.’nin olaydan bir hafta önce denetimli serbestlik kapsamında serbest bırakıldığı belirtildi. Sanık, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanacak.

* Antalya’da 4 Aralık 2017’de karısı Sultan Uluışık ve sevgilisi olduğu öne sürülen Mehmet Sabir Öztoprak’ı cezaevinden kaçtıktan sonra öldüren S.U.’nun ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmasına başlandı. Sanık, duruşmada eşini çok sevdiğini söyledi. Mahkeme başkanı, olaydan bir süre sonra yaşamını yitiren Mehmet Sabir Öztoprak’ın ölüm nedeninin öğrenilmesi için hastaneden detaylı rapor istenmesi ve eksiklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

* Adana’da 5 Temmuz 2017’de seks işçisi olduğu öne sürülen Neslihan Apa’yı aracında aldıktan sonra öldüren şoför D.Y.’nin kasten öldürme, kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak hırsızlık suçlarından yargılanmasına Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada olayı anlattı ve pişman olduğunu söyledi.

* Antalya’da 31 Ağustos 2009’da sosyal medyadan tanıştığı Sezgi Kırıt’ı, tecavüz ettikten sonra öldüren O.K., M.M. ve A.K.’ye verilen ağırlaştırılmış müebbet ve 21’er yıl hapis cezası sanık avukatlarının yaptığı itiraz sonucunda bozuldu. Bölge İdare Mahkemesinde görülen davaya Adli Tıp Kurumu raporları gelmediği için duruşma 25 Mayıs’a ertelendi.

* Adana’da 23 Aralık 2017’de dini nikahlı karısı Gamze İlhan’ı öldüren S.U.’nun müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmasına Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanığın duruşmada cinayet gününe dair anlattıkları, olay sırasında orada bulunana tanık tarafından yalanlandı. Bir sonraki duruşma cinayet günü yaralanan tanığın dinlenmesine karar verildi.

Tecavüz

* Eskişehir’de tanımadığı E.A.’yı (20) takip edip, evinin önünde tecavüze teşebbüs eden T.D. (33) ve O.U.’nun (17) Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları davada karar duruşması görüldü. Nitelikli cinsel saldırı ve cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yargılanan T.D. suçu işlediğinin sabit olmaması gerekçesiyle oybirliğiyle beraat etti. O.U., hırsızlık suçundan 2,5 yıl hapise cezasına çarptırıldı. Savcılık mütalaasında T.D.’nin E.A.’nın ağzını kapatıp yolun karşısındaki kuytu garajın önüne götürerek, cinsel saldırıya teşebbüs ettiği savunmuş, E.A.’nın pantolonunda T.D.’nin DNA’sının bulunduğu belirtmişti. Savcı beraat kararına itiraz etti.

* Kocaeli’nde dokuz yıl önce yeni tanıştığı A.A.’ya evinde tecavüz eden iş insanı S.D.’ye verilen yerel mahkeme kararı delil yetersizliği nedeniyle Yargıtay tarafından bozuldu. Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinde tekrar açılan dosyaya yeni deliller ve tanıklar eklendi, sanık tekrar 13 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Şiddet – yaralama

* İzmir’de 10 ve 29 Ekim 2017’de öğrencisi ve sevgilisi G.B.A.’yı darp eden öğretim üyesi A.A. hakkında hakaret, tehdit ve yaralama suçlarından 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı. İddianame İzmir 25. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edildi. Davanın ilk duruşması 7 Temmuz’da.

* Adana’da karısı H.Ü.’yü darp eden ve telefonunu çalan Ş.Ü. tutuklu yargılandığı Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinde H.Ü.’nün şikayetini çekmesi üzerine yaralama suçundan beş ay hapis cezasına çarptırıldı, hükmün açıklanması geri bırakıldı. Sanık tahliye edildi.

* Adana’da Şubat 2018’de barışma teklifini reddeden karısı G.Ç.’yi (22) sokakta darp eden M.Ç. ve akrabası B.K. hakkında hazırlanan iddianame Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi. M.Ç., eşi kasten öldürmeye teşebbüs, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, silahla ve birden fazla kişi ile tehdit suçlarından 39 yıla kadar, B.K. 19 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanacak.

* İstanbul’da sistematik olarak şiddet uyguladığı ve boşanmak isteyen karısı G.E.’yi içeceği kahveye zehir koyarak öldürmeye teşebbüs ettiği iddia edilen C.E. tasarlayarak öldürmeye teşebbüsten yargılandığı davada G.E.’nin soyut ve çelişkili beyanları dışında mahkumiyet kararı gerektirecek bir delil bulunamadığı gerekçesiyle beraat etti. C.E. ilk ifadesinde suçunu itiraf etmiş, kahvenin içinde krozif madde (asit) bulunduğu tespit edilmiş, sanık hakkında tasarlayarak öldürmeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle dava açılmıştı.

* Adana’da 9 Aralık 2017’de boşanma aşamasındaki karısı K.Ö.’yü (32) barışma teklifini reddedince defalarca bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs eden H.Ö.’nün eşi kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 20 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Duruşmada, sığınma evinde kalan K.Ö., ‘Çocuklarımın gözü önünde bıçakladı. Beni sürekli tehdit ediyorlar. Bu yüzden şikayetçi olmak istemiyorum. Tek isteğim benden uzak dursun. Hayatıma karışmasın’ dedi. Sanık ise suçlamaları kabul edip, pişman olduğunu söyledi.

* Mardin’de 25 Aralık 2014’te silahla okul servisinin önünü kesip, eski sevgilisi H.Ç.’yi (17) darp ederek kaçıran R.O. ve ona yardım eden beş erkeğin Viranşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesinde tutuksuz yargılanmasına devam edildi. Görülen 14. duruşmada Mahkeme sanıkların tutuklanmasını reddetti. Müşteki avukatı, “Bu suç 17 çocuğa karşı işlenmiştir. H.’nin yaşam ve eğitim hakkı elinden alınmıştır. Okul Müdürlüğü onayı olmadan olay günü A.B. servis şoförlüğü yapmıştır. Bu da göstermektedir ki; tasarlayarak ve anlaşarak kız kaçırma vardır. Suç silahla işlenmiştir. Bu nedenle sanıklar tutuklanmalıdır.” dedi. İddianamede, R.O., okul servisinin asıl sürücüsü C.Ç., kayıtlarda ismi olmadan servis aracını kullanan A.B. ile Ö.D., H.O. ve A.D. hakkında ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘silahlı tehdit’ suçlarından 19’ar yıla kadar hapis cezası isteniyor. Görülen ilk duruşmadan sonra H.Ç. mahkemeden sanıklardan şiddet gördüğünü belirterek, koruma kararı istemişti. H.Ç. olaydan sonra okuldan alınmış, zorla ve erken yaşta kuzeniyle evlendirilmişti.

* İstanbul’da 16 Mart 2018’de eski karısı Z.Y.’yi uzaklaştırma kararının dolmasından üç gün sonra bıçakla yaralayan C.Ç.’nin zincirleme silahla tehdit, silahla kasten basit yaralama, silahla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 7 yıldan 22 yıla kadar hapis cezası istemiyle tutuklu yargılanmasına İstanbul Anadolu 34. Asliye Ceza Mahkemesinde başlandı. Duruşmada Z.Y., erkeğin sürekli kendisini tehdit ettiğini, defalarca adres değiştirdiğini ve ölmek istemediğini söyleyerek şikayetini yineledi. Müşteki avukatı, sanığın olayı tasarlayarak yaptığını bu yüzden sanığın, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması gerektiğini belirterek, mahkemenin görevsizlik kararı ile dosyayı Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermesini istedi. Mahkeme, müşteki Z.Y.’nin burnundaki yara izinin kalıcı olup olmadığının tespiti için Adli Tıp’tan rapor istenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

* Antalya’da arkadaşı E.U.’yu darp ettikten sonra banyoya kapatıp taciz eden Ç.Ç.’nin tutuklu yargılanmasına başlandı. Sanık duruşmada suçlamaları reddetti. Erkeğe olay günü iki saat direnen ve evden kaçarak kurtulan E.U. olayı detaylarıyla anlattı. Mahkeme, Ç.Ç.’nin tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 14 Mayıs’ta.

* Adana’da 22 Aralık 2017’de boşanma davası açan karısı D.T.’yi defalarca bıçaklayarak ağır yaralayan S.T.’nin Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılandığı davada Savcı mütalaasını verdi. Savcı, sanığın öldürmeye teşebbüs suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını istedi. Sanık hakkında hazırlanan iddianamede, sanığın cebir ve şiddet kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, eşi kasten öldürmeye teşebbüs, alenen hakaret ve silahlı tehdit suçlarından 41 yıl hapis cezasına çarptırılması talep edilmişti.

* Adana’da eşi E.P.’yi kemerle darp eden Z.E.P. hakkında eşe karşı silahla kasten yaralama ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmadan 11 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle Adana 17. Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı. İddianamede, kadının şikayeti üzerine tutuklanan sanıkla ilgili, Z.E.P’nin olaydan sonra savcılığa giderek şikayetinden vazgeçtiği, bunun üzerine de Z.E.P.’nin tahliye edildiği belirtildi.

* Adana’da boşanma davası açan karısı Ü.A.’yı komşusunun evinde darp eden A.S. hakkında basit yaralama, hakaret, silahla tehdit suçlarından dava açıldı. Adana 16. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede S.A’nın eşine ve üvey oğluna yönelik tehdit ve şiddet eylemlerinden 15 yıl, Ü.A.’nın ise kocasına yönelik yaralamadan dolayı 1 yıl 6 ay hapisle cezalandırılması istendi.

* İstanbul’da tanımadığı B.G.K.’yi sokakta darp eden A.K.G.’nin 1 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına Anadolu 45. Asliye Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmaya katılmadı. Mahkeme hakimi, sanık hakkında çıkartılan zorla getirme kararının tebliğ edilemediğini tutanağa geçirdi. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, sanığın silahtan sayılabilecek yüzük bulunan eli ile müştekiyi darp etmek suretiyle üzerine atılı suçu işlediği belirtilerek, silahla kasten yaralama suçundan, 6 aydan 1 yıl 6 aya kadar hapisle cezalandırılması talep edilmişti.

* Ankara’da Mart ayında seks işçileri B.Y., B.A. H.K.’yi tehdit edip, ücretlerini ödemeyen ve köpeklerini çalan polis memurları M.E. ve T.S. hakkında Ankara Ağır Ceza irtikap ve görevi kötüye kullanma suçlarından dava açıldı. Erkekler başka bir baskında sırasında yakalanmış, kadınların şikayetçi olmuştu.

Taciz

* İstanbul’da halk otobüsünde yolcu L.M.’yi (19) araçta alıkoyan ve konuşmak istediğini söyleyen şoför A.A. hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, şüphelinin müştekiyi rızası dışında araçtan indirmeyerek kısa süre de olsa alıkoyduğu ve konuşmak istediğini belirterek cinsel tacizde bulunduğunu öne sürüldü. Müştekinin kararlı tavırları nedeniyle olayın ileri boyutlara varmadığı ifade edilen iddianamede, A.A.’nın “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve cinsel taciz” suçlarından 18 yıla kadar hapsi istendi.

* İstanbul’da 11 Ağustos 2017’de komşusu V.D.’yi ve C.D.’yi teşhircilik yaparak taciz eden S.K. hakkında cinsel taciz suçundan üç yıla kadar hapis cezası istemiyle İstanbul Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı.

* İstanbul’da Ocak 2018’de metrobüste C.K. ve A.A.’yı taciz eden bulunan A.Ş. (52) tutuklu yargılandığı İstanbul 49. Asliye Ceza Mahkemesinde sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı ve cinsel taciz suçundan 3’er yıl 9’ar ay olmak üzerine toplam 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kararın ardından sanık yakınları müştekilere hakaret etti ve tükürdü.

* Kocaeli’nde otobüste tanımadığı D.Ç.’yi taciz eden R.S. (30) tutuksuz yargılandığı Kocaeli 4. Asliye Ceza Mahkemesinde 2 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Olay sırasında D.Ç., R.S.’nin tacizini cep telefonu kamerasıyla kaydetmiş, Kocaeli Kadın Emeği Kolektifi tacizcinin görüntülerini sosyal medyada paylaşmıştı. Bunun üzerine kimliği tespit edilen erkek gözaltına alınmıştı. R.S.’nin dava açılmasıyla belediyedeki işine son verildiği ifade edildi.

* İstanbul’da sunucu N.Ş.’yi telefon ve mesajla taciz eden iş insanı Ü.A. hakkında açılan davanın düşürülmesi üzerine N.Ş.’nin İstinaf Mahkemesine başvurması üzerine Ü.A.’nın tekrar yargılanmasına başlandı. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinde görülen duruşmada, sanığın bir sonraki duruşmaya zorla getirilmesine karar verildi. N.Ş.’nin şikayeti üzerine Ü.A. hakkında açılan davada kadının avukatı mahkemeye şikayetini çektiklerine yönelik dilekçe vermiş, Savcı, kadının avukatına verdiği vekaletnamede şikayetten vazgeçme yetkisi olmadığından, yeniden ifadesine başvurmuştu. N.S.’nin şikayetinden vazgeçmediğini söylemesi üzerine Ü.A. hakkında elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle cinsel taciz suçundan Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açılmış, İstanbul 39. Asliye Ceza Mahkemesi de N.S. ve avukatının defalarca şikayetçi olduklarını söylemelerine rağmen soruşturma aşamasında usule uygun olmadan verilen şikayetten vazgeçme dilekçesini dikkate alarak davayı düşürmüştü.

* Konya’da 3 Şubat’ta görevi gereği tanıştığı Mısırlı M.M.A.M.’yı (40) taciz ettiği öne sürülen göç idaresi müdürü A.B. (55) hakkında iddianame hazırlandı. Kadının oğlunun şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada, ifadesinin ardından serbest bırakılan ve hakkında idari soruşturma başlatılan A.B. emekliye ayrıldı. Soruşturmanın ardından ‘cinsel saldırı’ suçlamasıyla hazırlanan iddianamede A.B.’nin kadının evine ‘yardım’ bahanesiyle gittiği ve taciz ettiği öne sürüldü. İddianamede ‘cinsel saldırı’ suçundan istenen 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasının, sanığın suçu ‘kamu görevi nüfuzunu kötüye kullanarak’ işlediği gerekçesiyle 15 yıla çıkarılması talep edildi.

* Bolu’da 17 yaşında bir kadına cinsel istismarda bulunan M.Ç. (60) tutuklu yargılandığı Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde sarkıntılık suçundan önce 4 yıl, ardından da iyi halinden dolayı indirime giderek cezalı 3 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı, sanık tahliye edildi.

* İstanbul’da Z.Y.’yi telefonda taciz eden S.G. hakkında cinsel tacizden dava açıldı, sanık Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanacak.

Çocuk istismarı

* Antalya’da kaçırdığı S.Ö.’ye (14) cinsel istismarda bulunan E.Ö. (38) tutuksuz yargılandığı davada çocuğun nitelikli cinsel istismarından 13 yıl 4 ay, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmadan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Son duruşma S.Ö., erkekle kendi rızasıyla gittiğini söyledi. Sanık tutuklandı. E.Ö.’nün geçen şubat ayında bir internet sitesinin başlattığı ‘tecavüze idam istiyoruz’ imza kampanyasına destek verdiği ve sosyal medya hesabından “Çocuk istismarına tecavüze hayır” şeklinde paylaşımlar yaptığı da ortaya çıktı. Ayrıca sanığın hakkında daha önce de cinsel istismar dosyasının olduğu belirtildi.

* Diyarbakır’da 2016 yılında H.B.’ye (14) defalarca cinsel istismarda bulunan A.K. (29) Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılandığı davada çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılmadan toplam 32 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* Bingöl’de 26 Kasım 2017’de G.T.’ye (17) tehditle cinsel istismarda bulunan beş erkeğin Bingöl 1. Ağır Ceza Mahkemesinde tehdit ve şantajla cinsel istismardan yargılandığı davanın karar duruşması görüldü. Mahkeme heyeti sanıklardan S.V.’ye 27 yıl, Y.K.’ye 14 yıl, M.K.’ye 23 yıl 4 ay, F.K.’ye 38 yıl ve Ö.F.V.’ye 34 yıl hapis cezası olmak üzere toplam 136 yıl 4 ay hapis cezası verdi.

* Ankara’da bir oğlu ve dört kızına cinsel istismarda bulunan H.E.’nin çocuğun cinsel istismardan Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada karar duruşması görüldü. Mahkeme Heyeti, H.E.’ye, oğlan çocuğuna yönelik eylemleri nedeniyle “çocuğun cinsel istismarı” suçundan 12 yıl, en küçük kızına yönelik ifadeleri nedeniyle “Aile hukukundan kaynaklanan yükümlüğünün ihlali” suçundan 3 ay hapis cezası verdi. Mahkeme, mağdur 3 kıza yönelik eylemleri zaman aşımı kapsamında değerlendirip H.E.’ye başka ceza vermedi. Gerekçeli kararda, olayın 2002’de yüzeysel bir soruşturma ile geçiştirildiği, bunu fırsat bilen sanığın çocuklarını istismar etmeye devam ettiği belirtildi. Kararda, sanığın öz ve üvey tüm çocuklarına karşı 1996’dan itibaren cinsel istismarda bulunduğu vurgulandı.

* Bolu’da geçen yıl iş yerinde çalıştırdığı Z.B.’ye (15), C.B.’ye (14) ve B.M.’ye (18) cinsel istismarda bulunan iş yeri sahibi H.İ.’nin (63) yargılanmasına Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Tutuklu sanık duruşmada kendisine komplo kurulduğu iddia etti, müştekilerin hepsi istismar olaylarını anlatarak şikayetçi olduklarını söyledi.

* Erzurum’da iki yıl önce yeğeni M.B.’ye (19) cinsel istismarda bulunan amcası E.B. ve daha sonra evden kaçan ve yolda tanıştıkları M.B.’ye götürüp alıkoydukları bir evde cinsel istismarda bulunan F.A. (23), Ö.T. (22) ve Ö.F.Ç.’nin (22) yargılanmasına Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Tutuksuz yargılanan sanıklar ilk duruşmada suçlamaları reddetti. Hazırlanan iddianamede, amca E.B.’nin suç tarihinde M.B.’nin yaşının 17 olması nedeniyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 24 yıla, tehdit suçundan da 6 aydan 2 yıla kadar hapsi istendi. İddianamede, M.B.’nin Ö.T. ve Ö.F.Ç. ile rızası dahilince ilişkiye girdiğini belirtse de bulunduğu yer ve durum itibariyle başka seçeneği olmadığı için cinsel birliktelik yaşadığını beyan ettiğini vurguladı. Savcı bu nedenle Ö.T. ve Ö.F.Ç. hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan 12’şer yıl, cinsel amaçlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da 2 yıl 3 aydan 11 yıl 3 aya kadar hapis cezası verilmesini talep etti. İddianamede, evin sahibi F.A. için de cinsel amaçlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı ceza istendi. Mahkeme heyeti, M.B. ve tanık olan arkadaşı G.P.’nin dinlenmesi ve eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

* Kayseri’de 16 Ocak’ta baldızının kızı, yaşı küçük Ş.T.’ye cinsel istismarda bulunan M.B. tutuklu yargılandığı Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarı suçundan 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sanık, duruşmada suçlamaları reddetti. Olay, Ş.T.’nin rehber öğretmenin durumu fark etmesiyle ortaya çıkmış, Ş.T. bir mektupla istismar olayını anlatmıştı.

* İstanbul’da metrobüste tanımadığı Z.Ç.’ye cinsel istismarda bulunan A.A. tutuklu yargılandığı Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesinde 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* Konya’da yaşları 15’ten küçük dokuz öğrencisine cinsel istismarda bulunan O.A. (60) tutuklu yargılandığı davada adli kontrolle tahliye edildi. Sanık, her bir çocuk için çocuğun cinsel istismarı suçundan 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanıyor.

* İstanbul’da sevgilisinin kızı H.P.’ye (12) cinsel istismarda bulunan C.A.’nın çocuğun cinsel istismarı suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılanmasına İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Tutuklu sanık duruşmada suçlamaları reddetti. Duruşmaya gelen mağdure H.P. ise pedagog beyanı gözetilerek duruşma salonundan dışarı çıkarıldı. H.P.’nin anne ve babası şikayetçi olmadıklarını, sanığın bu eylemi gerçekleştirdiklerine inanmadıklarını söyledi. Duruşmada anne ve babanın şikayetini geri çekmesinin üzerine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı vekili, ‘Şikayetimiz devam ediyor’ dedi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanığın tutukluluğunun devamına karar verirken, eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

* İstanbul’da 2017 yılında 12 yaşındaki öğrencisi kıza cinsel istismarda bulunan öğretmen K.D. tutuklu yargılandığı İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesinde cebir ve şiddet kullanarak çocuğun cinsel istismarı suçundan 22 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

* Diyarbakır’da M.D.’ye (6) cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle 29 yıl hapis cezası istemi ile tutuklu yargılanan M.A.B.’ye indirim yapılarak verilen 11 yıl 8 ay hapis cezası Gaziantep İstinaf Mahkemesi tarafından az bulanarak bozuldu. 17. Ceza Dairesi, sanık M.A.B.’yi bu kez suçun zorla ve tehditle işlendiğini belirterek 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, sanığın tutukluluk halinin de devamına hükmetti. Suçun tek delilinin mağdur ve annesinin ifadeleri olduğunu belirten mahkemenin gerekçeli kararında, “Çelişkili olmayan ifadelere göre fiilin rızaya dayanmaksızın, doğrudan doğruya sanığın uyguladığı cebirle gerçekleştiği şüphesizdir. Kaldı ki; 6 yaşında bir çocuğun, başka birisinin cebri olmadan kendi rızası ile böyle bir fiilin mağduru olduğunu kabul edebilmek mümkün değildir. Mağdurun anne ve babası şikayetten vazgeçmişseler de; mağdur avukatının şikayetten vazgeçmeyi kabul etmemesi ve duruşmaları takip edeceklerini beyan etmesi doğrultusunda, mağdurun sıfatı katılan olarak mahkememizce kabul edilmiştir’ denildi. Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan M.A.B., 3 Mart 2017 tarihinde 14 yıl hapis cezasına çarptırılmış. Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkilerini indirim sebebi kabul eden mahkeme, cezayı 11 yıl 8 aya indirmişti.

* Muğla’da tanımadıkları C.K. (42) ve N.H.B.’yi (36) darp eden M.O. (44) ve iki erkek çalışanının kasten yaralama ve basit yaralama suçlarından 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmalarına Bodrum 4. Asliye Ceza Mahkemesinde devam edildi. Tutuksuz sanıklar savunmalarında suçlamayı kabul etmezken, duruşma ertelendi.

* Uşak’ta sevgi evlerinde kalan 28 çocuğa cinsel istismar ve işkencede bulundukları iddia edilen 16 yurt görevlisinin yargılanmasına Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesinde başlandı. Davanın ilk duruşmasına tutuksuz olarak yargılanan 16 sanık ile mağdur çocukların avukatları katıldı. İddianamede 28 çocuğa işkence, demir askılarla dayak, hakaret, cinsel taciz uygulandığı iddiaları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı müfettişlerinin raporları kaynak gösterilerek yer aldı. Sanık olarak yargılanan 16 yurt görevlisinin, engelli çocuklara bile işkence, dayak ve kötü muamele ettiği de iddianamede geçti. Uşak Barosu Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu, davaya mağdurlar yönünden müdahillik talebinde bulundu. Komisyon adına söz alan avukatlar; olayda işkence ve nitelikli cinsel istismar suçunun oluştuğunu, bu sebeple görevli mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesi olduğunu ve sanıkların bir kısmının halen kamu görevlisi olması sebebiyle mağdurlara, tanıklara ve toplanacak delillere etki edebilme ihtimali olması sebebiyle tutuklanmalarını talep etti. Uşak Barosu’nun tutuklama talebi reddedilirken, görevsizlik itirazı ise bir sonraki celse değerlendirilecek. Duruşmada dinlenmeyen mağdurlar, sanıklar, tanıkların ve duruşmada hazır olmayan Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünün dinlenmesi 26 Eylül 2018 tarihine bırakıldı.

* İzmir’de iki yıl önce iş arkadaşlarının kızı Y.N.K.’ye (14) cinsel istismarda bulunan M.G. (44) yargılandığı İzmir Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve hürriyeti tehditten 36 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* Erzurum’da altı yıl önce B.G.’ye (16) cinsel istismarda bulunan Y.A.G.’nin (34) yargılandığı dava B.G.’nin şikayetçi olmaması nedeniyle düşürüldü. Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinde sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçundan 10,5 yıla kadar, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davanın karar duruşmasında Y.A.G. hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan B.G.’nin şikayetçi olmaması nedeniyle düşme kararı verildi. Baro tarafından atanan avukatın ve baba A.G.’nin davayı temyiz etmesi üzerine dosya Yargıtay 14. Ceza Dairesinde görüldü. Yargıtay, ‘Kovuşturma evresinde 15 yaşından büyük olup, kendisini duruşma günü usulüne uygun tebliğ edilmesine karşın duruşmaya katılmayıp kamu davasını takip etmeyen mağdureye yaş küçüklüğü nedeniyle tayin edilen vekilin hükmü temyizde hakkı bulunmadığından talebin reddine’ denildi. Yargıtay, bu nedenle ‘cinsel istismar’ suçundan düşme ve beraat kararlarını onadı. B.G.’nin babasının itirazını ise yerinde bularak Y.E.A. ve annesi H.A. hakkında ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak’ suçundan verilen beraat kararını kanuni temsilcisinin bilgi ve rızası dışında evi terk eden mağdureyi, ailesini veya yetkili makamları haberdar etmeksizin yanlarından tuttukları için bozdu.

* Antalya’da, 9 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan A.Ö.’nün 5 aylık tutukluluk süresinden sonra adli kontrolle tahliye kararına annesi F.Y. ve davaya müdahil olan sivil toplum örgütleri, ‘reddi hakim’ talebi üzerine Hakim davadan çekildi. Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada A.Ö. çocuğun zincirleme nitelikli cinsel istismarı, cinsel amaçlı çocuğu zorla hürriyetten yoksun kılma,tehdit ve kasten yaralama suçlarından 90 yıl hapis istemiyle yargılanıyor.

* Bursa’da Kasım 2017’de 18 ve 15 yaşlarındaki iki kızına sistematik olarak cinsel tacizde bulunduğu için tutuklanan ve Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen son duruşmada tahliye edilen Ç.A. yapılan itiraz üzerine tekrar tutuklandı. Duruşmada Savcı, sanığın tutukluluğunun devamını istedi, Mahkeme oy çokluğu ile tutuksuz yargılanmasına karar verdi. Anne ile Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü avukatları karara bir üst mahkemede itiraz etti. İtirazı değerlendiren üst mahkeme sanığı yeniden tutukladı. Görülen son duruşmada sanık suçlamaları reddetti.

* Antalya’da üvey kızı A.K.’ya (12) üç yıl boyunca cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle hakkında açılan davada beraat eden Y.R. kararının bozulması üzerine tekrar yargılandığı davada 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada sanık, çocuğa yönelik nitelikli cinsel istismar suçunu birden fazla işlediği gerekçesiyle 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza iyi hal indirimiyle 25 yıla indirildi. Mahkeme, A.K.’nın iç muayenesinde çatlama ve zorlama tespit etmesine rağmen teyze S.Ö.’nün ifadesine göre; “Kızın adı çıkar rapor yazamam” dediği iddia edilen Jinekolog F.D. hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.

* Diyarbakır’da, 2007 yılında zorla girdikleri evde M.Ç.’ye (13) defalarca cinsel istismarda bulunan K.G. (24) ve yeğeni M.G.’ye (17) verilen 7,5 yıl ve 6 yıl hapis cezası Yargıtay tarafında bozuldu. Yeniden yargılanan sanıklardan K.G. 22,5 yıl ve M.G.12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak mahkeme, daha önceki kararın sanıkların aleyhine temyiz edilmemesi nedeniyle, bu kararı sanıkların kazanılmış hakkı sayıp, Yargıtay’ın bozma ilamı öncesi verilen cezanın infazına karar verdi. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan K.G., 22 Eylül 2011 tarihinde 7 yıl 6 ay, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan M.G. ise 19 Ocak 2012’de 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanık avukatlarının karara itiraz etmesi üzerine dosyaları inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesi, her iki sanık hakkında da eksik gerekçelerle hüküm verildiğini belirterek, 26 Şubat 2014 tarihinde kararları bozdu. Yargıtay kararı üzerine K.G. ve M.G.’nin yeniden yargılanmasına başlanırken, her iki dosyanın 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde birleştirilmesine karar verildi. Yeniden yapılan yargılamada Mahkeme, 7,5 yıl hapis cezasına çarptırdığı K.G.’yi herhangi bir indirim uygulanmadan ve 3 kez ceza artırımı yaparak 22,5’ar yıl hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme, M.G.’nin cezasını, suç tarihinde 18 yaşından küçük olduğu için önce 15 yıla, 18 yaşından küçük çocuğa verilecek cezanın 12 yıldan fazla olamayacağı nedeniyle de 12 yıla indirdi. Cezada iyi hal indirimi uygulamadı. Mahkeme, daha önceki kararın sanıkların aleyhine temyiz edilmemesi nedeniyle, bu kararı sanıkların kazanılmış hakkı sayıp, Yargıtay’ın bozma ilamı öncesi verilen cezanın infaz edilmesine karar verdi. Sanıklara verilen hapis cezası, mahkeme başkanının muhalefet şerhi nedeniyle oy çokluğu ile alındı.

Çocuğun çocuğa istismarı

*Eskişehir’de yedi yıl önce 14 yaşındaki sevgilisine cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle hakkında dava açılan E.D. (24) yargılandığı Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinde tecavüz olayı gerçekleştiği tarihte mağdurun 14 yaşında olması gerekçesiyle çocuğun cinsel istismarından 6 yıl 8 ay, hürriyeti yoksun kılmaktan 3 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Görülen son duruşmada sanık, sevgilisi olduğu sürülen kadınla nişanlandığını söyledi, kadın da şikayetinden vazgeçtiğini ifade etti. E.D. yedi yıl önce şikayet üzerine tutuklanmış, Yargıtay’ın bozma kararının ardından serbest bırakılmıştı.

* İzmir’de 2 Mart 2017’de S.K.’ya cinsel istismarda bulunan, olay tarihinde yaşları 18’den küçük olan S.S., O.Ö., O.Y. ve M.C.’nin tutuklu, altı erkeğin tutuksuz olarak Aydın 1. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları davanın ilk duruşması görüldü. İlk duruşmada tutuklu sanıklar mevcut delili durumu ve tutukluluk süreleri gerekçesiyle tahliye edildi. 2 Mart 2017’de S.K., kendisine şantaj yapılarak 200 erkeğin tecavüzüne uğradığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuş, soruşturma kapsamında gözaltına alınan yaşı küçük 10’dan fazla erkeğin 6’sı tutuklanmış, soruşturma süresince ikisi tahliye edilmişti.

* Kastamonu’da Haziran 2016’da komşusunun kızı 4 yaşındaki N.Ö.’ye cinsel istismarda bulunan F.Y.’nin (16) Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde tutuksuz yargılandığı davada karar duruşması görüldü. Mahkeme Heyeti, F.Y.’yi küçük yaştaki çocuğa cinsel istismar suçundan 8 yıl, hürriyeti yoksun bırakma suçundan da 4 yıl hapis cezasına çarptırdı. F.Y. tutuklandı.

Bu korkunç iddiaların yer aldığı davanın duruşması geçtiğimiz gün Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleştirildi. Mahkeme başkanı Tamer Keskin’in ret oyuna karşılık TCK 103. Maddeden yargılanan zanlı baba Ç.A diğer iki üyenin oyları ile tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Duruşma savcısı Serkan Yıldız da tutukluluğun devam etmesini istedi. Anne ile Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü avukatları karara bir üst mahkemede itiraz etti. İtirazı değerlendiren üst mahkeme iddiaların odağındaki babayı yeniden tutukladı. (BB/ÇT)

Erkek Şiddeti Nisan 2018

Nisan’da basına yansıyan erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakalarının gün gün tam listesi…

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Nisan’da en az 20 kadın, 2 çocuk ve beş erkeği öldürdü; dört kadına tecavüz etti; 63 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 30 kadını taciz etti; 37 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 28 kadını yaraladı.

Erkekler 2018’in dört ayında en az 72 kadın ve yedi çocuk öldürdü; 26 kadına tecavüz etti; 75 kadını taciz etti; 229 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 124 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 141 kadını yaraladı.

1 Nisan

Çocuk İstismarı

* Aydın’da G.K., kızı N.K.’ya (10) cinsel istismarda bulundu. Olay, N.K.’nin öğretmeninin şüphesiyle ortaya çıktı. G.K.’nin 1,5 yıldır kızına cinsel istismarda bulunduğu, karısı M.K. ile ilişkiye girerken zorla N.K.’ye izlettirdiği ifade edildi. G.K. tutuklanırken, M.K. adli kontrolle serbest bırakıldı. M.K. ifadesinde G.K.’den korktuğu için şikayetçi olmadığını söyledi.

* Burdur’da yetişkin H.K., 14 yaşında kıza cinsel istismarda bulundu. Olay, kızın öğretmenin şüphesiyle ortaya çıktı. H.K. tutuklandı.

2 Nisan

Seks İşçiliğine Zorlama

* Antalya’da U.A.A. ve A.O., beşi Türkiye vatandaşı olmayan dokuz kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

* İstanbul’da M.S., T.Ö. ve C.S.B., üçü Türkiye vatandaşı olmayan beş kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Gözaltına alınan erkeklerden M.S. adliyeye sevk edildi, diğer iki erkek ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

Taciz

* İstanbul’da halk otobüsü şoförü A.A., yolcu L.M.’yi (19) otobüste alıkoydu, aracın ışıklarını kapattı, konuşmak istediğini söyleyerek inmesini engelledi. L.M.’nin ailesini araması üzerine aracın kapılarını açtı. L.M.’nin şikayeti üzerine gözaltına alınan A.A. hakkında iddianame hazırlandı, A.A.’nın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve cinsel taciz suçlarından 18 yıla kadar hapsi istendi. Hazırlanan iddianamede şüphelinin müştekiyi rızası dışında araçtan indirmeyerek kısa süre de olsa alıkoyduğu ve konuşmak istediğini belirterek cinsel tacizde bulunduğunu öne sürüldü, müştekinin kararlı tavırları nedeniyle olayın ileri boyutlara varmadığı ifade edildi. (Şubat ayında yaşanan bu olay 2 Nisan’da basına yansıdı)

3 Nisan

Çocuk İstismarı

* Ankara’da Y.Ç. (35), kızı S.Ç.’ye (15) cinsel istismarda bulundu. Olay kızın annesine anlatmasıyla ortaya çıktı. Gözaltına alına Y.Ç. ifadesinde Eylül 2017’den beri S.Ç.’ye cinsel istismarda bulunduğunu söyledi, çocuğun cinsel istismarından tutuklandı. Y.Ç.’nin gözaltına alınmadan önce mahalleli tarafından götürüldüğü ormanlık alanda darp edildiği ve itirafa zorlanarak görüntülerinin kaydedildiği ifade edildi.

Cinayet Teşebbüsü

* Adana’da hükümlü İ.B., karısı F.B.’nin bir erkekle ilişkisi olduğunu öne sürerek, kadını öldürmek için cezaevinden kaçtı. Durumu öğrenen polis, erkeği Adana’daki adresine yakın bir yerde yakaladı. “Namusumu temizlemek için kaçtım” diyen erkek tekrar cezaevine gönderildi.

Çocuk İstismarı

* Diyarbakır’da öğretmen A.K. (42), 14 yaşındaki kız öğrencisine cinsellik içerikli mesajlar göndererek cinsel istismarda bulundu. Ailenin şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. A.K. hakkında çocuğun cinsel istismarından 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. (17 Kasım 2017’de yaşanan bu olay A.K. hakkında dava açılmasıyla basına yansıdı)

Taciz

* Kocaeli’de bir erkek tanımadığı M.K.’yi halk otobüsünde cinsel organını göstererek taciz etti. M.K., erkeği otobüs şoförü N.K.’ye şikayet etti. N.K. erkeği darp ettikten sonra polis ekiplerine haber verdi. Erkek gözaltına alındı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da Ç.A., boşanma davası açan karısı oyuncu M.S.’yi darp etti, yüzüne içecek kutusu fırlattı. Kadının şikayeti üzerine Ç.A. altı ay uzaklaştırma kararı verildi.

4 Nisan

Seks İşçiliğine Zorlama

* Antalya’da beş erkek iki Ukraynalı, üç Özbekistanlı, bir Kırgızistanlı, iki Gürcistanlı, bir Türkmenistanlı ve bir Türkiyeli olmak üzere 10 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

5 Nisan

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da bir erkek ve iki kadın sokakta önünü kestiklerini bir kadını darp etti.

* Ankara’da bir grup erkek, seks işçisi bir trans kadına sokakta sopalarla saldırdı. Kadın, bir kadın arkadaşının aracıyla olay yerinden uzaklaştı, erkekler kadınları bir süre takip, havaya ateş açtı. Kadınların ısrarlı şikayeti üzerine gözaltına alınan erkekler karakolda kadınlara “ibnesiniz diye saldırdık” dedi, üzerlerine yürüdü. İfadeleri alınan erkekler serbest bırakıldı.

Çocuk İstismarı

* Antalya’da öğretmen N.D. (44), öğrenci B.M.’ye (13) kütüphanede cinsel istismarda bulundu. Erkek tutuklandı.

* Aydın’da öğrenci servisi şoförü A.B. (61) öğrenci E.K.’ye (15) serviste cinsel istismarda bulundu. Erkek tutuklandı.

* Denizli’de M.Ç. (26) küçük yaşta bir kız çocuğunu kaçırdı. 11 suçtan aranan ve beş ilde küçük yaşta kız çocuklarını kaçırdığı ileri sürülen erkek saklandığı ve yaşadığı ormanlık alanda yakalandı. (Kaçırılan kız çocuklarıyla ilgili bilgi haberlere yansımadı)

* Ankara’da A.D. (73) 12 yaşındaki kağıt toplayıcısı kız çocuğuna sokakta cinsel istismarda bulundu. 22 Mart’ta erkekler sosyal medyaya yansıyan görüntülere dayanarak olayın faili olmayan bir erkeği darp etti. Gözaltına alınan A.D.’nin iki oğlan çocuğuna da cinsel istismarda bulunduğu ortaya çıktı. A.D. tutuklandı. (Mart ayında yaşanan bu olay, failin yakalanmasıyla 5 Nisan’da basına yansıdı)

6 Nisan

Cinayet

* Kocaeli’de E.G. (41) kızı Rana Güllü’yü (17) evde tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. (Cinayetin sebebi haberlere yansımadı)

Şiddet/Yaralama

* Adana’da bir erkek kardeşi B.B.’yi (21) bir ay boyunca evde alıkoydu, giyim tarzını değiştirmediği için saçlarını zorla kazıttı. B.B. erkeğin olmadığı bir anda evden kaçtı, erkekten şikayetçi olmadı, talebi üzerine sığınma evine yerleştirildi. Erkeğin iki ay önce B.B.’nin çalıştığı iş yerinden ayrılmasına sebep olduğu ifade edildi.

* İstanbul’da S.F., sistematik olarak şiddet uyguladığı karısı B.F.’yi evde darp etti. Olay sırasında B.F. evdeki av tüfeğiyle erkeği öldürdü. Cinayetten sonra teslim olan B.F. önce suç vasfının değişme ihtimali ve suçun meşru müdafaa sınırları içinde kalabileceği gerekçesi serbest bırakıldı, 13 Nisan’da savcının itirazı üzerine kasten öldürmeden tutuklandı.

* İstanbul’da taksi şoförü Y.A., yolda kendisini hatalı olduğu için uyaran sürücü N.A.’ya önce küfür etti, sonra aracından inerek darp etti, fotoğraf çekmek için telefonuna yönelen kadını kollarından tutarak aracın kapısına sıkıştırdı. Erkek olaydan sonra kaçtı. Y.A. darp raporu olarak şikayetçi oldu.

Çocuk İstismarı

* Muğla’da bir okulda müdür yardımcısı D.B., yaşları 12-13 olan sekiz öğrenci kıza cinsel istismarda bulundu. Olay, kızların ailelerine ve öğretmenlerine anlatmasıyla ortaya çıktı. Gözaltına alınan D.B. tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından görevden uzaklaştırıldı.

8 Nisan

Cinayet / Çocuk İstismarı

* Tekirdağ’da H.B. (47) karısı Güzel Belli’yi (44) ve üvey oğulları Ardınç Edirne (10) ve Arda Edirne’yi (12) sert bir cisimle yaraladıktan sonra boğarak öldürdü. Erkek, cinayetten sonra üvey kızı M.Y.’yi (14) silah tehdidiyle kaçırdı, götürdüğü ormanlık alanda tecavüz etti.  H.B. yakalandı, ilk ifadesinde cinayetleri kadının kendisine “pezevenk” dediği için işlediğini söyledi. Dört ay önce fuhşa aracılık yapmaktan tutuklanan H.B.’nin bir hafta önce tahliye olduğu, Güzel Belli’ye çocuklarını öldürmekle tehdit ederek zorla seks işçiliği yaptırdığı ifade edildi.

Cinayet

* Antep’te H.Ç. sürücü kursunda çalışan tanıdığı Betül Altıntaş’ı (23) iş yerinde defalarca bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. H.Ç. ilk ifadesinde kadınla üç yıldır sevgili olduklarını, kendisini oyaladığını düşündüğü için cinayeti işlediğini söyledi.

Şüpheli Ölüm

* Bursa’da 45-50 yaşlarında kadın cesedi bir barajın kenarında bulundu.

9 Nisan

Seks İşçiliğine Zorlama

* Bartın’da 15’i erkek 25 kişi, sekiz kadını tehditle seksi işçiliğine zorladı. 25 kişi gözaltına alındı.

10 Nisan

Cinayet

* İstanbul’da V.H. (25) eski karısı Derya Çolak’ı (27) sokakta başından tabancayla vurarak ağır yaraladı, ardından intihar etti. Derya Çolak’ın açtığı boşanma davasının yeni sonuçlandığı ve kadının bir süre önce evden ayrıldığı ifade edildi. Çolak bir hafta sonra hastanede hayatını kaybetti.

İntihara Teşebbüs

* Antep’te kocası ve halası olan kayınvalidesi tarafından sistematik olarak psikolojik şiddete maruz kaldığı ifade edilen ve erken yaşta evlenen Ö.K. (23) kayınvalidesiyle tartıştıktan sonra 3 ve 5 yaşlarındaki iki çocuğunu öldürdü ve intihara teşebbüs etti. Ö.K. yaralı olarak tutuklandı ve cezaevine sevk edildi. Hamile olduğu öne sürülen Ö.K., intihar teşebbüsünden önce yazdığı notta psikolojik sorunları olduğunu, destek istediğini ve kocasından ve kayınvalidesinden gördüğü şiddeti ifade etti.  Ö.K.’nin çocuklarından birinin sara hastası olduğu, kadının bu yüzden çocuklarını öldürdüğü öne sürüldü.

Şiddet/Yaralama

* Kocaeli’de bir statta görevli İ.,  belediye meclis üyesi D.T.’yi oturduğu yerden kaldırmaya çalıştı, kadının kalkmaması üzerine bağırdı ve darp etmekle tehdit etti. Erkeğin saldırısı üzerine D.T., basın çalışanları ve protokol üyeleriyle stadı terk etti.

Çocuk İstismarı

* Ankara’da sosyal medyada polis profili kullanarak kendisini tanıtan yetişkin A.T. buluştukları evde S.T.’ye (14) cinsel istismarda bulundu. Erkek tutuklandı. A.T.’nin üçü taciz olmak üzere beş suçtan sabıkasının olduğu ifade edildi.

Çocuğun Çocuğa İstismarı

* Bolu’da yaşları 15-17 olan M.T., M.R.K., M.C. okul arkadaşları M.C.’ye (16) bir yıl boyunca ilişki görüntülerinin şantajıyla cinsel istismarda bulundu. M.C.’nin şikayeti üzerine gözaltına alınan erkekler tutuklandı. M.C.’nin geçen yıl M.T. ile sevgili olduğu, M.T.’nin ilişki görüntülerini kaydedip erkek arkadaşlarıyla M.C.’ye şantaj yapmaya başladığı ifade edildi.

11 Nisan

Cinayet

* Nevşehir’de bir üniversitede öğretim görevlisi S.B., eski sevgilisi, aynı bölümde öğrenci Kübra Nur Yılmaz’ı (24) eski sevgilisiyle tekrar birlikte olduğu için bir arazide tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. S.B.’nin başka bir kadınla evli olduğu ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* Samsun’da S.B. babası Ö.B. ile birlikte, boşanma davası açan karısı T.G.B.’yi adliyede darp etti. T.G.B. hastaneye kaldırılırken kaçan erkeklerden S.B. gözaltına alındı.

* Karaman’da S.B. (44) karısı N.B.’yi (37), oğlu N.B. (18), kayınpederi B.B.’yi (56) bıçakla yaraladı. Karısı N.B.’nin hayati tehlikesinin sürdüğü ifade edildi. Erkek olaydan sonra kaçtı.

Taciz – Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da bir şirketin CEO’su H.H. otelde tanıştığı otel çalışanı Z.P.’yi (29) taciz ve darp etti. Z.P.’nin H.H. ile otelde tanıştığı, bir süre arkadaşlık yaptıkları ifade edildi. Z.P.’nin şikayetinden sonra H.H. de tehdit edildiği gerekçesiyle şikayetçi oldu ve Z.P.’ye üç ay uzaklaştırma kararı verildi.

Dijital Taciz

* Kocaeli’de M.S. sosyal medyada birden fazla kadını mastürbasyon yaptığı görüntüleri yollayarak taciz etti. Kadınların şikayeti üzerine M.S. hakkında Siber Suçlar Birimi tarafından soruşturma başlatıldı, M.S. aranıyor.

12 Nisan

Tecavüz

* Bolu’da S.S., otostop çeken bir kadına götürdüğü ıssız arazide tecavüz etmeye çalıştı. Kadın erkeğin elini ısırarak kaçtı. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek adliyeye sevk edildi.

Taciz

* Edirne’de bir diyaliz merkezinde çalışan S.Y., soyunma odasına gizlediği kamera ile kadın çalışan ve hastaların görüntülerini kaydetti. Erkek tutuklandı.

Tehdit

* Adana’da tutuklu H.Ö. (37) öldürmeye teşebbüs ettiği karısı K.Ö.’yü (32) hakkında açılan davanın duruşması öncesi öldürmekle tehdit etti. K.Ö., duruşmada tehdit edildiği için şikayetçi olmadığını söyledi. H.Ö.,  9 Aralık 2017’de  hakkında uzaklaştırma cezasının bittiği gün K.Ö.’yü evinde defalarca bıçaklayarak ağır yaralamıştı. H.Ö., Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılanıyor.

13 Nisan

Cinayet

* Kırklareli’de B.Y. (31), sevgilisi Esen Dülger’i (26) başka erkeklerle ilişkisi olduğunu düşündüğü için boş bir arazide otomobil içinde tabancayla öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. B.Y.’nin başka bir kadınla evli olduğu ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Batman’da iki yetişkin erkek, 10-14 yaşlarındaki yeğenlerine cinsel istismarda bulundu. Erkekler hakkında soruşturma başlatıldı, olayla ilgili Valilik tarafından yayın yasağı getirildi.

Şiddet – yaralama

* İstanbul’da C.Ç. hakkındaki uzaklaştırma kararının bitiminden üç gün sonra eski karısı Z.Y.’yi sokakta barışma teklifini reddettiği için yüzünden birkaç defa bıçaklayarak yaraladı. Olay sırasında öldürmekle tehdit etti. Erkek hakkında Asliye Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Hayatta kalan Z.Y.  duruşmada, erkeğin sürekli kendisini tehdit ettiğini, defalarca adres değiştirdiğini ve ölmek istemediğini söyleyerek şikayetini yineledi. (16 Mart’ta yaşanan bu olay, erkeğin yargılanmasıyla 13 Nisan’da basına yansıdı)

14 Nisan

Cinayet

* Niğde’de Y.G. (38) karısı Rezzan Gündoğan’ı (34) evde, karısıyla ilişkisi olduğu öne sürülen kuzeni İshak Gündoğan’ı (37) bulunduğu kahvede tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. Y.G.’nin yurtdışında çalıştığı, izinle Niğde’ye geldiği ve cinayeti söylenti üzerine işlediği ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* Tekirdağ’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan E.B. (52) boşanma davası açan karısı H.B.’yi (50) sokakta tornavidayla defalarca vurarak darp etti. Hastaneye kaldırılan H.B.’nin bir gözünü kaybetme tehlikesi bulunduğu ifade edildi. Olaydan sonra kaçan erkek yakalandı.

* Ankara’da C.B., eski karısı S.B.’yi işyerinin önünde sokakta tabancayla üç el ateş ederek yaraladı. Erkek kaçtı. S.B.’nin açtığı boşanma davasının yeni sonuçlandığı ifade edildi.

Taciz

* Isparta’da ve Konya’da C.Ö. (34) son bir ay içerisinde tanımadığı dokuz kadına farklı zamanlarda cinsel tacizde bulundu. Konya’da yakalanan erkek tutuklandı.

* İstanbul’da M.Ö., ısrarla takip ettiği oyuncu B.Ö.’yü bir filmin gala gecesinde kolundan tutarak zorla dışarıya çıkartmaya çalıştı. Erkeğe B.Ö.’nün arkadaşları müdahale etti. M.Ö. gözaltına alındı. M.Ö.’nün daha önce de kadını sosyal medyada taciz ettiği ifade edildi.

15 Nisan

Çocuk İstismarı

* Aydın’da İ.E. (45), 13 ve 15 yaşlarında olan iki kızına cinsel istismarda bulundu. Kız çocukları,  hareketlerinden şüphelenen yakınlarına İ.E.’nin kendilerine iki yıldır cinsel istismarda bulunduğunu söyledi. Erkek tutuklandı. Kızlar devlet korumasına alındı.

* Bartın’da R.A. (60), öğrenci yurdunun önünde teşhircilik yaparak çocukları taciz etti. Çocukların şikayeti üzerine yakalanan ve daha önce hakkında taciz suçundan işlem yapıldığı belirtilen erkek adliyeye sevk edildi.

Şiddet

* Bursa’da karısının kendisini aldattığı düşüncesiyle cezaevinden firar eden Y.D.  (27), kayınpederi Mahmut Çiftçi’yi öldürdü, ardından kayınvalidesinin evini ateşe verdi, pompalı tüfekle çevreye ateş etti. Y.D., rehin tuttuğu ev sahibi erkek M.M.’yi ayağından yaraladı. Y.D. gözaltına alındı. Y.D. ilk ifadesinde karısının kendisini aldattığını ileri sürdü ve bu yüzden cezaevinden kaçtığını söyledi.

* Adana’da H.Ö. (37), boşanma aşamasında olduğu karısı K.Ö.’yü (32) barışma talebini reddedince 10 yerinden bıçaklayarak yaraladı.

16 Nisan

Cinayet / Toplumsal Cinsiyet Temelli Olmayan Cinayet

* Kırıkkale’de şizofreni tedavisi gören A.K. engelli annesi Recebiye Kalkan ve engelli babası Metin Kalkan’ı tabancayla öldürdü. A.K. gözaltına alındı.

Seks İşçiliğine Zorlama

* İstanbul’da İ.Ç. ve E.K., tehditle Özbekistanlı U.M. ve Azerbaycanlı T.Ş.’ye zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

17 Nisan

Cinayet

* Adana’da İ.C. (27) anneannesi Elif Tul’u (83) çarşafla boğarak öldürdü, 1000 lirasını çaldı. Erkek cinayetten sonra Elif Tul’un taziyesine katıldı. Otopside kadının boğularak öldürüldüğü belirlendi. İ.C. yapılan çapraz sorguda cinayeti itiraf etti, tutuklandı.

Şiddet/Yaralama    

* Konya’da C.Ö. karısı M.Ö.’yü sigara almayı unuttuğu için evde darp etti, ardından babasının evine gitti. M.Ö.’nün darp olayını anlattığı iki erkek kardeşi C.Ö.’nün bulunduğu evi tüfekle bastı, çıkan kavgada C.Ö. kayınbiraderi Fatih Sağaslan’ı bıçakla öldürdü, diğer kayınbiraderini yaraladı.

Taciz

* Aydın’da bir erkek yangın merdiveninden girdiği kız öğrenci yurdunda dört kız öğrenciyi odalarını gözetleyerek taciz etti. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Çocuk İstismarı

* Denizli’de yetişkin B.A. tanımadığı yaşı küçük iki kıza sokakta farklı zamanlarda cinsel istismarda bulundu. Gözaltına alınan erkek adliyeye sevk edildi.

18 Nisan

Cinayet

* Kocaeli’de D.G. (45) dini nikahlı karısı Serpil Ertekin’i (43) kıskandığı için evde tabancayla defalarca el ateş ederek öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. Serpil Ertekin’in geçen yıl bir siyasi partinin kadın kolları başkanı olduğu ifade edildi.

* Denizli’de M.Ö. (28) birlikte yaşadığı ve üç gün önce ayrılan sevgilisi Azerbaycan asıllı Türkay İsayova’yı (33) evde darp ederek öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. M.Ö.’nün kadına sistematik olarak şiddet uyguladığı, çocuğunu tehdit ettiği, kadının erkekten daha önce şikayetçi olduğu ama işlem yapılmadığı ifade edildi.

Taciz

* Kayseri’de Ö.D. (26), tanımadığı N.K. (21) ve G.N.L.’yi (23) bir konserde sarkıntılık ederek taciz etti. Kadınların tepki göstermesi üzerine Ö.D. yanındaki bir kadınla birlikte, taciz ettiği iki kadını darp etti. Kadınların şikayeti üzerine Ö.D. hakkında cinsel saldırıdan işlem başlatıldı.

Tecavüz

* Antalya’da taksi şoförü N.A. (51), yolcusu zihinsel engelli B.Ç.’ye (18) götürdüğü ormanlık alanda tecavüz etti. Olaydan sonra kaçan erkek ‘cinsel saldırı’ ve ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçlarından adliyeye sevk edildi.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Antalya’da üç erkek, tehditle dört kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

19 Nisan

Tecavüz

* Antalya’da A.A. (40), evine bırakma bahanesiyle aracına çağırdığı S.T.’ye (30) götürdüğü boş bir arazide bıçak tehdidiyle tecavüz etti, darp ettikten sonra araçtan attı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Adana’da dokuz erkek, tehditle 23 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı, kadınların kazandığı paralara el koydu. Erkeklerin ekonomik açıdan zor durumda bulunan kadınları kandırıp farklı işler için 1 yıllık sözleşme imzalattıkları, sözleşmeleri bozmaları durumunda kendilerini ya da akrabalarını öldürmekle tehdit ederek çalıştırdıkları ifade edildi. Gözaltına alınan erkekler tutuklandı.

Taciz

* Sakarya’da V.K., tanımadığı 21 yaşındaki bir kadını sokakta elle sarkıntılık ederek taciz etti. Kadının şikayeti üzerine yakalanan erkek cinsel tacizden tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Çanakkale’de 25-30 yaşlarında bir erkek bir parkta tanımadığı lise öğrencisi kızları teşhircilik yaparak taciz etti. Erkek aranıyor.

Faili Belirlenememiş Cinayet

* İstanbul’da beş yaşında bir kız çocuğunu öldürüldü, cesedi bir barajda bulundu. Cinayetle ilgili soruşturma başlatıldı.

İntihar iddiası

* Adana’da G.K.’nin (18) baraja atlayarak intihar ettiği öne sürüldü. Olayla ilgili ifadesi alınan G.K.’nin sevgilisi Y.A., kadından bir süre önce ayrıldığını, birkaç gün önce kendisine intihar edeceğine dair mesaj attığını söyledi.

20 Nisan

Çocuk İstismarı

* Aydın’da A.Ç. üvey torunları S.A. (15) ve N.A.’ya (16) cinsel istismarda bulundu. S.A. ve N.A.’nın olayı anlattığı rehber öğretmen A.Ç.’den şikayetçi oldu. Erkek tutuklandı. (Şubat ayında yaşanan bu olay 20 Nisan’da basına yansıdı)

Şiddet/Yaralama

* Tekirdağ’da F.Y. (52), karısı A.Y.’yi (45) çalıştığı işyerinde darp etti. A.Y. ve olay yerine gelen oğlu M.F. ile birlikte erkeği demir çubukla darp etti. F.Y. hayatını kaybetti. F.Y.’nin evlilikleri süresince kadına sistematik olarak şiddet uyguladığı, parasına el koyduğu ve öldürmekle tehdit ettiği ifade edildi. A.Y. ve oğlu M.F. tutuklandı.

Kaçırma

* Ordu’da A.K. ve O.C. kiralık araçla G.A.’yı (17) kaçırdı, zorla İstanbul’a getirdi ve bir otelde alıkoydu. Ailenin şikayeti üzerine G.A. bulundu, suçlarını itiraf eden erkekler tutuklandı. (Erkeklerin G.A. yakınlık derecesi haberlere yansımadı)

Taciz

* Adana’da M.Y. (25), sevgilisi Y.A.’yı (19) evde taciz etti. Y.A. evde bulunan tüfekle erkeği öldürdü.

21 Nisan

Cinayet

* Sivas’ta A.Y. (55) boşanma davası açan karısı Fatma Yapmaz’ı (47) av tüfeğiyle öldürdü, kendisini engellemeye çalışan oğlu M.Y.’yi (28) hafif ve gelini H.Y.’yi (27) ağır yaraladı. A.Y. cinayetten sonra teslim oldu.

Çocuk İstismarı

* Urfa’da M.Y., kızı L.Y.’ye (13) cinsel istismarda bulundu, zorla seks işçiliği yaptırdı. L.Y., jandarmaya yazdığı mektupla erkekten şikayetçi oldu, şikayetinde M.Y.’nin 13-17 yaşlarında üç kız çocuğuna da zorla seks işçiliği yaptırdığını ifade etti. Olayla ilgili gözaltına alınan M.Y. ve  kızlara istismarda bulundukları iddia edilen C.H., M.B. ve A.B. tutuklandı. Kızlar devlet korumasına alındı.

22 Nisan

Cinayet

* Mersin’de hakkında uzaklaştırma kararı bulunan N.A. boşanma davası açtığı karısı Sevinç A.’yi (35) evde bıçaklayarak öldürdü. N.A., cinayetten sonra evi ateşe verdi ve teslim oldu.

Cinayete Teşebbüs

* Kayseri’de üniversite hastanesinde doktor F.S. eski sevgilisi S.İ.’yi barışma teklifini reddettiği için sokakta karnından ve bileğinden bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs etti. S.İ.’nin hayati tehlikesi devam ediyor. F.S. çevredekiler tarafından yakalandı.

23 Nisan

Şiddet/Yaralama

* Konya’da F.A. (34), bir açık otoparkta kardeşi S.A.’yı (23), baldızı C.P.’yi (29) tabancayla ağır yaraladı, baldızının sevgilisi Yaşar Telli’yi (31) öldürdü. Cinayetten sonra gözaltına alınan F.A. ilk ifadesinde “Aşk mesajlarından bahsettim. Yaşar, ‘Kardeşinle aramızda ağabey- kardeş ilişkisi var’ dedi. Silahı çekip, Yaşar’ın göğsüne doğru peş peşe ateş ettim. Kadınları vurma gibi bir niyetim yoktu. Onlar yanlışlıkla vurulmuş” dedi.

* Bursa’da G.B. (20), yol verme yüzünden tartıştığı trans D.Y.’yi (49) evine kadar takip etti, evinin önünde bıçakla saldırdı. D.Y. olay sırasında eline geçen bıçakla erkeği yaraladıktan sonra kaçtı. G.B. hayatını kaybetti. D.Y. tutuklandı.

24 Nisan

Şiddet/Yaralama

* Çorum’da bir erkek sokakta F.K.’yi (16) darp etti. F.Y. hastaneye kaldırılırken erkek kaçtı. (Erkeğin kimliği ve F.K. ile yakınlık derecesi haberlere yansımadı)

25 Nisan

Cinayet

* Manisa’da R.A. (28) boşanma aşamasında olduğu ve evden ayrılan karısı Deniz Ariç’i (26) konuşmak için buluştukları kent ormanında tabancayla öldürdü. Erkek daha sonra kadının sevgilisi olduğunu öne sürdüğü Murat Çakmak’ı (26) bir büfenin önünde öldürdü. Cinayetten sonra teslim olan erkek ilk ifadesinde “sadece namus, başka bir şey değil.” dedi.

Şüpheli Ölüm

* Tekirdağ’da Merve Özegel (29) evinde ölü bulundu. Kadının aile hekimi olduğu, ailesinin kendisinden iki gündür haber alamadığı ifade edildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Şiddet/Yaralama

* Adıyaman’da A.A., evden ayrılan dini nikahlı karısı M.A.’yı adliye çıkışında bıçakla bacağından yaraladı. M.A. hastaneye kaldırılırken kaçan erkek gözaltına alındı.

* İstanbul’da bir alışveriş merkezi önünde bir erkek bir kadını darp etti, zorla aracına bindirerek uzaklaştı. Olay anı cep telefonuyla kaydedilirken erkeğe kimse müdahale etmedi.

* Hatay’da F.İ., motosikletle bir kadına çarptığı için kendisine tepki gösteren G.K.’yi sokakta darp etti, kendisine müdahale eden bir erkeği kask ile yaraladı. F.İ., kadın ve erkeğe köpeğini saldırttı. Çevredekiler olayı kaydedip, erkeğe müdahale etmedi. G.K. ve ona yardım eden erkeğin yaralı olarak yerde yattığı sırada oradan geçen bir asker F.İ.’yi yakaladı. F.İ. tutuklandı. G.K.’nin sekiz aylık hamile olduğu ifade edildi.

Taciz

* Manisa’da M.A. (48) tanımadığı bir kadını parkta teşhircilik ederek taciz etti. Kadının akrabaları M.A.’yı darp etti. M.A. gözaltına alındı.

* Samsun’da F. (30) tanımadığı bir kadını sokakta sözle taciz etti. F. bir erkek tarafından darp edildi. Soruşturma başlatıldı.

26 Nisan

Taciz

* Eskişehir’de cerrah O.K., ameliyat sırasında sağlık çalışanı bir kadına sözlü tacizde bulundu, hakaret etti. Sendika üyesi olan kadının şikayeti üzerine başhekim bu tarz durumların ameliyathanelerde olabileceğini belirterek soruşturma açmaya direndi. Kadının ısrarlı şikayeti üzerine açılan soruşturma kapsamında O.K.’ye ikaz kararı verildi.

27 Nisan

Cinayet

* İstanbul’da S.K. aracıyla takip ettiği karısı Zübeyde Kamay’ı (31) araç içindeyken kırmızı ışıkta tabancayla öldürdü, yanındaki iş arkadaşı, aracın sürücüsü erkek V.Y.’yi ağır yaraladı. Erkek cinayetten sonra kaçtı, ertesi gün yakalandı.

* İstanbul’da M.B., Şennur Topdemir’i evden çıktıktan sonra sokakta tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. (Erkeğin Şennur Topdemir’le yakınlık derecesi haberlere yansımadı)

* Mardin’de Suriyeli bir erkek, Suriyeli bir kadını öldürdü. Cinayetten sonra Suriye’ye kaçmaya çalışan erkek sınırda yakalandı. (Erkek ve kadının yakınlık dereceleri, yaşları ve cinayet sebebi haberlere yansımadı)

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* Diyarbakır’da 7 Kasım 2012’de karısı Hasibe Aşuroğlu’nu (44) ve abisi Selahattin Aşuroğlu’nu (57) tabancayla öldürdükten sonra sahte kimlikle hayatına devam eden Y.A. (58) Maraş’ta yakalandı. Erkek ilk ifadesinde suçunu itiraf etti, bir anlık cinnet sonucu cinayeti işlediğini söyledi.

Tecavüz

* Karabük’te altı ay önce N.K., o dönemki sevgilisi Türkmenistan vatandaşı G.I.’ya evinde tecavüz etti, ardından söylememesi için bir süre tehdit etti. G.I. olaydan üç ay sonra sevgili olduğu Y.Ç.’nin yönlendirmesi ile erkekten şikayetçi oldu, tedbir kararlarının uygulanmasını talep etti. Gözaltına alınan N.K. suçlamaları reddetti ve serbest bırakıldı.

Şiddet/Yaralama

* Adana’da Ö.A., karısı A.Ö.’yı kıskandığı için evde darp etti. Hayatta kalan kadın, polis merkezine giderek can güvenliğinin olmadığını söyledi, Ö.A. için darp raporu alındı. Ö.A. erkekten şikayetçi olmadı.

Taciz

* Kocaeli’de bir üniversitede öğretim üyesi K.D., birden fazla öğrenci kadına cinsel tacizde bulundu. Kadınların şikayeti üzerine Rektör, K.D.’yi açığa aldırdı, soruşturmanın tamamlanmasından bir gün sonra meslekten ihraç ettirdi.

28 Nisan

Cinayet

* Muğla’da A.B. (56) karısı Sevil Bektaş’ı (43) başına sert bir cisimle vurarak öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. Sevil Bektaş’ın A.B. ile geçen ay evlendiği ifade edildi.

Cinayete Teşebbüs

* İstanbul’da Ö.Y. birlikte çalıştığı karısı D.Y.’yi boşanmak istediği için işyerinde tabancayla ağır yaraladı. Cinayete teşebbüs eden erkek intihar etti. D.Y.’nin hayati tehlikesi devam ediyor. Çiftin geçen yıl çocuklarını kaybettiği, Ö.Y.’nin daha önce intihara teşebbüs ettiği öne sürüldü, cinayet günü D.Y.’nin boşanmaya karar verdiğini söylediği ifade edildi.

Taciz

* Konya’da M.Y. (26) bisikletiyle tanımadığı kadınları sokakta sarkıntılık ederek taciz etti. Çeşitli suçlardan kaydı olan erkek tutuklandı. (Saldırganın kaç kadını taciz ettiği haberlere yansımadı)

29 Nisan

Şiddet/Yaralama

* Aksaray’da İ.E. (68), karısı Ş.E.’yi (65) evde darp etti. Ş.E. hafif yaralı olarak hastaneye kaldırılırken erkek gözaltına alındı.

* Ankara’da birkaç erkek polis, seks işçisi biri Suriyeli iki trans kadını ve yanlarındaki erkek müşteriyi darp etti.  Polisler havaya ateş açtı, kadınlara sözlü şiddet uyguladı. Çevredeki trans kadınların gelmesi üzerine, polisin yerdeki kovanları toplayarak uzaklaşmaya çalıştığı ifade edildi. Kadınların çağırması üzerine olay yerine gelen başka bir polis ekibi tarafları sakinleştirdikten sonra işlem yapmadan olay yerinden ayrıldı.

Çocuk İstismarı

* Tekirdağ’da A.K. (22) ile H.Ç. (17) aynı mahalleden tanıdıkları İ.G.’ye (13) farklı zamanlarda cinsel istismarda bulundu. Erkekler çocuğun cinsel istismarından tutuklandı.

* Trabzon’da asistan doktor M.B., hasta S.Ş.’ye (16) hastanede muayene sırasında cinsel istismarda bulundu. Olaydan sonra S.Ş. durumu annesine ve erkek kuzenine anlattı, hastaneye gelen erkek kuzeni M.B.’yi darp etti ve ardından tutuklandı. S.Ş.’nin ailesiyle olayın olduğu gün erkekten şikayetçi olduğu ifade edildi.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Trabzon’da bir erkek alıkoyduğu yabancı uyruklu bir kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. İhbar üzerine erkek gözaltına alındı.

* İzmir’de Özbekistanlı bir erkek ve Türkiyeli iki kadın, iş vaadiyle İzmir’e çağırdıkları İranlı bir kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Kadının ihbarı üzerine ikisi kadın üç kişi gözaltına alındı.

30 Nisan

Cinayet

* İzmir’de M.K. (55) sevgili olma ve görüşme teklifini reddeden Vicdan Özetçi’yi (57) gece yarısı zorla girdiği evinde uyurken tüfekle öldürdü, kadının kızı H.Ö.’yü (37) ağır yaraladı. Erkek cinayetten sonra kaçtı. Vicdan Özetçi’nin öldürülmeden bir süre önce erkekten tehdit edildiği gerekçesiyle şikayetçi olduğu ifade edildi.

* Antep’te M.D. (59) tekrar birlikte yaşamaya başladığı karısı Öznur D.’yi (59) evinin avlusunda pompalı tüfekle öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu. Öznur D.’nin uzun süre önce evden ayrıldığı yakınlarının baskısıyla bir süre önce eve döndüğü  ifade edildi.

* Çorum’da A.B. (64) karısı Hanife Bicil’i (64) başına çekiçle vurarak öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

Çocuk İstismarı

* Bursa’da öğretmen A.A.K., iki kız öğrencisine cinsel istismarda bulundu. Çocuklardan birinin şikayetçi olduğunun öğrenilmesi üzerine diğer çocuğun da şikayetçi olduğu ifade edildi. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

* Adana’da F.Y. (59) aynı mahallede yaşayan H.K.’yi (9) önce bakkala sonra evine götürdü, cinsel istismarda bulundu. Çevredeki kadınlar durumdan şüphelendi ve kızla konuştu, kızın anlattıkları üzerine olayı polise bildirdi. Gözaltına alınan erkek çocuğun cinsel istismarından tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Konya’da E.K. (39) sevgilisi F.D.’yi darp etti.  Kadının şikayeti üzerine erkeğe uzaklaştırma kararı verildi. E.K. karardan birkaç gün sonra kararın kaldırılması için bir inşaatın çatısına çıkarak intihar girişiminde bulundu. Erkek polis tarafından olay yerine getirilen F.D.’nin şikayetini geri çekeceğini söylemesi üzerine intihar etmekten vazgeçip çatıdan indi. (ÇT)

Erkekler Nisan’da 20 Kadın Öldürdü

Erkekler Nisan’da 20 kadın, 2 çocuk ve beş erkeği öldürdü. Kadınların yüzde 40’ı ayrılmak/boşanmak istediği ya da birliktelik/barışma teklifini reddettiği için öldürüldü.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Nisan’da en az 20 kadın, 2 çocuk ve beş erkeği öldürdü; dört kadına tecavüz etti; 63 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 30 kadını taciz etti; 37 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 28 kadını yaraladı.

Bir kadın kendisini taciz eden erkeği, üç kadın ise şiddet gördükleri erkekleri öldürdü.

Erkekler 2018’in dört ayında en az 72 kadın ve yedi çocuk öldürdü; 26 kadına tecavüz etti; 75 kadını taciz etti; 229 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 124 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 141 kadını yaraladı.

Cinayet

Erkekler Nisan’da 20 kadın, 2 çocuk ve beş erkeği öldürdü.

Bu cinayetlerin dışında, iki kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Beş yaşında bir kız çocuğunu kimin öldürdüğü belirlenemedi. Bir kadının ise intihar ettiği öne sürüldü.

Bir erkek karısını öldürmek için cezaevinden kaçtı; kadının evinin yakınında polis tarafından yakalandı. Karısını ağır yaraladığı için tutuklu yargılanan bir erkek de, kadını duruşma öncesi öldürmekle tehdit etti.

Toplumsal cinsiyet temelli cinayetlerde öldürülen beş erkekten üçü, öldürülen kadınların sevgilisi olduğu düşünülen erkekler, ikisi kadınların babalarıydı.

Öldürülen kadınların yüzde 10’u göçmen veya mülteciydi.

Cinayetlerin yüzde 15’i kamusal alanlarda, yüzde 35’i kadınların evindegerçekleşti.

Kadınların yüzde 40’ı ayrılmak/boşanmak istediği ya da birliktelik/barışma teklifini reddettiği için öldürüldü.

Bir kadın cinayeti, koruma tedbir kararına rağmen gerçekleşti. İki kadın ise cinayetten önce öldürüleceklerini söyleyerek şikayette bulunmuş, ancak hiçbir önlem alınmamıştı.

Kadınların yüzde 50’sini kocaları öldürdü:

Bir kadını babası, birini dini nikahlı kocası, birini eski kocası, dokuzunu kocaları, birini birliktelik teklifini reddettiği erkek, ikisini sevgilisi, birini torunu öldürdü. İki kadın katilinin, öldürdükleri kadınla ilişkisi haberlere yansımadı.

Cinayetlerin yüzde 60’ı ateşli silahlarla işlendi:

Dokuz kadın tabancayla, üçü tüfekle, ikisi bıçakla, ikisi boğularak, ikisi cisimle darp edilerek, biri darp edilerek öldürüldü. Bir kadın cinayetinin işlenme şekli haberlere yansımadı.

Dört kadın katili cinayetin ardından teslim oldu, dördü intihar etti, biri intihara teşebbüs etti.

Kadın cinayetlerinin gerçekleştiği iller Adana (1), Antep (2), Çorum (1), Denizli (1), İstanbul (3), İzmir (1), Kırklareli (1), Kocaeli (2), Manisa (1), Mardin (1), Mersin (1), Muğla (1), Nevşehir (1), Niğde (1), Sivas (1) ve Tekirdağ (1).

Tecavüz

Nisan’da medyaya dört tecavüz olayı yansıdı.

Tecavüzcülerin ikisi kadınları aracına alan tanımadıkları sürücüler, biri taksi şoförü, biri ise kadının eski sevgilisiydi.

Tecavüze uğrayan kadınlardan biri göçmendi, biri ise engelliydi.

Tecavüz olaylarının üçü, şoförlerin kadınları zorla götürdükleri ıssız alanlarda, biri kadının evinde gerçekleşti.

Hukuki süreç

Tecavüzcülerden sadece biri tutuklandı. Eski sevgilisine tecavüz eden tecavüzcü serbest bırakıldı. İki tecavüzcünün ise gözaltına alınmasının ardından gerçekleşen hukuki süreç haberlere yansımadı.

Seks işçiliğine zorlama

Nisan’da 63 kadın seks işçiliği yapmaya zorlandı.

Kadınların yüzde 33’ü Türkiyeli değildi.

Hukuki süreç

Kadınlara zorla seks işçiliği yaptıran 48 kişi gözaltına alındı, bunlardan en az dokuzu tutuklandı, diğerleriyle ilgili hukuki süreç haberlere yansımadı.

Taciz

Nisan’da medyaya 30 kadına yönelik taciz vakaları yansıdı.

Tacizcilerin yüzde 83’ü kadınların tanımadıkları erkeklerdi.

25 kadını tanımadıkları erkekler, birini işyerinde üstü, birini otobüs şoförü, birini sevgilisini, ikisini üniversite hocası taciz etti.

Taciz olaylarının yüzde 6’sı halk otobüslerinde, yüzde 13’ü öğrenci yurtlarında, yüzde 43’ü sokakta, diğer olaylar ise işyeri, konser alanı, otel, park, diyaliz merkezi gibi yerlerde yaşandı.

Hukuki süreç

16 failden sadece dördü tutuklandı. Bir tacizci hakkında uzaklaştırma kararı çıkartıldı, birinin tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Dört tacizci hakkında soruşturma başlatıldığı bilgisi haberlere yansıdı. Sağlık çalışanı bir kadını taciz eden doktor hakkında idari soruşturma başlatıldı. Bir öğretim görevlisi öğrencileri taciz ettiği için ihraç edildi. Üç tacizcinin ise gözaltına alındığı haberlere yansıdı ancak sonraki işlemler haberlerde yer almadı. Bir tacizci ise taciz ettiği kadın tarafından öldürüldü.

Çocuk istismarı

Erkekler Nisan’da en az 37 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu.

Çocuk istismarı olaylarının yüzde 32’sini çocukların öğretmenleri, yüzde 5’ini ise aileleri ortaya çıkardı.

İstismarcıların yüzde 32’sini çocukların öğretmenleri oluşturdu.

8 çocuğa okul müdürü, dördüne öğretmenleri, birine servis şoförü, dördüne akrabaları, altısına babaları, birine doktor, ikisine mahalleden tanıdıkları erkekler, birine okul arkadaşı, birine sosyal medyadan tanıştığı ve kendini polis olarak tanıtan erkek, birine üvey babası, altına tanımadıkları erkekler istismarda bulundu. İki istismarcının kim olduğu haberlere yansımadı.

Üç failin çeşitli suçlardan suç kaydı vardı.

Hukuki süreç

23 failden 16’sı tutuklandı; ikisi tutuksuz yargılanmak üzere, biri adli kontrolle serbest bırakıldı. İki istismarcının sadece gözaltına alındığı bilgisi, biri hakkında soruşturma açıldığı, birinin ise “yakalandığı” bilgisi medyada yer aldı.

Şiddet – yaralama

Erkekler Nisan’da 28 kadına şiddet uyguladı.

Kadınların en az yüzde 21’i ağır yaralandı.

Şiddet – yaralama olaylarının yüzde 61’i kamusal alanlarda, birçok insanın gözü önünde gerçekleşti.

Şiddete maruz bırakılan kadınların yüzde 14’ü trans kadınlardı.

Kadınların yüzde 21’i ayrılmak/boşanmak istedikleri ya da birliktelik/barışma teklifini reddettikleri için öldürüldü.

Kadınların yüzde 53’ü partnerleri ya da eski partnerlerinden şiddetgördü:

İki kadına ağabeyi, birine akrabası, birine dini nikahlı kocası, ikisine eski kocaları, 10’una kocaları, ikisine polis memurları, birine sevgilisi, birine taksici, dördüne tanımadıkları erkekler şiddet uyguladı. Üç failin kadınlarla tanışıklık derecesi haberlere yansımadı.

Şiddet olaylarının yüzde 32’sinde ateşli silahlar ve kesici/delici aletlerkullanıldı:

Dört kadın tabancayla, beşi kesici/delici aletlerle, 17’si darp edilerek, biri cisimle darp edilerek şiddete maruz kaldı. Bir erkek, kadının ailesinin evini yaktı.

Bir fail, karısını kendisini aldattığını düşünerek cezaevinden kaçtı; kadının babasını öldürüp ailesinin evini yaktı.

Üç fail, şiddet uyguladıkları kadın ve/veya yakınları tarafından öldürüldü. Bir saldırgan karısını ağır yaraladıktan sonra intihar etti.

Hukuki süreç

26 failden sadece biri tutuklandı; biri tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı; ikisi hakkında uzaklaştırma kararı çıkartıldı; üç saldırgan hakkında hiçbir işlem yapılmadı; bir saldırgan gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı. Üç saldırgan hakkında gözaltından sonraki hukuki süreç haberlere yansımadı. 11 vakada saldırganlara yönelik soruşturmaya dair hiçbir bilgi haberlerde yer almadı.

Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı’mız Raflarda

bianet gazetecilik kitaplarına bir yenisini daha ekledi: Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı.

Elkitabı arkadaşlarımız bianet editörleri Çiçek Tahaoğlu ve Elif Akgül‘ün ortak eseri. Kitapta “Kadınlar ve LGBTİ+l’lar ne zaman haber olur? Ne zaman haber olmaz?”, “Haber kaynaklarıyla iletişim”, “Haberde cinsiyetçilikten kaçınmak için 14 madde”, “bianet haber merkezinden deneyimler” gibi başlıklar yer alıyor.

72 sayfalık elkitabı IPS İletişim Vakfı Yayınları’ndan çıkan tüm kitaplarımız gibi Vakıf’tan yazısıyla başlıyor.

IPS İletişim Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şahika Yüksel, Vakıf’tan mesajında “Bu kitap hayal ettiklerimizi yaşamanın bir adımı olarak gerçekleştirilmiş. Hayal etmeye ve hayallerimiz için mücadele etmeye devam edeceğiz,” diyor.

Tasarım ve uygulamasını Büşra Erinkurt’un yaptığı Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı, 29 Haziran Cuma günü düzenlenecek tanıtım toplantısının ardından e-kitap formatında Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olarak “BİA Kitaplığı”nda yerini aldı. Kitabın Türkçesi, bu hafta itibarıyla Punto Dağıtım aracılığıyla kitapçı raflarında.

Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı’nın yayınlanmasıyla bianet gazetecilere ve gazetecilik öğrencilerine yönelik rehber niteliğinde ikinci kitabını BİA Kitaplığı‘na eklemiş oldu.

BİA Kitaplığı’nın ilk elkitabı Sevda Alankuş‘un yazdığı “Barış Gazeteciliği Elkitabı” idi.

bianet haber pratiği ve atölyelerin ürünü

Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı’nda IPS İletişim Vakfı Yayınları‘ndan çıkan Kadın Odaklı Habercilik‘te genel çerçevesi çizilmiş yaklaşım bianet’in ilerleyen yıllardaki habercilik pratiğiyle zenginleşti, LGBTİ+ odaklı habercilikle de genişledi.

Sevda Alankuş’un hazırladığı Kadın Odaklı Habercilik’in ilk baskısı Ekim 2007’de ve gözden geçirilmiş ikinci baskısı Aralık 2012’de çıktı.

Elkitabı, Nisan 2016-Haziran 2018 aralığında Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Aracı (DİHAA) Fonu mali desteğiyle gerçekleştirilen Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Elkitabı ve Online Kütüphanesi Projesi kapsamında yayınlanıyor.

Projenin supervizörü Sevda Alankuş, koordinatörü Öznur Subaşı idi. Projeye birlikte başladığımız Özgür Gazeteciler Cemiyeti (ÖGC) KHK ile kapatıldı. Proje dahilinde, Kaos GL ile birlikte düzenlenen İstanbul, Mersin, Bursa, İzmir, Eskişehir, Trabzon, Diyarbakır, Muğla, Edirne ve Dersim’de gerçekleştirilen atölyelerde yerel kadın ve LGBTİ örgütleri temsilcileri, gazeteciler, akademisyenler ve iletişim fakülteleri öğrencileri buluşuldu.

Ekim 2016-2017 tarihleri arasında gerçekleşen atölyelerde 269 gazeteci, sivil toplum örgütü temsilcisi ve iletişim fakültesi öğrencisi, öğretim görevlisi ile bir araya geldik. Hep olduğu gibi bu atölyeler de bir karşılıklı öğrenme süreciydi.

Alankuş: Bu rehbere her zamankinden daha çok ihtiyacımız var

BİA Eğitim Danışmanı Prof. Dr. Sevda Alankuş  kitaba yazdığı Önsöz’de atölye sürecini andıktan sonra şöyle diyor:

“Neredeyse 20 yıla yaklaşan bianet’in hak odaklı habercilik deneyiminin kazandırdıklarını bu defa da elinizdeki kitapla ve sevgili Çiçek Tahaoğlu ve Elif Akgül’ün imzalarıyla paylaşmak istedik. Çünkü, içinde bulunduğumuz kadınlara ve bütün ötekilere yönelik katlanan şiddet ortamında, adil bir barış için öncelikle toplumsal cinsiyet odaklı gazetecilik yapmaya, dolayısıyla da bir rehbere her zamankinden çok ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz.”

Rehberin yazarlarından Çiçek Tahaoğlu, bianet’in kadın ve LGBTİ haberleri editörlüğünü yedi yıldır yürütüyor; Elif Akgül ise bianet’in 2013’ten Haziran 2018’e kadar ifade özgürlüğü editörüydü ve Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Atölyeleri’nin eğitmenlerinden.

Tahaoğlu: Dönüşüme katkı sunmasını umuyoruz

Çiçek Tahaoğlu rehberi şu sözlerle anlatıyor:

“Bu elkitabında aslında bianet’teki pratiğimizi yazdık. Yaygın ve alternatif medyada gördüğümüz, görmeye alıştığımız bir haber dili var. Bu dili o kadar içselleştirmişiz ki, ayrımcı ifadelerin hiç sorgulanmadan ‘haber zaten böyle yazılır’ diye düşünerek rahatlıkla kullanıldığına şahit oluyoruz. Ama toplumsal duyarlılıkların arttığı, kadın ve LGBTİ hareketlerinin mücadelesini yükselttiği, görünürleştiği bu dönem, ayrımcı medya dilinin hak odaklı ve eşitlikçi bir dile dönüştürülmesi için önemli bir fırsat. Elkitabının bu dönüşüme katkı sunmasını umuyoruz”.

Akgül: Hataları aşma çabalarımızı da anlattık

Elif Akgül ise atölye sürecindeki birikimi rehbere aktardıklarını belirtiyor:

“Bu elkitabı Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Atölyeleri boyunca anlattıklarımız ve daha fazlası. Kitabı hazırlarken hem atölyelerde duyduğumuz sorulardan hem de geri bildirimlerden yararlandık. Ama bunun ötesinde mesleki pratiğimizde düştüğümüz hataları, bunların farkına varma yöntemlerimizi ve aşma çabalarımızı da anlattık. Bu nedenle bu elkitabıyla dilin, gazetecilik dilinin ve nihayetinde gazeteciliğin dönüşmesine katkıda bulunmasını umuyoruz.” (HK)

Yazarlar hakkında

Çiçek Tahaoğlu

Gazeteci. 2011’den beri bianet’te kadın ve LGBTİ haberleri editörü. 2009’dan 2011’e kadar AFP’de fixer ve çevirmen olarak çalıştı. Açık Radyo’da Cadı Postası programcılarındandı. 2015 Müşerref Hekimoğlu Başarı Ödülü’nü aldı. Université Marc Bloch Sosyoloji bölümü mezunu.

Elif Akgül

Gazeteci. 2013’ten Haziran 2018’e kadar bianet’te ifade özgürlüğü haberleri editörüydü. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği kurucularından. İMC TV’de muhabir olarak çalıştı. 2017’de Metin Göktepe Özel Jüri Ödülü’nü aldı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema Televizyon bölümünden mezun oldu.

* Fotoğraflar: Murat Bayram/ bianet

 

Cinsel Şiddet Alanında Hak Temelli Habercilik İçin Rehberler

2014 yılında yılında kurulan dernek, cinsel şiddet (tecavüz, cinsel taciz, sarkıntılık, istenmeyen cinsel temas içeren, ancak bunlarla sınırlı olmayan, bir dizi taciz edici ve şiddet içeren davranış) konusunda çalışan en yetkin  örgütlerin başında geliyor. Cinsel şiddetle ilgili topluma zarar veren yanlış algı ve inanışların kırılmasını, dönüşmesini sağlamak ve medya emekçilerine cinsel şiddet olaylarının haberleştirilmesinde yol göstermek amacıyla hazırlanan “Doğru Kelimeleri Kullanmak: Cinsel Şiddet Üzerine Haber Oluşturmak” kitapçığı ve “Cinsel Şiddet Alanında Hak Temelli Habercilik” broşürü, Türkçe’de alanındaki en kapsamlı çalışmalar.

Erkekler Haziran’da 23 Kadın Öldürdü*

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Haziran’da 23 kadın, 2 çocuk, şiddet olayına müdahale eden 3 erkeği öldürdü; en az 2 kadına tecavüz etti; 13 kadını taciz etti; 12 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; en az 27 kadına şiddet uyguladı.

Bu cinayet ve şiddet olaylarının yanısıra, Haziran’da;

* İki kadının cesedi bulundu.

* Suriyeli bir kız çocuğu intihar etti.

* Bir kız çocuğu intihara teşebbüs etti.

Erkekler 2018’in altı ayında en az 120 kadın ve yedi çocuk öldürdü; 32 kadına tecavüz etti; 102 kadını taciz etti; 325 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 189 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 212 kadını yaraladı.

Cinayet

Erkekler Haziran’da 23 kadın, 2 çocuk, şiddet olayına müdahale eden 3 erkeği öldürdü. Cinayetlerin yüzde 13’ü sokak ve park gibi kamusal alanlarda gerçekleşti.

Öldürülen 23 kadından 3’ü Suriye’deki savaştan kaçıp Türkiye’ye yerleşen mültecilerdi.

Kadınların yüzde 48’i boşanmak/ayrılmak istedikleri ya da birliktelik/barışma teklifini kabul etmedikleri için öldürüldü.

Cinayetlerin yüzde 17’si kadınların kolluk kuvvetlerine ve savcılıklara yaptıkları başvurulara rağmen işlendi.

Haziran’da 23 kadın katilinden ikisi profesyonel asker, biri polis memuru, biri ise özel güvenlik görevlisiydi; cinayetlerin üçü erkeklerin beylik tabancasıyla işlendi.

Öldürülen kadınlardan üçü ise erken yaşta zorla evlendirilmişti; biri 21, biri 19, biri ise 18 yaşında kocaları tarafından öldürüldü.

Kadınların yüzde 65’ini kocaları öldürdü; bu kadınların yüzde 25’i dini nikahla evliydi.

12 kadını resmi nikahlı kocaları, 3 kadını dini nikahlı kocaları, 3 kadını sevgilileri, iki kadını eski kocaları, bir kadını kızının ayrılmak istediği sevgilisi, birini damadı, birini ise onunla evlenmek isteyen bir akrabası öldürdü.

Kadınların yüzde 48’i ateşli silahlarla, yüzde 39’u bıçakla öldürüldü.

Erkekler dokuz kadını bıçakla, yedisini tabancayla, dördünü tüfekle, ikisini boğarak, birini kabloyla boğarak öldürdü.

Cinayetlerin ardından altı katil intihar etti; ikisi intihara teşebbüs etti. İki katil ise polise teslim oldu.

Haziran’da kadın cinayeti haberlerinin geldiği iller Adana (1), Antalya (2), Antep (2), Bursa (1), Denizli (1), Diyarbakır (2), Edirne (2), Iğdır (1), İstanbul (3), İzmir (1), Kırıkkale (1), Kırklareli (1), Kocaeli (1), Konya (1), Manisa (1), Muğla (1), Nevşehir (1).

Tecavüz

Haziran’da iki kadına yönelik tecavüz olayları medyaya yansıdı.  Tecavüze maruz bırakılan iki kadın da engelliydi.

Hukuki süreç

Faillerden biri kadınla aynı mahallede oturan bir erkekti; diğer kadına tecavüz eden iki failin kadınla tanışıklıkları haberlere yansımadı.

3 tecavüzcüden ikisi tutuklandı, biri ile ilgili hukuki süreç haberlerde yer almadı.

Seks işçiliğine zorlama

Haziran’da 45 kadın seks işçiliği yapmaya zorlandı.

Kadınların yüzde 53’ü Türkiye vatandaşı değildi.

Hukuki süreç

İstanbul, Antalya ve Muğla’da biri kadın, 52’si erkek, toplam 53 fail gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlardan 22’si tutuklandı. Diğer 21 kişi hakkındaki hukuki süreç haberlere yansımadı.

Taciz

Haziran’da medyaya en az 13 kadına yönelik cinsel taciz vakaları yansıdı.

Tacizcilerin tamamına yakınını kadınların tanımadıkları erkekler oluşturdu.

Kadınların yüzde 38’i teşhirciliğe, yüzde 15’i dijital tacize maruz kaldı.

Taciz olaylarının yüzde 15’i toplu taşıma araçlarında, yüzde 23’ü umumi tuvaletlerde yaşandı.

Tacizcilerden ikisinin daha önce de taciz ve teşhircilik gibi suçlardan kaydı vardı.

Hukuki süreç

15 failden sadece ikisi taciz nedeniyle tutuklandı. Bir tacizci, olaya müdahale eden birini bıçakladığı için tutuklandı. Biri daha önce de tacizden kaydı olan iki tacizci hakkında hiçbir işlem yapılmadı. Biri ifadesi alınıp serbest bırakıldı, üç tacizci adli kontrolle serbest bırakıldı. Dört tacizcinin gözaltına alınmasının ardından gerçekleşen süreç haberlere yansımadı. İki tacizcinin ise kaçtığı bilgisi haberlerde yer aldı.

Çocuk istismarı

Haziran’da 72 erkek, 12 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu.

İki kız çocuğu, istismar sonucu hamile kaldı.

Çocukların ikisini akrabaları, ikisini komşuları, birini ablasının kocası, birini arkadaşının akrabası, birini sevgilisi, birini üvey babası istismar etti.

Bir fail çocuğun cinsel istismarından hüküm giymiş, 2013’te denetimli serbestlikle tahliye olmuştu.

Hukuki süreç

72 failden 12’si tutuklandı. 16 fail adli kontrolle serbest bırakıldı. 44 failin ise sadece gözaltına alındığı bilgisi haberlere yansıdı.

Üç kız çocuğunun istismara uğradığı, anneleriyle konuşmaları sonucu ortaya çıktı. Bir vaka öğretmenlerin çocuğun davranışlarından şüphelenmesiyle ortaya çıktı. İki kız çocuğunun ise hastanede hamile oldukları ortaya çıktı.

Şiddet

Erkekler Haziran’da 27 kadına şiddet uyguladı. En az beş kadın ağıryaralandı. Bir trans kadın sokakta linç girişimine maruz kaldı.

Şiddete maruz kalan kadınların ikisi mülteciydi.

Kadınların yüzde 15’i ayrılmak/boşanmak istedikleri için şiddet gördü. Kadınların yüzde 11’i koruma tedbir kararlarına rağmen şiddete maruz kaldı.

Şiddet olaylarının yüzde 37’si kamusal alanlarda yaşandı. Boşanma davası açan karısını, adliye önünde aracıyla ezmeye çalışan bir erkek, ifadesi alınıp serbest bırakıldı.

Kadınların yüzde 55,5’i kocalarından şiddet gördü:

14 kadına resmi nikahlı kocası, birine dini nikahlı kocası, birine eski kocası, üçüne sevgilisi, ikisine işyerinden tanıdığı erkekler, birine damadı, üçüne oğlu, birine aracına bindiği taksici, birine tanımadığı bir erkek şiddet uyguladı.

Kadınların yüzde 44’ü ağır şiddete maruz kaldı:

Erkekler dört kadının üzerine araç sürerek yaraladı, bir kadını baltayla, birini bıçakla, birini boğarak, ikisini cisimle darp ederek, 12’sini darp ederek, birini işkenceyle, birini tabancayla, birini tuz ruhuyla yaraladı. Bir taksici, aracına binen kadının eşyalarını yere atıp sözlü şiddet uyguladı. Bir erkek, karısını rehin aldı, balkondan atlayarak kaçan kadının beli kırıldı. Bir erkek ise karısını rehin alarak, kadının dükkanını kundakladı.

Hukuki süreç

26 failden sadece beşi kadınlara uyguladıkları şiddet nedeniyle tutuklandı. Bir fail, şiddeti engellemeye çalışan bir akrabasını öldürdüğü için tutuklandı. Bir fail, şiddet uyguladığı kadın tarafından, bir fail ise şiddet uyguladığı kadının oğlu tarafından öldürüldü.

Bir fail adli kontrolle serbest bırakıldı. İki saldırgan ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldı. Kadın yolcusuna şiddet uygulayan bir taksicinin şoförlük lisansı iptal edildi. Bir trans kadına yönelik linç girişiminde “saldırganların bir kısmının yakalandığı” belirtildi ancak detay verilmedi.

12 faille ilgili hukuki süreç ise haberlerde yer almadı.

(ÇT)

Açıklama: bianet’in erkek şiddeti çetelesinde sadece erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınlara yer veriyoruz. Toplumsal cinsiyet temelli olmayan şiddet vakalarını ve cinayetleri çeteleye almıyoruz.

Faili henüz belirlenememiş kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerini sene boyunca aylık çetelelere not ediyoruz ancak başlıktaki sayıya eklemiyoruz. Sene sonunda, çetelelerde yer alan bu faili belirlenememiş cinayetler ve şüpheli ölümlerin akıbetini araştırarak, zaman içinde aydınlatılan vakaları eğer toplumsal cinsiyet temelli ise çeteleye ekliyoruz.

Ruhsal bozuklukları olan kişilerin işledikleri cinayetleri de çeteleye almıyoruz(Şizofreni hastalarının işlediği cinayetler gibi).

İntihar ve intihara teşebbüs vakalarını sadece kadın geçmişinde şiddet/ sistematik şiddete maruz kaldıysa çeteleye dahil ediyoruz. Bu intihar vakalarına ayrı bir kategoride yer veriyoruz ve başlığa taşıdığımız sayıya dahil etmiyoruz.

Ayrıca kadının doğrudan hedef olmadığı toplu cinayet haberlerini de, eğer tartışmaya sebep olan konu toplumsal cinsiyet temelli değilse çeteleye dahil etmiyoruz.

[Örneğin 11 Haziran 2017’de medya taramamıza düşen şu vakayı çeteleye dahil etmedik:

* Konya’da hayvancılık yapan A.K. (27), akrabaları Bekir Kıran (80), Mustafa Tokat (80), Meryem Tokat (79), Hamit Tokat (51) ve Mehmet Tokat’ı (64) pompalı tüfekle öldürdü. Erkek cinayetlerden sonra evine dönerken yakalandı. A.K.’nin şizofren olduğu, kalp krizinden hayatını kaybeden babasının ölümünden köydekileri sorumlu tuttuğu belirtildi.]

**

Çetelelerde yer alan meslek grupları, sadece şiddet olayının meslekle bağlantılı olduğu durumları kapsamaktadır. Örneğin “tecavüzcülerin yüzde x’si şofördü” cümlesi, kadınların ulaşım için bindikleri aracın şoförü tarafından tecavüze uğradığını anlatmaktadır.

 

İki Lezbiyen Aktivist Anlattı: Onur Haftası Komitesi’nden Neden Ayrıldık?

Dılşa ve Deniz’le buluşup, LGBTİ hareketinde kadın görünürlüğünü ve 26. Onur Haftası Komitesi’nden ayrılışlarını konuştuk.

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası’nın başlamasına 10 gün kala, LGBTİ aktivistleri Dılşa Ritsa Eşli ve Deniz Gedizlioğlu, Onur Haftası Komitesi’nden ayrıldıklarını açıkladı.

Ayrılıklarıyla ilgili yaptıkları açıklamada “İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası hepimizin. Peki hepimize sahip çıkıyor mu gerçekten?” diyen iki kadın, LGBTİ+ hareketinin cinsiyetsizlik politikasının, kadınların toplumsal konumundan kaynaklanan sıkıntılarını geçersiz kılacak bir araca dönüştüğünü söylerken, Onur Haftası Komitesi’nin kadın düşmanlığını ve lezfobiyi sistematik olarak besleyen bir yer haline geldiğini savundu.

TIKLAYIN- “Biz lezbiyen kadınlar Onur Haftası Komitesi’nden ayrılıyoruz”

Kadınların ayrılığından bir hafta sonra da 26. Onur Haftası Komitesi bir açıklama yayınlayarak “Lezbiyen kadın görünmezliği ve cis-erkeklerin çoğunluk oluşuyla ilgili Onur Haftası’nın kendini geliştirmesi gerektiğinin farkındayız” dedi, bunun yanısıra Komite’den ayrılan iki kadının sözel şiddet ve transfobi uyguladıklarını söyleyerek özeleştiri vermeleri gerektiğini savundu.

TIKLAYIN – Onur Haftası Komitesi’nin iki lezbiyen aktivistin ayrılmasıyla ilgili açıklaması

Dılşa ve Deniz’le buluşup, LGBTİ hareketinde kadın görünürlüğünü ve Komite’den ayrılışlarını konuştuk.

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada LGBTİ hareketi içinde erkek eşcinsellerin daha görünür olduğu çok konuşulan bir şeydir. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Deniz – Dılşa: Evet, böyle bir şey var.

Sizce erkek eşcinseller bu tespite katılıyor mu, ya da bu konu LGBTİ hareketinde nasıl ele alınıyor?

Deniz: Çoğunluğu katılıyordur diye düşünüyorum ama Türkiye’de çok tartışıldığını düşünmüyorum açıkçası. Şimdi hareket içinde bir süredir devam eden bir cinsiyetsizlik politikası var. Bu bir politika değil aslında; insanların kendini ait hissettiği kimliği sahiplenmesi. Ama bu başka noktalara gidebiliyor. Örneğin yaygın bir sorunu tartışmaya çalıştığımızda, karşımızdaki kişi “Sen bana geylik atayamazsın, ben gey değilim” diyor ve diğer sorunu tartışmaya bile geçemiyoruz.

Dılşa: Belki LezBiFem aktifken biraz tartışılıyordu, büyük bir görünürlük olmuştu onların katkısıyla.

Deniz: LezBiFem bu konuda büyük bir atılım yapmıştı. O zaman da büyük tartışmalar dönmüştü. O dönem, Komite tartışmalarında “bu kadın düşmanlığı oluyor” denildiğinde, insanlar ciddiye alırdı. Ama bu zamana kadar gördüğüm kayıtlarda da, LGBT olarak başlayan ve şu an LGBTİ+ olarak örgütlenen harekette, “lezbiyenler azdı”, “lezbiyenler gelmiyordu” gibi tespitler hep yapılmış ama orada kalmış.

Peki bu erkek egemenliği neden kaynaklanıyor? Ya da söylediğine referansla sorayım, lezbiyenler neden gelmiyor?

Deniz: Örgütlenmek sadece birbiriyle dayanışmak olmuyor, örgütlü bir hareket olduğun ve söylem geliştirmeye başladığında, bunun bir de vitrini oluyor. Bu vitrin de hızlı bir şekilde, toplumda ne makbulse, onunla dolmaya başlar. 90’larda Lubunya Olmak kitabında okumuştum; İstanbul’da ilk defa Onur Yürüyüşü örgütleneceği zaman, trans kadın arkadaşları alıp almamak üzere bir tartışma yürütülmüş, ki bu tartışma bile başlı başına çok çirkin, sonunda da almamaya karar vermişler. O zaman onlar toplumda HIV ile, seks işçiliği ile özdeşleşiyormuş ve onların vermek istediği görüntü bu değilmiş. Yürüyüşün örgütlenmesi için Almanya’dan gelinip çalışılıyor ve bağlantılar kurmak için zengin geylerin gittiği bir gece kulübüne gidiliyor. İnsanlar ayrıcalıklı olduğu müddetçe, iyi görünmeyi istemişler. Lezbiyenler için böyle bir karar çıkmamış, zaten azlarmış.

Dılşa: Şimdi de lezbiyenler az. Biraz şöyle hissediyorum; alan açılmıyor, gidip o alanı alman gerekiyor. Ben biraz yorulduğumu hissediyorum. Bu böyle olmamalı, ataerkil bir dünyada böyle bir örgütlenme içinde kendimize alan açmak için sürekli mücadele etmemiz mi gerekiyor? Bunun dayanışma içinde kendiliğinden gelişmesi gerekiyor.

Sizin Onur Haftası Komitesi’nden ayrılma süreciniz nasıl gelişti?

Dılşa: Yayınladığımız metinde özetle anlattık ama anlatmadığımız bir sürü örnek var. Mesela Onur Haftası’yla ilgili güvenlik meselesinden bahsederken, Komite’den bir arkadaşın dönüp “Şu an annelik yapıyorsun” demesi… Bunu ben bir kadın olarak söylediğim için “annelik” yapıyor oluyorum. Ya da parti sırasında kapıda “arkadaşlar burası çok doldu, inecekseniz inin, yukarı çıkacaksınız çıkın” dediğimde, arkamdan “Ay, gergin lezbiyen” diye dalga geçilmesi gibi… Tüm bu olaylar birleştiğinde, Onur Haftası’nda bir kadın düşmanlığı, bir lezbifobi dönüyor ve bunu artık yazmamız gerektiğini düşündük. Amaç, o toplantıda birilerine sinirlenip de olay yaratarak çıkmak değil; anlatmaya çalıştığımız şu: biz artık burada var olamıyoruz. Onur Haftası bu şekilde sürüp giderse, bir şeylerin sürekli üzeri kapanacak.

Deniz: Ben de şu anekdotu anlatmak istiyorum: Bir toplantıda “Bir lezbiyen olarak ben sizlerin yaşamadığı bazı sıkıntılar yaşıyorum ve bunları dile getirmek istiyorum” dediğimde, biri bana dedi ki “Benim lezbiyen deneyimden geçmediğimi nereden biliyorsun?” Politik olarak, insanın deneyimini, sıkıntılarını da geçersiz kılan zeminler yarattık. Bu şekilde bir yere varamıyoruz.  İyi niyetli olsa, ne biliyorsun diyeceğine beni düzeltirsin, ben de özür dilerim. Bu tavır ise “yanlış yaptın ve bu harekette senin konuşma ehliyetin yok” gibi bir anlama çıkıyor. Toplumda çoğumuz hetero sayılıyoruz ve bu durumda öfkelendiğimiz şey, heteroseksizmin ağırlığı oluyor. LGBTİ+ hareketinde ise biri “Gey dominasyonu var ve hepimiz gey sayılıyoruz” denildiğinde, kızılan neden lezbiyen, biseksüel kadınlar oluyor? Zaten azınlıkta olan, domine etmeyen bir grup nasıl bunun faili olabilir? Nasıl hetero topluluğuna bir eleştiri yöneltiliyorsa, gey topluluğuna da dönülüp bir bakılması lazım. Bizim kadın olarak ciddiye alınmadığımızı hissettiğimizi söylediğimizde sorun çıkması, ikiyüzlü bir tavır.

TIKLAYIN – 26. Onur Haftası Komitesi ile Söyleşi: “LGBTİ’ler Taksim’e Çağırıyor: Bakarsınız Yürürüz”

Ayrılık metninizi yayınladıktan sonra neler oldu?

Dılşa: Genel olarak destek aldık. Zaten bu bir problemdi ve artık birilerinin bunu söylemesi gerekiyordu, gibi geri dönüşler çok aldık. Komitenin kendi açıklaması bana bizim dediğimizin hiçbir şekilde anlaşılmadığını veya bizi anlamaya çalışmadıklarını gösteriyor. Açıklama sanki biz sadece bir olaya sinirlenmişiz ve çıkmışız gibi yazılmış ama bizim derdimiz çok genel bir dert. Komitedeki ve hatta genel olarak hareketteki bir sorundan bahsediyoruz. Beni hiçbir şekilde tatmin etmeyen bir açıklama oldu ve öz eleştiri talebimizin hiçbir karşılığı yok. Bu şekilde komiteyle nasıl bir iletişim sürdürebileceğimiz bir soru işareti.

Deniz: Onur Haftası Komitesi’nin yayınladığı metin, bizim iki tane lezbiyenden ibaret olduğumuzu vurgulamak ve harekette kadın düşmanlığı diye bir şey olduğunu kabul etseler de Onur Haftası’nda bizim karakter bozukluğumuz yüzünden bunların yaşandığını kanıtlamak üzerine kurulu. Metnin kimse tarafından pek ciddiye alındığını zannetmiyorum. Ama şunu söylemek gerek, Onur Haftası çalışmalarına 4-5 yıldır katılıyorum ve bu yeni başlayan bir sorun değil.  Örneğin “Örgütleniyoruz” tema forumunda, bir lezbiyen arkadaş söz alarak, “Farkında mısınız, şimdiye kadar hiç kadın konuşmadı” dedi ve anında “kadın olmadıklarını nereden biliyorsun” cevabını aldı. Bu tepki, tartışmaların altını boşaltan bir tepki. Evet, soruyu soran arkadaş “lezbiyen” ya da “cis kadın” (*)demeliydi ve gerçekten de konuşanların kendisini kadın olarak tanımlayıp tanımlamadığını bilemez. Ama bir derdi vardı ve bu derdin konuşulmasının önünü kesen bir cevap aldı. Bu bizim de toplantılarda tekrar tekrar yaşadığımız bir şey oluyor.

Komite’den ayrıldınız, etkinliklere katılacak mısınız?

Deniz: Biz 2018 Komitesi’nden çıktık. Bu komiteler her sene toplanır ve işi bitince dağılır, bir sonraki sene yeni bir komite toplanır. Ziyaretçi olarak tabii ki katılacağız. Onur Haftası hepimizin biraraya geldiği bir hafta. Ama özeleştiri yapılmadıkça, etkinlik düzenleyicisi olamayız.

Sözünü ettiğiniz cinsiyetsizlik politikasından bahsedebilir misiniz biraz? Cinsiyetsizlik politikası nedir?

Dılşa: Cinsiyet toplumsal olarak inşa edilen bir şey ve ikili yönde (binary) ilerleyen, yani “ya kadın ya erkeksindir” algısının hakim olduğu bir düzende yaşıyoruz. Cinsiyetsizlik politikası da, cinsiyetin birçok şey olabileceğini, kadın ve erkek arasındaki spektrumda olabileceğini ya da hiçbiri olmayabileceğini savunan bir politika.

Deniz: Cinsiyet konusunda kişinin beyanı esastır ve kimse kimseye cinsiyet atayamaz. Ama cinsiyetleri toplum bize atadığı için bu çok önemli bir politika.

Bu cinsiyetsizlik politikası LGBTİ hareketi içinde nasıl ele alınıyor ve tartışılıyor?

Deniz: Aslında çok da “ele alınmıyor”, bu konuda atölyeler, tartışmalar düzenlendiğine şahit olmadım. Benim rastladığım kadarıyla daha çok “Nereden biliyorsun”, “Bana cinsiyet atayamazsın” ve “Bana cinsiyet atadılar” şikayetleriyle gündeme geliyor.

Dılşa: Hareket içinde en çok deneyimlediğimiz bu oluyor. Ama tabii ki küçük gruplarda bu politikalar tartışılıyor ve okumalar yapılıyor. Benim en çok sıkıntısını çektiğim nokta; cinsiyetsizlik politikası yürütülürken, güç ilişkilerinin görmezden gelinmesi oluyor. Metinde de belirttiğimiz gibi, çatışmanın toplumun en altına itilen kadın cinsiyeti üzerinden gidiyor olması bizim için bir sorun. Türkiye’de LGBTİ+ hareketinde, feminist politika yaygın olarak cis-feminizm olarak görülüyor ve LGBTİ+ hareketi feminizmle bu düşünce üzerinden çatışıyor. Benim de feminist politikayla ilgili eleştirilerim var, bazen çok cis bir noktaya gidebiliyor ama sürekli feminizmle bunun üzerinden çatışmaya girilmesi doğru değil.

Deniz: Dılşa’nın dediği gibi, güç ilişkilerini tartışmadan cinsiyetsizlik politikası yürütüldüğünde, konu “Ben neyim” kavgasından öte bir yere gitmiyor. Cinsiyetin atanan bir şey olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Ama bana atanan cinsiyet, sadece atanmayla kalmayıp aşağılanmayla geldiği zaman, bunu reddetmek doğru olmuyor.

Dılşa: Ben 1.50 boyunda, sesi tiz ve kadın olarak görülen bir insanım. Ben kadınlığı bırakamıyorum, kadınlığı bırakmak isteseydim de benim hayatımda bir şey değişmeyecekti. Hala partiden eve dönerken, güvensiz hissediyorum. Bunu anlatmaya çalıştığında, yaptığın ajitasyon olarak yorumlanıyor.

Deniz: Bana atanan cinsiyet üzerinden benim yaşadığım sıkıntılar görmezden gelindiğinde, bu kadın düşmanlığından başka bir şey değildir. Kadın olmaktan kaynaklı sorunları konuşmak istediğim zaman “yine başladılar” gibi bir hava hissediyorum. Hareketin cis-feminizme öfkesi olmasını anlıyorum. Ama son dönemlerde feminizm kavramı kadınlara karşı bir silah olarak kullanılmaya başlandı. Her şey cis-kadınların aleyhine işliyor. Bir tartışmada ağzını açıp yanlış bir laf ettin diyelim, feminist olma iddiası olmayan bir kişi bile olsa, “feminist olarak bir de bunu mu diyorsun” tepkisiyle karşılaşıyorsun. Bu tepkileri verenlerin, feminizmden ne anladığını gerçekten sorguluyorum. Sanki feminizm cis-kadınların tepesinde sallandırılan bir kılıçmış gibi hissediyorum.

Açıkçası dışarıdan görünen, Türkiye’de feminist hareketle LGBTİ hareketinin ortaklaşarak örgütlendiği. Ama şu anda feminizmin, LGBTİ hareketinin iç tartışmalarında bir çatışma alanı olduğunu öğrendim. Bahsettiğim görünürlük, yanlış bir yorum mu?

Dılşa: Tamamen yanlış olduğunu söyleyemem. Ama nasıl “80’lerde sol hareketi bölen feminizm” argümanları vardıysa, özellikle biz de bu metni yayınladıktan sonra “LGBTİ+ hareketini bölen cis-feminizm” noktasına geldi. Ben feminist hareketten gelen biri olarak, kendi örgütlendiğim feminist grubun LGBTİ+ hareketi dışladığını düşünmüyorum. Ama yüzyüze örgütlendiğimiz noktalar yok. LGBTİ+ hareketinde, feminizm değil, kuir feminizmden bahsediliyor.

Deniz: Türkiye’de feminist hareketle LGBTİ+ hareketi arasında söylem ortaklığı kurulamadığını gözlemliyorum. Bunun için iki tarafın da bir şeyler yapması gerekiyor. Mesela bizim harekette cinsiyet eşitsizliği, güç hiyerarşisi falan konuşulmuyor, ki eskiden daha çok konuşulurdu. Feminist hareket içerisinde de, kadınların mutlaka bir erkekle ilişkileneceği üzerinden kampanya örgütlendiğini gözlemliyorum, tabii bu dışarıdan yaptığım bir gözlem.

Dılşa: Feminist hareketle ilgili bu eleştiriye katılıyorum. Mesela ben lezbiyen bir kadın olarak feminist harekette o kadar da kolay örgütlenemiyorum. Kendini bir anda müftülük nikahına karşı kampanyanın içinde buluyorsun. O kampanyada bulunmaktan pişman değilim, önemli bir şey ama insan sorguluyor: müftülükte evlenmeyi geçtim, zaten evlenemiyorum, evlenebiliyor olsam evlenir miydim? Hayır.

Deniz: En azından teorik ortak noktalarımızı bulmak için daha fazla çalışılabilir.

Lezbiyen, biseksüel kadın aktivistler olarak söylemek istediğiniz bir şey, vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Deniz: Heteroseksizm çok ağır ve çok kibirli bir şey. Bizim hareketimiz buna karşı var. Onur Haftası da hepimizin haftası. Biz kendi içimizde çok ciddi tartışmalar yürütüyoruz ama her şeyden önce hepimizi ezmekte olan şey tabii ki heteroseksizm ve cis-seksizm. (ÇT)

(*) “Cis” doğuşta kendisine atanan cinsiyet kimliği ile kişinin kendini tanımladığı cinsiyet kimliği örtüşen bireyleri tanımlamak için kullanılır.

Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik: Feministiskt Perspektiv, Kaos GL ve bianet

Final Konferansı

Yıldız Tar: Merhaba, hepiniz hoş geldiniz. İki dilli bir konferans olacak. Konuğumuz için olabildiğince İngilizce konuşmaya çalışacağım. Öncelikle konuğumuzu tanıtayım. Anna Klara Braat. İsviçre’den feminist bir gazeteci. Kendisi hem sendikacı hem işçi. Arbetaren işçi odaklı sendika gazetesinin genel yayın yönetmenliğini yaptı. Arbetaren’da feminizm, kadın ve işçi konularıyla ilgilenen ve sendikada toplumsal cinsiyet odaklı yayın yapan ilk gazetelerden bir tanesiydi. Şu anda da online bir yayında çalışıyor. feministisktperspektiv.se  isimli. Diğer konuğumuz Sevda Alankuş. Bia eğitim danışmanı ve aynı zamanda Kadir Has Üniversitesi’nde İletişim Fakültesi’nde profesörlük görevine devam etmekte. Bu projeye çok önemli katkıları oldu. Kendisi alternatif medya, barış gazeteciliği, feminist medya alanlarında araştırmalarına devam etmekte.

Bugün toplumsal cinsiyet odaklı habercilik nedir ve Türkiye’de İsveç’te bu bağlamda neler oluyor bunu tartışmaya açmak istiyoruz. Feministler, LGBTİ’ler, insan hakları, kadın hakları savunucuları olarak medyanın dilini nasıl dönüştürebiliriz bunu tartışmaya açmak istiyoruz.

Anna Klara ile başlayalım isterseniz. Bize ana akım gazeteciliğin İsveç’teki durumunu aktarabilir misin? Durum neydi, ne oldu? Şu anda temel durum nedir ve İsveç’teki medya ortamını toplumsal cinsiyet perspektifinden değerlendirebilir misin?

Anna Klara Bratt: Merhaba. Öncelikle organizatörlere beni davet ettikleri için teşekkür etmek istiyorum. Burada bulunmak benim için çok büyük bir mutluluk. Öncelikle İsveç’te feminizm konusunda nerede olduğumuzu aktarmak istiyorum. Feminizm İsveç’te moda gibi aslında. Günün birinde gündemde oluyoruz, birkaç gün sonra da modamız geçiyor. Yani İsveç’teki medyada toplumsal cinsiyet meselesinin inişli çıkışlı bir seyri var. 7-8 yıl önce feminist perspektif ile çalışmaya başladığımız zaman sendika basınında farklı biçimlerde aktif insanlardık. İsveç’teki gazetecilik sendikaları veya basında çalışan insanlardık. 7 yıl önce başladık. Feminizm konusunda çok katı bir yasa kabul edildi. 2009-2010 yıllarında kadınlara karşı nefret ve tehditler artmaya başladı. Daha sonralarında bu gittikçe yoğunlaştı. Dolayısıyla bu Feminist Perspektif’i oluşturma kararını verdik. Geleneksel medyanın toplumsal cinsiyet bakımından dengelenmesi için çalışmaya başladık. “Me too” hareketinden bahsetmek istiyorum. Feminizmin her alanında ve kadın odaklı basında çok ciddi bir yükseliş yaşandı. Hayatımda hiç böyle bir şey yaşamadım, hatta hayal bile edemezdim. Öyle görünüyor ki İsveç’te çok uzun ve çok güçlü bir sendika geleneğimiz olduğu için farklı farklı sendikalardan bir dizi çağrı geldi. Amerika’da sinema oyuncularıyla başladı biliyorsunuz. Hemen hemen her kadın oyuncu taciz, cinsel ihlallerle ve tecavüzle karşılaşmışlardı; sahnede bile. Dolayısıyla bizde de kadınlar kendilerine olanları anlatmaya başladı. Sinema ve tiyatroda olan bütün kadınlar bunları anlatmaya başladılar. Bunlar çok ağır deneyimler ama hepimiz rahatladık, gayet mutluyuz o bakımdan. Taciz ve tecavüzden söz edebiliyoruz şimdi. Gayet mutlu hissetmeye başladık. Bundan sonra ne olacağını heyecanla bekliyoruz. İsveç’te insanların kendilerine bakışı değişti. Kadınlara yönelik en büyük şiddet ev içi şiddet diye biliniyordu. Şimdi görülüyor ve ortaya çıkıyor ki işyerlerinde her altı kadından biri tecavüz ya da tacize uğramış durumda. Biliyorsunuz kadınlar saldırıya uğradıkları zaman kadın sığınaklarına gidiyorlar. Oralarda çalışanlar dışında herkes çok şaşırdı. Çünkü kadınlar evde veya işte mutlaka bir saldırıya uğramış oluyorlar. 65 tane değişik sendika şubesi, avukatlar, öğretmenler, garson kadınlar… çocuk bakımı sektörü ki çok kadın yoğunluklu bir sektördür, orada da olmuş bunlar. Dolayısıyla her çalışma sektöründe bunların olduğunu gördük. Şimdi ne yapabiliriz diye düşünüyoruz. Biz de yasal, hukuki bir eksiklik olduğunu söyleyemeyiz. İşyerleri için özellikle gayet sağlam yasalar var. Tecavüz veya taciz yasak. Politikacılar da bu çağrılarda yer aldı. Kendileri de parlamentoda tacize uğramışlar. Yani her yerde oluyor bu. Çoğu kadın ve feminist, her beş kadından biri, bu hareketin çok önemli ve kendilerini mutlu eden bir hareket olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla durumumuz çok iyi. Dergimiz yapılan her çağrıyı yayınlıyor. Bir sonraki adımımız bunları başka dillere tercüme etmek. Bizim sendika veya işçi örgütlerimizin tarihçesi dolayısıyla bu biçimi aldı. Şu anda durumumuz bu şekilde. Normal olarak bu sorunlar ana akım medyada yer almaz. Bilgilileri, ilgileri yok ve bu sorunlara el atmaktan korkarlar. Başlangıç noktası da buydu …ama çok ciddi çalışmalar sayesinde, eğitimler, uluslararası çalışmalar sayesinde toplumsal cinsiyet temelli yayıncılık için. Ülke içi, uluslararası haberler, kültür her sektöre el attık biz Feminist Perspektive’de. 

Yıldız: Çok güzel bir başlangıç oldu. Bizim medyayı ana akım ve alternatif olarak ayrımlaştırma eğilimimiz vardır. Nasıl ayırıyoruz bilmiyorum. Benim deneyimim de LGBTİ konularında ana akım ve alternatif medya aynı düzeyde. Alternatif medya şimdi biraz daha bu konuları ele alıyor ama toplumsal cinsiyet meseleleri söz konusu olduğundan ana akım medya ve alternatif  medya arasındaki farklar bulanık olabiliyor. Bir de görünürlük ve görünmezlik var. 3 yıl önce Tuğrul Eryılmaz ile çok ciddi bir röportaj yaptım. İyi gazetecilikten söz ediyordu, insanların ön yargılarını bir kenara bırakması gerektiğini anlatıyordu, seslerini çıkaramayan insanların sesini duyurma yönünde çaba göstermesi gerektiğini anlatıyordu.

Küresel değişimleri nasıl anlatabiliyorsunuz? Ya da ülke çapında toplumsal cinsiyet temelli gazeteciliği nasıl anlatırsınız? Temsil şimdi daha mı iyi? Medya artık bu konulara daha fazla giriyor mu?

Sevda Alankuş: Biraz da dünyadaki fotoğrafın bir üzerinden geçeyim isterseniz. Türkiye’deki fotoğraf da bunu yansıtıyor. İsveç tabii çok şanslı ülkelerden birisi. Feminist hareketin gücü ve bunun medyaya yansımaları anlamında.  Ama pek çok ülkede kadın gazetecilerin ya da LGBTİ bireylerin görülmeme sorununu öncelikle söylemek lazım. Haber odalarında temsil edilmemeleri söz konusu. Haber merkezlerinde de kadınların ve LGBTİ’lerin temsil sorunu var. Bu sadece toplumsal cinsiyet anlamında değil, etnik, sınıfsal, ırksal çeşitlilik anlamında da söz konusu ve  Türkiye’de dahil olmak üzere her yerde böyle bir sorun var. Öte yandan hepimiz biliyoruz haber merkezleri çok maskülen kurallarla örülü, habercilik de öyle, maskülen bir anlatı biçimi var. Bu haber odalarında kurumsallaşmış ve profesyonel ideoloji haline gelmiş bir şey olduğu için pratiğin içerisine giren dönüştürücü kadınlar, bunu dönüştürürken önemli sorunlarla karşılaşıyorlar. Bunlardan bir kısmı ya feminist gettolardan oluşuyor, kendi aralarında konuşur gibi  ya da marjinalleşiyorlar. Bir kısım kadın gazeteci erkekler gibi olmayı tercih ediyor. Boys club’e ne kadar katılırsa o kadar kabul göreceği için.  Türkiye’nin daha çok girdiği; savaşıyorlar ve bu arada marjinalleşme tehlikesi yaşıyorlar. Çoğu ülkede öyle terimler varmış. Feminist firijit, cadı gibi. Negatif niteleyici giden bir şey var. Öte yandan ciddi bir ücret farkı var, kadın ve erkek gazeteciler açısından. Ve cam tavan söz konusu. Gazetecilerin çoğunu erkekler çoğunu oluşturuyor. Ancak üçte bir oranında kadın gazeteci ile karşılaşılıyor ve bu oran konum itibariyle yöneticiliğe geldiği zaman daha da azalıyor. Kadın yönetici sayısı erkek yöneticilere kıyaslandığı zaman daha az. Öte yandan konuğumuzun da söylediği gibi haber merkezlerinde yaşanan pratiğin bir parçası da görülen, karşılaşılan fiziki ya da psikolojik şiddet. Bir veriye göre her iki kadından birisi fiziksel şiddet görüyor. Bu haber kaynağından olabildiği gibi izleyicisinden, okuyucusundan da olabiliyor. En önemlisi yüzde 39’u patronlarından şiddet görüyorlar. Bu tablo Türkiye’de aynı diye düşünüyorum. Türkiye’de bir fark var, çok konuşulmuyor. Yaptığım bir araştırmanın çok başlarındayım. Cinsel taciz, şiddete uğradığını ima eden kadınlar olmakla birlikte hiçbirisi bunu şimdiye kadar dillendirmemişler. Mesela “Me Too” hareketi de benim bildiğim kadarıyla kadın gazetecilerin katıldığı ve ifade ettiği bir şeye dönüşmedi. Politik bir tavır alma biçimine dönüşmedi. Bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyorlar gibi bir durum var. Oluşum, dünyadaki bu fotoğrafı veriyor, Türkiye’yi de anlamak için. Demin de söylediğim gibi Kuzey Avrupa ülkeleri bu konuda daha şanslılar. Hala bu kavram kullanılıyorsa biz daha çok gelişmekte olan ülkeler arasına giriyor. Bütün bunlar toplumsal cinsiyet temelli habercilik yapmayı çok önemli kılıyor. Bir de bunların üzerine politik baskıların olduğu bir şeyi eklerseniz durum daha da vahim oluyor. Birkaç tane şey ekleyeyim. Mesela sektörde erkek gazeteciler çok uzun süre kalabildiği halde kadınlar çok uzun süre kalamıyorlar. Erkenden terk etmek istiyorlar. Çünkü sektör genç kadın yüzünü tercih ediyor eğer görünürlükse söz konusu ya da pek çoğu bunu sürdüremez görüyorlar. Ev çocuk sorumluluğu, ücret farkı, meslekte ilerleyememe yüzünden. Zaten ilk atılanlar da onlar oluyorlar. Özetle fotoğraf hiç iç açıcı değil. Bu biraz bize neden haberlerde kadınların, LGBTİ’lerin yeterince temsil edilmediğini de açıklıyor. Tabii haber merkezlerinde kadın sayısının artması, toplumsal cinsiyet çeşitliliğinin sorunu çözeceği anlamına gelmiyor. Bunun artması gerekiyor ancak sorunun çözülmesi bundan ibaret değil. Bana kalırsa gazetecilik pratikleri ve anlayışı üzerine yeni baştan hepimizin düşünmesi gerekiyor.

Yıldız: Teşekkürler. Tabii ki ücret konusu, cam tavan ve diğer konular çok önemli. Bir de biliyorsunuz lavanta kafes var. Mesela gey bir gazeteciyseniz sadece kültür ve sanat hakkında yazabilirsiniz; politika hakkında yazamazsınız. Ya da bu tür ayrımcı meselelerden işyerinde söz edemezsiniz. Peki bu cam kafes meselesine dönersek, siz kendi deneyiminizde bunu kırmış durumdasınız. Arbeten işçi gazetesi biliyorsunuz. Bu nedir ve bunu delmek nasıl mümkün olabilir?

Anna Klara: Bu konuda koskoca bir kitap yazdım. Çok kolay değildi aslında bunu yapmak. Bir sendika hareketinde üstelik de sendikalistler adını taşıyan radikal bir sendikanın gazetesiydi bu. Epeyce tepki aldık. Bir program yarattık. Esas olarak çok basit bir program. 4 düzey saptadık. Herhangi bir sektörde kullanılabilir; yayıncılık, hastaneler gibi. İsveç’te çok konuşulan bir mesele var; kota. Yüzde elli yüzde elli kotası. O kadar sıkıldık ki o tartışmadan bıktık. Kaç yıl boyunca kota meselesini tartışacağız dedik. Çünkü hiçbir şey de çözmüyor. Bir başlangıç oluşturabilir. Dolayısıyla herkesten biraz bir şeyler çaldık ve bütün hepsini bir araya getirdik. Şu ana kadar kullanılan bütün metotları kullanarak bir karma çözüm oluşturduk. Elli elli olması gerekiyor kotanın ve burada erkek ve kadından bahsediyoruz ama bunun yanına başka türlü ayrımcılıklar da konulabilir. Hakkında yazmak istediğiniz grupların temsilcileri söz konusu. Temsil meselesi çok önemli. İşçi hareketine bakın. Yönetim kurullarında, tartışmalarda temsilciler bulundurmak söz konusu. Tek başına temsilci hiçbir şey yapmaz. Yapıya bakmak lazım. Yapısal düzeyde kim karar veriyor. Ne hakkında kim yazıyor? Buna editöryal düzey derdik yaz işleri için ama aynı zamanda bir de resmi düzey var. Fotoğrafı kim gördü, kiminle görüşme yapıyor, kim ne hakkında görüşme yapıyor, kimin resmi çekiliyor? 55 yaşında kadınlar çok ender görülür dergilerde. 55 yaşındaki lezbiyenler hiç görülmemiştir dergilerde.

Birkaç ay bu mesele üzerinde çalıştık. Bir sürü çatışma oldu, mektuplar geldi, tehditler geldi. Sadece karşıtlarımız tarafından değil. Kendi hareketimiz içinde de oldu bu, çok güzel geleneği olan, yüzlerce yıldır yayınlanan dergimizi mahvediyorsunuz diyorlardı. Biz de sendikalistler olduğumuz için, bireysel sorumluluğu da olan insanlardık. Mesela iklim sorununu gördüğümüz zaman bireysel bir tavır aldık ama dediğim gibi yapıya bakmak lazım. Bu iş nasıl örgütleniyor, kim kararı veriyor, parayı kim kazanıyor. Bütün bunları ele almak lazım. Bunun için epeyce tartışmalı konulara girmek gerekti. Her şey bireysel diyen liberaller vardı. Solcular da sadece yapılar vardır; homofobi, kadın düşmanlığı yok diyorlardı. Günün sonunda sorun şu hale geldi,  oldukça küçük bir dergiyi kim yönetiyor ve bir doğum günü olunca pastayı kim alıyor? Bizde elli elli kadın ve erkekler. Esas yayın işleri müdürümüz bir gey dergiden gelen lezbiyen kadın. Bu 90’lı yılların sonunda idi. Biz bunun üzerine çalıştık. Giderek kurumsal yaklaşım ve kesişim kavramı etrafında meseleyi ele aldık. Birçok baskının mağduru olabiliyordunuz, bize mağdur deniyor biz de mağdur diyoruz. Bir bakıma cam kafesi kırışımız böyle oldu. Herkese eşit ücret veriyorduk. İster patron olun, ister temizlikçi. Araştırmacılar bunu sevmiyor ama bunu gerçekten tavsiye ederim. Büyük adımlar atılıyor bu sayede. Bunu İspanyol sendikalistlerinden öğrendik.

Bizi davet eden LGBTİ ve kadın sendikacılar vardı. Sadece kadınlar ve gey erkekler oluyordu. Hiçbir şekilde patron, hetero erkekler olmuyordu. Bu metot işe yarıyor ama aşağıdan gelen bir güce ihtiyaç var ve liderlikten destek gelmesi lazım. Farklı metotları denedik. Haber odasında görevleri değiştirmek gibi rotasyona girdik. Maalesef dizgiyi yapandan iyi tasarımcı çıkmıyor ve dolayısıyla pek yapılamıyor. Dolayısıyla burada sorun metot değil, irade ve güç.

Biz dergiden ayrıldık ve her şey eskisine döndü. Tam da o noktada kendi dergimizi kurma kararı aldık. Biz de bu kesişim, kesişimsellik kelimesini kullanmaya karar verdik. Çok faydalı olduğuna karar verdik. Kim konuşuyor, kimi sunuyoruz? Bunu göstermenin faydalı olduğuna karar verdik.

Biz bir şeyleri karmaşıklaştırmak istiyoruz, değil mi? Çoğunuz herhalde gazetecisiniz. Hiçbir şey siyah beyaz değildir. Hala dengeli bir habercilik yapmaya çalışıyoruz. Spor sayfalarında, erkek egemenliğinde olan sporlardaki cinsel ayrımcılıktan bahsetmek isteriz mesela. Üzerinde hala çalıştığımız bir konu. Wirginia Wolf’un bir kitabını hatırlattı bana. Kendi hikayenizi anlatma fırsatı sunuyor aslında bu çevrimiçi gazete. Ben de aynı soruyu size yöneltmek istiyorum. Stratejilerimiz neler olabilir?

Sevda: Haber merkezinin erkek egemen niteliğini değiştirmesi, cam duvarları kaldırması açısından değil, bir anlatı dili, bir form olarak haberin erkekliğinden çıkarılması için iki farklı siyasanın bence görülmesi lazım. Bunlardan bir tanesi, fikir vermek açısından aydınlatıcı internetten de bulabileceğimiz Birleşmiş Milletler‘in dokuz maddelik erkek haber odalarının dönüştürülmesi konusundaki yayını. Bunun için mutlaka her yayın organının bir gender politikası olması gerekiyor. Bu politika işe alınmada öncelikler tanınması, kota uygulanması hem toplumsal cinsiyet çeşitliliği anlamında hem de etnik, ırksal çeşitliliğin artırılmasını içeren bir şeydir. Hepsini okumayacağım. Ama mesela kadınların erken işten ayrılmasından konuştuk, onun önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması lazım. Öte yandan kadınlar cam tavanla karşılaşıyorsa bunun için bir yönetim eğitiminden geçirilmesi gerekir. Ama bu rekabetçi haber pratiklerini yeniden üretmek konusunda bir yönetim değil, daha işbirliğine yönelik, yatay hiyerarşi içerisinde ilerleyen bir anlayışla habercilik yapılmasını sağlayacak bir mentorluktan geçirilmeleri…  Sadece kadınların değil, erkek çalışanların toplumsal cinsiyet farkındalığı açısından eğitimden geçirilmesi gibi dokuz maddeyi sıralıyor. Bunlar biraz düşünürsek hepimizin aklına gelebilecek şeyler kuşkusuz. Örgütlenme en önemli ayaklardan birisi. Ama ikincisi var ve ben bunun daha önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü daha gözden kaçırılan ve ihmal edilen bir şey. En başından beri haberin erkek, maskülen bir form olduğunu söylüyorum. Bu nasıl karşımıza çıkıyor? Bu objektifliğin bir tabu haline getirilmesi; beyaz erkek egemenden yana bir hegemonik taraflılığın kuruluyor olması ve bunun üstünün kapatılması. Bütün haber merkezlerinde objektiflik tanımı üzerine yeniden düşünülmesi lazım. Tarafsızlığın yeniden tarif edilmesi gerekiyor. Bunun için biz toplumsal cinsiyet odaklı habercilik dediğimiz zaman taraflı bir gazetecilikten söz ediyoruz. Toplumsal cinsiyet çeşitliliği taraflı bir gazetecilikten söz ediyoruz. Eğer erkek ve kadın karşıtlığı gibi dünyayı anlarsanız, erkekler objektif kadınlar sübjektif düşünmeye yatkın gibi bu karşıtlık içerisinde kuruluyorlar. Haber erkektir dediğimde kastettiğimde bu. Dolayısıyla haber, objektif, net, kesin erkek gibi sözünü söyleyen, sınırlarını çizen, doğruluğundan emin olunan bir tür olarak karşımıza çıkıyor. Oysa artık habere dair bütün bunların tartışılması gerekiyor. Beni şöyle eleştirebilirsiniz; haberin doğruluğu, kesinliği konusunda çok büyük şüpheler uyandıran çok büyük bir habercilik pratiğinin içine girmişken nasıl haberin kesinliği, objektifliğine dair bunu söyleyebilirim.  Benim bunlardan söz ediyor olmam lüks gibi kaçabilir ama şunu unutmayalım standart gazetecilik içinde objektiflik içinde yapılan iki tarafa gidip o onu dedi, bu bunu dedi deyip ama mutlaka haberi birinci tanımlayıcı üzerinden kapatmak, kesinliğini kurmak. Çok basitçe söyleyelim hükümet otoritesi dediyse, dedi denir. Muhalefet dediyse iddia etti oluyor. Bütün bu dil yapısının sorgulanması gereken bir pratik içerisinden ilerlemesi  gerekiyor. Bunlardan bir tanesi dediğim gibi objektiflik. Başka şeyler de var. Mesela kadınların haber yapma pratiklerinin daha sübjektif, daha kendi deneyimleri üzerinden, daha empati kurmak üzerinden olması, ki bu öteki merkezli habercilik yapmayı daha kolaylaştıran bir şey ve bizim savunmamız gerekendir. Kadın haber pratiklerinin daha bağlamsal, sebep ve sonuç ilişkileri üzerinden giden bir haber yapma pratiği olması, ben o, biz onlar karşıtlığını üretmek yerine daha süreç odaklı habercilik yapmak gerektiği gibi.  Bütün bunlar hep birlikte düşünülmesi gereken şeyler.

Bir yandan örgütsel düzeyde bir politika oluşturulması gerekiyor. Bu politika içerisinde herkesin bir toplumsal cinsiyet farkındalığı eğitiminden, zihniyet değişikliğinden geçirilmesi, bunun kurallarının yazılı hale getirilmesi gerekiyor. Benim bildiğim kadarıyla Türkiye’de bunun yazılı olduğu hiçbir yayın organı yok. Doğan yayın grubu barış gazeteciliğini ilkeleri içerisine almıştı ama ne kadar barış gazeteciliği yapıyor, tartışılır. Benim bildiğim tek örnek Bianet.  Yazılı mı politika bilmiyorum ama yazılı olmayacak şekilde, onların toplumsal cinsiyet çeşitliliğini yansıtması, etnik farklılık anlamında bir politika olduğunu biliyorum. Bir tanesi bu örgütsel, kurumsal düzeyde yapılması gerekenler, diğeri ise haberin yeniden tanımlanması, maskülen niteliğinin yerinden edilmesi. Haber merkezlerinin o niteliğinin kırılması ile aynı zamanda düşünülmesi gereken bir şey. Böyle bir ikili mücadele. Bunu yapabilenler var mı? Yaygın medyada bu çok zor. Şimdiki ortamda ancak bunun mecrası alternatif medya gibi görünüyor.

Yıldız: Evet. Ben de biraz bilgi aktarayım. Türkiye’de medyada neler oluyor. Medya izleme raporuna göre şunu kolaylıkla söyleyebiliyoruz. Yazılı gazetelerin hiçbirinde toplumsal cinsiyet ya da LGBTİ meselelerini ele alan bir prosedür yok. LGBTİ’ler ile ilgili iyi uygulamalar var bazı gazeteler ve yayın kuruluşlarında ancak yazılı anlamda bir prosedür yok. Türkiye’de yazılı basında yer alan haberlerinin yüzde ellisinden fazlasında nefret söylemi yer alıyor. Genelde de trans kadınlara yönelik. Bu da şaşırtıcıydı. Nelerle karşılaştık mesela? Polisle temas, polis odaklı birtakım haberler. Belki de o sizin bahsettiğiniz maskülen perspektifle yayıncılık burada da söz konusu. Bu bağlamda da size şunu sormak istiyorum. Toplumsal cinsiyet, LGBTİ odaklı yeni bir dil oluşturacaksak bunun temellerini neler oluşturabilir? İsveç’ten bir örneğiniz var mı? Neler önerebilirsiniz?

Anna: Dil dediğimiz olgu hareketli bir hedeftir. Burada yeni dili oluştururken önemli olan anlaşılmış olmak. Avangardın peşinden gitmeye çalışabiliriz ama devlet televizyonuna, büyük dergilere baktığımızda içersemeci, kapsayıcı bir dil kullanmalarını arzu ediyoruz. Mesela bir okulda gerçekleşen silahlı saldırıda siyahi çocuklar hedef alınmış. Bunun gazeteye yansıması şu; okulda gerçekleşen silahlı saldırıda hiçbir İsveçli çocuk ya da beyaz çocuk ölmemiştir gibi bir yazım dili kullanılmış. Burada tabii ki işlerimizin kiminle olduğuna bakmak lazım. Oradan hangi dilin kullanılacağı çok açıkça ortaya çıkabiliyor. Mesele olguda bitiyor. Temsiliyet de olgu ile alakalı bir durum. Siz muhabirseniz olgularınızı iyi bileceksiniz. Bundan dolayı geleneksel sektörlerde barış gazeteciliği yapıyoruz. İspanya’da bizim kardeş dergimiz farklı, yeni bir yaklaşımla, yeni kelimeler kullanarak yazı yazıyorlar. Mesela cinsel sağlık isimli bir bölümleri var. Biz bazı gazetecileri eğitmeye çalışıyoruz tabii ki ama onlar bizden daha avangart. Onlar kendi kategorilerini oluşturdu. İkisini de uygulamak mümkün. Kendimiz önce ne yaptığımızı daha iyi anlamalıyız diye düşünüyorum. Avangardın peşinden gitmek iyi olacaktır. Ama orada yürütülen tartışmalar da bambaşka yerlere sapabiliyor. Mesela her yıl kullanılan dil ve kelimeler üzerine beş altı tane toplantımız oluyor. Çok uzun sürüyor tartışmalar. Bunu mu yoksa şu kelimeyi mi kullanacağız diyoruz.  Temelde olgu üzerine dönmeli ama habercilik ve olgu kelimeleri hala çok provokasyona açık gibi duruyor. Bir de şunu da ekleyeyim. İsveç’teki “Me Too” hareketinde toplamda dört bin kadar itirafçı kadın vardı, Facebooktaki kapalı grupta ve bu grupların içerisinden her üç kişiden biri şöhretti diyebiliriz. İsveç’te toplum sonuçta çok küçük, nüfus çok az ve çok ciddi etkileri oldu. Suçlamalar vardı, kayıtlar vardı, polis de işin içindeydi. O dönemde ben hem feminist hem gazeteci olarak hissetmiştim. Gazeteciliğe öyle bir sadakat hissiyatım vardı ama hiçbir zaman o grubu güvenli alan olarak kullanamazdım. Feministtik ama aynı zamanda gazeteciydik.  İşyerlerinde tacize maruz kalan 4000 kadın gazeteci vardı.

Yıldız: Bir soru daha sormak istiyorum. İsveç’te ayrımcılıkla mücadele eden kadın gazeteci örgütleri var mı? Ya da kadın gazetecilerin temsiliyetini arttırmaya dönük örgütler var mı? Toplamda ayrımcılıkla mücadeleye baş koymuş örgütler var mı?

 

Anna: Sanırım gazetecilerin yüzde kırkı kadın. Bu yüksek bir oran diye düşünüyorum. Kadınların yüzde sekseni en az istihdam edilmiş durumda. Çok iyi bir çocuk ve yaşlı bakım sistemimiz var. Tasarım, moda haberciliği, kadın gazetelerinde vs çalışıyorlar ama. Mesela sporda çok fazla yok. Kültürel içerikli alanlarda daha çok çalışıyorlar. Muhabir konumundalar. Dış haberlerde hala çok fazla yoklar ama asıl olaylar üniversitede gerçekleşiyor. Medya izleme projesinde çok faal ve aktiftik. “Me too” ile benzer aslında bu durum. Yani İsveç toplumsal cinsiyet alanında dünyanın en iyisiyiz demeyi çok sever. Sanırım 1994 yılında hakikaten öyleydik ama bu kendi benlik algımızda zarar gördü. Bütün eylem bizden çıkıyor yani bir medya aktivizm grubundan çıkma kadınlardan, yani o anlamda büyük örgütler yok.

 

Yıldız: Evet Sevda şimdi sana dönmek istiyorum. Türkiye’deki durum nedir? Medya örgütlerinde ve gazetelerde, kadın örgütlenmelerinin feminizmle ilişkisi ne durumda? Acaba her iki tarafında yararlanacağı bir diyalog devam ediyor mu? İkincisi de konuşmanın başında şöyle demiştin. Daha fazla kadın gazeteciyi görmek daha iyi olur ama sayımız yeterli değil. Neden daha iyi olur?

 

Sevda: Biraz daha sorunun ikinci kısmını cevaplamakla başlayayım. Kadın sayısının çoğalması çok önemli. Türkiye’de 90’lardan sonra kadın gazeteci sayısı arttı. Bütün dünyada literatüre baktığın zaman 90’lardan sonra kadın sayısının arttığını görüyorsun. Bu yüzden feminisation of the news’den söz ediliyor ama bunu olumlu bir şey gibi söylüyorlar. Ben bundan çok emin değilim. Haber odalarının maskülenliği devam ediyor ve haber yapma pratikleri değişmiyor. Dil de bunun çok önemli bir parçası. Dille başlayan ve sadece ondan ibaret olmayan bir değişim. Bu açıdan baktığın zaman kadın gazeteci sayısı, kotası yüzde elli yeterli değil. Herkesin toplumsal cinsiyet temelli bir habercilik konsepti etrafında birleşmesi ve bu konuda bir farkındalığın oluşması gerekli. Bu olmadığından, sayılardan ibaret bir şey ortaya çıkıyor. Sonuçta şu oluyor; birkaç feminist gazeteci kadın ana akımda yer buldular ya kendi aralarında konuşuyorlar ya da yine soft konularda yazılar yazıyorlar. Benim bildiğim birkaç kadın var ve köşesinde olabildiğince dış politika muhabirliği yapmaya çalışıyor. Mesela birisi Feray Tunç Ben onun uluslararası ilişkilerle ilgili yaptığı yorumları erkeklerinkiyle karşılaştırdığımda çok farklı buluyordum, dokunduğu konuları vs ama yalnızdı. Dolayısıyla kadınlar ya marjinalleştirilip küçümseniyorlar ya da boy club’e katılıyorlar. Hakikaten kadınların da erkeklerin de farkındalıklarının artması gerekiyor.

Bir önceki sorunun etik meselesine de değinmek istiyorum. Toplumsal cinsiyet temelli habercilik deyince bizim neyi anlamız gerekiyor. Burada Elif ve Çiçek’in henüz basılmamış kitabından tanım okumak istiyorum. Hak odaklı habercilik tanımının toplumsal cinsiyet odaklı olarak genişletilmiş hali. En başından beri bundan başka bir şey yapmıyorduk ama biz de kendimizi kavramsallaştırma anlamında geliştiriyoruz. Cinsiyet çeşitliliği açısından kapsayıcı, kadın ve LGBTİ+ hakları konusunda bilgilendirici, hak ihlalleri ile kazanımları takip eden ve görünür kılan, hak taleplerini duyuran, bunu yaparken yeni hak ihlallerine neden olmayan, ayrımcılıktan uzak bir haberciliği kastediyoruz, diyorlar. Ben buna bir şey daha ekliyorum. Toplumsal cinsiyet temelli barış gazeteciliği diyorum. Bunlar birbirinden ayrılır şeyler değil. Eğer barışa sürdürülebilir bir barış olarak yaklaşır ve ona pozitif bir kavram olarak yaklaşırsanız, savaşın olmadığı bir durum değil ama savaşa neden olacak gerginliklerin, çatışmaların, ayrımcılıkların, eşitsizliklerin vs. bunların temellerinin ortadan kaldırıldığı bir süreç olarak bakarsanız, o zaman toplumsal cinsiyet odaklı habercilik bu tür anlamıyla barış gazeteciliği anlayışının da temeline yerleşiyor. Çünkü bizim bu ikili karşıtlıklarla kurulu zihniyet dünyamızda ilk ötekileştirdiğimiz şey kadındır. İlk ötekileştirdiğimiz kadınlar olunca diğer ötekilerden kadınlaştırarak intikam alıyoruz. Kadın düşmanlığını öteki erkek üzerinde pratik ediyor, uyguluyoruz. Etik meselesine yaklaşırken şunun altını çizmek çok önemli bence. Öteki merkezli bir etik anlayışla haberciliğin yapılması gerekli. Dezavantajlı grupları merkez alan bir haberciliğin yapılması gerekli. Bunu yaptığınızda, bütün ötekileştirenleri de kapsayacak bir şekilde zihniyet değişikliği üzerinden habercilik yapıyorsunuz. Oysa etik, liberal habercilik anlayışı açısından ya da bu literatüre bakarsanız yaygın medya için hep birey merkezli olarak kurulmuştur. Sizin görevlerinizi yapmanız üzerinden gider. Görevlerimi yaptım, kurallarımı uyguladım bu gece de rahat rahat uyuyabilirim diyen etik anlayış yerine ben ötekinin de hatalarından sorumluyum, öteki bunu yaptıysa benim de payım olmalı diyerek bütün geceyi huzursuz, uykusuz geçirmek pahasına yapılan bir habercilik olması gerekiyor. Çok şey istediğimin farkındayım bunun en temel, basitinin bile yapılmadığı yerde ama bunu söylemekten de vazgeçmemek gerekiyor. Hep bir yerden başlamak gerekiyor. Kadınların sayısı artsın evet ama öteki merkezli habercilik yapılsın, dil meselesi, haber kaynakları meselesi, 5n1K’sının nasıl kurulacağı da dahil olmak üzere. Yeniden o tartışmaya döneyim. 90’larda haberlerin kadınlaşmasından söz edilirken kast edilen soft haberde kadına atfedilen haberlerin sayısının çoğalmasıydı. Bunun nedeni kadınların bunu daha çok isteyeceğini düşünerek daha çok kadın okuyucu çekmek ve gazeteleri daha fazla satmaktı.  Kadın gazeteciler soft haber yapıyor, soft haber kadınlar tarafından okunuyor, o zaman daha çok kadın işe alalım, daha çok kadın okusun gibi bir endüstrinin zihniyetiydi. Yoksa kadın gazetecilerin sayısının artması haberin, benim söylemek istediğim anlamda, kadınlaşmasını getirmedi. O gene erkek bir anlatı olmaya, bildiğini okumaya devam etti ve ediyor diye düşünüyorum.

 

Yıldız: Çok fazla sorum var. Fakat çok fazla zamanımız kalmadı elbette. Son bir söz vereyim size. Feminist bakış açısından bakıldığında interneti büyük bir özgürlük hareketi gibi düşünmüştük. Başlangıçta, internet hepimizi kurtaracak demiştik ama hiç de öyle değil bizim deneyimimizde. Bazı olanakları sağlıyor fakat bazı riskleri de içeriyor. Bu açıdan bakıldığında internet ve dijital teknolojilerinin toplumsal cinsiyet veya kadın temelli gazeteciler açısından sizin bağlamınızda durumu nedir?

 

Anna: İyi haberle başlayayım. Dünyanın pek çok yerinde birçok erkek eve bağlandı, evcilleşti.  Çünkü internetten bir sürü şeye katılabiliyorsunuz. Mesela Facebook geldiği zaman evde çocuğumu emzirdiğim için yalnız kalmak ya da yalıtılmak zorunda değilim duygusu söz kopnusu oldu. Ama aynı zamanda kadın LGBTİ aktivistler dünyanın her yerinde var ve bağlantılar kurabiliyorlar. Bir de kötü haber var. Bu benim için yeni değil diyorsunuz ama şimdi gösterilmiş durumda. Tehditleri yazıyorum, bunları yayınlıyorum filan. Kötü dil, kadın düşmanlığı, nefret dili, geleneksel medyaya giriyor. Bu bize şok gibi oldu. Ve gazetelerin editöryal denilen gazetenin fikirlerini belirttiği sayfalara kadar yükseldi, tırmandı. Bir şok gibi. İletişim düzeyi, dil bakımından ve daha birçok şey bakımından. Bu paralel oluyor. Bir ileri gidiyor, bir geri geliyor, bazen de olduğu yerde duruyor.

 

Kadınların taleplerini biliyorsunuz, yüzyıl önce bile aynı talepler dile getiriliyordu. Bir açıdan internet hala çok güzel.  Afganistan’daki feministlerle bağlantılar kurabiliyoruz ve Google translate kullanarak da iletişim kurabiliyoruz. Başladığımızda bin iki yüz muhabir vardı dünyanın her yerinden haber gönderip, nihayet diyen. Çünkü İsveç’teki diğer dergiler bizim LGBTİ ve  feminist konulardaki haberlerimizi istemiyordu. Birinci günden itibaren dünyanın her yerinden bize haber yağdı. Bu bizi şimdiki siyasi duruma getiriyor ve dünya çapında epeyce zor bir durum. Birçok şey var. İnsan hakları meselesi şu aşamada bir bakıma bıçak sırtında yürüyor. Birkaç hafta boyunca moda olduk ama şimdi dışarıda kaldık. Fakat yalnız değiliz. Çünkü dünyanın her yerinde dostlarımız var, networkümüz var. Onlar da şu an dışarıda kaldılar. Özellikle İsveç’te trans gender insanlar için epeyce zor bir hayat söz konsu. Mesela İsveç gibi küçük bir ülkede yaşayan trans gender insan dünyanın her yerinden arkadaş ediniyor. Dolayısıyla iyi bir şey var burada ama her gün kötü şeylerle mücadele de ediyoruz ve her zaman tehditler oluyor. Bazen de fiziksel bir tehdit olabiliyor bu. Dünyanın her yerinde oluyor. Ve birbirimize ihtiyacımız var, oraya gelmek istiyorum.

 

Yıldız. Toplumsal cinsiyet odaklı gazetecilik konusuna konuklarımız yoğun bir şekilde yaklaştılar. Şimdi sorularınız olabilir, onlara cevap verebilir arkadaşlarımız.

 

Katılımcı: Merhaba ben Van’dan katılıyorum. Yüksekova Haber adına buradayım. Muhabirim. Üniversitedeyken toplumsal cinsiyet dersi alıyorduk biz ama bu sanırım bir sürü fakültede yok. Üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet odaklı habercilik dersi daha da yoğunlaştırılmalı. Bizim dönemlerimizde tamamen bize bırakılmıştı. Ödevlerle geçiştiriliyordu. Şimdi önemini daha iyi anlıyorum. Bu arada ben çalıştığım yerde tek kadın muhabirdim ve birçok zorluk yaşadım, hala yaşıyorum. Doğu ve batı çok farklı. Doğuda kadın, kadın muhabir olmak, batıda kadın, kadın muhabir olmak çok farklı. Kadınların yaşadıkları şiddetler farklılaşıyor. Bunu nasıl aşabiliriz?

 

Sevda: Bu biraz da YÖK politikası. Kadın merkezleri kurulunca üniversite genelinde bir ders öneriyorlar. Bizde medya ve gender dersi var. Bazı okullarda ayrıca toplumsal cinsiyet odaklı habercilik de öğretiliyordur. Bütün bunlara bia öncelik etti onu söylemek lazım. Bu terminolojinin ve pratiğin bu kadar konuşulmasından sonra birçok iletişim fakültesindebu dersler açıldı.  Bir kısmı gerektiği, YÖK istediği için konuluyor. Ders her şey değil onu söylemek istiyorum. Çok önemli ama her şey değil. Ayrıca artık bu meselede kadınların farkındalığı kadar erkeklerin farkındalık geliştirilmesi, eğitilmesi çok daha önemli olmaya başladı diye düşünüyorum. Biz bia başladığından 2000 yılından 2007 yılına kadar 1500 kadar yerel gazeteci ile eğitim düzenledik. Şimdi tabii yerel gazetelerin profili çok değişti. Gazete sahipleri geliyordu, kadınlar eşleri statüsünden haber yapıyorlardı, iletişim fakültesi daha azdı.  Şimdi profil de çok değişti. 2007’ye kadar bu konularda eğitim verdik. Ne kadar bunları hayata geçirebildiler, ne kadar ayakta kalabildi bunları tam bilemiyoruz. Ama OHO eğitimleri yaptık iletişim fakültesi öğrencilerine yönelik. Şunu demek istiyorum eğitim çok önemli. Hep diyoruz ya eğitim şart, artık espri haline getirdik. Ama bunun nasıl yapıldığı daha önemli hale gelmeye başladı. Dolayısıyla burada nasıl değiştirmek istediğiniz çok daha önemli hale geliyor. Bazı öncü kurumların daha çok konuşmasına yani bunun gibi toplantılara daha çok ihtiyaç var.

 

Katılımcı: Merhaba ben Gökçe, BAU Sosyoloji öğrencisiyim. Bitirme tezimi kadın protestolarının Türk gazetelerinde görünürlüğü ve bunların nasıl işlendiğine dair yapıyorum. Sorum iki konuşmacıya. Haberlerin çoğu DHA, AA, İHA gibi ajanslardan alınma. Gazeteler haberleri kendileri yapmıyorlar. Toplamda 64 haber elde ettim ve 5 tane kendilerinin yapmış olduğu haber var. Ben nelere dikkat etmeliyim bu haberleri analiz ederken. Biraz zorlanıyorum çünkü çok yaptılar, ettiler, yürüdüler, konuşma gerçekleşti, basın açıklamasını yaptılar ve dağıldılar şeklinde. Nasıl bir yol izlemeliyim?

 

Sevda: Şu dediğin doğru. Artık öyle bir sorun var. Çok az gazeteci çalıştırılıyor ve o yüzden haber ajansı merkezli habercilik yapılıyor. Haber ajanslarının da dili çok standart elbette. Bunun kaçamak yolu, o haberi tersten okumak ve yazmak. Bia da haberleri o ajanslardan alıyor, o kadar kısıtlı kadrosu içinde. Ama onu tersinden yazıyor. Tezinde oradan bakabilirsin. Muhabir neyi yapabilirdi de yapmadı üzerinden incelemek önemli. Çünkü çoğu durumda tembelliğinden gazeteciler hak odaklı habercilik yapamıyor. Gazeteciler kızmasın bana. Daha fazla araştırması gerekiyor, biraz daha fazla google’dan araştırsa o haberi toplumsal cinsiyet perspektifli yapabilir.

 

Anna: Bir dergi olarak basın ajanslarından haber almayabiliriz. Çünkü yeteri kadar toplumsal cinsiyet bakış açısı yok oralarda deriz. Biz toplumdaki en büyük tartışmalar bakımından kenarda kalıyoruz ama Latin Amerika’da 20 yıldır galiba bir feminist basın ajansı var. Onlarda ölüm tehdidi alıyormuş. Hatta galiba cinayet bile işlendi. Ev içi aile içi şiddet konularını yazdıklarından böyle sorunlar oluyor. Bizim küçük bir dergi olmamıza rağmen uluslararası alanda da rolümüz var. Başka mecralar bunu yapamıyor. Öğrenci açısından bakıldığı zaman haberleri ele alırken sadece toplumsal cinsiyet bakış açısı eksikliği var sonucuna ulaşabilirsiniz.

 

Katılımcı: Ben Bianet’in öğrencisiyim. 80 yaşındayım. Bugüne kadar bu eğitimi gördükten sonra bir vali ya da kaymakamla röportaj yapmadım, soru sormadım. Bana diyorlar ki o kadar haber yazıyorsun muhabirlerin kimdir, vatandaş diyorum. Türkiye’de kadın erkek arasında da bir barış sağlanması lazım. Siirt’te feminist bir arkadaşımızın bize aşıladığı tutumla hep kadınların savına geldik. Kimse de bunu garip karşılamadı. Bu sene Milli Eğitim müdürü olarak emekli oldu. Ben öyle bir talep olmamasına rağmen haber yaptım. Erkek adayların sayısı 10-15’ti. Ben de 3 tane kadın aday var dedim. Kime sorsam yok dedi ama, kabul etmiyorlardı. Sonradan devlet hastanesinde baş hekim başka bir yere gidecekti. Ben de yeni başhekimin kadın olması gerektiğini yazdım.

 

Yıldız: Çok teşekkürler katkılarınız için. Arkada bir söz daha var.

 

Sevda: Ben Cumhur beye bir şey söylemek istiyorum. Ondan biz çok şey öğrendik. Şu anıyı anlatmayı çok seviyorum. Cumhur bey Türkiye’de internete geçen yerel gazetelerden bir tanesi. Daha o zaman internet medyası diye bir şey yokken, bütün sayfalarını taratıp internete koyuyordu ve oradan okunmasını sağlıyordu. Siirt gerçekliği içerisinde çok önemli şeyler yaptınız. Bizim tuzumuz varsa aşta ne mutlu bize. Sizin de bize öğrettiğiniz çok şey oldu.

 

Katılımcı: Merhaba kolay gelsin. Bir konuda konuşmak istiyorum. Bourdieu’nun Duyarlılık diye bir kitabı vardır. Çok popülerdir biliyorsunuz. Olayı tamamlayıcı bir perspektifinden ele almaktan söz eder. Aslında bu tür bilgilendirici toplantıların yanında belki erkeklere de bir şeyler yapılmalı. Daha tamamlayıcı olabilmesi açısından.

Şöyle bir şey düşünüyorum, kültürel çalışma içerisine somut örnekler koymak gerek. Somut örneklerle bağımlılık ilişkisini sorgulayacak, kadınların özgürleşmesi sürecini gösterecek, çok somut bir kamusal şey koymak gerekmez mi? Somut bir takım haber pratiği, medya metinleri üzerinden çalışma yapılabilir mi?

 

Katılımcı: Benim hem Sevda Alankuş’a hem Anna Klara Bratt’a sorum var. Sevda hocaya şunu sormak istiyorum. Siz yıllardır tez çalışmalarınızı iletişim fakültelerinde yaptınız. Sizce kadın gazeteci olmak nedir? Anna Klara Bratt’a da şunu sormak istiyorum. Kuzey Avrupa ülkesinden geliyorsunuz. Bir özgürlükler ülkesinden. Türkiye ile İsveç arasındaki toplumsal cinsiyet eşitliği meselelerindeki ana farkları nasıl görüyorsunuz?

 

Yıldız:  Arkadaşlar buranın devamında kokteyl olacak, orada daha detaylı da konuşabiliriz. Şimdi Anna’ya söz veriyorum.

 

Anna: Öncelikle beyefendinin sorusuna cevap vermek istiyorum. Daha önce yapılmamış, yeni olan şeylerden bahsettiniz ama bunu yapıyoruz zaten. Biz dünyanın ilk tamamen feministlerden oluşan dergisiyiz. Dünyada başka örnekleri var artık ama İsveç’te ilkiz ve tekiz. Me too kampanyası tamamen yepyeni bir kampanyaydı ve herkesin evine ulaştı. Yani kuzey diye tarif ettiğimiz, İngilizce konuşan ülkelerin tamamına ulaştı. Her yerden tepkiler aldı. Biz de yeniyiz ve bu fırsatı yakalamak lazım. Böyle oluşumlara yardımcı olun, destek olun. Bianet’in üzerinden çalıştığı enteresan bir konu var. Üniversite ve aktivist grup çıkışlı. Yani farklı yöntemleri birleştirerek ilerlemek. Bu da barış gazeteciliğinin bir parçası, ilk versiyonu gibi. Bu üniversitelerde ele alının bir konu ama yayılması lazım. Barışçıl bir şekilde birbirimizi yükseltmenin bir yöntemidir bu ve bu süreç ayrımcı bir ortamda mı bir odada mı olmalı bilmiyorum. Bizim büyük bir Facebook grubumuz var. Oraya çok fazla soru düşüyor. Özellikle Me Too kampanyasından sonra. İnternette şiddet önleme konulu çok fazla bilgi var.

 

Diğer cevabım ise şu şekilde. İşveç ve Türkiye’de devam eden tartışmalarda çok büyük benzerlik var. Belki bir farkı şu olabilir. İsveç’in dünyanın en iyisi olmak gibi bir iddiası ve öyle bir algılanışı var. Bence bu inanış biraz zedelendi artık. Tartışılan konular itibariyle çok büyük benzerlik var. Belki sizin biraz imaj probleminiz vardır dünyada. Kağıt üzerinde İsveç harika bir konumda gibi gözüküyor ama uygulamada çok büyük sorunlar var. İki tarafında ortak olan bir meselesi varsa o da milliyetçilik ve çok duru köktencilik. İsveç’te de öyle. Herkes için bir problem teşkil ediyor. Sadece LGBTİ’ler, siyahiler veya başka azınlık gruplar için değil, herkes için sorun teşkil ediyor. Me Too’nun yarattığı ivmeyi kullanalım derim.

Sevda: Önce Hüseyin hoca’ya cevap vereyim. Çok topyekün şeyler yapılması lazım. Bir iyi örnek vereyim. TÜSİAD galiba toplumsal cinsiyet çeşitliliği açısından, dizi ve filmlerde kadınların temsil edilme biçimlerine baktı. Sonuçları senaristler, prodüksiyon şirketleri ve medya patronlarından oluşan bir grupla paylaştılar. Oyuncular Derneği başkanı galiba Demet Akbağ. Kendisi toplantıdan sonra haklısınız aslında yapılacak ne kadar çok şey var demiş. Niçin mesela kadın şöför kullanmıyoruz, neden sadece evde gösteriyoruz? Çok basit şeylerle aslında filmlerde mevcut kalıpları aşabiliriz. Zaman da yaratıcılık zamanı. Çok ufak şeyler üzerinden yaratıcılığı kullanarak toplumsal cinsiyet üzerine düşünebiliriz.

Diğer soruya biraz cevap verdim. Türkiye’de kadın gazeteci olmak, her türlü şiddete uğrayıp bunu konuşamamak, erken yaşta işinden olmak, ilk işten atılan olmak, yaşlandığın zaman işinden olmak, ekrandan çekilmek demek, bir sürü şey demek. Ben iki şeyin altını çizmek istiyorum. Bir tanesi kadınlar konuşmuyorlar ve yazmıyorlar. Ben araştırmanın parçası olarak çok az kadın gazeteci ile görüştüm. Bana söyledikleri şeyleri yazacak mısınız dedim ama yazacağım demediler ve söyledikleri şeyler çok çarpıcı şeyler. İkincisi de Türkiye’de kadın gazeteci örgütü yok, örgütlü değiller. Diyeceksiniz ki sendikalar, meslek örgütleri ne kadar güçlü. Bu bir sorun elbette. Kadın gazeteciler kendi hakları ile ilgili örgütlenmeye gelince genel bir örgütsüzlük söz konusu oluyor.

 

Yıldız: Çok teşekkür ediyoruz herkese. Kısa bir örnekle kapatayım. Bir dönem Türkiye’de kadınların zorla evlendirilmesi ve intiharları ile ilgili birçok haber yapıldı. Hatta toplumsal cinsiyet perspektifi ile yapıldılar. Ama o haberlerin hiçbirinde o kadınların büyük bir kısmının cinsel yönelimleri lezbiyen ya da biseksüel sayıldığı için evlendirildiği bilgisi yer almamıştı. Biraz aslında toplumsal cinsiyet perspektifi biraz görünenin de bir tık ötesine geçmek, cinsel yönelim cinsiyet kimliği meselelerine hep beraber bakabilmemizle ve araştırmamız, gerçekten araştırmacı gazetecilik yapabilmemizle mümkün diye düşünüyorum.

Dinlediğiniz için hepinize çok teşekkür ediyoruz.

6. İzmir Onur Yürüyüşü: “Korkunun Üzerine Yürüyeceğiz”

İzmirli LGBTİ’ler, Onur Yürüyüşü’nde “Sokaktaki abla bugün senin topuklu ayakkabı sesin olacağız. Banliyödeki lubunya bugün senin çiçekli gömleğin olacağız. Yanımızda olamayanlar, sizin içinizdekileri de haykıracağız” dedi.

İzmir’de yüzlerce kişi dün Onur Yürüyüşü’nde biraraya geldi. “Bugün, korkunun üzerine yürüyeceğiz” dedi.

“Neredesin aşkım?”, “Susma haykır eşcinseller vardır”, “Trans cinayetleri politiktir”, “Nefrete karşı ses çıkar” sloganlarıyla gerçekleşen yürüyüşe BandoSol da kortejin önünde müzikleriyle destek verdi.

Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki ÖSYM binasından başlayan 6. İzmir LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılan basın açıklamasıyla sonlandı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bugün, korkunun üzerine yürüyeceğiz. Acının içerisinden geçerek yine yürüyeceğiz. Şiddete, nefrete ve ayrımcılığa karşı yürüyeceğiz, hepsini yok edeceğiz. Gökkuşağının altından geçerek daha güzel bir dünyaya yürüyeceğiz.

“Sokaktaki abla bugün senin topuklu ayakkabı sesin olacağız.

“Banliyödeki lubunya bugün senin çiçekli gömleğin olacağız.

“İçerdekiler, dışarıda sizin için bağıracağız.

“Yanımızda olamayanlar, sizin içinizdekileri de haykıracağız.

“Yerinden edilmiş olanlar bu yürüyüşte hepimize yer var, aramıza hoş geldiniz.

“Hayatta olmayanlar, sizlerin ruhunun ışığını saçacağız.

“Hayatta kalanlar, birbirimize derman olacağız.

“Cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılanlar, okulda, evde, çalıştığı yerde, askerlikte, kamplarda, mahpusta zor durumda olanlar, sen aramızda olsan da olmasan da seni unutmadık, seni tanıyoruz, biz birbirimizi yaralarından tanırız, sen olur yürürüz bugün, her birimizin sesi olur, hak ve özgürlüklerimiz için biz olur yürürüz.

“Biz yolumuza ne çıkarsa çıksın yürümeye devam etmeyi iyi biliriz, düştüysek de kalkar yine yürürüz, birbirimizin elinden tutarak, birbirimize omuz çıkarak, sarıp sarmalayarak, birbirimizi asla ve asla yalnız bırakmadan yürürüz.

“Biz onurla yürürüz!” (ÇT)

* Bu haberi Pembe Hayat‘tan derledik.

* Fotoğraflar: Kaos GL

KESK’li Kadınlar Flormar İşçileri İçin Eylemdeydi

KESK’li kadınlar, sendikalı olduğu için kovulan Flormar işçileri için, Yves Rocher önünde “Hiçbir fondöten kadın düşmanlığını kapatamaz” pankartıyla sessiz eylem yaptı.

KESK İstanbul Kadın Komisyonu, kozmetik bakım ürünleri firması Flormar’ın sendikalı olduğu için işten çıkarılan işçiler için, Flormar’ın yüzde 51’ine sahip olan Yves Rocher’nin Şişli şubesi önünde sessiz eylem yaptı.

Dün akşam gerçekleşen eylemde, Yves Rocher mağazası önünde “Hiçbir fondöten kadın düşmanlığını kapatamaz” pankartı açıldı.

KESK İstanbul Kadın Komisyonu’ndan Ayşe Panuş “Örgütlenmek suç değildir, örgütlenmek bizim ana hakkımızdır. Bir an önce bu uygulama sona erdirilmeli ve tüm işçiler haklarıyla beraber işlerine geri dönmeli” diye konuştu.

İşçilerden mesajlar

KESK Haber Sen 5 No’lu Şube Kadın Sekreteri Deniz Salmanlı da mağaza önünde Flormar’daki işçi kadınların mesajlarını okudu:

“Flormar işçisiyim, 11 senedir buradayım, 1900 TL maaş alıyoruz. Biz mücadelemizi sürdüreceğiz ama kadınlardan Flormar ürünlerini almayarak bize destek olmalarını istiyoruz.”

Bir diğer mesaj şöyleydi:

“Bizim hiçbir sözümüz, talebimiz kabul edilmedi. Biz de sendikalı olduk. En basit, örneğin, hastalansak, cenazemiz olsa izin alamıyorduk. Biz onların çalışanlarıyız. Biz kazandırıyorsak emeğimizin de hakkını almalıyız. Her şeyden önce saygı görmek ardından da insanca yaşayacak şartların sağlanmasını istiyoruz.”

Boykot çağrısı

Eğitim Sen 3 No’lu Şube Başkanı Ayfer Koçak da boykot çağrısı yaptı:

“Flormar işçileri geri alınmadığı müddetçe ben Flormar ve Yves Rocher’a ait hiçbir ürünü almayacağım. Boykot en önemli en etkili yöntemdir. Flormar ve Yves Rocher ile bağlantı hiçbir ürünü almayacağız ve almayın diyoruz.” (ÇT)

Kuzey Kıbrıs’ta Belediye Başkanı Adayları LGBTİ Dostu Belediyecilik Sözü Veriyor

Kıbrıs’ın kuzeyinde belediye seçimleri 24 Haziran’da. Kuir Kıbrıs Derneği, LGBTİ+ Dostu Belediyecilik Protokolü için harekete geçti. Altı belediye başkanı protokolü imzaladı.

Kuir Kıbrıs Derneği, Kıbrıs’ın kuzeyinde 24 Haziran’da düzenlenecek belediye seçimleri öncesi LGBTİ+ Dostu Belediyecilik Protokolü’nü belediye başkan adaylarının imzasına açtı.

24 Mayıs’ta imzaya açılan protokolü şimdiye kadar altı belediye başkanı adayı imzaladı:

* Cumhuriyetçi Türk Partisi Girne Belediyesi Başkan adayı Birol Karaman,

* Cumhuriyetçi Türk Partisi Lefke Belediye Başkan adayı Aziz Kaya,

* Toplumcu Demokrasi Partisi Lefkoşa Türk Belediyesi Başkanı ve seçimlerde yeniden aday olan Mehmet Harmancı,

* Toplumcu Demokrasi Partisi İskele Belediyesi Başkan adayı Cemaliye Soğancı,

* Mağusa’dan bağımsız belediye başkan adayı Ulaş Gökçe,

* Gönyeli’den bağımsız belediye başkan adayı Mustafa Erk.

Kuir Kıbrıs Derneği’nden avukat Faika Deniz Paşa “İmza sayısının artmasını bekliyoruz. Henüz kesinleşmiş randevu yok ama adayların ekiplerinden bizi arayıp metni incelemek istediklerini söyleyenler oluyor” dedi.

Protokol metninde adaylara LGBTİ hakları konusundaki sorumlulukları hatırlatılıyor.

Belediye seçimlerinde, LGBTİ hareketinden adaylar da yer alıyor. 17 Mayıs Onur Yürüyüşü Komitesi’nde Toplumcu Demokrasi Partisi ve Bağımsızlık Yolu temsilcileri olarak yer alan üç kişi Lefkoşa’da Toplumcu Demokrasi Partisi listesinde belediye meclis üyeliğine aday oldu.

“Belediyelerin önemli bir rolü var”

Kuir Kıbrıs Derneği’nden Faika Deniz Paşa

“LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığın birçok kez yakın çevreden kaynaklandığını ve yerel yönetimlerin de sorumlu olduğu alanların bu çerçevede farklılık göstermediğini deneyimliyoruz. Bu doğrultuda belediyelerin LGBTİ+’ların hak ve özgürlüklerinin korunması ve iyileştirilmesi ile ilgili, merkezi kurumlar kadar önemli ve kendine özgü bir rolü olduğuna inanıyoruz.

“Belediyelerden, toplumda marjinelleştirilmiş, yoksullaştırılmış bir grup olarak, LGBTİ+’ların yerelde kamu hizmetlerine erişim, sağlık hakkı, barınma hakkı, çalışma hakkı ve ulaşım hakkından yararlanmaya dair mevcut ayrımcılığın önüne geçmelerini ve bu haklardan eşit olarak yararlanılmasını sağlamak için gereken politikaları hayata geçirmelerini talep ediyoruz.

“Aynı şekilde, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığın ve şiddetin hem belediye kurumları, hem de belediye sınırları içerisinde engellemek, LGBTİ+’ların güvenliğini artırmak, LGBTİ+’ları yok sayan zihniyetin karşısında durmak ve görünürlük kazandırmak ve cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konusunda farkındalığı artırmak için ellerinde bulunan imkanları değerlendirmelerini, bu doğrultuda adımlar atmalarını talep ediyoruz. Bu doğrultuda da LGBTİ+’ların deneyimlerini göz önüne almanın ve LGBTİ+ dernek ve oluşumlarıyla işbirliği yapmanın önemli olduğuna inanıyoruz.

“Kısacası hayatın her alanında yer alan LGBTİ+’ların yerel yönetimlerin de her basamağında, karar verici, yönetici, çalışan ve faydalanıcı olarak yer alabildiği, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığı pekiştirmeyen, bunun karşısında olan ve bununla mücadele eden katılımcı, toplumsal cinsiyet özgürlükçü belediyeler talep ediyoruz.”

Eşcinsellik ceza yasasından 2014’te çıktı

Kıbrıs’ın kuzeyinde, erkekler arası cinsel ilişki yasalarda “doğaya aykırı cinsi münasebet” olarak tanımlanıyor ve suç sayılıyordu. Bu yasadaki değişiklik 27 Ocak 2014’te kabul edildi ve eşcinsellik suç olmaktan çıktı.

Ceza yasasının değişmesinin ikinci yıldönümünde Lefkoşa Türk Belediyesi ve Geçitkale Belediyesi’ne gökkuşağı bayraklar astılardı.

Ayrıca Harmancı’nın belediye başkanlığı döneminde, Lefkoşa Türk Belediyesi tarafından Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Birimi ve Komisyonu kurulmuş, ayrıca kadın sığınmaevi açılmıştı. Politikalarında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık olmaması yönünde adımlar atan Lefkoşa Türk Belediyesi, LGBT farkındalık semineri de düzenlenmişti. Ayrıca 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi Karşıtı Gün’de de, Lefkoşa’daki çemberler gökkuşağı bayraklarıyla süslenmişti.

“LGBTİ+ dostu belediye başkanı olacağımı taahhüt ederim”

Kuir Kıbrıs’ın hazırladığı LGBTİ+ Dostu Belediyecilik Protokolü şöyle:

* Aday olduğum kentte eşitlikçi ve özgürlükçü, şeffaf ve katılımcı bir yerel yönetim anlayışının hayata geçirilmesi ve LGBTİ+ kişilerin hak ve özgürlüklerinin korunması ve iyileştirilmesi için somut adımlar atmayı,

* LGBTİ+’lerin yerelde kamu hizmetlerine erişebilmeleri, sağlık hakkı, barınma hakkı, çalışma hakkı ve ulaşım hakkından eşit olarak yararlanabilmeleri için gereken politikaları hayata geçirmeyi,

* Bütçelerimizi hazırlarken bu politikaları göz önünde bulundurmayı,

* Şehir hizmetlerinin kapsayıcı biçimde sağlanması amacıyla LGBTİ+ dernek ve oluşumlarıyla işbirliği yapmayı,

* Diyalog geliştirme amaçlı, belediyenin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında çalışan sivil toplum kuruluşları ile ilgili konularda sürekli diyalog içinde olması için bir birim ve/ya personel görevlendirmeyi,

* Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularında çalışan sivil toplum kuruluşlarının; Belediye’nin ilgili birimleri, merkezleri veya benzeri yerel yapıları ile birlikte ortak proje veya etkinlik gerçekleştirmesine destek olmayı,

* Belediye içinde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğini de kapsayan ayrımcılık karşıtı bir tüzük hazırlamayı,

* Belediye çalışanlarına LGBTİ+ hakları ve ayrımcılık konusunda meslek içi eğitimler düzenlemeyi,

* Belediye birimlerine dair iş ilanlarında, işe alım ve terfi süreçlerinde LGBTI+ çalışanlara herkesle eşit fırsat tanınması için politika geliştirmeyi,

* Belediyenin işlettiği kültür-sanat merkezlerinde ve sosyal merkezlerde cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği konularını ele alınması veya bunların desteklenmesini teşvik etmeyi,

* Belediyenin mevcut basın yayın ve internet alanlarında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği eşitliğine ve ayrımcılık yasağına dair bilgilendirmeler için alan sağlamayı, 

LGBTİ+ dostu kent ve belediye başkanı olacağımı taahhüt ederim.

(ÇT)

DİSK’in İlk Kadın Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu Oldu

Arzu Çerkezoğlu, DİSK’in kurulduğu 1967’den bu yana seçilen ilk kadın Genel Başkanı oldu. Çerkezoğlu 2013’te ise DİSK’in ilk kadın Genel Sekreteri olmuştu.

DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, DİSK’in kurulduğu 1967’den bu yana seçilen ilk kadın Genel Başkanı oldu.

Kani Beko’nun CHP’den İzmir 1. Bölge 4. Sıra milletvekili adayı olmak için Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) genel başkanlığından istifa etmesi üzerine yeni genel başkanı belirlemek için DİSK Genel Kurulu’nda yapılan oylamada Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Başkanlığına seçildi.

Arzu Çerkezoğlu’nun Genel Başkanlığa seçilmesiyle boşalan Genel sekreterlik görevine Cafer Konca getirildi.

DİSK Yönetim Kurulu’nun görev dağılımı şöyle:

Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu: Kadın İşçiler Sorunları Dairesi

Genel Sekreter Cafer Konca: Eşgüdüm, Basın-Yayın ve Halkla İlişkiler Daireleri

Yönetim Kurulu üyesi Cemal Poyraz: Genel Başkan Yardımcılığı, Hukuk,  Genç İşçiler Sorunları, Çocuk İşçiler Sorunları, Siyasal ve Sosyal İlişkiler Daireleri

Yönetim Kurulu üyesi Çetin Çalışkan: Genel Başkan Yardımcılığı ve Örgütlenme Dairesi

Yönetim Kurulu üyesi Alaaddin Sarı: Mali İşler ve Dış İlişkiler Daireleri

Yönetim Kurulu üyesi Kanber Saygılı:  Eğitim, Araştırma ve İşçi Sağlığı ve Güvenliği Daireleri

Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Safvet Yahyaoğlu: Toplu Sözleşme Politikaları ve Koordinasyonu, Göçmen İşçiler Sorunları, Emekli Sorunları ve Çevre Sorunları Daireleri

Arzu Çerkezoğlu hakkında

1969 Artvin Doğumlu. 1986’da İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimine başladı. 1994’te pratisyen hekim olarak göreve başladı. 2004’te Patoloji ihtisasını tamamladı.

Üniversite yıllarında öğrenci gençlik mücadelesi içinde yer aldı, öğrenci derneği yöneticiliği, İstanbul Öğrenci Dernekleri Federasyonu (İÖDF) Kurucu Genel Sekreterliği görevini yaptı. Hekimlik mesleğine başladıktan sonra sağlık emekçilerinin sendikal mücadelesi içinde yer aldı. Tüm Sağlık Sen ve ardından Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nda (SES) üç dönem şube başkanlığı görevlerini yürüttü.

Çerkezoğlu 2001 yılından beri DİSK Devrimci Sağlık-İş çatısı altında mücadele ediyor. 2004-2007 yılları arasında sendikanın genel sekreterlik görevini yürüten Çerkezoğlu 2007 yılından beri de genel başkanlık görevini yürüttü.

2013 yılından bu yana Disk Genel Sekreterliği görevini sürdürdü. Çerkezoğlu 2013’te de DİSK’in ilk kadın genel sekreteri seçilmişti. (TS/ÇT)

Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün Kutlu Olsun

Bugün 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün. Kaos GL iki gazeteye ilan verdi, “Eşit ve özgür günler dileğiyle” dedi. İstanbul’da LGBTİ’ler bu akşam “Dayanışma için İttifaklar” başlığıyla buluşacak.

Kaos GL Derneği, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Bifobi ve Transfobi Karşıtı Gün için BirGün ve Evrensel gazetelerine ilan verdi. “Eşit ve özgür günler dileğiyle” 17 Mayıs’ı kutladı.

Kaos GL, bugün yaptığı basın açıklamasında da “Türkiye’de bugüne Ankara’da devam eden ‘LGBTİ+ etkinlik yasağı’ ile giriyoruz” dedi.

“Yasak ile ifade özgürlüğü hakkı, dernek kurma hakkı, toplanma özgürlüğü ve adil yargılanma hakkımız ve ayrımcılık yasağı ihlal edildi. Yasağın süresiz oluşu ile haklarımızı kullanmamız süresiz olarak durduruluyor, yani haklarımız ortadan kaldırılıyor” diyen Kaos GL, LGBTİ’lere yönelik istihdamda ve medyada ayrımcılığın da sürdüğünü hatırlattı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“LGBTİ’lerin temel haklarının sistematik bir şekilde ihlal edildiği, yasakların ifade ve örgütlenme özgürlüğü hakkını gasp ettiği, bu ihlallerin de görünmez olduğu bir 17 Mayıs’ta bir kez daha vurguluyoruz: LGBTİ hakları insan haklarıdır!

“17 Mayıs vesilesiyle 1994 yılında Kaos GL dergisi ile koyulduğumuz yolda ayrımcılık ve nefrete karşı mücadelemizi sürdüreceğimizi yineliyoruz.”

İstanbul’da 17 Mayıs buluşması

Lambdaistanbul, 17 Mayıs Uluslararası Homofobi, Transfobi ve Bifobi Karşıtı Gün için bir araya geliyor. Saat 19.00’de Mecra’da yapılacak buluşmada “Dayanışma için İttifaklar” tartışılacak.

17 Mayıs hakkında

17 Mayıs Homofobi ve Transfobi Karşıtı Gün (IDAHOT), LGBTİ hakları konusunda uluslararası farkındalık yaratmak amacıyla 2004 yılında ortaya çıktı. IDAHOT’un tarihi, eşcinselliğin Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Uluslararası Hastalık Sınıflandırması’ndan çıkarıldığı 17 Mayıs 1990 tarihini anmak için seçildi. (ÇT)

Kadınlar Olmadan Asla!

Amerikan Atlantik dergisi yazarlarından bilim, teknoloji, enformasyon sistemleri ve internet kültürü konularında uzman Adrienne LaFrance, 2013 yılında bir bilgisayar mühendisinin yardımıyla, o güne dek yaztığı 136 haberi taramış ve bu haberlerde görüşlerine yer verdiği 2075 kişi arasında kadınların oranının %25 olduğunu görmüştü. LaFrance aynı taramayı 2015’te yaptığında oranın %22’ye gerilediğini fark ederek, haberlerinde kadın uzmanlara daha fazla yer vermek için özen göstereceğini açıklamıştı.

Son dönemde, özellikle de müptezel Hollywood yapımcısı Harvey Weinstein’ın taciz ve tecavüzlerinin ifşasıyla başlayan #MeToo (Sen de) kampanyası ertesinde, kadınların sesini medyada daha fazla duyulur hale getirmek için birbiri ardına inisiyatifler açıklanıyor. Hafta başında (14 Mayıs 2018) Brookings Ensititüsü kadın teknoloji uzmanlarının yer aldığı bir veritabanının açılışını yaptı.

Yazılarında toplumsal cinsiyet dengesine dikkat eden New York Times gazetesi köşeyazarı David Leonhardt da ekonomi, siyaset, ulusal güvenlik ve diğer pek çok alanda kadın uzmanların isimlerinin yer aldığı listeler yaparak Twitter’da herkesin kullanımına açmış:

Leonhardt yazısında  dışpolitika, siyaset bilimi ve sinir bilimi alanında kadın uzmanların isimlerinin yer aldığı veritabanı açık kaynaklarını da listelemiş.

#SırfErkekPanellereSon

Bir de sırf erkek paneller meselesi var: Amerikan Gender Avenger adlı internet sitesi televizyonlarda ve konferanslarda konuşmacı olarak davetliler arasında toplumsal cinsiyet dengesi istatistiklerini tutuyor.  Ekonomist Owen Barder’ın başlattığı, “En az iki kişinin katılımcı olduğu bir panelde, katılımcıların en az birinin kadın olmaması hâlinde, panelde yer almayacağım” diyen imza kampanyasını şimdiye dek tüm dünyadan çeşitli alanlarda söz sahibi olan 2000 civarında erkek imzalamış.

Tumblr’daki  (http://allmalepanels.tumblr.com), kamuya açık panellerdeki erkek egemen vaziyeti ti’ye alan “sırf erkek paneller/all-male panels”  (http://allmalepanels.tumblr.com) adlı blog ise Türkiye’de de epey takipçi bulmuştu. Nitekim toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi veren çok sayıda kadın örgütü Twitter’da #sırferkekpanel etiketi ile takip edebileceğiniz kampanyalar yürütüyor.

 

Yeditepe Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nde yardımcı doçent Barış Gençer Baykan da sosyal medyada duyurusu yapılan panel, konferans, seminer ve sempozyum gibi etkinliklerde katılımcıların tamamının erkek olması halinde, düzenleyenlere bunun nedenini soruyor. Baykan’ın bir de çağrısı var: “Karşılaştığınız kadınsız etknlikleri yesilgundem@gmail.com adresine iletirseniz listeye ekleyebilirim.”

 

 

bianet’in “Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Kütüphanesi” Yayında

bianet’in Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Kütüphanesi’nde konuya ilişkin ulusal ve uluslararası kaynaklara, rapor, araştırma ve analizlere, haber ve söyleşilere, bianet’in Cins Bakışı Sözlüğü’ne ulaşabilirsiniz.

 

bianet, “Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Kütüphanesi”ni kurdu.

bianet’in Avrupa Birliği Demokrasi ve İnsan Hakları İçin Avrupa Aracı (DİHAA) Fonu’nun desteği ile iki yıldır yürüttüğü proje kapsamında kurulan online kütüphanenin açılışı dün düzenlenen konferansla yapıldı.

www.haberdetoplumsalcinsiyet.org üzerinden ulaşabileceğiniz kütüphanede, “Rehberler”, “Araştırma ve analizler”, “Haber ve söyleşiler”, “Sözlük” ve “Kaynakça” olmak üzere beş ana bölüm bulunuyor.

Kütüphanede neler var?

Rehberler bölümünde, kadınların ve LGBTİ’lerin medyada eşit ve hakkaniyetli bir şekilde tasvir ve temsil edilmelerini sağlamak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini anaakımlaştırmak için medya çalışanlarının yararlanabileceği ulusal ve uluslararası kaynaklar yer alıyor. Rehberler bölümünde “Kadın odaklı hak haberciliği”, “LGBTİ odaklı hak haberciliği” ve “Toplumsal cinsiyet odaklı barış haberciliği” alt kategorileri bulunuyor.

Araştırma ve analiz bölümü, toplumsal cinsiyet odaklı habercilik konusunda hazırlanmış raporlar, araştırmalar, akademik tez ve makalelerden oluşuyor.

“Haber ve söyleşiler” kategorisinde ulusal ve uluslararası medyada yayınlanan haberler yer alıyor.

“Sözlük” bölümünde ise Inter Press Service’in (IPS) toplumsal cinsiyet eşitliğini kurum içinden başlayarak haber üretim süreçlerine yerleştirmek için hazırladığı ve Türkiye’de de IPS İletişim Vakfı tarafından kitapçık olarak basılan “Cins Bakışı Sözlüğü”ne ulaşabilirsiniz.

“Kaynakça”da ise kütüphanede çalışmalarıyla yer alan kuruluşlarla ilgili bilgiler var.

Eliçin: Türkiye’de bir ilk

Projenin koordinatörü Öznur Subaşı, toplumsal cinsiyetin adil ve dengeli temsilinin, daha eşitlikçi, daha kapsayıcı toplumların yaratılmasına önemli katkısı olacağını vurguluyor. Online kütüphanenin tasarımını ise Ali Seçkin Karayol yaptı.

Kütüphanenin içerik tasarımını yapan ve yayına hazırlık sürecindeki editörlüğünü üstlenen gazeteci Işın Eliçin de haberdetoplumsalcinsiyet.org’un başta gazeteciler ve medya çalışanları, toplumsal cinsiyet odaklı habercilik konusuna eğilmek ve kendini geliştirmek isteyen herkes için kaynak olmasını umduğunu söylüyor.

Eliçin, bu alanda çalışanları da üretimlerini paylaşarak kütüphaneye kaynak oluşturmaya çağırıyor:

“Toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda Türkiye’de de, dünyada da geniş bir literatür oluşmuş durumda. Ama toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı haberciliği destekleyip yaygınlaştıracak, medyadaki olumsuz pratikleri eleştirirken, medya çalışanlarını da hem çalıştıkları kuruluşların içinde hem de haber üretiminde eşitliğe teşvik edecek çalışmalar görece az ve yeni.

“Türkiye’den ve dünyadan örnekleriyle gazetecilik meslek örgütlerinin, sivil toplum kuruluşlarının ve akademinin bu alandaki çalışmalarına –şimdilik kısıtlı sayıda- yer verdiğimiz kütüphanemiz ise alanının ilk örneği.

“Dileğimiz, toplumsal cinsiyet odaklı habercilik konusunda üretim yapan herkesin kütüphanemize katkı sunması ve hem ürünleri hem de eleştiri ve önerileriyle haberdetoplumsalcinsiyet.org’u hepimizin yararlanabileceği etkileşimli ve geniş bir platforma dönüştürmemize destek olması.” (ÇT)

Çocuk Kitaplarında Cinsiyetçilik

Ayrımcı dilin ve toplumsal rollerin benimsenmesinde ya da kırılmasında kitaplar ne denli etkili? Kimi yayınevleri kız ve erkek çocuklarını ayrı birer ‘pazar’ olarak mı görüyor? Nitelikli hikâyelerin ölçütleri neler? Yazar, editör ve ebeveynlerle konuştuk. Konunun esas muhataplarını da atlamadık: 7 kentte yaşayan 90 çocuğun kitap karakterlerine nasıl baktığını öğrenmeye çalıştık.

Gazeteci Melis Alphan: “Türkiye’de erkek her alanda kollanıyor”

Euronews Türkçe, kadın hakları savunucusu ve gazeteci Melis Alphan’la toplumsal cinsiyet eşitliği açısından Türkiye’deki durumu, #MeToo hareketinin Türkiye’de neden çok ses getirmediğini ve cinsiyet eşitsizliğinin önüne nasıl geçilebileceğini konuşmuş. Kadın mücadelesinin Türkiye’deki en başarılı hak mücadelesi olduğunu söyleyen Alphan, Türkiye’de erkeğin her alanda kollandığını söylüyor ve medyayı da oynadığı rol açısından eleştiriyor.

El Pais gazetesinin ilk “toplumsal cinsiyet muhabiri” göreve başladı

İspanya’da yayınlanan El Pais gazetesi ilk “toplumsal cinsiyet” muhabirini işe aldı. Gazete bu kararı, Hollywood yapımcısı Harvey Weinstein’in cisnel taciz ve tecavüzlerinin ifşası ile başlayan #MeToo (Ben De) hareketinin etkisinde ve ülke çapında kadınların hakları için düzenlediği protestolar ardından, kadın çalışanlarının mücadalesi sonunda aldığını duyurdu.

Diktatör Franco’nun ölümünden sonra 42 yıl önce, ülkenin demokrasiye geçiş sürecinde kurulan El Pais, toplumsal cinsiyet odaklı hak haberciliği yapacak olan yeni muhabir kadrosunu duyururken,  “kadınların toplumdaki yeni rollerine” daha fazla dikkat etmek gerektiğini ve amaçlarının “kadınlar hakkında daha fazla haber yapmaktan ziyade haberlere kadınları daha fazla dahil etmeyi” hedeflediklerini yazdı.

Bu yıl 8 Mart kadınlar gününde İspanya’da 5 milyondan fazla çalışan, ülkenin ilk “Feminist grevi”nde iş bırakıp cinsel ayrımcılığı, aile içi şiddeti ve maaş adaletsizliğini protesto etmişti.

Nisan ayı sonunda da, Pamplona’daki boğa güreşi festivali sırasında bir gençkıza tecavüz eden 5 erkeğin tecavüzden değil de cezası daha az olan cinsel tacizden hüküm giymesini ülke çapında onbinlerce kadın protesto etmişti.

El Pais, “8 Mart’taki greve çok büyük katılımın olması, Pamplona’daki vakaya yönelik protestolar ve #MeToo hareketine katılıp #Anlat(#Cuéntalo) etiketiyle sosyal medyada başlarına gelen cinsel taciz olaylarını ifşa eden kadınların yarattığı deprem, 21. yüzyılda feminizmin geldiği noktayı fark etmemizi sağladı” diye yazmış.

Gazetenin ilk “toplumsal cinsiyet eşitliği” muhabiri Pilar Alvarez, “toplumsal cinsiyet eşitliği sadece kadınların meselesi değil, erkekleri de ilgilendiriyor ve ben de kadınlar gibi erkeklerin de nasıl değiştiğini anlamaya çalışacağım” diyor. Gazete haberlerde de, diğer tüm bölümlerde de kadın ve erkekleri bundan böyle daha dengeli ve daha adil temsil etmeyi vaat ediyor. Geçen Ekim’de New York Times gazetesi de bir “toplumsal cinsiyet editörü”nün işe başladığını duyurmuş, Washington Post ise toplumsal cinsiyet konusuna odaklanacak bir köşe yazarı için ilan vermişti.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bianet’te Toplu Sözleşmeyle Garanti Altında

Türkiye’de ilk kez bir haber sitesinde imzalanan toplu iş sözleşmesi ile çalışanların özlük hakları, editoryel bağımsızlık ve toplumsal cinsiyet eşitliği garanti altına alındı. Bianet’in bünyesinde faaliyet gösterdiği İPS İletişim Vakfı 2016 yılında Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) ile toplu sözleşme imzalarken toplumsal cinsiyet eşitliğine özel bir başlık açtı.

Sözleşme ile IPS Vakfı çalışanlarının garanti altına alınan hakları arasında toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında şu maddeler yer alıyor:

*  İşveren, kadın ve LGBTİ çalışanların tüm çalışanlarla eşit fırsatlara sahip olması, işyerinin karar mekanizmalarında, tüm çalışma alanlarında ve yayında eşit derecede temsil edilmesi için çaba sarf eder, bunun için pozitif ayrımcı tedbirler alacak.

* LGBTİ çalışanların işe alım sürecinde ve çalıştıkları süre boyunca ve zorunlu işten çıkarma durumlarında, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerinden ötürü ayrımcılığa uğramamaları için her türlü önlem işveren tarafından alınacak.

* 8 Mart’ta kadın çalışanlar ücretli izinli sayılacak, izinli olmasına rağmen çalışan kadınlaraysa bir günlük ücret daha ödenecek. Kadınlar, talep etmeleri durumunda regl dönemlerinde de izinli sayılacak.

* TİS ile kadın ve LGBTİ çalışanlara dönük fiziksel, psikolojik, sözel, cinsel her türlü taciz, şiddet ve mobbing, disiplin suçu olarak değerlendiriliyor. Şikayetlerde kadın ve LGBTİ çalışanların beyanları esas alınıp, karşı taraf aksini ispat etmekle yükümlü hale geldi.

* Ayrıca, bu şikayetleri değerlendirmek üzere üç kişilik heyet oluşturulacak. Heyet üyelerinden biri işveren, biri TGS Kadın Komisyonu tarafından berlilenecek, biri de feminist kadın örgütü ya da feminist bir aktivistten oluşacak.

 

İspanya Devlet Televizyonunda Kadınlar Siyasi Baskılara Karşı Eylem Başlattı

İspanya devlet televizyonu RTVE (Radio Televisión Española) için çalışan kadın gazeteciler isyanda. Hükümetin siyasi baskılarını, kadın oldukları için maruz kaldıkları ayrımcılığı ve ücret eşitsizliğini protesto etmek için, her Cuma kelimenin gerçek anlamıyla karalar bağlıyorlar: Sunucular ve muhabirler ekrana siyahlar giyerek çıkıyorlar.  Viernes negro (Kara Cuma) adlı protesto kampanyasını başlatanlar RTVE’nin kadınları ama, yavaş yavaş erkek meslektaşları aralarına katılıyor. Kampanya kapsamında çok sayıda gazeteci twitter’da da #AsiSeManipula (#İşteBöyleManipuleEdiyorlar) hashtag’i ile maruz kaldıkları ayrımcılık ve içeriğe müdahale vakalarını paylaşıyor.

Türkiye Medyasında LGBTi Temsili

Kaos GL ve Pembe Hayat derneklerinin gazeteciler için hazırladığı bu rehberde Türkiye’de LGBTİ’lere yönelik politikalar anlatılarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek için hangi söylemlerin kullanılması gerektiği, şiddet ve intihar haberlerinin nasıl yazılacağı, haber kaynakları, haberde fotoğraf kullanımı, özel yaşamın gizliliği gibi konularda önerilerin sıralandığı rehberde, bir de LGBTİ kavramları sözlüğü bulunuyor.

Toplumsal Cinsiyet Odaklı Barış Gazeteciliği El Kitabı

 

İsveç kadın hakları örgütü Kvinna till Kvinna Vakfı tarafından hazırlanan bu 14 sayfalık çalışmada, çatışmaların toplumsal cinsiyet bağlamında daha derinlikli bir bakış açıyla haberleştirilmesi için pratik bilgiler yer alıyor. Kitapçıkta ayrıca, yazılı ve görsel basındaki uygulamaları izlemek üzere, eğitim amaçlı da kullanılabilecek bir bölüm var.

Ana Akım Medya ve Magazin Habercileri için LGBTİ Haberciliği Rehberi

ABD’de lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve interseks (LGBTİ) bireyler tarafından LGBTİ’lerin medyadaki tasvir ve temsilini izlemek amacıyla kurulan sivil toplum kuruluşu GLAAD, bu rehberi özellikle ana akım medya kuruluşlarında çalışan gazetecilerle, magazin habercileri için hazırlamış. Rehber LGBTİ kişilerin medya tarafından olumsuz, basmakalıp temsillerini ve onlarla ilgili onur kırıcı materyal veya cinsiyetçi dil kullanımını önleme amacını güdüyor.

Medya, Seçimler ve Toplumsal Cinsiyet Araştırması

Avrupa Konseyi Medyada Çoğulculuk ve Medya Sahipliğinde Şeffaflık Komitesi (MSI-MED) uzmanları tarafından medyanın seçim dönemlerindeki haberciliğini toplumsal cinsiyet eşitliği açısından inceleyen bu çalışması, seçim kampanyalarında kadın ve erkek siyasetçilerin nasıl tasvir edildiğini ve toplumsal cinsiyetin seçmenlerin tercihlerini ne ölçüde etkilediğini irdeliyor. Çalışma, kadın siyasetçilerin erkek siyasetçilere oranla medyada daha az görünür olduğunu ve toplumsal cinsiyetlerinin sıklıkla tartışma konusu edildiğini görsteriyor.  Dahası seçim kampanyalarını izleyip, siyasetçiler ve mesajlarıyla ilgili haber ve yorum yapanların çoğu da erkek.

Medyanın Ayrımcı Diliyle Mücadele Eden Bir Kılavuz

2014 Şubat, Mart ve Nisan aylarında, Hürriyet, Sabah, Sözcü, Yeni Akit, Zaman ve Yeniçağ gazetelerini ayrımcı dil kullanımı açısından inceleyerek hazırlanan “Ayrımcı Dile karşı Habercilik Kılavuzu”nun yazarlarından Mahmut Çınar, medyamızda en yaygın ayrımcılık türünün cinsiyetçilik olduğunu söylüyor. Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Yeni Medya Bölümü öğretim görevlisi Çınar, Bianet’e verdiği mülakatta etnik ve dini ayrımcılıkla, ırkçı söylemin de çok medyada yerleşik olduğuna dikkat çekiyor.

Gazeteciler IŞİD’den Kurtulan Ezidilerle Röportaj Yaparken Etik Davranmadı

Birleşmiş Milletler Irak’ta binlerce Ezidi’yi öldürüp, çoluk çocuk binlercesini de köle olarak kullanan IŞİD’in Ezidi halkına karşı işlediği suçların soykırım kapsamında değerlendiriyor. Nitekim Ermenistan Ezidi soykırımını tanıyan ilk ülke olmustu, Uluslararası Kadın çalışmaları Forumu’nun hazırladığı bir rapora göre, hayatta kalan Ezidilerle röportaj yapan gazetecilerin çoğu ise, sorumlu habercilik yapmadı ve etik açıdan sınıfta kaldı. Nedenlerini raporun yazarları Manmouth Üniversitesi sosyoloji bölümünden Johanna Foster ve avukat Sherizaan Minwalla’nın Columbia Journalism Review’e verdiği örnekler üzerinden aktaralım:

Foster IŞİD militanlarının sistematik tecavüzüne maruz kalan Ezidi kadınlar için sıklıkla “seks kölesi” sıfatı kullanıldığını hatırlatarak, tercih edilen bu dilin şiddeti bağlamından kopardığına, bir savaş suçu olan tecavüzü gereksiz bir röntgenci hazza hizmet edecek hale dönüştürdüğüne dikkat çekiyor.

Raporun hazırlanma sürecinde 90 Ezidi kadınla mülakat yapan avukat Minwalla ise, gazetecilerin bu kişilerin %85’ini ya anlatmak istemedikleri detaylar konusunda konuşmaya zorladıklarını ya da anlattıklarını mahremiyetlerini ihlal ederek haberleştirdiklerini söylüyor. Minwalla, pek çok haberde IŞİD’in uyguladığı şiddetten hayatta kalanların rızaları alınmadığı halde yüzlerinin gizlenmeden kullanıldığını nitekim görüştüğü kadınların da çoğu zaman istemediklerini söylemelerine rağmen fotoğraflarının çekildiğini söylemiş. Foster ve Minwalla’nın raporuna buradan ulaşabilirsiniz.

Peki, cinsel şiddetten hayatta kalanlarla röportaj yaparken ve bu konuda haber yaparken nelere dikkat etmeli? Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin bu konudaki kapsamlı çalışmasına kütüphanemizden okuyabilirsiniz. Kütüphanemizde aynı konuda uluslararası kuruluşlarca hazırlanmış diğer rehberlere de buradan erişebilirsiniz.

Avrupa Gazetecilik Sendikalarında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

1995’te Birleşmiş Milletler Dördüncü Dünya Kadınlar Kongresi’nde Pekin Deklarasyonu’nun kabul edilmesiyle, kadınların ilerlemesi için medyanın daha fazla katkı yapma olanağı yaratılmış oldu ve hemen ertesinde de eşitliğin nasıl sağlanacağına ilişkin özel tavsiyeler sıralandı. Sonuç olarak bir çok basın-yayın ve gazetecilik sendikası toplumsal cinsiyet eşitliğini gündem ve çalışma programlarına ekledi.

Bu rehber Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun (IFJ) parçası olan Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ) ile bağlantılı sendikalar aracılığıyla, sözkonusu meslek örgütlerinin toplumsal cinsiyetten sorumlu yetkilileri ile ortaklaşa yapılan çalışmalara dayanıyor. Anketimiz henüz yapılması gereken çok iş olduğunu gösteriyor. Örneğin, genç kadınlar televizyonda hayli görünür olmakla birlikte, ekonomi ve politika gibi “ciddi” gazetecilik alanlarında hâlâ azınlıktalar.

Gazetecilik meslek örgütleri ve sendikalar, ekonomik ve sosyal haklarla ilgili görüşmelerde toplu pazarlık ve benzeri araçları kullanarak, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak adımlar atılmasını teşvik ediyorlar. Ayrıca kadınlarla erkeklerin haberlerdeki tasvir ve temsilinde kalıp yargılardan arınıdırılmış ve daha duyarlı bir dil kullanımını cesaretlendiren ilkeler ve rehberler geliştiriyorlar.

Kollektif bir bütün olarak medya, toplumda insan haklarının ve kadınların eşitliğinin sağlanması mücadalesinde anahtar konumda ve kamuoyunu tartışmalar konusunda bilgilendirmek, eğitmek ve dünyayı adil, tarafsız ve etik bir üslupla temsil etmek konusunda büyük sorumluluğu vardır.

Sendikalar, mesleki hakları savunan örgütler olarak, sadece istihdam, eşit işe eşit ücret, sağlık ve emeklilik meseleleri ile değil, iş ve aile yaşamı arasında denge kurulması, işyerinde taciz ve istismar, kadınların karar alma mekanizmalarına katılımı gibi iş yaşamında kadın erkek dengesini sağlayacak konularla da ilgilenmek durumunda. Her bir ülkeye özgü ihtiyaçlar ve ulusal yasalar farklı olduğundan, sendikalar da toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için ulusal, bölgesel ve kurumlar düzeyinde farklı araç ve yöntemlerden yararlanıyorlar. Bu kılavuzda örneklerine yer verdiğimiz üzere, bazen küçük bir jest büyük etki yaratabiliyor. Örneğin İsveç ve İngiltere’de gazetecilik sendikalarının organize ettikleri etkinlikler boyunca çocuk bakımı masraflarını paylaşması ya da kreş hizmeti sağlaması, hem etkinliklere hem de sendika üyeliğine katılan kadınların sayısını artırmış. Dolayısıyla bu kılavuzdaki iyi uygulama örneklerinin, meslek örgütlerine toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarını belirlerken ilham vermesini umuyoruz.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Habercilik İçin İlkeler Kılavuzu

Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı medya haberciliği ilkeleri, medyanın dünyayı toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeterek tasvir etme ve bu sayede daha kapsayıcı, daha eşitlikçi toplumlar yaratma çabasını desteklemek üzere oluşturuldu.

İlkeler, her biri toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı haberciliğin bir veçhesine karşılık gelecek şekilde, dört bölüm olarak hazırlandı.

Bölüm 1: Medyada kadınlarla erkekleri, insan deneyimlerine ve toplumsal kompozisyona uygun şekilde, dengeli bir biçimde temsil etmek için kaynak ve haber seçimi

Bölüm 2: Klişelerden arınma yoluyla kadınlarla erkeklerin dengeli tasviri

Bölüm 3: Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı dil kullanımı

Bölüm 4: Medya kuruluşları içinde toplumsal cinsiyet eşitliği

Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı habercilik yapabilmek için nelere dikkat edilmeli? Kılavuzun sonunda bu amaçla hazırlanmış pratik bir kontrol listesi bulacaksınız.

Göç Hareketleri ve Medyada Göçmen Haberleri

“Bu çalışma Türkiye’nin medya üzerinden toplumsal göç sorununa bakış açısını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Makale, ayrıca göçmenlerin uyum çalışmalarına uluslararası çözümler bulabilmek için medyanın toplumsal sorumluluğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, yeni medya haber metinleri söylem analizi yöntemi kullanılarak incelenmiştir. İncelenen haber metinleri ile göçmenler konusunun hükümet politikalarını ve politikacıların geleceğini belirleyebilecek kadar önemli bir soruna dönüştüğü tespit edilmiştir.”

Af Örgütü’nden Engellenen ODTÜ Onur Yürüyüşü İçin Acil Eylem

Uluslararası Af Örgütü, ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne izin verilmesi ve Ankara’daki LGBTİ temalı etkinliklere uygulanan genel yasağın kaldırılması için acil eylem başlattı.

Uluslararası Af Örgütü, Ankara’daki ODTÜ öğrencilerinin, 12 Mayıs’ta kampüste gerçekleştirmeyi planladığı Onur Yürüyüşü’ne izin verilmesi ve Ankara’daki tüm LGBTİ temalı etkinliklere uygulanan genel yasağın kaldırılması için acil eylem başlattı.

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, 7-12 Mayıs tarihleri arasında kampüste Onur Haftası ve Yürüyüşü düzenlemeye hazırlanırken, üniversite yönetiminden bütün öğrencilere e-posta göndererej “etkinliklere izin verilmeyeceğini” belirtmişti.

Üniversite yönetimi, söz konusu mailde ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nın üniversite yönergesi kapsamında kurulmuş bir topluluk olmadığını söylerken, Ankara Valiliği’nin 18 Kasım 2017’de ilan ettiği LGBTİ etkinliği yasağını hatırlatmıştı.

Uluslararası Af Örgütü, ODTÜ’deki öğrenci gruplarının 31 yıldır düzenlediği yıllık bahar festivalinin farklı kültürlerin bir araya geldiği bir kutlama niteliği taşıdığını ve buna yönelik engellemelerin toplanma özgürlüğü hakkını ihlal edeceğini belirtti.

Ankara Valiliği ve üniversite yetkililerine çağrıda bulunan Uluslararası Af Örgütü, başlattığı acil eylem kampanyasıyla hem yürüyüşün gerçekleştirilmesini güvence altına almayı hem de Ankara’daki tüm LGBTİ+ temalı etkinliklere yönelik genel yasağın kaldırılmasını talep etti.

Acil eyleme destek vermek için tıklayın.

Ne olmuştu?

Ankara Valiliği, 16 Kasım 2017’de Alman LGBTİ Film Günleri’ni yasaklamasının ardından, 19 Kasım 2017’de Ankara’daki “LGBTİ sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen etkinlikleri” süresiz olarak yasaklamıştı. Kaos GL ve Pembe Hayat’ın, Valiliğin LGBTİ etkinliklerini süresiz olarak yasaklamasına karşı ayrı ayrı açtıkları kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemli  davalarda mahkemeler ret kararı vermişti.

Yasağa ilişkin Pembe Hayat’ın açtığı davanın ilk duruşması ise 23 Mayıs’ta Ankara 13. İdare Mahkemesi’nde gerçekleşecek.

Ayrıca Kaos GL Derneği, Ankara Valiliği’nin LGBTİ etkinliklerini süresiz olarak yasaklamasına Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşıdı.(ÇT)

Türkiye’deki Kadın İzleyicilerin TV Programlarındaki Kadın Alımlaması

“Alımlama çalışmaları, medya mesajı ile izleyici arasındaki etkileşimi konu ederek izleyiciyi anlam üreticisi olarak kabul eder. Çalışma, benzer demografik özelliklere sahip iki grup izleyicinin, diziler, haber bültenleri, gerçeklik televizyonu gibi televizyon programlarında kadın karakterleri nasıl alımladıklarını tespit etmek ve karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Araştırmaya katılan kadınların her birinin, izledikleri dizi ve haber programlarında kadının, ailesi içerisinde kocası ile birlikte mutlu olabilmesi, ailesi için mücadele etmesi ve geleneklerine bağlı gibi özellikleri sıralamaları, toplumsal cinsiyet kodlamaları içerisinde kadının erkek tarafından denetimini kabul ettiğini imlemektedir. Kadının cinsiyet sınıflaması açısından daha çok erkek egemenliğinde olan bir alanda yer almasına karşın, bu alanda var olabilmenin koşulunun ‘erkek gibi’ olmak gerekliliği tespit edilmiştir. Ayrıca aynı toplum içerisinde sosyalleşen kadın bireylerin, eğitim seviyeleri farklı olsa da, hemcinslerine ve erkek cinsiyetine bakışları ve algılarının benzer özellikler gösterdiği saptanmıştır.”

BBC’nin Ekrana Çıkardığı Konukların Yarısı Kadın Olacak

İngiliz yayın kuruluşu BBC, yıl sonuna kadar programlara davet edilen uzman konukların yarısının kadın yarısının erkek olmasını garanti etmeyi hedefliyor. BBC’den yapılan açıklamada, konuyla ilgili bakan, örgüt temsilcisi ya da yetkililerle mülakatların yapılmaya devam edileceğini ancak, haber, güncel olaylar ve tartışma programlarına yorumcu olarak çıkacak kişiler için toplumsal cinsiyet eşitliğine dikkat edileceğini duyurdu. Kadınların Eşitliği Partisi’nin lideri Sophie Walker, duyuruyu memnuniyetle karşıladıklarını ancak işin normalinin bu olduğunu, olayı bir yenilik yapıyorlarmış gibi sunmanın yanlış olduğunu söylüyor: “Korkarım bu duyuruyu BBC’nin hala çözülmemiş olan kadınlar aleyhine maaş eşitsizliği meselesinin üzerini örtmek için yaptılar. Böyle düşünülmemesini istiyorlarsa, kurum içindeki yapısal eşitsizliği bir an önce gidermeliler”.

BBC uzman ve yorumcular için yarı yarıya kadın/erkek dengesinin tutturulup tutturulmadığını aylık olarak izleyeceklerini bildirdi. Bazı programlar toplumsal cinsiyet dengesi kuralını uygulamaya başlamış durumda.

Türk Medyasının Cinsiyetçi Dilinden Örnekler

Kadını “namus” ve “ahlak” gibi son derece kişisel ve muğlak terimler çerçevesinde ele alan, onu cinsellik, iktidar, aşk, aldatma/aldatılma, intikam, kıskançlık gibi konuların merkezine yerleştiren, “annelik” ve “ev kadınlığı” gibi rollerin bir kadının birincil vasıfları olduğu kabulüne hizmet edecek şekilde hareket eden bir medyamız var. Türkiye medyasının cinsiyetçi dilini bazı sinir bozucu haberleri derleyerek örnekledik; bu dilin yakın gelecekte silinmesine tanık olmayı dileyerek paylaşıyoruz.

Selen Doğan: “Medya nefret dili kullanarak para kazanıyor”

Medyanın toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle savaş ve çatışmalı ortamdaki rolünü değerlendiren Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği Genel Yayın Yönetmeni Selen Doğantoplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadın ve kız çocuklarının elinden tüm fırsatların almasını “kader” diye sunulmasıyla başladığını belirtti.

Medyada Transfobik ve Homofobik Nefret Söylemi Raporu

Tam adı “Gasteler Bizi Söyler: Medyada Transfobik ve Homofobik Nefret Söylemi Raporu 2016-Nefret, Kalıp ve Görünmezlik Duvarı” olan bu çalışmada Kaos GL’nin 2016 Medya İzleme Raporundan yola çıkarak LGBTİ’lerin medyadaki temsilinin değerlendirildiği çalışmada nefret söylemi içeren haberlerin analizlerine yer verilmiş.

Kadın Ve Medya Politika Dökümanı

Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü KSGM tarafından AB ile uyum çalışmaları çerçevesinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği için Eylem Planı 2008-2013 için hazırlanan çalışmada kadınların medyada yer alışı (konu olarak kadınlar), medya sektörüne çalışanlar olarak katılımı ve tüketicileri olarak medyaya erişimi inceleniyor. Raporda ayrıca 2008’e kadar uygulanan politikaların genel özeti ile 2008-2013 yılları arasında Medyada toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlılığın geliştirilmesi ve medyadaki cinsiyetçi temsillerin dönüştürülmesi için uygulanacak eylem hedef ve stratejilerinin listesi yer alıyor.

Medyada Kadınların Temsil Biçimleri Araştırması

Kadınların medya izleme grubu MEDİZ için hazırlanan ve  “Medyada Cinsiyetçiliğe Son” kampanyası kapsamında yürütülen araştırmanın amacı “Türkiye’de medyada cinsiyetçiliğin tespit ve teşhiri” olarak belirtilmiş.

MEDİZ’in araştırmasındaki bulgulara ilişkin Bianet’teki ilgili haberi de okuyabilirsiniz.

KAOS GL Derneği Medya İzleme Raporu

Dernek 2008’den beri lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslerin (LGBTİ) medyada yer alış biçimlerini izliyor.  Türkiye’de yayınlanan günlük gazeteler, çeşitli anahtar sözcükler üzerinden Ajans Press aracılığıyla süzülüyor. LGBTİ’lere yönelik doğrudan bir sterotipleştirme, aşağılama ya da nefret söylemi olmayan haberlerin olumlu kategorisinde derlendiği raporda, haber yazımında dikkat edilmesi gereken kurallar da var.

Türkiye Medyasında Kadınların Temsili: Gazete ve İnternet Haberciliği Raporu

Kadınların faili yahut mağduru olduğu olayların haberleştirilme süreçlerinin toplumsal cinsiyet açısından değerlendirildiği rapor Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Feyza Akınerdem tarafından, Hrant Dink Vakfı için hazırlanmış. Kadına yönelik ayrımcılığın etnik, dini ve siyasi temelli olan örneklerine de yer vermesi bakımında dikkat çekici.

Küresel Toplumsal Cinsiyet ve Medya Araştırması Önraporu

In December 2013, UNESCO and partners gathered media organizations, media professionals, academics, policy-makers, civil society groups, and development agencies in Bangkok for a Global Forum on Media and Gender. The Forum took the 1995 Beijing Declaration as its reference point and resulted in the setting-up of a pioneering Global Alliance on Media and Gender (GAMAG). The aim of GAMAG has two main dimensions: Firstly, it will ensure constructive dialogue between media partners and civil society; secondly, it will enable all stakeholders to collectively give momentum to women’s access to expression and decision-making by promoting a gender-inclusive media and communication environment.

Medya ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Küresel İttifakı için Bilimsel Gündem

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO ve Uluslararası Medya ve İletişim Araştırmaları Derneği’nin IAMCR, Medya ve Cinsiyet Eşitliği Küresel İttifakı GAMAG için hazırlanan çalışma.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanmasında Medya Okuryazarlığının Rolü

“Çalışmada medya okuryazarlığı uygulamalarının, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya yönelik çalışmalara katkısının ele alınması amaçlanmıştır. Bu amaçla kadınların medyada temsil ediliş biçimlerinden yola çıkılarak, medya okuryazarlığı kavramı irdelenmiş ve medya okuryazarlığı dersi kapsamında kullanılan materyallerin metinlerine ilişkin inceleme ve medya okuryazarlığı dersi veren öğretmenlerle gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeleri de kapsayacak şekilde Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde gelişen Türkiye’deki medya okuryazarlığı uygulamaları değerlendirilmiştir.”

Türk Medyasında Yabancı Kadın Profilleri

“Medya, günümüzde kadın bedeni üzerinden cinsellik öğesini yoğun biçimde sunmakta, böylece yerleşik toplumsal cinsiyet kalıpları doğrultusunda okurlarını yönlendirebilmektedir. Bu çalışmanın amacını “Antalya’ya yönelik yayın yapan gazetelerde ‘yabancı kadınlar’ nasıl temsil edilmektedir” sorusu oluşturmaktadır.”

Küresel Medya İzleme Projesi GMMP Raporları

Haber medyasında ve haber medyası aracılığıyla toplumsal cinsiyet eşitliği amacı güden bir araştırma ve savunuculuk girişimi olan Küresel Medya İzleme Projesi (GMMP), Dünya Hristiyan İletişim Derneği tarafından 1995 yılından bu yana her 5 yılda bir yapılıyor. Projenin Türkiye Koordinatörü Prof. Dr. Nezih Orhon, haber yayın organlarında (gazete, radyo, internet, sosyal medya, vb.) kadın tasviri ve temsilinin haritalandırılması olarak nitelediği çalışmanın eğitim, siyasi savunuculuk, kamusal farkındalık, kadın hakları aktivizmiyle birlikte medya ve iletişim siyaseti geliştirme alanlarında faydalı veriler sağladığını söylüyor.

Raporlarla ilgili Bianet’in yapmış olduğu haberler için bkz.:

 

2015

https://m.bianet.org/bianet/medya/169817-medyada-cinsiyet-esitsizligi-haberleri-kim-yapiyor-haberler-kimi-goruyor

http://www.tkdf.org.tr/haberlerduyurular.aspx?id=171

2010

https://www.haberler.com/kuresel-medya-izleme-projesi-2010-2258448-haberi/

http://kazete.com.tr/haber/medyada-cinsiyet-onyargisi-suruyor_12358

2005

http://bianet.org/bianet/bianet/74694-medya-kadina-magduriyet-aynasi-tutuyor–2

Medyada Cinsiyete Dayalı Ayrımcılıkla Mücadelede İzleme Grupları

“Çalışma ile MEDİZ’in faaliyetlerinin genişleyerek devam etmesinin ve toplumsal cinsiyet eşitliği için çalışan tüm kuruluşların konuya önem verip konuyu gündemlerine almalarının medyada cinsiyete dayalı ayrımcılıkla mücadelede kilit bir role sahip olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. “

Kadın Odaklı Habercilik ve JİNHA Örneği

Bu çalışmada, iletişim alanındaki hak haberciliğine dair kuramsal altyapıdan hareketle, kadın odaklı habercilik bağlamında Türkiye’nin ilk ve tek örneği olan Jin Haber Ajansı (JİNHA) konu ediliyor ve JİNHA vasıtasıyla, ana akım medyanın cinsiyetçi dilinde çatlaklar yaratabilme, kadın haklarını gözeten, alternatif bir haber dili oluşturabilme imkânı üzerine değerlendirme yapılıyor. 

Kadın Cinayeti Haberlerindeki Cinsiyetçilik

“Bu makalede medyanın rolü Radikal gazetesi örneğinde ele alınmaktadır. İlk olarak dünyadaki ve Türkiye’deki görünümleriyle kadın cinayeti olgusu sosyolojik olarak değerlendirilmektedir. İkinci olarak, Radikal gazetesinde 2013 yılında yayınlanan 79 aile içi şiddet temelli kadın cinayeti haberinin haber değeri ve haber yapma biçimi sorgulanmaktadır. Kadın cinayeti haberlerinin başlık ve metinleri içerik analizi tekniğiyle değerlendirilerek, Radikal gazetesi örneğinde medyada cinsiyet temelli ayrımcılığın ve cinsiyetçiliğin izleri sorgulanmaktadır. Kadın cinayetlerini sıradan, normal ve sansasyonel haberlere dönüştüren medyanın, cinsiyetçi söylemi yeniden üretme biçimleri tartışılmaktadır.”

Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Türkiye Yazılı Basınında Şiddet Haberleri ve Haber Fotoğrafları

7 Ekim ve 20 Ekim 2011 tarihleri arasında yayınlanan ve bu dönemde tiraj açısından en yüksek orana sahip Zaman, Posta, Hürriyet, Sabah ve HaberTürk gazetelerinde (Medyatava 2012) yer alan şiddet olaylarına ilişkin haberler incelenmiştir. Çalışma, kadına/erkeğe yönelik şiddet ve kadının/erkeğin uyguladığı şiddete ilişkin haber metinleri ve haber fotoğraflarıyla sınırlıdır. Metin analizinde, eleştirel söylem çözümlemelerinden yola çıkılmıştır.Fotoğrafların temsil ettiklerinin anlamlandırılmasında ise göstergebilimden yararlanılmıştır. Araştırma, nicel verilerle de desteklenmiştir. Araştırma sonuçları genel anlamda gazetelerin özellikle kadınların aleyhine sonuçlanan bir yayıncılık anlayışıyla hareket ettiklerini göstermektedir. Bu açıdan özellikle Haber Türk ve Posta gazeteleri, toplumsal cinsiyet ilişkilerinden kaynaklanan şiddet eylemlerini pekiştirici, yeniden üretici bir konum sergilemişler ve sansasyonel bir yayıncılığı benimsemişlerdir. Zaman gazetesi ise bu konuda en az haber yayınlayan gazete olarak, şiddet olaylarını görünmez kılmakta ve Türkiye’deki “kutsal” ailenin dokunulmazlığını üretmeye katkıda bulunmaktadır. Bu açıdan Zaman gazetesinin muhafazakar yayın politikası, özellikle kadın bedeni üzerinden yürütülen ve aile kurumunun kutsanmasına hizmet eden dönemin hükümet politikalarını da destekler niteliktedir.

TGC Kadın ve Medya Kılavuzu

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Kadın Komisyonu’nda ve Kadın Danışma Grubu’nda yer alan kadın gazetecilerin öneri ve katkıları ile hazırlanan kitapçık, “toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı habercilik anlayışını yaygınlaştırmak, eril, cinsiyetçi dilin yerine eşitlikli bir dil yapısını oturtmak” hedefiyle hazırlanmış. İçinde örnekleriyle birlikte cinayet, tecavüz, cinsel taciz gibi konularda haber yaparken dikkat edilmesi gereken kurallar; çalışırken kadın haberciler olarak karşılaşılan sorunlar ve cinsiyetçi dilden ve kavramlardan kaçınmayı kolaylaştıran bir de sözlük yer alıyor.

 

Göç Konularında Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Habercilik Rehberi

Dünya çalışma Örgütü (ILO) tarafından hazırlanan bu rehberde göç sorunu ve ona bağlı olarak gelişen insan ticareti konularında haber yaparken, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmek için dikkat edilmesi gereken ilkeler 12 madde halinde özetlenmiş.

Medyada Kadın Olmak

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Kasım 2016 yılında, gazete ve dergilerde çalışan 40 bin 586 çalışandan yalnızca 15 bin 704’ü kadınmış. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Kadın ve LGBTİ Komisyonu, medyanın bu erkek egemen ortamında çalışan kadınların iş yaşamında karşılaştığı ayrımcılığı ve şiddeti ortaya koymak ve görünür kılmak amacıyla 221 kadınla sanal ortamda görüşerek bu raporu hazırlamış.

Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Yazım Rehberi

Türkçede sözcükler İngilizce, Almanca, Arapça ya da Yunanca gibi dillerden farklı olarak, eril ve dişil olarak ayrılmaz. Ayrıca üçüncü tekil kişi zamiri (O) de kadın ve erkek için farklı kullanılmaz. Ama bu durum Türkçenin cinsiyetçilikten uzak olduğu anlamına gelmiyor. Kadir Has Üniversitesi Kadın Çalışmaları Merkezi Türkçe’deki cinsiyetçi kelime, ifade, deyim ve atasözlerinden derlenmiş örneklerle, bu tür ifadelerin kullanımından kaçınmanın yollarını gösteren bir rehber hazırlamış.

Suriye Krizinde Toplumsal Cinsiyet Temelli Şiddet Olayları İçin Etik Habercilik El Kitabı

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu tarafından Suriye krizi bağlamında hazırlanmış bu ilk rehber, uluslararası etik prensipler üzerinden mağdurların, ailelerinin ve içinde bulundukları sosyal çevrenin güvenliğini, mahremiyetini ve haysiyetini zedelemeden haber yapma tekniklerine yer veriyor. Kitapta, ilgili kavramlar ve terminoloji, karşılaşılabilecek etik ve pratik sorunlar ile toplumsal cinsiyet temelli şiddet ile mücadele eden ve hayatta kalanlara destek veren bazı kurumlarla ilgili tanıtıcı bilgiler de yer alıyor.

LGBT haberciliği kılavuzu

1907’den beri faaliyet gösteren ve dünyanın en büyük gazetecilik sendikalarından biri olan İngiliz Gazeteciler Sendikası (NUJ), görsel, işitsel ve dijital medya ayrımı gözetmeksizin tüm medya çalışanları için, LGBTi haberleri konusunda haber yazımından, içerik üretimine, başlık ve spot yazımından, düzeltmenliğe her çeşit gazetecilik faaliyeti için referans olacak ilkeleri sıralamış.

Dengeyi Doğru Kurmak: Gazetecilikte Cinsiyet Eşitliği Elkitabı

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ile mücadele amaçlı kitapçık, kadın medya çalışanlarının güncel statüsünü, eşitsizlik düzeylerini ve alanlarını irdeleyerek, haber merkezlerinde, medya kuruluşlarının yönetici odalarında ve sendikalarda eşitliği anaakımlaştıracak adımlar için öneriler sıralıyor.

Toplumsal Cinsiyet Odaklı Etik Gazetecilik İçin Kaynak Kitapçıklar

Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFC) ile Dünya Hristiyan İletişim Derneği’nin (WACC) işbirliği ile hazırlanan ve iki ayrı kitaptan oluşan eğitim amaçlı bu çalışma, haber içeriklerindeki toplumsal cinsiyet eşitsizliğine ve medya sektöründeki öz-denetim mekanizmalalarının yokluğuna/yetersizliğine bir yanıt olarak hazırlanmış.  Birinci kitapta toplumsal cinsiyet, medya ve mesleki etik kuralları çerçevesinde kavramsal konular ele alınıyor. İkinci kitapta ise toplumsal cinsiyet açısından etik haberciliğin ana ilkeleri, çeşitli temalar altında sıralanıyor.

Cinsel Şiddetin Hayatta Kalanları ile Röportaj Yapmak

İnsan hakları alanında çalışan ABD New York merkezli sivil toplum kuruluşu Witness’ın hazırlamış olduğu bu rehber, literatürde bu alandaki en kapsamlı çalışmalardan biri sayılıyor. Videolu anlatımlarla da desteklenen rehberde, röportaj üretiminin her aşamasında dikkat edilmesi gereken hususlar, mülakat veren kişinin güvenliği açısından alınması gereken tedbirler ve vaka örnekleri ayrıntılı olarak izah ediliyor.

Tecavüzü Haberleştirmek / Hindistan’dan Bir Çalışma

2013 yılına ait resmî istatistiklere göre Hindistan’da her 21 dakikada bir bir tecavüz vakası yaşanıyor. Yeni Delhi merkezli Medya Vakfı’nın internet sitesi the Hoot, cinsel şiddet haberleri ve hayatta kalanların medyada temsilî konusunda hukuki çerçeveyi soru-cevap şeklinde hazırlanmış bir metinle anlatıyor.

Not: Hindistan’daki cinsel şiddet kültürü ve habercilik pratiklerine ilişkin aydınlatıcı bir yazıyı Bianet için Profesör Yasemin İnceoğlu kaleme almıştı.

Cinsel tacizi nasıl haber yapmalı, nasıl yapmamalı?

Almanya’nın 30 dilde yayın yapan uluslararası yayın kuruluşu Deutsche Welle’nin hazırladığı bu rehberde, cinsel şiddete, tacize, istismara ve tecavüze maruz bırakılanlara röportaj yaparken dikkat edilmesi gereken temel ilkeler sıralanmış. Metinde ayrıca, bu amaçla hazırlanmış daha ayrıntılı rehberlere erişim için internet linkleri de bulunuyor.

Kadın Cinayetlerini Haberleştirme Kılavuzu

2001 yılında kurulan ve sadece kadınların katılımına açık olan Filmmor Kadın Kooperatifi’nin hazırladığı bu çalışmada, medya çalışanlarının kadın cinayetlerini haberleştirirken dikkat etmesi gereken ilkeler ve yazım önerileri sıralanmış.

Kadınlar, Barış ve Güvenlik

Afrika Birliği’nin Birleşmiş Milletler ortaklığıyla hazırladığı rehber, çatışma sırasında ve sonrasındaki dönemlerde habercilik yapan Afrikalı gazeteciler için hazırlanmış. Amaç barış gazeteciliğini toplumsal cinsiyet odaklı hak haberciliğiyle birlikte yaygınlaştırabilmek.

Not: Güney Asya ülkeleri için UNESCO’nun katkılarıyla hazırlanmış, benzer bir gazetecilik el kitabını şuradan inceleyebilirsiniz.

Pulitzer Ödülleri’nde LGBT Temsili

ABD’deki en prestijli gazetecilik ödülü olarak bilinen Pulitzer’in 2018 yılı kazananları arasında kadınlara yönelik cinsel tacizleri ortaya çıkaran ve LGBT karşıtı bir Senatör adayını alaşağı eden gazeteciler vardı. Ayrıca eşcinsel bir romance ile eşcinsel bir şair de Pulitzer’e layık görüldü.

New York Times gazetesi ve New Yorker dergisi Hollywood’daki film yapımcısı Harvey Weinstein hakkındaki cinsel taciz ve tecavüz haberleriyle Pulitzer Ödülü’nü paylaştı. Bu yayın kuruluşlarının haberleri sonrasında başlayan #MeToo kampanyası çok sayıda sektöre yayılmış ve bu sektörlerde cinsel taciz, cinsiyet eşitsizliği gibi konuların tartışılmasını sağlamıştı. New York Times gazetesinde haberler Jodi Kantor ve Megan Twohey, imzası taşıyordu. LGBT topluluğunun bir parçası olduğunu geçtiğimiz günlerde açıklayan Ronan Farrow da ilgili haberleri The New Yorker için takip etmişti.

 

Washington Post gazetesi ise Alabama’daki Cumhuriyetçi Senato adayı Roy Moore hakkındaki cinsel taciz iddialarını ortaya çıkardığı haberiyle araştırmacı gazetecilik ödülünü kazandı. Moore suçlamaları reddetse de eyalette gerçekleşen seçimi Demokrat adayın kazanmasında bu haberlerin büyük etkisi oldu.

Eşcinsel olan Andrew Sean Greer, orta yaşlı eşcinsel bir adamın hikayesini anlattığı “Less” adlı romanı ile Pulitzer kazanırken, bir başka eşcinsel yazar Frank Bidart da “Half-light: Collected Poems 1965-2016” adlı toplu eserleriyle şiir dalında ödüle layık görüldü.