Blog

2018 Yılında İstihdamda LGBTİ+

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezi ve Kaos GL’nin ortak araştırması “2018 İstihdamda LGBTİ+ Anketi”nin sonuçları açıklandı.

Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkez Müdürü Prof. Dr. Mary Lou O’Neil, Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Reyda Ergün, Kaos GL’den Murat Köylü ve araştırmacılar Selma Değirmenci, Doğancan Erkengel 10 Aralık Pazartesi günü Kadir Has Üniversitesi’nde bir araya gelerek 2018 İstihdamda LGBTİ+ Anketi sonuçlarını konuştu.

Köylü çalışma hakkının önemine “İstihdam, istihdamın ötesinde önem taşıyor. Barınma, eğitim, sağlık, demokratik katılım gibi diğer hakların kullanılmasında istihdamın çok önemli bir rolü var” sözleriyle dikkat çekti.

LGBTİ+ çalışanların yarısından fazlası kapalı

Özel sektörden 198, kamusal sektörden 89 çalışanın katılımıyla gerçekleştiren araştırmaya göre cinsiyet kimliği ve/veya cinsel yönelimini gizleyen ve bu anlamda kısmen açık davrananların oranı yüksek.

Kısmen açık olanlar bu güven ilişkisini işveren ya da yöneticiler ile değil yakın çalışma arkadaşları ve diğer LGBTİ+ çalışanlarla kuruyor. İşyerinde görünürlük açısından 2017 yılı araştırmasından bu yana bir değişiklik yok.

Özel sektörde çalışanların yüzde 22’si, kamu sektöründekilerin yalnızca yüzde 7’si cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelimi konusunda tamamen açık.

Kamu çalışanları

Özel sektör

Özel sektörde çalışanların yüzde 42’si cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelimini tamamen gizliyor, yüzde 36 ise kısmen açık. Kamu çalışanlarının ise yüzde 36’sı tamamen kapalı, yüzde 39’u kısmen açık, yüzde 18’i ise “açık değil ama tahmin edildiğini düşünüyor”.

Özel sektördeki çalışanlar iş ararken ve iş başvurusu yaparken ağırlıklı olarak tanıdık tavsiyesi, şirketin sosyal medya paylaşımlarının ve internet kariyer sitelerindeki şirket profillerinin incelenmesi gibi kanallara yöneliyor. LGBTİ+ çalışanlar başvurulan pozisyonun kişisel niteliklerle uyumunun yanında nasıl bir iş ortamında çalışmak durumunda kalacaklarını öngörme ihtiyacı duyuyor.

Büyük engeller

Rapora göre LGBTİ+ görünürlüğü önünde büyük engeller var ve etkili biçimde kapsayıcı politikalar uygulayan işyerlerinin sayısı az. Ayrımcılık karşıtı ve kapsayıcı politikalar işyerlerinin iş ilanı ve işe alım süreçlerine yansımıyor.

Heteronormatif ve cisnormatif ikili cinsiyet sisteminin ürettiği norm ve rollere ilişkin beklentiler öne çıkarak çalışanlar üzerinde daha istihdam öncesinde olumsuz etkiler yaratılıyor. İş ilanlarında “bayan”, “erkek”, “askerliğini yapmış erkek” gibi heteronormatif ifadeler kullanılıyor, keyfi ayrımcılık yapılırken “prezentabl olma” gibi ifadeler kullanılıyor.

Ayrımcılık bildirilmiyor

198 özel sektör çalışanının 31’i ayrımcılığa maruz kaldığını; 84 kişi ise ayrımcılığa maruz kalmamak için cinsiyet kimliğini ya da cinsel yönelimini gizlediğini söylüyor. Rapor bu 31 vakanın 6’sının üst merciye bildirildiğini, 3’ünde ayrımcılığı yapan kişi uyarıldığını gösteriyor.

Kamuda saptanan 15 vakanın yalnızca ise 3’ü sözlü olarak bildirildi, 1’i ise sendikaya bildirildi. Bu bulgular işi kaybetme korkusunun ve bilinen başvurulacak merci olmamasının ayrımcılığın şikayet edilmemesine sebep olabildiğini gösteriyor ve hukuki yolların her zaman bir seçenek olamadığına işaret ediyor.

Özel sektörde katılımcıların yüzde 96’sı işe alım sürecinde açık ya da örtülü bir ayrımcılıkla karşılaşmadıklarını söylüyor. Ancak katılımcıların yüzde 30’u cinsiyet kimliğini ve/veya cinsel yönelimini gizlediği için, yüzde 26’sı da cinsiyet kimliği ve/veya cinsel yönelimi belli olmadığı için ayrımcılıkla karşı karşıya kalmıyor. Anket katılımcılarının yalnızca yüzde 16’sı işe alım sürecinde tamamen açık olduğunu ifade ediyor.

Kamu sektöründe işe alımda yüzde 43 gizlediği için, yüzde 15’i kimliği belli olmadığı için ayrımcılıkla karşılaşmadığını belirtiyor. Ayrımcılıkla karşılaşanların oranı yüzde 3. Ancak kişinin ayrımcılığa maruz kalma korkusuyla kendini gizlemesi de ayrımcılığın bir türü olarak belirtiliyor. Çalışanların ayrımcılığa maruz kalmasa da kalmış gibi yaşaması/davranması potansiyel ayrımcılık olarak adlandırılıyor.

Kamu çalışanları

Özel sektör

Özel sektörde çalışanların yüzde 94’ünün işyerinde ayrımcılığa karşı kurumsal koruma mekanizmaları yok, bu mekanizmaların varlığı konusunda çalışanların bilgisi yok, var olan mekanizmalar etkili değil ya da cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi kapsamıyor.

Kamu sektöründe ayrımcılığa karşı mekanizmalar çalışanların yüzde 51’inin işyerinde yok, olanların yüzde 20’si cinsel yönelim ya da cinsiyet kimliğini kapsamıyor, yüzde 4’ü ise etkin değil.

Kamu çalışanlarının yüzde 19’u kurum içi ayrımcı kural olduğunu belirtiyor. Bu kurallar evli heteroseksüel çiftlere sunulan avantajları, eş durumu atamalarının yalnızca heteroseksüelleri kapsaması, izin ve rapor alma hakkının kullandırılmaması gibi uygulamaları içeriyor.

Kamuda dayanışma ihtiyacı

Özel sektör çalışanları ayrımcılığa karşı toplumsal farkındalık kampanyaları, ulusal mevzuatta ayrımcılık yasağı ve şirket içi eğitimler talep ediyor. Kamu çalışanları ise ulusal mevzuatta ayrımcılık yasağı ve farkındalık kampanyaları dışında örgütlü mücadele ve dayanışma ağları talep ediyor.

Kamu çalışanları

Özel sektör

Kamu çalışanlarınca “OHAL döneminde kurumunuzdaki çalışma koşullarınız açısından herhangi bir değişiklik yaşadığınızı düşünüyor musunuz?” sorusuna karşılık olarak yüzde 36 oranında evet cevabı verildi. Katılımcılardan yapılan alıntılar ihraç uygulamalarının hedef gösterilme korkusuna neden olduğuna işaret ediyor.

Kamu çalışanlarının yüzde 56’sının işyerinde LGBTİ+ iletişim ağı yok. Yüzde 19’u bir iletişim ağı olup olmadığını bilmiyor, yüzde 1’ı olan ağlara dahil değil, yüzde 13’ü işyerindeki tek LGBTİ+ çalışan.

İşe alım ilanında yüzde 92 oranında cinsiyet kimliğine, cinsel yönelime yönelik bir kriter yok. Ancak memuriyete, hâkim ve savcılara yönelik mevzuatlarda, Millî Eğitim Bakanlığı mevzuatında ayrımcılığa yol açabilecek maddeler var. “Genel ahlaka aykırı tutum ve davranış” maddeleri meslekten atma ya da işe alınmama nedeni olarak kullanılacak biçimde yorumlanıyor.

Özel sektörde üst ve orta düzey yöneticilik yapan katılımcı sayısında geçen yıllara göre artış var. Ancak rapor kapalılık oranları göz önüne alındığında 4 kişiden 3’ünün üst düzey pozisyon için kimliğini ya da yönelimini gizlediğini öne sürüyor. Çoğunluk 50 kişiden daha az çalışanı olan işyerlerinde çalışıyor. Bu da kurumsallaştıkça daha fazla engelle karşılaşıldığı anlamına geliyor. Aynı işyerinde 5 yıldan fazla çalışan katılımcı sayısı yüzde 10. Bu da iş güvensizliği olduğunu gösteriyor.

Kamu sektöründe de üst düzeye gittikçe düşüş var. Sözleşmeli personel geçen yıldan daha fazla. Rapor güvencesiz alanların fazla olduğuna dikkat çekiyor. Çalışılan ortamda sosyalleşememe oranı yüksek. Güvencesiz çalışma ortamları ve sosyal dışlanma korkuları çalışanların kendilerini rahat ifade etmemelerine ya da edememelerine sebep oluyor.

Ne yapmalı?

Rapor LGBTİ+ istihdamını desteklemek için şunları öneriyor:

Önyargılar ile mücadele,

Ayrımcılığa karşı koruma,

Cezasızlık ve keyfi yönetim ile mücadele,

Sosyal içerme için proaktif çaba gösterme,

LGBTİ+ haklarını sosyal diyalog mekanizmalarında ve kamusal/siyasi tartışmalarda destekleme,

STK’lar ile iletişim ve işbirliği.

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor

bianet, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet konusunda sürdürülen mücadeledeki gelişmeler, saldırganlara verilen cezalar ve “olumlu” ve “olumsuz” yargı kararların çetelesini tutuyor.

Yargı Kararları

Cinayet

* Ankara’da 29 Mayıs’ta bir plazanın 20. katından düşerek ölen Şule Çet‘in ölümüyle ilgili Adli Tıp Kurumundan beklenen rapor hazırlandı. Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu hazırladığı raporu savcılığa gönderdi. Üç profesör, bir doçent, bir uzmanın imzasının bulunduğu 21 sayfalık raporda şu ifadeler yer aldı:

“Otopsisinde alınan doku örneklerinin yapılan tetkikinde idrarda tespit edilen Mirtazapinin depresyon, uyku bozuklukları tedavisinde kullanılan ilaç etken maddesi olduğu, kanda ve göz içi sıvısında tespit edilen etil alkolün ölüm meydana getirebilecek düzeyde olmadığı, aranan diğer toksik maddelerin bulunmadığı dikkate alındığında kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi deliller bulunmadı.

“Otopsisinde ağır genel beden travması bulguları olması nedeniyle cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda kesin bir değerlendirme yapılamadığı, olayın adli tahkikat ile aydınlatılması uygundur.

“Sorulduğu üzere düşme öncesi travmaya maruz kalıp kalmadığı, düşme olayının kendi iradesiyle mi meydana geldiği, kazara mı oluştuğu veya bir başkası ya da başkalarının etkisiyle mi meydana geldiği, düşme esnasında şuurunun yerinde olup olmadığı ve öldürüldükten sonra atılıp atılmadığı hususun tıbben bilinemediği, olayın adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olacağı oy birliğiyle mütalaa olunur.”

* İzmir’de 2014’te eski karısı Zeliha Şule Demiray‘ı (42) öldürdükten sonra intihara teşebbüs eden İ.T.’nin (46) aldığı müebbet hapis cezası kararı, olayda tasarlama olmadığı gerekçesiyle Yargıtay tarafından bozuldu. İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülen davada sanık 25 yıl hapis cezasına çarptırıldı. İlk yapılan yargılamada sanığa tasarlayarak kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş, cezaya iyi hal indirimi uygulanarak 25 yıla düşürülmüştü.

* Adana’da sevgilisi Sibel Doğaç ile onun sevgilisi olduğu iddia edilen Kuttis Yitiz’i öldüren bir kişiyi de yaralayan O.Z.’e (44) haksız tahrik indirimi ile verilen 39 yıl 4 ay hapis cezası Yargıtay’ca bozulunca sanık yeniden yargılandı. Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada Savcı sanık hakkında iki kez müebbet ve 15 yıla kadar hapis talep etti, haksız tahrik indirimi istemedi. Mahkeme Heyeti, sanığın haksız tahrik indirimiyle 38 yıl 4 ay hapis cezasına hükmetti.

* Adana’da 2014’te karısı Burcu Çiftçi‘yi (20) öldüren M.Ç.’ye haksız tahrik indirimiyle verilen 18 yıl 4 ay hapis cezasını Yargıtay ‘eksik ceza tayini’ gerekçesiyle bozdu. Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2015 yılında sanığı eşini öldürmek suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum etmiş, ceza haksız tahrik ve iyi hal ile birlikte 22 yıldan 18 yıl 4 aya düşürülmüştü. Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından bozulan kararda, haksız indiriminin fazla yapıldığı bu nedenle sanığın yeniden yargılanmasını istedi.

* Adana’da Senem Barık (31) ile akrabası Zeliha Sevgilibaş‘ı (20) seks işçiliği yapıyorlar iddiası üzerine aile meclisi kararı ile öldürdükleri ileri sürülen altısı aynı aileden yedi erkeğin Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada Savcı mütalaasını verdi. Mütalaada sanıkların töre saiki ile öldürmeye azmettirme, iştirak, hürriyetten yoksun kılma suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 17’şer yıl hapisle cezalandırılmaları istendi.

* İstanbul’da 24 Mayıs 2018’de ayrılmak isteyen sevgilisi Seher Çetintaş‘ı (34) öldüren A.K.’nin (36) yargılanmasına Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada pişman olduğunu ve olay günü Seher Çetintaş’ın onu zedeleyici sözler söylediğini ifade etti. Duruşmada, Karabük Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazılan talimata cevap verildiği ve Seher Çetintaş’ın kardeşinin ‘müşteki’ sıfatıyla ifadesinin alındığı ve sanıktan şikayetçi olduğu tutanaklara geçirildi. A.K.’nin kasten öldürme ve ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma suçundan müebbet ve 1 yıldan 3 yıla kadar hapsi talep ediliyor.

* İstanbul’da 29 Temmuz 2017’de karısı Alime Demirdağ‘ı öldüren K.D.’nin kasten öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanmasına devam edildi. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada tanıklar dinlendi.

* Erzurum’da 3 Haziran 2012’de eşinin “kuma evliliği” yapması üzerine intihar ettiği iddia edilen Netice Barçın‘ın ölümüyle ilgili Adana 4. Asliye Ceza Mahkemesinde eziyet suçundan yargılanan kocası K.B.’ye verilen 4 yıl 2 ay hapis cezasının Yargıtay tarafından az bulunarak bozulması üzerine yeniden yargılanan sanığa 12,5 yıl hapis cezası verildi. K.B., kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan önce 4 yıl hapis cezasına mahkûm edildi, suçun eşe karşı işlenmesi nedeniyle ceza, 8 yıla çıkarıldı. İyi hal indirimi uygulayan mahkeme heyeti, sanığı 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı. Eziyet suçundan üst sınırdan olmak üzere 7 yıl hapis cezası alan sanığa iyi hal indirimi ile 5 yıl 10 ay hapis cezası verildi. Toplam 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan sanık hakkında, kaçma şüphesi nedeniyle tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarıldı. Gerekçeli kararda eziyet ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından alt sınırdan uzaklaşılarak ceza verilmesinin gerekçesi de şöyle ifade edildi; “Yaşanılan süreçte sanığın bir kadın için en büyük eziyet olacak, onu bir başka kadın ile yaşamaya zorlamak ve ayrıca bu süreç içerisindeki kötü muamele oluşturacak davranışları bir bütün halinde eziyet suçunu oluşturup, sanığın suçu sabit görüldüğünden Yargıtay bozma ilamında da belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak, sanığın takdiren alt sınır üstünden cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar daha önceki hükümde sanığın hürriyeti yoksun bırakmak suçundan beraatına karar verilmişse de, Yargıtay bozma ilamında da belirtildiği üzere olay günü vefat edeni evi terk etmek amacıyla evden ayrılıp binanın apartman merdiven boşluğunda sanığın yakaladığı, zorla içeriye götürüp evde darp ettiği, bu yönüyle evden ayrılma özgürlüğünün başka bir deyimle hürriyetinden yoksun bırakma eylemini gerçekleştirip üzerine atılı bir kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçunu işlediği kabul olunmuş, bu olayın yaşanmaması halinde belki intihar olayının da gerçekleşmeme ihtimali, bu nedenle doğurmuş olduğu sonucu, vahameti ve herkes için yürek acıtıcı bir sonuç doğurması göz önüne alınarak cezanın tayininde alt sınırdan uzaklaşılarak sanığın cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir.”

* Çorum’da Nisan 2018’de karısı Hanife Bicil‘i (64) öldüren A.B.’nin (64)  eşi kasten öldürmeden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talebiyle yargılanmasına devam edildi. A.B. Çorum 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ikinci duruşmasında olay gününü anlattı. Olay günü Hanife Bicil’e yemeği hazırlamasını söylediğini, ancak kadının “ağza alınmayacak hakaretler ve küfürler de” bulunduğunu ifade etti.

* İstanbul’da dini nikahlı karısı Nadime Tigis‘i öldüren Ö.G.’nin yargılanmasına Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Duruşmada olay gününü anlatan sanık, karıncayı bile incitemeyeceğini, olay günü kadının kendisine küfür ve hakaret ettiğini söyledi. Bir sonraki duruşmada tanıklar dinlenecek.

* İstanbul’da ABD’li Sarai Sierra‘yı öldüren Z.T.’ye İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince nitelikli kasten öldürmekten verilen müebbet hapis cezası Yargıtay 1. Ceza Dairesi  tarafından onandı. Daire, nitelikli cinsel saldırıdan verilen 5 yıl 10 ay ile hırsızlıktan verilen 2,5 yıl hapis cezasına ilişkin kararın ise bozulmasına hükmetti. Bozma kararında, sanığın cinsel saldırıda bulunmak istediği, bunu başaramamanın verdiği infialle Sierra’yı öldürdüğü ifade edildi. Sierra’nın ailesinin avukatı kararla ilgili: “Yargıtay’ın cezaların üst sınırdan verilmesi ile ilgili kararı sevindirici. Cinsel saldırı suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı kararına ise katılmamaktayım. Ortada açıkça tecavüz vardır ve biz önümüzdeki günlerdeki duruşmada yerel mahkemenin verdiği nitelikli cinsel saldırı suçundan verdiği ceza yönündeki kararında direnmesini talep edeceğiz.” dedi.

* Kayseri’de boşanma aşamasında karısı Turna Gül Cuntar‘ı (35) hakkında uzaklaştırma kararı varken öldüren M.C.’nin (39) Kayseri Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada karar duruşması görüldü. Sanık, kasten öldürmeden ağılaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Cumhuriyet savcısı, sanığın eyleminin tahrik kapsamında değerlendirilemeyeceğini, sanığın uzaklaştırma kararına rağmen, aracılar kullanarak eşi Turna Gül’e ulaşmaya çalıştığını, olay tarihinde eşiyle konuştuğunu, odanın camının önünden eşinin vücuduna ateş ettiğini, ardından evin çaprazındaki diğer camdan da ateş ederek olay yerinden uzaklaştıktan sonra polisi aradığını, uzun süreli gerginlik ve nefret sonrası, araya tahrik girdiğinin kabul edilmesinin mümkün olmadığı iddialarıyla Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 82/1d maddesi gereğince eşi kasten öldürmek ve TCK’nın 53. maddeleri gereğince cezalandırılmasını istemişti.

* Kocaeli’nde sevgilisinin kızı Ecem Balcı‘yı (17) öldürüp, cesedini ormanlık alana gömen S.K.’nin yargılanmasına Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmada, delilleri karartmak suçlaması ile tutuksuz yargılanan İ.D.’nin oğlu M.E.D. de tanık olarak dinlendi, sanığın tanık olarak mahkemeye çağrılan eşi E.K. ise tanık olmak istemediğini söyledi. Mahkeme heyeti, sanığın tutukluk halinin devamına karar verdi, bir sonraki duruşma 19 Ocak 2019’da.

* Kayseri’de Suriyeli Hamide Cüneyd‘i (65) öldüren ve eşyalarını gasp eden üç erkek sanığın Kayseri 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davada savcı mütalaasını verdi. Mütalaada A.E. ve Y.K.’nin kasten öldürmeden ömür boyu hapis cezasına çarptırılması istenirken diğer sanık M.Ö.’nün yardım etme suçundan cezalandırılması talep edildi. Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar vererek, sanık avukatlarının mütalaaya ilişkin savunma yapmak için süre istemeleri üzerine duruşmayı erteledi.

* İzmir’de 13 Mart 2018’de sevgilisi olduğu öne sürülen Müzeyyen Laçin‘i öldüren M.B.’nin yargılanmasına Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı.  Mahkeme başkanı davaya müdahil olmak isteyen İzmir Barosunun talebini reddetti. Sanık cinayeti kıskançlık sebebiyle işlediğini söyledi. Bir sonraki duruşma 22 Ocak 2019’da.

* İstanbul’da karısı Esme Aksakal‘ı (76) öldüren B.A.’nın (83) ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle tutuklu yargılanmasına İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada kadını başka biriyle mesajlaştığı için öldürdüğünü söyledi. Tanıklar erkeğin Esme Aksakal’a evlilikleri süresince şiddet uyguladığını, kadının boşanmak istediğini ve erkeğin kadını öldürmekle tehdit ettiğini söylediler. Heyet, telefon kayıtlarının ve mesaj dökümlerinin incelenmesine karar verdi.

Tecavüz

* Bolu’da otostop çeken tanımadığı N.B.’ye (20) aracında tecavüz etmeye çalışan S.S.’nin cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırıdan yargılanmasına başlandı. Sanık duruşmada suçlamaları reddetti. Mahkeme heyeti, tanıkların dinlenmesi için duruşmayı 15 Ocak 2019 tarihine erteledi.

Şiddet/Yaralama

Aydın’da Temmuz 2016’da karısı M.Ö.’yü bıçaklayarak ağır yaralayan ve cezai ehliyeti olmadığın yönelik rapordan sonra serbest bırakılan C.Ö.’ye İstanbul Adli Tıp Kurumu’nca cezai ehliyeti olduğuna yönelik rapor verilmesi üzerine sanık tutuklandı. Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada sanık kasten öldürmeye teşebbüsten 13 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Bursa’da Nisan 2018’de çocuklarının okuduğu okulun müdürü T.T. ve müdür yardımcısı erkeği tabancayla yaralayan polis İ.Ö.’nün yargılanmasına Bursa 12. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.  Sanık duruşmada, çocuğunun müştekiler tarafından rencide edildiğini, bu yüzden olayın gerçekleştiğini söyledi.

İstanbul’da sevgilisi S.C.’yi birlikte gittikleri bir davette darp eden, yüzünü ısıran Y.Y.’nin  kasten öldürmeye teşebbüs, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yaralama suçlarından 27 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Mahkeme Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kamu davasına katılmasına, şikayetinden vazgeçen S.C.nin ise davaya katılma talebini reddetti. Bir sonraki duruşma tanıklar dinlenecek.

Trabzon’da karısı E.A.’yı yemek hazırlamadığı için darp eden ve yaralayan M.A. hakkında hazırlanan iddianame asliye ceza mahkemesine gönderildi. Savcı, basit yaralama suçundan M.A.’nın 6 aydan 1.5 yıla kadar hapsini talep etti. E.A. mahkeme kararıyla bir ay süreyle koruma altına alırken, M.A.’ya bu sürede yaklaşmama cezası verildi.

İstanbul’da Ekim 2016’da tanımadığı A.T.’yi şort giydiği için darp eden A.Ç.’ye hakaret suçundan verilen hapis cezası İstinaf Mahkemesi tarafından kaldırılarak beraatına karar verildi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi, İstanbul 40. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, cebir ve tehdit kullanarak inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale suçundan verdiği 2 yıllık hapis cezasının kanuna uygun olduğuna karar vererek, tarafların bu yöndeki istinaf taleplerinin reddine karar verdi. Basit yaralama suçunun, cebir ve tehdit kullanarak inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale suçunun unsuru olduğunu, dolayısı ile sanık aleyhine bu suçtan hüküm kurulmaması gerektiğine karar verdi, hakaret suçundan verilen 1 yıl 2 aylık ceza hükmü kaldırıldı, bu suçtan sanığın beraatine karar verildi. 

Trabzon’da çocuğu için para istediği için karısı G.P.’yi darp eden A.P. hakkında yaralama ve hakaret suçundan 2 yıldan 6,5 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. A.P. asliye ceza mahkemesinde yargılanacak.

İstanbul’da 29 Temmuz 2017´de kıyafeti yüzünden Ç.K.’ye hakaret eden güvenlik görevlisi S.İ. ve hakaretten hakkında dava açılan Ç.K.’nin yargılanmasına devam edildi.  Duruşmada tanıklar dinlenedi. S.İ. hakaretten 3 aydan 2 yıla, Ç.K.’nin ise kamu görevlisine hakaret suçundan 1 yıldan az olmamak üzere hapis cezasına çarptırılması isteniyor. Mahkeme sesli ve görüntülü kayıtların bilirkişiye gönderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

İstanbul’da karısı M.T.’yi darp edip öldürmekle tehdit eden E.T.’nin Bakırköy 40. Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmasına devam edildi. Tutuksuz sanık duruşmaya katılmazken M.T. şikayetini yineledi ve can güvenliği olmadığını belirtti, koruma talep etti. Müşteki tarafından talep edilen koruma kararı için mahkeme heyeti duruşma zaptının bir örneğini Avcılar Kaymakamlığına göndererek gerekli tedbirlerin alınması talebinde bulundu.

İzmir’de öğrencisi olan sevgilisi G.B.’yi darp eden öğretim üyesi A.A.’nın  yargılanmasına devam edildi. Sanık duruşmada suçlamaları reddetti, savunmasında “… Pencereye koştu, kendisini atmak istedi. Buna engel olmak için onu bacaklarından tuttum, yere yatırdım. Ellerimle ellerini tuttum. Kafasını yere vurmaya devam edince, iki kolumu tek dizimin altına sıkıştırdım. Kafasını da vurmaması için diğer elimle kafasını tuttum. 1.85 boyunda olmam ve 25 sene spor yapmam nedeniyle, iki saat boyunca narin bir bayanı darp etsem sonuçlan bu olmazdı. Şiddet uygulamadım” dedi. Duruşma ertelendi.

İzmir’de karısı S.C.’yi kıskançlık bahanesiyle oklavayla dakikalarca darp eden U.C.’nin yargılanmasına İzmir 23. Asliye Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmaya tutuksuz sanık katılmazken, müşsteki ve avukatı hazır bulundu. Tanık olarak dinlenen B.B. sanığın tahliye olduktan sonra kendisini arayıp, kardeşinin U.C. ile ilişkisi olduğunu söylemesi için tehdit ettiğini ifade etti. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı Neslihan Ersoy Sevindik ise sanık tarafından iddia edilen aldatma olayının kurgudan ibaret olduğunu savundu. Hakim, tarafların esas hakkında savunma hazırlaması için davayı ileri bir tarihe erteledi.

Hatay’da arkadaşları vasıtasıyla tanıştığı  ve iki hafta görüştükten sonra kendisiyle iletişimi kesme kararı alan G.M.’yi ısrarla takip eden, sosyal medyada öldürmek ve tecavüzle tehdit eden E.K.’nin yargılanmasına Hatay 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Tutuksuz yargılanan sanık duruşmaya katılmazken, G.M. avukatı ve kadın destekçileriyle katıldı. Duruşma, 26 Haziran’daki gibi hakimin izinli olması nedeniyle 13 Aralık gününe ertelendi.

Ankara’da eski karısı T.A.’yı boşandıktan dört yıl sonra bıçakla yaralayan, cezaevindeyken ve tahliye olduktan sonra polis korumasındayken ısrarla takip edip tehdit eden V.A.’ya Ankara 2.Aile Mahkemesi tarafından altı ay süreyle uzaklaştırma kararı verildi. Karara göre V.A. öfke kontrolü programına alınacak, hastanede yatırılarak psikiyatrik tedavi görecek, elektronik kelepçe ile takip edilecek.

Taciz

* Trabzon’da tanımadığı C.A.’yı sokakta taciz eden A.A. hakkında cinsel tacizden 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle Trabzon Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı.

Çocuk İstismarı

Antalya’da 15 Mayıs’ta ırmak kenarında G.K.’yi taciz eden M.Y. sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan itiraz yolu açık olmak üzere 3 yıl 4 ay hapis cezası verdi.

İstanbul’da zihinsen engelli Ş.B.’ye nitelikli cinsel saldırı ve Z.A.’ya çocuğun basit cinsel istismarı suçundan C.Y. (61) hakkında İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın ilk duruşması görüldü. Tutuklu sanık duruşmada suçlamaları reddetti. Ş.B. duruşmaya katılmazken Z.A. psikolog eşliğinde şikayetini yineledi. Mahkeme heyeti Ş.B.’nin bir psikiyatri uzmanına muayene edilmek suretiyle dışarıdan görünümü itibarıyla akıl hastası olup olmadığının hekim olmayanlarca belirlenip, belirlenemeyeceği hususunda rapor düzenlenmesine karar verdi. Sanığın üzerine atılı suçun niteliği, mevcut deliller, yakalama tutanağı, kaçma ve kuvvetli suç şüphesi, öngörülen ceza miktarını dikkate alan mahkeme heyeti sanığın tutukluluk haline devam kararı verdi.

İzmir’de sevgilisinin kızı C.Y.’ye (6) üç yıl cinsel istismarda bulunan G.K. hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası istemiyle İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın karar duruşması görüldü. Mahkeme Heyeti delil yetersizliğinden G.K.’nin beraatine karar verdi.

Konya’da sosyal medyada tanıştığı ve geçen yıl cinsel istismarda bulunduğu F.E.’ye (12) olaydan sonra sosyal medyadan tekrar cinsel içerikli mesaj atan A.S. yargılandığı Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarı suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. A.S.’yi gözaltına alınmadan önce darp eden M.D. (41) ise açılan kamu davasında 1,5 yıl hapse mahkum edildi.

Erzurum’da yaşları 7-11 olan üç çocuğa cinsel istismarda bulunan İ.İ. (42) hakkında Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın ilk duruşmasında karar verildi. Mahkeme Heyeti, İ.İ.’ye çocuğun cinsel istismarından 12 yıl hapis cezasına mahkum etti. Heyet, sanığı 3 kız çocuğuna karşı ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan önce çocukların her biri için 3’er yıl hapis cezasına çarptırdı. Suç çocuklara karşı işlendiği için 6’şar yıla çıkartıldı, eylemin cinsel amaçlı olmasından dolayı ceza yarı oranında arttırıldı, ve 9’ar yıla çıkartıldı. Sanık iyi hal indirimi uygulanmadan toplam 39 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* Kastamonu’da arkadaşının kızı E.K.’ye cinsel istismarda bulunan Ş.Y. hakkında bilişim sistemindeki verileri yok etme, cinsel taciz, sarkıntılık yapma suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçlarından Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. İlk duruşmaya tutuksuz yargılanan sanık Ş.Y. ile E.K. ve avukatlar katıldı.  Mahkeme heyeti, sanık Ş.Y.’nin delilleri karartma şüphesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmasına karar verdi, bir sonraki duruşma 6 Şubat’ta.

* İzmir’de 14 Aralık 2016’da M.A.’ya (16) günlük kiralık evde cinsel istismarda bulunan ve bunu sosyal medyada yayınladığı ileri sürülen A.G., İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinde 24 yıldan 36 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davada beraat etti. Mahkeme heyeti sanığa müstehcenlik suçundan 6 ay 5 gün ceza verdi. Heyet, sanığın duruşmadaki iyi halini göz önünde bulundurarak indirim uyguladı, cezayı 5 ay 4 güne indirdi. Mahkeme heyeti bu cezayı da sanığın suç işleme hususundaki eğilimi dikkate alınarak bir daha suç işlemeyeceği yönünde hakkında olumlu kanıya varıldığından hükmün açıklamasını geriye bırakılmasına karar verdi.  A.G. çocuğun nitelikli cinsel istismarı, müstehcenlik, cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından toplamda 24 yıldan 36 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyordu.

Samsun’da Ağustos 2018’de bir Kuran kursunun beş öğrencisine cinsel istismarda bulunan kurs hocası H.a. yargılandığı Bafra Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarından toplam 81 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 

* İstanbul’da 4 Nisan 2018’de fiziksel engelli C.D.’ye cinsel istismarda bulunan M.G.’nin çocuğun cinsel istismarı ve tehdit suçlarından 8 yıl 6 aydan 17 yıla kadar hapis cezası istemiyle Anadolu 11. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın ilk duruşması görüldü. Sanık suçlamaları reddederken C.D. ve annesi şikayetlerini yineledi.

Yargının Cinsiyetçilik Raporu: Erkekler 38 Mahkemede Yargılandı

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre Kasım’da mahkemelerde, kadınları öldüren erkeklerin yargılandığı 15 cinayet davası, kadınlara tecavüz eden erkeklerin yargılandığı bir tecavüz davası, kadınlara şiddet uyguladıkları için erkekerin yargılandığı 12 şiddet-yaralama davası, kadınların tacizi eden bir erkeğin yargılandığı bir taciz davası ve dokuz çocuk istismarı davası görüldü.

Şule Çet davasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun raporu yayınlandı. Raporda, Çet’in cinsel tacize maruz kaıp kalmadığı yönündeki belirsiz iddialar vardı.

Bolu’da sanık erkeğin yargılandığı tecavüz davası ertelendi. Trabzon’da da bir kadını sokakta taciz eden erkek hakkında “cinsel tacizden” 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle Trabzon Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı.

Yine yargıda emsal olarak nitelenen bir karara imza atan mahkeme Erzurum’da, 28 yaşındaki Netice Barçın’ın intihara sürüklenmesinde kocası Kamil Barçın’ı sorumlu tuttu. Kamil Barçın’a 12 buçuk yıl hapis cezası verildi.

Cinayet

Türkiye adliyelerinde, kadınları öldürülen erkeklerin yargılandığı 15 cinayet davası görüldü.

Bu davaların ikisi Yargıtay tarafından bozulmuş ve yeniden görülmeye başlanmış davaydı. Bu iki davada sanık erkeklere toplamda 63 yıldan fazla hapis cezası verildi.

Bir davada Yargıtay, yerel mahkemenin kararını, “eksik ceza tayini” nedeniyle onamadığını belirtti dava yeniden görülecek.

Bir kadını öldüren aynı aileden yedi erkeğin yargılandığı bir davada ise savcı mutaalasını açıkladı ve 17’şer yıl hapisle cezalandırılmalarını istedi.

Bir davada sanık erkekler ilk kez hakim karşısına çıktı. Daha önce başlayan üç davada da yargılamaya devam edildi. Bir davada kadını öldüren erkeğe ağırlaştırılmış müebbet cezası verildiği açıklandı. Bir davada tanıklar, bir davada da sanık erkek dinlendi.

İzmir’de görülen davada, İzmir Barosu’nun davaya müdahillik talebi reddedildi.

Yargıtay’ın onadığı cezalardan biri İstanbul’da ABD’li Sarai Sierra’yı öldüren Z.T.’ye verilen hapis cezasıydı.

Davaların görüldüğü iller şöyle:

Adana (3), Erzurum (2), İstanbul (5), İzmir (2), Kayseri (2), Kocaeli (1).

Şiddet Yaralama

Erkekler, kadınları yaraladıkları veya şiddet uyguladıkları için 12 mahkemede yargılandı. Bu davaların birinde erkeğe 13 yıl 4 ay hapis cezası, iki erkeğe de uzaklaştırma kararı verildi.

İki davadan sanıklar savunma yaptı. Savunma yapan erkeklerden birinin, “Ellerimle ellerini tuttum. Kafasını yere vurmaya devam edince, iki kolunu tek dizimin altına sıkıştırdım. Kafasını da vurmaması için diğer elimle kafasını tuttum. 1.85 boyunda olmam ve 25 sene spor yapmam nedeniyle, iki saat boyunca narin bir bayanı darp etsem sonuçları bu olmazdı. Şiddet uygulamadım” demesi dikkat çekti.

Bir davada yargılanan erkek beraat ederkeniki davada savcı şiddet uygulayan erkekler hakkında mutaalasını açıkladı.

Basına yansıya şiddet davalarından biri şort giydiği gerekçesiyle darp edilen A.T’nin davasıydı. A.T.’yi darp eden A.Ç.’ye hakaret suçundan verilen hapis cezası İstinaf Mahkemesi tarafından kaldırılarak beraatına karar verildi. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesi, İstanbul 40. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, cebir ve tehdit kullanarak inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale suçundan verdiği 2 yıllık hapis cezasının kanuna uygun olduğuna karar vererek, tarafların bu yöndeki istinaf taleplerinin reddine karar verdi. Basit yaralama suçunun, cebir ve tehdit kullanarak inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale suçunun unsuru olduğunu, dolayısı ile sanık aleyhine bu suçtan hüküm kurulmaması gerektiğine karar verdi, hakaret suçundan verilen 1 yıl 2 aylık ceza hükmü kaldırıldı, bu suçtan sanığın beraatine karar verildi.

Davaların görüldüğü iller şöyle:

Ankara (1), Aydın (1), Bursa (1), Hatay (1), İstanbul (4), İzmir (2), Trabzon (2).

Çocuk İstismarı

Erkekler, Kasım’da çocukları istismar ettikleri için dokuz mahkemede yargılandı.

Bu davalardan yedisi karar davasıydı, iki ilk duruşmaydı.

Bir davalarda mahkeme sanık erkeğe 3 yıl 4 ay, bir mahkemede 6 yıl 8 ay, bir mahkemede üç çocuğu taciz eden erkeğe 12’şer yıl, birinde 5 öğrenciye cinsel istismarda bulunan erkeğe her bir çocuk için toplam 85 yıl ceza verildi.

Bir duruşmada suçlamaları reddeden erkeğin tutukluluğunun devamı yönünde karar verilirken, iki davada sanık erkekler serbest bırakıldı. Bir davada ise, delilleri karartma şüphesi olduğu için bir erkeğin yargılanmasına tutuklu olarak devam edileceğine karar verildi.

Davaların görüldüğü iller şöyle:

Antalya (1), Erzurum (1), İstanbul (2), İzmir (2), Kastamonu (1), Konya (1), Samsun (1)

Tecavüz-Taciz 

Bolu’da otostop çeken tanımadığı N.B.’ye (20) aracında tecavüz etmeye çalışan S.S.’nin cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırıdan yargılanmasına başlandı.

Trabzon’da tanımadığı C.A.’yı sokakta taciz eden A.A. hakkında cinsel tacizden 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle Trabzon Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı.

Emsal Karar

Kasım’da mahkemeler emsal bir karara da imza attı.

Erzurum’da, 28 yaşındaki Netice Barçın eşi üzerine kuma getirince intihar etti. Daha önce 4 yıl 2 ay hapis cezası alan koca Kamil Barçın için verilen karar Yargıtay tarafından bozuldu. Yeniden yargılanan sanık 12,5 yıla çarptırıldı. Kararda, ‘Netice Barçın’ın ikinci bir kadınla aynı evde yaşamaya zorlanması nedeniyle kadınlık onurunun zedelendiği, yaşama sevincini kaybettiği ve deyim yerindeyse ölümü bir kurtuluş olarak görüp intihar ettiği’ belirtildi.

Kazanılan Bir Dava: Halide Özpolat Davası

Ali Rıza Özpolat, 13 Mayıs 2016’da İstanbul’un Kağıthane ilçesinde karısı Halide Özpolat’ı av tüfeğiyle öldürdü. Yaklaşık bir ay sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede Ali Rıza Özpolat’ın Halide Özpolat’ı, öldürdüğü av tüfeği ile polise teslim olduğu belirtildi.

Özpolat’ın savcılık ifadesinde 36 yıllık eşiyle sürekli tartıştıklarını, eşini korkutmak için evde bulunan tüfeği alarak havaya doğrulttuğuna dikkati çekilen iddianamede, şüpheli Özpolat hakkında “üst soydan birini kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

Çocukları karara tepki gösterdi

Yaklaşık iki yıl süren İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki yargılamalar boyunca Ali Rıza Özpolat, akli dengesinin bozuk olduğunu iddia etti ve haksız tahrik indirimi almak istedi. Çocukları hem mahkeme salonunda hem de sonrasında yaptıkları açıklamayla, “Babamız annemizi ‘Seni öldürürüm, akli dengem bozuk derim hemen çıkarım’ dediğini hatırlattılar.

Özpolat’ın avukatı Mustafa Özdemir, karar aşamasına gelen davayı sürüncemede bırakmak için kimi zaman duruşmalara gelmedi, kimi zaman da sanık getirilmedi. Kararın açıklanması ertelendi.

Son olarak 17 Nisan 2018’de mahkeme, iyi hal indirimi uygulayarak, Ali Rıza Özpolat’a 20 yıl hapis cezası verdi. Halide Özpolat’ın çocukları karara tepki gösterdi.

Halide Özpolat’ın avukatı İpek Bozkurt, kararı bir üst mahkemeye taşıdı. 19 Kasım 2018 Pazartesi günü,  İstanbul  Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi’nde görülen duruşmada, haksız tahrik indirimi kaldırıldı ve Halide Özpolat’ı öldüren Ali Rıza Özpolat’ın cezası müebbet hapis cezasına çevrildi.

Açıklama

Yargıtay’ın bozduğu ve yeniden görülen üç davadaki cezalara ilişkin üç sanığa verilen toplam cezayı ifade ettik.
Çocuklara yönelik cinsel istismar davalarında erkeklerin aldığı cezaları, her bir çocuğa yönelik işlediği suç üzerinden ayrı ayrı anlatttık.
Örnek dava olan Halide Özpolat cinayeti, hiçbir basın yayın organında haber olmadığı için genel sayıya dahil etmedik. Halide Özpolat’ı öldüren Ali Rıza Özpolat’ın cezası 19 Kasım 2018 Pazartesi günü, üst mahkemede ağırlaştırılmış müebbete çevrildi, haksız tahrik indirimi kaldırıldı.

Erkek Şiddeti Kasım 2018

bianet‘in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Kasım’da en az 22 kadını ve bir bebeği öldürdü. Bir çocuğa şiddet uygulayan erkekler, en az sekiz kadını taciz etti, bir kadını da seks işçiliğine zorladı. Erkekler, Kasım’da dört kadına tecavüz etti, en az 32 kız çocuğuna ve üç oğlan çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Erkekler, en az 23 kadına da şiddet uyguladı, yaraladı.

Ayrıca, bir cinayetin failinin Kasım’da belirlendiği, Nisan’da gerçekleşen çocuk istismarı da davanın başlamasıyla birlikte Kasım’da medyaya yansıdı.

Kasım’da, seks işçiliğine zorlama vakalarının basına yansımaması da dikkat çekti.

Erkekler 2018’in ilk 11 ayında, 225 kadını ve biri bebek 16 çocuğu öldürdü, 58 kadına tecavüz etti, 177 kadını taciz etti, 469 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı ve 338 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Erkekler, 2018’in ilk on bir ayında 364 kadını da yaraladı.

2017’nin ilk 11 ayında erkekler 255 kadın ve kız çocuğunu öldürdü, 86 kadına tecavüz etti, 223 kadını taciz etti, 344 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 373 kadına şiddet uyguladı.

1 Kasım

Cinayet

* Adana’da M.B. (35) karısı Hanife Babayiğit’i (24) bir eğlence mekanında çalışmaya devam etmesini bahane ederek iş çıkışı götürdüğü boş arazide tüfekle öldürdü. M.B.’ye son iki ayda ikinci kez uzaklaştırma kararı verildiği, ikinci karar sırasında erkeğin ısrarıyla barıştıkları ifade edilirken Hanife Babayiğit’in iki ay önce boşanmak için avukatla görüştüğü öne sürüldü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da oyuncu A.K. sevgilisi şarkıcı S.G.’yi evde 45 dakika boyunca evde darp etti, öldürmekle tehdit etti. Hayatta kalan S.G., darp raporu alarak erkekten şikayetçi oldu; S.G.’ye üç ay koruma kararı ve A.K.’ye üç uzaklaştırma kararı verildi. (29 Ekim’de yaşanan bu olay, S.’nin erkeği ifşa etmesiyle 1 Kasım’da basına yansıdı) 

* Edirne’de G.O. karısı H.O.’yu kapıyı geç açtığı için bıçakla ağır yaraladı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

2 Kasım

Cinayet

* Kayseri’de hakkında uzaklaştırma kararı bulunan L.A. boşanma aşamasında olduğu karısı Emine A.’yı kıskançlık bahanesiyle bir alışveriş merkezinin kafesinde tabancayla defalarca el ateş ederek öldürdü.

Çocuk İstismarı

* Antalya’da halk otobüsünde yolcu K.E. yolcu olan 10 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Çocuğun babası K.E.’nin tacizini gördüğünü öne sürerek K.E.’yi darp etti, araç şoförü aracı boşaltıp K.E’yi içeride tuttu. Olay yerine gelen polisin gözaltına aldığı erkek tutuklandı.

Taciz

* Samsun’da S.K. (28) aracıyla yanında durduğu Y.T.’ye (18) sözlü tacizde bulundu. Öğretmen olduğu ifade edilen erkek gözaltına alındı.

* Kocaeli’nde A.Ö. (74) halk otobüsünde bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Üç kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu için önce tutuklanan ardından adli kontrolle serbest bırakılan A.Ö.’nün karakola imza verdikten sonra cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi. A.Ö. tutuklandı.

* İstanbul’da bir erkek bir ilkokulun önünde kız öğrencilere cinsel istismarda bulunmaya teşebbüs etti. Çevredeki veliler erkeği darp etti, erkek gözaltına alındı.

* Eskişehir’de bir üniversitenin kütüphanesinde öğrenci bir erkek ön sırasında oturduğu bir kadını porno izlediğini göstererek ve defalarca arkasını dönüp soru sorarak taciz etti. Aynı erkeğin başka bir kadını daha aynı şekilde taciz ettiği öne sürüldü.

Şiddet/Yaralama

* Kilis’te M.E. karısı N.E.’yi evde darp etti.

3 Kasım

Cinayete Teşebbüs

* Balıkesir’de Valilikte çalışan işçi E.İ. (36) eski karısı H.B.’yi (31) çalıştığı iş yerinde defalarca bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs etti, ardından gittiği caminin çıkışında erkek S.D.’yi bıçakla yaraladı. Olay yerine gelen polise teslim olan erkek götürüldüğü polis merkezinin camından atlayarak intihara teşebbüs etti. H.B.’nin hayati tehlikesinin devam ettiği ifade edildi. E.İ.’nin valilikten makam aracıyla çıktığı ve aracın GPRS’ini söktüğü belirtildi.

5 Kasım

Cinayet

* Antalya’da E.Ç. birlikte yaşadığı sevgilisi Ziynet Terzi’yi (36) ayrılmak istediği için sokakta tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra kaçtı.

Şiddet/Yaralama

* Samsun’da H.V. (29) karısı S.V.’yi (22) evde darp etti. S.V. kendisini korumak için mutfaktan aldığı bıçakla H.V.’yi yaraladı. S.V. olaydan sonra sağlık ekiplerine haber verdi. H.V.’nin hayati tehlikesinin bulunduğu ifade edilirken gözaltına alınan S.V. tutuklanmasıyla talebiyle sevk edildiği nöbetçi mahkeme tarafından adli kontrolle serbest bırakıldı.

6 Kasım

Şiddet/Yaralama

* Denizli’de bir erkek karısı olduğu öne sürülen kadını sokakta darp etti, iki yerinden bıçakla yaraladı. Olay yerine gelen polis erkeği gözaltına aldı.

Çocuk İstismarı

* Mardin’de N.Y. (80) aynı köyde yaşadığı üç kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Ailelerin şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı. N.Y.’nin akrabalarının kız çocukların ailelerini şikayetlerini geri çekmesi için baskı yaptıkları öne sürüldü.

7 Kasım

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da iş insanı E.Ö. sevgilisi M.N.B.’yi darp etti. Kadının şikayeti üzerine erkeğe üç ay uzaklaştırma kararı verildi.

* Kırıkkale’de R.G. karısı F.G.’yi darp etti. R.G. ve ailesi F.G.’ye sekiz ay boyunca şiddet uyguladı, F.G. evden kaçtı, başka bir ilde yaşayan abilerinin yanına yerleşti. F.G. darp raporu alarak erkekten şikayetçi oldu.

* Trabzon’da C.T. (45) annesi S.T.’yi sopayla darp etti. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek hakkında yaralama suçundan soruşturma başlatıldı.

Taciz

* Trabzon’da bir erkek tanımadığı Y.’yi dolmuşta taciz etti.

8 Kasım

Taciz

* Ankara’da bir erkek 25 yaşındaki kızını gönderdiği mektupla taciz etti. Kadının yırtarak attığı mektubu bulan annesi kocasının kızına 10 yıldır sürdürdüğü cinsel istismarı öğrendi. Kadının ve ailesinin şikayetiyle gözaltına alınan erkek nitelikli cinsel saldırıdan tutuklandı.

* Antalya’da K.A. motosikletiyle yanına yaklaştığı H.Y.’yi otobüs durağında taciz etti. Gözaltına alınan erkek ifadesinin ardından serbest bırakıldı. K.A.’nın 2010 yılında taciz suçundan ceza aldığı ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* Adıyaman’da bir erkek karısı A.Y.’yi ve kızları H.Y. ve M.Y.’yi evde darp etti.

9 Kasım

Cinayet

* Antalya’da A.A. (33) 19 Ekim’de birlikte tatil yaptığı sevgilisi Kazakistan vatandaşı Naili Nutfullina’yı ayrılmak istediği için otelin önce barında, sonra bahçesinde darp ederek ağır yaraladı. 20 gündür yoğun bakımda bulunan Naili Nutfullina 9 Kasım’da hayatını kaybetti. A.A. tutuklandı. A.A.’nın 2015 yılında annesini darp ettiği için 30 bin lira para cezasına çarptırıldığı ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* Muğla’da şarkıcı N.Ö. (70) sevgilisi İ.E.’yi (55) tehdit etti ve psikolojik şiddet uyguladı. Kadının şikayeti üzerine erkeğe üç ay uzaklaştırma kararı verildi. N.Ö.’nün geçen yıl da kadına şiddet uyguladığı, kadının önce şikayetçi olduğu ardından şikayetini geri çektiği ancak açılan davada N.Ö.’ye adli para cezası verildiği ifade edildi. Dava sonucundan sonra N.Ö.’nün bir yıl boyunca kadına psikolojik şiddet uyguladığı, tehdit ettiği belirtildi.

* Çorum’da U.B. (38) karısı S.B.’yi (36) evde darp etti. Olay sırasında S.B.’nin erkekten kaçmak için beşinci katta aşağıya atladığı öne sürüldü. S.B. ağır yaralandı. Gözaltına alınan erkek adli kontrolle bırakıldı.

* Adana’da bir erkek gelini olan kadını sokakta darp etti. Erkeğe, kadının babası ve erkek akrabaları saldırdı. Çıkan kavga sonucunda  erkeklerin tamamı yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

Çocuk İstismarı

* İstanbul’da T.Ş. (50) aile dostunun 16 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulundu. T.Ş.’nin sekiz yaşından beri, 2010 yılından bu yana  kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi. Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen erkek, adliyenin ikinci katından atlayarak ağır yaralandı.

10 Kasım

Cinayete Teşebbüs

* Diyarbakır’da Ö.S.İ. (32) karısı R.S.İ.’yi (27) kucağında çocuğu varken aile sağlığı merkezi önünde dört el ateş ederek öldürmeye çalıştı. Olaydan sonra kaçmaya çalışan erkek yakalandı. Kadının hayati tehlikesi devam ediyor. Olayda çocuğun yaralanmadığı ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da B.K. eski sevgilisi B.K.’yi (40) gittiği evinde darp etti, öldürmekle tehdit etti. B.K.’nin kadına iki yıl boyunca şiddet uyguladığı, şiddet sonucu birçok kez yaralanan kadının erkekten defalarca şikayetçi olduğu ancak erkeğe herhangi bir tedbir kararının uygulanmadığı ifade edildi. Son olaydan sonra ifadesi alınan erkek, karakol çıkışında kadını mesajla tekrar tehdit etti.

* Diyarbakır’da bir kamu kurumunda sendika temsilcisi M.E. kurumda memur B.K.U.’yu kurum odasına bıraktığı broşürü yırttığı için darp etti. Kendisine iki erkeğin müdahale ettiği M.E. kadına tekrar vurmaya çalıştı, B.K.U. erkeğin koluna vurarak kendini savundu ve odada bulunan iki küçük çocuğunun ağlaması üzerine erkeği kovdu. Olaydan sonra şikayetçi olacağını belirten kadını, iki amirinin tehdit ettiği ifade edildi.

11 Kasım

Cinayet

* Urfa’da A.K. (54) karısı Cemile Kılavur’u (53) tüfekle öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

* Denizli’de O.G. (18) annesi Rahime Gencer’i (35) evde tabancayla öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek çelişkili ifade verdiği için gözaltına alındı. O.G. ilk ifadesinde bir ay önce evdeki ziynet eşyalarını çaldığını, ailesinin şikayetçi olmadığını, bu konu yüzünden çıkan tartışmada annesini öldürdüğünü söyledi. Cinayet sırasında kadının iki yaşındaki çocuğunun evde olduğu ifade edildi.

* Trabzon’da H.Ö. (68) kardeşi Samiye Ö.’yü (58) evde orakla öldürdü. Erkek cinayetten sonra kaçtı.

* İstanbul’da G.O. (52) evden ayrılan karısı Zahide Oğuz’u (42) ve kayınbiraderi Kutlay Oğuz’u (30) kadını kaldığı evde tabancayla öldürdü. Cinayetten önce Zahide Oğuz’un bir kadın arkadaşına sesli mesaj göndererek “Ben her gün ölüyorum. Bir tarafa çıkamıyorum. Yarın son günümmüş. Ölecekmişim. Öyle diyor G.” dediği belirtildi. G.O.’nun daha önce Zahide Oğuz’un evini defalarca tabancayla bastığı, öldürmekle tehdit ettiği; kadının erkekten 15 kez şikayetçi olduğu, ancak herhangi bir tedbir kararı uygulanmadığı ifade edildi. Çiftin üç yıl önce çocuklarını kaybettiği belirtildi.

* Diyarbakır’da bir erkek boşanma davası açan karısını ablasının evinin önünde tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra kaçtı.

12 Kasım

Cinayet

* Maraş’ta hakkında uzaklaştırma karar bulunan R.A. (27) kendisini aldattığı gerekçesiyle boşanma davası açan karısı Sibel Akpınar’ı (24), kayınvalidesi Pakize Çiftçi’yi (56) ve kayınbiraderi Ali Çifti’yi (58) çocuklarını kendisine göstermediği bahanesiyle av tüfeğiyle öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu. Çiftin yaşları 7, 2 ve 1 olan üç çocuğunun olay sırasında evde olduğu belirtildi.

Şiddet/Yaralama

* Manisa’da Y.P. karısı E.P.’yi (21) sosyal medya kullanıcısı  olduğu için evde darp etti, eve kilitledi, telefonunu kırdı. Olaydan sonra darp raporu alan E.P. erkekten şikayetçi oldu. E.P.’nin erkekle 1,5 ay önce evlendiği ifade edildi.

Taciz

* İstanbul’da taksi şoförü B.T. yolcu Taylandlı N.S.’yi yolculuk süresince taciz etti, eksik para vererek dolandırdı. Erkek hakkında cinsel saldırı ve nitelikli hırsızlığa teşebbüsten dava açıldı.

13 Kasım

Şüpheli Ölüm / İntihara Yönlendirme

* İstanbul’da Nisan ayında üst geçitten aşağıya atlayarak öldüğü öne sürülen Nazan Dedeoğlu’nun ölümü hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı. Olay sırasında Dedeoğlu’nun yanında bulunan ve kadına “üst geçitten aşağıya atlayamazsın” diyen sevgilisi B.Y. (24) hakkında “başkasını intihara yönlendirme haline intiharın gerçekleşmesi” suçu kapsamında dava açıldı. Olaydan sonra Dedeoğlu’nun babası B.Y.’nin kadına sistematik olarak şiddet uyguladığını belirtmişti.

Şiddet/Yaralama

* Trabzon’da M.A. karısı E.A.’yı eve geldiğinde yemek hazır olmadığı için darp etti. Hayatta kalan E.A. babasını arayarak yardım istedi. Gözaltına alınan M.A. hakkında uzaklaştırma ve E.A.’ya bir ay koruma kararı verildi, basit yaralama suçundan iddianame hazırlandı.

Çocuk İstismarı

* Antalya’da H.K. (34) bir ortaokul yakınında ikisi kız çocuğu, ikisi oğlan çocuğu dört öğrenciye cinsel istismarda bulundu. Öğrencilerin ihbarıyla gözaltına alınan erkek, adli kontrolle bırakıldı. Aynı erkeğin geçen hafta da okul çevresinde çocuklara cinsel istismarda bulunduğu, gözaltına alındığı ve ifadesinin ardından serbest bırakıldığı ifade edildi.

14 Kasım

Cinayet

* Antep’te beş gün önce cezaevinden çıkan S.S. sistematik olarak şiddet uyguladığı dini nikahlı karısı Sezen Serpil’i (20) kendisiyle dans etmeyi reddettiği için evde pompalı tüfekle öldürdü. S.S.’nin gece vakti eve geldiği, müziği açarak kadını zorla dans ettirmeye çalıştığı ifade edildi. SS’nin erken yaşta evlendirildiği, cinayete 4 ve 5 yaşlarındaki iki çocuğunun tanık olduğu belirtildi. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

15 Kasım

Cinayete Teşebbüs

* Adana’da F.K. (47) karısı Suriyeli Neval K.’yi (31) kendisini aldattığını düşündüğü için boğazından bıçaklayarak öldürmeye çalıştı. Olaydan sonra kaçan erkek yakalandı. N.K.’nin hayati tehlikesinin olduğu belirtildi. F.K.’nin evlilikleri süresince kadına kıskançlık bahanesiyle sistematik olarak şiddet uyguladığı ifade edildi.

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* Mersin’de 25 Şubat 2010’da öldürülen Özlem Çınar’ın (22) cinayet zanlısının babası H.Ç. olduğu ortaya çıktı. Cinayetin Özlem Çınar’ın ailesinin onaylamadığı Mahmut Erdem ile birlikte olduğu için işlendiği belirtildi. Cinayetten sonra kaçan H.Ç. yaptığı araba kazası sonucunda yakalandı. Şubat 2010’da çift Antep’e gelmiş, Mahmut Erdem, kadının kardeşi A.Ç. (15) ve erkek akrabaları tarafından öldürülmüş, A.Ç. tutuklanmıştı.

16 Kasım

Şiddet/Yaralama

* Adana’da T.G. annesi A.G.’yi (78) para vermediği için darp etti. Erkek olaydan sonra kaçtı.

17 Kasım

Cinayet

* Ankara’da emekli profesyonel asker U.G. (51) karısı Songül Güleçyüz’ü (52) tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

18 Kasım

Çocuk İstismarı

* Zonguldak’ta okulda kantin işleten H.S. (50) öğrenci E.T.’ye (9) okulda cinsel istismarda bulundu. Erkek tutuklandı.

19 Kasım

Şiddet/Yaralama

* Bilecik’te C.K. karısı B.K.’yi evde darp etti, kendini savunan kadın, erkeği mutfaktan aldığı bıçakla yaraladı.

* Antalya’da M.K. karısı M.K.’yi evde darp etti. Kadının şikayeti üzerine erkeğe uzaklaştırma kararı verildi. Karardan sonra M.K. elektrik direğine çıkarak intihara kalkıştı, olay yerinde çağrılan abileri tarafından ikna edildi. M.K.’nin geçen hafta da karısına şiddet uyguladığı ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Muğla’da bir sendikanın şube başkan yardımcısı da olan öğretmen S.Y. (53) öğrenci 23 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderilen şikayetçi dilekçeleri üzerine başlatılan soruşturma kapsamında açığa alındı.

20 Kasım

Cinayet

* Çanakkale’de hakkında uzaklaştırma kararı bulunan F.Ş. (31) boşanma aşamasında olduğu karısı Sedef Şen’i (30) işe gitmek üzere durakta servis beklerken tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. Sedef Şen’in boşanma davası açtıktan sonra tayinini isteyerek Çanakkale’ye geldiği, erkeğin kadının çalışmaya başladığını öğrendikten sonra Çanakkale’ye geldiği ve kadının adresini bulduğu ifade edildi.

Şüpheli Ölüm

* Adana’da Buse Kurt (21) sevgilisiyle birlikte gittiği evinde anahtarını bulamadığı için apartman boşluğundan evinin balkonuna geçmeye çalışırken düşerek hayatını kaybetti. Olay sırasında erkek arkadaşının kadının yanında olduğu ifade edildi, kadının aradığı anahtarın paspasın altından çıkmasından sonra erkek gözaltına alındı.

Şiddet/Yaralama

* Samsun’da M.T. karısı N.T.’yi darp etti, tüfekle kovaladı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

* Samsun’da Iraklı F.M.A.S. karısı B.İ.H.H.’yi (34) eve kilitleyip, darp etti. Kadın camdan atlayarak kaçtı. Gözaltına alınan erkek ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

21 Kasım

Şüpheli Ölüm

* Zonguldak’ta S.Ö. (16) dere kenarında ölü bulundu, yapılan otopside ölüm sebebinin boğulma olduğu belirlendi. Bir gündür kendisinden haber alınamayan Özmekik’in ailesinin kayıp ihbarında bulunduğu ifade edildi.

22 Kasım

Cinayet

* Bursa’da H.K.T. ablası Günay Torun’u (55) aracının içindeyken tabancayla öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. Cinayetin para meselesi yüzünden işlenmiş olabileceği ifade edildi.

* Hatay’da Ç.D. (28) karısı Emine D.’yi (20) evden ayrılmak istediği için pompalı tüfekle öldürdü. Ç.D. olay yerinde gözaltına alındı. Emine D.’nin üç çocuğu olduğu ifade edildi.

23 Kasım

Cinayet

* Isparta’da F.G. (38) karısı F.G.’yi (28) kıskançlık bahanesiyle evde bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra erkek teslim oldu.

Tecavüz

* Bolu’da C.M. (48) karısı M.M. (45) ve kızı M.M.’ye (18) tecavüz etti. Erkeğin kadınlara üç yıldır sistematik olarak cinsel saldırıda bulunduğu ifade edildi. Gözaltına alınan erkek tutuklama talebiyle adliyeye sevk edildi.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Muğla’da S.D. ve annesi S.D. (60) ile birlikte kardeşi G.F.’ye (26) zorla seks işçiliği yaptırdı. Gözaltına alınan zanlılar adli kontrolle bırakıldı. G.F.’nin altı aylık hamile olduğu ifade edildi.

24 Kasım

Cinayet

* Diyarbakır’da R.N. karısı Vildan Nerede ve yanındaki Dinçer Doğan’ı aynı otomobilde oldukları için tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

Çocuk Cinayeti

* Çanakkale’de F.A. (32) 1,5 yaşındaki kızı E.A.’yı darp ederek öldürdü. F.A. tutuklandı.

25 Kasım

Cinayet

* Tokat’ta M.K. arkadaşı O.K ile birlikte annesi Hatice Korkmaz (72) ve birlikte yaşadığı sevgilisi Hasan Hüyük’ü (66) boğarak öldürdüler. Erkekler tutuklandı. M.K.’nin O.K.’yi cinayete azmettirdiği ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* Afyon’da zihinsel engelli H.K. (40) annesi S.K.’yi evde darp ederek yaraladı. Erkek gözaltına alınırken yaralı S.K. hastaneye kaldırıldı.

26 Kasım

Şiddet/Yaralama

* Aydın’da bir erkek sevgilisi İrlandalı kadını sokakta dakikalarca darp etti. Darp görüntüleri çevredekiler tarafından kaydedildi. Olay yerine gelen polise kadının şikayetçi olmadığı ifade edildi.

27 Kasım

İntihar Girişimi

* Urfa’da R.N. (23) ve kardeşi Z.N. (17) kendilerine cinsel istismarda bulunan babalarının cezaevinden çıkma ihtimali olduğunu öğrenmeleri üzerine intihar etmeye kalkıştı. Z.N. bileklerini keserken, R.N. evin çatısından atlamak istedi. Dört saatte ikna olan kadınlar hafif yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

28 Kasım

Tecavüz

* Kocaeli’nde bir erkek evine gizlice girdiği N.Y.’ye tecavüz etmeye çalıştı, direnen kadını parmaklarından bıçakla yaraladı, kadının bağırması üzerine kaçtı. Erkek aranıyor.

* Bursa’da M.K. tanıdığı A.B.’ye tecavüz etmeye çalıştı. Olaydan sonra A.B. adliyede başka bir suçtan denetimli serbestlikle adliyenin çay ocağında çalışan M.K.’yi gördü. A.B.’nin şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Çocuğa Şiddet

* Sakarya’da E.S. (29) üvey kızı 2 yaşındaki E.A.K.’yi darp ederek ağır yaraladı. Çocuğun yoğun bakımda olduğu ifade edilirken E.S. tutuklandı.

29 Kasım

Cinayet

* Ankara’da H.K. (50) birlikte yaşadığı sevgilisi Emine Çakır’ı (39) kıskançlık bahanesiyle evlerinin önünde “seni kimselere yar etmem” diyerek tabancayla öldürdü. Silah sesleri üzerine güvenlik görevlisinin olay yerine gelmesi üzerine H.K. yaralı kadını rehin aldı, etrafa ateş açtı. Emine Çakır olay yerinde hayatını kaybederken, H.K. ailesinin gelmesi üzerine birkaç saat sonra teslim oldu.

* Mersin’de M.E. (36) boşanma aşamasındaki karısı Cemile E.’yi (36) evde bıçakla öldürdü, cesedini parçalara ayırıp bir mezarlığa gömdü. Erkek cinayetten iki gün sonra kadın hakkında kayıp ihbarında bulundu. Çelişkili ifade verdiği gerekçesiyle gözaltına alınan erkek suçunu itiraf etti. Soruşturmaya gizlilik kararı getirildi.

* Samsun’da E.A.Ş. (31) eski karısı Merve Özcan’ı (35) bir hastanede otoparkında bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. E.A.Ş.’nin velayeti annesinde olan kızını görmek için Samsun’a geldiği ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* İstanbul’da M.G. komşusunun kızı fiziksel engelli C.D.’ye (15) sokakta cinsel istismarda bulundu, öldürmekle tehdit etti. Gözaltına alınan ve hakkında dava açılan erkek suçlamaları reddetti. (Nisan 2018’de yaşanan bu olay erkeğin yargılanmaya başlamasıyla basına yansıdı) 

Erkekler Kasım’da 22 Kadın Öldürdü

Grafik: Yağmur Karagöz

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Kasım’da en az 22 kadın ve bir bebek öldürdü.

Bir çocuğa şiddet uygulayan erkekler, en az sekiz kadını taciz etti, bir kadını da seks işçiliğine zorladı. Erkekler, Kasım’da dört kadına tecavüz etti, en az 32 kız çocuğuna ve üç oğlan çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Erkekler en az, 23 kadına da şiddeuyguladı, yaraladı. Cinayet işleyen erkekler, o sırada öldürdükleri kadınların yanında bulunan üç erkeği de öldürdü.

Bu cinayetlerin dışında üç kadın şüpheli bir şekilde ölüme sürüklendi, bir kadın intihar etti ve erkekler iki kadına yönelik cinayete teşebbüs etti.

Ayrıca, bir cinayetin faili, Kasım’da belirlendi.

Erkekler 2018’in ilk on bir ayında, en az 225 kadını ve aralarında bebeklerin de olduğu 16 çocuğu öldürdü, 58 kadına tecavüz etti, 177 kadını taciz etti, 469 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı ve 338 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Erkekler, 2018’in ilk 11 ayında 364 kadını da yaraladı.

Cinayet

Erkekler Kasım’da en az 22 kadın öldürdü. Çanakkale’de bir baba bir buçuk yaşındaki kız çocuğunu darp ederek öldürdü.

Kadınların yüzde 54’ü boşanmak/ayrılmak istediği için öldürüldü. Erkekler, 12 kadını ayrılmak istedikleri için, birini dans etmeyi reddettiği için, üçünü de kıskançlık bahanesiyle öldürdü.

Kadınların öldürüldüğü şehirler:

Adana(1),  Ankara (2), Antalya (2), Antep (1), Bursa (1), Çanakkale (1), Denizli (1) Diyarbakır (2), Hatay (1), Isparta(1), İstanbul (1), Kayseri (1), Maraş (2), Mersin (1), Samsun (1), Tokat (1), Trabzon (1), Urfa (1),

Erkekler iki kadını koruma, bir kadını da uzaklaştırma kararına rağmen öldürdü.

Kadınlardan biri, sistematik şiddet gördüğü kocasını 15 kez şikayet etmesine rağmen herhangi bir tedbir kararı uygulanmadığı için öldürüldü.

Kadınların yüzde 50’sini kocası, yüzde 13’ünü sevgililileri öldürdü.

Kadınlardan 11’ini kocası, üçünü sevgilisi, ikisini oğlu, ikisini oğlan kardeşi, ikisini damadı, birini eski kocası ve birini de dini nikahlı kocasıöldürdü.

Cinayetlerden birini işleyen erkek eski profesyonel askerdi.

Cinayetlerin yüzde 72’si ateşli silahlarla işlendi. Erkekler, 22 kadından 16’sını ateşli silahlarla, üçünü bıçakla, birini orakla, birini darp ederek,birini de boğarak öldürdü.

Cinayetlerin yüzde 50’si alanlarda, yüzde 45’i de evde işlendi. Kadınlardan 11’i alışveriş merkezi, sokak, otopark gibi kamusal alanlarda, 10’u evde öldürüldü. Öldürülen kadınlardan biri Kazakistan vatandaşıydı.

Öldürülen kadınlardan üçü, evlenmeden önce 18 yaşından küçüktü. Öldürülen kadınlardan birinin ismi basına yansımadı.

Öldürülen kadınların isimleri şöyle:

Cemile E., Cemile Kılavur, Emine A., Emine Çakır, Emine D., F.G, Günay Torun, Hanife Babayiğit, Hatice Korkmaz, Merve Özcan, Nailli Nutfilliana, Pakize Çiftçi, Rahime Gencer, Samiye Ö., Sedef Şen, Sezen Serpil, Sibel Akpınar, Songül Güleçyüz, Vildan Nerede, Zahide Oğuz, Ziynet Terzi.*

* Çanakkale’de F.A. (32) 1,5 yaşındaki kızı E.A.’yı darp ederek öldürdü. F.A. tutuklandı.

Hukuki Süreç

Faillerden üçü intihar etti, üçü kaçtı, dördü teslim oldu, üçü tutuklandı. İkisi gözaltına alındı. Bir davada, mahkeme, dosyaya gizlilik kararı getirdi.

Tecavüz

Erkekler Kasım’da dört kadına tecavüz etti.

Faillerden biri kocası, biri babası, biri evine gizlice giren erkek, biri de tanıdık erkekti.

Bolu (2), Bursa (1), Kocaeli (1)

Hukuki Süreç

Fail erkeklerden ikisi tutuklandı, biri de aranıyor.

Seks İşçiliğine Zorlama

Muğla’da bir kadın zorla seks işçiliğine zorlandı.

Hukuki Süreç

Faillerden biri anne ve diğeri de oğlan kardeşti ikisi de tutuklandı.

Taciz

Erkekler Kasım’da en az sekiz kadını taciz etti. Taciz edilen kadınlardan biri Tayland vatandaşı N.S. idi.

Ankara (1), Antalya (1), Eskişehir (1), İstanbul (2), Kocaeli (1), Samsun (1), Trabzon (1).

Faillerden biri kadının babasıydı. Babanın kızına, uzun yıllardır, sistematik olarak cinsel saldırıda bulunduğu ortaya çıktı.

Faillerden biri öğretmendi.

Hukuki Süreç

Faillerden ikisi tutuklandı, ikisi gözaltına alındı. Faillerden üçü daha önce de kadınları taciz edip serbest bırakılan erkeklerdi.

Çocuk İstismarı

Erkekler en az 32 kız çocuğuna ve üç oğlan çocuğuna cinsel istismarda bulundu.

Antalya (5), İstanbul (2), Mardin (3), Muğla (23), Zonguldak (1)

Hukuki Süreç

Faillerden beşi tutuklandı. İki fail serbest bırakıldı. Biri memurluk görevinden açığa alındı.

Şiddet – Yaralama

Erkekler Kasım’da en az 23 kadını yaraladı. Kadınlardan yüzde 56’sını kocaları, yüzde 13’ünü de sevgilisi yaraladı.

İki kadını oğulları, 13’ünü kocası, ikisini eski sevgilisi, üçünü sevgilisi birini de babası yaraladı.

Erkeklerin kadınlara şiddet uyguladığı veya yaraladığı iller şöyle:

Adana (2), Adıyaman (2),  Afyon (1), Antalya (1), Aydın (1), Bilecik (1), Çorum (1), Denizli (1), Diyarbakır (1), Edirne (1), İstanbul (3), Kırıkkale (1), Kilis (1), Muğla (1), Samsun (3), Trabzon (2)

Şiddet – yaralamaların en az 19’u evde, ikisi sokakta gerçekleşti.

Kadınlardan üçü, bulundukları illerde savcılıklara başvurarak, erkekler hakkında uzaklaştırma kararı aldırdı. Kadınlardan birinin daha önce şiddet gördüğünü ifade edip koruma tedbiri istediği, bu tedbirin uygulanmadığı ortaya çıktı.

Kadınlardan biri İrlandalıydı. Şiddet uygulayan erkeklerden biri kamu çalışanıydı.

Hukuki Süreç

Faillerden üçü adli kontrolle serbest bırakıldı, birine üç ay uzaklaştırma cezası verildi, biri tutuklandı, birine basit yaralama suçundan dava açıldı. Faillerin ikisi hakkında soruşturma başlatıldı. İki fail olay yerinde gözaltına alındı. İki fail de kaçtı.

 

Açıklama

bianet’in erkek şiddeti çetelesinde basına yansıyan ve sadece erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınlara yer veriyoruz.

Toplumsal cinsiyet temelli olmayan şiddet vakalarını ve cinayetleri çeteleye almıyoruz.

Faili henüz belirlenememiş kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerini sene boyunca aylık çetelelere not ediyoruz ancak başlıktaki sayıya eklemiyoruz.

Sene sonunda, çetelelerde yer alan bu faili belirlenememiş cinayetler ve şüpheli ölümlerin akıbetini araştırarak, zaman içinde aydınlatılan vakaları eğer toplumsal cinsiyet temelli ise çeteleye ekliyoruz.

Ruhsal bozuklukları olan kişilerin işledikleri cinayetleri de çeteleye almıyoruz (Şizofreni hastalarının işlediği cinayetler gibi).

İntihar ve intihara teşebbüs vakalarını sadece kadın geçmişinde şiddet/ sistematik şiddete maruz kaldıysa çeteleye dahil ediyoruz. Bu intihar vakalarına ayrı bir kategoride yer veriyoruz ve başlığa taşıdığımız sayıya dahil etmiyoruz.

Ayrıca kadının doğrudan hedef olmadığı toplu cinayet haberlerini de, eğer tartışmaya sebep olan konu toplumsal cinsiyet temelli değilse çeteleye dahil etmiyoruz.

Çetelelerde yer alan meslek grupları, sadece şiddet olayının meslekle bağlantılı olduğu durumları kapsıyor. Örneğin, “Kadını, evinde, profesyonel asker olan kocası ateşli silahla öldürdü” gibi.

Erkeklerin, çocuklara uyguladığı şiddeti de, şiddetin boyutlarının görünür olması açısından çeteleye ekliyoruz.

* 11 Kasım 2018 günü Diyarbakır’da kocası tarafından öldürülen kadının adı basına yansımadı.

“Tacizi Görmezden Gelmek Suçtur, Öğrencilere Verilen Ceza Geri Alınsın”

Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi’nde tacizci öğretmeni protesto eden öğrencilerden beşinin uzaklaştırma cezası alması üzerine Eğitim Sen 7 Nolu Şube, İHD Çocuk Hakları ve Eğitim Hakları Komisyonları ortak bir basın açıklaması düzenledi.

Açıklamada “Bu yaşananlar; taciz, tecavüz ve kadına yönelik şiddet suçlarına karşı izlenen siyasi tutumun ürünüdür” denildi. “Uzaklaştırma cezasının geri alınması ve bu cezayı verenler hakkında disiplin soruşturması açılması” talep edildi.

Tolu: “Kanunsuz ceza uygulaması söz konusu”

İHD İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirilen basın açıklamasını okuyan Eğitim Sen 7 Nolu Şube’den Özlem Tolu “çocuklara ceza verilmesinin örgütlenme, ifade ve eğitim haklarının ellerinden alınması anlamında geldiğini” belirtti.

“Hiç kimsenin görmezden gelmemesi gereken taciz gibi önemli bir olayı protesto ettikleri için öğrencilerimiz hakkında tesis edilen kısa süreli okuldan uzaklaştırma disiplin cezası hukukun evrensel ilkelerine ve Çocuk Hakları Sözleşmesine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına, Anayasaya, Anayasa Mahkemesi Kararlarına, Milli Eğitim Temel Kanununa ve Danıştay’ın üretmiş olduğu içtihatlara aykırıdır” dedi.

“Bu yaşananlar siyasi tutumun ürünü”

Bu yaşananların “taciz, tecavüz ve kadına yönelik şiddet suçlarına karşı izlenen siyasi tutumun ürünü” olduğu bu yüzden de sadece hukuki gerekçelerle açıklanamayacağını belirten Tolu,

“Çocuklarımızın bu durumu yaşamasının en önemli sebepleri arasında, topluma dayatılan gerici eğitim anlayışı, çocuk ihmal ve istismarcılarına karşı cezai yaptırımların neredeyse olmayışı, çocuklara ve kadınlara karşı koruyucu ve önleyici tedbirlerin hayata geçirilmemesidir” diyerek açıklamasına devam etti.

“Kadın cinayetleri, taciz, çocuk istismarı normalleştiriliyor”

“Hükümetin, başta Ensar Vakfı olmak üzere ülkede yaşanan cinsel istismarların üzerini örtmeye yönelik açıklamaları, cinsel istismar ve cinsel saldırıların artmasına yol açıyor.

“Okul yönetimlerinin kız öğrencilerin beyanı üzerine etkili bir soruşturma yürütmek ve tacizi açığa çıkarmak gibi sorumluluğunu yerine getirmemesi de sürecin devamını sağlıyor.”

Talepler

Açıklamada talepler şöyle sıralandı:

– Uzaklaştırma kararının geri alınsın,

– Öğrencilerin okula dönerek eğitimlerine ara vermeden devamı sağlansın,

– Öğrencilere bu hukuka aykırı cezayı verenler hakkında disiplin soruşturması başlatılsın, çocuk istismarının önlenmesi için acil ve etkili tedbirler alınsın,

– Anayasa ve taraf olunan uluslararası sözleşmelerden doğan sorumlulukların yerine getirilsin; çocuk hakları ve eğitim haklarının eksiksiz temin edilsin,

– Başta kadın ve çocuk istismarı vakaları olmak üzere faillerin cezasızlıkla ödüllendirilmeyip gerekli yaptırımlar uygulansın.

Ne olmuştu?

Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi’nden geçen sene mezun olarak bu sene üniversiteye başlayan Eylül adlı kadın öğrenci, lisedeki coğrafya öğretmeninin tacizlerini mahkemeye taşımış ve yaşadıklarını bianet’e anlatmıştı.

Olayın duyulmasının ardından sosyal medyada kampanya düzenleyen öğrenciler ertesi gün tacizci öğretmenin görevinden alınması talebiyle tüm gün boyunca dersleri boykot etmişlerdi.

Protesto sonrasında ”öğrenciler izinsiz gösteri, etkinlik ve toplantı düzenlemek” suçlaması ile okul disiplin kurulu tarafından ifadeye çağırılmıştı. Öğrencilerden beşine uzaklaştırma cezası verilmişti.

(EÜ/HK)

Ankara Barosu’nda LGBTİQ+ Hakları Merkezi Kuruldu

Ankara Barosu’nda LGBTİQ+ Hakları Merkezi, Baro Yönetim Kurulu’nun kararıyla 5 Aralık’ta kuruldu.

LGBTİQ+ Hakları Merkezi’ni Avukat Öykü Didem Aydın, KaosGL.org’tan Yıldız Tar’a anlattı.

Merkezin kurulması için çalışan avukatlardan Aydın, basında LGBTİ+’lara, LGBTİ+ avukatlara, LGBTİ+ örgütlerine ve bu alanda çalışan barolara dönük nefret söylemi içeren haberlerin ardından harekete geçtiklerini belirtti.

İzmir Barosu’nda da geçtiğimiz günlerde LGBTİ+ Hakları Komisyonu kurulmuştu.

“Ayrımcılık ve nefretten uzak varolmak”

Aydın, merkezin önemini ve yapacaklarını şöyle anlattı:

“LGBTİQ+ alanında çalışan avukatların, LGBTİQ+ müvekkillerine verdikleri hukuk hizmetinin kapasitesinin arttırılması, önyargılarından arınmaları ve kendi mesleki ilkeleri bakımından elzem olan farkındalık, bilinç, öykü alma hakimiyeti anlamında yetkinliklerinin geliştirilmesi açısından bu merkezin kurulması çok önemli.

“En az bunun kadar hatta belki bundan daha önemli olan ise LGBTİQ+ hukuk öğrencileri, stajyer ve avukatların kendi mesleki faaliyetleri açısından ayrımcılık, nefretten uzak bir şekilde onurla varolduklarını gösterebilmek.”

“Avukatların dayanışması çok önemli”

LGBTİ+ avukat, stajyer ya da hukuk öğrencilerinin de ayrımcılıkla karşılaştığını hatırlatan Aydın, sözlerine şöyle devam etti:

“Bazı barolarda trans arkadaşlarımızın kayıtlarının yapılmaması, hukuk öğrencisi arkadaşımız Efruz Kaya’nın diplomasını almak için mücadelesi, beden uyum sürecinde yaşadıklarını paylaşması gibi son dönemdeki ayrımcılıklar da bizi harekete geçirdi.

“Meslek örgütlerimizde LGBTİQ+ kişiler var ve dayanışmaya ihtiyaç duyuyoruz. Birisi staja kabul edilmediğinde, hukuk diplomasında trans kimliğine uygun değişiklik yapılmadığında ona kendi örgütü destek olmalı.”

Cinsiyetçiliğin barolarda da çok egemen olduğunu, avukatların yer aldığı sosyal medya gruplarında dahi ayrımcılık iklimini gözlemlediklerini vurgulayan Aydın, “LGBTİQ+ kişilerin kendi meslek örgütlerinde varlıklarını ortaya koyabilmesi, yine LGBTİQ+ alanında çalışan avukatların dayanışması çok önemli. LGBTİQ+ kişiler nefret suçları, nefret söylemi ve her alanda ayrımcılıkla mücadele ederken ister istemez avukatlarla muhatap oluyor. Yaşanan ayrımcılıkların pek çoğu yasa gereği de suç. Öyle olunca avukatın kapasitesi son derece önemli oluyor” ifadelerini kullandı.

“Kurumsal mekanizmalar önem taşıyor”

Aydın, barolarda LGBTİ+ adıyla komisyon ve merkezlerin kurulmasının çok önemli olduğunu da şu sözlerle anlattı:

“LGBTİQ+ alanı elbette bir insan hakları alanı ancak alanın kendine özgü sorunlarını spesifik olarak ele almak gerekiyor. Sürekli bir komitenin kurumsallığının bir örgütte önemli olduğu anlayışıyla yola çıktık.

“Bu kurumsallığın içinin şu anda nasıl dolacağını tartışacağız elbette ancak çerçevenin artık kapatılamayacak şekilde söylenmesi zaten örgüt tarafından çok önemli bir tanınma alanı.”

Şule Çet Cinayeti Kronolojisi

Şule Çet, 29 Mayıs 2018’de Ankara’daki bir plazanın 20’inci katından şüpheli bir şekilde düşerek ölmeseydi, 24’üncü yaşını kutlayacaktı.

Gazi Üniversitesi Sanat Tasarım Fakültesi Tekstil Tasarımı 2. sınıf öğrencisiydi.

Çet’in ölümüne ilişkin açılan soruşturmada Ankara Cumhuriyet Savcılığı, sanıklar Berk Akand ve Çağatay Aksu için “cinayet”, “ırza geçme” ve “hürriyeti tehdi”‘ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39 yıla kadar hapis cezası istedi.

Şule Çet’in ölümünün üzerinden geçen yedi ayda yaşananlar şöyle:

28 Mayıs 2018 – Çağatay Aksu, daha önce işten çıkardığı Şule Çet’i işe alacağını söyleyerek iş yerine davet etti.

29 Mayıs 2018 – Saat 04.00’da Şule Çet Ankara’da bir plazanın 20’inci katından düşerek hayatını kaybetti.

30 Mayıs 2018 – Ankara Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı. Görüntülerden, Çet’in Çağatay Aksu ile yanlarında bulunan iki erkek B.Y. ve T.K. ile birlikte saat 23.54’te plazaya girdikleri, gece saat 01.30 sıralarında B.Y. ile T.K.’nin plazadan ayrıldığı, Aksu ile Çet’in ise orada kaldığı belirlendi. B.Y. ile T.K.’nin ifadelerine başvurulurken, Aksu adresinde bulunamadı.

31 Mayıs 2018 – Çet’in olay sırasında plazada olan patronu Çağatay Aksu ve arkadaşı Berk Akand gözaltına alındı. Aksu ifadesinde “Tutmaya çalıştım ama intihar etti” dedi. B.A. ise başka bir odada olduğu için olaylardan haberi olmadığını söyledi. Her ikisi de adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Aynı gece, Çet’in ev arkadaşını arayarak, “Beni ara ve acil gelmem gerektiğini söyle” dediği, 02.00’de ise “Buradan çıkamıyorum, adam bana takmış. Bırakmıyor” diye mesaj attığı öğrenildi.

31 Mayıs 2018 – Şule Çet, İstanbul’da toprağa verildi.

6 Haziran 2018 – Babası İsmail Çet “Bu intihar değil, bir cinayet. Kızımızın katilinin peşini bırakmayacağız” dedi.

12 Haziran 2018 – Çet Ailesi’nin avukatı Umur Yıldırım olayın intihar değil cinayet olduğunu gösteren bilgiler olduğunu açıkladı.

14 Haziran 2018 –  Çağatay Aksu’nun yanında çalışan ve Çet’ten önce işten ayrılmış olan başka bir kadının da işyerinde tacize uğradığını açıkladığı ortaya çıktı.

4 Temmuz 2018 – Çet’in ölümünden önce tecavüze uğradığını gösteren otopsi raporu açıklandı. Çet’in kanında “uyumayı tetikleyen uyarıcı madde”, vücudunda boğuşma izleri, dokuz parmağının tırnak altında Çağatay Aksu’ya ait doku kalıntısı ve DNA bulguları tespit edildi.

14 Temmuz 2018 – Aksu ve Akand, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve cinsel saldırı suçlarından tutuklandı.

15 Temmuz 2018 – Türkiye’nin bir çok ilinde kadınlar Şule Çet için eylem yaptı.

15 Temmuz 2018 – Çet’in abisi Şenol Çet şunları söyledi: “29 Mayıs’ta bu haberi aldığımda yıkıldım. Aileme bunu nasıl açıklayacağımı bilemedim. Kardeşimin 22. kattan düştüğü söylendi. Ben kardeşimin bu şekilde intihar etttiğini düşünmüyorum. Bunun bir cinayet olduğunu kesinlikle söylemiştim. O günden bu güne kadar söylüyorum. Delil olmadığı için karşıdaki şahıslar gözaltına alınıp serbest bırakılıyor.”

3 Ekim 2018 –  Haziran’da Çet’in cesedinden toplanan delilleri Eylül ayının başına kadar İstanbul Adli Tıp Kurumu’na göndermemesi üzerine soruşturma Ankara Cumhuriyet Savcısı Alev Ersan Albuz, görevden alındı. Soruşturma dosyası Ankara Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Koca’ya verildi.

29 Ekim 2018 – Adli Tıp Raporu Çet’in tırnaklarında B.A.’ya ait DNA bulgusu da olduğunu kanıtladı. Aksu ve Akand’ın tekrar ifadeleri alındı.

7 Kasım 2018 – Berk Akan’ın olay gecesi 02.39’da bir kadına “Her şey çok kötü oldu. Lütfen bana geri dön, beni ara” diye bir mesaj attığı ortaya çıktı.

8 Kasım 2018 – Yeni delil hakkında konuşan Avukat Yıldırım şunları söyledi: “Özellikle 02.39 diyorum; çünkü Şule’nin 03.50’de plazanın katından atıldığı tespit edildi. Yani bir saatten fazla bir süre şüpheliler Şule’yi öldürdükten sonra cesedi ne yapacaklarını tartıştılar. Çünkü bu mesaj atıldığında Şule ölmüştü.”

Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın olay gecesi bir havayolu şirketini 10 kez aradığı, yurtdışına çıkmaya çalıştığı öğrenildi.

30 Kasım 2018 – İstanbul Adli Tıp Kurumu raporu ise “düşme esnasında şuurunun yerinde olup olmadığı ve öldürüldükten sonra atılıp atılmadığı hususun tıbben bilinemediği, olayın adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olacağı” belirtildi.

3 Aralık 2018 – Çağatay Aksu ve Berk Akand hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı “kasten öldürme, cinsel saldırı ve hürriyeti tahdit” suçlarından müebbet ve 39 yıla kadar hapis cezası istedi. İddianamede Çet’e cinsel saldırıda bulunulduktan sonra darp edildiği ve camdan atıldığı belirtildi.

Ankara 31. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianame kabul edilirse şüpheliler hakim karşısına çıkacak.

“Kızımı Öldürenler Hemen Yargı Önüne Çıksın”

“Kadınları öldürenler ellerini kollarını sallaya sallaya gezemesin. Ağırlaştırılmış müebbet cezası  almalarını istiyorum.”

Bu sözler, Şule Çet’in babası İsmail Çet’e ait.

Gazi Üniversitesi öğrencisi Şule Çet, 29 Mayıs 2018’de Ankara’da bir plazanın 20’nci katından şüpheli bir şekilde düşerek yaşamını kaybetti.

Cinayete ilişkin Çağatay Aksu ve Berk Akand tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Çet’in babası, Çağatay Aksu ve Berk Akand’ın soruşturmanın ilk başlarında yetkili makamlarca korunduğunu, ancak dosyaya bakan savcının değişmesiyle, soruşturmada gelişme olduğunu kaydediyor:

“En son hazırlanan iddianame de istenen cezayı biz de istiyoruz. Benim kızım öldürüldü. Her ikisinin de en ağır cezaya çarptırılmasını istiyorum. 2009’de eşimi kaybetmiştim şimdi de kızımı kaybettim. Kızımı çok zor şartlarda okutmaya çalışıyordum. Adalet sağlansın, kızımı öldürenler hemen yargı önüne çıksın. Savcı iddianameyi hazırladı ancak henüz mahkeme tarihi verilmedi. Bir an önce mahkemeye çıkmalarını istiyorum.”

“Suçları nedeniyle cezaevindeler”

Cinayete ilişkin Ankara Cumhuriyet Savcılığı, iddianamede “cinayet”, “cinsel saldırı” ve “hürriyeti tahdit” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 39’ar yıla kadar hapis cezası istedi.

Çet Ailesi’nin avukatı Umur Yıldırım, savcılığın, iki şüphelinin anlattığı senaryoyu tamamen bir hayal ürünü olarak değerlendirdiğini belirtti:

“Bu iddianameye göre hakettikleri cezayı alacaklarını düşünüyorum. Şüpheliler, ‘Biz kamuoyu baskısından dolayı tutuklandık’ diyor. Hayır, onlar, suç delilleri nedeniyle ve bu suçu işledikleri için tutuklandılar. Biz, hukuken hakettikleri cezayı alsınlar istiyoruz, ne bir eksik ne bir fazla.”

 “Savcılık üç raporu da dikkate aldı”

Davadaki adli tıp kurumu raporlarına da değinen Yıldırım, son gelen İstanbul Adli Tıp Kurumu raporun hiçbir somut bilgi ortaya koymadığını söyledi:

“Rapor yaklaşık 20 sayfa, ilk 19 sayfası, şüphelilerin ifadeleri ve diğer toplanan delillerden oluşuyor. Sadece son yarım sayfada, savcılığın sorduğu soruları yöneltiyor. Örneğin ‘Düşmüş olabilir de olmayabilir de” gibi ifadeler kullanıyor. Yani, rapor bize bir şey söylemiyor. Ankara Cumhuriyet Savcılığı, tüm raporlara göre hazırladı iddianameyi ve zaten faillerin üç suçtan cezalandırılmasını istedi.”

“İntihar kılıfı ile cinayetlerin üzeri örtülüyor”

Bütün olan biten içinde Yıldırım’ın dikkat çektiği bir noktada şu:

“Bu cinayetin en masum sorusu bu. Bunu, bu cinayetin, intihar olduğunu iddia edenlere soruyorum. Yoksul kızlar neden intihar etmek için her defasında zengin bir adamın evini, plazasını tercih etsin? Şule’nin öldürülmesi gibi onlarca örnek sayabilirim. Bu ülkede, intihar kılıfı üzerinden cinayetlerin üzeri örtülüyor.”

“İyi hal indirimi yapılmasın”

İki şüphelinin de Çet’i öldürdüklerine dair savcılığın elinde 10’dan fazla delil olduğunu söyleyen Yıldırım, Aksu  ve Akand’ın, Şule’nin ölümü dışında başka suçları da olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Keşke önceden işledikleri gibi adi suçlar işleselerdi ama hayatının baharında Şule’yi öldürmeselerdi. Suç sabıkalarında en az 6-7 suç başlığı var. Kredi kartıyla dolandırcılık yapmaktan, evrakta sahteciliğe kadar bir çok suçları var.  Umarım, mahkeme bu suçları da görüp, hiçbir şekilde iyi hal indirimi yapmaz.”

 

DEMIS: Kadınlar Ekranda Yok

Kalkınma Göç ve Sosyal Politikalar Merkezi Derneği (DEMIS) “Kadın ve Erkek Katılımcı Temsili Açısından Prime Time Tartışma Programları” raporunda konukların kadın erkek dağılımı, ekranda sunucular ile beraber kadın erkek temsili, konukların temsil ettikleri kurumlar ve iş kolları gibi verileri topladı.

Raporda,  2 Ekim – 2 Kasım 2018 tarihleri arasında prime time tartışma programlarında kadın ve erkek katılımcıları temsili açısından  karasal yayın, D-Smart, Kablo TV, Teledünya, Türksat, Tivibu ve Digitürk platformlarından seyredilebilen 24 TV, A Haber, CNN Türk, Habertürk, NTV, TRT Haber ve tvnet kanallarında prime time aralığında gösterilen tartışma programlarına katılan konuklar incelendi.

40 program incelendi

Arasında araştırmaya dahil edilen programlar şöyle: 24 Kafe, Akıl Odası, Arka Plan, Basın Kartı, Başka bi Kafa, Benim Şehrim, Bu Ülke, Canan Barlas ile Gündem, Dışa Bakış, Doğrusu Ne?, Enine Boyuna, Esas Mesele, Farklı Görüş, Gece Görüşü, Gerçek Fikri Ne?, Gündem Özel (CNN Türk), Gündem Özel (tvnet), Habertürk Gündem, Karşı Karşıya, Küresel Oyun, Küresel Siyaset, Makroskop, Memleket Meselesi, Mete Çubukçu ile Pasaport, Nedir Ne Değildir?, Para Dedektifi, Satır Arası, Sıcak Nokta, Siyaset Artı, Siyasi İşler, Soru-Yorum, Tarafsız Bölge, Teke Tek, Teke Tek Özel, Toplumsal Hafıza, Türkiye’nin Gündemi, Türkiye’nin Nabzı, Unutma ve Yaz Boz.

Araştırmada önce çıkan sonuçlar:

* Araştırmanın yapıldığı süre içerisinde televizyonda prime timeda gösterilen haber ve tartışma programlarında sunucular dahil olmak üzere 135 Kadın, 667 Erkek ekranda yer aldı.

Konuk Kadın Sayısı: Yüzde 12,68

* Kadın-Erkek dengesinin %50 olarak sağlandığı gün 6 Ekim 2018, %0 olduğu gün ise 19 Ekim 2018.  Bir aylık sürenin sonunda kadın-erkek oranı ise %20.09’dur.

* Prime time televizyon programlarının sunucuları ile konukların sayıları birbirlerinden ayrıldığında ise hiç kadın konuğun katılmadığı tarihler 14 Ekim 2018, 19 Ekim 2018, 20 Ekim 2018, 21 Ekim 2018 ve 2 Kasım 2018’dir. Dengenin %50 seviyesine yakın olduğu tarih 27 Ekim.

Erkek yorumcu sayısı: 544, Kadın yorumcu sayısı: 69

* Programların sunucuları hariç tutulduğunda sayısal olarak şöyle bir tablo çıkmaktadır: Tartışma programlarına katılan erkek yorumcuların sayısı 544 iken kadın yorumcuların toplam sayısı 69’da kalmıştır. 2 Ekim-2 Kasım 2018 tarihleri arasında konukların sadece %12,68’i kadınlardan oluşmaktadır.

Sadece erkeklerin göründüğü program sayısı 70 iken sadece kadınların olduğu program sayısı: 2

* Araştırmanın yapıldığı süre içerisinde haber ve tartışma programlarındaki kadın-erkek dengesine baktığımızda (sunucular dahil) 24 TV’de 8 akşam, A Haber’de 11 akşam, CNNTürk’te 12 akşam, Habertürk’te 10 akşam, NTV’de 8 akşam, TRT Haber’de 6 akşam, tvnet’te 15 akşam sadece erkeklerden oluşan programlar gösterilmiştir. Buna karşın sadece kadınlardan oluşan program sayıları tvnet’te 1, CNNTürk’te 1’dir.

* Sadece kadınlardan oluşan bu programlar sağlık ile ilgili tartışmaların olduğu programlar olup, konuk her iki programda
da Prof. Dr. Canan Karatay’dır.

Kadın ve Erkek Konukların Eşit Olduğu Program Sayısı: 12

* İzlenen bir aylık süre içerisinde kadınların çoğunlukta olduğu program sayısı toplamda 3, kadın-erkek sayılarının birbirine eşit olduğu program sayısı ise 12’dir. Geri kalan akşamlarda programlardaki kadın sayıları erkeklerden azdır.

* Araştırma süresince ekranda 6’dan fazla kez görülen konuklardan 1’i kadın, gerikalan 12 konuk erkektir. Bu konukların 7’si gazeteci, 3’ü öğretim görevlisi veya üyesi, 1’i ekonomist, 1’i araştırmacı yazardır. Tartışma programlarına en sık katılan 7 gazeteci Star, Yeni Şafak, Sabah, Daily Sabah ve Akşam gazetelerini temsil etmektedirler.

Akademisyen Kadın Katılımı da En Az

* Tartışma programlarında en çok adı görülen üniversiteler: İstanbul Üniversitesi (7), Altınbaş Üniversitesi (4), İstanbul Aydın Üniversitesi (4), İTÜ (4), Yıldız Teknik Üniversitesi (4). Bu üniversitelerden gelen katılımcıların kadın-erkek dengesine bakacak olursak: İstanbul Üniversitesi’nden, Altınbaş Üniversitesi’nden ve Yıldız Teknik Üniversitesi’nden gelen akademisyenlerin hepsi erkektir. İTÜ’den ve İstanbul 10 Aydın Üniversitesi’nden katılan akademisyenlerden sadece 1’er katılımcı kadındır.

* Gündelik yaşamdan ülke gündemine ve uluslararası siyasete kadar her alanda üzerine düşünülecek, görüş bildirilecek ve tartışılacak “önemli” olan her ne var ise, erkeklerden oluşan bir grup tarafından ele alınmakta, kadın katılımcılara ve sunuculara söz konusu “önemli” konular ve alanlar kapalı tutulmaktadır.

DEMIS hakkında

2016 yıl sonunda sürdürülebilir kalkınmanın temel üç öğesi olan “ekonomik”, “sosyal” ve “çevresel” boyutunu gözeterek kalkınma, kentsel ve kırsal alan, iltica ve göç, toplumsal cinsiyet başta olmak üzere, evrensel olarak kabul edilmiş temel hak ve özgürlükler temelinde eşitliğin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapmak için kuruldu.

Tacizci Öğretmeni Protesto Eden Öğrencilerden 15’ine Uzaklaştırma Cezası

Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi’nde tacizci öğretmenin görevden alınması talebiyle dersleri boykot eden öğrencilerden 15’i uzaklaştırma cezası aldı. Twitter mesajından olayı duyuran Barış Yarkadaş, “okul yönetiminin bu tavrı ‘tacize uğrasanız da susun’ anlamına geliyor” diyerek tepki gösterdi.

Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi’nden geçen sene mezun olarak bu sene üniversiteye başlayan Eylül adlı kadın öğrenci, lisedeki coğrafya öğretmeninin tacizlerini mahkemeye taşımış ve yaşadıklarını bianet’eanlatmıştı.

TIKLAYIN – Tacize Uğrayan Öğrenci Mezun Oldu, Tacizci Öğretmen Ders Vermeye Devam Ediyor

Olayın duyulmasının ardından sosyal medyada kampanya düzenleyen öğrenciler ertesi gün tacizci öğretmenin görevinden alınması talebiyle tüm gün boyunca dersleri boykot etmişlerdi.

TIKLAYIN- Liselilerden Tacize Karşı Ders Boykotu: #TacizVarSesÇıkar

CHP İstanbul 25. Ve 26. Dönem Milletvekili Barış Yarkadaş yayınladığı Twitter mesajında protesto eden öğrencilerden 15’inin uzaklaştırma cezası aldığını duyurdu. Okul yönetimi tarafından öğrencilere verilen cezanın belgesini paylaştı.

“İşte rezaletin belgesi! Küçük Çekmece Kadriye Moroğlu Lisesi’nde öğretmen tacizini protesto eden öğrencilerden 15’ine 5 gün okuldan uzaklaştırma cezası verildi. Okul yönetiminin bu tavrı “Tacize uğrasanız da susun” anlamına geliyor. Susmayan gençler ise cezalandırılıyor” açıklamasında bulundu.

Okul yönetimi öğrencilere tebliğ ettiği belgeye göre öğrenciler “izinsiz gösteri, etkinlik ve toplantı düzenlemek” gerekçesiyle beş gün boyunca uzaklaştırma cezası aldı. Öğrencinin” benzer bir davranışta bulunması” durumunda bir üst yaptırımla karşılaşacağı belirtildi.

Türkiye ve Dünyada Kadınların Seçme ve Seçilme Hakkı Tarihine Bir Bakış

Bugün 5 Aralık  Dünya Kadınlar Günü.

Bugünün, Türkiyeli kadınlar için önemiyse dünya kadınlarından bir hayli farklı. Çünkü, 84 yıl önce bugün 5 Aralık 1934’te  kadınlar, milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip oldu.

Türkiye’de kadınlara milletvekili olma hakkının tanınmasının ardından yapılan seçimde Meclis’e 18 kadın milletvekili girdi ve yüzde 4.5 oranında temsil edildi.

Türkiye o günlerde, parlamentodaki kadın sayısı oranıyla dünyada ikinci sırada yer aldı.

Türkiye, Fransa, İtalya, Hırvatistan, Slovenya’dan 11, Romanya’dan 12, Bulgaristan’dan 13, Belçika’dan 14, Yunanistan’dan 15, İsviçre’den ise 36 yıl önce kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanımıştı.

Mecliste olan ilk kadın vekillerin isimleri şöyle:

Mebrure Gönenç (Afyon), Satı Çırpan (Ankara), Şükran Örsbaştuğ (Antalya), Sabiha Gökçül (Balıkesir), Şekihe İnsel (Bursa), Hatice Özgünar (Çankırı), Hu­riye Önüz (Diyarbakır), Fatma Memuk (Edirne), Nahiye Ergücü (Erzurum), Fakihe Öymen (İstanbul), Benel N. An­ man (İzmir), Ferruh Gürgüp (Kayseri), Behire Morova (Konya), Mehri Pektaş (Malatya), Meliha Ulaş (Samsun), Esma Nayman (Seyhan), Sabiha Görkay (Sivas), Semiha Hızal (Trabzon)

İlk Belediye Başkanı Müfide İlhan

Yerel yönetimlerde kadınların sesi ise ancak çok partili sisteme geçilmesinin hemen ardından 1950’li yıllarda duyulabildi. Öğretmen Müfide İlhan, 8 Eylül 1950 Cuma günü yeni üyeleriyle ilk kez toplanan Mersin Şehir Meclisi’nin yeni 27 üyesi arasında en yüksek oyu alarak Belediye Başkanı oldu.

Ancak, Müfide İlhan, Demokrat Parti Meclis üyeleri  arasında Fahri Merzeci’nin başını çektiği bir muhalif grup tarafından deyim yerindeyse “yerden yere” vuruldu. Kendisini seçen şehir meclisi bu kez İlhan’ın hazırladığı yıllık raporu yetersiz buldu.  Bunun üzerine İçişleri Bakanlığı’nın kararıyla İlhan görevinden alındı ve yerine Fahri Merzeci’yi getirildi.

İlk Kadın Muhtar: Gül Esin

Kadınların muhtar seçilmesinin önü de, aynı dönemlerde açıldı. Türkiye’nin ilk kadın muhtarı Gül Esin (Gülkız Übbül), 1901 yılında Muğla-Milas’ta dünyaya geldi.  İlk eşini ve beş erkek kardeşini, 1. Dünya Savaşı sırasında kaybetti. Eğitim hayatı ve kaçıncı sınıfa kadar okuduğu bilinmese de, muhtar seçildiğinde okuma yazma bilmesi onun kendi kendine okuma yazma öğrendiğini gösteriyor. 1933 yılında, sadece 32 yaşında iken, yaklaşık 500 oyla, Demircidere köyü muhtarlığına seçildi. Tarihe Türkiye’nin ilk kadın muhtarı olarak geçen Gül Esin, 11 Aralık 1933’te Halkevi Gazetesi’ne “Büyük nkılabın ilk kadın muhtarı, vazifen kutlu ve mutlu olsun” manşetiyle kazındı.

Esin’in muhtarlığı boyunca kadınları desteklediği biliniyor.

Meclis’te 104 kadın Milletvekili Var

Bugün Türkiye’de meclisteki kadın milletvekili sayısı 104’e çıktı. AKP’den 53, CHP’den 18, MHP’den 4, İYİ Parti’den 3, HDP’den 26 kadın Meclis’e girmeye hak kazandı. AKP’nin en genç milletvekili adaylarından Rumeysa Kavak (22) ve HDP’nin en genç adaylarından Dersim Dağ (22) Meclis’in yeni isimleri arasında yerini aldı.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Parlamentolar Arası Birlik’çe (IPU) yayınlanan “Siyasette Kadın 2017” haritasına göre parlamentodaki kadın oranı dünya sıralamasında Türkiye 132. Sırada yer alıyor.

Nation Master’in hazırladığı raporlar, ülkere göre, kadnların seçme ve seçilme hakları veriliş yıllarını ve parlamentodaki kadın temsiliyetini gözler önüne seriyor. Rapora göre Türkiye, 118. sırada yer alıyor.

Yeni Zelanda’da hak verildi ancak 100 yıl sonra yaşam buldu

Dünyada ise kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren ilk ülke, 19 Eylül 1893’te, Yeni Zelanda oldu.  Lord Glasgow’un yeni seçim yasası imzalaması kadınların parlamento seçimlerine oy kullanma hakkını elde etmesine neden oldu. Bu tarihten yaklaşık 100 yıl sonra 1997’de Jenny Shipley Yeni Zelanda’nın ilk kadın başbakanı seçildi.

Avustralya’da Aborjin kadınlara ayrımcılık yapıldı

Avustralya’da ise kadınlar 1902’de kadınlara yönelik bir oy kullanma yasasını kabul etti. Bu eylem 1902’de yürürlüğe girdi ve yeni ülkede tüm kadınlara uygulanmış olmasına rağmen, yerli kadınlar dışarıda bırakıldı.

Aborijinler, erkek ve kadınlar ancak  1962’de oy kullanma hakkına sahip oldu.

Finlandiya’da kadınlar 1906’da oy kullandı

Finlandiya, 1906’da daha ilerici ulusların ligine katılan ilk Avrupa ülkesi oldu. Ülke daha önce Finlandiya Büyük Dükalığı olarak adlandırıldı. Kadınlar, İsveç ve Rusya yönetimi altında daha önce oy haklarını kullanmışlardı. Fakat 1906 kararında benzersiz olan şey, Finlandiya’nın kadınların oy hakkı vermesine rağmen, kadınların aynı zamanda kadınlara meclis için durma hakkı tanıyan ilk ülke olmalarıydı.

Norveç’te Gina Krong mücadele etti

Norveç, 1913’teki kadınlara oy hakkı verdi, ancak milletteki erkekler 1898’den beri oy kullanıyordu.

Norveç’teki oy hakkı hareketi 1901’de bazı kadınların oy kullanmasına izin verecek bir yasaya öncülük eden Gina Krog tarafından yönetildi. Ancak, şartlar bu kadınların belli bir miktar vergi ödedikleri veya aynı miktarda ödeme yapan bir erkekle evlenmiş olmaları gerektiğiydi. Bu durumdan olmayan Gina Krog ve diğer kadınlar, 12 yıl boyunca savaşmaya devam etti.

Danimarka’da sadece Kopenhaglı kadınlar oy kullandı

Danimarka Parlamentosu, 1886’da kadınların oy hakkını tartışmaya başlamıştı, ancak haklar, Kopenhag’da yaşayan vergi ödeyen kadınlarla sınırlıydı.

Bu, kadınların haklarını tartışmak için halk toplantıları düzenleyen ve konuyla ilgili görüşlerine ilişkin parlamenter adayları sorgulayan Kadın Yoksulluğu Derneği’nin kurulmasına yol açtı.

Danimarka sonunda 1915’te kadınlara oy hakkı verdi.

Suudi Arabistan, 2011 yılında, kadınların oy hakkını vermek ve aynı zamanda Haziran 2018’de kadınların ihtiyaç duyduğu yasağı kaldırması için 21. yüzyılın en son ülkesi.

Bir Kadın Uyanıyor: “Hayatı Boyunca Kaç Kez Uyanır İnsan?”

Boğaziçi Üniversitesi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST), 2005 yılının Kasım ayından beri “Bir Kadın Uyanıyor” isimli kadın öyküsünü sahneliyor. Oyun 2013 yılına kadar sadece kadın izleyicilere açık bir şekilde sahnelenmiş, şimdi ise karma izleyiciye oynanmaya devam ediyor.

Bir Kadın Uyanıyor oyunu, eşinden boşanan ve çocuklarıyla birlikte yeni bir hayat kurmaya çalışan 45 yaşındaki Alev’in hikayesini anlatıyor.

Alev ev işleri ve çocuk büyütmek gibi sorumluluklardan bunalmış bir kadın. Özel alana hapsolmuş ve kadınlara ataerkil düzende biçilen rollerin içine sıkışmış.

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu ise feminizmin özel olan politiktir şiarından yola çıkarak Alev’in bu rolleri sorgulamaya başladığı uyanış öyküsünü sahneye taşıyor.

Tamamen kadınlardan oluşan bir ekibin sahneye koyduğu tek kişilik kadın oyununun oyuncusu Aysel Yıldırım. Yıldırım, bir kadın hikayesini ve kadın bir karakteri merkeze alan oyunun aynı zamanda cinsiyetçi sömürüyü sorgulamaya iten feminist bir dramaturjisi de olduğunu belirtiyor.

Kadınların hikayeleri anlatılmaya değerdir

Sevilay Saral tarafından yazılan ve yönetilen oyun, gerçek bir yaşam öyküsüne dayanıyor. Saral, Pınar ile karşılaştığında onun hikayesinden ve hikayeyi anlatma biçiminden etkilenerek bunun sahnelenmesi gereken bir hikaye olduğunu düşünüyor.

Oyun yazılmadan önce hikaye anlatıcısı Pınar, Sevilay Saral ve Aysel Yıldırım bir araya gelerek bütün hikayeyi baştan dinliyorlar. Yıldırım, tıpkı oyuna gelen kadın seyircilerin de yaşadığı gibi hikayeyi dinleme süreçlerinin “birlikte ağlayarak, gülerek, dinleyerek ve yorumlayarak” olduğunu söylüyor. Yıldırım’a göre oyunda kişisel bir hikaye seçmelerinin sebebi kadınların hikayelerinin anlatmaya değer olması.

Tiyatro üzerinden bir kadın kamusu

Oyun ilk sekiz yıl boyunca sadece kadın izleyicilere açık olarak oynanıyor. 2013 yılında ekip, kadın seyircilerden gelen “oyunu çevremdeki erkeklerin de izlemesini isterdim”  önerilerini dikkate alıyor ve oyunu karma seyirciye de açmaya karar veriyor. Aysel Yıldırım da oyunu bir kadın hikayesi etrafında kurulsa da erkeklerin de keyifle izleyebileceği bir oyun olarak tarif ediyor.

Yıldırım, sadece kadınlara açık oyunların 90’lı yılların sonunda ortaya çıkan kadınların tiyatrosu formundan geldiğini belirtiyor. Kadınların tiyatrosu formunun Türkiye’de örneği çok olmasa da sadece kadınlara açık gösteriler, ikinci dalga feminist hareket dahilinde Amerika ve Avrupa’da feminist tiyatro ortaya çıkarken oldukça popüler. Türkiye’de ise ilk örnekleri Boğaziçi Üniversitesi’nde 7 Kadın, Otobüs ve Bir Kadın Uyanıyor oyunları ile veriliyor.

Yıldırım kadınların tiyatrosu formunun amacını şöyle açıklıyor:

“Zaten kamusal alanda sadece erkeklere açık ortamların örneklerini görüyoruz. Ama sadece kadınlara açık alanlar ise genellikle ev içinde. Biz ise kamusal alanın tam ortasında ve erkeklerin de fazlasıyla hak iddia ettiği tiyatro salonunda böyle bir ortam kurmak istedik ve pozitif ayrımcılık yaptık. Kadınların tiyatrosunun, sadece kadınlarla hikayemizi, duygularımızı ve deneyimlerimizi paylaşmak ve buradan kamusal hayata güçlenerek dönmek gibi bir niyeti var.”

Şirin Tekeli 2017 Araştırmaları Kadın-LGBTİ+ Sorunlarına Işık Tutuyor

Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Merkezi’nin (Su Gender) düzenlediği Şirin Tekeli Araştırma Ödülü Konferans ve ödül töreni Karaköy’deki Minerva Palas’ta yapıldı.

Günboyu süren  konferansta 2017 Şirin Tekeli Araştırma ödülü alanlar çalışmalarını sundular,  2018 araştırma ödüllerini kazananlar  açıklandı.

SU Gender, Sabancı Üniversitesi ile İsveç Başkonsolosluğu’nun ortak çalışmasıyla  2010’dan bu yana feminist sosyolog Dicle Koğacıoğlu anısına yüksek lisans ve doktora makale ödülleri veriyor, Şirin Tekeli adına  araştırma ödülünü 2017’de başlattı.

Altınay: Feminizmin ilk adıydı

Buluşma SU Gender Direktörü Doç. Dr. Ayşe Gül Altınay‘ın konuşmasıyla başladı. Altınay, Şirin Tekeli’yle tanışması üzerinden kendisinin ve de  kuşağının feminizm yolculuğunu paylaştı.

“1992 Mart ayı itibariyle feminizm beni ve pek çok arkadaşımı derinden dönüştüren bir yolculuğun adıydı. Ve, tam da Aksu Bora’nın yazdığı gibi, Şirin Tekeli pek çoğumuz için feminizmin ilk adıydı.”

Tekeli’nin feminizmi

“Herkesi kucaklayan, tüm kadınlara ve kadınlık hallerine – en güçlü itirazlarını yaparken bile – sevgiyle yaklaşan, her sözü ve duruşuyla cesaret, heyecan ve ilham aşılayan Şirin Tekeli’nin yapmaya, kurmaya, herkesi kapsamaya, bir araya getirmeye, dayanışmaya, ve hayatı derinden dönüştürmeye odaklanan feminizmi bana o kadar iyi, o kadar heyecan verici gelmişti ki…

“Şirin Tekeli 2014’teki konuşmasını ‘Kadınların tarihine ve yüzyıllık kazanımlarına saygıyla…’ diye bitirmişti… ben de aynısını tekrarlamak ve devamını şöyle getirmek istiyorum: toplumsal cinsiyet ve cinsiyet kimliği üzerinden yapılan varsayımları, çizilen sınırları, örülen duvarları, kemikleşmiş koşullanmaları ters yüz eden, herkesin içindeki biricik yaratıcı ifadeyi hayata geçirebilmesi için cinsiyetsiz alanlar ve yollar açan herkese şükranla, saygıyla… ”

Seçici Kurul

2017-2018 Şirin Tekeli Araştırma Ödülü Seçici Kurulu Prof. Dr. Yeşim Arat, Prof. Dr. Fatmagül Berktay, Prof. Dr. Sibel Irzık, Prof. Dr. Deniz Kandiyoti ve Prof. Dr. Ayşe Öncü’den oluşuyor.

Oturumlarda kolaylaştırcılıkları Berktay, Öncü ve Irzık yaptılar.

Berktay: Hüzünlü bir mutluluk

Programın açılış konuşmasını  Şirin Tekeli’nin yakın dostu, İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimci Prof. Dr. Fatmagül Berktay yaptı.

“Şirin Tekeli: Eşitliğe ve Özgürlüğe Adanmış Bir Yaşam” başlıklı konuşmasında Berktay, Şirin Tekeli’nin kadın mücadelesine katkılarını anlattı.

“Sığınak ve dayanak”

“Şirin Tekeli, bir özgürlük savaşçısıydı. Şirin, dinlemeyi, dostluk etmeyi çok iyi bilen bir insandı. Şirin, benim için önemli bir sığınak ve dayanak oldu. Her zaman yeni pencereler açardı. Burada konuşmak benim için hüzünlü bir mutluluk.

“Eminim, Şirin burada olsaydı çok mutlu olurdu. Daima gençlere el veren onları yükseltmeye çalışan bir insandı. Önemli bir siyaset bilimciydi. Şirin’in dönüştürücü bir etki yaptığını düşünüyorum. Şirin, her zaman kadın hakları mücadelesiyle demokrasi mücadelesini birleştiren bir noktada durdu.”

Bolat: “Hiper-erillik yayılıyor”

Berktay’ın yönettiği ilk oturumda  Demet Bolat, Aylin Demir ve İclal Ayşe Küçükkırca Şirin Tekeli Ödülleri kapsamındaki çalışmalarını paylaştı.

Demet Bolat, “Müştereği kurmak Türkiye’de Kolektif Mekanlarda Kadınlar” başlıklı çalışmasında Ankara, Batman, İzmir ve İstanbul’daki kadınların buluştuğu mekanları anlattı.

* Türkiye’de kutuplaşmadan beslenen popülist rejimin bir de erkeklik hali var. Toplumsal özneler de sürekli olarak bu hiper-aktifleşmiş erkekliğe özeniyor.

Kolektif mekan keyfi

* Toplumsal özneler hiper-erkeklikle özdeşleştirmeye çalışılıyor ve bu da politik iradelerin iğdiş edilmesine neden oluyor.

* Kadınlar, bu kolektif mekanlarda birarada olmaktan çok keyifliler, evde de bulaşık yıkamak, temizlik yapmak gibi benzer işler yapmalarına rağmen kolektif mekanlar için bir şey yapmak kadınları çok mutlu ediyor.

Toplum merkezleri

Aylin Demir “Ankara’daki yerel yönetimlerin kadınlara yönelik toplum merkezleri üzerine bir inceleme” başlıklı sunumunda Mamak ve Altındağ’da belediye yöneticileriyle ve o bölgelerde yaşayanlarla da görüştüğü çalışmasını paylaştı.

* Talep ve sınıfsal konuma göre merkezlerin yapıları değişebiliyor. Her yerde kurslar açılıyor. Mamak’ta cilt bakımı, saç bakımı, kuaförlük, dikiş nakış gibi kurslar var mesela.

* Kurslar mahallelinin talebinden de bağımsız değil.

* Yerel yönetimlerin kurduğu bu merkezlere daha çok alt gelir grubundan, Başörtülüler ve evkadınları geliyor.

İttifak, dayanışma, çelişki

İclal Ayşe Küçükkırca, “İttifak, dayanışma ve çelişki kavramları ışığında Türkiye’de kadın / feminist hareketler” başlıklı çalışmasını sundu.

Küçükkırca İstanbul, İzmir, Ankara ve Diyarbakır’da farklı kadın hareketlerinden kadınlarla  30-60 dakika arası görüşmelerde ittifak, dayanışma ve çelişki kavramlarına odaklandığını söyledi.

Barış dönemlerinde ittifak ve dayanışma ilişkilerinin daha rahat geliştiği ve çelişkilerin daha rahat atlatıldığı; Çatışma dönemlerinde;  Kürt bölgesi ve Türkiye’nin batısındaki hareketler arasında sert bir kopuş yaşandığı,  kentlerin içindeki farklı kadın hareketlerinin birbirlerine daha çok yaklaştığı ve dayanışma ve ittifakın arttığını gözlemledim. ”

Altı farklı kadın hareketi

“Araştırmam, altı farklı kadın hareketinin ilişkilerinin hangi dönemlerde daha kısırlaştığını, daraldığını ve hangi dönem filizlendiğini ve ne şekillerde filizlendiğini (dayanışma ya da ittifak) ortaya çıkarmak üzerine.”

Küçükkırca’nın görüştüğü kadın grupları, kendi adlandırmalarıyla şöyle: Türkiye Feminist Hareketi (TFH), Özgür Kadın Hareketi (ÖKH), LGBTİQ+ Hareket, Sosyalist Kadınlar (SK), Dindar/Müslüman Feminist Kadınlar (DK/MFK), Cumhuriyetçi Feminist Kadınlar (CFK)

Yaylalar, madenler

Ezgi Burgan “Çürüğün Üretimi: Yayla Coğrafyasında Türler Arası Karşılaşamalar ve Cinsiyet” başlıklı çalışmasını paylaştı.

Coşku Çelik ve Ecehan Balta’nın çalışmasının başlığı ise “Maden İşçisiyle ‘Ev’li: Burada Kadınlar Hiç Durmaz” idi.

Sezen Çilingir, Arzu İnan ve Rüya Telli’nin çalışması “Bir Bellek Olarak Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda Çalışan Kadınların Gündelik hayatı” başlığını taşıyordu.

Özgür Sevgi Göral’ın çalışması ise “Hayatta Kalmak, Ayakta kalmak, Adaleti Aramak: Ağır Ceza Mahkemelerinde Kadınlar” idi.

Osmanlı’da yazarlık

Fatih Altuğ  “Osmanlı kadın yazarlık alanı (1895-1908)” başlıklı çalışmasında başlıkta 1908 olarak duyurduğu çalışmasını 1920’ye kadar taşıyor.

Bu dönemdeki kadın dergileri, kadın dergilerinin yıllara göre sayısal yolculuğu, makale sayıları, dergilerin kadın ve erkek yazarlarının azalması ve çoğalmasına bakıyor.

Mesela 1887’de üç dergi çıkıyor, 1888’de hemen hepsi kapanıyor, 1914’te dergi sayısı sekiz çıkıyor. Öncesinde makale  sayısı 200 ( şiir öykü ilan bir yıl içinde) iken, 1895’te 1100 oluyor.  civarında çıkıyor. 1895’de çıkan dergi yazarları 150, 110’u kadın, 40’ı erkek.

Kadın çevirmenler

Yonca Güneş Yücel ve Gözde Orhon “Türkiye Yayıncılık Hayatının Yeni Aktörleri Olarak Kadın Çevirmenler: Dilin, Kuramın ve Mesleğin Dönüşümü (1980-2002)”  başlıklı çalışmalarında yaptıkları görüşmelerden bölümler de paylaştılar.

Yücel ve Orhon üniversitelerin çevirmenlik bölümlerinden mezun olanların yüzde 70’i kadın olduğu halde çevirmen sayısının yeni yeni artış gösterdiğine dikkat çekerken, kadınların çevirmenliği “çeviri işi yapıyorum” şeklinde tariflediğini paylaştı.

12 Eylül

“12 Eylül kısıtlamaları muhalif kesimlerin alternatif siyaset yapma arayışlarını beraberinde getirdi.12 Eylül’den hemen sonra kurulan Metis Yayınları’nın Genel yayın Yönetmeni Müge Gürsoy Sökmen yayıevi kuruluş hikayesini şöyle aktarıyor:

“Birdenbire 12 Eylül olduğu zaman hayata nasıl devam edebiliriz diye düşündük sanırım.  Ve ondan sonra da yayıncılığı bir şekilde bir meslek olarak değil de daha ziyade bir tartışmaya devam etme imkanı olarak gördük. Meslek olacağını düşünmüyordum açıkçası. Bİr yandan araştırma görevlisi olarak çalışıyordum, YÖK olunca istifa ettim.

Berger ve Narmanlı Han

Yıldız İpek Memetoğlu’nun “Bir Buluşma Yeri olarak Ev: Aliye Berger’in Narmanlı Han’daki Atölye-Apartmanı Üzerinden 1950’ler Türkiye’sinde ‘İdeal Ev’e Bakış” sunumuyla konferans sonra erdi. (EMK)

Gürcistan’ın İlk Kadın Cumhurbaşkanı: Salome Zurabişvili

66 yaşındaki Salome Zurabişvili, diplomat olarak görev yapmak için gittiği Gürcistan’ın ilk kadın cumhurbaşkanı oldu. Zurabişvili, Cumhurbaşkanlığı için 2013’deki seçimlerde ilk kez başvurdu ancak başvurusu çifte vatandaşlık nedeniyle reddedildi.

Bu kez, Zurabishvili, cumhurbaşkanlığı adayı olarak başvurusu kabul edilene kadar Fransız vatandaşlığını reddetti ve başvurusu geçerli sayıldı.

Zurabişvili, Gürcistan’daki seçimlerin ikinci turunda oyların yüzde 59,6’sını aldı ve halkın seçtiği son cumhurbaşkanı olarak tarihteki yerini aldı.

Rakibi Grigol Vaşadze’nin oy oranı yüzde 40,4 idi.

Seçime bağımsız katılan Zurabişvili Gürcü Rüyası Partisi’nin de desteğini aldı. Rakibi Vaşadze’yi de iktidardaki Birleşik Ulusal Hareket Partisi aday göstermişti.

Görevdeki Cumhurbaşkanı Giorgi Margvelaşvili yeniden aday olmayacağını duyurmuştu.

Zurabişvili, resmi sonuçların ilanı sonrası “Gürcistan halkının önemli bir prensip kararı aldığını” ve “geçmişi nihai olarak ve kararlı bir şekilde geride bıraktığını” açıkladı.

Zurabişvili: Putin’in saldırıları durmadı

Zurabişvili Euronews’e verdiği özel röportajda halk tarafından doğrudan seçilmiş olmasının sahip olduğu etkiyi artıracağına dikkat çekti ve uluslararası ilişkiler konusundaki deneyimlerinin büyük bir avantaj olduğunu da söyledi.

Dünya üzerindeki 10 kadın cumhurbaşkanı olmasının Gürcistan’ı uluslararası sahnede öne çıkaracağını söyleyen Zurabişvili, kadınların uzlaşma sağlama konusunda erkeklere oranla daha başarılı olduğu görüşünde:

“Bu aynı zamanda Gürcistan içerisindeki görevim için de çok önemli. Ülke içinde uzlaşma sağlamalıyım. Çünkü seçimler ve öncesi çok sert siyasi çatışmalara sahne oldu. Bir uzlaşma dönemine girmemiz gerekiyor. Bunu sağlama yolunda kadınlar erkeklere göre başarılı olabilir.”

Zurabişvili, Rusya’nın Gürcistan sınırlarını her zaman tehdit ettiğini ve saldırılarının hiç bitmediğini belirtti ve bu nedenle Rusya’ya karşı Avrupalı, Amerikalı ve NATO ortaklarından yardım istedi.

Parlamenter sisteme geçildi

3,5 milyon kayıtlı seçmenin yüzde 56’sının oy kullandığı Gürcistan’daki ikinci turda oy verme işlemini izleyen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) temsilcileri oylamada usulsüzlük yapılmadığını belirtti.

Hararetli geçen seçim kampanyası sırasında Zurabişvili kendisinin ve çocuklarının ölümle tehdit edildiğini söylemişti. İçişleri Bakanlığı ihbarın değerlendirileceğini açıkladı. Oylamadan kısa süre önce eski Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili’nin partisinin yeniden iktidara dönmesinin önlenmesinin talep edildiği gösteriler düzenlenmişti. Büyük gösteriye yaklaşık 90 bin kişinin katıldığı bildirilmişti.

Aralık’da göreve başlıyor

Gürcistan’ın ilk kadın cumhurbaşkanı Aralık ayı ortasında göreve başlayacak. Gürcistan’da cumhurbaşkanı son kez halk tarafından doğrudan seçildi. Referandumda onaylanan Anayasa reformuna göre cumhurbaşkanı oylaması bundan böyle seçiciler meclisinde yapılacak . Görev süresi altıdan beş yıla indirilen cumhurbaşkanının yetkileri temsil düzeyine indirilecek.

Yeni anayasa ile, Gürcistan’ın parlamento hükümetine geçişi tamamlayacak.

Gürcistan’da kadın hakları

* Gürcistan anayasasına göre ortaöğretim zorunlu. Buna rağmen Gürcistan’da, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre erken evlilik oranı çok yüksek. Örneğin 2012 yılında 13-15 yaşlarında 7400 kız çocuk evlilik gerekçesiyle okuldan alındı.

* Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Parlamentolar Arası Birlik’çe (IPU) yayınlanan “Siyasette Kadın 2017” haritasına göre Gürcistan’da parlamentodaki kadın oranı dünya sıralamasında 123. sırada.

* İnsan Hakları Merkezi’nden Aleko Tskitishvili “Erken evlilik Gürcistan’da ciddi bir sorun. Özellikle de geleneksel topluluklarda. Toplumun gelenekleriyle yasalar birbirine uymuyor” dedi.

* Yeni yayımlanan bir ankete göre Gürcü ailelerinde kadınlar, erkeklere göre daha yüksek maaş alıyor. Bunun sebeplerinden biri “erkek işi” olarak bilinen tarım ve sanayi alanlarındaki faaliyetlerin zamanla yok olması.

 Zurabişvili hakkında

Fransa Dışişleri Bakanlığı’nda 30 yıl diplomat olarak görev yaptı. Zurabişvili 2003 yılında Gürcistan’ın Fransız büyükelçisi olarak ilk kez Gürcistan’a geldi. Mart 2004’te Zurabişvili, Cumhurbaşkanı Mikheil Saakashvili’nin kararnamesiyle devrimci hükümetin Dışişleri Bakanı olarak atandı. Hem Fransa hem de Gürcistan vadandaşı olan Zurabişvili, bir dönem İran’daki durumla ilgili BM izleme grubuna dahil edilmişti.

Daha önce başvurusu reddedilmişti

Zurabişvili, 2016 parlamento seçimlerine katılan iktidar partisine, Tiflis’teki ana seçmenlerden birinde bağımsız bir aday olarak destek vermek üzere meclise seçilmişti.

Zurabishvili’nin 2013 cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki başvurusu ikili vatandaşlık nedeniyle reddedildi. Bu kez, Zurabishvili, cumhurbaşkanlığı adayı olarak başvurusu kabul edilene kadar Fransız vatandaşlığını reddetti.

Bolivarcı Venezuela’da Kadın

Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Kadın ve Cinsiyet Eşitliği Bakanı Caryl Bertho, İstanbul Üniversitesi’nde cinsiyet eşitliği, kadınların özgürleşmesi ve ekonomik kalkınması konularında konuştu.

Türkiye’deki Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Büyükelçiliği ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin 28 Kasım Çarşamba günü düzenlediği “Bolivarcı Devrimde Kadının Rolü” başlıklı bir konferans veren Bakan Caryl Bertho “Bolivarcı Devrim kadının yüzüne sahiptir. Amaç toplumsal cinsiyet eşitliğini, farklı hareketleri destekleyen, kadınların ülke gelişmesinde liderlik rolleri oynadığı, tamamen eşit bir ülkenin oluşturulmasıdır” dedi.

“Küreselleşme özellikle kadınlara saldırıda bulunuyor”

Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti Kadın ve Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı’nın ilk amacının gelir eşitsizliği ile savaşmak olduğunu söyleyen Bakan Caryl Bertho, eşitlikçi bir çalışma sisteminin desteklenmesinin gerekliliği üzerinde durdu.

Bakan Bertho “Kadınlar fırsat ekonomisinin omurgasıdır. Kadınlar insan ırkını besleyendir, doğal kaynakların kapitalist olmayan kullanımının öncül yaratıcılarıdırlar. Bu nedenle küreselleşme özellikle kadınlara zalim ve vahşi bir saldırıda bulunuyor” dedi. Düşünür ve akademisyen Silvia Federici’ye gönderme yaparak emeğin özelleştirildiği kapitalizme geçiş döneminde kadın emeğinin değersizleştirildiğini vurgulayan Bakan Bertho, kadınların neoliberal ve küresel politikaların bir sonucu olarak fakirleştiğini söyledi.

“Ben Kadınım” programı

Bakan Bertho Bolivarcı Venezuela Cumhuriyeti’nin cinsiyet eşitliğini ekonomik açıdan garantiye almak, ev emeğinin ekonomiye katkılarını kabul ederek ev kadınlarına sigorta güvencesi sağlamak ve kadınların ev dışındaki ekonomik katılımını desteklemek için programlar yürütüleceğini söyledi. “Ben Kadınım” isimli bir program aracılığıyla, çalışmak ve profesyonel anlamda kendini geliştirmek isteyen kadınlara kredi yardımı yapılıyor.

Bertho genç yaşta hamilelik oranlarının yüksek olmasının kadınların sosyoekonomik durumunda ve ekonomide gerilemeye sebep olduğunu söyledi. Bu nedenle Venezuela’da Devlet Başkanı Maduro’nun bir buçuk yıl önce başlattığı “Kontrollü Doğum Planı” kapsamında Güney Amerika ve Karayipler’de yüksek olan genç yaşta hamile kalma oranlarını düşürmek amacıyla gençlere, özellikle ergenlik çağındaki kadınlara cinsel eğitim veriliyor ve onlara cinsel hakları öğretiliyor. Aynı zamanda kadınların cinsel şiddete karşı korunması ve üretim haklarının güvenceye alınması amacıyla her bölge, her il ve her köyde kadınların insan haklarını savunacak örgütler ve barınaklar kuruluyor.

“Chavez kendisini feminist olarak açıklar”

Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesini eleştiren Bertho, şu şekilde konuştu:

“Eğitim ve sağlık alanında kadınlar, özellikle ev ortamındaki kadınlar hedef alınmıştır. Kadınların toplumsal katılımı azaltılmaktadır. Kadın çalışanların işsizleştirilmesi tüm dünyada ekonominin gerilemesine sebep olmaktadır.

“Komutan Chavez 2014’te kapitalizmin oligarşi sisteminde kadınları obje olarak kullandıklarını söylemiştir ve kadınların obje olarak kullanılmasını reddetmiştir. ‘Biz devrimci kahraman kadınları öne çıkarmak istiyoruz’ demiştir. Komutan Chavez kendini feminist olarak açıklayan ilk liderlerdendir ve bu konuda öncülük yapmıştır. Bir mücadelenin, devrimin tamamlanması için kadınlara ihtiyacımız var. Devrimci kadınlarsız, onların gücü olmadan bir devrimi tamamlamak mümkün değildir.

“Günümüzde Kuzey Amerika’nın, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya açtığı ekonomik savaş halkın, özellikle de kadınların sosyoekonomik durumunu etkilemiştir. Uygulanan ambargonun sonuçlarını analiz ettiğimizde bu görülmektedir. Uluslararası ticaretin zorlaştırılması gıda, ilaç gibi temel ihtiyaçların giderilmesini engellemektedir.”

Bertho sağlıklı, insancıl ve feminist bir ekonominin kurulması için atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:

“Toplumsal açıdan eşitliği arttırmak.

“Maaşlardaki eşitsizliği düzeltmek.

“Fiyatları stabilize etmek için organizasyonları zorlamak.

“Üretken bir ekonomi kurmak.

“Halkımız için kadınlara odaklanan koruma sistemini güçlendirmeye devam etmek.

“Ekonominin de ötesinde kültürel gelişimi güçlendirmek. Bunun için kapitalizmin ve ataerkil sistemin sunduğu şeylerden uzaklaşmak. Fikirlerin savaşıyla yeni bir sistem inşa edebilmek için ataerkil, zalim, vahşi dayatmalardan uzaklaşmak, Venezuelalılaşmayı ve cinsiyet eşitliğini, halkın özgürleşmesini sağlamak.

“Kadınların ekonomik katılımıyla ekonomiyi, politik katılımıyla yönetimi ve yargıyı güçlendirmek.

“Tüm dünya kadınlarının ataerkil kapitalist baskı sistemlerini bozmak için kardeşlik ve dayanışma ağları kurması.”

Son 21 Yılda 601 Kadın Gözaltında Cinsel Tacize ve Tecavüze Uğradı

Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu 1997 -2018 yılları arasında derlediği veriler, Türkye’de gözaltına alınan kadınların yaşadıklarına dair önemli ip uçları veriyor. Derneğin verilerine göre, gözaltında 101 kadına tecavüz, 498 kadına da cinsel taciz edildi.

Raporda, öne çıkan detaylar şöyle:

* Derneğe, 601 başvuru yapıldı. 599 başvuru Türkiye’den, üç başvurusu ise Almanya’dan.

* Yurtdışında bulunan kadınların sayısı: 37

* Türkiye cezaevlerinde bulunan kadınların sayısı: 56

* 4 kadın tecavüze uğradıktan sonra intihar etti, bir kadın işkence sonucu öldürüldü, 14 yaşındaki bir kız çocuğu tecavüze uğradıktan sonra akrabaları tarafından “namus temizleme” gerekçesiyle öldürüldü, 1 kadın işkencenin uzun vadeli etkisi sonucu Aralık 1999 tarihinde öldü. 1 kadın işyerinde tecavüze maruz kaldı. Ailesi hakkında ölüm kararı çıkardı.

 11 kadın gözaltında işkence sonucu çocuğunu düşürdü

* Rapora göre dört kadına zorla seks işçiliği yaptırıldı.

* Kayıtsız gözaltında taciz ve tecavüz sayısı 24

* İşkence sonucu bebeğini düşüren kadın sayısı 11

* Çocuklarıyla birlikte işkenceye maruz kalan kadın sayısı 18

* Tecavüze uğradıktan sonra hamile kalan kadın sayısı 7

* Bekâret kontrolüne maruz kalan kadın sayısı 5

* Bu kadınlardan 69’u 10-18 yaş, 532 de 18-67 yaş aralığındaydı.

 Suç işleyenlerin 381’i polis

* Gözaltında kadına yönelik cinsel taciz suçu işleyenlerden 381’i polis,119’u jandarma ve asker, 31’i özel tim, 22’si korucu, 62’si infaz koruma memuru, 4’ü itirafçı, 1’i gazeteci, 24’ü adli tutuklu, 1’, belediye başkanı, 1’i bekçi ve 35’de diğer devlet görevlileriydi. Ayrıca 104 IŞİD’li de bu suçları işledi.

Yargıtay aşamasında olan 4 dosya var

Suçlara dair toplam 192 dava dosyası olduğunun belirtildiği raporda, davaların hukuki durumu şöyle ifade edildi:

* AİHM’de sonuçlanan dava sayısı 46

* AİHM’de görülen dava sayısı  3

* Ceza Mahkemeleri’nde devam eden dava sayısı 37

* Yargıtay’da bulunan dava sayısı 12

* Takipsizlik kararından sonra itiraz edilen, henüz kararı verilmemiş dava sayısı 8

Ağır baskıya maruz kalan kadın sayısı: 155

Raporda 260 kadının da korktuğu için hukuki destek istemediği, 14 kadının da dava devam ederken davadan vazgeçtiği ifade edildi. İç hukuk yolları tükendikten sonra vazgeçilen dava sayısı ise 16. Suç duyurusu nedeniyle ağır baskıya maruz kalanların sayısı 155.

Ayrıca, 42 kadın baskılardan dolayı Türkiye içinde yer değiştirmek zorunda kaldı,  44 kadına da karşı taraf dava açtı.

Rapora dair dernekten yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Başvurucularımız arasındaki birçok kadın, başvurdukları karakollarda, polislerin ikna yöntemi kullanarak kadınları eşleriyle barıştırmak yolunda çaba harcadıklarından şikayetçi oluyorlar. Kadınlar, sokak gösterilerinde, gözaltında ve cezaevlerinde de devlet şiddetine maruz kalıyorlar. İstanbul Protokolü uygulamada çok eksik kalıyor. Gözaltında alınan kadınlar ve trans kadınlar doktor kontrolüne polis eşliğinde giriyorlar.

Kadınlar, gözaltı araçlarında saatlerce bekletiliyorlar, ıssız yerlerde dolaştırıyorlar, akıl almaz yönetmelerle dövülüyorlar. Ters kelepçe, çıplak arama, ayakta bekletme, aç ve susuz bırakma, saç çekme ve cinsel taciz, gözaltında en çok yaşanan işkence ve kötü muamele örnekleri. Emniyet ya da hastaneye gidiş gelişlerde, araçlarda yüksek volümlü ırkçı şarkılar dinletmek ve ‘ermeni dölü’ gibi ırkçı ayrımcı davranışlara muhatap olmak çok yoğun yaşanıyor.”

Kadın Dilinden Masallar Hiç Susmasın

Özden Dilek Karakışla‘nın sahneye koyduğu Kadın Dilinden Masallar, izleyici yüz yıllar öncesinde götürürken, derinlikli düşünmeye de olanak sağlıyor.

Biz masalları, Ortaköy’deki Cep Sahne’deki gösteride dinleme şansını bulduk. Bundan sonraki gösterileri de Aralık’ta aynı sahnede olacak. “Kadın Dilinden Masallar” performansı,  ilk olarak 8 Mart’ta sonra 12 Mayıs’ta izleyiciyle buluştu. Her performansın üzerine de yeni masallar ekleyerek devam eden Karakışla’nın “masal” anlatmaya başlaması, ortaokul yıllarına uzanıyor.

Galatasaray Lisesi’nde yatılı okurken yatakhanede arkadaşlarına özgün hikayeler anlatan Karakışla, Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken de sahnedeydi. Üniversite yıllarından sonra 25 yıl reklam ve iletişim sektöründe çalışan Karakışla, tiyatroyoya bu kez, çocukluktan beri anlattığı masallarla döndü:

“Anlatılmayan hiç bir şey yaşanmıyor ve unutuluyor. Ve de en önemlisi, hikaye anlattıkça, benim hiç anlatacak hikayem yok diyen bir çok insanın yaşarken fark etmediği, özünde bilgelik içeren kendi hikayelerini ve kendilerini masallar sayesinde keşfetmelerini gördüm”

 “Masallar bahane”

Karakışla, gündelik  hayatın hiç sıradan olmadığını, aslında en etkili hikayelerin anlarla dolu olduğunu ve en önemlisi bunların farkında olarak yaşanması gerektiğini vurgulayor:

“Masallar aslında bahane. Bazen masallardaki en sade, en naif, en gerçeküstü hikâye, bizi tetikler, unuttuğumuz duygularla, kendimizle yeniden buluşmamıza yardımcı oluyor.”

Masalları seçerken anonim ve içinde kadın hikayesi olanları tercih ettiğini söyleyen Karakışla, masalların bilgelik taşıyıcı özelliğinin kendisini çok etkilediğini söylüyor:

“Masalları anonim olarak seçiyorum. İçinde bir kadın hikayesi ve bilgelik olsun istiyorum. Masallarda olan bir bilgelik hayatın içindeki basit hikâyeler ama basitlik ve sıradanlık bizim unuttuğumuz duyguları yeniden düşünmemize neden oluyor.”

“Kadın Dilinden Masallar hep devam edecek”

İçindeki masallar değişse de Kadın Dilinden Masallar’ın hep devam edeceğini söyleyen Karakışla’yı kadın hikâyeleri de çekiyor:

“Kadın hikâyeleri benim ilgimi çekiyor, kadınların sezgilerini hayattaki bir takım olaylara karşı geliştirdikleri cesaretleri bence bunları aktarmak önemli kadınların daha çok anlatılmaya ihtiyacı var.”

Değişen teknolojinin insanlar arasındaki iletişimi de etkilediğini düşünen Karakışla, yüz yüze illetişimin yok olduğunu belirtiyor:

“Masallar bahane oluyor, bu masallar sayesinde insanlar yan yana geliyor. Masallarla bu kadar insan bir araya geldik duygularımızı ve düşüncelerimizi ortaklaştırdık. Bu performansı bu nedenle de önemsiyorum.  Geçmişteki önemli şeyleri basit gibi görünen güçlü olan şeyleri yeniden gündeme getirmekten dolayı mutluyum.”

Özden Dilek Karakışla hakkında

Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olan Newyork State Binghamton Üniversitesi’nde Pazarlama eğitimi aldi.  Galatasaray Lisesi tiyatro klubunde ve Boğaziçi  Üniversitesi oyunculari grubunda  çeşitli oyunlarda rol alDI. Sadri Alışık Akademi’de temel oyunculuk sertifika programını tamamlayan  Karakışla, halen Kumbaraci 50 altidan sonra tiyatroda oyunculuk yapıyor.

Fotoğraflarla 25 Kasım Kadın Direnişi

1 Ocak 2018- 23 Kasım 2018 döneminde erkekler 327 günde en az 218 kadını öldürdü.

Kadınlar erkek şiddetinine dur demek için dün İstanbul Taksim’de yürüyüş yapacaktı.

Birleşmiş Milletler’in 1999’da ilan ettiği Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde yani 25 Kasım’da polis şiddetiyle karşılaştılar. Gaz sıktı polis, kalkanlarla sürmeye çalıştı Tünel meydanından, kadınlar geri adım atmadı.

Dilara Şenkaya 25 Kasım 2018 günü yapılamayan yürüyüşün ve kadın direnişini bianet için fotoğrafladı.

Taksim’deki 25 Kasım Yürüyüşü Yapılamadı, Polis Gaz Sıktı

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma gününde, İstanbul Taksim’deki yürüyüşe polis engel oldu.

25 Kasım Platformu’nun çağrısıyla 16:00’da Tünel Meydanı’nda buluşan kadınlar, 17:00’da Galatasaray Lisesi’ne kadar sloganlarla yürüyecekti.

İstiklal’e polis ablukası

Öğle saatlerinden itibaren Beyoğlu, polisler ve barikatlarla kaplandı. Polis, Bahar Saluğu İstiklal Caddesi’ne çıkan tüm yollarda barikat kurdu. Galatasaray Meydanı’na çıkan cadde trafiğe kapatılarak, meydan abluka altına alındı.

Polis Asmalı Mescit Caddesi’yle İstiklal Caddesi’nin Ayşegül Güneştaş kesiştiği noktada barikat kurdu. Tünel’e gitmek isteyenlere izin vermedi.

İstiklal Caddesi’nde iki, Beyoğlu Belediyesi ve Şişhane’de birer TOMA olmak üzere toplam dört TOMA ve 10 polis otobüsü eylem nedeniyle bölgede hazır bulunduğu gözlemlendi.

Polis müdahale etti

Saat 17.00 sularında polis, yürüyüşün yasak ve uygunsuz olduğunu söyleyerek önce yürüyüşe izin vermedi. Alkışlar, zılgıtlar, bando ve tamburlar eşliğinde, slogan atarak yürüyüşe geçmek isteyen Zümrethen Kutluaykadınlara polis biber gazıyla müdahale etti.

Müdahale esnasında biber gazından etkilenen iki kadın fenalaşarak eylem yerinden çıkartıldı. Dağılmayan kadınlar Tünel Meydanı’nda zılgıtlar, bando ve tambur eşliğinde slogan attılar.

Polisin Meryem Aydoğdu yürüyüşe izin vermemesi üzerine basın açıklamalarını yapmayacaklarını duyuran kadınlar “Bizi tünele sıkıştıramazlar. Her yerdeyiz. Sokaklarda, sosyal medyada sesimizi duyurmaya devam edeceğiz. Şimdi dağılıyoruz ama İstiklal’in ara sokaklarında toplanmaya devam edeceğiz.” açıklaması yaptılar.

Tünel’de yapılmayan açıklama Mis Sokak’ta

Tünel Meydanı’ndan dağılmaya başlayan grup İstiklal’in ara sokaklarında tekrar Bedriye Kargı  toplanmaya başladı. Mis Sokak’ta toplanan kadınlar burada basın açıklamasını okudu.

Açıklamayı 25 Kasım Kadın Platformu’ndan Fulya Dağlı okudu. Dağlı açıklamada şu ifadelere yer verdi.

“Kadınlar her gün şiddete uğramaya devam ediyor”

“Bugün bizlerin aslında her gün karşı karşıya kaldığı, her gün karşısında canımızı, aklımızı, bedenimizi, emeğimizi, ruhumuzu savunmak için dayandığı, direndiği, sustuğu, haykırdığı erkek şiddetini, bu şiddetin devletler eliyle meşrulaştırılmasını ve uygulanmasını, dünyanın dört bir yanında görünür kıldığımız Karin Ellen Hitzel gün.

“Ama kadınlar 24 Kasım’da da, 25 Kasım’da da, 26 Kasım’da da şiddete uğramaya devam ediyor. Evde, sokakta, işyerinde, okulda, sette, adliyede, tarlada, Meclis’te… Bu yüzden mücadelemiz de bir gün değil, her gün ve her yerde. Her gün şiddetle veya şiddet tehdidiyle kuşatılmış şekilde hayatlarımızı sürdürdüğümüz bu ülkede çok iyi öğrendiğimiz bir şey var: Erkek şiddetinin de erkek şiddetini kadınları birbirlerinden ayrıştırarak N.Ö.‘haklı göstermeye’ yeltenen bu düzenin de bahanesi çok:

“Bahane çok”

“İtibarımı sarstı – Başkasıyla mesajlaştı – Cinnet geçirdim – Beni tahrik etti– Naz yaptı – Kuyruk salladı – Vurmadım, sadece ittim, düştü – Boşanmak istedi – Çocuğumu göstermedi – Verdiğim paradan fazlasını istedi – Sevdiğim için kıskandım – Sözümü dinlemedi

“Her gün bunun gibi cümlelerle kadınların Saibe Yükselir hayatı burnundan getiriliyor, canına kast ediliyor ve sonra hayat hiçbir şey olmamış gibi, birkaç özür, birkaç ceza indirimi, birkaç zoraki barıştırmayla akıp gidiyor.

“Bu şiddetin özünü cezasızlık oluşturuyor. Şiddet uygulayan erkekler açıkça yalan söylüyor, bahaneler uyduruyor, gerekçeler diziyor. Eşitliği sağlamaya yönelik, kadınları kalıcı şekilde güçlendiren sosyal politika yoksunluğu, bütçenin bunun yerine geçici “yardımlara” ve Diyanet’e ayrılması erkek şiddetinden uzaklaşmayı zorlaştırıyor.

“Pompalanan savaş hali ve dili bu şiddeti yaygınlaştırıyor, vahşileştiriyor. Üzerine bir de kriz, yoksullaşma eklenince geçim derdi şiddeti katmerliyor, şiddet karşısında sessizleştiriyor. Simge Süreyya Can Oysa bedelini hayatımızla ödediğimiz şiddetin bahanesi, gerekçesi, ikincilleştirilmesi olmaz.

2018’in ilk yedi ayında 100 bin şiddet vakası

“İçişleri Bakanlığı’nın güç bela, niyetsizce Şükran A. açıkladığı verilere göre 2017 yılında yüz binin üzerinde kadın, bu yılın ise sadece ve sadece ilk 7 ayında yüz bine yakın kadın şiddete maruz kaldı. Bu kadınlardan dört yüze yakını hayatını kaybetti.

“Yılda Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar kapsamında 80.000’e yakın suç duyurusu oluyor. Son 18 ayda 21 bin 957 çocuğun gebe kaldığı ortaya çıkıyor. Bu istatistikler sınır dışı edilme korkusuyla şikâyette dahi bulunamayan kâğıtsız göçmen kadınları görmüyor. Toplumdan saklanan, eksik gösterilen, Ümmü Akbaş hatta basına yansıyan cinayetlerin çetelesinin dahi nasıl oluyorsa altında çıkan, ciddiyetle tutulmayan verilere göre bile durum bu.

Hakkına sahip çıkmak suç haline geldi

“Katillerin, şiddet uygulayan saldırganların “iyi hal”li olduğuna, “ağır tahrik edildiğine”, her türlü delile rağmen öldürülen kadınların “intihar ettiğine” kanaat getirebilen mahkemeler, Zemzem Selver bugün 70 binin üzerinde öğrenciyi, kadınların kendilerini temsil etmek için seçtikleri milletvekillerini, kadına yönelik şiddete dair birim, merkez, sığınak kurmuş belediye başkanlarını, gazetecileri, hak savunucularını cezaevinde tutuyor. Çünkü bir kadını öldüresiye dövmek değil, hakkına sahip çıkmak suç haline getirildi.

“Tüm bunlara rağmen biz kadınların susmaya, Zübeyde Demirbozanhaklarımızdan, mücadelemizden, hayatımızdan, birbirimizden vazgeçmeye hiç niyeti yok! Kim ne derse desin, bir daha hiçbir şey ‘eskisi gibi’ olmayacak; çünkü haklarımızın, hayatlarımızın değerini iyi biliyoruz, çünkü kadın hareketi var, kadın mücadelesi var, kadın dayanışması var.

Polis Mis Sokak’ta da müdahale etti

Açıklamanın ardından Mis Sokak’tan ara Bahar Saluğu sokaklara dağılan kadınlara polis kalkanlarla müdahale etti.

* Fotoğraf ve videolar Hikmet Adal – Evrim Kepenek

“Kadına Yönelik Nefretin” Evrensel Tarihi

Kuşkusuz kadına yönelik şiddet, bugün insanlığın en büyük sorunlarından biri… Zira kadına yönelik şiddet, kökenini kadına dair duyulan ve bugün bile pek çok toplumun gen haritasında olan bir tür nefretten alıyor. Duvarlara kadınları aşağılayan yazılar yazmakla başlayan ve kadın cinayetlerine giden yoldaki her basamak bu nefretle döşenmiş durumda.

Kurulduğundan beri dünya sahnesinden sayısız medeniyet geçti, nice devletler kuruldu ve en kavi imparatorluklar dahi yıkıldı, insanlık kademe üstüne kademe atladı. Ne var ki kadına duyulan nefret her çağda devam etti.  Eski Yunan’dan, dünyanın pek çok bölgesinde kadın cinayetlerinin işlendiği günümüze kadar türlü değişimler geçirerek süregeldi. Üstelik bu nefretin izleri yalnızca toplumun “hastalıklı” bireylerin zihinlerinde değil, Platon’dan Sheakspeare ve Rousseau’ya kadar tarihin ölümsüzlük iksirini içmeyi başarabilmiş sanatçıların ve düşünürlerin eserlerinde dahi görülmekte.

Peki çağlar boyunca erkeklerin kadınlara duyduğu nefretin sebebi ne? Neden onları dünyanın bütün kötülükleri için günah keçisi ilan ediyor, cadı kazanlarına atıyor, işkence yapıyor, öldürüyorlar? Bu yüzyılda bile neden kadınları ötekileştirip siyasetin ve kamusal alanın dışına yerleştirmeye çalışıyorlar? Ve dahası neden kadınların ne giydikleriyle ve cinsel hayatlarıyla yakından ilgileniyor, onlara ne yapıp yapamayacaklarını söylemeye çalışıyor?

Bu sorulara basit ve mutlak bir cevap vermek neredeyse imkansız. Ama geçtiğimiz yıllarda Türkçeye çevrilen Mizojini Dünyanın En Eski Önyargısıadlı eserin yazarı Jack Holland bu sorulara tarihin ışığında cevap vermeye çalışıyor. Holland’a göre bu nefretin bir sebebi erkeğin kadına duyduğu cinsel arzu. Holland cinsel arzuyla nefretin aslında iç içe geçtiğini, erkeğin içindeki bu çatışma yüzünden kadının üzerinde tahakküm kurmaya çalıştığını veya ona zarar verdiğini düşünüyor.

Bu nefretin diğer bir sebebi ise, insanın doğasındaki farklı olana önyargı duyma güdüsünün, erkeklerde de kendilerine benzemeyen bu “insan cinsine” karşı korkuyu yaratıyor olması… Holland eserinde de bu nefretin, yani mizojininin çağlar boyunca nasıl dışa vurulduğunu inceliyor.

Mizojinin mutlak bir miladı yok

Holland, erkeklerin kadınlardan üstün olduğunu iddia eden düşünce ve inanç sistemi olarak tanımladığı mizojininin, kadınlara, cinselliklerini yalnızca anne olmak için kullanabilecekleri, erkeğin tamamlayıcısı olacakları kişiliksizleştirilmiş bir rol biçtiğini ileri sürüyor.  Nitekim erkekler çağlar boyu bu rolü benimsemeleri için kadınları denetim altında tutmaya çalışırlar.  Kah onları tepeden tırnağa örtünmek zorunda bırakarak, kah evden dışarı salmayarak, kah manastır duvarları içinde tutarak…

Mizojinin, elbette mutlak bir miladı yoktur. Zira o insanlık kadar eskidir. Ancak Holland’a göre mizojini, M.Ö. 8. yüzyılda insanlığın bütün günahlarının kadınların yüzünden olduğunu ileri süren söylencelerin anlatıldığı Doğu Akdeniz’de Antik Yunan ve Antik İsrail’de ortaya çıkar. Kadın düşmanlığının bu yüzyılda ortaya çıkması yazara göre bir tesadüf de değildir üstelik. Zira bu yüzyıl bu coğrafyada kadınların siyaset ve özel alanlardaki rollerinin bir hayli esnek olduğu aile hanedanlığının yerini siyasetten dışlandıkları kent devletlerinin aldığı bir dönemdir.

Bu kadim medeniyetlerin küllerinden doğan Roma’da da kadınlar için durum pek parlak olmaz. Kadınlar insanca muamele görmez. Sakat addedilen kız çocukları doğar doğmaz çöpe atılır, hayatta kalanları çocuk yaşta kendilerinden oldukça yaşlı erkeklerle evlendirilir veya seks kölesi olarak alınıp satılır. Tecavüz mağduru kadınlara suçlu gözüyle bakılır, kadınların kocalarından boşanma hakları bulunmadığı gibi kocaları kendilerini aldattığında dahi bu boşanma nedeni sayılmaz. Bu kökleşen gelenekler Avrupa’da çağlar boyunca devam eder. Öyle ki erkeğin aldatmasının boşanma sebebi olarak kabul edilmeyişi İngiltere’de 1923’e kadar sürer.

Holland’a göre, dinlerin ortaya çıkışı da mizojini tarihini önemli ölçüde etkiler. Bilhassa Tevrat’ta sözü geçen Cennet’ten kovulma hikayesinde Havva, tıpkı Eski Yunan söylencesindeki Pandora gibi bütün günahların sorumlusu olarak gösterilir.

Yahudiliğin birikimi üzerine yükselen İncil, kadın düşmanlığını yeren ve bütün insanlara sevgi duyulması gerektiğini söyleyen metinlerle dolu olduğu ve Hıristiyanlığın yayılmasında kadınların etkisinin büyük olması sebebiyle, bu yeni dinle birlikte kadınlar nispeten insanca muamele görmeye başlar. Artık kız çocukları sokağa bırakılmaz, erken evlenmek zorunda kalmazlar. Üstelik evliliğe sadakat duymak zorunluluğu kadınlar kadar erkekleri de kapsamaya başlar.

Yüceltme ya da aşağılama

Ne var ki İncil’de cinsel arzunun ve bendesel hazların kötülendiği kutsal metinleri propaganda malzemesi haline getiren Orta Çağ kilisenin çabaları neticesiyle kadın bedenine ve onun uyandırdığı arzulara karşı nefret yeniden uyanışa geçer. Bu yeni inancın fanatik müritleri, Meryem’i bakire olduğu, cinselliğinden arınmış masum bir kadın olduğu için yüceltirken, bir yandan da onun gibi olmayan kadınları aşağılık bir mahluk olarak görür. Zira mizojinide kadının yüceltilmesi veya aşağılanması aynı zihniyetin ürünüdür. Her iki edimde de kadın,  kişiliğinden ve cinselliğinden ne kadar arındığına göre muamele görür.

Nitekim kadınların cinsel arzu duymayan ve uyandırmayan bir varlığa dönüştürülme çabası çeşitli insanlık dışı uygulamalarla yakın çağ Avrupa’sına kadar devam eder. Her ne kadar Aydınlanmayla birlikte her tür köhneleşmiş ideolojiye olduğu gibi kadın düşmanlığına karşı savaş açılsa da, bu savaş kadına duyulan nefreti bitirmeye muvaffak olamaz.

Holland, 20. Yüzyıla gelindiğinde ise Avrupa’da ve Amerika’da ortaya çıkan bütün insanların eşitliğini gözeten ilkelerin, kadın haklarının da tetikleyicisi olduğunu söylüyor. Sanayi devrimi sonrası kadınların işgücüne katkılarının artması kadın hareketini hızlandırır. Ekonomide ve sosyal hayatta pay sahibi olmaya başlayan kadınlar pek çok ülkede tez vakitte seçme ve seçilme haklarına sahip olurlar. Bilhassa 1917 Ekim devrimi 20. Yüzyıl Rusya’sı ve Avrupa’sında kadın hakları açısından büyük bir dönüşümü başlatır.

Ne var ki bu üstinsan çağında önyargılar kadınların peşini bırakmaz. Bilhassa Freud’un Aristoteles’in kadını sakat insan olarak gören fikirlerini asırlar sonra tekrar gündeme alması ve Otto Weininger’in çabalarıyla Avrupa’da yeniden bir kadın düşmanlığının filizlenmesine sebep olur. Nitekim dünyayı büyük bir felakete sürükleyen Nazizimin nüvesinde büyük oranda mizojini taşıması tesadüf değildir.

Holland’a göre, kadına duyulan nefretin diğer bir dışavurumu ise onun doğurganlığını tahakküm altına almaktır. Keza çağlar boyunca kilise kadınlara gebelikten korunmanın ölümcül bir günah olduğunu öğretir. Kadınların gebelikten korunmasının önüne çeşitli engeller konur. 1960’lı yıllarda doğum kontrol haplarının yaygınlaşmasına kadar kadınlar kendilerini gebelikten korunma hakkında yoksun bırakılırlar. Ve Avrupa’da uzun çağlar boyunca devam eden bu kısıtlamalar bu gün ne yazık ki çoğu ülkede hala yürürlükte. Kadınların özgür cinsellik yaşamasını tehlike olarak gören zihniyetin çabaları sonucunda kürtaj bazı ülkelerde hala yasak. Dünya çapında her yıl, yaklaşık 25 milyon güvenli olmayan kürtaj gerçekeştiriliyor. Kürtaj yasakları olduğu bu ülkelerde her yıl on binlerce kadın, merdiven altlarında yapılan operasyonlar yüzünden ölüyor ve daha on binlercesi kısır kalıyor.

Elbette dünya kurulduğunda beri kadından nefretin tarihini bu yazıda kademe kademe anlatmak olanaklı değil. Keza Holland’ın eseri bağlamında ben bu tarihin yalnıza Batı medeniyetleri ayağını ana hatlarıyla ele alabildim. Holland eserinde Batı’daki mizojinin tarihsel gelişiminin yanı sıra Müslüman coğrafyada, Afganistan, Pakistan ve İran gibi ülkelerde kadınlara duyulan nefretin altında yatan sebepleri ve işlenen nefret suçlarını da ayrıntısıyla ele alıyor. Eseriyle, “bu erkekler kadınlardan ne ister” diye merak edenler için güzel bir başvuru kaynağı yaratıyor.

Mor Çatı: Kadın Sığınakları Feminist İlkelerle Yürütülmeli

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı 1990’da kuruldu. Vakfın kuruluşuna ulaşan süreç 1980’lerin başlarında başlayan kadınlara karşı şiddetin önlenmesine dair feminist çalışmalar ve eylemlerdi. Mor Çatı, şiddete uğrayan kadınlara psikolojik, hukukî destek veren ve sığınak desteği sağlayan bir kadın örgütü olarak faaliyetlerini o yıldan bugüne sürdürüyor.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında Mor Çatı Gönüllüleri Zuhal Güreli ve Leyla Soydinç ile Türkiye’deki sığınakların koşullarını, eksiklerini nasıl yönetildiklerini konuştuk:

“Türkiye genelinde 144 sığınak bulunuyor”

Hangi şehirlerde kadın sığınağı bulunmaktadır?

Zuhal Güreli: Türkiye’de 81 ilde kadın sığınağı var. 76 ilde ŞÖNİM (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi) var, Türkiye genelinde 144 sığınak bulunuyor. Yatak kapasiteleri 3 bin civarında. Aslında 8 bin yatak kapasitesi olması gerekiyor. Çünkü her 10 bin nüfusa 1 yatak kapasitesinin sunulması gerekiyor. Bu durum da Türkiye’deki kapasite çok eksik demek.

Sığınaklara kimler kabul ediliyor? Kabul şartları nelerdir? Sığınaklarda ne kadar süre kalınabilir?

ZG: Mor Çatı Kadın Sığınağı, Vakfa ait bir kadın örgütü sığınağı olarak geçiyor. Bunun dışında Aile Bakanlığına bağlı devlet sığınakları bulunuyor. Sığınaklarda maksimum 6 ay kalınabiliniyor ve kadının çocukların özel bir ihtiyacı varsa ya da ihtiyacı devam ediyorsa bu süre bir yıla kadar arttırılabiliyor ya da bir şekilde daha fazla da kalınabiliyor ama Mor Çatı Kadın Sığınağı’nda süre kısıtı koymuyor, kadının ihtiyacını gözetiyoruz.

Şiddete maruz kalan kadınlar için esasında bu sığınakların varlığı çok önemli. Ekonomik nedenlerle barınma ihtiyacı olan ve barınma ihtiyacını karşılayamayan kadınlar da başvurabiliyorlar ve sığınaklara onların da alınması gerekiyor. Çünkü bir kadının ve çocuğun sokakta olması yine şiddete ve istismara açık hale geleceği anlamına geliyor.

Bu nedenle o kadın ve çocukların da sığınağa alınma talebinin yapılması gerekiyor. Barınma ihtiyacından ekonomik nedenlerle başvuruda bulunan kadınlar için talebimiz sığınak yerine başka bir sosyal konut gibi bir alan çerçevesinde desteklenmesi, henüz bu sağlanamıyor. Şiddete maruz kalan kadınlar hem de akut bir şekilde şiddet görmemiş ama yine de kalma ihtiyacı olan kadınları aynı yere koyuyorlar sağlıklı bir yöntem değil.’

Sığınaklardaki yaşam koşulları nasıl?

Leyla Soydinç: Mor Çatı Kadın Sığınağı ve Bakanlığa bağlı olan sığınakların koşulları birbirinden farklı oluyor dolayısıyla bakanlıktaki durum iyi değil. Sığınaklarda yaşayan kadınlardan aldığımız bilgiye göre kalabalık, sayı yetersizliği ve personel yetersizliği var ve ciddi kurallarla yürütülüyor. Bu kurallar arasında kadının temel insan haklarına uygun olmayan kurallar da var. Mesela kadının telefon ve paralarının ellerinden alınması, giriş-çıkış saatlerinin olması gibi. Özellikle büyükşehirlerde İlk Adım Merkezleri var ve kadınlar sığınaklara gönderilmeden önce bu İlk Adım Merkezierinde kalıyor. Kalabalık ve kuralları nedeniyle kadınlar için ‘’caydırıcı yerler’’ haline gelebiliyor. Mor Çatı olarak sığınak çalışmamızı feminist ilkelerle, olabildiğince kadınların güçlenmesini, özgürleşmesini ve şiddetten uzaklaşmasını sağlayacak şekilde yürütmeye çalışıyoruz. Sığınaktaki kuralları ve yaşantıyı da bu feminist ilkelere göre kurgulamaya çalışıyoruz.

“Verilerinin gizlenmesi için şiddete uğrayan kadınlar uğraş veriyor”

Sığınağa gelen kadınların bilgileri nasıl gizli tutuluyor? Gizli tutulan bilgiler doğrultusunda mağdur olan kadınlar var mı?  

ZG: Sığınağa gelen kadınların verilerinin devlet sığınaklarında nasıl gizli tutulduğuna dair bir bilgimiz yok. Sığınakların yeri gizli olmak zorunda. Dolayısıyla kadının yerinin gizli olması gerekiyor. Gizlilik kararı da alınıyor ve örneğin kadın resmi bir işlem yaptığında hastaneye gittiğinde nerede olduğunun kayıtlarda gözükmemesi gerekiyor. Devletin veri sistemleri var ama ne kadar güvenilir olduğu bilenemiyor. Bu veriler paylaşılmıyor ve şeffaf bir şekilde kamuoyuna bildirilmiyor. Kadının kişisel verileri paylaşılmıyor ama kadına yönelik şiddetle ilgili istatistik verilerin paylaşılması ve kamuoyuna bildirilmesi gerekiyor ancak bu veriler de paylaşılmıyor. Kadına yönelik şiddette neredeyiz, bu konuda ne kadar gelişme kat ediyoruz ve kadına yönelik şiddetle mücadelede ne kadar ciddi önlemler alınıyor bununla ilgili olarak elimizde veriler bulunmuyor.

LS: 6284 sayılı kanun kapsamında kadınlar gizlilik kararı alabiliyor. Bu kararı alırken çeşitli zorluklar yaşayan kadınlar var. Bu verilerin sağlık sisteminde, eğitim sisteminde, Nüfus Müdürlüğü’nün sisteminde gizleniyor olması gerekiyor. Bu gizliliğin ŞÖNİM üzerinden yürütülmesi ve tek merkezli olarak yapılması gerekiyor. Ancak gizlilikle ilgili ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Okul kayıtlarında, hastanede, Sosyal Güvenlik Kurumları’nda bu bilgilerin gizlenmediğini, sistemin ve altyapının yetersiz olduğunu görüyoruz. Kadınlar bu kurumlara giderek tek tek bilgilerini gizlemeye ve teyit etmeye çalışıyorlar. Bu nedenle verilerde sıkıntılar yaşanabiliyor.

“Dini inanç, sosyoekonomik statü ya da eğitim durumu fark etmiyor”

Dini tutum ve davranışlar kadına şiddeti ve aile içi şiddeti etkiliyor mu?

ZG: Dini inançlara göre şiddeti tabi ki ayıramayız. Şiddeti dini inanç, sosyoekonomik statü ya da eğitim durumu hiçbiri etkilemiyor. Kadınların şiddet görmesine sebep olan en büyük faktör ataerkil bir sistemde, toplum yapısında yaşıyor olmamız. Erkekle kadın arasındaki eşitsizlik toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Kadınlar kadın olduğu için şiddet görüyorlar. Dolayısıyla sahip olduğu dil, mezhep, sınıf bunların hiçbiri şiddete doğrudan bir etken değildir. Her kesimden her dinden, ırktan kadın şiddete maruz kalıyor. Bunun kaynağındaki sebepte toplumsal cinsiyet eşitsizliği.

Sığınaklara başvuran kadınlar hangi bölgelerden başvuruyor? Eğitim düzeyleri nedir?

ZG: Eğitimli ya da ekonomik durumu iyi olan kadınların sığınağa ihtiyacı olmadığı, şiddet görmediği gibi bir sonuç çıkaramayız. Sadece o kadınların kaynakları olabiliyor, sığınağa ihtiyaç duyan kadınlar ailesi tarafından desteklenmeyen, ekonomik nedenlerle bir eve çıkamayacak yani sosyal, ekonomik kaynakları olmayan kadınlar olabiliyor. Bu kaynaklara sahip olan kadınlar şiddete maruz kaldıklarında daha kolay araçlar bulabiliyor, arkadaşından ve ailesinden destek alabiliyor ya da kendisi bir eve çıkabiliyor. Kadınlar çok iyi  imkanları olsa dahi gizli bir yere sığınma ihtiyacı duyabiliyor. Sığınakların yeri gizli olduğu için her kesimden kadın gitme ihtiyacı duyabiliyor.

Sığınaklara başvuran kadınlara nasıl bir ekonomik destek sağlıyorsunuz?

LS: Mor Çatı Kadın Sığınağı olarak temel ihtiyaçlar düzeyinde destek olabiliyoruz. Bağımsız ve feminist bir kadınörgütüyüz ve bu bağlamda aslında destek oluyoruz. Destek mekanizmalarına yönlendirme yapıyoruz, fakat sıkıntılar da yaşıyoruz. Şiddete maruz bırakılan çocuk ve kadınlara yönelik ekonomik destek sınırlı. Bizler çeşitli kurumlara yönlendirme yapmaya çalışıyoruz.

Sığınaklar sayısal açıdan yeterli mi ve güvenlik açısından değerlendirir misiniz?

ZG: Sığınaklar ve ŞÖNİM yeterli değil. Sığınak ve ŞÖNİM’in niteliklerine baktığımızda hiçbir şekilde kadınlara yeterli hizmet sunulmuyor. Bazı yerlerde sığınaklar çok az yatak kapasitesi olan yerler olabiliyor. Mesela bir ilde sadece dört yatak olduğunu öğrendik. Çoğu ilde sığınakların yetersiz olduğunu ve nitelikli çalışma yapılmadığını görüyoruz. Sığınağa gelen kadın ve çocuklar desteklenmiyor, o sığınağa ‘konuk evi’ deniliyor, kadınlar sanki oraya misafir oluyor ve aynı koşullara devam etmek üzere oradan ayrılıyor. Sığınak çalışması tam olarak kadınların güçlenmesine yönelik yapılmıyor. Dolayısıyla hem sayı yetersiz, hem sığınaklara yeterince bütçe ayrılmıyor hem de mevcut sayı yeterli gibi gözükse de nitelikli çalışma yapılmıyor. Bunların hepsi birbiriyle bağlantılı. Bütçe olmadığı için yeterli yatak kapasitesi olmuyor, yeterli personel olmuyor ve nitelikli çalışma yapılamıyor.

LS: Nüfusu 100 bini geçen belediyelerin kanuna göre sığınak açma zorunluluğu var fakat yerine getiren belediye sayısı oldukça az. Açmadıkları takdirde herhangi bir yaptırımı olmadığı için belediyeler bunu tercih etmiyor. Olması gerekene göre sığınaklar oldukça az ve ayrılan bütçelerde öyle. Sayılarının artırılması ama aynı zamanda sığınakların çalışma biçimlerinin de ciddi biçimde değiştirilmesi gerekiyor. Sığınakların kadın odaklı, feminist ilkelerle yürütülmediği biliyoruz. Kuralların, işleyişinin ve yapısının kadının özgürleşmesi, şiddetten uzaklaşmasını odağına olarak çalışma yürütülmesi olması gerekiyor.

Seçime katılım hakkı

Sığınaklarda kalan kadınların oy hakkı için bir çalışmanız var mı?

ZG: Mor Çatı Kadın Sığınağı’nda kalan kadınların oy kullanması ile problemler yaşıyoruz ve bununla ilgili yetkililere başvurularımız oluyor. Kadınların can güvenliği riskini göz önünde bulundurarak ayrı bir sandık açılması gerekiyor. Can güvenliğini riski oluşturmayacak önlemler alınması gerekiyor ama bu konu önemsenmediği için kadınların oy hakları yok sayılıyor ve hizmet sunulmuyor. Oy kullanma  talebinde bulunmak isteyen ve şikayet oluşturmak isteyen kadınlar olduğunda onlara bu konuda destek oluyoruz ve başvurularını kolaylaştırmaya çalışıyoruz.

Peki buradan devlete bu doğrultuda mesajınızı iletir misiniz?

ZG: Sığınaklarda kadının güçlenmesine ve şiddetten uzak bir hayat kurabilmesine yönelik çalışmalar yürütülmesi ve bu çalışmanın feminist ilkeler doğrultusunda yapılması gerekiyor. Bu konuda kadın örgütlerinden destek alınmasını ve sığınaklardaki çalışmaları daha nitelikli hale getirebilecek bütçenin ayrılmasını talep ediyoruz.

Akademide Toplumsal Cinsiyet Mekanizmaları Tartışıldı

Farklı illerden akademisyenler, sivil toplum temsilcileri ve toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları araştırma ve uygulama merkezi çalışanları ve gönüllüleri “Üniversitelerde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Mekanizmaları ve Kurumsallaşma Örnekleri”  çalıştayında biraraya geldi.

Çalıştayı Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Mükemmeliyet Merkezi ile Raoul Wallenberg Enstitüsü  düzenledi.

Sabancı Üniversitesi’nin Minerva Han yerleşkesinde gerçekleşen çalıştayda, katılımcılar toplumsal cinsiyet eşitliğini, üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliğini kurumsallaştırmanın yollarını, karşılaşılan engelleri ve geleceğe dönük hedefleri tartıştılar.

Sabancı Üniversitesi Araştırma ve Geliştirmeden sorumlu rektör yardımcısı Şirin Tekinay ve Raoul Wallenberg Enstitüsü Türkiye ofisi direktörü İlhami Alkan Olsson yaptıkları açılış konuşmalarında üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmalarını ve kurumsal mekanizmaların önemini vurguladılar.

Sabancı Üniversitesi Araştırma ve Geliştirmeden sorumlu rektör yardımcısı Tekinay konuşmasında Times Higher Education’ın üniversiteler arası sıralamada artık Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kalkınma hedefleri kriterlerinin de bir kısmı tarafından değerlendirileceğini, Sabancı Üniversitesi’nin de kriter olarak seçtiği hedefler arasında toplumsal cinsiyet eşitliği olduğunu vurguladı.

Eşitlik mekanizmaları araştırması

Açılış konuşmalarını Gülru Göker ve Aslı Polatdemir farklı üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet eşitliği mekanizmalarını inceledikleri araştırmayı sundular.

Farklı üniversitelerden yükseköğretimde toplumsal cinsiyet mekanizmalarına örnekler verilen sunumda, bu üniversitelerdeki toplumsal cinsiyet eylem planları ve bu çerçevede kurulan mekanizmaların sürdürülebilirliği tartışıldı ve akademide kadın olmak olgusu farklı açılardan ele alındı.

Cinsel tacizle mücadele

Günün üçüncü panelinde Yıldız Ecevit, Elif Ekin Akşit ve Olcay Karacan bulundukları üniversitelerden yola çıkarak yüksek öğretimde toplumsal cinsiyet politikalarına ve cinsel taciz ve saldırıyla mücadele amaçlı kurulan komite ve mekanizmalara dair genel noktalara değindiler.

Bu panelde konuşmacılar eylem planlarının ve üniversitelerde toplumsal cinsiyet farkındalığı yaratılmasının ana hedef olması gerektiğini vurguladılar. Aynı zamanda üniversitelerdeki cinsel taciz ve saldırıyla mücadele eylem planlarına da dikkat çektiler.

 “Yenilikçi Projeler Gerekiyor”

Çalıştayda üniversitelerde yürütülen Avrupa Birliği destekli projeler de sunuldu. Şevkat Bahar Özvarış, Türküler Erdost, Ayşe Ayata, Mary Lou O’Neil, Bahar Aldanmaz, Alper Açık ve Serhat Uyurkulak projeler üzerine konuştular.

Çalıştayda AB destekli projelerin sonucu olarak ortaya çıkan eylem planları, toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları merkezlerinin bu projeleri üniversitelerde hayata geçirmede izlenen yollar ve geleceğe dair planlar paylaşıldı.

Tartışmalarda özellikle yenilikçi ve sürdürülebilir sonuçlar doğuran projelerin gerekliliği vurgulandı.

Farkındalık

Özlem Şahin Güngör, Dilek Akbulut, Leyla Kahraman, Selda Tuncer ve Ayşe Gül Altınay’ın konuştuğu toplantının son panelinin başlığı  “Üniversitede Cinsiyetçilik ve Cinsel Tacizle Mücadele: Dayanışma Çeşitleri ve Örnekleri” idi.

Panelistler toplumsal cinsiyet eşitliği farkındalığını üniversitede yaymak ve kurumsal yapıda kalıcı olmasını sağlamak amacıyla üniversiteler ve kollektifler arasındaki dayanışmanın gerekliliğine özellikle dikkat çektiler.

Bu panelde, üniversitelerin kurumsal merdiveninde üst basamaklarda kadın yöneticilerin olmasının gerekliliği, üniversite içi eğitimlerin yaygınlaştırılması, kurumsal engelleri aşma yöntemleri tartışıldı.

Öğrencinin etkin katılımı

Çalıştay sonunda akademisyenler, öğrenciler, sivil toplum temsilcileri ve toplumsal cinsiyet ve kadın çalışmaları araştırma ve uygulama merkezi çalışanları ve gönüllüleri farklı yükseköğretim kurumlarında toplumsal cinsiyet farkındalığı yaratmak için çalışan merkezlerin ve bireylerin ortak bir platformda buluşmasının ve iletişim içinde olmasının öneminde birleştiler.

Farkındalık çalışmaları ve yürütülen eylem planlarına kurumdaki öğrencilerin de aktif ve bilinçli olarak katılımına da dikkat çekildi.

Kadınların Eylem Takvimi/ Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nde Türkiye’nin bir çok kentte kadınlar, sokaklara çıkacak, kadına yönelik şiddete dikkat çekecek. Kadınlar, İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır  gibi büyük kentlerin yanında, Trabzon, Artvin, Hatay gibi kentlerde de sokaklarda olacak.

Kadınların, İl İl Eylem Planlaması şöyle:

İstanbul

25 Kasım Platformu’nun çağrısıyla, 17:00’da Tünel Meydanı’nda buluşacak ve Galatasaray Lisesi’ne kadar sloganlarla yürüyecek. İstanbul’daki kadınların bu yılki mottosu: “Kadınların bu yılki mottosu: “”Erkek şiddetinin bahanesi çok susmaya haklarımızdan vazgeçmeye niyetimiz yok”

İstanbul’da kadınlar, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin 24 Kasım’da Beyoğlu’ndaki Zeze’de buluşacak. “Biz varız, her yerdeyiz” mottolu etkinlikte önce söyleşi gerçekleştirilecek, ardından, kadınlar, müzik dinlenecek.

Adana

Büyükşehir Belediyesi önünde toplanılacak 14.00

Ankara

Ankara’da Sakarya Caddesi’nde saat 14:00

Bodrum

Bodrum Belediye Meydanı karşısı saat 17:00

Bursa

Setbaşı’nda saat 16.30

Çorlu

Heykel Meydanı 15:00

İzmir

Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki ÖSYM önünde saat 17:00’da

Eskişehir

Eskişehir’de Espark AVM önünde saat 17:30

Kocaeli

Önce Sabri Yalım Parkı’nda saat 12:30, İnsan Hakları Parkı’nda saat 13.30

Antalya

Antalya’da Aydın Kanza Parkı’nda saat 14:00

Çanakkale

Golf Çay Behçesi’nde saat 16:00

Edirne’de Edirne Belediyesi önünde 12.30

Mersin

Pozcu AVM önünde saat 18:00

Trabzon

Uzun Sokak’ta 16:00

 Zonguldak

Madenci Anıtı önünde 16:30

Hatay

Hatay’da kadınlar, 25 Kasım’nde “Yoksulluğa, Güvencesizliğe ve Şiddete Karşı Kadınlar Birlikte Güçlü” sloganıyla 13.30 ‘da Hatay Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonunda buluşuyor.

Kayseri

Forum AVM önünde saat 15:00

Melek Özman: Cinsiyet Eşitliğinin Olduğu Bir Medya Şart

Medyada kadınlar özne olarak değil, toplumsal cinsiyet rolleriyle yer bulabiliyor. “Anne”, “eş”, “kardeş” olarak kodlanan kadınlara eğer şiddet uygulanıyorsa, yapılan haberlerde şiddet bir kez daha üretiliyor.

Örneğin, Ankara’da 31 Mayıs 2018’de katledilen üniversite öğrencisi Şule Çet’in öldürülmesine ilişkin haberlerde, Çet’in fotoğrafları defalarca servis edildiği halde iki failin fotoğrafına ulaşmak neredeyse imkansızdı.

Defalarca medyada toplumsal cinsiyet eşitlikçi haber yazımı konusunda eğitimler verilse de, yaygın basın ya da muhalif basın fark etmeksizin, haberler kadınları zaman zaman rencide ediyor ya da kadına yönelik şiddeti üretmenin aracı haline geliyor.

Film Mor’dan Melek Özman, yıllardır medyadaki erkek egemen dili inceleyen isimlerden biri.

Özman, kadına yönelik şiddet haberlerinin faillerin gözünden yazıldığını ifade ediyor:

“Bir çırpıda sayabileceğimiz istisnalar dışında, Hayır maalesef, medyada kadınlara yönelik şiddet haberleri şiddet failinin-erkeklerin gözünden, dilinden yazılıyor. Eğer adli mercilere yansımış bir şiddetse zaten direk adli raporlara, failin ifadelerinden yazılıyor ama diğer türlüsünü de ayırmak güç, gazeteci de failin diyeceklerini birebir habere katabiliyor.

“Bu sürece vakıf zaten. Bilinen, medyanın kendi yorumu-katkısını da içeren ataerkil klişeler, yargılarla, maruz kalanı teşhir eden, sorgulayan, yer yer hakim, savcı, yer yer senarist, psikolog, cinolog gibi yazılan haberler… “

“Psikolog muhabirler türemiş”

Haberleri yazarken bazı muhabirlerin adeta bir psikolog gibi davranıp, şiddetin nedenini erkeğin “cinnet” geçirmesi olarak açıkladıklarına dikkat çeken Özman, şiddeti ortaya çıkaran zihniyetin teşhir edilmediğine vurgu yapıyor:

“Misal psikolog muhabirler çok, hemen anlayıverir şiddet uygulayanın psikolojik sorunları olduğunu. Cinolog muhabir de çokça rastlanan bir tür, hemen failin cinnet geçirdiğini tespit ederler, şiddetin nedeni de cinnet geçirten cinler olur.

“Üçüncü sayfa haberinin ötesinde politik cinayetler olarak yaklaşmak, adını koymak, zihniyeti teşhir etmek, neden diye sormamaya-şiddete bahane aramamaya, cinsiyetçi bir dil-yaklaşım içinde olmamaya özen göstermek filan hak getire. “

“Haberler sayesinde failler strateji sağlıyor”

Kadın cinayetleri ve çocuğa yönelik cinsel istismar haberlerinin özensizce yazıldığını söyleyen Özman, haberler sayesinde faillerin strateji geliştirdiğini de söylüyor:

“Şiddete neden aramaktan imtina ederek, tabi ki erkek şiddetine bir meşruiyet ve dolaşım alanı sağlıyor, sürmesine katkıda bulunuyor. Faillere strateji de sağlıyor, sıkça rastlıyoruz, nasıl indirim alacaklarını, kendilerini nasıl ‘savunabilecekleri’ filan bu haberlerden ezber ediyorlar. Hoş erkek dayanışması yaygın,  gazete okumayan bir faile indirim alması için ifadesinde neler demesi gerektiği karakolda da söylenebiliyor.”

Çözüm: Cinsiyet eşitlikçi medya

Özman, bağımsız, demokratik; her kademesinde cinsiyet eşitliğinin sağlandığı bir medyanın şart olduğu görüşünde:

“Meslek ilkeleri, etiği, var olan ilkelerin de geliştirilmesi… Tabi ki bunlarla birlikte meram edilmesi lazım bu ayrımcı olmayan, eşitlikçi yaklaşımın geliştirilmesi, ilkeler haline getirilmesi, yaygınlaştırılması için bir tür sihirli iksir muamelesi yapmadan eğitim de faideli olur.

“Bazen genel toplumsal tepkinin geliştiği durumlarda herkes şiddete karşı en duyulur sesle en radikal sloganı atmaya çalışıyor. Bir tür şiddete karşı ses çıkar hezeyanı geliyor geçiyor, çok şık eğitimler, atölyeler filan da yapılıyor ama slogandan, etkinlikten ötesine geçmek zorunda medya da.”

Erkekler 2018’in ilk 327 Gününde 218 Kadını Öldürdü

Grafik: Yağmur Karagöz

Erkekler, 1 Ocak 2018 – 23 Kasım 2018 dönemindeki 327 günde Türkiye’nin birçok ilinde, en az 218 kadını öldürdü. Erkekler, 218 kadının 52’sinibıçakla, 31’ini ateşli silahlarla14’ünü boğarakaltısını darp ederek, ikisini işkence ederek katletti.

Öldürülen kadınlar ve kız çocuklarının isimleri:

Ocak 2018

Ceyda Aycan, Elham Atıfı, Fatma B. , Fatma Khillo, Gülhan Güler, Halime Sadad, Hüsnü Sarıkaya, Neslihan Kaya, Selva Hidir, Semiye Beyoğlu, Serpil K., Zeynep Fedakar, Media Akdağ.

Şubat 2018

Asiye Kılıçer, Ayşe Başaran, Ayşe Şahin, Bedia B., Behria Aljalmound, Cansu Özdağ, Ebru Çetinkaya, Fadime Korkmaz, Gamze Kuru, Ganime Varsak, Gizem Eşit, Hatice Koç, Hatice Y. , Hürü Temiz, Leyla Karal, Melek Ketman, Melike Çetinkaya, Nisrin Kirdi, Sefika Sever, Serpil Halat, Zuhal Kırlangıç.

Mart 2018

Aynur K., Cennet Esen, Filiz Bolkan, Gül Gülizar Ayalp, İlknur Ç., Kristina, Kübra Fırat, Lale Yanık, Muradiye Bektaş, Müzeyyen Laçin, Yryskul Zheenbek Kyzy.

Nisan 2018

Betül Altıntaş, Deniz Arinç, Derya Çolak, Elif Tul, Esen Dülger, Hanife Bicil, Kübra Nur Yılmaz, Öznur D. Rezzan Gündoğan, Rona Güllü, Serpil Ertekin, Sevil Bektaş, Sevinç A. , Şenur Topdemir, Türkay İsayova, Vicdan Özetçi, Zübeyda Kamay.

Mayıs 2018

Ayşe Karahan, Aytekin Muzmun, Çiğdem Alpaslan, Derya Kuru, Gonca Aksakal, Gülhizar Ersöz, Hanife Akdişli, Havva Sakin, Hülya Büyükkaplan, İmran Kandemir, İpek Yılmazcan, Kıymet Özkan, Mühibe E., Nazihe Temel, Nezihe Uçar, Nilay Güngör, Nurhan Doğan, Pınar Çelik, Rümeysa Sakin, Satı Fındık, Seher Çetindaş, Selver Kaya, Sezen Alkan, Suna Doğru, Şule Çet.

Haziran 2018

Ayşe Aruk, Dima Ashalem, Döne Aksu, Elif Kaya Yavuz, Emine Selim, Esra K., Fadime Y., Fatma Fağırci, Fatma Gülistan, Gülsüm Köse, Gülşen Yakar, Heyran Hüseyinova, Melek Sarkarbalkanıgeçen, Meryem Aydoğdu, Müge Çoban, Neşe Üçücü, Nur Ş., Nurşen E., Oya Öztürk, Özgül Uçaçelik, Rafiye Ata, Sevgi Aslan, Sevilay Aka.

Temmuz 2018

Aysel Kurt, Ayşegül Çelik, Emine Karakılıç, Fehime Küçük, Filiz Yahya, Gülşen Narşap, Güneş Karaçuban, Hatice Uzun, Kader Key, Karin Ellen Hitzel, N.Ö., Saibe Yükselir, Simge Süreyya Can, Şükran A., Ümmü Akbaş, Z.İ.
Zemzem Selver, Zübeyde Demirbozan, Zümrethen Kutluay

Ağustos 2018

Ayşegül Güneştaş, Bahar Saluğu, Belma Yavuz, Cahide İnan, Elif E. Esra Ateş, Gülşen Eken Bulut, Hasret SoyluHuluud Hemdos, Işıl Kaya, Kübra Oğur, Melak Akta, Mine İ., Nazıra Bajanova, Nuriye Yasak, Sarıgül Hamarat
Sevgi Arslan, Sevim Taşdemir, Türkan Güneştaş, Veslie Kaya

Eylül 2018

Aynur Gedik, Bedriye Kargı, Birsen Ş., Elif Parlakyıldız, Emine Orki, Esma Aksakal, Fulya Arpat, Gönül Demir, Güneş Çağraş, Hanım İzollu, İmane Marras, Jale Çağlar, Makbule Kocaman, Nuray Çil, Nurten Avat, Pakize Kurt, Sezen Aslanbaba, Suna Özbey, Şengül Sezgince, Tuğba Yıldırım, Zehra Kaya, Zekiye Keleş.

Ekim 2018

Ayşe Özcan, Cemile Kızıltaş, Dilek Marabi, Elmas Demir, F.Ş, Fatma Güraslan, Hamide Çavdar, Havva Çay, İkram D. , Khomedova Mekhriboni, Media Hasan, Meryem Karaca, N.Ç, Özlem Meşeli, Özlem Uçar, Şevval Sürgün, Şeyda Ayyıldız, Turna Gül Çuntar, Ümmühan Taşpınar, Ziynet Terzi

Kasım 2018

Cemile Kılavur, Emine A., Emine D., Günay Torun, Hanife Babayiğit, Naili Nutfulliana, Nazan Dedeoğlu, Özlem Çınar, Rahime Gencer, Samiye Ö., Sedef Şen, Sezen Serpil, Sibel Akpınar, Songül Güleçyüz, Zahide Oğuz.

Ayrıca, erkekler kadınlardan birini benzinle yaktı, birini eşarpla boğdu, birini satırla, birini kazma, birini de keserle birini orakla katletti.

Cinayetlerin, en az altısını akrabaları, 11’ini eski kocaları, 18’ini sevgilileri,100’ünü resmi nikahlı kocaları12’sini dini nikahlı kocaları işledi. Kadınların en az beşini oğulları, yedisini babaları katletti. En az iki kadını da erkek kardeşi katletti.

Erkekler, 327 gündür işledikleri cinayetlerde, Ocak’ta 13 kadından en az yüzde 31’ini, Şubat’ta 25 kadından yüzde 36’sını, Mart’ta 14 kadından yüzde 28’ini, Nisan’da 20 kadından yüzde 40’ını, Mayıs’ta 25 kadından yüzde 16’sını, Haziran’da 23 kadından yüzde 48’ini, Temmuz’da 20 kadından yüzde 55’ini, Ağustos’ta 20 kadından yüzde 20’sini, Eylül’de 23 kadından yüzde 22’sini, Ekim’de 20 kadından yüzde 20’sini ve Kasım’da 15 kadından en az yüzde 15’ini boşanmak istedikleri için katletti.

Tam 327 gündür işlenen cinayetlere dair önemli noktalar şöyle:

Ocak

* Bir kadın erkek kardeşleri tarafından kaçırıldı. Şikâyetçi olmadığı ağabeyleri hakkında işlem yapılmadı, kadın ise sığınmaevine yerleştirildi.

* Babasının cinsel istismarına uğrayan bir kadın intihar etti.

* Kadınların yüzde 31’i ayrılmak/boşanmak istediği için öldürüldü.

* Kadınların yüzde 54’ünü kocaları öldürdü.

* Ocak’ta öldürülen 13 kadından ikisi Suriyeli, ikisi Afganistanlı sığınmacılardı.

Şubat

* Karabük’te eşcinsel bir erkek nefret cinayeti sonucu öldürüldü. 2018 yılında medyaya yansıyan ikinci nefret cinayeti oldu.

*Bir kadın, kendisine tecavüz eden polis memurunun tutuksuz yargılandığı duruşmadan önceki gün intihara teşebbüs etti. Sanık polis memuru, beraat etti.

* Üç kadın ise şüpheli bir şekilde ölü bulundu.

Mart

* Mart’ta erkek şiddetinin yöneldiği 83 kadının yüzde 7’sini trans kadınlar, yüzde 11’ini göçmen/mülteci kadınlar oluşturdu.

* Cinayetlerin yüzde 78,5’i ateşli silahlarla işlendi.

* Kadınların yarısını kocaları öldürdü.

Nisan

* Öldürülen kadınların yüzde 10’u göçmen veya mülteciydi.

* Cinayetlerin yüzde 15’i kamusal alanlarda, yüzde 35’i kadınların evindegerçekleşti.

* Kadınların yüzde 40’ı ayrılmak/boşanmak istediği ya da birliktelik/barışma teklifini reddettiği için öldürüldü.

Mayıs

* Bir erkek karısını, kadın uyurken öldürdü. Polis memuru olan bir erkek, yeni boşandığı karısını öldürdükten sonra intihar ettiğini öne sürdü; önce adli kontrolle serbest kalan katil, daha sonra tutuklandı.

* Kadınların yüzde 48’ini kocaları veya eski kocaları öldürdü.

* Mayıs ayındaki kadın katillerinden biri polis, biri emekli polis, biri ise zorunlu askerdi.

Haziran

* Öldürülen 23 kadından 3’ü Suriye’deki savaştan kaçıp Türkiye’ye yerleşen mültecilerdi.

* Kadınların yüzde 48’i boşanmak/ayrılmak istedikleri ya da birliktelik/barışma teklifini kabul etmedikleri için öldürüldü.

* Cinayetlerin yüzde 17’si kadınların kolluk kuvvetlerine ve savcılıklara yaptıkları başvurulara rağmen işlendi.

* Haziran’da 23 kadın katilinden ikisi profesyonel asker, biri polis memuru, biri ise özel güvenlik görevlisiydi; cinayetlerin üçü erkeklerin beylik tabancasıyla işlendi.

* Öldürülen kadınlardan üçü ise erken yaşta zorla evlendirilmişti; biri 21, biri 19, biri ise 18 yaşında kocaları tarafından öldürüldü.

Temmuz

* Temmuz’da bir trans kadın öldürüldü, bir trans kadın yaralandı. Her iki olayda da failler kadınların sevgilisiydi.

* Öldürülen kız çocuğu ise 17 yaşındaydı. Kendisine bakacak bir ebeveyni olmama, yoksulluk ve şiddet gibi nedenlerle devlet koruması altına alınan çocukların kaldığı yetiştirme yurdundan kaçan Şükran’ı babası sokakta bıçaklayarak öldürdü.

* Cinayetlerin yüzde 10’u kadınların şikayetlerine rağmen gerçekleşti. 1 ay önce karısını yaralayıp serbest bırakılan bir erkek, Temmuz’da karısını öldürünce tutuklandı. Bir kadın ise öldürülmeden bir gece önce ailesini arayıp yardım istemişti.

Ağustos

* Öldürülen kadınların yüzde 15’i göçmen ya da mülteciydi (İkisi Suriyeli, biri Türkmenistanlı üç kadın).

* Bir cinayet kadının defalarca şikayet etmesine rağmen gerçekleşti; bir kadın ise öldürülmeden üç gün önce sığınmaevinden çıkmıştı.

* Kadınların yüzde 20’si boşanmak/ayrılmak istedikleri için öldürüldü.

* Üç kadın kamusal alanlarda, iki kadın evinin önünde, 13 kadın ise evlerinde öldürüldü.

Eylül:

* Cinayetlerin yüzde 22’si sokak, kafe, adliye önü gibi kamusal alanlarda, yüzde 13’ü ise özel araçlarda gerçekleşti.

* Öldürülen kadınlardan biri Faslıydı.

* Üç katil cinayetin ardından intihar etti, ikisi intihara teşebbüs etti. İki fail ise teslim oldu.

* Faillerden ikisi daha önce kadın cinayeti işledikleri için cezaevinde kalmıştı.

Ekim

* Cinayetlerin 15’i evde, üçü sokakta, biri kadının iş yerinde ve biri de dağlık alanda gerçekleşti.

* Öldürülen kadınlardan biri Suriyeli biri de Özbekistan’lıydı. Öldürülen 4 ve 6 yaşlarındaki iki çocuk da Suriye’liydi.

* Kadınların dördü barışma teklifini reddettikleri için, ikisi, “kıskançlık” bahanesiyle öldürüldü. Bir kadın iki işyeri kiracısı, bir kadın komşusu, bir kadın da kardeşi tarafından öldürüldü.

Kasım

* Öldürülen en az dört kadının uzaklaştırma kararı vardı.

* Nisan 2018’de öldürülen Nazan Dedeoğlu’nu intihara yönlendiren B.Y’ye “Başkasını intihara yönlendirme halinde intiharın gerçekleşmesi” suçundan dava açıldı.

* Mersin’de 25 Şubat 2010’da öldürülen Özlem Çınar’ın cinayet zanlısının babası H.Ç olduğu ortaya çıktı.

“Suudi Arabistan’da Mahpus Kadınlara İşkenceye Son Verilsin”

Uluslarası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 20 Kasım 2018 Salı günü yaptığı iki ayrı açıklamada, Suudi Arabistan’da, tutuklu kadın hakları aktivistlerine işkence ve tecavüz edildiğini vurguladı.

Açıklamada, siyasi tutukluların, IŞİD ve El Kaide üyelerinin de bulunduğu mahpusların tutuklu olduğu Dhabhan Cezaevi’nde kadın hakları aktivisti üç mahpus kadının, sorgulama sırasında kırbaçlandıklarını, elektroşoka maruz kaldıklarını, tecavüze ve tacize uğradıkları ifade ediliyor.

“Mahpuslar ayakta durmakta zorlanıyor”

Yine açıklamada, 2018 Mayıs ayından beri herhangi bir suçlama olmadan göz altında bulunan aktivistlerin de aralarında bulunduğu mahpuslar, işkence nedeniyle sağlık sorunları yaşadıklarını, yürümekte ve ayakta durmakta zorlandıklarını belirtiliyor. Aktivistler, maske takan görevliler tarafından sorgu esnasında cinsel tacize uğradıklarını, zorla sarılmaya ve öpülmeye maruz kaldıklarını ve aralarından en az birinin birçok kez intihar girişiminde bulunduğunun ifade ediliyor.

Maalouf: Kadın hakları aktivistlerine şiddet uygulanıyor

Uluslararası Af Örgütü Ortadoğu Araştırma Direktörü Lynn Maalouf, kadın aktivistlerin ifade özgürlüklerini barışçıl bir şekilde kullandıklarına dikkat çekerek şunları söylüyor:

“Cemal Kaşıkçı’nın acımasızca öldürülmesinden sadece birkaç hafta sonra işkence, cinsel taciz ve diğer kötü muamele biçimlerine yönelik bu insan dışı bildirimler, eğer doğrulanırsa, Suudi yetkililerin işlediği korkunç insan hakları ihlallerini daha da açığa çıkar.  Suudi otoriteler, barışçıl bir şekilde ifade özgürlüklerini kullanan kadın hakları aktivistlerin özgürlüğünü yasadışı bir şekilde ellerinden almakla kalmadı, onlara şiddet de uyguluyorlar.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü Orta Doğu direktörü Michael Page de temel haklarını kullanan kadınlara işkence uygulayan her hükümetin sert tepkiyle karşılanmasını gerektiğini ifade ediyor.

Suudi Arabistan: İşkence Yok

Suudi yetkililer açıklamalar sonrası hapishanelerde “işkence uygulanmadığını, işkencenin desteklenmediğini ve izin verilmediğini” iddia etti.

Karikatürcü Carlos Latuff’un #women2drive (Kadınlar Direksiyon Başına) Hareketi için çizdiği karikatür

Tutuklu mahpuslar arasında ilk kadın sürücü al-Fassi de var

Tutuklu kadın hakları aktivistleri arasında, Suudi Arabistan’ın kadınların araba kullanma yasağını kaldırması için kampanya başlatan aktivistlerdenLoujain Al-Hathloul, Suudi Arabistan’da feminist hareketlerde rol almış Aziza Al-Yousef, kadın tarihi profesörü ve Suudi Arabistan’da ehliyet verilen ilk kadın sürücü Dr. Hatoon al-Fassi ve birçok kadın avukat ve entelektüel bulunuyor.

al-Fassi ayrıca tutukluluğu sırasında 17 Kasım 2018’de Orta Doğu Çalışmaları Derneği tarafından Akademik Özgürlük Ödülü verilmişti. Tutuklu bulunmayan birçok başka kadın aktivist ise yurt dışına çıkış yasağı altında.

Suudi gazeteciler kadın aktivistleri “vatan haini” olarak suçluyor

Aktivistler, avukat tarafından temsil edilmeyi ve hukuki yargı sürecinin başlamasını bekliyorlar. Prens Muhammed bin Salman, aktivistlerin ülkenin güvenliğini tehdit ettiklerini ve ülkenin düşmanlarına yardım ettiklerini iddia ediyor. Suudi gazeteler kadın aktivistleri “vatan haini” olmakla suçluyor ve aktivistlerin yargılanması durumunda teröristlerin de yargılandığı Özel Suçlar Mahkemesi tarafından 20 yıla kadar hapis cezasına çarptırılabileceği öngörülüyor.

Mahpus aktivistler, Dhahban Cezaevi’ndeki görevlilerin kendilerini işkenceleri ve hapishane işleyişini ailelerine anlatmamaları için tehdit ettiğini söylüyor; bazılarının aylarca kimseyle görüştürülmeden hücre hapsinde bulunduklarını belirtiyor.

Kral Selman bin Abdülaziz ve oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Salman, geçen yıl başlattıkları modernleşme çalışmaları ve kadınlara ehliyet hakkı verme yönündeki çalışmaları için övülüyordu.

Ne olmuştu?

24 Haziran 2018’de kadınların ehliyet alabilmesi yasallaşana kadar, Suudi Arabistan kadınların motorlu taşıt kullanma hakkına sahip olmadığı tek ülkeydi. Kadınlar Direksiyon Başına Hareketi (Women to Drive) bünyesinde, Riyad’da 1990 yılında kadınların araba kullanma hakkı için protesto ederek araba kullanan birçok kadın tutuklanmıştı. Arap Baharı’nın etkisiyle 2011’de en az yetmiş kadın protesto amaçlı araba sürdü. Sürücülerden biri Shaima Jastania, on kırbaç cezasına çarptırıldı ancak hüküm sonradan kaldırıldı. Uluslarası Af Örgütü 23 Ağustos 2018’de yaptığı açıklamada Kadınlar Direksiyon Başına Hareketi’nden on iki kadın aktivistin tutuklu olduğunu duyurdu.

* Bu haberi www.amnesty.org ve https://www.hrw.org adreslerinden derledik.

** İlk kare: Loujain al-Hathloul (en sağda), Vanity Fair dergisinin Ekim 2016 sayısı için Meghan Markle ve İrlanda eski başbakanı Mary Robinson’la aynı fotoğrafta poz vermişti.

*** İkinci kare: Suudi Arabistan’ın kadınların sürüş yasağını kaldırmasını desteklemek için düzenlenen bir organizasyondaki sürüş simulatöründen. Sam Tarling, The Telegraph.

Babası Annesini Öldürten Neslihan A.: Vicdanım Susma Diyor

“Suçlu olan hak ettiği cezayı almadı. Annemdi sonuçta, hakketmediği bir şey yaşadı.”

Suçlu dediği kişi babası ve amcaları. Annesini öldüren babası ve amcası şuan cezaevinde.

Neslihan A., 21 yaşında, üniversite öğrencisi. Hayatını kökten değiştiren cinayet için böyle diyor.

Neslihan’ın annesi Ayten Demirci ve babası Necdet A., yaklaşık yedi yıl önce boşandı. Elazığ Adliyesi Aile Mahkemesi, biri oğlan üç kız, dört çocuğun velayetini anneye verdi.

Aynı kentte yaşayan Demirci ve Necdet A.’nın arasındaki gerginlikler boşanmalarının ardından da sona ermedi. Ayten Demirci, Amasya’ya yerleşti ve orada başka bir erkekle evlendi.

Necdet A., dört çocuğu da annelerinden almak için Elazığ Adliyesi’nde velayet davası açtı. Anne Ayten, 11 Mart 2014 olarak belirlenen velayet davası gününü beklemeye başladı.

Çocuklara da şiddet uygulandı

Neslihan, şimdilerde, annesinin katledilmesinde büyük rol oynadığını düşündüğü kişinin babasının amcası olduğunu söylüyor. Çocuklar babalarının yanındayken ise amcasının kendisine “Annenin yerini söyle” diyerek şiddet uyguladığını anlatıyor.

Duruşmanın görüleceği 11 Mart 2014 günü geldiğinde Neslihan annesine, “Sen gelirsen bizi sana verirler mahkemeye gel” dedi. Anne Ayten Demirci’nin ailesi ve avukatları, baba Necdet Atıcı ve ailesi, anne Ayten’e zarar verir diye gelmemesinden yanaydı.

“Çocuklarımı ancak hakim karşısına çıkarsam alırım” diye düşünen anne Ayten Demirci, Amasya’dan Elazığ’a indiği an yanına koruma polisi verildi.

21 el ateş edildi

Elazığ Adliyesi’ndeki duruşmada mahkeme bir kez daha çocukları anneye verdi. Mahkeme çıkışında, yerel mahkeme kararında da belirtildiği  üzere, Elazığ Adliyesi önünde, Ayten Demirci’yi kocası Necdet A.’nın azmettirdiği özel güvenlik görevlisi amcası Ahmet A. 21 el ateş ederek tabancayla katletti.

Neslihan’ın hayatı babaların annelerini öldürdüğü çocuklardan sadece bir örnek. Ayten Demirci de Türkiye’de erkeklerin ateşli silahlarla öldürdüğü yüzlerce kadından biri.

bianet’in hazırladığı Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre, Ayten Demirci’nin öldürüldüğü 2014’te öldürülen 281 kadından 165’i ateşli silahlarla katledilmişti.

Son dört yılda 1116 kadının en az yüzde 55’i ateşli silahlarla katledildi

2014 yılında, erkekler tarafından öldürülen 281 kadının yüzde 59’u, 2015’de öldürülen 284 kadının yüzde 56’sı, 2016’da öldürülen 261 kadının yüzde 51’i ve 2017’de öldürülen 290 kadının yüzde 55’i ateşli silahlarla katledildi.

Bu rakamlar, 2014’den bu yana öldürülen 1116 kadının en az yüzde 55’sinin ateşli silahlarla öldürüldüğü anlamına geliyor.

Kız kardeşleri nerede Neslihan orada

Ayten Demirci katledildikten sonra, o zaman 17 yaşında olan ve üniversiteye hazırlanan Neslihan’ı ve biri dokuz diğeri sekiz yaşında olan iki kız kardeşini şimdilerde adı Sevgi Evi olan Çocuk Esirgeme Kurumu’nun çocuk yuvası/yetiştirme yurtlarına verdiler. O dönem 15 yaşında olan oğlan kardeşleri ise babasının ailesiyle kaldı.

Cinayetin ardından tam 10 ay sonra hazırlanan iddianamede, Ayten Demirci’yi “planlayarak ve tasarlayarak öldürdükleri” gerekçesiyle, baba ve amcaya Türk Ceza Kanunun 82/1 maddesi gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Elazığ Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada, her iki faile de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Sanık avukatları Yargıtay’a başvurdu.

Sanat tarihi okuyor, çalışıyor

Neslihan ve iki kız kardeşi önce Elazığ’daki sevgi evlerinde kaldı. Bu sırada Neslihan üniversiteye hazırlandı, sanat tarihi bölümünü kazandı.Kız kardeşlerini Konya’daki sevgi evlerine gönderince o da kardeşlerinden ayrılmamak için Konya’ya gitti.

Ama kardeşleri Konya’da da çok kalamadı; başka bir sevgi evlerine gönderildiler. Neslihan da oradaki üniversitede eğitimine devam etti.

Şu an o kentte esirgeme yurdunda kalıyor iki kız kardeş. Neslihan da orada eğitimini sürdürüyor; hem de özel bir şirkette çalışıyor. Yaşı nedeniyle artık yurtta kalamıyor. Çalışıyor ve kardeşlerini okutuyor.

“Bize de bir şey yaparlar”

Annesi öldürüldüğünde üniversite hayalleri kuran lise öğrencisi olan Neslihan, bugününü “Kardeşlerim için yaşıyorum” diyerek özetliyor:

“Babam ve erkek kardeşi cezaevinde, ağırlaştırılmış müebbet cezası aldılar ama büyük amcaları halen dışarıda. Esas onun tutuklanması gerekli. Çünkü, hepimize şiddet uygulayan da oydu, babam onun yüzünden böyle bir karar verdi diye düşünüyorum. Bize de bir şey yapar diye korkuyoruz.”

Öfkesi çok büyük ama gözlerindeki ışıltıyı söndürecek kadar değil.

“Annem, bunu hakketmedi, hangi kadın çocuklarını istiyor diye öldürülebilir” diyor sonra ekliyor:

“Keşke babam da bu işin içinde olmasaydı, onu affedebilme olasılığımı elimden almasaydı. O benim babam ama yine de ben onu affedemem. İnsan kendi başına gelince anlıyor. Hiç bizim de öyle bir durum içinde olacağımızı düşünmezdim. Babamın ve amcalarımın hakettiği cezayı aldığını düşünmüyorum. Hepimizin hayatı mahvoldu.

“Annem sadece çocukları yanında olsun istiyordu. Benim vicdanım sızlıyor. Anneme herkes mahkemeye ‘gitme’ dediği halde ben git dedim. Mahkeme onu görürse bizi anneme verir diye düşündüm. Adliyeye gitmeseydi annem yaşıyor olurdu diye düşünüyorum.”

“Vicdanım konuşmam gerektiğini söylüyor”

Annesini kaybettikten sonra, kadın cinayetleriyle yüzleştiğini söyleyen Neslihan, “Ne kadar çok kadın öldürülüyormuş, hiç bilmiyordum,” diyor.

“Benim annem yanında koruma polisi varken öldürüldü. Düşünebiliyor musunuz? Onu korumakla görevli olanlar o kurşunlar sıkılırken ne yapıyordu? Geceleri bunları düşünmekten uyuyamıyorum.

“Bazen susayım anlatmayayım diyorum ama vicdanım konuşmam gerektiğini söylüyor. Asıl suçluların ceza aldığını düşünmüyorum. Evet biri babam biri amcam; ceza aldılar ama cinayetin içinde babamın ailesinden başkaları da olduğunu düşünüyorum.”

“Adalete de erkeklere de inancım kalmadı”

Neslihan’ın bu olaydan sonra adalet sistemine ve erkeklere olan inancı sarsılmış. Hayatında bir erkeğe yer olabilir mi hiç düşünmemiş, sadece ayakta kalmayı ve kardeşlerini okutmayı istiyor. “Kız kardeşlerim var, ayakta durmalıyım” diye sürdürüyor sözlerini.

“Kız kardeşlerimi okutmam gerekli. İkisi de çok akıllı, ileri de meslekleri olsun istiyorum. Bize destek olan, kardeşlerimin okumasına maddi manevi destek olan bir sürü kurum var. Hepsine teşekkür ederim. Arkadaşlarım, ‘Nasıl yapıyorsun da gülümsüyorsun?’ diye soruyorlar. Kız kardeşlerim için gülümsüyorum. Gülümsemezsem hayata tutunamam.”

“Eylül Tacize Uğrayan Arkadaşlarına Umut Oldu”

Lisedeyken öğretmeni tarafından tacize uğrayan Eylül’ün, öğretmeni hakkında açtığı davanın ilk duruşması bugün Küçükçekmece 17. Asliye Mahkemesi’nde görüldü. Sanık S.D. suçlamaların hiçbirini kabul etmezken, duruşma 14 Mart 2019’a bırakıldı.

Eylül, lisedeyken kendisini Whatsapp üzerinden attığı mesajlarla taciz eden öğretmeni hakkında okul tarafından yürütülen soruşturmadan sonuç alamayınca üniversiteye başladığı bu yıl olayı mahkemeye taşımış ve yaşadıklarını bianet’e anlatmıştı.

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı coğrafya öğretmeni hakkında “çocuğa karşı cinsel taciz” ve “basit tehdit” suçlamaları ile iddianame hazırlamıştı.

Davanın ilk duruşmasında Eylül ve sanık coğrafya öğretmeni S.D. mahkeme salonunda hazır bulundu. Sanık herhangi bir avukat talep etmediğini belirtti.

Sanık S.D.: Cümlelerim içinden cımbızla çekilmiştir

Duruşmada ifade veren sanık S.D. gönderilen mesajların kendisine ait olduğunu kabul etti. “Benim göndermemden ziyade karşılıklı bir mesajlaşma söz konusu. Cümlelerim içinden cımbızla çekilip alınmıştır” dedi.

Hakim: Niye Eylülüm diyorsunuz?

Konuşma sırasında Eylül’den “Eylülüm” diye söz etmesi nedeniyle Hakim Seda Yıldıran Nazlım “Niye Eylülüm diyorsunuz? Diğer öğrencilerinize de böyle hitap ediyor musunuz?” diye sordu.

Sanık, “Kızım derim, canım derim. Onlar benim canım. Bunda bir sakınca görmüyorum. Bir öğretmenin kızım demesi canım demesi suçsa ben suçluyum” diye yanıtladı.

Öğrencileriyle içki içip içmediği sorulduğunda ise bunun yalnızca bir konuşma olduğunu, eyleme geçmediğini belirtti. Tehdit etme eyleminin ise gerçekleşmediğini, yalnızca duyduğu üzüntüyü paylaştığını söyledi.

Sanık S.D.: Yargıyla beni baskı altına almaya çalışıyorlar

S.D. ifadesinin sonunda “Aradan iki sene geçmiş mezun olmuş, iki bakanlık müfettişi beni sorgulamıştır. Burs aldığı kurumlardan, sosyal medyadan saldırıyorlar bana. İtibarım zedelenmiştir. Olay iyice geliştirilmeye çalışılıyor. Yargıyla beni baskı altına alıp suçlamayı düşünüyorlar” sözlerini söyledi.

Eylül: Beni dersten çıkarıp kendi dersine çağırıyordu

Söz alan Eylül ifadesinde “İlk kez 10. sınıfta dersime girdi. Hakkında birçok söylenti duyuyordum ancak inanmak istemiyordum. Okul yönetimi birçok kez uyarıda bulunmasına rağmen, beni ders anlattırmak için dersimden çıkarıp, kendi dersine çağırıyordu” dedi.

İfadesinin devamında “Kız öğrencilerin olduğu ortamlarda cinsel içerikli espriler yapmasından rahatsız olup ilişkimi kesmeyi denedim. Sonra da bu gece gelen mesajlaşmalar yaşandı” dedi. “Bir süre ne olup bittiğini idrak etmeye çalıştım” diyen Eylül, sonrasında şikayetçi olmaya karar verdiğini belirtti.

Şikayetinin sonrasında ise öğretmeninin kendisini dersten çıkarıp “Sen de üzülürsün ben de üzülürüm” diyerek suçlamasını geri çekmesi için tehdit ettiğini öne sürdü.

Duruşma 14 Mart’a bırakıldı

Avukat Neziha Erten, Eylül’ün savunmasına katıldığını belirtti. Tanık olarak mesajlarda ismi geçen öğrencinin, dersinden çıkardığı öğretmenin ve “tehdit” konuşmasının şahidi olan kişilerin dinlenmesini talep etti.

Avukat Bengisu İçen ise İlerici Kadınlar Derneği adına davaya katılım talebinde bulundu.

İfadelerin tamamlanmasından sonra, duruşma 14 Mart 2019’a bırakıldı.

“Eylül tacize uğrayan arkadaşlarına umut oldu”

Duruşma sonrasında yapılan basın açıklamasında “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele gününün öncesinde yine bir taciz davasında, adalet arayışında bir araya geldik. Ülkede taciz, şiddet, tecavüz sistematik bir şekilde devam ediyor ama Eylül bunlara sessiz kalmadı. Kendi okulunda tacize uğrayan arkadaşlarına umut oldu” denildi.

Avukat Neziha Eken söz alarak duruşma hakkında bilgi verdi. “Sanık klasik bir erkek savunması olarak davayı takip edenleri, Eylül’ü suçladı. Bu olay ifşa edildiği için basını suçladı” dedi. “Kadınlara yönelik her dava politik davalardır” diyen Eken, takip eden kadın örgütlerine ve çocuk örgütlerine teşekkür etti.

Eylül: Tek mağduru ben değilim

Söz alan Eylül, “Sistematik bir şekilde tacizlerine devam eden bir insandan bahsediyoruz. Bunun tek mağduru da ben değilim. Bunun açığa çıkmasından korkuyor. Bu yüzden karşı suçlamayla cevap verdi ama her şey gayet açık” dedi. Burs aldığı kurumla ilgili suçlamayla ilgili ise “şu anda tek burs aldığım kurum KYK” açıklamasını yaptı.

Basın açıklaması “Tacizcilerin bir an önce görevinden alınmasını istiyoruz. Öğrenciler okullarına güvenli bir şekilde gitsin istiyoruz” denilerek alkışlarla sona erdi.

Erkek Şiddeti Ekim 2018

 

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Ekim’de en az 20 kadını ve iki çocuğuöldürdü; dört kadına tecavüz ettiyedi kadını taciz etti, en az 93 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 27 kız çocuğuna ve bir oğlan çocuğa cinsel istismarda bulundu; 25 kadına şiddet uyguladı. Ayrıca, erkekler, üç kadını dijital yollardan taciz etti.

Ekim’de öldürülen 20 kadının yanında, Elazığ’da bir erkek karısını evde defalarca bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs etti. Hukuki süreç basına yansımazken, kadının hayati tehlikesi devam ediyor. Ayrıca, 5 Ekim’de, İzmir’de 7 Haziran’da Melahat Mersinli isimli kadının öldürülmesinde sorumluluğu olan fail ortaya çıkartıldı ve tutuklandı.

Erkekler 2018’in ilk on ayında en az 203 kadın ve 12 çocuk öldürdü; 54 kadına tecavüz etti; 169 kadını taciz etti; 468 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 306 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 341 kadını yaraladı.

1 Ekim

Cinayet

* Aydın’da M.E.K. (70) karısı Cemile Kızıltaş’ı (66) evde tabancayla öldürüldü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

2 Ekim

Cinayet

* Manisa’da Y.U. (55) sevgilisi Özbekistanlı Khomedova Mekhriboni’yi (33) evlerinin önünde bıçaklayarak öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

Çocuk İstismarı

* Kocaeli’nde market sahibi A.K. alışverişe gelen 16 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Kızın şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

3 Ekim

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da G.S.G. araç içinde sevgilisi olduğu öne sürülen bir kadını darp etti, G.S.G. kendisine tepki gösterenlerin üzerine aracını sürdü, beş kişiyi yaraladı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı. Eylül 2017’de bir çay bahçesinde sevgilisi olan kadına şiddet uygulayan G.S.G., evinin balkonundan kendisine müdahale eden iki erkek garsonu pompalı tüfekle yaralamış, Savcı olan babasının iknasıyla teslim olmuş, ardından serbest bırakılmıştı. G.S.G.’nin annesinin hakim olduğu ifade edilmişti.

* Karaman’da A.Ö. (25) eski sevgilisi N.D.’yi (21) barışma teklifini reddettiği için aracında darp etti, ve araçtan atarak kaçtı. A.Ö. aranıyor.

* Antalya’da H.D. karısı A.D.’yi sokakta darp etti, üstgeçide kaçan kadını sürükleyerek indirdi ve boğazına bıçak dayadı. Çevredekilerin müdahale ettiği H.D. gözaltına alındı.

* Bursa’da E.Y. karısını evde darp etti. Kadın olaydan sonra ailesinin evine yerleşti. Kadının ailesinin arayan ve karısıyla konuşmak isteyen E.Y., kadının babası tarafında çalıştığı iş yerinde bıçakla yaralandı.

* Mersin’de bir erkek karısı olduğu öne sürülen kadını sokakta darp etti. Erkek, kendisine müdahale eden kadına hakaret ve tehdit etti, erkek çevredeki kadınların müdahalesiyle olay yerinde uzaklaştı.

Taciz

* Manisa’da belediye otobüsü şoförü O.A. yolcu S.G.’yi (18) sarkıntılık ederek taciz etti.  S.G.’nin şikayeti üzerine soruşturma başlatıldı, belediye tarafından O.A.’nın işine son verildi.

Şüpheli Ölüm/İntihar

* Hatay’da M.K.’nin (37) intihar ettiği öne sürüldü. M.K.’nin günlüğüne, kocasının kendisine şiddet uyguladığını ve tabancayla öldürmekle tehdit ettiğini yazdığı ifade edildi.

4 Ekim

Cinayet

* İstanbul’da A.D. karısı İkram D.’yi (57) kıskançlık bahanesiyle için evde satırla öldürdü. Cinayetten sonra polisi arayan ve kaçan erkek başka bir şehirde yakalandı. İkram D.’nin erkekten bir süre önce ayrıldığı aile bireylerinin zorlamasıyla barıştığı ifade edildi.  A.D.’nin daha önce İkram D.’yi evde öldürmeye teşebbüs ettiği, oğlu tarafından engellendiği öne sürüldü.

* Ankara’da H.K. (43) karısı Meryem Karaca’yı (40) evlerinin girişinde defalarca bıçaklayarak öldürdü. H.K. ilk ifadesinde, Meryem Karaca’dan evi terk etmesini istediğini, ancak kadının reddettiğini bu yüzden cinayeti işlediğini söyledi.

5 Ekim

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* İzmir’de 7 Haziran’da öldürülen Melahat Mersinli’nin (66) cinayet zanlısının Ö.K. olduğu belirlendi. Başka bir şehirde gözaltına alınan erkek tutuklandı. Ö.K.’nin cinayeti kadının kendisine para vermeyi reddettiği için işlediği ifade edildi, zanlı ve kadın arasındaki yakınlık derecesi haberlere yansımadı.

Şiddet/Yaralama

* Aksaray’da F.E. karısı S.E.’yi (39) evde tabancanın dipçiğiyle vurarak yaraladı.

* Antalya’da A.E. karısı S.E.’ye aracında dakikalarca darp etti, kaçmaya çalışan kadını sokakta darp etmeye devam etti. Olay sırasında bir kadın ve kocası A.E.’ye müdahale etti, olay yerine gelen polis A.E.’yi engellemeye çalışan kişilerin üzerine biber gazı sıktı. Gözaltına alınan A.E. ifadesinin ardından serbest bırakıldı. S.E.’nin şikayetçi olmadığı ifade edildi. A.E.’nin saldırısına uğrayan kişiler üzerlerine biber gazı sıkan polisten şikayetçi oldu.

* İstanbul’da bir erkek karısı olduğu öne sürülen kadını sokakta “Neredesin sen kaç saattir?” diyerek darp etti. Erkeğe çevredekiler müdahale etti.

Seks İşçiliğine Zorlama

* İstanbul’da yurt dışında iş vaadiyle getirilen 34 kadına zorla seks işçiliği yaptırıldı. Kadınları seks işçiliğine zorlayan zanlı ya da zanlılarla ilgili operasyonun devam ettiği ifade edildi.

* Antalya’da 10 erkek Türkiye vatandaşı olmayan 18 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı.

Şüpheli Ölüm

* Adana’da sulama kanalında bir kadın cesedi bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Dijital Taciz

* Samsun’da A.A. (41) bir kadını sosyal medya hesabından taciz etti. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek adli kontrolle serbest bırakıldı.

6 Ekim

Cinayet

* Antalya’da E.Ç. birlikte yaşadığı sevgilisi Ziynet Terzi’yi (36) ayrılmak istediği için sokakta yolunu kesti, tabancayla öldürdü. Ziynet Terzi’nin yedi yaşındaki çocuğu cinayete tanık oldu. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

Tecavüz

* İstanbul’da M.D. (27) ve G.Ö. (24) pencerede çarşaf silkerken gördükleri zihinsel engelli A.M.’ye (44) zorla girdikleri evde tecavüz etti. Erkeklerin kaçmasından sonra aynı binaya gelen dört erkek arkadaşı kapı zilini bulamadığı için geri döndü. Gözaltına alınan altı erkek adliyeye sevk edildi, M.D.’nin suçunu kabul ettiği ifade edildi. G.Ö. ve M.D. tutuklandı, diğer erkekler adli kontrolle serbest bırakıldı.

Şiddet/Yaralama – Cinayete Teşebbüs

* Antep’te M.G. (26) boşanma aşamasında olduğu karısı A.D.’yi (27) iş yeri çıkışında zorla aracında bindirdi, sopayla darp etti, defalarca bıçaklayarak öldürmeye çalıştı. M.G. öldüğünü düşündüğü kadını yol kenarına bıraktıktan sonra kaçtı. M.G.’nin kadına evlilikleri süresince sistematik olarak şiddet uyguladığı ifade edildi. A.D.’nin hayati tehlikeyi atlattığı ancak yüzüne aldığı darbelerden dolayı konuşamadığı belirtildi.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Hatay’da 14 erkek yurt dışından iş vaadiyle getirilen 11 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Gözaltına alınan erkekler adliyeye sevk edildi.

7 Ekim

Cinayet

* Antep’te H.U. (33) karısı Özlem Uçar’ı (28) evde af tüfeğiyle öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu. Cinayete çiftin üç çocuğu tanık oldu. H.U.’nun yakınları cezaevine sevk edilen sanığa destek olmak için toplandı.

* Iğdır’da C.Ç. kardeşi F.Ş.’yi kocasıyla yaşadığı evden ayrılıp ailesinin evine geldiği için pompalı tüfekle öldürdü. Erkek cinayetten sonra kaçtı.

Şiddet/Yaralama

* Maraş’ta A.P. (30) şiddet uyguladığı için evden ayrılıp ailesinin yanına yerleşen karısı H.P.’yi (30) av tüfeğiyle yaraladı, amcası Mesut G.’yi öldürdü.  Olay sırasında yakınlarda bulunan Mesut G.’nin iki erkek yakını A.P.’ye müdahale etti, yaralanan A.P. hastaneye kaldırıldı.

8 Ekim

Taciz

* Sakarya’da İ.E. (30) telefonda bir kadını taciz etti. E.İ., kadının yakınları olan erkekler tarafından sokakta dövüldü. Kadın, erkekten şikayetçi oldu.

9 Ekim

Şiddet/Yaralama

* Aydın’da S.A. (37) evden ayrılan ve boşanma davası açan karısı Ç.K.’yi darp etti, üvey kızlarına cinsel istismarda bulunmakla tehdit etti. S.A.’nın Ç.K.’ya evlilik süresince sistematik olarak şiddet uyguladığı ve kadının defalarca şikayetçi olduğu ifade edildi.  Son darp olayında yaralanan Ç.K.’nin şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek ifadesinin ardından adli kontrolle serbest bırakıldı. Savcılık karara itiraz etti.

Çocuk İstismarı

* Afyon’da yaşları 18-20 olan N.G., R.O., S.B. ve F.Ö. tanıdıkları H.U.’ya (13) cinsel istismarda bulundu. H.U.’nun şikayetiyle gözaltına alınan erkeklerden N.G. tutuklandı, diğerleri serbest bırakıldı.

10 Ekim

Seks İşçiliğine Zorlama

İstanbul’da H.M.Z. ve 20 erkek yurtdışından iş vaadiyle getirdikleri 26 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. H.M.Z.’nin karısı tarafından yapılan ihbar sonucu H.M.Z. ve 20 erkek gözaltına alındı.

Taciz

* İstanbul’da futbolcu A.T. bir eğlence mekanında Ö.Ş.’yi sarkıntılık yaparak taciz etti.

Şiddet/Yaralama

* Denizli’de Ü.A. (31) annesi F.A.’yı (65) para vermediği için evde darp etti, kadın komşularına kaçarak kurtuldu. Ü.A. daha sonra kendinin de yaşadığı evi ateşe verdi.

11 Ekim

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da M.Y. karısını sokakta tabancayla birkaç el ateş ederek yaraladı. Erkek olaydan sonra kaçtı. Olay sırasında çiftin iki yaşları küçük çocuğun M.Y.’yi engellemeye çalıştığı ifade edildi.

12 Ekim

Cinayet

* Tekirdağ’da H.A. (41) evden ayrılan ve boşanma davası açan karısı Şeyda Ayyıldız’ı (33) barışma teklifini reddettiği için işe giderken sokakta bıçaklayarak öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

*Diyarbakır’da O.Ç. karısı Nihal Ç.’yi boğarak öldürdü.

Şüpheli Ölüm

* İstanbul’da şarkıcı Tuba Ergüzel ailesi tarafından evinde ölü bulundu. Kadının ölüm nedenin belirlenmesi için otopsi raporu bekleniyor.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da O.K. karısı H.K.’yi çocuğuna kızdığı için önce darp etti, ardından bıçakla yüzünden yaraladı. Erkek gözaltına alındı.

Taciz

* Manisa’da E.A. tanımadığı bir kadının sokakta gizlice videosunu çekti. E.A.’yı fark eden çevredeki erkekler E.A.’ya linç girişiminde bulundu. Gözaltına alınan E.A.’nın telefonunda çok sayıda kadının gizli çekilmiş görüntülerinin olduğu ifade edildi.

13 Ekim

Çocuk İstismarı

* Urfa’da E.K. (50) tanımadığı engelli 12 yaşında bir kız çocuğunu kandırarak götürdüğü bir duvarın dibinde cinsel istismarda bulundu. Erkeğin istismarı güvenlik kamerasına yansıdı. Gözaltında suçunu itiraf eden E.K. tutuklandı.

14 Ekim

Cinayet

* Denizli’de H.Y. (22) ve kardeşi O.Y. (19) işlettikleri dükkanın sahibi engelli Hamide Çavdar’ı (61) depozitosunu iş yerini boşaltmadan vermeyeceğini söylediği için evinde defalarca bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkekler yakalandı. Cinayetle ilgili dört erkeğin gözaltına alındığı ifade edildi.

Tecavüz

* Muğla’da R.E. (34) hırsızlık yapmak için girdiği evde E.A.’ya (20) tecavüz etmeye çalıştı. E.A.’nın direnmesiyle çaldığı para ve cep telefonuyla kaçan erkek tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Denizli’de yedi erkek aynı mahallede yaşayan 14 yaşında bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Erkekler tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da A.K. karısı A.K.’yi çocuklarına bir lira verdiği için evde darp etti. Olay yerine gelen polis A.K.’yi gözaltına aldı. A.K.’nin evlilikleri süresince kadına sistematik olarak şiddet uyguladığı, A.K.’nin defalarca erkekten ayrılmak istediği, ancak çevre baskısı yüzünden boşanamadığı ifade edildi. Gözaltında suçunu itiraf eden A.K. işsizlikten bunalımda olduğunu, eylemi bu yüzden gerçekleştirdiği söyledi, adli kontrolle serbest bırakıldı.

15 Ekim

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da İ.A. (19) hırsızlık yapmak için girdiği evde A.Ö.’yü (68) darp etti, kaçan kadını bıçakla kovaladı. A.Ö.’nün bağırması üzerine gelen komşuları erkeği yakaladı. Gözaltına alınan ve birçok suçtan kaydı olan İ.A. ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

* İstanbul’da cezaevinden çıkan H.B. ev dağınık olduğu için karısı Ş.B.’yi darp etti, komşuların ihbarıyla eve gelen polis H.B.’yi gözaltına aldı. İfadesinin ardından serbest bırakılan H.B. eve döndüğünde Ş.B.’yi kendisinden şikayetçi olduğu için tekrar darp etti. Çocukların araya girmesi üzerine H.B. evden çıktı, Ş.B. tekrar erkekten şikayetçi oldu. Gözaltına alınan H.B. ifadesinin ardından tekrar serbest bırakıldı.

16 Ekim

17 Ekim

Cinayet

* Iğdır’da C.E. kardeşi F.Ş.’yi av tüfeğiyle öldürdü. Töre nedeniyle tasarlayarak kardeşi kasten öldürme ve azmettirme suçlarından ikisi çocuk 12 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan zanlılardan altısı serbest bırakıldı, dördü adli kontrolle serbest bırakıldı, C.E. ve bir erkek tutuklandı.

Cinayete Teşebbüs

* Elazığ’da H.Y. (36) karısı H.Y.’yi (42) evde defalarca bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs etti. Cinayete teşebbüs eden erkek teslim oldu. H.Y.’nin kadına sistematik olarak şiddet uyguladığı ifade edildi. H.Y.’nin hayati tehlikesi devam ediyor.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da L.K. eski nişanlısı B.E.’yi ve yanındaki erkeği sokakta tabancayla yaraladı. Erkek olaydan sonra kaçtı. L.K. 17 Mart’ta B.E.’nin evine zorla girmiş, kadına üç saat boyunca işkence yapmıştı, B.E. balkondan yan balkona atlayarak kurtulmuştu. B.E. olaydan sonra sığınma evine yerleşmişti.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Bursa’da H.P.’ye zorla seks işçiliği yaptırıldı. H.P., sosyal medya hesabından canlı yayın yaparak durumu anlattı, can güvenliğinin olmadığını belirtti. Bunun üzerine polis H.P.’yi bulunduğu yerden aldı.

18 Ekim

Cinayet

* Isparta’da F.T. (23) karısı Ümmühan Taşpınar’ı (22) kendisini aldattığını düşündüğü için gezme bahanesiyle götürdüğü dağlık alanda eşarbıyla boğarak öldürdü. Erkek cinayetten bir gün sonra kadın için kayıp ihbarında bulundu. Polisteki çelişkili ifadeleri sebebiyle gözaltına alınan erkek suçunu itiraf etti. F.T. tutuklandı.

Şüpheli Ölüm

* Mersin’de F.Y.’nin kendisini nehre atarak intihar ettiği öne sürüldü. F.Y.’nin cesedine bir hafta sonra ulaşıldı, olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

* İstanbul’da Fatma Ç. (14) ablası B.Ç. ile gittiği B.Ç.’nin sevgilisinin evinde tabancayla vuruldu. Olay sırasında B.Ç.’nin sevgilisinin akrabaları B.A.( 16), E.T. (15) ve A.A. (16) ve B.Ç.’nin olduğu ifade edildi. Gözaltına alınan dört kişi evdeki yüklü miktardaki uyuşturucu madde ve çok sayıda silahı evden çıkardıktan sonra sağlık ekiplerine haber verdiklerini söylediler.

Tecavüz

* Bursa’da H.A. (60) yeğeni B.A.’ya (21) evde tecavüz etmeye çalıştı. B.A.’nın direnmesi üzerine erkek kaçtı. Olaydan sonra B.A.’nın şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek cinsel saldırı ve tacizden tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Karabük’te M.A. (72) karısı F.A.’yı (70) evde darp etti. Olay sırasında evde bulunan oğlu C.A. babasını annesine sürekli şiddet uyguladığı için tüfekle yaraladı. M.A. oğlundan şikayetçi olurken diğer çocukları da M.A.’dan şikayetçi oldu.

Taciz

* İstanbul’da bir erkek tanımadığı bir kadını sokakta taciz etti. Kadının direnmesi üzerine erkek kaçtı. Erkeğin kadını takip etmesi ve taciz olayı güvenlik kameralarına yansıdı. Erkek aranıyor.

19 Ekim

Seks İşçiliğine Zorlama

* Kocaeli’nde Z.Y., Y.F. ve M.K. Özbekistan uyruklu S.Z, M.F. ve A.M.’ye zorla fuhuş yaptırdı. Gözaltına alınan erkekler tutuklandı.

20 Ekim

Cinayet

* İstanbul’da Suriyeli E.İ. şiddet uyguladığı için evden ayrılan karısı Suriyeli Media Hasan’ı ve 4 ve 6 yaşlarındaki iki çocuğunu eve dönme teklifini reddettiği için amcasının evinde boğazını keserek öldürdü. Cinayetlerden sonra intihara teşebbüs eden erkek ağır yarandı. E.İ.’nin geçen ay da kadını uykusunda boğarak öldürmeye teşebbüs ettiği, çocukların bağırması üzerine akrabalarının E.İ.’yi engellediği ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* Samsun’da S.Y. (48) annesi T.Y. (73) ve teyzesi Z.G.’yi (66) sokakta darp etti. Kadınların şikayetiyle gözaltına alınan erkek tutuklandı.

* Erzurum’da M.Y. eski iş arkadaşı C.T.’yi sevgili olma teklifini reddettiği için çalıştığı markette üç yerinden bıçakla yaraladı. Marketteki çalışanlar M.Y.’ye müdahale etti. M.Y. tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Kocaeli’nde A.T. kızı M.T.’ye (15) evde cinsel istismarda bulundu. Olay, M.T.’nin okul arkadaşlarının durumu okul idaresine anlatmasıyla ortaya çıktı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

21 Ekim

22 Ekim

Cinayet

* Afyon’da B.A. (65) nişanlısı Şevval Sürgün’ü (37) bıçakla öldürdü, yanında gördüğü erkek A.İ.D.’yi (56) ağır yaraladı. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

* İzmir’de H.G. (18)  üst kat komşusu Havva Çay’ı (27) babası K.G. ile ilişkisi olduğu bahanesiyle evinde bıçakla öldürüldü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. Cinayetle ilgili gözaltına alınan H.G. (18), K.G. (39), R.Ç. (60) ve O.G’nin (16) sorgusunun ardından K.G. ve O.G. adli kontrolle, R.Ç. ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

23 Ekim

Cinayet

* Kayseri’de hakkında uzaklaştırma kararı bulunan M.Ç. (39) dokuz ay önce evden ayrılan ve boşanma aşamasında olduğu karısı Turna Gül Çuntar’ı (34) barışma teklifini reddettiği için ailesinin evinde tabancayla ağır yaraladı. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

Tecavüz

* İstanbul’da C.G. (25) yeni tanıştığı kuzenin arkadaşı E.B.’ye (20) kadının evinde tecavüz etmeye çalıştı. E.B. kendisini banyoya kilitledi, C.G. banyo camını kırarak içeri girmeye çalıştı.  Olaydan önce E.B.’nin kadın arkadaşı Ş.Ş. ve iki erkek kuzeniyle evine geldiği, tuvaletteyken Ş.Ş. diğer erkeğin evden gittiği ifade edildi. Olay sırasında eve geri gelen Ş.Ş., E.B.’yi evine götürdü. C.G. ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

24 Ekim

Cinayet

* Bursa’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan H.G. eski karısı Özlem Meşeli’yi (38) sokakta defalarca bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. H.G. ilk ifadesinde “10 milyonumu yedi, namus için öldürdüm.” dedi.

Şiddet/Yaralama

* İzmir’de A.K. karısı G.K.’ye evde işkence yaptı. Komşuların ihbarı üzerine gelen polis erkeği gözaltına aldı. A.K. tutuklandı.

Taciz

* Muğla’da bir erkek 30 yaşlarında bir kadını sokakta taciz etti. Kadının bağırması üzerine kaçmaya çalışan erkek iki erkek tarafından yakalandı. Erkek gözaltına alındı.

Dijital Taciz

* Kocaeli’nde Y.K. internette ev arkadaşı bulmak için ilan veren iki kadını dijital ortamda taciz etti. Kadınlar erkeği sosyal medyada ifşa etti. Belediyede çalışan Y.K. hakkında cinsel tacizden daha önce soruşturma başlatıldığı ifade edildi.

25 Ekim

 Cinayet

* Uşak’ta S.S. tanıdığı ve ilişkisi olduğu öne sürülen Dilek Marabi’yi (46) evinde öldürdü. S.S. kadının cesedini ormanlık bir alana bıraktı. Dilek Marabi hakkında yapılan kayıp ihbarı üzerine S.S. yakalandı. Tutuklanan erkek ilk ifadesinde suçlamaları reddetti.

Şiddet/Yaralama

* Adana’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan polis A.K. evden ayrılan karısı Z.Y.’yi darp ve tehdit etti. A.K. hakkında adli ve idari soruşturma açıldı. Z.Y., daha önce yaşadığı şiddet olaylarından sonra karakolda şikayetçi olmaması için ikna edildiğini, ikinci de polis aracının kendisini karakola götürmediğini, son olayda da A.K.’nin polislerin eve gelmesini engellediğini öne sürüdü. A.K. ve A.K.’nin kardeşinin de Z.Y.’yi şikayetçi olduktan sonra tehdit ettiği ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Antalya’da öğretmen M.A. ilkokul öğrencisi 18 kız ve oğlan çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Olay, bir kız çocuğunun ailesine anlatmasıyla ortaya çıktı. M.A. tutuklandı.

26 Ekim

Cinayet

* İstanbul’da B.G. (42) iki hafta önce evlendiği karısı Fatma Güraslan’ı (36) kıskançlık bahanesiyle evde defalarca bıçaklayarak öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

Çocuk İstismarı

* Samsun’da E.K. bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Taciz

* İstanbul’da oyuncu E.Ş. aynı dizide rol alan oyuncu E.İ.’yi sette üç defa taciz etti. E.İ., tacizi sosyal medyada ifşa etti ve dizi ekibinin taciz olayına ilişkin bir eylemde bulunmadığını belirtti. E.İ. erkekten şikayetçi oldu.

27 Ekim

Çocuk İstismarı

* Muğla’da R.Ç. (38) sevgilisi A.N.’ye (14) birlikte gittikleri ormanlık alanda cinsel istismarda bulundu. A.N.’nin arkadaşlarının R.Ç. ile ilişkisini okul yönetimine anlatmasıyla olay ortaya çıktı. Gözaltına alınan R.Ç. tutuklandı. R.Ç. ilk ifadesinde A.N.’nin 14 yaşında olduğunu bilmediğini söyledi.

28 Ekim

Cinayet

* Ankara’da V.D. (30) şiddet uyguladığı için evden ayrılan karısı Elmas Demir’i barışma bahanesiyle gittiği ailesinin evinde defalarca bıçaklayarak öldürdü. V.D.’nin evden bulunan 9 ve 6 yaşlarındaki çocuklarıyla, kayınvalidesini bir odaya kilitledikten sonra cinayeti işlediği belirtildi.  Elmas Demir’in V.D. ile görüşmek istemediği, V.D.’nin kadının babası tarafından eve getirildiği ifade edildi. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

29 Ekim

Şiddet/Yaralama

* Adana’da E.T. kızı T.T.’yi (21) darp etti. T.T.’nin şikayeti üzerine eve gelen polis E.T.’yi saklandığı bölmede buldu. Başka suçlardan hakkında kesinleşmiş hapis cezası olan E.T. tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Osmaniye’de E.A. (30) karısının kardeşi 13 yaşındaki kız çocuğuna cep telefonu alma vaadiyle dışarı çıkardı, götürdüğü ormanlık alanda ve daha sonra ellerini bağlayarak götürdüğü bir köyde cinsel istismarda bulundu. Karısının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

30 Ekim

Cinayet

* Manisa’da Ö.S. (43) eski katısı Ayşe Özcan’ı (38) iş yerinin önünde pompalı tüfekle öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

31 Ekim

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da sunucu M.B. eski karısı H.B.’yi zorla girdiği evinde öldürmekle tehdit etti, kendisine engel olmaya çalışan ev işçisi E.D.’yi darp etti. Gözaltına alınan erkek tutuksuz yargılanmak üzerine serbest bırakıldı.

* Maraş’ta M.K. (29) karısı A.K.’yi (24) sokakta darp etti, kadın kucağındaki bebeğiyle yere yığıldı. Çevredekiler olayın görüntülerini cep telefonlarıyla kaydetti, erkeğe müdahale etmedi.  A.K. gözaltına alınan erkekten şikayetçi olmadı.

Çocuk İstismarı

* Trabzon’da belediyede temizlik işçisi M.T. 4-5 yaşlarında bir kız çocuğuna sokakta cinsel istismarda bulundu. İstismar bir iş yerinin güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Şiddete Karşı “Karar Aldım” Deme Vakti

“Önemli olan şiddetsiz hayat kararını aldıktan sonra yeni hayatı kurarken kadınlara destek aomak. Türkiye’de bunun mekanizmaları var ancak kullanılmıyor, kadınlar bilmiyor. Hem yetkililer hem de kadınlara 6284 No’lu yasayı hatırlatırsak gündemlerini de alabilirler.”

bianet’in şiddet çetelesine göre, Türkiye’de erkekler 2018’in ilk dokuz ayında en az 183 kadın ve 10 çocuk öldürdü; 50 kadına tecavüz etti; 162 kadını taciz etti; 375 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 279 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 316 kadını yaraladı.

TIKLAYIN – Erkekler Eylül’de 23 Kadın Öldürdü

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı, Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadelenin temel mekanizmalarından biri olan 6284 sayılı Kanunu geniş kitlelere anlatabilmek için Türkiye genelinde yeni bir kampanya başlattı.

Kampanya aracılığıyla; kadınlar şiddetsiz bir hayat kurma kararı aldıklarında, şiddetten uzaklaşmalarını sağlayacak koruyucu ve önleyici tedbirleri etkin olarak sunması gereken 6284 Sayılı Kanun hakkında farkındalığı artırmak ve bu kanunun kadınlar için hayati önemini vurgulamak hedefleniyor.

Kadınlar yasaya nasıl ulaşacak?

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı çalışmalar çerçevesinde, şiddete maruz kalan kadınlara yararlanabilecekleri hakları konusunda kapsamlı bilgi vermek için 6284 Sayılı Kanun Metni ve Kanun ile faydalanabilecekleri destekleri bir araya getirerek www.kararaldim.org adlı siteyi de hayata geçirdi. Siteden, 6284 No’lu Yasa’ya kadınların nasıl ulaşabileceğine ve şiddete maruz kaldıklarında ilk yapmaları gereken noktalara da dikkat çeken bilgiler yer alıyor.

TIKLAYIN – Şiddete Maruz Kaldığınızda Ulaşabileceğiniz Kurumlar

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı gönüllüsü Selime Büyükgöze, 6284 No’lu yasanın 2011’den var olduğunu ancak kadınların yasa konusundaki bilgilerinin çok sınırlı olduğunu söylüyor:

“Kadınlar alacakları destekleri bilmediklerinden haklarına erişmekte güçlük çekiyorlar. Biz böyle bir kampanya yaparak 6284 No’lu yasanın kadınların şiddetten kurtulmasında önemli olduğunu anlatmak istedik.  Hem de kanun yapıcıların bunu gerektiği gibi uygulamaya teşvik etmek aynı zamanda kadınlara da böyle bir opsiyonları olduğunu hatırlatmak istedik.”

“Karar alan kadına destek mekanizması gerek”

Kadınların şiddete karşı karar aldıklarını ancak bunu hayata geçirmekte zorlandıklarını söyleyen Büyükgöze, kadınların şiddetsiz hayata geçişlerinde mutlaka destek almaları gerektiğini düşünüyor:

“Önemli olan şiddetsiz hayat kararını aldıktan sonra yeni hayatı kurarken kadınlara destek olmak. Türkiye’de bunun mekanizmaları var ancak kullanılmıyor, kadınlar bilmiyor. Hem yetkililer hem de kadınlara 6284 No’lu yasayı hatırlarsak gündemlerini de alabilirler.”

Kampanyaya dair bilgilendirme broşürleri İstanbul dışındaki kentlerde de dağıtılacak.

İzmir Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu kuruldu

Türkiye’de ilk kez, İzmir Barosu LGBTİ+ Hakları Komisyonu, İzmir Barosu Başkanlığı’na bağlı olarak kuruldu. Amaç, LGBTİ+ haklarını görünür kılmak ve avukatlarda farkındalığı arttırmak.

İzmir Barosu LGBTİ+ (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks, Artı) Hakları Komisyonu, İzmir Barosu Başkanlığı’na bağlı olarak, İzmir Barosu Yönetim Kurulu’nun 16 Ekim 2018 tarihli kararı ile resmen kuruldu.

Komisyon, Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor.

Komisyon, LGBTİ+’ların hak taleplerinin görünür kılınması açısından mesleki, kuramsal ve uygulamaya yönelik disiplinler arası bir yaklaşımla araştırma ve çalışma yapmayı hedefliyor. Faaliyetlerin koordine edilmesi ve yönetim kurulu ile iletişimin sürdürülmesi için etkinlikler, aynı cinsiyetten olmayan iki eş koordinatör aracılığı ile yürütülecek.

Amaç: Mesleki farkındalığı arttırmak

Komisyonun eş koordinatörü avukat Mahmut Şeren, amaçlarının LGBTİ+ haklarının görünür kılınması olduğunu söylüyor:

“Avukatların mesleki kapasitesini arttırmak gibi hedefimiz de var. Çünkü, ne hukuk fakültelerinde ne de avukatlık stajlarında LGBTİ+ haklarına yönelik bir farkındalık çalışması, öğretisi yok. Bu eksiklerin giderileceği bir alan yaratmak istedik ve komisyon bu şekilde ortaya çıktı.”

Konferanslar ve meslek içi eğitimler düzenlenecek

Komisyonda yaklaşık 30 avukat bulunuyor. Avukat Şeren, ilk olarak komisyon üyesi avukatların birbirleri arasında bilgi aktarımı yapacağını söylüyor:

“Sonraki işimiz de meslek içi eğitimler ve konferanslar düzenlemek. Yine LGBT+ hakları konusunda bir eğitim merkezi de kurmayı hedefliyoruz. Ayrıca, İzmir’de komisyon faaliyetlerini yürütür hale geldiğinde, Ankara, İstanbul barolarında da aynı komisyonun kurulması için çalışmalarımız sürecek.”

Komisyonun kuruluş süreci şöyle:

İzmir Barosu ve Kaos GL Derneği’nin stajyer avukatlar ve hukuk fakülteleri öğrencilerine yönelik düzenlediği seminerin ardından kurulan ve düzenli olarak bir araya gelen Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Temelli Ayrımcılıkla Mücadele Komisyonu’ndan avukatlar; bugünkü Baro Başkanı Özkan Yücel, Baro Genel Sekreteri Perihan Kayadelen’in de imzasıyla baro genel kurulunda önerge sundu.

Dönemin başkan vekili ile genel sekreterin isminin de yer aldığı önerge, 400 avukatın lehe 15 avukatın aleyhe oy kullanması sonucu oy çokluğu ile kabul edildi.

25 Ekim tarihinde verilen isim değişikliği dilekçesiyle, komisyonun adı genel kurulda kabul edilen önergeye atıfla “LGBTİ+ Hakları Komisyonu” olarak değiştirildi.

Kadınlar Şiddete Karşı 25 Kasım’da Alanlarda

25 Kasım’da kadınları İstiklal Caddesi’nde düzenlenecek gece yürüyüşe çağıran 25 Kasım Kadın Platformu’ndan Ergün: “Hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmedik, vazgeçmeyiz.”

“Erkek şiddetinin bahanesi çok susmaya haklarımızdan vazgeçmeye niyetimiz yok” diyen kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Türkiye’nin her yerinde sokaklara çıkacak.

Dominik Cumhuriyeti’ndeki diktatörlüğün yıkılmasında büyük rol oynayan, bedelini hayatlarıyla ödeyen 3 kız kardeş Patria, Minerva ve Maria Mirabel, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nün sembolü.

TIKLAYIN – Mirabel Kardeşler’in Özgürlük tutkusu 58. yılında

25 Kasım Kadın Platformu da yıllardır düzenlediği gece yürüyüşünü bu yıl da 25 Kasım’da İstiklal Caddesi’nde düzenleyecek. “Erkek şiddetinin bahanesi çok susmaya haklarımızdan vazgeçmeye niyetimiz yok” mottosuyla hareket eden kadınlar, Tünel’de bir araya gelip Galatasaray Lisesi önüne kadar yürüyecek.

Platformdan Özengül Ergün, 25 Kasım’a giderken, 25 Kasım Kadın Platformu olarak ortak bildiriler hazırladıklarını söylüyor:

“Bütün kadınların katılımına açık olacak şekilde İstanbul’un değişik yerlerinde bu bildirilerin dağıtımlarını yapacağız. Şu an bu etkinlikler için takvim hazırlıyoruz, bittikten sonra paylaşılacak. Afişlerimiz var yine, Taksim’e çağrı yapmak için hazırlamıştık, bu afişleri de asmak için buluşmalarımız olacak. 16 Kasım ve 23 Kasım’da sosyal medya eylemi yapmayı planlıyoruz. Hazırlık için toplantılarımız devam ediyor aslında ama pankart sözümüz belli; 25 Kasım’da Taksim’ de yapacağımız yürüyüş için pankart hazırlamak ve döviz yazmak için de bir araya geleceğiz.”

“Hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmedik”

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’nde bütün kadınları sokaklara çağırdıklarını söyleyen Ergün son olarak şunları söylüyor:

“Çünkü biliyoruz; erkek şiddetine, eşitsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe, haklarımızın elimizden alınmasına ancak ve ancak birlikteyken karşı koyabiliriz. Hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmedik, vazgeçmeye niyetimiz de yok; ama şimdi daha güçlü bir şekilde ‘bir aradayız, birlikteyiz, buradayız’ diyoruz, birbirimizden aldığımız güçle 25 Kasım Pazar günü saat 17:00’da Taksim- Tünel Meydanı’nda buluşuyoruz.”

İHD: “Biz varız, her yerdeyiz”

İstanbul’da kadınlar, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nin 24 Kasım’da Beyoğlu’ndaki Zeze’de buluşacak. “Biz varız, her yerdeyiz” mottolu etkinlikte önce söyleşi gerçekleştirilecek, ardından, kadınlar, müzik dinlenecek.

İzmir’de film gösterimi

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği 25 Kasım’a giderken bir dizi etkinlik düzenleyerek kadınlarla bir araya gelecek. Kadınlar ilk olarak bu akşam Esenyalı’daki dernek binasında bir araya gelecek ve Suffergette (Diren) isimli filmi izleyecek. Dernekte, bir sonraki etkinlik, 21 Kasım’da “Şiddet ve kadın sağlığı” başlıklı panel düzenlenecek. Panele, uzman doktor Sanem Aslan ve eczacı Ayşegül Bektaş konuşmacı olarak katılıyor. Dernekteki son etkinlik, 24 Kasım Cumartesi günü gerçekleşecek ve boşanma hakkı konusunda sosyolog Birgül Avdan sunum yapacak.

TIKLAYIN – Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği (EMK)

*Fotoğraflar bianet

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor

bianet, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet konusunda sürdürülen mücadeledeki gelişmeler, saldırganlara verilen cezalar ve “olumlu” ve “olumsuz” yargı kararların çetelesini tutuyor.

Cinayet

* İstanbul’da karısı Fatoş Mutlugüneş’i öldüren, kayınvalidesi S.B.’yi aralayan T.M. yargılandığı Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürmeden ağırlaştırılmış müebbet ve kasten yaralamadan 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cezada indirim yapılmadı.

* Eskişehir’de Ekim 2017’de karısı Elvan D.’yi defalarca bıçaklayarak öldüren S.D.’nin (36) yargılanmasına Eskişehir 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada, Elvan D.’nin kendisine çay yapmayı reddettiğini, kendisini aldattığını söylediğini ifade etti ve bu yüzden cinayeti işlediğini söyledi. Elvan D.’nin 13 yaşındaki çocuğu O.D. babasından şikayetçi olmadı. Bir sonraki duruşma 2 Kasım’da.

* Adana’da eski karısı Zühal Kırlangıç’ı tüfekle öldüren M.D.’nin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmasına Adana 9. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada karşılaştığı eski karısının önünde intihar etmeyi planladığını, kadının kendisine küfür ettiği için önce ona ateş ettiğini ardından intihara teşebbüs ettiğini söyledi. Zühal Kılangıç’ın annesi ise, sanığın sürekli kızını öldürmekle tehdit ettiğini ifade etti.

* Bursa’da Mayıs ayında karısı Çiğdem Arpaslan’ı cezaevinden izinli çıktıktan sonra öldüren M.H.A.’nın (35) ağırlaştırılmış müebbet hapis talebiyle yargılanmasına Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada suçunu kabul etti. Mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

* Erzurum’da 17 Mart 2015’te sevgilisi Hanım Ç.’yi (32) öldüren L.Ç.’ye (31) verilen cezanın Yargıtay tarafından bozulması üzerine yeniden yargılanan sanığa aynı ceza verildi. Yargıtay, Hanım Ç.’nin sevgilisini iteklemesinin, tokat atmasının ve hakaret etmesinin ‘haksız tahrik’ sayılmasını istedi. Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararında direnerek L.S.’yi bir kez daha ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında, “Bu tip olayların genel olarak yakın mesafeden olayı gören tanığının bulunmaması nedeni ile sanık savunmasına itibar edilerek her sokak ortasındaki kadın cinayetinde haksız tahrik hükümlerinin uygulanması sonucunu doğuracağı, bu durumun da hak ve nesafet kurallarına da aykırı olacağı açıktır.” denildi.

* Adana’da 5 Temmuz 2017’de tanıdığı Neslihan Apa’yı öldüren D.Y. yargılandığı Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürmeden müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Cezada indirim uygulanmadı.

* Antalya’da Ekim 2016’da ayrılmak isteyen sevgilisi Fulya Özdemir’i (29) öldüren A.M.’nin (34)  kasten öldürmeden müebbet hapis cezasıyla yargılanmasına Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.  Sanık duruşmada tahrik altında cinayeti işlediğini söyledi. Fulya Özdemir‘in babası ve avukatı olayla ilgili daha fazla sanığın olduğunu belirterek, dört kişinin ifade vermesini talep etti.

* İzmir’de 2013 yılında karısı Emine Demirci’yi (41) öldüren M.D.’ye “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararın Yargıtay tarafından bozulmasının ardından İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden yargılanan sanığa kasten yakın akrabayı öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

* Antalya’da Ağustos 2009’da öldürülen Sezgi Kırıt (16) davasında müebbet hapis cezası alan sanıklar yargılandıkları Antalya Bölge Adliye Mahkemesince 1-5 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme Heyeti, kadın sanık E.K.’ye delilleri yok etme suçundan 4 yıl, erkek sanıklar M.M.K. ve O.K.’ye evi terk eden çocuğu rızası ile de olsa ailesine veya yetkili makamlara haberdar etmeden yanında tutma suçundan 1 yıl; ayrıca O.K.’ye reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan 2 yıl hapis cezası verdi. Sanıkların gözetim ve tutuklulukla geçen süreleri cezalardan indirildi.

* Niğde’de 2 Nisan 2018’de karısı Sibel Yıkılmaz’ı (33) tabancayla öldürüp, kayınvalidesi S.Y.’yi (53) ağır yaralayan C.Y. yargılandığı Niğde 1. Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürmeden müebbet, yaralamadan 12 yıl ve ruhsatsız tabanca bulundurmaktan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* Ankara’da 2010 yılında evinin banyosunda defalarca bıçaklanarak öldürülen Sevgi Aslan (40) cinayetiyle ilgili Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, olay yerinde yeniden keşif yapılmasına karar verildi. Cinayetle ilgili Cumhuriyet savcısı, kadının kocası Ö.A. hakkında canavarca hisle öldürmek suçlamasıyla dava açmış, ancak sanık, delil yetersizliği nedeniyle tutuklanmamıştı. Mahkeme heyeti, emniyetten uzman ekipler hazır edilerek olay yerinde yeniden keşif yapma kararı aldı. Dosyada gelinen aşama nedeniyle sanığın tutuklanması talebinin reddine karar veren mahkeme, duruşmayı erteledi.

* İzmir’de sevgilisi Funda Gülmez’i (25) bıçaklayarak öldüren Ü.Ş.’ye Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesince iyi hal indirimiyle verilen 25 yıl hapis cezası, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından onandı.

* Antalya’da Mart 2018’de eski karısı Dilara Kandak’ı öldüren A.Y. hakkında kasten öldürmeden ömür boyu hapis cezası istemiyle Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı.

* Malatya’da  boşanmak isteyen karısı Kübra Fırat’ı (21) öldüren H.F.’nin Malatya 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada savcı mütalaasını verdi. Mütalaada sanığın eşi kasten öldürmek, kasten öldürme ve nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme suçlarından 54 yıl hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi. H.F.’nin cinayetten önce Malatya 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından eşe karşı basit yaralama suçundan tedbir kararı uygulandığı öğrenildi.

Tecavüz

* İstanbul’da 21 Ocak 2017’de sokakta tanımadıkları iki kadından birini bıçakla yaralayan ve diğer kadını zorla götürdüğü alanda tecavüz eden E.K. ve D.S.’nin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları davada karar duruşması görüldü. Mahkeme, nitelikli cinsel saldırı ve hürriyet yoksun kılma suçlarından  E.K.’ya 24, D.A.’ya 20 yıl hapis cezası verdi.

* İstanbul’da T.K.’ye (22) tecavüz eden M.A., A.D. ve B.C.’nin yargılanmasına Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmaya, tutuksuz sanıklar M.D, A.D ve avukatları ile müşteki T.K.’nin avukatı katıldı. Mahkeme Heyeti, bu tür davalara Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na katılma hakkı tanındığı belirterek, suçtan zarar gören sıfatları bulunmadığından Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun katılma talebini reddetti. Sanıklar hakkındaki adli kontrol tedbirlerinin devamına hükmeden heyet, duruşmayı erteledi. İddianamede, sanıklar B.C, M.D. ve A.D’nin cinsel saldırı suçundan 12’şer yıldan az olmamak üzere ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da 1 yıldan 5’er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

* Antalya’da Mart 2017’de engelli kızı H.T.’ye (22) tecavüz eden A.T. (46) yargılandığı Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde öz kızına nitelikli cinsel saldırı suçundan 34 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* Antalya’da 13 Mayıs 2018’de ayrılmak isteyen sevgilisi S.C.K.’ya tecavüz eden M.C.A. yargılandığı Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* İstanbul’da ekip aracında P.T.’ye tecavüz eden polis S.E. ve tutuksuz sanık R.Y.’nin yargılanmasına Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmada tanıklar dinlenirken tutuklu sanık S.E. suçlamaları reddetti. Mahkeme heyeti, kuvvetli suç şüphesi, dosya kapsamı, cezanın altı ve üst sınırı, adli kontrol altına alınma tedbirinin yeterli görülmemesi gerekçeleriyle sanık S.E.’nin tutukluluk halinin devamına ve Mütalaanın hazırlanması için dosyanın Cumhuriyet Savcısına verilmesine karar verdi. İddianamede S.E.’nin nitelikli cinsel saldırı suçundan 12 yıldan 18 yıla kadar hapsi isterken, diğer şüpheli R.Y.’nin nitelikli cinsel saldırı suçuna yardım etme ve kamu görevlisinin suçu bildirmemesi suçlarından 6 yıl 6 aydan 11 yıla kadar hapsi talep ediliyor.

Şiddet/Yaralama

* Adana’da karısı Ü.A.’yı darp eden S.A. tutuksuz yargılandığı Adana 22. Asliye Ceza Mahkemesinde kasten yaralamadan altı ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza, iyi hal indirimiyle 5 aya indirildi. S.A.’ya daha önce de Ü.A.’ya şiddet uyguladığı beş kez uzaklaştırma cezası verildiği ifade edildi.

* İstanbul’da 28 Nisan 2017’de karısı H.G.’yi defalarca bıçaklayan Y.G. öldürmeye teşebbüsten 20 yıla kadar hapis ceza istemiyle yargılandığı davada kadının şikayetini geri çekmesi üzerine tahliye edildi.

* Çorum’da yengesi B.D.’yi bıçakla öldürmeye teşebbüs eden E.D.’nin tasarlayarak, töre saikiyle, gebe olduğu bilinen kadını öldürmeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmasına Çorum 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. E.D. duruşmada kimsenin kendisini azmettirmediğini ve kadının hamile olduğunu bilmediğini söyledi. Mahkeme Heyeti sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

* İstanbul’da 22 Haziran 2018’de yolcu otobüsünde K.K.’yi taciz eden ve darp eden, kendilerini engellemeye çalışan yolculara tornavidayla saldıran F.K. (17) ve F.M. (17) hakkında basit yaralama, cinsel taciz, hakaret, silahla tehdit suçlarından 2,5 ila 8,5 yıl arasında hapis cezası istemiyle Anadolu 3. Çocuk Mahkemesinde dava açıldı. K.K. ve yaralanan yolcu F.Y. sanıklardan şikayetçi oldu.

* Aydın’da Temmuz 2016’da karısı M.Ö.’yü defalarca bıçaklayarak ağır yaralayan C.Ö. yargılandığı Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesinde Adli Tıp Kurumu’nun verdiği raporun ardından tutuklandı. Sanık kasten öldürmeye teşebbüsten 13 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanığa adli kontrol uygulanacağı ifade edildi. Olayın meydana geldiği dönemde Aydın ve Manisa’da sanık için cezai ehliyeti yok raporu verilmiş, sanık serbest bırakılmıştı.

* Muğla’da Temmuz 2018’de sevgilisi T.K.’yi bıçakla yaralayan H.G. yargılandığı Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesinde vasıflı bıçakla yaralamadan 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanık iyi hal indirimi ve tutukluğundaki geçirdiği süreler dikkate alınarak tahliye edildi. T.K. karardan sonra sinir krizi geçirdi.  

* İstanbul’da ayrılmak isteyen sevgilisi B.Ç.’yi defalarca bıçaklayarak yaralayan ve olaydan sonra kaçan T.M. hakkında kırmızı bülten çıkarıldı. Sanık tasarlayarak 13 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

* İzmir’de tacize uğrayan ve yardım isteyen iki kadından birini darp eden polis O.Y.’nin tutuksuz yargılanmasına İzmir 26. Asliye Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmada tanıklar dinlendi.

* Antalya’da kızı A.T.’yi (9) darp eden A.T. hakkında basit yaralamadan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle Manavgat 4. Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Duruşmada A.T. şikayetini yineledi, sanık suçlamaları reddetti.

* Adana’da 21 Temmuz 2017’de eski sevgilisi E.Ç.’yi barışma teklifini reddettiği için aracıyla ezerek yaralayan İ.D. ve üç sanığın yargılanmasına Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Uzun süre yoğun bakımda kalan E.Ç. duruşmada olayı anlattı ve şikayetini yineledi. İ.D. suçlamaları reddetti. Dört sanık 16 yıldan 21 yıla kadar değişen oranlarda hapis cezası istemiyle tutuksuz yargılanıyor.

Taciz

* İstanbul’da 2 Temmuz’da tanımadığı bir kadını otobüste taciz eden T.S.’ye (29) yargılandığı davada yurt dışında çıkış yasağı, adli kontrol ve 10 bin lira para cezası ve toplu taşıma araçlarını kullanma yasağı verildi.

* İstanbul’da bir mekanda Ö.Ş.’yi taciz eden ve kadının kocası B.Ş.’yi darp eden futbolcu A.T. hakkında cinsel taciz, kemiklerin kırılmasına sebebiyet verecek şekilde kasten yaralama, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme, ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma suçlarından 3 yıl 3 aydan 12 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle İstanbul 41. Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı. İlk duruşma 30 Ocak 2019’da görülecek.

* Ordu’da Ocak 2018’de bir hastanede stajyer öğrenci kadını taciz eden doktor yargılandığı davada 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Soruşturma sırasında sanık hakkında idari soruşturma başlatılmış, sanığın görev yeri değiştirilmişti.

* Muğla’da yolcu E.E.T.’yi taciz eden taksi şoförü İ.H. yargılandığı davada cinsel saldırı suçundan 4 yıl 7 ay, cinsel amaçla hürriyetten yoksun kılma suçundan 1 yıl 10 ay 15 gün olmak üzere toplam 6 yıl 5 ay 15 gün ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Çocuk İstismarı

* Bolu’da komşusunun kızı F.B.’ye (16) cinsel istismarda bulunan H.T. (63) yerel mahkeme tarafından verilen cezanın bozulmasının ardından Bölge Adliye Mahkemesinde yeniden yargılanmaya başlandı. Sanık suçlamaları reddetti. Bir sonraki duruşma 22 Kasım’da. Bolu Ağır Ceza Mahkemesince sanık H.T.’ye kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, çocuğun cinsel istismarından 9 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve tahliye edilmişti.

* Muş’ta evlerine tadilat yaptığı ailenin kızları Ö.N.K.’ya (12) cinsel istismarda bulunan S.K.’nin (51)  çocuğa cinsel istismardan 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.

* Kars’ta 2014’te yaşı küçük yeğeni S.’ye ve ablası G.’ye cinsel istismarda bulunan V. hakkında Kars 1. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarından en az 16 yıl, iki kız çocuğuna yönelik kişi hürriyetinden yoksun kılmadan 7,5’er yıl olmak üzere hapis cezası istemiyle Kars 1. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. İlk duruşma 7 Kasım’da görülecek. S. ve G.’nin ailesinin erkekten şikayetçi olmadığı ifade edildi.

* Antalya’da öğrenci A.B.’ye (13) cinsel istismarda bulunan öğretmen N.D. yargılandığı davada cinsel istismardan 15 yıl 11 ay hapis cezasına çarptırıldı, hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraat etti.

* Zonguldak’ta kızı İ.Y.’ye (15) cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle hakkında Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarından dava açılan A.Y.’nin atılı suçu işlediğine dair kesin ve inandırıcı delil tespit edilemediğinden beraatine karar verildi. İ.Y. ve annesi yargılama sürecinde şikayetlerini geri aldılar.

* Antalya’da 2013-2017 yıllarında kızı M.Ö.’ye cinsel istismarda bulunan A.Ö. Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılandığı davada karar duruşması görüldü. Mahkeme Heyeti sanığa çocuğun nitelikli cinsel istismarından 20 yıl hapis cezası verdi. Ceza, yakın akrabaya işlendiği ve eylemin silah ve tehditle gerçekleşmesinden dolayı 45 yıla çıkartıldı. Sanığın suçu kasıt altında birden fazla gerçekleştirmiş olması nedeniyle verilen ceza bir kez daha yarı oranında artırılarak 67 yıl 6 aya çıkarıldı. Sanığın cezası TCK’nın 61/7’nci maddesi gereğince cezanın üst haddi 30 yılı geçemeyeceğinden 30 yıla indirildi.

* Antalya’da öğrencisi E.S.G.’ye (10) beş ay boyunca cinsel istismarda bulunan K.A.’nın Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada karar duruşması görüldü. Mahkeme Heyeti, sanığı küçük çocuğa karşı çocuğun cinsel istismardan 10 yıl hapis cezasına çarptırdı. Ceza, sanığın eylemini eğitici ve öğreticisi olduğu öğrencisine karşı gerçekleştirdiğinden cezayı yarı oranında artırarak 15 yıla çıkarıldı. Mahkeme, sanığın eylemini 15 yaşını tamamlamamış çocuğa karşı tehdit ile gerçekleştirmesinden dolayı cezayı yine yarı oranında artırarak 22 yıl 6 aya yükseltti. Sanığın eylemini aynı mağdura karşı değişik zamanlarda birden fazla kez tekrarladığından cezayı 4’te 1 oranında artıran mahkeme heyeti, cezayı 27 yıl 13 ay 15 güne çıkardı. Sanığın yargılama sürecindeki olumlu tavır ve davranışlarını takdiri indirim nedeni kabul eden heyet, K.A. yi 23 yıl 5 ay 7 gün hapis cezasına çarptırdı.

* Hatay’da 10-11 yaşlarındaki altı öğrencisine cinsel istismarda bulunan İ.B. (34) yargılandığı Kırıkhan Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğa cinsel zincirleme cinsel istismardan toplam 75 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* Bolu’da 2014 yılında Z.Y.’ye (13) cinsel istismarda bulunan E.K.’nin (19) yargılanmasına Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Duruşmada Z.Y., ablasının kendisini E.K. ile para almak için buluşmaya gönderdiğini, ablasının zaman zaman seks işçiliği yaptığını söyledi. Z.Y. ve ailesi sanıktan şikayetçi olduğunu beyan etti. Bir sonraki duruşma 27 Aralık’ta.

* Bolu’da arkadaşının sevgilisinin kardeşi E.K.’ye (17) cinsel istismarda bulunan E.S.’nin yargılanmasına Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmada tanıklar dinlendi, sanık suçlamaları reddetti. Bir sonraki duruşma 27 Kasım’da.

* Kars’ta engelli D.İ.’ye cinsel istismarda bulunan sanıklardan tutuklu D.İ’nin annesi S.İ, teyzesi E.İ, M.D, A.Ş, B.A, E.Ş, F.A, M.T, S.B, V.G. ve C.B. ve tutuksuz sanık T.Ç.’nin yargılanmasına Kars 1. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. D.İ., C.B. ve B.A.’dan şikayetçi olduğunu söyledi. Mahkeme başkanı, doğum yapan D.İ’nin bebeğinin soy bağının tespiti için Trabzon Adli Tıp Kurumuna gönderilen kan örneklerinde, çocuğun biyolojik babasının B.A. olduğunun belirlendiğini aktardı. Heyet, tutuksuz sanıklar M.A. ve T.Ç.’nin tutuklanmasına, tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verdi. Sanıklar nitelikli cinsel saldırı ve fuhşa teşvik etmek veya yaptırmak veya aracılık etmek veya yer temini etmek suçlarından yargılanıyor.

* Van’da 2016 tarihinde zihinsel engelli ikisi çocuk, üç kardeşe cinsel istismarda bulunan korucu T.G.’nin tutuklu yargılandığı davanın karar duruşması Van 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme Heyeti, sanığa üç çocuk için çocuğun cinsel istismarından  toplam 40 yıl 10 ay hapis cezası verdi.

* Bursa’da akrabası D.A.’ya (13) cinsel istismarda bulunan B.T. (18) yargılandığı Bursa 12. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarı suçundan 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza, iyi hal indirimiyle 10 yıla düşürüldü.

* Samsun’da yeğeni F.G.’ye (11) iki yıl boyunca cinsel istismarda bulunan T.G. (22) yargılandığı Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun nitelikli cinsel istismarından 8 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza, eylemin yakın akrabaya işlenmiş olmasından dolayı 12 yıla, zincirleme olduğu için 15 yıla çıkarıldı. Mahkeme Heyeti, iyi hal indirimi uygulayarak cezayı 12,5 yıla düşürdü.

*Antalya’da kuzeni N.’ye (9) cinsel istismarda bulunan H.C.M.’nin (25)  Antalya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarından tutuksuz yargılandığı davada savcı mütalaasını verdi.  Savcı, sanığın beraatını talep etti. Mütalaada “Mağdur küçük N.’ye yönelik eylemlerin diğer aile yakınlarının bulunduğu ortamda gerçekleşmiş olması, bu durumda anlatımın soyutta kaldığı, eylem sırasında ve/veya hemen sonrasında tepki göstermesinin de düşünülmesinin gerektiği, yönlendirilmesinin mümkün olması karşısında üzerine atılı cinsel istismar ve basit tehdit suçlarından cezalandırılmasını gerektirecek kesin ve inandırıcı kanıt elde edilemediği anlaşılmıştır.” dendi. Mahkeme sanığın tutuklanma talebini reddederek duruşmayı erteledi.

* Trabzon’da hayvan otlatan B.Ç.’ye (13) boğazını sıkarak cinsel istismarda bulunmaya teşebbüs eden Ş.A. hakkına çocuğun cinsel istismarından 4,5 yıldan 12 yıla kadar; öldürmeye teşebbüsten müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.  B.Ç. olay sırasında ölü taklidi yapmış, Ş.A., B.Ç.’nin üzerini çalılarla örtüp kaçmıştı. 

Erkekler Ekim’de 20 Kadın Öldürdü

Erkekler, Ekim’de en az 20 kadını ve iki çocuğu öldürdü. Kadınlardan yüzde 20’si barışma teklini reddettikleri için öldürüldü. Cinayetlerin yüzde 75’i evde işlendi. Öldürülen kadınlardan biri Suriyeli, biri de Özbekistanlıydı.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Ekim’de en az 20 kadını ve iki çocuğuöldürdü; dört kadına tecavüz etti; yedi kadını taciz etti, en az 93 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 27 kız çocuğuna ve bir oğlan çocuğa cinsel istismarda bulundu; 25 kadına şiddet uyguladı. Ayrıca, erkekler, üç kadını dijital yollardan taciz etti.

Ekim’de öldürülen 20 kadının yanında, Elazığ’da bir erkek karısını evde defalarca bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs etti. Hukuki süreç basına yansımazken, kadının hayati tehlikesi devam ediyor.

Ayrıca, 5 Ekim’de, İzmir’de 7 Haziran’da Melahat Mersinli isimli kadının öldürülmesinde sorumluluğu olan fail ortaya çıkartıldı ve tutuklandı. 

Erkekler 2018’in ilk on ayında en az 203 kadın ve 12 çocuk öldürdü; 54 kadına tecavüz etti; 169 kadını taciz etti; 468 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 306 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 341 kadını yaraladı.

Cinayet 

Erkekler Ekim’de en az 20 kadın, iki çocuğu öldürdü.

Kadınların dördü barışma teklifini reddettikleri için, ikisi, “kıskançlık” bahanesiyle öldürüldü. Bir kadın iki işyeri kiracısı, bir kadın komşusu, bir kadın da kardeşi tarafından öldürüldü. 

Kadınların yüzde 20’si barışma teklifini reddettikleri için öldürüldü.

10 kadını kocası, dördünü sevgilisi, ikisini eski kocası, birini erkek kardeşi, birini komşusu, birini nişanlısı ve  birini de işyerini kiraya verdiği iki erkek öldürdü. 

Cinayetlerin onu bıçakla, altısı ateşli silahlarla, biri satırla, biri eşarpla boğularak, biri elle boğularak işlendi. Bir kadının öldürülme nedeni halen bulunamadı.

Cinayetlerin 15’i evde, üçü sokakta, biri kadının iş yerinde ve biri de dağlık alanda gerçekleşti.

Cinayetlerin yüzde 75’i evde, yüzde 15’i sokakta gerçekleşti.

Öldürülen kadınlardan biri Suriyeli biri de Özbekistan’lıydı. Öldürülen 4 ve 6 yaşlarındaki iki çocuk da Suriye’liydi.

Ekim’de kadın cinayetlerinin yaşandığı iller Afyon (1), Ankara (2), Aydın (1), Antalya (1), Antep (1),  İstanbul (3), Diyarbakır (1),  Iğdır (1), Tekirdağ (1), Denizli (1), Isparta (1), İzmir (1), Kayseri (1), Bursa (1), Uşak (1), Manisa (2).

 

Tecavüz

Erkekler, Ekim’de üç ilde dört kadına tecavüz etti. Erkekler, İstanbul’da iki Bursa ve Muğla’da bir kadına tecavüz etti.

İstanbul’daki tecavüzlerden birinde zihinsel engelli kadına tecavüz eden fail iki erkekti, birindeyse kadına tecavüz eden fail kadının arkadaşının kuzeniydi. Bursa’daysa fail kadının yakın akrabasıydı. Muğla’daysa fail erkek eve giren hırsızdı.

Hukuki Süreç
Faillerden dördü tutuklandı, İstanbul’da zihinsel engelli kadına tecavüz etmek için eve giden dört erkek serbest ve yine İstanbul’daysa kuzenin arkadaşına tecavüz eden fail serbest bırakıldı.

Seks işçiliğine zorlanma

Erkekler, Ekim’de, 93 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Seks işçiliği yaptırılan kadıların bulundukları iller şöyle: İstanbul (60), Antalya (18), Hatay (11), Bursa (1) ve Kocaeli’nde (3) 93 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı.

Bu kadınlardan, 89’u Türkiye vatandaşı değildi, üçü Özbekistan vatandaşıydı, biri Türkiye vatadandaşıydı.

Hukuki Süreç
Faillerden 35’i gözaltına alındı. Üç fail erkek tutuklandı. İstanbul, Bursa ve Antalya’daki 10 erkek faile dair hukuki süreç basına yansımadı.

Taciz

Ekim’de erkekler yedi kadını taciz etti. Tacizlerin gerçekleştiği iller şöyle: İstanbul (3), Manisa (2), Muğla (1) Sakarya (1)

Faillerden biri otobüs şöförü, biri futbolcu, dördü tanımadığı erkek biri de oyuncu arkadaşıydı.

Tacizlerden biri otobüste, üçü sokakta, biri dizi setinde, biri telefonda gerçekleşti biri de eğlence merkezinde gerçekleşti.

Hukuki Süreç
Faillerden biri işinden çıkartıldı (otobüs şoförü), biri gözaltına alındı, birine ne olduğuna dair basına bilgi yansımadı (futbolcu) iki fail hakkında da hukuki süreç başlatıldı, bir erkek fail de aranıyor.

Digital Taciz

Erkekler Ekim’de üç kadını dijital yollardan taciz etti. Dijital tacizler şu illerde gerçekleşti:

Samsun (1) Kocaeli (2)

Hukuki Süreç
Faillerden biri adli kontrolle serbest bırakılırken, bir failin de daha önce sosyal medya üzerinden taciz nedeniyle hakkında soruşturma başlatıldığı ortaya çıktı.

Çocuk İstismarı 

Ekim’de 18 erkek, 27 kız çocuğu ve bir oğlan çocuğuna cinsel istismarda bulundu.

Cinsel istismarların yaşandığı iller şöyle: Kocaeli (2), Afyon (1), Urfa (1), Denizli’de (1), Antalya (1), Muğla (1), Osmaniye (1) Trabzon (1)

Çocuklara cinsel taciz bulunanlardan biri market sahibi, 18 kız çocuğu ve bir oğlan çocuğunun faili öğretmenleri, biri ablasının kocası, biri temizlik işçisi, biri tanığı dört erkek, biri tanıdığı erkek biri de babasıydı, biri de temizlik işçisydi.

Kız çocuklarından biri engelliydi. Üç cinsel istismar kameralara yansıdı.

Hukuki Süreç
18 failden 15’i tutuklandı.

Şiddet Yaralama

Ekim’de 24 erkek, 25 kadına şiddet uyguladı, kadınlardan biri ağır yaralı.

Kadınların şiddete maruz kaldığı iller şöyle:

İstanbul (6), Karaman (1) Antalya (4), Bursa (1), Mersin (1), Aksaray (1), Antep (1), Aydın (1), Denizli (1), Samsun (2), Erzurum (1), Adana (2), Maraş (1) Karabük (1), İzmir (1)

Kadınlardan biri uzaklaştırma kararına rağmen şiddete maruz kaldı. Kadınlardan birini sevgilisi, birini eski nişanlısı, birini evine giren hırsız, 13’ünü kocası, ikisini çocuğu, birisini eski kocası, birini iş vereni, birini babası yaraladı. Kadınlardan birinin durumu ağır.

Kadınlardan ikisi boşanma aşamasındaki kocası tarafından yaralandı. Kadınlardan ikisi daha önce aynı erkekten şiddet görmüştü.

Erkeklerden biri, kadınlardan birini tabanca dipçiği ile darp etti, birini de pompalı tüfekle yaraladı. Bir kadını yaralayan fail mesleği polislik olan kocasıydı. Çocuğu tarafından darp edilen bir kadının evi de yine çocuğu tarafından yakıldı.

Hukuki Süreç
Erkeklerden 11’i gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı polis memuru hakkında adli soruşturma başlatıldı, dördü tutuklandı, bir erkek hakkında arama kararı verildi, 8 faile ilişkin basına bilgi yansımadı.

Şüpheli Ölüm / İntihar

Ekim’de basına beş şüpheli ölüm / intihar vakası yansıdı. Şüpheli ölüm/intiharların gerçekleştiği iller şöyle:

Adana (1), İstanbul (2), Mersin (1), Adana (1)

Hatay’da kadının tabancayla intihar ettiği öne sürülürken, kadının hatıra defterine kocasının kendisini öldürmek istediği yazmıştı. Adana’da kadının cenazesi su kanalında bulundu. İstanbul’da şarkıcı Tuğba Ergüzel aile tarafından evde ölü bulundu. Yine İstanbul’daki şüpheli bir şekilde ölen kadın sevgilisinin evinde tabancayla vuruldu.

Hukuki Süreç
Bir şüpheli ölüm hakkında adli tıp raporu beklenirken, dört vaka hakkında soruşturma başlatıldı.

 

Açıklama: bianet’in erkek şiddeti çetelesinde sadece erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınlara yer veriyoruz. Toplumsal cinsiyet temelli olmayan şiddet vakalarını ve cinayetleri çeteleye almıyoruz.Faili henüz belirlenememiş kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerini sene boyunca aylık çetelelere not ediyoruz ancak başlıktaki sayıya eklemiyoruz. Sene sonunda, çetelelerde yer alan bu faili belirlenememiş cinayetler ve şüpheli ölümlerin akıbetini araştırarak, zaman içinde aydınlatılan vakaları eğer toplumsal cinsiyet temelli ise çeteleye ekliyoruz.

Ruhsal bozuklukları olan kişilerin işledikleri cinayetleri de çeteleye almıyoruz (Şizofreni hastalarının işlediği cinayetler gibi).

İntihar ve intihara teşebbüs vakalarını sadece kadın geçmişinde şiddet/ sistematik şiddete maruz kaldıysa çeteleye dahil ediyoruz. Bu intihar vakalarına ayrı bir kategoride yer veriyoruz ve başlığa taşıdığımız sayıya dahil etmiyoruz.

Ayrıca kadının doğrudan hedef olmadığı toplu cinayet haberlerini de, eğer tartışmaya sebep olan konu toplumsal cinsiyet temelli değilse çeteleye dahil etmiyoruz.

[Örneğin 11 Haziran 2017’de medya taramamıza düşen şu vakayı çeteleye dahil etmedik:

* Konya’da hayvancılık yapan A.K. (27), akrabaları Bekir Kıran (80), Mustafa Tokat (80), Meryem Tokat (79), Hamit Tokat (51) ve Mehmet Tokat’ı (64) pompalı tüfekle öldürdü. Erkek cinayetlerden sonra evine dönerken yakalandı. A.K.’nin şizofren olduğu, kalp krizinden hayatını kaybeden babasının ölümünden köydekileri sorumlu tuttuğu belirtildi.]

**

Çetelelerde yer alan meslek grupları, sadece şiddet olayının meslekle bağlantılı olduğu durumları kapsamaktadır. Örneğin “tecavüzcülerin yüzde x’si şofördü” cümlesi, kadınların ulaşım için bindikleri aracın şoförü tarafından tecavüze uğradığını anlatmaktadır.

“İnsan Kendi Bedenine Ait Hissetmeyince, Hiçbir Yere Ait Olamıyormuş”

Evren 20 yaşında, Boğaziçi Üniversitesi’nde fizik okuyor.

Kendisini “trans non-binary” birey olarak tanımlıyor. “Non binary” kavramı, kendini ikili cinsiyet rejimi dışında tanımlayan, kadın-erkek ikiliği dışında kimlikler için kullanılıyor.

Evren “Bana insanlar doğrudan trans erkek ataması yapabiliyor” diyor, kendini trans kadın veya trans erkek olarak değil, tam da o “veya” olarak tanımladığını ifade ediyor.

Evren’le Boğaziçi Üniversitesi’nde Güney kampüste buluştuk. Çocukluğundan bu yana cinsiyet meselesiyle ilgili sorgulamalarını, ikili cinsiyetten gayri olma halini, eğitim hayatını, bir enstitüde araştırmacı olma hayallerini, göğüs disforisini ve hormon sürecini konuştuk.

Mühendislikten fiziğe geçiş

Seni biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Evren, 20 yaşındayım. Boğaziçi Üniversitesi’nde fizik okuyorum, birinci sınıftayım. İTÜ’de mühendislik okuyordum, oradan geçiş yaptım.

Neredeyse 5 aydır testesterondayım. Trans non-binary bir bireyim.

Trans kadın ya da trans erkek olarak tanımlamıyorsun yani kendini?

Non-binary, ikili cinsiyet sisteminin dışında demek. “Kadın veya erkek”teki “veya” aslında.

İTÜ’de ne kadar okumuştun?

Hazırlık ve birinci sınıfı okuyup bıraktım. Boğaziçi’ne geçersem daha mutlu olacağımı düşündüm. Öyle de oldu.

Neden?

Aslında yaşadığım kötü bir şey olmadı. Ama genel olarak Boğaziçi’nin LGBTİ+ bireylere karşı daha kucaklayıcı olduğunu hep hissettim.

Mesela bu dönem burada yurtta kalmak istedim ama maalesef yurtlar artık MEB’e bağlandı. Ama Boğaziçi’nde bana yurt ayarlamak için ellerinden geleni yaptılar. Sonra bir odaya çıkmak durumunda kaldım, yurda kıyasla beni maddi olarak zorluyor.

Kadın yurdu deneyimi

İTÜ’deyken nerede kalıyordun?

İTÜ’de kız yurdunda kalıyordum. Daha hormona başlamamıştım o yüzden çok sıkıntı olmuyordu. Ama yurtta odama giderken, kadın öğrenciler “pardon ama sen oraya çıkamıyorsun” gibi uyarılarda bulunabiliyorlardı.

Kadın yurdunda kalmak seni etkiliyor muydu?

Yurt müdürü beni her çağırdığında çok geriliyordum. Trans olmamla ilgili bir şikayet gelmesinden çekiniyordum. Neyse ki öyle bir şey olmadı. Genelde yurtta kalmamayı tercih ediyordum. Küçük, 4 kişilik bir odada kalıyordum. Zorlayıcı oluyordu.

“Çocukları, kız ya da oğlan değil, sadece çocuk olarak görüyordum”

Ailen İstanbul’da mı?

Ben annemle yaşıyorum. Annem Fethiye’de.

Annenle aran iyi sanırım.

Artık iyi.

Bize açılma sürecinden bahsetmek ister misin?

Aslında çocukken cinsiyetlerin hiç farkında olmadan büyüdüm. Bu bana sunulan güzel bir şanstı. Çocukları, kız ya da oğlan değil, sadece çocuk olarak görüyordum. Kendimi de öyle görüyordum.

Sıkıntı göğüslerim belirginleşmeye başlayınca başladı. Kızlardan hoşlanıyordum ve kendimi bu yüzden suçlu hissediyordum. Liseye geçtiğimde gerçekten bir tiyatro oyununun içinde yaşamaya başladım. Üç lise değiştirdim, Aydın Fen Lisesi, İstanbul Atatürk Fen Lisesi ve Kabataş Erkek…

“Önce kadınlık, sonra erkeklik kalıbını performe ettim”

Neden üç lise değiştirdin?

Çünkü insan kendi bedenine ait hissetmeyince, hiçbir yere ait olamıyormuş, onu fark ettim.

Gittiğim okulda insanlarla iyi anlaşılıyordum ama bir şeyler oturmuyordu, ait hissetmiyordum. Özellikle ilk gittiğim lisede ciddi bir tiyatro içindeydim. Toplumun bana dayattığı tüm rolleri uygulamaya çalışıyordum. Saçlarım uzundu, kestirmiyordum. Adet olduğumda bunun beni, beceriksiz hissettiğim kadınlık performasyonuna yaklaştırdığını zannederek aşırı mutlu olmuştum.

Zamanla kadınlardan hoşlandığımı fark ettim ama lezbiyen olarak tanımlanmak bana kendimi iyi hissettirmiyordu. Lisenin son yılları, benim cinsiyetim yok, bana bir şey demeyin, şeklinde geçirdim.

12. sınıfta, testesterona başlamak ve göğüslerimi aldırmak gibi bir imkanım olduğunu fark ettiğimde belki de trans erkek olduğumu düşündüm. Çünkü benim gibi bedensel disfori yaşayanların hepsi trans erkekti. Bu da beni başka bir kalıba soktu. Toplumun bana verdiği kadın rolünden yeni kurtulmuştum. Bu sefer trans erkek kalıbına girmeye başladım.

Bütün bunları internetten okuyarak mı öğreniyordun? Yoksa doktorlarla ya da benzer deneyimler yaşamış insanlarla mı konuşuyordun?

Evet, kendi kendime araştırdım. Hiç böyle biriyle de tanışmadığım için kendimi yalnız hissediyordum.

Trans erkek kalıbına girmeye çalışırken çok fenaydım; küfrediyordum, bacaklarımı açıp oturuyordum, gülmüyordum… “Erkekliği” performe etmeye çalışıyordum sonuç olarak. Mesela metroda falan giderken erkekleri gözlemliyordum. Onlar gibi durmaya çalışıyorum ama göğüslerimden rahatsız olduğum için dik de duramıyorum, böyle şekilden şekile giriyordum.

“Cinsiyetten bağımsız düşündüğümde en çok kendim olabiliyorum”

Evren ismini kullanmaya ne zaman başladın?

İTÜ’de hazırlıktayken. Ama arkadaşlarıma ısrar edemiyordum. O zamandan itibaren hep yanımda olacak biriyle tanıştım, ilk defa o bana sordu “Sana Evren olarak mı seslenmemi istersin,” diye. Ondan sonra o bana hep Evren dedi ve demeyenlere kızdı. Bu beni de güçlendirdi. Trans erkekliği performe ettiğim süreçten çıkmamda da çok faydası oldu.

Zor zamanlardı. Bir kalıptan çıkıp başka bir kalıba girmiştim. O zaman da “ben neyim” diye sormaya başladım.

Sonra bir terimle karşılaştım: “Non-binary” yani “genderqueer”. Cinsiyeti kuir bir birey olarak yaşamak… Ben çocukken de böyleydim, lisedeyken de, şimdi de. Ben cinsiyetten bağımsız düşündüğümde en çok kendim olabiliyorum. Bedensel olarak hissettiğim rahatsızlıkların da cinsiyetimle ilgisi yok aslında. O yüzden “cinsiyet geçiş süreci”, “cinsiyet değiştirme”, “cinsiyet uyum süreci” gibi ifadelerden de rahatsız oluyorum. Çünkü neyden neye geçiyorum? Neyi değiştiriyorum?

Bana insanlar doğrudan trans erkek ataması yapabiliyor, bunu trans aktivistler de yapabiliyor. Vücutta dominant olan hormonun, ister doğuştan ister sonradan olsun, cinsiyetle ilgisi olmadığını keşfettiğim an, gerçekten çok özgürleştiğimi hissettim.

“Ben nasıl süreçlerden geçiyorsam, annem de kendi sancılı süreçlerinden geçti”

Annene bu kimliğinle açıldığında nasıl karşıladı?

Lisede kadınlardan hoşlanma konusunda açılmıştım, sıkıntı yaşamadım. Ama cinsiyet konusunda “Ben kadın hissetmiyorum, ben hiçbir şey hissetmiyorum” diye açıldığımda bu ona uzak gelmişti.

Şöyle düşünüyorum: senelerdir ben nasıl sancılı süreçlerden geçiyorsam, annem de kendi sancılı süreçlerinden geçti. Onunla gurur duyuyorum. Ve bana yaşadığının en azını hissettirdiğini düşünüyorum.

Okul bitince ne yapmak istiyorsun? Hayalin ne?

Fizikçi olmak istiyorum, mesela Max Planck Enstitüsü’nde çalışmak gibi. Araştırma yapmak istiyorum. Belki bunu üniversitede de yapabilirim ama enstitü ortamını yaşamayı çok istiyorum.

Röportaja başlamadan önceki sohbetimizde, sosyal işlerle de ilgilendiğini fark ettim. Mesela TOG’un toplumsal cinsiyet eğitmenleri eğitimine katıldığını söyledin. Başka neler yapıyorsun?

Bu dönem dansa başladım; Lindy Hop ve solo jazz.

İlk defa dans ediyorum ve bu yaşıma kadar hiç bedenimle iletişim kurmadığımı fark ettim. Gerçekten çok özgürleştirici bir şeymiş.

Toplumsal cinsiyet eğitmenliği eğitimi nasıl geçti?

Biliyorsun zaten cinsiyetle ilgileniyorum (gülüyor).

Bu eğitim benim için aydınlatıcı oldu, öncesinde çok basit şeyleri insanlara anlatmakta, savunmakta zorlanabiliyordum. Bunu bir aktivizme dönüştürebilirim diye düşündüm. Şu anda örneğin Instagram’dan kendi sürecimi paylaşıyorum.

“Kimlik değişimiyle uğraşmak istemiyorum”

Bildiğim kadarıyla ameliyat olmak istiyorsun, değil mi?

Üst ameliyatı olmak istiyorum, alt ameliyatı olmayı düşünmüyorum. Hem zor bir ameliyat hem de çok gerek görmüyorum. Disforimin en büyük kaynağı göğüslerim, onlardan kurtulduğumda bayağı bir yükten kurtulacağım.

Aslında devletin karşılaması şansı var ama uzun sürdüğü gibi, koşul olarak kimlik değişimi yapmam gerekiyor. Mecbur kalmadığım sürece, mavi kimlik – pembe kimlik benim için çok önemli değil açıkçası. Devlet dairesinde çok sorun çıkartmayacaksa, ki şimdiye kadar çıkartmadı. Sadece otobüslerde “kadın yanı-erkek yanı” meselesi bir sorun.

Kimlikteki ismini değiştirecek misin? Kimlik isminle hitap ettiklerinde rahatsız oluyor musun?

Evet oluyorum aslında. Ama ben isim değiştirmeyeceğim, sadece isim ekleteceğim.

Aslında kimlik ismimin bir cinsiyeti yok. Hatta paylaşabilirim de çünkü çok mutsuz olduğum bir isim değil: Pınara.

Pınara, bir antik kent ismi ve bir cinsiyeti yok. Tek sorun şu; Pınar’a benzediği için otomatik olarak kadın cinsiyeti atanıyor. İnsanlar böyle algıladığı için beni rahatsız etmeye başladı, dolayısıyla bu isimle de barışabileceğimi düşünüyorum. Yani çocukluğumdan beri ismimle bir problemim yoktu ama insanlar sorun çıkarttı, gibi oldu. Şimdilik Evren’le mutluyum.

“Tüm gün binder takmak çok yorucu”

Şöyle özetleyebilir miyiz: Kendini non-binary tanımlıyorsun ve kimliğinin rengiyle falan uğraşmak istemiyorsun. Sadece bedensel disforiden dolayı memelerinden kurtulup rahat etmek istiyorsun. Çünkü insan olduğu gibi mutlu ve her şeyi kendisi belirliyor. Doğru mu anladım?

Evet (gülüyor).

Ameliyat sonrası yapacağım ilk şey, havluyu duştan çıkınca göğsüme değil belime sarmak. Ama ikinci yapacağım şey, kütüphanede bir gece geçirmek. Çünkü en fazla gece 2’ye kadar kalabiliyorum ve sonra nefesim daralıyor. Eve gidip, binder’ı (*) çıkartıp yalnız kalmak istiyorum. Bir de sabahları dışarıda koşmak istiyorum. Çünkü spor yapmayı seviyorum ama binder nedeniyle koşmak zor oluyor, nefesi daraltıyor.

Binder fiziki olarak çok zorlayıcı bir şey. 12-14 saatin üzerinde taktığınız zaman ağrıtmaya başlıyor ve beni çok yoruyor. Midenizin üzerine denk geldiği için, oraya da baskı yapıyor, yemek yedikten sonra daralıyorum.

(*) Binder: Memeleri bastırarak görünürlüğünü azaltmak için kullanılan iç çamaşırı.

Binder’ı ne zamandır kullanıyorsun?

2 yıl kadar, 12. sınıftan beri.

Disfori

Sohbet ederken, “insanlar disforinin nasıl bir şey olduğunu anlamıyor” demiştin, biraz bundan bahsetmek ister misin?

Disfori, bazı günler yataktan, evden çıkamayacak gibi hissetmene neden olabiliyor. Sürekli olarak taşıdığın bir duydu. Çoğu gün, çok ciddi işlerim varken, ben bugün dışarı çıkamam, dediğimi ve çıkmadığımı biliyorum.

Göğüs disforisi ya da penis disforisi görünür disforiler. Ama başka disforiler de olabiliyor, ayak numarası, boy gibi. Bunların farkına varsanız da, bu farkındalık disforiyi azaltmıyor, en azından bende böyle oldu.

Kendini trans birey olarak ifade etmek için disforiye gerek olmadığını düşünüyorum, bu konuda birçok trans bireyle fikir ayrılığı yaşıyorum. Ben bedenimden rahatsız olmadan da erkek ya da kadın olarak kendimi tanımlayabilirim. En başında beden cinsiyeti dikte etmez, diyoruz. O zaman neden disfori translığı dikte etsin?

“Kendini trans erkek olarak mı görüyorsun yoksa erkek olarak mı görüyorsun?”

Hormon süreci için doktora gittiğinde bu non-binary meselesini nasıl anlattın?

Açıkçası anlatmaya çalışmadım. Trans erkek olarak sürece başladım.

Psikiyatrist bir görüşmemizde bana “Sen kendini trans erkek olarak mı görüyorsun yoksa erkek olarak mı görüyorsun” diye sormuştu. Ben de “farkı ne” diye sormuştum. Aslında sormak istediği şeyi sonradan anladım. Trans kimliğinle mutlu musun, demek istemişti.

Mesela bir trans erkek Youtuber var. Bana göre çok sıkıntılı ifadeleri var, “Trans olmaktan nefret etmeyen trans değildir”, “Disfori yaşamayan trans değildir” gibi. Genellemeleri sevmediğim gibi, bir insan toplumun ona dayattığı kalıplardan yeni sıyrılmışken onu başka bir kalıba soktuğunu düşünüyorum. LGBTİ+ hareketinin içindeki etiketleri, tanımları bizi rahatlatmaları, iyi hissettirmeleri için kullanıyoruz; toplumun bizi soktuğu, yenice sıyrıldığımız kalıpların yerini almaları için değil.

 

Gelin Kadınlar, İsyana Ortak Olalım

Gülnur Acar-Savran 2004 yılında Beden Emek Tarih kitabının ardından yaptığı bir söyleşide,ortak yazıların, yazışmaların olduğu ve daha politik, daha somut; daha kısa ve daha çok insana hitap edecek yazılar yazmak istediğini dile getiriyordu. Acar-Savran, geçtiğimiz günlerde yayımlanan, 2004–2017 yılları arasında çıkan yazı ve söyleşilerinden oluşan Feminizm Yazıları kitabında işte bu vaadini yerine getiriyor.

Beden Emek Tarih; Diyalektik Bir Feminizm İçin isimli kitabında Acar-Savran, yeni bir feminist kuram sunmakta; farklı bir gelecek tasarısına ilişkin tartışmaların önünü açmaktaydı. Şimdiye dek oluşturulan feminizmin köşe taşı söylemlerini, kuramlarını, sloganlarını yeniden ele alıp, “eşitlikçi-evrensel” feminizmden “farklılıkçı” feminizme uzanan çizginin yeniden ve büyük bir titizlikle okumasını yaparak klişeleşmiş, alışılagelmiş yaklaşımların tuzağına düşmeden, kavramların nedenselliklerini sorgulamaktaydı. Tarihsel süreklilikten ayrılmadan Christine Delphy, Judith Butler, Monique Wittig gibi feminist kuramcılarla tartışmaya girerek, yeni bir feminist perspektif oluşturuyordu.

Feminizm Yazıları’nın girişi, yazıların ve söyleşilerin hangi politik iklimde yazıldığına değiniyor ve Çatlak Zemin’in AKP Karnesi isimli dosyasından oldukça yararlanılarak kaleme alınmış. Bu süreç, AB ile müzakerenin kadınlar açısından kazanımı olan, 2005 yılında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) değişmesinden 2017’de müftülere nikâh kıyma yetkisi verilmesine uzanan bir süreci kapsıyor ve de KADEM’in (Kadın ve Demokrasi Derneği) kurulmasına.

Kitabın ilk bölümünde “Kadın Emeği”yle ilgili yazılar yer alıyor. Beden Emek Tarih’de Acar-Savran, Delphy ile uzun bir diyaloga girmekteydi. Ev emeğinin görünmez oluşunun, emek ve üretim olarak adlandırılmamasının, Marksizm’in cinsiyet körü yaklaşımının ideolojik nedenlerini inceledikten sonra Delphy’nin patriarka ve kapitalizme ilişkin Marksist feminist tahlillerini ele alarak “özel alan/kamusal alan yapılanmasındaki somut dönüşümlere ve bu iki alan arasındaki süreklilikler ile kopukluklara çok fazla yer vermediği”ni ileri sürerek kuramındaki sorunlu yerleri tartışıyordu. Kadınların karşılıksız emeğinin ortadan kalkması için ise kadınların kocalarına harcadıkları emek, çocukların okula götürülmesi, ödevlerine yardım, evdeki yaşlı ya da hasta insanların bakılması, hastanede yaşlı ziyaretlerine gidilmesi gibi geniş ölçüde hizmetlerin yer aldığı “bakım” kavramının dönüştürülmesini, yeniden düzenlenmesini öneriyordu.  Yeni kitabında da bu konuda yine önemli tartışmalar var: Patriyarka ile kapitalizm, karşılıksız emek dolayımıyla tarihsel olarak somut bir bütün oluşturmakta Acar-Savran’a göre. “Patriyarkanın kadın emeği dışındaki yapıları/alanları üzerinde kapitalizmin aynı derecede şekillendirici olduğunu söylemek güç” (s.19). “Patriyarkal kapitalizm kadın emeği bağlamında daha anlamlı bir kavramsallaştırma” (s.20).

“AB’nin Toplumsal Cinsiyet Politikaları” isimli makale ise 2006 yılında yazılmış tam da AB ile müzakerenin yapıldığı bir dönemde. Bu müzakerelerin kadınlar açısından ne anlama geldiğini, kadınlar için bir takım yasal kazanımlara ve görünür olmalarına yol açsa da yine kadınlar arasında kutuplaşma yaratabileceğine dikkat çekerek feministlerin kendi bağımsız gündemlerine dönmelerini öneriyor Acar-Savran.

2010’da kaleme alınmış bir makale ise sosyal haklar mücadelesi ile ilgili, SSGSS yasasını AB ülkelerinde benimsenen aile-çalışma yaşamı uyumlulaştırma politikaları bağlamında somutlaştırıp; tartışıyor. Yazının son bölümünü vurgulamak gerek: “Kadınların karşılıksız emeğinin sadece istihdama katılım açısından değil kendi içinde adaletsiz bir durum olduğu istihdama katılımlarının sağlanmasının kendi başına kadınların özgürleşmesinin önünü açamayacağı, istihdamın kendisinin cinsiyete göre bölünmüş yapısı ve ev/aile içindeki cinsiyetçi işbölümü konusunda kamusal düzenlemelerin en azından bu işbölümünün dönüşmesi yönünde kimi kamusal müşevviklerin tasarlanabileceği…” (s.87).

Sosyal haklarla ilgili diğer bir yazı ise “Düzenlenmiş Patriyarka’nın Ötesine Bakmak…” başlığını taşıyor. Acar-Savran bu yazıda bizi, sosyal haklar demetimizi geliştirirken ufkumuzu da genişletmemiz yönünde uyarıyor. Bu bölümün başka bir yazısı, ücretli ev emekçileriyle ilgili. Yazara göre kadın işveren ile kadın emekçi arasındaki ilişkiye piyasa mantığı içinden bakmamız oldukça tehlikeli. “Evdeki cinsiyetçi işbölümü değişmezken, bu işler kadınlar arasında yeniden paylaşılıyor. Başka bir deyişle bir yandan patriyarka, öte yandan kapitalizmin özelleştirme mantığı bu işlerin kadınların omuzlarından alınmasına karşı ortak bir direnç oluşturuyor. Meseleye kadınlar arasındaki karşılıklı gereksinimlerden doğan bir sinerji olarak bakmak olanaksız” (s.93). Kadınlar arasında bir bölünme//kutuplaşma yaratmaktadır bu durum. Feministlerin yapması gereken ise metinde ayrıntısıyla yer almakta.

Kitabın ikinci bölümü beden ve cinselliğe ayrılmış yazılardan oluşuyor. İlk yazıda gayet teferruatlı bir biçimde sadece modern tıp biliminin değil patriyarkanın tarih boyunca kadın bedenine uyguladığı denetim politikaları anlatılıyor. Beden Emek Tarih’te Acar-Savran,“Cinsiyet/Toplumsal Cinsiyet/Cinsellik” isimli bölümün ana yazısında esas olarak cinsiyet/toplumsal cinsiyet tartışması ele alınıp, biyolojizm ve özcülük üzerinden inşa edilen Judith Butler’ın -kısaca cinsel kimlikleri yapı bozumuna uğratan, kaynağı Deleuze’e, Lyotard’a ve özellikle Derrida’nın “söylem teorisine” kadar giden kimlik kategorilerinin eleştirisini hedefleyen tartışma biçiminde özetlenebilecek – “queer kuramı” eleştirmekteydi.  Bu bölümdeki yazılarda da Butler eleştirisi mevcut. Acar-Savran için “cinselliği dönüşüme açık bir süreç olarak politikleştirirken nirengi noktamız” patriyarkal heteroseksizm’dir (s.140). Bu bölümde Türkiyeli feministlerin savunmacı bir cinsel politika hattı sergilediği konusunda özeleştiri yapmaktan da geri durmuyor Acar-Savran.

Üçüncü bölüm, feminist politika konusundaki yazılara ayrılmış. Kadınların “politik bir özne” olmasının imkânları, erkeklerin feminist hareketten dışlanma nedenleri, feminizmin yeni toplumsal hareketler içine dâhil olup olmadığı tartışılıyor. Yine bu bölümde yer alan cinsiyetçiliğin her zaman militarist olup olmadığı ve feminist dilin ehlileşme meselesini ele alan tartışmalar ayrıca çok önemli. Kavramların nasıl içinin boşaltıldığı; feminist dilin önemi ve dilin politik olduğu, feminist mücadele ile dil arasındaki ilişkinin kaçınılmazlığı son derece kayda değer mahiyette.

Son bölüm ise Acar-Savran’la yapılmış söyleşilere ayrılmış; özellikle Aksu Bora’nın da yer aldığı söyleşi “Yeniden Üretim Üzerine” ve kavramlar üzerine yeniden yeniden düşünmemiz için bize imkânlar sunuyor.

Acar-Savran’ın yazıları kendimize sistemin işleyişine ilişkin birçok yeni soru sormamıza, tartışma alanları açmamıza vesile oluyor. Tıkandığımızı sandığımız noktalarda yeni argümanlar üretiyor; politika öneriyor.

Onun sözleriyle bitirelim: “Feminizm erkek egemenliğine karşı bir isyandır” (s.175). Gelin kadınlar, bu isyana ortak olalım…

 

Etiyopya’ya İlk Kadın Başkan: Sahle-Work Zewde

Sahle-Work Zewde Etiyopya’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı oldu. Sahle-Work siyaset hayatında birçok “ilk”e imza atmıştı. Etiyopya parlamentoda kadın oranında dünyada 17. sırada yer alıyor.

Etiyopya’da Cumhurbaşkanı Mulatu Teshome Wirtu’nun istifasının ardından, parlamentoda yapılan seçimle Sahle-Work Zewde’nin cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmesine karar verildi.

Etiyopya’nın ilk kadın Cumhurbaşkanı olan Sahle-Work Zewde, parlamentoya Cumhurbaşkanı olarak ilk seslenişinde “Barışın yokluğu önce kadınları mağdurlaştırıyor, bu nedenle görev sürem boyunca kadınların barıştaki rolü ve kadınların barıştan fayda görmesine odaklanacağım” dedi.

Şu anda Afrika’da görev yapmakta olan tek kadın devlet başkanı olan Sahle-Work, Haziran 2018’de de Birleşmiş Milletler Afrika Birliği Temsilciliği’nin başına gelen ilk kadın olmuştu. Mart 2011’de de BM’nin Nairobi’deki ofisinin ilk kadın Genel Direktörü olmuştu.

Sahle-Work ayrıca ülkesi Etiyopya’da, Yodit Emiru’nun ardından büyükelçilik görevinde bulunan ikinci kadın. Etiyopya’nın Fransa, Senegal ve Cibuti büyükelçiliğini yaptı.

30 yılı aşkın süredir ulusal ve uluslararası ölçekte ve çeşitli pozisyonlarda bulunan Sahle-Work’ün altı yıllık iki dönem boyunca cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmesi bekleniyor.

68 yaşında olan Sahle-Work, Fransa Montpellier’de üniversite okudu. Evli ve iki çocuğu var.

Kabinenin yarısı kadın

Etiyopya, yetkilerin merkezi hükümetle, federe devletlerarasında paylaşıldığı federal bir cumhuriyet. 1995’ten beri Etiyopya Halkları Devrimci Demokrasi Cephesi (EPRDF) koalisyonu iktidarda.

Başbakan Abiy Ahmed’in kurduğu 20 kişilik kabinenin yarısı kadınlardan oluşuyor. Kabinede ülkenin ilk kadın Savunma Bakanı’nı da bulunuyor. Savunma Bakanı Aisha Mohammed ve yeni kurulan Barış Bakanlığı’nın başına gelen Muferiat Kamil kabinede pozisyonlarıyla dikkat çeken kadınlar.

Cumhurbaşkanlığı Etiyopya’da sembolik bir makam. Yürütmenin başında ise Başbakan bulunuyor.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Parlamentolar Arası Birlik (IPU) tarafından yayınlanan “Siyasette Kadın 2017” haritasına göre, Etiyopya parlamentoda kadın oranında dünyada 17. sırada yer alıyor.

Afrika’da “Kadınların 10 Yılı”

Afrika Birliği 2010-2020 yıllarını “Kadınların 10 Yılı” ilan etmişti. Bu sürede Afrika’da kadınların siyasetteki görünürlüğü de arttı:

* Soham El Wardini Dakar’ın ilk kadın valisi oldu.

* 35 yaşındaki Kamissa Camara Mali’nin en genç bakanı oldu ve Dışişleri Bakanı olarak göreve başladı.

* 34 yaşındaki Kirsty Convenry Zimbabwe’de Spor Bakanlığı’nın başına geldi.

* Bogolo Joy Kenewendo, Botsvana’da Yatırım, Ticaret ve Endüstri Bakanı oldu.

L’Observatoire’ın The Conversation sitesinden aktarımına göre, Viyana Üniversitesi’nden araştırmacı Anaïs Angelo, kadınların devlet kurumlarındaki temsilindeki yükselişin dünyada en hızlı gerçekleştiği bölgenin Sahraaltı Afrika olduğunu belirtiyor:

“Sahraaltı Afrika’da parlamentoda kadın oranı 1960’ta yüzde 1’di. Günümüzde ise bu oran yüzde 23,8. Avrupa ülkelerinde ise yüzde 27,5.”

Afrika’nın kadın devlet başkanları

Afrika ülkelerinde şimdiye kadar hükümet başkanlığı görevine seçilmiş ya da mevcut hükümet başkanının ayrılığı üzerine atanmış birçok kadın siyasetçi var.

Devlet başkanlığına seçilmiş ya da vekaleten getirilmiş kadınlar ise şöyle:

Moritanya’da Ameenah Gurib-Fakim 2015’ten, devlet bütçesinden yapılan harcamalara ilişkin bir tartışmanın ardından 2018’deki istifasına kadar devlet başkanı olarak görev yaptı. 2012-2015 arasında da başka bir kadın siyasetçi, Agnès Monique Ohsan Bellepeau vekaleten devlet başkanıydı.

Liberya’da Ellen Johnson Sirleaf 2006-2018 arası devlet başkanı olarak görev yaptı.

Malavi’de Joyce Banda 2012-2014 arası devlet başkanı olarak görev yaptı.

* Orta Afrika Cumhuriyeti’nde Catherine Samba-Panza 2014-2016 arası vekaleten devlet başkanı olarak görev yaptı.

* Burundi’de 1993-1994’te Sylvie Kinigi vekaleten devlet başkanı olarak görev yaptı.

* Güney Afrika’da Ivy Matsepe-Casaburri 2005-2208’de vekaleten devlet başkanı olarak görev yaptı.

* Gabon’da Rose Francine Rogombé 2009’da vekaleten devlet başkanı olarak görev yaptı. (ÇT)

Yükselen Irkçılığa Karşı Arjantin Kadın Buluşması

Buenos Aires’ten Patagonya’ya, yani kuzeyden güneye doğru Atlantik kıyılarınca Arjantin‘in uçsuz bucaksız düzlüklerini katettik. Yaklaşık 24 saatlik otobüs yolculuğumuzun sonunda Chubut eyaletinin Trelew şehrinde 33. Ulusal Kadın Buluşmasını yapmak üzere buluştuk. Geçtiğimiz her bir terminali, şehri ve yolları kadın kahkahalarıyla doldurduk.

Tedirginlik de bir yandan yolculuğumuza eşlik etmekteydi. Zira sosyal medyada ve Whatsapp’da havaalanındaki sıkı güvenik önlemlerine dair haberler yayılmaktaydı. Söylenene göre polis “Güvenlik Bakanlığı’ndan gelen bir emir” gereği göçmenlik alanında Trelew’e, yani Ulusal Kadın Buluşması’na, gidenler için ayrı bir sıra yapıyordu. Bu kişilerin kimlik numaralarından oluşan bir “Yıkıcılar Listesi” oluşturuyordu.

Nitekim, Chubut eyaleti sınırına varır varmaz otobüsümüz durduruldu. Gayri ciddi de olsa bir arama yapıyormuş numarası yapıldı, kahkalarımızın yerini tedirginlik alsın diye uğraşıldı. Ama yılmadan yolumuza devam ettik.

Trelew’e vardığımızda terminalden çıkar çıkmaz gözümüze choriso/hamburger satıcısında (yani bir nevi Arjantin sokak köftecisi denilebilir) “Ni Una Menos” (Bir Kadın Daha Eksilmeyecek) yazılı kırmızı bir pankart çarptı. Daha sonra öğle yemeğimizi burada yemeye karar verip kalacağımız eve doğru yol aldık.

Bu 100 bin nüfuslu şehir, biz daha varmadan dedikodularla çalkalanmaya başlamıştı. Kilisede, hükümet binasında, belediye binasında ve Ana Çocuk Sağlığı binasında sıkı güvenlik önlemleri alınmış, binaların etrafı tellerle çevrilmişti. En komiği de Ana Çocuk Sağlığı binasındaki önlemlerdi.

Arjantin politikasına bu yıl damgasını vuran “Aborto Legal” (“Yasal Kürtaj”) kampanyasının süresince geliştirilen kürtaj karşıtı yorumların en tuhafını böylece ev sahibemizden dinledik: “Kadınlar bebekleri yemeğe ya da öldürmeye geliyorlar.” Bir dönem Türkiye’de de kürtaj meselesi gündeme oturduğunda benzeri bir argüman ileri sürülmüştü. Arjantin’de kürtajın yasallaşmasına yönelik sunulan kanun tasarısı Arjantin Kongresi’nde tartışılırken, tasarıya hayır diyen bir kısım kongre üyesi kürtajın bebek öldürmekten bir farkının olmadığını ileri sürdüler. Belli ki, halk arasında bu argüman harfiyenen bebek öldürmek olarak yorumlanmıştı.

1986’dan bu yana; yani, 1976’da başlayan ve 1983’de “Demokrasinin Yeniden Tahsisi” ile sonuçlanan askeri rejimin aşağı yukarı sona ermesinden bu yana gerçekleştirien Ulusal Kadın Buluşmalarının şimdiye kadar Arjantin’in en Güney’de yapılanı bu 33. Buluşma. Arjantin’in kuzey-güney ekseni Türkiye’nin batı-doğu eksenine benziyor.

Ancak burada belirteyim, devlet bu buluşmayı hiç mi hiç istemiyordu. Bu nedenledir ki absürd söylemler, bizler şehre daha varmadan her yanı kaplamıştı. Arjantin’in güneyi yani Mapuche ve Tehuelche halklarının ulus-devletleşme süreci öncesi kontrolünde olan Patagonya, Arjantin’in ulus-devlet konsolidasyon sürecine en çok direnen topraklar olagelmiş. 1883’te Juan Manuel de Rosas’ın düzenlediği “Campaña del Desierto” (Çöl Seferi) olarak bilinen askeri sefer sonucu Patagonya’da ara ara gerçekleşen yerli isyanlarına bir son verilerek Patagonya Arjantin topraklarına resmi olarak katılmış. Bu tarihsel arka plan, farklı biçimlerde de olsa, tekrar ediyor. 1990’lardan bu yana Mapuche-Tehuelche halklarının yeni isyan biçimleri ise, kendi adlandırdıkları biçimiyle “toprakları geri kazanma” (“recuperación de las tierras”). Yaşlı yerlilerin anlatılarına dayanarak eskiden kendi atalarına ait olduklarını tespit ettikleri toprakları geri almaya dayanıyor.

Köfteci Luisana’nın dediği gibi “Trelew’in bir daha eskisi gibi olmayacağını”, Patagonya’nın bugüne kadar yalnızlıkla sürdürdüğü direnişin kadınların omuzunda başka bir anlam kazanacağını biliyorlardı. Zira sanki ağız birliği yapmışcasına eşinden şiddet gören ve karşılık verdiği için 8 yıl boyunca yargılanan, ama en sonunda davası düşen Luisana gibi,  Buluşma’nın organizasyon komitesi de açılış konuşmasında aynı şeyi söylüyordu: “Çoğul farklılıklarımızla kolektif inşayı kadınların gönüllü katılımıyla ve çabasıyla gerçekleştireceğiz”.

Bu yüzden, artık Trelew’de ne inkar, ne imha ne de üstünü kapatmaya yer olmayacak. Patagonya bundan böyle yalnız kalmayacak. Daha sonra yürüyüşte de Trelew sokaklarını dolduran sloganın dediği gibi “Nasıl bir an ama, nasıl bir an ama, bütün her şeye rağmen yaptık sizlere Buluşma”.*

Yasal kürtaj tartışmalarının ardından gelen Buluşma

Bu seneki 33. Buluşma’nın, yani 33 yıldır kadınların yılmadan ördüğü bu sürecin, yapıldığı yer ve zaman açısından iki önemli sembolik anlamı var.

Zaman açısından önemi şu, “Ni Una Menos” ile başlayan kadın eylemleri ve kampanyalarını son dönemde, yani Temmuz 2018’de, “Kürtajın Yasallaşması” için sunulan yasa önergesi ve önergenin Kongre’de kabul edilmesi takip etti. Ancak, Kongre’de onaylanan yasa önergesi Ağustos 2018’de Parlamento’da kabul edilmedi. Yine de bu süreçte “Aborto Legal” kampanyası oldukça güçlendi ve kürtaj tartışmaları uzunca süre Arjantin’in bir numaralı siyasal gündemlerinden birisi oldu ve hala da olmaya devam ediyor.

Papa Francisco’nun memleketi olan Arjantin’de çoğunluğun Katolik olduğunu ve Katoliklerin kürtaja karşı olduğunu ve çoğu Latin Amerika ülkesinde kürtajın yasak, üstelik kadının hayatını tehlikeye düşürme pahasına yasak olduğunu da ekleyeyim. Sadece tartışma aşamasında kalsa da bu gelişmeler, kadın hareketinin şimdiye kadar kürtaj meselesi ile ilgili en büyük kazanımı elde ettiği bir süreci ördü.

Bugün sokaklarda yeşil başörtüsü (pañuelo verde*) takarak kampanyaya desteğini veren kadın sayısı inanılmaz derecede fazla. Özellikle de genç kadınların desteği önümüzdeki süreçte de tartışmanın sıcaklığını koruyacağını gösteriyor. Dolayısıyla tüm bu hareketliliklerden bu yana gerçekleşen ilk kadın buluşması olmasıyla önemliydi bu 33. Buluşma.

Buluşma, devletin baskıcı yerli halk politikalarına bir cevap

Mekan açısından önemi ise Arjantin’in son bir yıldır süregelen diğer en büyük siyasal gündemini oluşturuyor.

Patagonya, Mapuche-Tehuelche’lerin çoğunlukla yaşadığı bölge. Bölgeye baskı sağcı hükümet başa geldiğinden, yani 2015’in sonlarındaki Başkanlık seçimlerinden bu yana, özellikle de 2017’deki Kongre seçimlerinden sonra sağçı hükümetin Kongre’de de çoğunluğu sağlamasından bu yana oldukça artmış durumdaydı.

Zira yukarıda bahsettiğim “toprakları geri kazanma” ismiyle adlandırılan eylemler Yeni sağcı hükümeti rahatsız ediyordu. Soya yetiştirmek üzere örneğin Benetton ve Monsanto gibi firmaların satın aldığı veya kiraladığı topraklarda böylesine eylemlerin olması hükümetin işine gelmiyordu.

1 Ağustos 2017’de Jandarma tarafından göz altına alındıktan sonra kaybedilen ve en son 17 Ekim 2017’de Chubut Nehrinde cesedi bulunan Santiago Maldonado vakasından ve Patagonya’da yer alan bir diğer eyalet olan Río Negro’da 23-25 Kasım 2017’de Lafken Winkul Mapu topluluğunda gerçekleşen eylemlerin Mapuche bir genç olan Rafael Nahuel’in öldürülmesiyle sonuçlanmasından bu yana da yapılan ilk kadın buluşması oldu 33. Buluşma. Yani devletin baskıcı yerli halk politikalarına bir cevap olarak örgütlenmiş olması nedeniyle de oldukça önemliydi kadınların bu Buluşması.

“Ulusal” yerine “plurinasyonal”

14 Ekim Pazar günü, atölye çalışmalarının bitmesinin ardından yapılan yürüyüş’te sokaklar “ulusal” yerine “plurinasyonal”* (çok-uluslu) olsun diye yankılandı.

Bu sene Buluşma’dan önce yapılan hazırlık çalışmaları sırasında yerli kadın hareketleri “Ulusal Kadın Buluşması” ifadesinin “ulusal” kısmının sorgulanmasının önemini gündeme getirdi. Bu kavramın Arjantin’in kuruluşundan bu yana devam eden milliyetçi ve ırkçı söylemleri beslediğini ve Arjantin topraklarında yaşayan yerli kadınların deneyimlerini dışladığını belirttiler. “Marcha de Mujeres Originarias por el Buen Vivir” (İyi Yaşam*için Yerli Kadın Yürüyüşü) hareketinin öncülüğünde, Buluşma’nın organizasyon komitesine bu konuyla ilgili öneri sundular.

Bu öneri, konuyla ilgili düzenlenen atölye ve panellerde yaşanan tartışmalar, yerli kadın hareketlerinin kendi iç tartışmaları ve yürüyüş sırasında atılan “plurinasyonal” sloganlarıyla 33. Buluşma’ya damgasını vurdu.

Daha radikal bir pozisyon alan Marcha de Mujeres Originarias por el Buen Vivir hareketi kurucusu ve sözcüsü Moira Millán, “Arjantinli feministlerin ‘beyaz’lıklarını sorgulamaları gerektiğini” vurguladı. “Halkların Kendi Kaderini Özgürce Tayin Hakkı için Kadınlar” ismiyle düzenlediği atölyeye yüzlerce kadın katıldı ve çok sert tartışmalar yaşandı.

Bu atölyeden başka bir de “Yerli Halkların Kadınları” isimli bir atölye vardı. Son olarak Direnişteki Abya Yala Feministleri Masası’nda da bu talep dile getirildi. Moira Millán’dan farklı olarak diğer yerli kadın hareketlerinden kadınlar yaşadıkları baskıları ve özellikle son dönemde Arjantin’de artan ırkçılığı dile getirdiler ve tüm “hepimizin içimizde gizli de olsa barındırdığımız ırkçılığı sorgulamamamız gerektiğini” söylediler. Kısacası Arjantin’in siyasi gündemiyle paralel olarak ve Latin Amerika’da 2015’ten bu yana yükselen sağcılık karşısında bu tartışmalar kaçınılmazdı.

Ancak tüm bu tartışmalar sonuç verdi. Buluşma sonunda 15 Ekim Pazartesi Kapanış sırasında yapılan oylamadan sonra Ulusal Kadın Buluşması ismi “Plurinasyonal Kadın, Lezbiyen, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel Buluşması” olarak değiştirildi. 34. Buluşma bu isimle yapılacak.

Kadınlar devrimci muhalif kanadı yeniden örüyor

Arjantin kadın hareketi bu isim değişikliği ile birlikte ve tüm baskılara rağmen Buluşma’nın Patagonya’da gerçekleştirilmesi ile son iki yıldır yükselen ırkçılık, milliyetçilik ve hıristiyanlaşmaya en büyük cevabı vermiş oldu.

Bu sağcı yükseliş karşısında radikal sol ve liberal sol oldukça yetersiz kalmıştı. Görülen o ki kadınlar Latin Amerika’yı boydan boya saran bu sağcı yükselişe karşı en büyük devrimci özneler olarak ortaya çıkmaktalar. 60 binden fazla kadının tüm baskılara, uzaklığa ve yaratılmaya çalışan korkuya rağmen Patagonya’ya akını sanırım başka türlü açıklanamaz.

Latin Amerika’nın sömürgecilik tarihinin bir devamı olan ulus-devletlerin temel dayanağı olan ırkçılık, kadınlar tarafından derinden sorgulandı bu buluşmada. Zira 70’lerdeki darbeci rejimler ve bugünkü sağcı yükseliş hep bu temel üzerine inşa edilegelmekte.

Son olarak kadın cephesinin; sağçı, ırkçı, milliyetçi yükselişe karşı son yıllarda ortaya çıkan en büyük cephe olduğunu söyleyeyim. Brezilya’da sağcı ve açıkça faşist başkan aday Bolsonaro’ya karşı da “Ele Nãu” (“Hayır”) hareketi kadınlar tarafından örgütlendi. Görünen o ki Latin Amerikalı kadınlar, solun başaramadığı yükselen faşizme karşı muhalefeti birleştirmeyi gerçekleştiren temel özneler olarak ortaya çıkıyor.

Arjantin’de, kadınlar, hükümetin “yasal kürtaj” kampanyası sırasında yapmaya çalıştığı tüm “içererek yok etme” çabalarına karşı dimdik durdular. 60 binden fazla kadının “her şeye rağmen” gerçekleştirdikleri Buluşma, adeta devrimci muhalif kanadın kadınlar tarafından yeniden örülmesinin öncülüğünü gerçekleştirdi.


* İspanyolca’daki kafiyeyi tutturmaya çalıştım. Ama aslını merak edenlere yazayım: “Que momento, que momento! A pesar de todo, les hicimos el Encuentro!”

* Pañuelo Verde, yani yeşil başörtüsü, Plaza de Mayo annelerinin kullandığı örtünün benzeri. Annelerin kullandığı beyaz örtü sembolünü de içeriyor. Bunun karşısında, kürtaj karşıtları da açık mavi örtüyü (pañuelo celeste) sembolleri olarak kullanıyorlar.

* Plurinasyonal terimi Ekvator ve Bolivya’da farklı yerel halkların yasa önünde tanınması sürecinde ortaya atılan bir terim. Ulus-devletin tek-tipleştirici “ulusal” tanımına karşılık, aynı topraklarda birçok farklı ulusun yaşadığını savunan terim “Çok-Uluslu” denilebilir.

* Bu kavram özellikle Bolivya’da geliştirilen bir kavram. Kalkınmacı politikaların yarattığı yeni sömürgeci düzene karşı Yerli Halkların kozmolojisine dayanan yeni bir “kaliteli” yaşam perspektifi sunuyor.

Trump Cinsiyeti Yeniden Tanımlıyor: Kadın ya da Erkek

Trump yönetimi, cinsiyetin kadın ve ya erkek olarak, değişmez ve kişinin doğumda sahip olduğu cinsel organlara göre belirlenmesini öngören bir tasarıya imza attı.

ABD Başkanı Donald Trump, aday gösterdiği tecavüzle suçlanan Kavanaugh’un Yüksek Mahkeme yargıçlığına yükselmesinin ardından şimdi de trans haklarını kaldırmak istiyor.

New York Times’ın haberine göre, ABD’nin Sağlık ve İnsan Hizmetleri Bakanlığı, cinsiyeti yeniden tanımlamayı planlıyor.

Bakanlığın Eğitim ve Adalet Bakanlığı’na yolladığı tasarıda, cinsiyetin “gözle görülebilir biyolojik temellere dayanan, objektif ve anlaşılır” kriterler üzerinden tanımlanması gerektiği söyleniyor. Cinsiyetin ikili cinsiyet sistemi içinde kadın ve ya erkek olarak, değişmez ve kişinin doğumda atanan cinsiyeti üzerinden tanımlanacağı belirtilirken, “Aksi yönde sağlam genetik kanıt verilmediği müddetçe kişinin cinsiyeti doğum belgesinde yazan cinsiyettir” ifadelerine yer veriliyor.

Tanımın yürürlüğe girmesi durumunda devlet yardımı alan eğitim kurumlarının cinsiyet ayrımcılığı uygulamasından endişe ediliyor. Bu durum, eğitim ve sağlık kurumlarında cinsiyet ayrımcılığını engelleyen ve 1972’de yürürlüğe girmiş ABD’deki en temel haklardan sayılan Title IX’ın kaldırılması anlamına geliyor.

Rolling Stone dergisine konuşan Transların Eşitliği için Ulusal Merkez direktörü Mara Keisling, söz konusu bildirinin “standart bir genital görünüşü kabul ettirmeye çalıştığını” belirtiyor: “Yönetim, transları görünmez hale getirmeye çalışıyor; translara siz yoksunuz diyor.”

Beyaz Saray önünde protesto

LGBTİ aktivistleri, dün Beyaz Saray’ın dışında “Bizi silemezsiniz” çağrısıyla protesto düzenledi. ABD’nin 2018’deki ara seçimlerine 15 gün kaldığını hatırlatan aktivistler, herkesin oy kullanması için çağrı yaptı.

Protestodan birkaç saat sonra, sosyal medyada #WontBeErased (Bizi silemezsiniz) hashtag’i yayılmaya başladı.

Trump trans haklarını daha önce de tartışmaya açmıştı

Trump, görevine başlamasından kısa bir süre sonra, Obama’nın LGBTİ+ haklarını tanımaktaki adımlarını geri çekmeyi planladığını ve okullarda trans öğrencilerin cinsiyetleriyle bağdaşan tuvaleti ve soyunma odasını kullanmalarını engellemek istediğini belirmişti.

Ayrıca Trump, transların askerlik yapmalarını engellemek istediğini, transların işçi haklarını ve trans mahpusların haklarını kaldırmak istediğini ifade etmişti. Trump’ın ifadelerinin ardından bazı sağlık kurumlarının translara karşı ayrımcılık yaptığı ortaya çıkmıştı.

10 Cumhuriyetçiden 8’i: Kişinin cinsiyeti doğduğu cinsiyettir

Pew Research Center’ın 2017’de yaptığı ankete göre, ABD’de 10 Cumhuriyetçiden 8’i insanların cinsiyetinin, doğumda onlara atanan cinsiyet olarak kalması gerektiğini düşünüyor.

Demokratların ise yüzde 64’ü kişinin cinsiyetini belirleme hakkına sahip olması gerektiğini düşünüyor.

Başsavcı Jeff Sessions, Ekim 2017’de yayımladığı bildiride işyerinde ayrımcılığını engelleyen yasaların etkili bir şekilde cinsiyet ayrımcılığını engellemediğini savunmuştu.

Trans hakları savunucusu, ABD ordusunun ispiyonculukla suçlanan eski askeri trans Chelsea Manning, Twitter’da beden uyum ameliyatından iyileşirken ki fotoğrafını yayınlayıp “Yasalar varlığımızı belirlemez, biz kendimiz belirleriz” notunu düştü. (LM/ÇT)

* Bu haberi Laura Messner bianet için derledi.

Hollanda’da İlk Defa Cinsiyetsiz Pasaport

Hollanda’da cinsiyet hanesinde “kadın” ya da “erkek” yazmayan ilk pasaport sahibine kavuştu.

Hollanda’da interseks birey Leonne Zeegers hukuk mücadelesini kazandı ve ülkede cinsiyetsiz pasaport alan ilk kişi oldu.

Eski hemşire olan Zeegers (57), erkek genital organlarıyla doğmuş, beden uyum operasyonu geçirdikten sonra 2001’de kadın kimliği almıştı. Ancak kendini kadın ya da erkek olarak tanımlamayan Zeegers, cinsiyet hanesinde “kadın” ya da “erkek” ibaresi olmayan kimlik belgesi almak için mahkemeye başvurmuştu.

Haziran 2018’de sonuçlanan davada, mahkeme Zeegers’ın kendini interseks olarak tanımlamasını kabul etti ve resmi belgelerde kadın ya da erkek olarak cinsiyet atanmasının özel hayatın, otonominin ve kendi kaderini tayin hakkının ihlali olduğunu söyledi.

Guardian’a konuşan Zeegers, “Her iki tarafta da yaşadım; bazen kendimi erkek gibi, bazen kadın gibi hissediyorum, bazen de hiçbir şey hissetmiyorum” dedi.

Zeegers’a verilen pasaportta cinsiyet hanesi bulunuyor ancak bu hanede M (erkek) ya da V (kadın) yerine, X harfi yer alıyor.

BBC’nin haberine göre, Hollandalıların yüzde 4’ü kendilerini erkek ya da kadın olarak tanımlamadıklarını söylüyor.

Kimlik ve pasaportlarda “diğer” ve “üçüncü cinsiyet”

Resmi belgelerde ikili cinsiyet atamasının mecbur olmadığı ülkeler arasında Arjantin, Avusturalya, Kanada, Danimarka, Hindistan, Malta, Nepal, Yeni Zelanda ve Pakistan bulunuyor.

İngiltereli aktivistler ise Haziran 2018’de kimlik belgelerinde cinsiyet hanesine X yazılabilmesi için açtıkları davayı kaybetmişti.

Liselilerden Tacize Karşı Ders Boykotu: #TacizVarSesÇıkar

bianet’in haberinin ardından, Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi öğrencileri Twitter’da #TacizVarSesÇıkar hashtag’iyle kampanya başlattı; tacizci öğretmenin istifası talebiyle dersleri boykot ettiler.

Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi öğrencileri Twitter’da #TacizVarSesÇıkarhashtag’iyle kampanya başlatırken, bugün dersleri boykot ettiler.

Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi’nden geçen sene mezun olarak bu sene üniversiteye başlayan Eylül adlı kadın öğrenci, lisedeki coğrafya öğretmeninin tacizlerini mahkemeye taşımış ve yaşadıklarını bianet’e anlatmıştı.

TIKLAYIN – Tacize Uğrayan Öğrenci Mezun Oldu, Tacizci Öğretmen Ders Vermeye Devam Ediyor

bianet’in dün yayınladığı haberin ardından sosyal medya üzerinden bir açıklama yayınlayan öğrenciler “Okulumuzda maalesef bir taciz vakası ve tacizci bir hoca mevcuttur. Okulun öğrencileri olarak buna sessiz kalmamız asla ama asla mümkün değildir” dedi.

Kısa sürede yüzlerce kişiye ulaşan kampanyanın ardından bugün de lisede öğrencilerin dersleri boykot ettiği öğrenildi.

Bu sene üniversiteye başlayan Eylül adlı kadın öğrenci, lisedeyken kendisini taciz eden coğrafya öğretmeniyle ilgili okul idaresine yaptığı şikayet ve devamında yürütülen soruşturmadan bir sonuç alamayınca olayı mahkemeye taşımaya karar vermiş ve yaşadıklarını bianet’e anlatmıştı.

Eylül: Birçok kişinin bunu yaşamış olduğunu öğrendim

Öğrencilerin tacize karşı başlattığı kampanyayı Eylül bianet’e şöyle değerlendirdi:

“İnanılmaz geri dönüşler aldım, çok fazla destek aldım. Şu anda lisede olan öğrencilerden daha önce hiç duymadığımız hikayeler dinledim.

“Bir yandan bütün bunların bu kadar kişi tarafından yaşanmış olmasından dolayı üzülüyorum, bir yandan da bir şeyler değişeceği düşüncesiyle umutlanıyorum.”

Okulda ders boykotu

Okulda öğrenciler dersleri boykot etti. Sloganlar eşliğinde tacizci öğretmenin protesto edildiği eylemden görüntüleri öğrenciler bianet ile paylaştı. Söz konusu öğretmenin ise olaylar sonucunda kendini öğretmenler odasına kilitlediği öğrenildi.

Öğrencilerden açıklama

Kadriye Moroğlu Anadolu Lisesi öğrencileri adına yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Okulumuzda maalesef bir taciz vakası ve tacizci bir hoca mevcuttur. Kendisi hala görevdedir ve zamanında yaptıklarını şu an da zaman zaman yaptığı kulaktan kulağa dolaşagelmektedir, bilinmektedir.

“Okulun öğrencileri olarak buna sessiz kalmamız asla ama asla mümkün değildir. Herkesi duyarlı olmaya ve bu durumda ani refleksif olarak gerçekleşebilecek her olay ihtimaline karşın, şiddetle karşı çıkmaya ve karşı gelenlerle beraber olmaya çağırıyoruz.”

Sosyal medyadan tepkiler

Dün gece öğrencilerin Twitter üzerinden #TacizVarSesÇıkar üzerinden başlattıkları kampanya kısa sürede yüzlerce insana ulaştı.

NAR Kadın Dayanışması hesabından “tacizci öğretmenin görevine devam etmesi tacize ortak olmaktır” diyerek lise öğrencileriyle dayanışma gösterdi.

Kadın Meclisleri “Kadriye Moroğlu Lisesi’nde öğrencisini taciz eden bir öğretmen ve bunu bildirmeyen bir yönetim var. Biz ne bu tacize ne de aklama girişimine sessiz kalırız; sessiz kalmayan genç arkadaşlarımızın da yanındayız.” İfadelerini kullandı.

Bir öğrenci ise yayınladığı Twitter mesajında kendisinin de aynı durumu yaşadığını “Biz Eylül ile aynı okuldaydık. 3 sene önce bahsi geçen failin dersime girmesiyle şahit olduğum tacizler doğrultusunda idareye gittiğimde ‘engelli kızı var’ denilerek bir şey yapılmamıştı” ifadeleriyle anlattı, Eylül için dayanışma çağrısında bulundu.

Başka bir öğrenci de mesajında “Siz taciz edeceksiniz kadınlar susacak yok artık öyle değil. Mücadele ediyoruz: sokaklarda, meydanlarda, adliyelerde, her yerde, her zaman. Biliyoruz ki yalnız değiliz, kadın kardeşlerimiz var. Birlikte çok daha güçlüyüz” dedi. (EÜ/ÇT)

Toplumsal Cinsiyet ve Mekan İlişkisi Tartışıldı

“Toplumsal Cinsiyet ve Mekân İlişkilerine Yakından Bakmak” konferansında, Tarlabaşı’ndaki kentsel dönüşüm, Maçka Demokrasi Parkı ve Türkiye’deki kadınlara özel helal tatil mekanları konuşuldu.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Kadın Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği “Toplumsal Cinsiyet ve Mekân İlişkilerine Yakından Bakmak” konferansında, toplumsal cinsiyetin mekân üzerinden nasıl şekillendiğini ve farklı mekânlarda farklı cinsiyetlerin nasıl barındığı ve ifade edildiği üzerine araştırmalar paylaşıldı.

Konferansın dün gerçekleşen ikinci oturumunda İngiltere Leicester Üniversitesi’nden araştırmacı Bahar Sakızlıoğlu “Cinsiyetlendirilmiş Mülksüzleştirme: Tarlabaşı’nda Yaşayan ve Çalışan Kadınların Soylulaştırma Deneyimleri”ni, araştırmacı Ezgi Yılmaz “Queer Mekân Olarak Maçka Demokrasi Parkı”nı, Zeynep Merve Uygun da “Türkiye’nin Kadınlara Özel ‘Helal’ Tatil Mekânları”nı anlattı.

“Kentsel dönüşüm sokağın kolektif yapısını yok ediyor”

Sakızlıoğlu, 2005’ten beri Tarlabaşı’daki kentsel dönüşümün toplumsal cinsiyet üzerindeki etkisini araştırıyor.

Araştırmasının çıkış noktasının “Kentsel dönüşüm kadınlar için özgürleştirici midir değil midir?” sorusu olduğunu belirten Sakızlıoğlu, kentsel dönüşümün daha çok orta ve üst sınıf bağlamında ele alındığını ancak kentsel dönüşümün en çok alt sınıf kadınları etkilediğini ifade etti.

Sakızlıoğlu, Tarlabaşı’nı araştırırken kadınların günlük deneyimini belgelediğini, “insanların kendi hayatlarını anlatmaktan yorulduğunu” ve “ne yapıyorsun zaten yıkıldı bitti” gibi tepkilerle karşılaştığını aktardı.

Araştırmasını Tarlabaşı üzerinden gerçekleştirmesinin nedenlerinden birini şöyle ifade etti: “Normların baskın olduğu bir mahalle ama yine de transların ve seks işçilerinin ucuza barınabildiği bir yer. İkisi arasında hassas bir denge söz konusu.”

Tarlabaşı’nda ev hayatının kadınlar arası kolektif bir şekilde yürütüldüğünü belirten Sakızlıoğlu şöyle konuştu:

“Kadınlar sokağı çamaşır yıkamak, çocuk bakmak, yemek yemek için kullanıyor. Sokaklar misafirin ağırlandığı oturma odası olarak kullanılıyor. Kadınların boncuk dizdiği, tütün sardığı açık hava fabrikaları sokaklar. Kentsel dönüşümle bu içtenlik ve kolektif yapı yok oluyor. Kadınların duygusal ve materyal emeği yok oluyor. Kadınlar kendilerini artık mahalleye ait hissetmiyor; yer değiştirme isteği doğuyor.

“En başından beri yerlerinden edinmiş insanların mekânı olan Tarlabaşı’ndaki mekân ruhunun ve aidiyetinin yok olması olarak özetlenebilecek bu durumun nedenleri üst sınıfların gelmesiyle artan sosyal eşitsizlik, sokaklardaki güvensizlik, alt sınıfların artık barınamayıp taşınmak zorunda kalması ve bunun sonucunda birbirini tanıyan insanların yok olmasıyla sokağın kaybolan samimiyeti ve toplu yaşam hissiyatı.”

Kentsel dönüşümün birçok sokağın caddeyle bağlantısını kestiğini ve bu nedenle suç işleme oranının arttığını ve sokakların bakımsızlaştığını vurgulayan Sakızlıoğlu, kadınların deneyiminden şu sonuca vardığını belirtiyor: “Sokakların güvensizleşmesi, ev içindeki dengeyi kadının aleyhine çeviriyor. Kadın işe giderken erkek bir refakatçiyle gitmek zorunda kalıyor; kadının, erkeğin gündelik hayatına ayak uydurması gerekiyor.”

Özellikle yıkım alanlarına yakın yerlerde, çocuk istismarı ve çocukların uyuşturucu kullanımının arttığını söyleyen Sakızlıoğlu, okulların da yatırımsızlaştığını ve bu nedenle alt sınıftan kadınların, çocuklarını Cihangir ve Beyoğlu gibi soylulaşan semtlerdeki okullara yazdırdığını belirtiyor.

“Kentsel dönüşümle erillik tekrardan inşa ediliyor”

Sakızlıoğlu, bir Özbek kadının, çocuğunu okula yollarken Türkçe bilmediğini belli etmemeye çalıştığını ve göçmen kadınların “kibar davranmaya” ve “soylulaşmaya” çalıştığını ve sosyal alanlarının daraldığını belirtiyor. Suriyelilerin Tarlabaşı’na yerleşmesiyle Kürt erkeklerin Suriyelilerin çokeşliliğini Kürt kadınlar üzerinde bir baskı yöntemi ve “disiplin aracı” olarak kullandığını belirten Sakızlıoğlu konuşmasının sonunda “kentsel dönüşümle erillik tekrardan inşa ediliyor” ifadelerini kullandı.

bianet’e konuşan Sakızlıoğlu, Tarlabaşı’nda yaşanan kentsel dönüşümün Amsterdam’da da gerçekleştiğini su sözlerle ifade etti: “Amsterdam daha feminenleşiyor çünkü dönüşümle beraber üst sınıf kadının yerleşmesiyle alt sınıf erkek temizleniyor. Ancak Tarlabaşı’nda bu durumun tam tersi oluyor; Tarlabaşı erilleşiyor.”

“Mimaride 183 cm boyunda erkek baz alınıyor”

Tasarımın o mekânın kültürel işlevini de belirlediğini söyleyen Ezgi Yılmaz konuşmasına mimarlık okurken ki deneyimlerinden bahsederek başladı.

“Mimarlık, sosyal bilimleri epey geriden takip ediyor. Şu an mimarlık fakültelerinde okutulan temel kitap 1930’larda yazıldı. Kitapta 183 cm boyundaki erkek bedenini baz alınıyor. O beden ne kadar yükseklikte oturuyorsa sandalye ona göre tasarlanıyor; kollarını açtığında ne kadar yer ediyorsa mekânlar da ona göre tasarlanıyor. Kitapta kadınlara da yer veriliyor ama sadece banyo ve mutfak tasarımında.

“Standart bedenler ve standart cinsiyet üzerinden standart mekânlar oluşturuluyor.”

“Maçka Parkı mekan işlevi açısından daha az kontrolcü”

Yılmaz, araştırmasında “Maçka Demokrasi Parkı’nı normatif olmayan, kuir ve içinde çokluk barındıran bir mekân oluşu üzerinden inceliyor.

Yılmaz, Maçka Demokrasi Parkı’nın şehrin merkezindeki en yeşil mekan olmasının da etkisiyle başka bir yerde karşılaşması düşük ihtimalli farklı kesimlerden insanların buluşma noktası olduğunu belirtiyor. Sosyal medya hesapları üzerinden parkı kullananların aktivitelerini belgeleyen Yılmaz, “parkta cinsellik yaşanıyor, spor yapılıyor, uyuyanlar veya içki içenler oluyor; yaşlı ve genç herkes bulunuyor” ifadelerini kullandı.

Yılmaz, Maçka Parkı’ndaki taşlı yolların az oluşu sayesinde kişilerin rotalarını kendi çizebilme özgürlüğüne sahip olduğunu ancak Abbasağa Parkı’nda bu durumun mevcut olmadığını belirtti: “Abbasağa Parkı’nda herkes amfiye ya da banklara oturur. Ancak Maçka Demokrasi Parkı mekan işlevi açısından daha az kontrolcü.”

Deniz hamamlarından kadınlara özel “helal” tatil mekanları

* Kadınlar ve erkekler için ayrı deniz hamamı

Zeynep Merve Uygun konuşmasına Osmanlı’daki deniz hamamlarından bahsederek giriş yaptı:

“Osmanlı’da 70’ten fazla deniz hamamı varmış, etrafı ahşap duvarlarla çevrili, alt tarafı denizle temas halinde, kadınlarla erkeklerin ayrı yerlerde birbirlerini görmeden denize girmelerini sağlayan bir yapı.” Osmanlı, deniz hamamlarıyla ilgili yayımladığı nizamnamede, kadınlarla erkeklerin yüzdüğü bölge arasında en az 100 metre bulunması ve kadınların peştamalla denize girmesi gerektiği belirtmiş.

Uygun, deniz hamamlarının ilk başlarda daha çok azınlık kadınlar tarafından kullanıldığını belirtti. “Karışık plajlara geçiş, rivayete göre Atatürk’ün Büyükdere Beyaz Park Plajı’ndaki kadın erkek deniz hamamını görüp Florya’da denize girmesi ve halkın bundan etkilenmesiyle başlıyor. 1935’te ilk kadın-erkek ortak plajı açılıyor” diyen Uygun, araştırması esnasında karşısına çıkan bir detayı vurguladı:

“1921’de Bolşevik İhtilali’nden kaçarak Türkiye’ye gelen Ruslar ve 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’de kalan İngiliz askerleri açmış ilk plajı.”

“Sadece baş örtülü kadınlar gitmiyor”

Özel helal tatil köylerini kullanan kadınlarla röportaj yapan Uygun, kadınlardan sadece birinin haşemayla denize girmeyi sevdiğini, kadınların çoğununsa “Su tenime değsin, suyu tenimde hissetmek istiyorum” dediğini söyledi.

Kadın plajlarının, kadınlar arası sosyalleşmeyi ve dayanışmayı sağladığını; Esenköy’deki kadın plajına farklı kesimlerden, günde bin kadının gittiğini belirtti.

Reklamların Cinsiyeti de Sesi de Erkek

Reklamverenler Derneği, Bahçeşehir Üniversitesi Reklamcılık Bölümü işbirliğiyle “Türkiye’deki Effie Ödüllü Televizyon Reklamlarının 10 Yıllık Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Karnesi Araştırması” yaptı.

2007-2018 arasında Effie Yarışması’nda ödül kazanmış toplam 489 televizyon reklamının incelendiği araştırmanın sonuçları reklamlardaki temsillerin hala cinsiyet eşitliğinden uzak olduğunu ortaya koydu.

Araştırmaya göre, reklamlarda geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri yeniden üretilmeye devam ediyor. 2007’den bu yana reklamlarda resmedilen aile erkeği stereotipi ve “fiziksel çekicilikle meşgul kadın stereotipi” yükselişte.

Araştırmadan satırbaşları şöyle:

Reklamlardaki ana karakterler erkek, tabii konu temizlik değilse

* Reklamlarda yer alan ana karakterlerin yüzde 65’ini erkekler, yüzde 35’ini kadınlar oluşturuyor.

* Ana karakterlerin cinsiyet dağılımındaki eşitsizlik, belli ürün kategorilerinde daha keskin. Erkek ana karakter oranı elektronik ürün reklamlarında ve finansal ürün/hizmetlerin reklamlarında yüzde 94’e çıkıyor. Temizlik ürünlerinde ana karakterlerin yüzde 94’ünü ise kadınlar oluşturuyor.

* Reklamlarda kullanılan dışseslerin yüzde 89’u erkeklere ait, sadece yüzde 11’i kadınlara ait.

Kadınlara evli, evde ve çocuklu gösteriliyor

Reklamlarda kadınlara geleneksel roller biçildiği görülüyor.

* Reklamlarda yer alan kadınların yüzde 44’ü evli.

* Kadın karakterler, erkek karakterlerden iki kat daha fazla oranda evde ve çocukla temsil ediliyor.

* Kadın ana karakterlerin sadece yüzde 31’i çalışan rolünde resmedildi ancak kadın ana karakterlerin hiçbiri işyerinde gösterilmedi.

* Kadın ana karakterlerin yüzde 33’ü ise “ev kadını” (ücretsiz ev işçisi) olarak resmedildi.

Erkek otorite figürü

Araştırmayı gerçekleştiren Reklamverenler Derneği, Effie Ödüllü TV reklamlarında erkekler belli geleneksel rollerle temsil edilse de çok daha çoğulcu biçimde resmedildiklerini belirtiyor.

* Kadın ana karakterler evde çocukla resmedilirken, erkek ana karakterlerin yüzde 22’si açıkhava mekanlarda, yüzde 18’i kapalı mekanlarda, yüzde 8’i araçlarda resmediliyor.

* Evi çekip çeviren rolünde resmedilen erkek ana karakter oranı yüzde 1. Bu roldeki kadın ana karakter oranı ise yüzde 27.

* Reklamların yüzde 26’sı erkeği otorite figürü olarak gösteriyor. (ÇT)

* Eiffe Ödülü, 2007’den beri Reklamcılar Derneği, Reklamverenler Derneği ve Effie Worldwide Inc. İşbirliğiyle düzenleniyor ve en etkili reklam ve pazarlama iletişimi kampanyaları ödüllendiriliyor.

Her Dört Avrupalı Parlamenter Kadından Biri Tacize Maruz Kalıyo

Avrupa parlamentolarında görev yapan kadınların yüzde 85’i görevleri süresince psikolojik şiddete, yüzde 25’i cinsel tacize maruz kaldıklarını söyledi. 40 yaş altı parlamenterler ve parlamento çalışanları, şiddete daha çok maruz kalıyor.

Parlamentolar Arası Birlik (IPU) ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından gerçekleştirilen araştırma, cinsiyetçilik ve kadına yönelik şiddetin Avrupa parlamentolarında da sık karşılaşılan bir sorun olduğunu ortaya koydu.

45 Avrupa ülkesinden 81 parlamenter ve 42 parlamento çalışanı kadınla yapılan birebir görüşmelere göre:

* Kadın parlamenterlerin yüzde 85’i görevleri süresince psikolojik şiddete maruz kaldıklarını söyledi.

* Kadın parlamenterler ve parlamento çalışanlarının yüzde 47’si ölüm tehdidi, tecavüz veya fiziksel şiddet tehdidi aldı.

* Kadın parlamenterler ve parlamento çalışanlarının yüzde 68’i fiziksel görüntüleri ya da toplumsal cinsiyet stereotipleriyle bağlantılı bir yorumlara maruz kaldı.

* 40 yaşın altındaki kadın parlamenterler psikolojik şiddete ve cinsel tacize daha fazla maruz bırakılıyor.

* Parlamento çalışanı kadınlar, parlamenter kadınlara oranla cinsel şiddete daha çok maruz bırakılıyor. Parlamenterlerin yüzde 25’i, parlamento çalışanlarının ise yüzde 40’ı görev sırasında cinsel tacize maruz kaldığını söylüyor.

* Cinsiyet eşitliği ve kadına şiddet konusunda çalışan parlamenter kadınlar, saldırılara daha fazla hedef oluyor.

AKPM Başkanı Liliane Maury Pasquier, araştırmanın “üzücü gerçeği” ortaya koyduğunu söylerken, IPU Başkanı Gabriela Cuevas da “Kadın bir parlamenter olarak, parlamentolardaki cinsel taciz sorununun düşündüğümüzden de vahim olduğunu ortaya koyan araştırma sonuçları beni derinden sarstı. Taciz sadece kadın haklarının ciddi bir şekilde ihlal edilmesi değildir, aynı zamanda demokrasi için de kötüdür” dedi.

Failler siyasi muhalifler, partili meslektaşlar, vatandaşlar…

Araştırmaya göre, 40 yaş altındaki kadın parlamenterler birden fazla şiddet tipine maruz bırakıldığını söylüyor.

Bu kadınların yüzde 76’sı medya ve sosyal ağlarda aşağılayıcı muameleye maruz kalıyor; yüzde 36’sı cinsel tacize maruz kaldığını söylüyor.

Failler ya siyasi muhalifler, ya aynı partiden meslektaşlar ya da sıradan vatandaşlar oluyor.

Şiddeti bildirme oranı parlamentoda da düşük

Araştırmaya göre, şiddet ve/veya tacize maruz bırakılan parlamenterler kadınlarn sadece yüzde 23,5’i, parlamento çalışanı kadınların ise sadece yüzde 6’sı yaşadıkları olay hakkında şikayette bulunduğunu söylüyor.

Konu fiziksel şiddet tehdidi olduğunda ise bildirme oranı artıyor. Fiziksel şiddetle tehdidi alan parlamenter kadınların yüzde 50’si, bu tehdidi polise ya da parlamentonun güvenlik birimine şikayet ettiğini söylüyor.

Araştırmanın tamamı için tıklayın. (ÇT)

GREVIO: Türkiye’de Kadına Şiddet Konusunda Karmaşık Bir Tablo Var

İstanbul Sözleşmesi değerlendirme raporunu açıklayan GREVIO, Türkiye’de kadına yönelik şiddete ilişkin karmaşıklığın “ilerlemeye yönelik bulguların, endişe verici sebeplerle birarada varolmasından” kaynaklandığını söyledi.

GREVIO (Kadınlara Karşı Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Uzman Eylem Grubu), bugün Türkiye raporunu açıkladı.

İstanbul’da imzaya açıldığı için İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye’de nasıl uygulandığını inceleyen raporda, GREVIO “Türkiye’de kadına yönelik şiddete ilişkin durumun karmaşık bir tablo sunduğunu, ilerlemeye yönelik bulguların, endişe verici sebeplerle birarada varolduğunu” söyledi.

Raporda kanunların sözleşmeyle uyumlu hale getirilmesi yönünde çabalar ve ŞÖNİM’ler konusundaki çalışmalar olumlu uygulamalar olarak gösterildi. Ancak şiddetin otoritelere nadiren bildirilmesi, sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına yönelik kısıtlamalar, zorla ve erken yaşta evlilikler ve mağdurun suçlanması gibi sorunların sürece gölge düşürdüğü belirtildi.

Raporda, heyete Gölge Rapor sunan ve Avrupa Konseyi’nde bu konuda bir sunum yapan bianet‘in veri ve değerlendirmelerine de yer verildi.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR? DETAYLI BİLGİ İÇİN TIKLAYIN

Değerlendirme yaparken ülkenin mevcut durumunun göz önüne alınması gerektiğinin vurgulandığı raporda “Terörle mücadele önlemleri, güneydoğudaki güvenlik operasyonları ve darbe girişiminin ardından memurlara yönelik kitlesel ihraçlardan dolayı kamu hizmetleri sektörünün kaynaklarının zayıflamasının, kadınların şiddetsiz hayat hakkının sağlanması için elverişli ortamı yaratmadığı” ifade edildi.

Kamu politikalarının kadın-erkek eşitliği ve kadınlara yönelik şiddet üzerindeki potansiyel etkisine dair sistematik ve derinlemesine değerlendirme olmaması; kadınlara yüklenen anne ve bakıcı gibi geleneksel rollere öncelik verilmesi gibi faktörlerin, şiddetle mücadelenin önünde engel oluşturduğunu ifade eden GREVIO, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık arttırılmasına ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

Ancak raporda sözleşme imzalandığı tarihte varolan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın 9 Temmuz 2018’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’yla birleştirilerek “Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı” olması, 4 Ağustos 2018’de ise ismi değiştirilerek “Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı” olması gibi gelişmeler yer almıyor.

GREVIO’nun Türkiye değerlendirme raporunun İngilizcesi Fransızcasıiçin tıklayın.

GREVIO raporunun Türkiye devleti tarafından Türkçeye çevrilmesi ve kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor.

Koruma hizmetleri başarısız

Kadına yönelik şiddet konusunda resmi veri olmadığını hatırlatan GREVIO, bunun yanısıra mağdurların korunması konusunda sistemin başarısız olduğunu, hatta bazen yeni mağduriyetlere ya da ikincil mağduriyetlere sebep olduğunu da söyledi.

GREVIO, başta İstanbul Sözleşmesi üzerine çalışan kadın hakları örgütleri olmak üzere, sivil toplum örgütlerinin son zamanlarda giderek artan bir şekilde kısıtlı koşullarda çalışmalarını yürütmesinden dolayı endişeli olduğunu söylerken, sivil toplum örgütlerinin yetkililerle ortak çalışmalar yürütülmesinin önünün açılması ve çeşitli merkezler ile sığınaklar işleten bu örgütlerin finansal olarak desteklenmesi gerektiğini ifade etti.

İlk başvuru merkezi olan ŞÖNİM’ler konusunda altyapı çalışmalarını, kadına şiddet konusunda veri tabanı oluşturulması için gösterilen çabaları olumlu bulduğunu ifade eden GREVIO, kadınların ekonomik olarak güçlendirilmesi ve bağımsız bir yaşam sürebilmeleri için, finansal destek, eğitime erişim ve istihdam, ücretsiz çocuk bakımı ve erişilebilir barınma hakkı gibi imkanlar sunulması gerektiğini söyledi. Mağdurun, saldırgandan şikayetçi olsa da olmasa da tüm hizmetlerden faydalanabilmesi gerektiğini hatırlattı.

Israrlı takip, zorla evlendirmeler, 15-18 yaş kız çocuklarına yönelik cinsel şiddet

Uluslararası sözleşmeyle uyumluluk için Türkiye’deki ceza kanununda bazı değişiklikler yapıldığı ancak sözleşmenin tüm gereklerinin halen yerine getirilmediği de belirtildi. Israrlı takip, zorla evlendirmeler ve 15-18 yaş arası kız çocuklarına yönelik cinsel şiddet suçlarına yönelik mevcut yasaların yeterli olmadığı belirtildi.

Başta cinsel saldırı olmak üzere, şiddet vakalarının resmi mercilere çok az yansımasının da bir sorun olduğunu belirten GREVIO, hayatta kalanların şiddete karşı kurumsal tepkiye güven duymalarının sağlanmasının amaçlanması gerektiğini vurguladı.

GREVIO’dan Türkiye’ye çağrı

GREVIO, 6284 nolu yasanın gereği olarak, mağdurun beyanının koruma tedbiri alınması ve soruşturma başlatılması için delil kabul edilmesi gerektiğini de hatırlatırken, Türkiyeli yetkililere şu konularda çağrı yaptı:

* Kadına yönelik şiddete kurumsal müdahale konusunda boşlukların giderilmesi,

* Zorla evliliklerin ceza yasasında bir suç olarak tanımlanması ve taciz ya da tecavüzden hayatta kalanların saldırganla evlendirilmediğinin garanti altına alınması,

* Israrlı takibin ve bunun dijital ortamdaki olası yansımaların ayrı bir suç olarak tanımlanması,

* Hayatta kalanlara sunulacak etkili önlemlerle, yeniden mağduriyet oluşmasının engellenmesi ve şiddet eyleminin soruşturulması, cezalandırılması,

* Görevini yerine getirmeyen, şiddet eyleminde bulunan, şiddeti görmezden gelen ya da mağdurları suçlayan devlet görevlilerinin sorumlu tutulması,

* Güvenlik güçleri ve yargı memurlarının psikolojik şiddet konusunda farkındalıklarının arttırılması.

Türkiye Sinemasının “Çekil(e)meyen Sahneler”i Yeniden Çekilecek

Yönetmen Metin Akdemir, Türkiye sinemasında kadın cinselliğine dair “Çekilemeyen Sahneler”i, yeniden çekilip izleyiciyle buluşmak için desteğinizi bekliyor.

Çekilemeyen Sahneler from Irem Akbal on Vimeo.

Türkiye sinemasının kadın cinselliğine dair “Çekilemeyen Sahneler”i, yeniden çekilip izleyiciyle buluşmak için desteğinizi bekliyor.

Yönetmen Metin Akdemir, 80’li yıllarla birlikte başta Atıf Yılmaz olmak üzere birkaç yönetmenin “Kadın Filmleri” temasıyla çektiği filmlerde kadın cinselliğinin görünür olmadığına dikkat çekiyor ve soruyor:

“Bunun nedeni acaba kadın cinselliğine dair tabular mı? Kadın yönetmenlerin azlığı mı? Ya da oyuncu bulmakta zorlanılması olabilir mi? Belki de sansür, otosansür ya da yüzleşemediğimiz homofobi/bifobi mi?”

Cinsellik içeren sahneleri yeniden çekerek, “Çekilemeyen Sahneler” başlıklı kısa belgeseli sene sonuna kadar bitirmeyi planlayan Akdemir, filmi hayata geçirebilmek için FonGoGo sitesinde bir kitle fonlaması (crowdsourcing) kampanyası başlattı.

Sahneler neden çekilemedi?

Çekil(e)meyen Sahneler/Teaser from m e T i n a k d e m i r on Vimeo.

Dul Bir Kadın (1985 / Atıf Yılmaz), Kadının Adı Yok (1987 / Atıf Yılmaz), İki Kadın (1992 / Yavuz Özkan) filmlerinden yola çıkan yönetmen Akdemir, bu filmlerde cinsellik içeren sahneler olmamasının olası sebeplerini de şöyle sıralıyor:

* O dönem yönetmenin ve oyuncunun kendine uyguladığı otosansür ya da dönemin kendisinin sinema filmlerine uyguladığı olası sansür politikaları.

* Kadınlar arası cinsel ilişkinin izleyicisi olan erkeklere, kadınlar arası bir sevişme sahnesinin gösterilmesinin heteroseksizmi besleyeceğinin düşünülmesi. Yönetmenler bu sahneleri çekmeyerek LGBTİ aktivizminin mutlak değil, muğlak olan cinselliklerinin gücüne dair bir selam göndermiş olabilir.

* Belki de bizim okuduğumuz yerden yaklaşmayarak, yönetmenler bu filmlerde iki kadın arasındaki ilişkiyi sadece kadınlar arası dostluk/dayanışma olarak anlatmıştır.

Oyuncularla röportajlar

Çekilemeyen Sahneler projesine 2015’te hayatını kaybeden LGBTİ aktivisti Boysan Yakar ile 2013’te başlayan yönetmen Akdemir, sinema akademisyenleri ve o dönem bahsedilen filmlerde oynayan oyuncularla yapılan röportajların da yer alacağı kısa belgeselde, farklı oyuncularla cinsellik sahnelerini yeniden çekerek eski filmlerle birleştirecek.

Nur Sürer (Dul Bir Kadın), Serap Aksoy (İki Kadın), Deniz Türkali (Dul Bir Kadın) ve akademisyen Özlem Güçlü ile röportajlar şimdiden gerçekleştirilmiş.

Önümüzdeki 10 gün boyunca devam edecek FonGoGo kampanyasına destek çağrısı yapan yönetmen Akdemir “Bu filmde niyetimiz, söylediğimizi kanıtlamaktan öte, bu söylemimizin peşine düşmek ve olasılıkları tartışmak” diyor.

Metin Akdemir hakkında

1984’te doğdu. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Tv Sinema bölümünden mezun olduktan sonra, aynı üniversitede Kadın Çalışmaları bölümünde yüksek lisans yaptı.

Uçan Süpürge Çocuk Gelinler projesinde finalist oldu ve bu proje ile “Nefes Al Alma Nefes Al” filminin sanat yönetmenliğini üstlendi.

2011’de “Ben Geldim Gidiyorum” ve 2012’de “Küpeli” isimli kısa filmleri çekti. Filmleri birçok festivalde ödüle layık görüldü.

Yönetmen Metin Akdemir’in Vimeo sayfası için tıklayın. (ÇT)

Erkek Şiddeti Eylül 2018

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre, erkekler Eylül’de en az 23 kadını ve iki çocuğu öldürdü; dört kadına tecavüz etti; 24 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 22 kadını taciz etti; 19 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 36 kadına şiddet uyguladı.

Bu cinayetlerin dışında, Mardin’de Gürcistan vatandaşı bir kadın cinayetinde fail henüz belirlenemedi. Antalya’da bir kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Şubat ayında İstanbul’da öldürülen Modovalı Tatiana A.’nın katilinin arkadaşının oğlu olduğu belirlendi.

Erkekler 2018’in ilk dokuz ayında en az 183 kadın ve 10 çocuk öldürdü; 50 kadına tecavüz etti; 162 kadını taciz etti; 375 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 279 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 316 kadını yaraladı.

1 Eylül

Şiddet – yaralama

* Aksaray’da bir erkek, karısı D.T.’yi (73) evde darp etti.

Taciz

* Samsun’da O.C. (42) akrabası 28 yaşındaki kadını mektupla taciz etti. O.C. gözaltına alındı.

4 Eylül

Cinayet

* Mersin’de şizofreni hastası M.K. (42) karısı Zehra Kaya (35), çocukları Onurcan Kaya (18), Esmanur Kaya (7) ve Rabia Kaya’yı (4) tabancayla öldürdü. Erkek cinayetlerden sonra intihar etti. M.K.’nin bir süre önce tedavisini kestiği ifade edildi. (Çeteleye ruh hastalıkları olan kişilerin işlediği cinayetleri almıyoruz ancak bu vakada, failin reçeteli ilaçlarını Mayıs ayında bıraktığı belirtiliyor.)

* Mersin’de A.A., ev sahibi Pakize Kurt’u (62) çıkan tartışma sırasında bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan A.A. ve yanındaki kadın arkadaşı Y.K. yakalandı.

Cinayet – yaralama

* Trabzon’da T.Ç. evden ayrılan dini nikahlı karısı H.K.’yi ve iki üvey oğlunu kayınvalidesinin evinde tabancayla yaraladı, kayınvalidesi Bedriye Kargı’yı (68) öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

5 Eylül

Cinayete Teşebbüs

* Isparta’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan T.Z. kızlarının evinde karısı L.Z.’yi barışma teklifini reddettiği için boğazından ve göğsünden defalarca bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs etti. T.Z. olaydan sonra intihara teşebbüs etti. Yaralı olarak hastaneye kaldırılan L.Z.’nin hayati tehlikeyi atlattığı ifade edildi. T.Z. tutuklandı.

Taciz

* Samsun’da K.D. girdiği kadınlar tuvaletinde R.İ.’yi (21) röntgencilik yaparak taciz etti. R.İ.’nin bağırması üzerine kaçan K.D. çevredeki erkekler tarafından darp edildi. Gözaltına alınan K.D. adli kontrolle serbest bırakıldı.

Seks İşçiliğine Zorlama – Çocuk İstismarı

* Karaman’da beşi erkek altı kişi, yaşları 16-17 olan kız çocuklarına zorla seks işçiliği yaptırdı. Gözaltına alınan altı kişiden ikisi tutuklandı.

Şiddet – yaralama – tehdit

* İstanbul’da emniyet müdürlüğünde komiser, müvekkili için karakola gelen avukat kadını sigara içme alanında “Burada çok avukat dövdük, sizi de dövelim mi” dedikten sonra copla eline vurdu, kadına tabancasını doğrulttu. Havaya ateş ettikten komiser tabancayı bir yere bırakıp ayrıldı ve bu sefer de karakolda çalışan temizlik işçisi kadın silahı alarak avukat kadına doğrulttu. Avukat kadın kaçarak kurtuldu. Kadının şikayeti üzerine komiser dahil dört kişinin açığa alındığı ifade edildi.

* Ankara’da İ.A., tanımadığı N.B.’yi otobüste öldürmekle tehdit etti, darp etmeye teşebbüs etti, kadının direnmesi üzerine erkek otobüsten indi ve kaçtı. N.B. çekmiş olduğu video ile erkekten şikayetçi oldu. İ.A.’nın üç ayrı suçtan araması ve hakkında yakalama kararı olduğu ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Adana’da M.A.Ö. (45) saklambaç oynayan M.M.G.’ye (8) saklandığı apartman bodrumunda cinsel istismarda bulundu. M.A.Ö. diğer çocukların oyun sırasında bağırması üzerine kaçtı. Erkeğin M.M.G.’ye daha öncede cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi. Olay M.M.G.’nin ailesinin kızlarındaki davranış değişikliğini fark etmesiyle ortaya çıktı. M.A.Ö. tutuklandı.

6 Eylül

Cinayet

* Denizli’de Ö.K. (24) 18 gün önce evlendiği karısı Makbule Kocaman’ı (24) “ben senden daha çok kazanırım” dediği için boğarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.  Ö.K.’nin kadına birliktelikleri süresince şiddet uyguladığı, son şikayette Makbule Kocaman’a altı ay çağrılı koruma, erkeğe de üç ay uzaklaştırma kararı verildiği ifade edildi. Çiftin karara rağmen birlikte yaşadıkları öne sürüldü.

Şiddet – yaralama

* Konya’da O.K. (47) eski karısı A.K.’yi (37) noterde darp etti, iki çocuğu alarak kaçtı.

Tecavüz

* Konya’da R.S.Ç. (25) komşusu H.K.’ye (22) motosikletiyle götürdüğü dağlık alanda tecavüz ve darp etti. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek cinsel saldırı ve kasten yaralamadan adliyeye sevk edildi.

7 Eylül

Taciz

* Antalya’da D.N. (23) tanımadığı beş kadını farklı zamanlarda taciz etti. Olay, D.N.’nin üçü çocuk dört kişiyi yaraladıktan sonra adli kontrolle serbest bırakılması haberinin sosyal medyaya düşmesiyle ortaya çıktı. Erkeği teşhis eden beş kadın D.N.’den şikayetçi oldu. Gözaltına alınan erkek cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, kasten yaralama ve darptan tutuklandı.

Kaçırma – Çocuk İstismarı

* İzmir’de E.G. (24) evlilik vaadiyle akrabası C.E.’yi (16) kaçırdı, altı ay süreyle alıkoyduğu kızı darp etti, ailesiyle görüşmesini engelledi. C.E.’nin ailesinin şikayeti üzerine C.E. polis operasyonuyla kurtarıldı.

Tecavüz

* Tekirdağ’da market sahibi Z.B., çalışan Ö.D.’ye bahaneyle götürdüğü depoda tecavüz etmeye çalıştı, Ö.D. erkekten kaçarak kurtuldu. Ö.D. olayı ailesine anlattıktan sonra iskeleden denize atlayarak intihara teşebbüs etti. Çevredekiler tarafından kurtulan Ö.D. erkekten şikayetçi oldu. Z.B. tutuklandı.

Çocuk İstismarı – Zorla ve Erken Yaşta Evlendirme 

* Diyarbakır’da A.Y. (21), B.S. (14) ile zorla evlenmeye çalıştı. Düğün salonuna polis tarafından yapılan baskınla A.Y. ve B.S.’nin ebeveynleri gözaltına alındı.

8 Eylül

Cinayet

* Ankara’da N.U. (68), sevgilisi Jale Çağlar’ı (58) kafede tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

Şiddet – yaralama

* Denizli’de antrenör D.D., Karate Milli Takım oyuncusu D.S.T.’yi (14) maçta yenildiği için spor salonunda defalarca yumruk atarak darp etti. D.D.’nin maçtan önce D.S.T.’ye bir erkek sporcuyla konuştuğu için yüzüne su şişesi fırlattığı ifade edildi. D.S.T. annesiyle birlikte darp raporu alarak erkekten şikayetçi oldu.

* Aksaray’da T.T. karısı Y.T.’yi (20) sokakta darp etti.

* Aksaray’da bir erkek, karısı K.S.’yi (49) ve kendisini engellemeye çalışan kızı M.S.’yi (19) evde darp etti. Erkek gözaltına alındı.

* Antep’te bir erkek, karısı S.S.’yi (40) darp etti, öldürmekle tehdit etti. Daha önce S.S.’nin kolunu kıran erkeğin beş yıldır madde bağımlısı olduğu ve S.S.’ye sistematik olarak şiddet uyguladığı ifade edilirken S.S. şikayetçi olmasına rağmen uzaklaştırma ve koruma kararının çıkmadığını, erkeğe altı ay hapis cezası verildiğini ancak cezanın infaz edilmediğini belirtti.

* Kayseri’de M.Z.K. (44), karısı A.K.’yi (35) evde darp etti. Olaydan sonra evden ayrılan A.K. ailesinin evine gitti, A.K.’nin babası Z.K. eve gelen M.Z.K.’yi çıkan tartışmada av tüfeğiyle öldürdü.

Çocuk İstismarı

* Samsun’da bir erkek, kızı B.Ü.’ye (14) cinsel istismarda bulundu, zorla alkol ve uyuşturucu madde içirdi ve uyuşturucu madde satmaya zorladı. B.Ü. evden kaçarak gittiği teyzesiyle birlikte erkekten şikayetçi oldu.

9 Eylül

Taciz

* İstanbul’da garson H.F.C., Suriyeli müşteri I.H.’yi lokantada taciz etti. Kadının olayı anlattığı ailesi H.F.C.’yi darp etti.

Çocuk İstismarı

* Çanakkale’de L.V. (48) sahilde kız çocuklarına cinsel istismarda bulundu. Çevredekilerin ihbarı üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Taciz

* Manisa’da bir erkek, tren garında üst geçitten geçen kadınları teşhircilik yaparak taciz etti. Güvenlik görevlisi erkeği yakaladı ve polis çağırdı.

10 Eylül

Çocuk İstismarı

* İzmir’de yetişkin yaştaki G.B,. daha önceden ilişki teklif ettiği M.Ş.’nin (12) yolunu kesti, tekrar ilişki teklif etti. M.Ş.’nin babası ve erkek akrabaları G.B.’ye linç teşebbüsünde bulundu. Gözaltına alınan erkek adli kontrolle serbest bırakıldı.

* İzmit’te H.K. (35) 6 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Olayın ortaya çıkması üzerine H.K. linç edilmek istendi. H.K. gözaltına alındı.

11 Eylül

Cinayet

* Kocaeli’de hakkında uzaklaştırma kararı bulunan S.P. (67) karısı Elif Parlakyıldız’ı (45) zorla girdiği evinde tabancayla defalarca el ateş ederek ölürdü. Cinayetten sonra yakalanan erkek ilk ifadesinde kadının biriyle ilişkisi olduğunu düşündüğü için cinayeti işlediğini söyledi.

Tecavüz

* Aydın’da Suriyeli bir erkek, yeğeni A.İ.’ye (19) tecavüz etti. Kadının şikayeti üzerine erkek gözaltına alındı.

Şiddet – Rehin Alma

* İstanbul’da profesyonel asker U.D. (22), nişanlısı H.K.’yi (19) çalıştığı okulda 1,5 saat boyunca bıçakla rehin aldı. Müzakere sonucu teslim olan U.D. gözaltına alındı. U.D.’nin H.K.’nin sosyal medya hesaplarına gizlice baktığı, kendisini aldattığını düşündüğü için birliğinden izin alıp İstanbul’a geldiği ifade edildi. H.K. erkekten şikayetçi olmadı. Gözaltına alınan erkek nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı. H.K. hakkında çeşitli suçlardan 6 yıldan 22 yıla kadar hapis cezası talebiyle iddianame hazırlandı.

Çocuk İstismarı

* Çorlu’da E.G., aynı mahallede oturan 10 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Gözaltına alınan E.G. linç edilmek istendi.

* Batman’da N.G. (29) para verdiği 11 yaşında kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Gözaltına alınan erkek ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

12 Eylül

Cinayet

* Kırklareli’de A.Y., oğlu A.Y. ile birlikte kızı Tuğba Yıldırım’ı (27) ve birlikte yaşadığı sevgilisi Caner Atlı’yı (34) İstanbul’a dönmediği için tabancayla öldürdü. Tuğba Yıldırım’ın iki yıl önce evden ayrılarak, sevgilisi ile İstanbul’da yaşamaya başladığı ifade edildi. Cinayetten sonra kaçan erkekler yakalandı.

* Aksaray’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan R.Ç. (44) karısı Nuray Çil’i (43) satış yaptığı tezgahın önünde av tüfeğiyle öldürdü. Erkek cinayetten sonra kaçtı.

Kaçırılma İddiası

* Burdur’da Y.Y.’nin (17) bir ay önce babasıyla arasında husumet bulunduğu öne sürülen A.B. tarafından kaçırıldığı iddia edildi. Y.Y.’nin babası muhtar aracılığıyla kendisine 30 bin lira teklif edildiğini söyledi. Y.Y.’nin ailesinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada henüz Y.Y. ile ilgili bilgiye ulaşılmadığı belirtildi.

Şiddet – yaralama

* Zonguldak’ta S.U. (32) karısı Ş.U. (29) ve sevgilisi olduğu öne sürülen B.A.’yı (31) darp ederek yaraladı. Taraflar birbirlerinden şikayetçi oldu.

Taciz

* Ankara’da İ.A. (45) belediye otobüsünde yanındaki koltukta oturan Ö.B.’yi (33) ve kadının kalkması üzerine yerine oturan A.S.’yi (19) taciz etti. A.S.’nin erkeğe tepki göstermesi ve yerinden kalkması üzerine Ö.B. erkeğin kendisini de taciz ettiğini ifade etti. Ö.B. araçta erkeğin davranışlarından korktuğu için tepki veremediğini söyledi. Kadınların şikayeti üzerine otobüs dürdü, polis çağrıldı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Hatay’da şehirlerarası otobüs muavini erkek, yolculuk yapan Suriyeli 15 yaşında bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Kızın annesinin mola tesisinde muavine Arapça “Burada bir sürü kadın var” dediğini duyan Türkiyeli kadın yolcu E.D., kadın ve kızıyla tuvalette konuştu, kadının muavinin kızına tacizde bulunduğunu söylediğini ifade etti. E.D.’nin şikayetçi olmalarını söylediği kızın babası “Yok yok muavin özür diledi Allah büyük” dediğini belirtti. E.D. tekrar otobüse bindiklerinde muavinin olmadığını söyledi. Turizm Şirketinin Hatay şubesinin basına “Bu konu hakkında tarafınıza bir bilgilendirme paylaşamayız. Bu konu hususunda birçok şikâyet ve talep oluşturulabiliyor. Geldiyse ya da gelmediyse tarafınıza bilgi veremeyiz yetkililer zaten ilgilenir” dediği ifade edildi.

13 Eylül

Cinayet

* İstanbul’da N.G. birlikte yaşadığı sevgilisi Faslı İmane Marras’ı başka bir sevgilisi olduğunu düşündüğü için tüfekle öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. Olay sırasında kadının sevgilisi olduğu öne sürülen erkeğin evde olduğu, cinayet işlenince olay yerinden kaçtığı öne sürüldü, o erkek de soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

* Adana’da evli ve 6 çocuğu olan H.G. (35), birlikte yaşadığı sevgilisi Sezen Aslanbaba’yı (30) tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

 Seks İşçiliğine Zorlama

* Balıkesir’de V.Ç. (26) ve M.A. (39) engelli M.K.’ye (25) zorla seks işçiliği yaptırdı. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkekler tutuklandı.

Tecavüz

* Muğla’da İngiltere vatandaşı D.T.M. (35), İngiltere vatandaşı E.L.H.’ye (27) zorla girdiği evinde tecavüz etmeye çalıştı, direnen kadını darp ederek yaraladı. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek kasten yaralama ve cinsel saldırıdan tutuklandı. D.T.M.’nin ülkesinde birkaç suçtan hükümlü olduğu ve cezaevinden izinli çıkarak Türkiye’ye tatile geldiği ifade edildi.

Şiddet – yaralama

* Kocaeli’de ikisi erkek, biri kadın toplam üç kişi, tanıdıkları trans kadınlar E.K., A.K. ve M.Ç.’yi evlerinde silah zoruyla tehin aldı, kadınları darp etti, saldırganlar evdeki para ve değerli eşyaları çaldı. Yakalanan saldırganlar nitelikli yağma, kasten yaralama ve görevli memura mukavemetten gözaltına alındılar.

14 Eylül

Faili Belirlenememiş Cinayet

* Mardin’de Gürcistan vatandaşı Melisa İlma (45) evinde bıçaklanarak öldürüldü. Cinayetle ilgili soruşturma devam ediyor.

Şiddet – yaralama

* İstanbul’da bir erkek, gelini E.G.’ye (28) kumar oynamak için istediği parayı vermediği bahanesiyle dokuz saat boyunca işkence yaptı. E.G. erkeğin sızması üzerine evden çıkıp darp raporu alarak erkekten şikayetçi oldu. Erkek ifadesinin ardından serbest bırakıldı. E.G.’nin erken yaşta ailesi tarafından zorla evlendirildiği, kayınpederi tarafından 12 yıldır sistematik fiziksel şiddete ve ekonomik şiddete maruz bırakıldığı ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Ankara’da bir erkek, sokakta tanımadığı bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Çocuğun olayı anlattığı ailesi ve komşuları erkeği yakalayarak polis ekiplerine teslim etti.

* Urfa’da S.G. (60), para vererek aracına bindirdiği M.K.’a (12) araçta cinsel istismarda bulundu, kızın çığlık atması üzerine çevredekiler erkeğe müdahale etti. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

15 Eylül

Şiddet – yaralama – Tecavüz

* Aydın’da A.Ç. (35) eski karısı M.Ö.’ye (22) çocuklarını görme bahanesiyle gittiği evinde tecavüz etmeye çalıştı, direnen kadını yüzünden ve boğazından kırık camla yaraladı, darp etti. Olaydan sonra kaçan erkek tutuklandı. M.Ö.’nün erkekten altı ay önce boşandığı, evlilikleri süresince erkeğin sistematik şiddetine maruz kaldığı ifade edildi.

Şiddet – yaralama

* Lüleburgaz’da bir erkek, karısını evde darp etti. Kadın sistematik şiddete maruz kalan kaldığı için yaşadığı binanın beşinci katına çıkarak intihar etmek istedi. Olay yerinde bulunan bir inşaat işçisi tarafından engellendi.

* Konya’da B.O. (20) annesi H.E.’yi evde darp etti. Olayı öğrenen H.E.’nin abisi U.E. eve geldi, çıkan tartışmada B.O.’yu bıçakla yaraladı. U.E. gözaltına alındı.

Çocuk İstismarı

* Tokat’ta esnaflar A.B. (53), M.Ç. (47) ve S.G. (17) aynı mahallede yaşayan zihinsel engelli C.Y.’ye (14) farklı zamanlarda cinsel istismarda bulundu. Olay, C.Y.’nin hareketlerinden şüphelenen annesinin gebelik testi yaptırmasıyla ortaya çıktı, C.Y.’nin yeni haftalık hamile olduğu ifade edildi. Üç erkek de tutuklandı.

16 Eylül

Şiddet – yaralama

* Antalya’da H.T., sevgilisi T.A.’yı sokakta darp etti, yerde sürükledi, T.A. bayıldı. Çevredekiler erkeği bir süre izledikten sonra müdahale etti. T.A. yaralı olarak hastaneye kaldırılırken, erkek gözaltına alındı.

17 Eylül

Şüpheli Ölüm

* Antalya’da Zehra İmişler’in (27) cesedi sulama kanalında bulundu. Kadının ölüm nedeni için otopsi raporu bekleniyor.

Çocuk İstismarı

* Afyon’da M.O., 14 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulundu.  Olay, M.O.’nun oğlunun şikayetiyle ortaya çıktı. M.O. tutuklandı.

18 Eylül

Çocuk İstismarı

* Antalya’da B.D. (62) tanımadığı A.A.’ya (12) markette cinsel istismarda bulundu, kızın bağırarak kaçması üzerine çevredekiler A.A.’ya müdahale etti. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Şiddet – yaralama

* Ankara’da E.D. (30) karısı C.D.’yi (24), kayınpederi H.E., eniştesi B.E. (23), baldızı K.Ç.’yi ve H.E.’nin arkadaşı T.Y. adlı erkeği bıçakla yaraladı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı. C.D. erkekten şikayetçi olmazken, K.Ç. ve T.Y.’nin hayati tehlikelerinin devam ettiği belirtildi.

19 Eylül

Cinayet

* İstanbul’da B.A. (85) karısı Esma Aksakal’ı (76) sosyal medya hesapları yüzünden çıkan tartışmada kalbinden bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra intihara teşebbüs eden erkek tutuklandı. B.A. ilk ifadesinde karısının kendisine “Evi terk et. Artık sana güvenmiyorum” dediğini, ardından cinayeti işlediğini söyledi.

Şiddet – yaralama

* Antalya’da pazarda satıcı E.C. ve A.B., müşterileri D.T.’yi (19) ve ablası R.E.’yi (28) satın aldığı ruju değiştirmek istediği için dakikalarca darp etti. E.C. ve A.B.’ye pazardaki diğer satıcılar müdahale etti.

20 Eylül

Cinayet

* Maraş’ta M.D. (64) karısı Gönül Demir’i kendisinden şikayetçi olduğu için av tüfeğiyle öldürdü. Gönül Demir’in şiddet gördüğü için erkekten şikayetçi olduğu, M.D.’nin cinayeti uzaklaştırma kararı üzerine işlediği ifade edildi. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

* Denizli’de K.S., boşanma aşamasında olduğu karısı Şengül Sezgince’yi davanın görüldüğü gün adliye çıkışında tabancayla öldürdü, kadının kız ve erkek kardeşini yaraladı. Cinayetten sonra intihar etmeye çalışan erkek yakalandı.

* Iğdır’da M.Ç. (50), boşanma aşamasında olduğu karısı Güneş Çağraş’ı (45) barışma teklifini reddettiği için sokakta defalarca bıçaklayarak öldürdü. Cinayete çiftin çocukları ve komşuları şahit oldu. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

Taciz

* İstanbul’da bir erkek takip ettiği iki kadını teşhircilik yaparak taciz etti.

Çocuk İstismarı

* Tokat’ta köy muhtarı C.E., aynı köyde yaşayan E.T.’ye (17) cinsel istismarda bulundu. Kayınpederinden şiddet gördüğü için şikayetçi olan erken yaşta evlendirilen E.T. soruşturma kapsamında istismar olayını anlattı. C.E. tutuklandı.

21 Eylül

Şiddet – yaralama

* Antalya’da kamyonet sürücüsü H.K., tanımadığı işitme engelli Y.G.’yi (40) çaldığı kornayı duymadığı için aracından inerek darp etti, kadının kolunu kırdı. Erkek olaydan sonra kaçarken çevredekilerin erkeğe müdahale etmediği ifade edildi. Kadının şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada H.K. ve olay sırasında yanında bulunan A.H. adlı erkek gözaltına alındı.

* Bursa’da araç sürücüsü U.P. (35) aracıyla çarpıp yere düşmesine sebep olduğu A.M.’yi (32) tepki gösterdiği için aracından inerek darp etti. Olaydan sonra kaçan erkek kadının şikayeti üzerine yakalandı.

* Adana’da M.G., kısa bir süre önce evden ayrılan karısı S.G.’yi arkadaşlarının evinde tabancayla yaraladı. Olaydan sonra kaçan erkek yakalandı. S.G.’nin olaydan bir gün önce erkek hakkında şikayette bulunduğu ifade edildi.

Siber Taciz

* Sakarya’da C.K. sosyal medyada kendisini çocuk cerrahı olarak tanıtıp iletişime geçtiği kadınlardan çocuklarının genital bölge fotoğraflarını istedi. Bir kadının şikayeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında C.K. gözaltına alındı.

22 Eylül

Cinayet

* Aksaray’da M.B. (35) dini nikahlı karısı Aynur Gedik’i (37) “evin içinde sigara içme” dediği için elleri ve ayaklarını bağladıktan sonra boğarak öldürdü. Cinayette sonra berbere giden erkek gözaltına alındı.

23 Eylül

Cinayet

* Muğla’da T.K. (44) eski karısı Fulya Arpat’ı (35) çocuklarını getirdim diye yalan söyleyerek girdiği evinde boğarak öldürdü. Cinayetten sonra teslim olan erkek ilk ifadesinde cinayeti kıskançlık sebebiyle işlediğini söyledi. T.K.’nin üç gün önce evden iki çocuğunu kaçırdığı ve başka ilde oturan ailesinin yanına götürdüğü ifade edilirken Fulya Arpat’ın şiddet gerekçesiyle geçen yıl erkekten boşandığı, velayet davalarının devam ettiği belirtildi.

* Mersin’de H.S., ev sahibi Hanım İzollu’yu (30) tüfekle öldürdü, kocası B.İ. (41) ve kızları G.İ.’yi (7) tüfekle yaraladı. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

Cinayete Teşebbüs

* Kocaeli’de bir iş merkezinde gece bekçisi H.İ. (71) aynı merkezde çalışan ve ısrarla sevgili olmak istediği F.G.’yi (31) ilişki teklifini reddettiği için defalarca el ateş ederek ağır yaraladı. Cinayete teşebbüs eden erkek intihar etti. F.G.’nin hayati tehlikesi devam ediyor.

Faili Belirlenememiş Çocuk Cinayeti

* Kars’ta yedi gün önce kaybolan Sedanur Güzel’in (9)  öldürüldüğü belirlendi. İlk otopsi raporunda cinsel istismar bulgularına rastlandığı öne sürülürken, kesin ölüm sebebi henüz belirlenemedi. Cinsel istismar iddiaları Valilik tarafından yalanlandı. Başsavcılık olayla ilgili yayın yasağı getirdi. Cinayetle ilgili üç erkek tutuklandı, soruşturmanın devam ettiği ifade edildi.

Şiddet – yaralama

* İstanbul’da iş insanı D.M. (75), karısı R.M.’yi (53) darp etti, kadına zorla boşanma dilekçesi imzalatmaya çalıştı, kabul etmeyen kadını evden kovdu. D.M.’nin kadına fiziki ve psikolojik şiddet uyguladığı belirtildi. Kadının şikayet üzerine Aile Mahkemesi D.M.’yr iki ay süreyle uzaklaştırma kararı verildi.

Çocuk İstismarı

* Burdur’da M.G. (27) karısının yeğeni S.Y.’ye (13) cinsel istismarda bulundu. S.Y.’nin rehber öğretmenin şüphelenmesiyle olay ortaya çıktı. M.G. tutuklandı.

25 Eylül

Cinayet

* İstanbul’da H.K. (45), karısı Zekiye Keleş’i (43) evde bıçaklayarak öldürdü. Olay sırasında kendisini savunmak isteyen kadın, erkeği ağır yaraladı. H.K.’ye beş ay önce evden uzaklaştırma kararı verildiği, Zekiye Keleş’in yakınlarının ısrarıyla erkekle barıştığı ifade edildi.

* İstanbul’da A.Ş. (43) boşanma aşamasında olduğu karısı Birsen Ş.’yi (37) sokakta tabancayla ağır yaraladı. Olaydan sonra kaçan erken intihara teşebbüs etti. Hastaneye kaldırılan A.Ş. ve B.Ş.’nin hayati tehlikelerinin devam ettiği ifade edildi.

26 Eylül

Cinayet

* Adıyaman’da B.A. (76) dini nikahlı karısı Emine Orki’yi (61) ve oğlu Enes Avcı’yı (18) tabancayla öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek jandarmayla girdiği çatışma sonucunda yaralı olarak yakalandı. B.A.’nın 34 yıl önce ilk karısını, çocuğunu ve teyzesinin oğlunu öldürdüğü, bu suçlardan iki kez cezaevinde yattığı ifade edildi.

Cinayete Teşebbüs

* Trabzon’da emekli profesyonel asker O.H. (62) karısı A.H. (55) ve kızı B.H.’yi (21) tabancayla yaraladı, oğlu O.H.’yi (24) öldürdü. B.H.’nin camdan yardım istemesi üzerine eve gelen komşuları O.H.’ye müdahale etti. Erkek cinayetten sonra gözaltına alındı.

27 Eylül

Şiddet – yaralama

* Antalya’da A.N.T. (36) sevgilisi Ç.B.’ye (22) sosyal medyadan gülücük emojisi gönderdiği için dakikalarca işkence yaptı, defalarca bıçaklayarak yaraladı. Komşuların ihbarı üzerine eve gelen polis ekipleri A.N.T.’yi kadını bıçaklarken yakaladı. Erkek tutuklandı.

* Adana’da bir erkek C.C.’yi (24) bir evde bıçaklayarak ağır yaraladı. Olay sırasında yanında bulunan E.A. ve bir erkek C.C.’yi hastaneye götürdü. Erkekler gözaltına alındı.

* Urfa’da bir erkek, evden ayrılan ve boşanmak isteyen karısının yaşadığı ailesinin evini bastı, pompalı tüfekle ateş açtı. Olay sırasında kimse yaralanmazken, saldırgan erkek kaçtı.

Taciz

* İzmir’de bir okulda temizlik işçisi M.İ. iş arkadaşı engelli A.Y.’yi taciz etti. A.Y. önce erkeği okul müdürüne şikayet etti, herhangi bir işlem yapılmayınca Valiliğe şikayette bulundu. M.İ. hakkında soruşturma başlatıldı.

28 Eylül

Cinayet

* Bursa’da Ü.V. (30) ayrılmak isteyen sevgilisi Şengül Vatansever’i (35) araçta üzerine benzin dökerek yaktı, kendisi de yanan Ü.V. sonra kadını araçtan atıp kaçtı. Hastaneye kaldırılan Şengül Vatansever faili polis ekiplerine söyledi. Bursa’daki devlet hastanesinin yanık ünitesi tadilatta olduğu için Kocaeli’ne sevk edilen kadın hayatını kaybetti. Ü.V.’nin hayati tehlikesinin devam ettiği belirtildi.

* Isparta’da B.Ç. (43), yardım etmek için aracına binmesini teklif ettiği Nurten Avar’ı ve aynı şekilde farklı zamanda aracına binen Suna Özbey’i kaçırdığı yerde boğarak öldürdü, kadınların ziynet eşyalarını çaldı. Cinayetlerden sonra kaçan erkek gözaltına alındı. Suçlarını itiraf eden zanlının 2000 yılında Müzeyyen Gürgen’i defalarca bıçaklayarak öldürdüğü ve ziynet eşyalarını çaldığı, bu suçtan girdiği cezaevinden kısa bir süre önce tahliye edildiği ifade edildi.

Siber Taciz

* İstanbul’da şarkıcı T.T., P.E. ısrarlı takip edip mesaj yolladığı sosyal medya hesabından taciz etti. P.E. erkeği sosyal medyada ifşa etti.

29 Eylül

Şiddet – yaralama

* Aksaray’da T.C. kardeşi H.C. ile birlikte gelini F.S.’yi (33) darp etti.

Taciz

* Batman’da H.T. son 1,5 ay içinde beş kadını farklı zamanlarda taciz etti. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

* Tekirdağ’da A.D. tanımadığı R.Ö. ve S.Ç.’yi iş çıkışlarından sonra takip etti, kadınları sokakta taciz etti. Kadınların şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Antalya’da üç erkek yedi kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

* İstanbul’da yedisi erkek sekiz kişi Türkiye vatandaşı olmayan 16 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı.

30 Eylül

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* İstanbul’da Şubat 2018’de evinde öldürülen Moldova asıllı Tatiana A.’nın cinayet zanlısının arkadaşının oğlu A.G. olduğu ortaya çıktı. A.G.’nin cinayetten sonra evde bulunan paraları çaldığı ifade edildi. A.G.’nin cinayeti Tatiana A.’nın kendisine para vermediği için işlediği öne sürüldü. Erkek tutuklandı.

Şiddet – yaralama

* Balıkesir’de bir erkek sokakta karısını darp etti. Erkek gözaltına alındı. (BB/ÇT)

Cinsel Saldırıyla Suçlanan Yargıç Kavanaugh Artık Yüksek Mahkeme Üyesi

ABD Senatosu, hakkında cinsel saldırı iddiaları olan yargıç Brett Kavanaugh’un Yüksek Mahkeme’de ömürboyu üyeliğini onayladı.

ABD’de hakkında cinsel saldırı iddiaları olan yargıç Brett Kavanaugh, Yüksek Mahkeme’de ömürboyu üye olarak yerini aldı.

ABD Senatosu, dün gerçekleştirilen nihai oylamayla 48’e karşı 50 oyla Kavanaugh’un Yüksek Mahkeme’de ömür bıyu yargıç olarak görev yapmasını onayladı.

Kavanugh’un Salı günü Yüksek Mahkeme’deki koltuğuna oturması bekleniyor.

TIKLAYIN – Time’s Up: Trump’ın Yargıç Adayı Kavanaugh Neden Tartışma Yarattı?

Oylamaya protestolar nedeniyle 4 kez ara verildi

ABD Başkanı Donal Trump’ın aday gösterdiği Kavanaugh hakkında birden fazla cinsel saldırı iddiası var. Ayrıca Bush hükümetinin hükümlülere işkence ve başka insan hakları ihlalleri uygulamasında rol aldığı da hakkındaki suçlamalardan.

Kavanaugh’un Yüksek Mahkeme adaylığına karşı haftalardır tartışmalar ve protestolar sürüyor.

Dün Senato’da yapılan oylamaya da protestolar nedeniyle en az dört kere ara verildi.

Ancak Senato küçük bir oy farkıyla Kavanaugh’un üyeliğini onayladı. (ÇT)

Kürtçe-Türkçe Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Sözlüğü Yayında

IPS İletişim Vakfı/bianet’in “Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Online Kütüphanesi ve Elkitabı” projesi kapsamında bianet kurdî editörleri Murat Bayram ve Ferid Demirel’in hazırladığı, Kürtçe-Türkçe Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Mini Sözlüğü yayınlandı.

Toplumsal cinsiyet odaklı haberlerde sıkça kullanılan kelimelerin yer aldığı sözlük bianet kurdî editörleri Murat Bayram ve Ferid Demirel tarafından belli aralıklarla güncellenerek sözlüğün kapsamı genişletilecek.

Toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yaparken kafamıza takılan ve bir çözüme kavuşturduğumuz kelimelerden oluşan sözlüğün önsözünde şu ifadelere yer verildi:

Kişisel olarak hayatlarına dokunmadığımız insanları toplumun bize aktardığı “filtre” ile görüyoruz. Toplumsal cinsiyet hakkındaki algımız da birçok konu hakkındaki algımız gibi… İçinde yaşadığımız toplumun “algı mirasının” bir ürünü. Bu mirasın avantajlı grupları arasında isek, mesela heteroseksüel erkek isek, dezavantajlı grupların, kadınların ve LGBTİ’lerin haklarına karşı farkına varmadan körleşebiliyoruz.

bianet’in sorumluluğu tam olarak burada başlıyor: “Farkındalık yaratmak ve farklı bir iletişimin olduğunu gösterebilmek.” Ne dersek ya da ne yaparsak başkasının hakkını ihlal ederiz/etmeyiz sorusunu sormak…

bianet Kurdî yayına başladığı Mayıs 2016’dan beri Kürtçe’ye “üzerine düşünülmüş metinler” kazandırmakta. Kendimize yüklediğimiz misyon gereği, Kürt dili imlâ ve gramerine uygun haberleri/makaleleri yayınlarken aynı zamanda hak haberciliğinin gereklerine göre cümle dizmek ve kelime bulmak zorundayız.

Böylesi tecrübe ve çalışmaların ürünü olan ve haber/çeviri pratiğimizde bizzat kullanarak deneyimlediğimiz kelimelerin derlemesini yapıp, bu kelimeleri bir minisözlükte topluyoruz.

“Kürtçe-Türkçe Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik Mini Sözlüğü” adını verdiğimiz bu sözlüğümüz, toplumsal cinsiyet odaklı habercilik yaparken kafamıza takılan ve bir çözüme kavuşturduğumuz kelimelerden oluşuyor.

Bu minisözlükle bu habercilik pratiğinin süzgecinden geçirilerek ortaya çıkan kelimeler, kavramlar, ifade biçimleri, Kürtçe’nin geleneksel kalıplarını zorlayacak, Kürtçe gazetecilik ve Kürtçe’nin günlük kullanım pratiğinde kendisine yer bulmaya çalışacak.

Minisözlüğümüz dijital ortamda yayınlanacak. Sözlüğümüz Türkçe-Kürtçe ve Kürtçe- Türkçe şeklinde hazırlanıp tasarlandı. Yukarıda bahsettiğimiz bakış açısıyla ortaya çıkan veya bizim haberlerimizde, yazılarımızda kullanmayı tercih ettiğimiz Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik eksenli kavramların, her iki dildeki karşılıklarını bulacaksınız.

Bu minisözlük, bianet’in şimdiye kadar yapmış olduğu cinsiyet odaklı habercilik pratiğinin de ürünlerinden biridir.

Minisözlüğümüz dil’in ve bianet’in Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik, Çocuk Odaklı Habercilik, Barış Odaklı Habercilik ve diğer habercilik pratiklerinin bize sunmuş olduğu sınırlar çerçevesinde gelişmeye ve genişlemeye devam edecek.

Sözlüğümüzde bulunmasını istediğiniz kelime varsa veya sizin de (bizim sıklıkla yaşadığımız gibi) kafanıza takılan bir ifade biçimi varsa lütfen bize yazın.

Sözlüğe ulaşmak için tıklayın

26. İstanbul Onur Haftası Programı Açıklandı

25 Haziran-1 Temmuz tarihleri arasında yapılacak 26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası tam programı açıklandı.

Bu sene “Sınır” temasıyla gerçekleşecek Onur Haftası, 1 Temmuz’da saat 17’de düzenlenecek Onur Yürüyüşü ile sona erecek.

Her yıl geleneksel olarak homofobik, bifobik ve transfobiklere verilen Hormonlu Domates Ödülleri ise 29 Haziran Cuma günü Roxy’de düzenlenecek törende açıklanacak.

Hafta boyunca düzenlenecek atölye, panel, söyleşi, film gösterimleri ve partilerin yanısıra 2017’de Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan ve polis şiddetine ve tacize maruz kalan aktivistlerin yargılandığı davanın karar çıkması beklenen 4. duruşması ile homofobik nefret cinayetinde öldürülen Ahmet Yıldız davasının 28. duruşması da Onur Haftası’na denk geliyor. Aktivistler bu duruşmaları kalabalık bir şekilde takip edecek.

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası programı için tıklayın.

Onur Haftası’ndan öne çıkanlar

Hafta boyunca feminist savunma yöntemleri, DJ’lik, video aktivizm, clown (palyaço) atölyesi, bondage (bağlama), hukuki özsavunma, duvar boyama, zumba, speed dating, vegan gökkuşağı pastası gibi konularda atölyeler düzenlenecek.

Panel ve söyleşilerde ise LGBTİ mülteciler, cezaevindeki LGBTİ’ler, kampüste LGBTİ’ler, cinsiyet geçiş sürecinde kısırlaştırılma şartının kaldırılması, onarım terapisine karşı olumlayıcı terapi, zorunlu askerlik için pembe teskere, LGBTİ’lerin sağlık alanında maruz kaldığı fobik tavırlar ve özel sağlık ihtiyaçları, edebiyatta LGBTİ, çok aşklılık ve metreslik gibi konular tartışılacak.

27 Haziran Çarşamba günü de Şişli Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü’nde toplu olarak, ücretsiz ve anonim HIV testi yaptırılacak.

Onur Haftası nedir?

28 Haziran 1969’da, New York’taki Stonewall Inn adlı barda baskıya ve şiddete dayanamayan LGBTİ’ler ayaklanmış, kendileri üzerinde baskı kuran polisi bara hapsetmiş ve dört gün boyunca sokaklarda çatışılmış, eylemler yapmıştı. LGBTİ mücadelenin dönüm noktalarından biri olan bugün dünyanın her yerinde Onur Haftası olarak kutlanıyor.

İstanbul Onur Haftası ve Onur Yürüyüşü hakkında

İlk kez 1993 yılında “Cinsel Özgürlük Haftası” adıyla düzenlenen hafta, Valilik engeline takılarak yasaklanmış, hafta etkinliklerine ve Onur Yürüyüşü’ne izin verilmemiş, aktivistler gözaltına alınmış, yurt dışından gelen konuklar sınır dışı edilmişti. Onur Haftası daha sonraki yıllarda da yasaklarla karşılaştı ancak etkinlikler düzenlenmeye devam etti.

İlk İstanbul Onur Yürüyüşü 2003’te, Onur Haftası gerçekleştirilmeye başlandıktan tam on yıl sonra yapıldı. O yıl ancak 20-30 kişiyle yapılan bu ilk yürüyüş, her yıl katlanarak büyüdü. 2013 yılında İstiklal Caddesi’ndeki yürüyüşe 100.000 kişinin katıldığı ifade ediliyor.

2015, 2016, 2017 yıllarında Onur Yürüyüşleri yasaklandı. Ancak LGBTİ+ hareketi, 14. Onur Yürüyüşü’nden bu yana yürüyüşün yasaklanmasına karşı “tüm şehre dağılarak” eylemlerine devam ediyor. (ÇT)

Erkeklere Ebeveynlik İzni Toplu İş Sözleşmesine Girdi

Şişli Belediyesi ile DİSK/GENEL-İŞ Sendikası arasında imzalanan 2018-2020 dönemi toplu iş sözleşmesinde toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik maddeler öne çıktı.

Şişli Belediyesi ile DİSK/GENEL-İŞ Sendikası arasında imzalanan 2018-2020 dönemi toplu iş sözleşmesinde (TİS) toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik maddeler öne çıktı.

Sözleşmeyle, eşi doğum yapan erkeklere 30 gün ebeveynlik izni hakkı tanınırken, eşine şiddet uygulayan erkek çalışanların maaşının yarısının bir yıl süreyle eşine ödenmesi, belediye kreşlerinde yüzde 50 indirim gibi maddeler de kabul edildi. Yasaya göre, kadınlar için 4 ay olarak düzenlenen doğum izni de TİS ile 8 aya çıkarıldı.

Bugün kadın hareketinden birçok ismin katılımıyla düzenlenen törende, TİS Şişli Belediye Başkanı H. Hayri İnönü ve DİSK/Genel İş Genel Başkanı Remzi Çalışkan tarafından imzalandı.

Törene Türkiye Kadın Dernekleri Federasyon Canan Güllü, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü Gülsüm Kav, Kadınlarla Dayanışma Vakfından Papatya Bostancı ve Ayşe Yetmen, KA.DER Başkanı Nuray Karaoğlu, Profesyonel İş Kadınları İstanbul Başkanı Aylin Olsun, Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği Program Koordinatörü Zelal Ayman, Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’ndan Yasemin Temizarabacı, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV), Aile Eğitimleri Birimi Direktörü Hasan Deniz ile Şişli Belediyesi çalışanları katıldı.

Yedi kreş açıldı, üç kreş hazırlık aşamasında

Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, DİSK’te kadın bir başkan görmekten memnuniyetini ifade ederek başladığı konuşmasında “KHK ile belediye şirketlerine atanan personele, yasal sınırlamalardan dolayı bir katkı yapamamanın burukluğunu yaşıyorum. Bu konuda yasal engelleri aşmak için çalışmalar yapıyoruz” dedi.

AÇEV’le “iyi babalık eğitimlerini” sürdüreceklerini söyleyen İnönü, kadınların özgürleşmesini ve yaşama katılmasını desteklemek için kreş çalışmalarına önem verdiklerini, şimdiye kadar yedi kreş açtıklarını ve üç kreşin daha yakında hizmete başlayacağını belirtti.

“Babalık izni ile olumlu babalık davranışları arasında güçlü bir bağ var”

AÇEV Aile Eğitimleri Birimi Direktörü Hasan Deniz, Türkiye’de Babalık Araştırması’na göre babaların gün içinde ortalama 9 saat 20 dakikalarını işte geçirdiklerini söyledi ve şöyle konuştu:

“Oysa babaların yüzde 21’i çalışma saatlerinin çocuklarına vakit ayırabilecekleri şekilde düzenlenmesinin önemli olduğunu belirtiyor. Araştırma ayrıca; babalık izni ile olumlu babalık davranışları arasında güçlü bir bağlantı olduğunu da gösteriyor.”

Sözleşmeden öne çıkanlar

* Ücretlere ilk altı ay yüzde 6, ikinci altı ay yüzde 6, ikinci yıl yüzde 11 oranında zam.

* Eğitim gören personele 750 TL katkı.

* Doğum yapan kadına ödenen bir kereye mahsus olmak üzere ödenen 500 TL doğum ücreti 1000 TL’ye çıkarıldı.

* En düşük net ücret 3800 TL.

* Kadınlara 8 ay doğum izni.

* Eşi doğum yapan erkeklere 30 gün ebeveyn izni.

* 8 Mart’ta kadınlara tatil ve 800 TL ikramiye.

* 1 Mayıs’ta tüm çalışanlara 750 TL ikramiye.

* Fazla mesai ücretinde yüzde 100 zam. Gece saatlerinde uyapılan fazla mesaiye yüzde 25 zam.

* Ramazan ve Kurban bayramlarında 450’şer lira ikramiye.

* Günlük net yemek parası 30 TL. Sözleşmenin ikinci yılında yemek bedeli, ücret zammı oranında artacak.

* Bir kereye mahsus olmak üzere ödenen yakacak ücretinin 400 TL’den 550 TL’ye çıkarıldı.

* Giyim yardımının 500 TL’den 750 TL’ye çıkarıldı. Sözleşmenin ikinci yılında, giyim yardımı ücret zammı oranında artacak. (EG/ÇT)

Dünya Sağlık Örgütü Trans Kimlikleri “Ruhsal Bozukluk” Kategorisinden Çıkardı

Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Hastalık Sınıflaması ICD-11’i (Hastalıkların ve İlgili Sağlık Sorunlarının Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması) yeniledi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Hastalık Sınıflaması ICD-11’i (Hastalıkların ve İlgili Sağlık Sorunlarının Uluslararası İstatistiksel Sınıflaması) yeniledi. Yenilenen sınıflamada trans kimlikler “ruhsal bozukluk” kategorisinden çıkartıldı.

Eşcinsellik de 1973’te Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından “ruhsal bozuluk” sınıflandırılmasından, 1990’da ise Dünya Sağlık Örgütü’nce “Uluslararası Hastalıklar Sınıflandırılması”ndan çıkartılmıştı.

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın  haberine göre, trans kimliklerin “hastalık” ve “ruhsal bozukluk” tanımından çıkarılması gerekliliğini savunan uluslararası kampanya Stop Trans Pathologization (STP), bu gelişmeyi şöyle değerlendirdi:

“Translarla ilgili tüm kategoriler ICD’nin “Ruhsal ve Davranışsal Bozukluklar” bölümünden çıkartıldı. Böylece Dünya Sağlık Örgütü, trans ya da gender diverse (*) kişilerin bir ruhsal bozukluktan mustarip olmadıklarına karar vermiş oldu. Bugün patolojizasyon, ‘onarım’ ve kısırlaştırmanın utanç verici tarihi sonlanıyor.”

ICD’nin yeni versiyonu Mayıs 2019’daki Dünya Sağlık Meclisi’nde sunulacak.

“Mağdurların rehabilitasyon ve zararları tazmin edilmeli”

STP, bu gelişmenin yetersiz olduğunu ve daha yapılması gereken çok şey olduğunu da söylüyor:

“Cinsiyetin yasal olarak tanınması ve geçiş sürecinde sağlık hakkına tam erişim ile ülke düzeyinde trans kimlikleri ‘hastalık’ olarak tanımlayan tüm uygulamaların kaldırılması için adanmış ve organize bir savunuculuğa hiç olmadığı kadar ihtiyacımız var.

“Trans ve gender diverse kimliklerin ICD-11’de hastalık kategorisinden çıkartılmasına nihai hedefimizin güçlü bir vurgusu eşlik etmeli: İnsan hakları ve evrensel olarak sağlık hakkına erişim bağlamında tamamen hastalık kategorisinden çıkartılması.

“Dünya genelinde birçok kişi patolojizasyonun zararlı etkilerine maruz kaldı. Diğer insan hakları ihlallerinde olduğu gibi mağdurların rehabilitasyon ve zararlarının tazmin edilmesi hakkının sağlanması gerekiyor.” (YT/ÇT)

(*) Gender diverse terimini Türkçe’de tam ve eksiksiz olarak karşılayabilecek bir kavram bulamadığımız için metin içerisinde aynen bırakmayı tercih ettik. Bu ifade, doğduklarında atanan cinsiyetle cinsiyet kimlikleri uyuşmayan, yalnızca erkek/ kadın gibi ikili kavramlarla veya maskülen/ feminen gibi sınırlı cinsiyet dışavurumlarıyla uyuşmayan kişileri kapsayıcı bir şekilde trans ve çeşitli cinsiyet kimliklerinden kişileri kast eder. Kendini üçüncü ve alternatif cinsiyetlerde veya farklı cinsiyetlerle tanımlayanları içerir.

Sinemacılardan “Talat Bulut” Açıklaması: Asistan Arkadaşımızın Yanındayız

Türkiyeli yapımcı ve yönetmenler, “Filmlerimizde adı tacize karışmış isimlere yer vermeyeceğimizi kamuoyu önünde açıklıyoruz” dedi.

Yapımcı ve yönetmenler, oyuncu Talat Bulut’un taciz ettiği kostüm asistanının yanında olduklarını açıkladı; “Sektörümüzde kadına yönelik şiddet, taciz ve istismarın takipçisiyiz, kamera önündeki ve arkasındaki bütün kadın arkadaşlarımızın yanındayız” dedi.

Yasak Elma dizisinin başrol oyuncusu Talat Bulut, birlikte çalıştığı birden fazla kadın tarafından ifşa edilmiş, Bulut ile avukatı iddiaları inkar etmişti.

Bulut’un kendisini taciz ettiğini açıklayan kostüm asistanının suç duyurusu üzerine Bulut hakkında dava açıldı.

Aralarında Pelin Esmer, Ahu Öztürk, Tolga Karaçelik, Emin Alper gibi isimlerin de yer aldığı 50’ye yakın yapımcı ve yönetmen, bugün yazılı bir açıklama yaparak, setlerdeki taciz ve istismar olaylarının son bulması için ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

Açıklama şöyle:

Türkiye sinema sektörüne emek veren yapımcı ve yönetmenler olarak, ülkemizde her alanda olduğu gibi, sektörümüzde de kadın çalışanlara yönelik taciz ve istismar olayları yaşandığını biliyoruz ve setlerimizde bu olayların son bulması için elimizden geleni yapıyoruz.

Yasak Elma adlı televizyon dizisinin başrol oyuncusu Talat Bulut’un, sette bir kostüm asistanını taciz ettiğini, kostüm asistanı genç kadının süreci yargıya yansıtma kararıyla birlikte öğrendik.

Bizler, Türkiye toplumunda taciz ve istismar vakalarını ifşa etmenin kadınlar için ne kadar zor olduğunu biliyoruz, ‘kadının beyanı esastır’ ilkesine inanıyoruz.

Yargıya taşınmakta olan bu taciz vakasında, kostüm asistanı arkadaşımızın yanında olduğumuzu, bundan sonra filmlerimizde adı tacize karışmış isimlere yer vermeyeceğimizi kamuoyu önünde açıklıyoruz.

Sektörümüzde kadına yönelik şiddet, taciz ve istismarın takipçisiyiz, kamera önündeki ve arkasındaki bütün kadın arkadaşlarımızın yanındayız.

İmzacılar:

Ahu Öztürk (Yönetmen), Ali Vatansever (Yönetmen), Anna Maria Aslanoğlu (Yapımcı), Aslı Erdem (Yapımcı), Aslı Filiz (Yapımcı), Ayşe Ayben Altunç (Yönetmen), Ayşe Toprak (Yönetmen), Belma Baş (Yönetmen), Belmin Söylemez (Yönetmen), Berrak Samur (Yapımcı)/(Yönetmen), Beste Yamalıoğlu (Yapımcı), Bilge Elif Özköse (Yapımcı), Birol Akbaba (Yapımcı), Bülent İşbilen (Yönetmen), Ceylan Naz Baycan (Yapımcı), Ceylan Özgün Özçelik (Yönetmen), Çiğdem Mater (Yapımcı), Deniz Koçak (Yönetmen), Derya Durmaz (Yönetmen), Dilde Mahalli (Yapımcı), Diloy Gülün (Yapımcı), Ekin Çalışır (Yapımcı), Emin Alper (Yönetmen), Emine Yıldrırım (Yapımcı), Emre Akay (Yönetmen), Enis Köstepen (Yapımcı), Ferit Karol (Yönetmen), Filiz Gülmez Pakman (Yönetmen), Gökçe Işıl Tuna (Yapımcı), Güliz Sağlam (Yönetmen), Haşmet Topaloğlu (Yapımcı), Kaan Müjdeci (Yönetmen), Kenan Tekeş (Yönetmen), Korkut Akın (Yönetmen), Melek Özman (Yönetmen), Mine Özerden (Yönetmen), Mizgin Müjde Arslan (Yönetmen), Müge Özen (Yapımcı), Nadir Öperli (Yapımcı), Nedim Hazar Bora (Yönetmen), Nefes Polat (Yapımcı), Nesra Gürbüz (Yapımcı), Oya Özden (Yapımcı), Pelin Esmer (Yönetmen), Ramin Matin (Yönetmen), Selcen Ergun (Yönetmen), Selin Vatansever Tezcan (Yapımcı), Seren Yüce (Yönetmen), Sevil Demirci (Yapımcı), Seyhan Kaya (Yapımcı), Su Baloğlu (Yapımcı), Suzan Güverte (Yapımcı), Tolga Karaçelik (Yönetmen), Yasemin Akıncı (Yönetmen), Yunus Ozan Korkut (Yönetmen), Zeynep Koray (Yapımcı).

Ne olmuştu?

Kostüm asistanı ifşa etmiş, Hande Ataizi desteklemişti

19 yaşındaki kostüm asistanının Bulut’u ifşa etmesinin ardından oyuncu Hande Ataizi de 18 yıl önce “Melekler Evi” filminde birlikte rol aldığı Bulut’un kendisini taciz ettiğini açıklamıştı.

Ataizi “Dünyada tacize karşı bir ayaklanma var. Kadınlar artık daha cesur. Ben de o dönem o tarz şeyler yaşadım. Bu emekçi kız, korkmamış dava açacağını söylemiş, helal olsun” demişti.

Bulut, Ataizi’nin açıklamasına “Bunları ara sıra tuvalet penceresine sıkışmış görebiliriz” sözleriyle karşılık verirken,  avukatı ise kostüm asistanının iddialarını Bulut’un “bir genç kız babası olduğunu” söyleyerek inkar etmişti.

Dizinin kadın oyuncularından açıklama

Yasak Elma dizisinin kadın oyuncularından Şevval Sam, Eda Ece, Şafak Pekdemir Mengü, Sevda Erginci, Neslihan Yeşilyurt, İrem Kahyaoğlu, Nilgün Türksever, olayın medyaya yansımasının ardından sosyal medya hesaplarından bir açıklama yaptı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İçine düştüğümüz talihsiz meseleye dair, #yasakelma kadınları olarak, elbette bir gift sözümüz olacaktır; ancak yargılama sürecini etkilememek adına şimdilik yorum ve açıklama yapmamayı tercih ediyoruz.

“Kadına yönelik her türlü şiddet, fiziksel veya cinsel tacize karşı olduğumuzu ve bunu doğuran her türlü olumsuz tutum ve davranışları ortadan kaldırmak adına verilen mücadelede kadın olarak dayanışma içerisinde olacağımızı bildiririz.”

Yapımcı “Dava açılırsa sözleşmesini feshederiz” demişti

Yasak Elma dizisinin yapımcısı Fatih Aksoy, “Umurumda bile değil. Dizi tehlikeye girecek diye bu olayı örtbas edemeyiz. Yerine başka birini bulup yola devem ederiz. Bu olayla ilgili eğer savcılık davaya ve soruşturmaya karar verirse Talat Bulut’la sözleşmeyi feshedeceğim. Yargı sürecini bekleyeceğiz” demişti.

Yasak Elma dizisi sezon finalini geçtiğim hafta yaptı.

Bir ifşa daha

“İşte Benim Stilim” yarışmasından Ezgi Baydar da Bulut’un kendisine dijital tacizde bulunduğunu açıkladı.

Baydar, Bulut’un Instagram’dan kendisine taciz içerikli video ve mesajlar attığını açıklarken, Bulut’un kendisine özelden attığı mesajları silerek tacizi örtbas etmeye çalıştığını söyledi. (ÇT)

Kadın Fotoğrafçılar: Eşitsizliği İfşa Edeceğiz

103 kadın fotoğrafçı, fotoğraf alanındaki cinsiyet temsili eşitsizliğinin takipçisi olacaklarını söyledi; bu konuda bir değişim hareketi başlatmak için tüm fotoğrafçılara çağrı yaptı.

103 kadın fotoğrafçı, fotoğraf alanında karar verici konumlarda, sergilerde, yayınlarda kadın temsiliyetinin yok denecek kadar az olduğuna dikkat çekti; eşitlikçi ve pozitif ayrımcılık içeren yaklaşımın olmadığı tüm uygulamaların takipçisi olacaklarını belirtti.

Geçmişten bu yana Naciye Suman, Maryam Şahinyan, Semiha Es, Eleni Küreman ve daha birçok kadın fotoğrafçının yok sayıldığı erkek egemen anlayışla kuşatılmış fotoğraf dünyasına dikkat çekmek isteyen kadın fotoğrafçılar, değişim hareketini başlatmak için tüm fotoğrafçılara çağrı yaptı.

Kadın fotoğrafçılar, cinsiyet eşitliğini sağlanmadığı durumlarda “gerektiğinde kurucu, yönetici, katılımcı veya izleyici olmamayı seçerek” boykot edeceklerini de söyledi.

Açıklama şöyle:

Kadınların erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü her yerde olduğu gibi fotoğraf alanında da yetersiz temsili, yüzyıl önce nasılsa bugün de gündemimizde. Üretim kriteri ile baktığımızda, kadın fotoğrafçılar her alandalar ve üretiyorlar. Fakat karar verici konumlarda, sergilerde, yayınlarda yok denecek kadar az temsile/ görünürlüğe sahipler veya hiç yoklar! Durum böyleyken hemen hemen tüm erkek fotoğrafçılar, küratörler, akademisyenler, kurum yöneticileri bu konudaki eleştirilere hak verdiklerini ve bu konuda hassas olduklarını ifade ediyorlar. Öyleyse, nasıl oluyor ve ne oluyor da, sonuç böyle oluyor?

Bu soruyu paylaşmak ve somut bir çağrı yapmak istiyoruz.

Fotoğrafla ilişkilenen, fotoğrafı bir ifade biçimi olarak kullanan veya fotoğraf çekerek hayatını kazanan bizler; kadınların yaşam alanlarını daraltan, kadın bedenini fotoğraflarında nesneleştiren, kadının özne olduğunu ısrarla görmezden gelen eril bakış açısının değişmesi gerektiğini biliyoruz. Bunun için emek vermekten vazgeçmeyeceğiz.

Bizler, toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizlik ve ayrımcılığı dert edinen; cinsiyetçiliğin, hiyerarşinin, ırkçılığın, milliyetçiliğin kullandığı dil dışında bir dil üretmeye çalışan; ikili cinsiyet sisteminin tanımları ve algılarıyla sınırlanmayı reddeden fotoğrafçılar olarak buradayız ve fotoğraf alanındaki bu eşitsizliğin takipçisiyiz.

Bundan böyle fotoğraf alanında;

1. Her türlü kurumsal yapılanmada (dernek, vakıf, kulüp, federasyon vb.),

2. Organizasyon yönetimlerinde (karma sergi, çalıştay, sempozyum, festival, konferans vb.),

3. Planlanan faaliyetlere davet edildiğimizde (sergi, panel, konferans, çalıştay, sempozyum, festival, jüri grupları, akademi vb.),

4. Fotoğrafa konu edilen kadınlık ve toplumsal cinsiyet temsillerinde,

cinsiyet kimlikleri ve yönelimlerine dönük eşitlikçi ve pozitif ayrımcılık içeren yaklaşımı açıkça göremediğimiz durumlarda bu ayrımcı, dışlayıcı faaliyetleri ve dili teşhir ve protesto ederek ayrımcılık giderilene kadar takipçisi olacağız. Gerektiğinde kurucu, yönetici, katılımcı veya izleyici olmamayı seçerek boykot edeceğiz.

Fotoğraf alanındaki faaliyetlerde bugüne kadar hassasiyet gösterilmeyen cinsiyet kimliği ve yönelimine dayalı eşitsizliği giderecek politikaları ve mekanizmaları hayata geçirmek, ortak çalışma ve üretme kültürünü geliştirmek, fotoğraf dünyasının ilk gündemi olmalıdır.

Bu metin tüm fotoğrafçılara bu konuda birlikte hareket etmek ve bir değişim başlatmak üzere açık çağrımızdır.

Yaygınlaştırmanız dileğiyle,

Dayanışmayla.

İmzacılar:

Akça Acar Kaya, Aliye Gümüş, Arzu Arbak, Arzu Demirci, Arzu Filiz Güngör, Arzu Yayıntaş, Aslı Narin, Aslı Öktener, Aslıhan Güçlü, Ayla Onat, Aylin Kızıl, Aylin Ünal, Ayten Ünal, Banu Kaplancalı, Barbara Yoaf, Bengi Kanat, Cansu Alkaya, Cansu Korkmaz, Cansu Yıldıran, Çiğdem Mahsunlar, Çiğdem Sakine Namlı, Çiğdem Üçüncü, Damla Atak, Denef Huvaj, Derya Deniz Pekkıyıcı, Desislava Şenay Martinova, Didem Mahsunlar, Dilara Arısoy, Dilara Kızıldağ, Eda Çekil, Elçin Turan, Emine Kart , Esra Sirek, Eylem Akgün, Fatma Çelik, Figen Ekti, Gül Nurhan Doğan, Gülnaz Bingöl, Gülşin Ketenci, Günseli Baki, Hale Güzin Kızılaslan, Hatice Ataç, Helin Bozarslan, Hülya Akkaya, İpek Çınar, Jivan Güler, Kıvılcım Güngörün, Kibar Suvari, Lara Özlen, Leman Erdemir, Melike Güngörer, Meltem Ulusoy, Meryem Güldürdak, Nadire Günday, Nehir Çolakoğulları, Necla Çoruh Devecioğlu, Nergiz Ovacık, Neriman Polat, Neslihan Koyuncu, Nesrin Ermiş, Nihayet Bizsel, Nilüfer Demir, Nilgün Yoldaş Atilla, Nilgün Yurdalan, Nilüfer Gökeşmeoğlu Zwart, Oylum Bülbül, Özge Baykan, Özge Sebzeci, Petek Arıcı, Pınar Gediközer, Raziye Köksal Kartal, Sedef Özge, Selma Eroğlu, Semra Bayar, Semra Yeşil, Senem Sinem, Serpil Polat, Serra Akcan, Sevgi Haftacıoğlu, Sevim Gündoğdu, Sevtap İnal, Sevtap Yıldırım, Silva Bingaz, Simru Hazal Civan, Sine Boran Art, Sinem Parlak, Suderin Ersoy, Sultan Aşkın, Sultan Güner, Suzan Orhan, Şehlem Kaçar, Şule Tüzül, Tuğçe Boyacı, Tülin Safi, Tulya Çavuşoğlu, Türkan Kılıç Pınar, Uğur Günay Yavuz, Yıldız Özlütaş Tutal, Yusra Seven Kıran, Zehra Soydan, Zeliha Doğan, Zeynep Özcan, Zibe Polat

(ÇT)

22 Yaşında Meclis Yolunda: Diyarbakır Adayı Dersim Dağ

HDP’nin Diyarbakır 6. sıra adayı Dersim Dağ, “Yanıma gençleri ve kadınları alarak sırtımı halkıma dayıyorum. Bu yüzden korkmuyorum. Biz genç başladık genç başaracağız” diyor.

Sur mağdurlarının, ihraç edilenlerin, sağlık emekçilerinin temsiliyetinin olacağı Meclis’te gençlerin sesinin duyurulacağı adaylar da olacak. Bu genç adaylardan biri ise 22 yaşındaki Dersim Dağ.

HDP’nin Diyarbakır 6. sıra adayı Dersim Dağ, gözleri ışıl ışıl parlayan genç bir kadın. Ev emekçisi bir anne ile tarımla uğraşan bir babanın 12 çocuğundan biri olan Dağ, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde dünyaya geldi. Ancak ailesinin İstanbul’a zorunlu göç etmesiyle burada büyüdü.

Mardin Artuklu Üniversitesi Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünde son sınıfta okuyor.

Dağ, “Partinin içinde doğdum sayılır. Politik bir aileden geliyorum. 90’lı yıllarda İstanbul gibi bir metropolde Kürt çocuğu olmak ister istemez seni partiye yönlendiriyor. Bu partide genelde Kürtlerin sesi olacak bir parti oluyor” diyor.

Saray’ı bilim sarayına dönüştüreceğiz

Siyasete atılmasında ülkede sığ bir siyaset izlenmesinin etkili olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Daha çok siyasette gençlerin yer almaması beni siyasete iten sebeplerden biridir. ‘Neler yapabiliriz’ sorusunu gençlere soruyorum. Sizin talepleriniz nelerdir? Hep birlikte neler yapabiliriz? Bu topluma nasıl faydalı olabiliriz? Bu soruların cevabına, taleplere ve gidişata göre değişecektir. Ama kesinlikle sarayı gençlerin ve kadınların bilim sarayına dönüştüreceğiz.”

Genç başladık, genç başaracağız

“Bu yaşta zor bir sürece girmekten korkmuyor musunuz?” yanıtına ise Dağ şöyle yanıt veriyor: “Elbette beni korkutan şeyler de var ama kendime güvenene bir kadınım. Yanıma gençleri ve kadınları alarak sırtımı halkıma dayıyorum. Bu yüzden korkmuyorum. Biz genç başladık genç başaracağız.” (BD/ÇT)

6. İzmir Onur Yürüyüşü: “Korkunun Üzerine Yürüyeceğiz”

İzmirli LGBTİ’ler, Onur Yürüyüşü’nde “Sokaktaki abla bugün senin topuklu ayakkabı sesin olacağız. Banliyödeki lubunya bugün senin çiçekli gömleğin olacağız. Yanımızda olamayanlar, sizin içinizdekileri de haykıracağız” dedi.

İzmir’de yüzlerce kişi dün Onur Yürüyüşü’nde biraraya geldi. “Bugün, korkunun üzerine yürüyeceğiz” dedi.

“Neredesin aşkım?”, “Susma haykır eşcinseller vardır”, “Trans cinayetleri politiktir”, “Nefrete karşı ses çıkar” sloganlarıyla gerçekleşen yürüyüşe BandoSol da kortejin önünde müzikleriyle destek verdi.

Kıbrıs Şehitleri Caddesi’ndeki ÖSYM binasından başlayan 6. İzmir LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde yapılan basın açıklamasıyla sonlandı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bugün, korkunun üzerine yürüyeceğiz. Acının içerisinden geçerek yine yürüyeceğiz. Şiddete, nefrete ve ayrımcılığa karşı yürüyeceğiz, hepsini yok edeceğiz. Gökkuşağının altından geçerek daha güzel bir dünyaya yürüyeceğiz.

“Sokaktaki abla bugün senin topuklu ayakkabı sesin olacağız.

“Banliyödeki lubunya bugün senin çiçekli gömleğin olacağız.

“İçerdekiler, dışarıda sizin için bağıracağız.

“Yanımızda olamayanlar, sizin içinizdekileri de haykıracağız.

“Yerinden edilmiş olanlar bu yürüyüşte hepimize yer var, aramıza hoş geldiniz.

“Hayatta olmayanlar, sizlerin ruhunun ışığını saçacağız.

“Hayatta kalanlar, birbirimize derman olacağız.

“Cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılanlar, okulda, evde, çalıştığı yerde, askerlikte, kamplarda, mahpusta zor durumda olanlar, sen aramızda olsan da olmasan da seni unutmadık, seni tanıyoruz, biz birbirimizi yaralarından tanırız, sen olur yürürüz bugün, her birimizin sesi olur, hak ve özgürlüklerimiz için biz olur yürürüz.

“Biz yolumuza ne çıkarsa çıksın yürümeye devam etmeyi iyi biliriz, düştüysek de kalkar yine yürürüz, birbirimizin elinden tutarak, birbirimize omuz çıkarak, sarıp sarmalayarak, birbirimizi asla ve asla yalnız bırakmadan yürürüz.

“Biz onurla yürürüz!” (ÇT)

* Bu haberi Pembe Hayat‘tan derledik.

* Fotoğraflar: Kaos GL

Kadın Bakanlığı’nın Yerine Kurulan Aile Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ile Birleştiriliyor

Erdoğan, Aile Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’nın birleştirileceğini açıkladı. Kadın hakları savunucuları tepkili. 2011’den beri Kadın Bakanlığı ya da Eşitlik Bakanlığı istediklerini hatırlatıyorlar.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün üniversite öğrencileriyle Ankara Beştepe’de düzenlediği sahur programında yaptığı açıklamalarda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirileceğini açıkladı.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı 2011’de kapatılmış, yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştu. Kadın örgütleri o zamandan beri, Aile Bakanlığı’nın yerine Kadın Bakanlığı kurulması için kampanyalar düzenliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirileceği açıklamasını Mor Çatı’dan Selime BüyükgözeKAMER’den Nebahat Akkoç ve feminist avukat Meriç Eyüboğlu bianet’e değerlendirdi.

Büyükgöze ve Eyüboğlu, kadın hareketinin 2011’den bu yana bir Kadın Bakanlığı ya da Eşitlik Bakanlığı kurulması için mücadele ettiğini hatırlatırken, mevcut haliyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın zaten çok geniş kapsamda çalıştığını ve kadınlara yönelik politikalar üretmediğini söyledi.

Akkoç da Bakanlığın çalışma konularının kapsamının çok geniş olduğunu tekrarlarken, bölgeler arası farklılıklar gözetilmeden geliştirilen çözümlerin kadınlara zaten yeterince yarar sağlamadığını belirtti.

“2011’den beri Kadın Bakanlığı istiyoruz”

Mor Çatı’dan Selime Büyükgöze şöyle konuştu:

“Biz zaten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011’de kurulduğundan beri, Bakanlığın bu haline itiraz ediyorduk. Temel argümanımız da bir Kadın Bakanlığı olmaması, kadın ve ailenin eşdeğer görülmesiydi.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çalışma alanlarına baktığımızda, aile, yaşlı, çocuk, engelli, hepsini görüyoruz. Bakanlığın herkesi aynı sepete koyup, kimseye özel bir politika üretmemesini eleştiriyorduk.

“2011’de Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın kapatılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmasının, kadınları aileye hapseden politikalar anlamında da sembolik bir önemi vardı. İlk günden itibaren, kurulması gerekenin bir Kadın Bakanlığı olduğunu hep söyledik.

“Detaylarını henüz bilmesek de gelinen noktada, kadınlardan yana politika zaten yapmadığı için eleştirdiğimiz bu kurumun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu gelişme, biz kadınlar için politika üreten bir kurum talebini ısrarla tekrarlarken, tam tersine kadınların taleplerinden daha da uzaklaşan bir politikanın habercisi. Kadınların geleceğinin nasıl olacağına dair bir öngösterim olarak da düşünebiliriz.”

“Her merkezileşme hamlesi yerelden uzaklaşmak demektir”

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 20’nin üzerinde ilde faaliyet gösteren Kadın Merkezi’nden (KAMERNebahat Akkoçşöyle konuştu:

“Türkiye geniş ve kalabalık bir ülke. Kadınların sorunları da bölgesel olarak farklılıklar gösteren, çeşitli boyutları olan yoğun ve elzem bir konu.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı zaten kapsamı çok geniş tutulmuş bir bakanlık. Bakanlıkların birleştirilmesi bir yana bana göre kadınlarla ilgili sorunların ve çözümlerinin yerinden belirlenmesi lazım.

“Eğer Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yerel/yerinden yönetim güçlendirilmeden söz konusu olursa bu kadınlara yarar sağlamayacaktır.

“Esasında bölgeler arası farklılıklar gözetilmeden geliştirilen çözümler zaten yeterince yarar sağlamıyor. Genel başlıkların altındaki tali konulardan biri olarak ele alınınca ne sorunun tanımı ne de üretilecek çözümler yeterli olmayacaktır.

“Nasıl bir sistem öngörüldüğü konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Ama her merkezileşme hamlesi yerelden uzaklaşmak demektir.”

“Sürpriz yok, bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok”

“Sürpriz yok, bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok”

Feminist avukat Meriç Eyüboğlu da şunları söyledi:

“Biz feministler olarak eskiden beri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı düzenlemesine itiraz ediyoruz çünkü, eylemlerde attığımız sloganla, söyleyeyim: Aile değil kadınız.

“Bizim bir kimlik, bir kişilik, bir birey olduğumuzu, kadın olduğumuzu yok sayıp, bizimle ilgili politikaları ailenin için sıkıştırma meselesi, politik olarak mevcut hükümetin durduğu yeri anlatmaya yetiyor. Nitekim aile sever bakanlık, çocukları, yaşlıları engellileri, kapsamına alan bir bakanlık aynı zamanda.

“Bu bakanlığın faaliyetlerini yıllık çalışma raporlarından da biliyoruz. Örneğin 2016 faaliyet raporuna göre, bakanlığın övünerek söz ettiği birincil faaliyeti Çanakkale Savaşı’nın yıldönümünde bütün il merkezlerinde mevlit okutulduğunun ilanıydı. Hatırlanacağı gibi bu gazetelerde de bolca yayınlandı.

“Sonuç olarak erkek şiddeti başta olmak üzere kadınların bu topumdaki mevcut konumuna ilişkin çok sayıda düzenlemeye, önleme, yasa ve uygulamada değişikliğe ihtiyaç var. Ve tabii ki pozitif ayrımcılık önlemleri de alınmak zorunda.

“Bu nedenle biz ayrı bir Kadın Bakanlığı ihtiyacından bahsediyorduk, bunun Eşitlik Bakanlığı ismiyle örgütlenebileceğini söyleyen arkadaşlarımız da vardı. Ama hükümetin başından beri kadınların yaşadığı sorunlara yaklaşımı çözüm odaklı değil, aileyi koruma odaklı gelişti. Erkek şiddetiyle gerçek anlamda mücadele etmek yerine, müftülükler nezdinde boşanmayı önleme büroları kurmak bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

“İşte tüm bu toplam ışığında bu son açıklamaya bakınca hiç şaşırmıyorum. Sahici olmayan, kadınların yaşadıkları sorunları evlenmek, çeyiz parası ve çocuk doğurmaktan ibaret sayan, önüne koyduğu en önemli problem boşanmayı önlemek olan bir Aile Bakanlığı’nın Çalışma Bakanlığı’nın içine sokulması, hükümetin tam da söylediğimiz gibi davrandığını bir kez daha görünür kıldı. Sürpriz yok. Bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok.”

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hakkında

Dönemin Başbakanı Erdoğan, 2011’de Erdoğan, “Biz muhafazakar demokrat bir partiyiz. Bizim için aile önemli” demiş ve Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kurulacağını açıklamıştı.

Bu açıklama kadın örgütlerinin tepkisini çekmişti ve “Kadın Bakanlığı Kaldırılmasın” kampanyası kapsamında 4 binin üzerinde imza 6 Haziran 2011’de Başbakanlığa iletilmişti.

Tepkilere ve kampanyalara rağmen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011’de kuruldu, ilk bakan Fatma Şahin oldu. Ardından Ayşenur İslam, Ayşen Gürcan, Sema Ramazanoğlu ve Fatma Betül Sayan Kaya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak görev yaptı.

Erdoğan: Bakanlıkları birleştiriyoruz

Erdoğan, dün şöyle konuştu: “Şu anda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birleştiriyoruz. Bu ikisi birleşeceği için -bunu daha sonra açıklayacaktım ama size kıyağım oldu- dolayısıyla burada yeni bir kadrolaşma olacak.” (ÇT)

Akşener: Adamlar Terapi Evlerine Gidecek, Kadınlar Evde Oturacak

İYİ Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener, şiddete maruz bırakılan kadınlar sığınma evine kapatılırken, şiddet faillerinin özgürce gezmesini eleştirdi.

İYİ Parti’nin Cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener, şiddete maruz bırakılan kadınlar sığınmaevine kapatılırken, şiddet faillerinin özgürce gezmesini eleştirdi. Son 10 yılda kadınlara yönelik taciz ve şiddetin arttığını ifade etti.

Kadınlara karşı ayrımcı açıklamalarda bulunan kişilerin kamu görevlerine devam ettiklerine dikkat çeken Akşener, 1987’de “kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” diyen hakimin bile görevde olduğunu söyledi.

1987’de Çankırı Asliye Hukuk Mahkemesi hakimi Mustafa Durmuş’un bir kadının boşanma talebini “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin!” diyerek reddettiğinin ortaya çıkmasının ardından, kadınlar önce protesto telgrafları çekmiş, toplu olarak adliyelere gidip dava dilekçeleri vermiş, en sonunda da 1987 Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü’nü örgütlemişlerdi.

“İyi hal indirimi kaldırmayı vaat ediyorum”

Dün Fox TV’de gazetecilerin sorularını yanıtlayan Akşener şöyle konuştu:

“Kadınlara son on yılda artan şiddet, tecavüz gibi konularda iyi hal indirimi kaldırmayı vaat ediyorum. Tülbent çok önemli bir sembol oldu. Kadın dayak yer, şikayetçi olunca sığınma evine gönderilir. Adam gezer. Biz bunun tam tersini yapacağız. Adamlar terapi evlerine gidecek, kadınlar evde oturacak.

“Daha önce Meclise gelen, 12 yaş kanunu iğrenç bir şey. 25 yaşında evlilikler bile azalmışken, siz ufacık kız çocuğunu evlendirmeye kalkışırsanız olmaz.

“Kadınlarda bir suç arama olayı kalkacak. Bunlar erkek egemen düzenin örneği. Bu erkek egemen düzen kalkacak. Türkiye’de kadınların işe katılma olayı da çok düşük. Bizim önceliğimiz bunu yükseltmek. İyimser ayrıcalık uygulayacağız.”

“Adamlar çıkıyor kadın bedeni üzerinden fetva veriyor”

“Şiddet olayları yüzde 4 bin artmış son on yılda. Türkiye’de maddi değerler pahalandı, manevi değerler ucuzladı. Ben dindar bir kadınım. Hiçbir zaman kadın bedeni üzerinden şu zamana kadarki tacize uğramadım. Adamlar çıkıyor kadın bedeni üzerinden fetva veriyor. Niye haram üzerinden vermiyorsun?

“Rize Belediye Başkanından açılım sürecinde saçma öneri geldi. Dedi ki, ‘Biz terörü bitirmek için Kürt kadınlarını ikinci eş olarak alalım’ Diyanetin işi kadın değildir, ahlaktır. Bizim dindarlık anlayışımız bu değil. Atatürk’ün kız evlatları üzerinden çamurlar atıldı. Atatürk’ü eleştirebilirsiniz, ama böyle iğrenç şeyler olmaz. Bu adam sonra Saray’da ağırlandı. Diğer taraftan Atatürk’ün annesine ‘Genelevde çalışıyor’ dendi. Hiçbir şey olmadı. Kadınlar bu işten bıktı, usandı. Bu ülkede bir hakim, ‘Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmemek lazım’ dedi. O adam hala yerinde.”

Tülbent meselesi

Akşener, mitinglerde kadınlardan uzattıkları tülbentleri topluyor. Geçtiğimiz günlerde Denizli mitinginde bu tülbentlerden müze açacağını da söylemişti.

Akşener gazetecilerin bu konuyu sorması üzerine “Bu fikir benim danışmanım tarafından verildi. Tülbent Al Yazmalım’dır, Çemberimde Gül Oya’dır. Tülbent Batı’da da Doğu’da da semboldür. Tülbent barıştır. Tülbent ortak semboldür” diye konuştu. (ÇT)

Af Örgütü: Suudi Arabistan’da Kadın Hakları Aktivistleri Serbest Bırakılmalı

Kadınlara araba kullanma yasağını kaldırmaya hazırlanan Suudi Arabistan’da kadın hakları aktivistlerine yönelik tutuklamalar ve hedef gösterme sürüyor. Af Örgütü, aktivistlerin serbest bırakılmasını istiyor.

Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın açıklamalarıyla ülkede kadınlara yönelik yasakların hafifletileceği konuşulurken, kadın hakları aktivistlerine yönelik baskılar sürüyor. Çok sayıda kadın ve kadınlara destek veren erkek aktivistler tutuklanıyor.

Sadece geçtiğimiz hafta içinde aktivist ve blog yazarı Iman El-Nafjan, araç kullanma hakkı için kampanya yürüten Aziza El-Yousef, insan hakları avukatı Dr. Ibrahim El-Modeimigh ve aktivist Mohammad El-Rabea tutuklandı.

Bir önceki hafta ise aralarında aktivist Loujain al-Hathloul’un da bulunduğu yedi kişi tutuklanmış, medyada “ulusal birliği bozmak”la suçlanmışlardı.

Ülkedeki gazeteler “Siz de kahrolun, ihanetiniz de”, “Aramızda hainlere yer yok” manşetleriyle aralarında dünyaca tanınan aktivistler Aziza al-Yousef ve Loujain al-Hathloul’un da bulunduğu hak savunucularının fotoğraflarını basarak hedef göstermişti.

Uluslararası Af Örgütü,  Muhammed Bin Selman’ın kendisini “reformcu” olarak tanıtmasına rağmen, ülkede hak savunucularına yönelik yoğunlaşan baskıların bir tezat oluşturduğunu vurguladı.

Kadınlara araba yasağının kaldırılacak olmasını “gecikmiş de olsa ileri bir adım” olarak değerlendiren Uluslararası Af Örgütü, vesayet sistemi de dahil olmak üzere kadınlara yönelik tüm ayrımcılık biçimlerinin ortadan kaldırılması için çağrı yaptı.

Geçen yıl, araç kullanma yasağının kraliyet kararnamesi ile kaldırılacağı açıklandı. Kadınların araç kullanmasına yönelik yasağın Haziran ayında kaldırılması ve sürücü ehliyetlerinin 24 Haziran’dan itibaren çıkarılması planlanıyor.

“Aktivistlerin itibarının iade edilerek serbest kalması gerekiyor”

Uluslararası Af Örgütü Kampanyalar ve Savunuculuk Direktörü Ruhat Sena Akşener şöyle konuştu:

“Karalama kampanyalarına maruz bırakılan ve kamuoyunun gözünde adeta hain ilan edilen tüm aktivistlerin itibarının iade edilerek serbest kalması gerekiyor.

“Aktivistler, Suudi Arabistan’da da, sadece hak savunuculuğu yaptıkları için ‘ülkenin istikrarı ve toplumsal dokusuna zarar vermek amacıyla yabancı oluşumlarla iletişime geçerek bir hücre oluşturmak’ ve ‘devlet güvenliğine yönelik tehdit oluşturmak’la suçlanıyor. Devlet yanlısı medya tarafından hedef gösteriliyor ve hain ilan ediliyorlar. Bu durum, bu yöntemlerin olduğu tüm ülkelerde olduğu gibi, sivil alan ve hak savunuculuğuna yönelik kaygı verici boyutta ve tehlikeli.”

Kadınlara yasaklar

Suudi Arabistan’da araba kullanma yasağının yanısıra, kadınlar hala bir erkek vasinin izni olmaksızın seyahat edemiyor, ücretli işlerde çalışamıyor, yükseköğrenim göremiyor ve evlenemiyor.

Suudi Arabistanlı kadınlar, araba sürmelerinin yasak olmasını protesto etmek için 2011’den bu yana kampanyalar düzenliyor. Kampanyalar, tüm dünyadan destek görüyor; kadınlar Suudi Arabistan elçilikleri önüne arabayla giderek korna çalıyor. Şimdiye kadar yüzlerce kadın hakları aktivisti tutuklandı. (ÇT)

HDP İzmir Vekil Adayları LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi İmzaladı

HDP İzmir milletvekili adayları, Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzaladı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir milletvekili adayları, Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzaladı.

Taahhütname; LGBTİ+ haklarının korunması, iyileştirilmesi ve Meclis gündemine taşınmasına ilişkin maddelerden oluşuyor. Ayrıca nefret dilinin kullanılmayacağına dair söz istiyor.

“Şimdiden ilan ediyoruz”

Kaos GL’den Gözde Demirbilek’in haberine göre, İzmir 1. Bölge 1. Sıra Milletvekili adayı Serpil Kemalbay, taahhütnameyle ilgili “seçilirsek bu kurallara uyacağız” dedi.

“Halkların Demokratik Partisi İzmir Milletvekili adayları olarak, LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzalıyoruz. Adaylar olarak seçilirsek bu kurallara uyacağımızı şimdiden ilan ediyoruz.”

“Tüm adaylar imzalasa”

Genç LGBTİ+ Derneği’nden Barış Azar, “Keşke tüm adaylar imzalasa” dedi:

“Genç LGBTİ+ olarak adayların hangi partiden olursa olsun Meclis’te LGBTİ+ haklarını gündeme getirmesini istiyoruz. HDP İzmir milletvekili adayları hazırladığımız taahhütnameyi imzaladı. Keşke tüm partilerden adaylar LGBTİ+ yurttaşların haklarını koruyacağına ve iyileştireceğine dair söz verebilse.”

“LGBTİ yurttaşlara söz veriyorum”

Genç LGBTİ+’nin hazırladığı ve HDP İzmir milletvekili adaylarının imzaladığı taahhütname şöyle:

Milletvekili seçilmem hâlinde;

Eşitlikçi ve özgürlükçü bir anlayışla, LGBTİ+ hak ve özgürlüklerinin korunması ve iyileştirmesi amacıyla sivil toplum örgütleriyle karşılıklı fikir alışverişinde bulunacağıma,

Ayrımcılık karşıtı bir mevzuatın hazırlanması için çalışmalar yürüyeceğime,

Nefret söylemi ve nefret suçları ile mücadeleye destek olacağıma;

Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bir bütçe için çabalayacağıma;

LGBTİ+’ların yaşam, eğitim, barınma, sağlık, çalışma, adalete erişim, ifade özgürlüğü ve diğer hak taleplerini ve sorunlarını Meclis gündemine taşıyarak görünür kılacağıma;

Yapacağım konuşmalarda ayrımcı veya ötekileştiren bir dil kullanmayacağıma,

LGBTİ sivil toplum örgütleri nezdinde, tüm LGBTİ+ yurttaşlara söz veriyorum.

(ÇT)

KA.DER: Meclis Yine Bir “Erkek Dönem”e Hazırlanıyor!

KA.DER “24 Haziran seçimine günler kala Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edilen aday listelerine baktığımızda en çok dikkat çeken konu partilerin kadın temsiliyetinde yine ne kadar ‘cimri’ davrandıkları olmuştur” dedi.

Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER), 24 Haziran Cumhurbaşkanı ve Milletvekilleri Seçimi öncesinde yaptığı açıklamada, “24 Haziran seçimine günler kala Yüksek Seçim Kurulu’na teslim edilen aday listelerine baktığımızda en çok dikkat çeken konu partilerin kadın temsiliyetinde yine ne kadar ‘cimri’ davrandıkları olmuştur” dedi.

Seçim listelerinde kadın adayların sadece yüzde 5,4’ü birinci sıradan aday gösterildiğini hatırlatan KA.DER, Meclis’i “yine bir ‘erkek dönem’e hazırlandığı” için eleştirdi; “Kadınsız Meclis yarım kalır” dedi.

KA.DER’in açıklaması şöyle:

“Bu tutumlarıyla; gerek parti programlarında gerekse seçim bildirgelerinde kadına ve kadın haklarına bolca yer veren birçok siyasi partinin aslında kadınları sadece ‘seçmen’ olarak gördüğü ve asıl hedefinin kadınlardan oy alabilmek olduğu anlaşılmaktadır.

“Nüfusun %50’sini, seçmenlerin ise %51’ni oluşturan kadınların milletvekilliğine ‘Seçme ve Seçilme Hakkı’nı elde edişlerinin 84.yılında listelerde sadece %22 oranında yer bulabilmiş olması bizlere gösteriyor ki; bu dönemde de her konuda olduğu gibi kadınlar hakkındaki kararları yine erkekler verecek!

“Herkese açık gibi görünen siyasal haklar, uygulamada kadınların pek çoğuna açık değildir ve yasalarla kadınlara da verilmiş olan eşitliğe uygulamada rastlanılamamaktadır. Toplumsal eşitlik politik eşitlikle bağdaştırılmadıkça gerçek anlamda bir özgürlükten bahsetmek olanaklı değildir.

“Oysa bir toplumda demokrasi anlayışının gelişebilmesi için, kadınların siyasette daha etkili olmaları; tam demokrasiden söz edebilmek içinse kadınların siyaset dahil tüm karar mekanizmalarında eşit temsil ediliyor olmaları gerekmektedir.

“Kadınlarla ortaklaşmamış hiçbir siyasi yapı başarılı olamaz. Çünkü dünyanın yarısını kadınlar oluşturur ve gerçek ittifak kadınlarla yapılmış bir ittifaktır.

“KA. DER olarak yeni ‘Erkek Dönem’e diyoruz ki:

“Eşit Temsil Bir Haktır! Kadınsız Meclis Yarım Kalır!”

(ÇT)

Baronun LGBTİ Film Gösterimi Yasaklandı, Avukatlar Filmi Telefondan İzledi

Ankara Valiliği, Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin LGBTİ+ kısa film seçkisini ‘toplumsal hassasiyetler’ gerekçesiyle yasakladı. Avukatlar filmleri cep telefonundan izleyerek yasağı protesto etti.

 

Ankara Valiliği, Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi’nin LGBTİ kısa film seçkisini yasakladı. Merkez’in dün yapmayı planladığı gösterimi engelleyen Valilik yasağa “toplumsal hassasiyetleri” gerekçe gösterdi.

Gösterim saatinden önce etkinliğin düzenleneceği Ankara Barosu Eğitim Merkezi’nin (ABEM) çevresine iki otobüs çevik kuvvet polisi geldi.

Avukatlar Valiliğin yasağına karşı, ABEM’in önünde avukatlar kısa filmi cep telefonlarından izledi.

Valilik: Provokasyonlara neden olabilir

Valiliğin Baro’ya tebliğ ettiği yasak kararında şu ifadeler yer aldı:

“Sözkonusu paylaşımlarla, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimin aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik edeceği, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlikenin ortaya çıkabileceği, ayrıca terör örgütlerinin karşıt görüşlü gruplara yönelik eylem arayışı içerisinde olduğu yönündeki istihbari bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, yapılmak istenen film gösterimi etkinliğinin, organizasyona katılacak olan grup ve şahıslara yönelik olarak birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği değerlendirilmektedir.”

Ne olmuştu?

Ankara Valiliği 19 Kasım 2017’de “LGBTİ sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen etkinlikleri” süresiz olarak

yasakladığını duyurdu.

Ankara’daki LGBTİ dernekleri Kaos GL ve Pembe Hayat, Valiliğin LGBTİ etkinliklerini süresiz olarak yasaklamasına karşı ayrı ayrı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemli dava açtı. Ayrı ayrı açılan davalarda idare mahkemeleri ‘yürütmeyi durdurma’ taleplerini redetti. Yasağın iptaline ilişkin  Pembe Hayat Derneği’nin açtığı davanın ilk duruşması 23 Mayıs’ta görüldü. Mahkemenin önümüzdeki aylarda karar vermesi bekleniyor. (ÇT)

“Kadınların Oyu Eşit ve Özgür Hayata” Sloganıyla Kadıköy’ü Pedallayacaklar

Kadınlar, 2 Haziran’da Cumartesi günü “Kadınların Oyu Eşit ve Özgür Hayata” sloganıyla Kadıköy’de pedal çevirecek. Ardından Yoğurtçu Parkı’nda eğlenecek.

Kadınlar, 2 Haziran’da Cumartesi günü “Kadınların Oyu Eşit ve Özgür Hayata” sloganıyla Kadıköy’de pedal çevirecek.

Saat 15.00’te Kadıköy Rıhtım’da Karaköy İskelesi’nde biraraya gelecek olan kadınlar, bisikletleriyle Yoğurtçu Parkı’na gidecek. Saat 16.30’da ise RitimKolektif eşliğinde eğlence başlayacak.

Tüm kadınları feminist bisiklet eylemine ve parktaki eğlenceye davet eden feministlerin çağrısı şöyle:

Hatırlatıyoruz:

Kadınların Oyu: Ne giyip giymediğimizden, bisiklete binip binemeyeceğimize, nerede ne kadara çalışabileceğimizden kaç çocuk doğuracağımıza, ne düşüneceğimizden kimi arzulayabileceğimize her şeyimize karışmak isteyene, bisiklete binmeye “iffetsiz” diyene DEĞİL; eşit ve özgür hayata!

Kadınların Oyu: Sokakta, evde, işte, hayatın her alanında maruz kaldığımız tacizi, erkek şiddetini engellemek yerine “eşitsizsiniz,” “ya davulcuya ya zurnacıya,” “kahkaha atma” diyerek yeniden üretenlere DEĞİL; eşit ve özgür hayata!

Kadınların Oyu: Cinsel tacizin esas sebebi olan erkek egemenliğiyle mücadele etmek yerine hem bisiklet binmemize ahlâksızlık deyip hem de bizi pembe otobüslerle ayrıştırmak isteyenlere DEĞİL; eşit ve özgür hayata!

Kadınların Oyu: Bisiklet sürebileceğimiz, keyifle gezebileceğimiz, nefes alabileceğimiz tüm sahilleri rant için kentsel dönüşümle özelleştirene, doğayı ve Hasankeyf, Munzur ve Sur’da olduğu gibi kültürel miraslarımızı yok edene DEĞİL; eşit ve özgür hayata!

Kadınların Oyu Eşit Ve Özgür;

Değiştirecek Gücümüz Var!

Bisikleti olmayan ama katılmak isteyenler için sınırlı sayıda bisiklet mevcut. Ayrıca buluşma için Kadıköy’de indirimli bir şekilde kiralama olanağı da mevcut. Bisiklet için form doldurmanız gerekiyor. Form için tıklayın.

Feminist bisiklet eylemini kim yapıyor?

Feministler, 6 Mayıs’ta İstanbul’da erken seçimi değerlendirmek için bir forumda bir araya gelmişti.

Bu forumun ardından, seçim sürecinde feminist söz üretilmesini sağlamak amacıyla, herhangi bir partiyi veya kişiyi adres göstermeden, seçim çalışmalarına başlayan İstanbullu feministler, Anneler Günü’nde de “Anne olanlar, olmayanlar, olmak isteyen, istemeyenler… Biz hepimiz, makbul annelik dayatmalarını yemiyoruz. Seçim öncesi feminist buluşmada, #AKPninAnnelikKarnesi’ni veriyoruz” diyerek bir buluşma düzenlediler.

Kampanya kapsamında her Perşembe sosyal medya eylemi örgütleniyor. İlk üç sosyal medya kampanyası  #AKPninAnnelikKarnesi, #KadınlarınOyu, #KadınlarSeçimdeHatırlatıyor etiketleriyle yapıldı. (ÇT)

Kadınlar Gülsüm Ağaoğlu’nun Serbest Bırakılması İçin Buluştu

Kadınlar, tutuklu HDP İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı Gülsüm Ağaoğlu’nun serbest bırakılması için Galatasaray’da biraraya geldi.

Kadınlar, tutuklu HDP İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı Gülsüm Ağaoğlu’nun serbest bırakılması için Galatasaray’da biraraya geldi.

HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi, feminist ve barış aktivisti Gülsüm Ağaoğlu, Tekirdağ’ın Ergene ilçesindeki Newroz kutlamasındaki konuşmasının ardından, “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla gözaltına alınıp 22 Mart’ta tutuklanmıştı.

Eyleme, HDP Ankara milletvekili Filiz Kerestecioğlu ile yazar-dilbilimci Necmiye Alpay da destek verdi.

Kerestecioğlu 1980’li yıllardan beri beraber mücadele ettiklerini belirtirken, “24 Haziran’dan sonra arkadaşlarımızı cezaevlerinden alacağız” diye konuştu.

Alpay da “Barış istemek, barış için mücadele etmek suç değildir. İnsan olmanın gereğidir. 68 gündür tutuklu olan arkadaşımız ciddi sorunlar yaşamaktadır. Gülsüm Ağaoğlu derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

Alpay, Gülsüm Ağaoğlu’nun şeker ve tansiyon hastası olduğunu ve ilaçlarına erişmekte zorluklar yaşadığını da vurguladı.

Açıklamanın ardından kadınlar Galatasaray Postanesi’nden Ağaoğlu’na kart gönderdi. (ÇT)

Mor Yapımcılardan, Erkek Yönetmenlere Tepki: #BenGülmüyorum

Yönetmen Mehmet Eryılmaz’ın sosyal medya hesabından “Me too kampanyasına destek için toplandık :)” mesajına kadın yapımcılardan tepki geldi.

Yönetmen Mehmet Eryılmaz’ın erkek yapımcıların birarada oturduğu masanın fotoğrafını sosyal medya hesabından “Me too kampanyasına destek için toplandık :)” mesajıyla paylaşmasına kadın yapımcılardan tepki geldi.

Fotoğrafta yönetmenler Nuri Bilge Ceylan, Mehmet Eryılmaz, Tunç Davut, Reis Çelik, Atalay Taşdiken, Fikret Reyhan ve Mustafa Kara’nın da arasında bulunduğu isimler yer aldı.

Mor Yapımcılar’ın yaptığı açıklamada, sinema sektöründe taciz ve tecavüzleri ifşa eden #MeToo hareketinin önemi anlatılırken, kötü niyetli olmadığı iddia edilen “şaka” olduğu için hafife alınan cinsiyetçi ifadelerin sorunları normalleştiren bir araç olduğu belirtildi.

#BenGülmüyorum etiketiyle paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“#Me Too hareketiyle ya da herhangi bir taciz/tecavüz durumuyla dalga geçen bir ifadenin tecavüzcü mantığın arkasında duran, onu normalleştiren ve güçlendiren bir yaklaşımın ifadesi olduğuna inanıyoruz. Dünyadaki hemcinslerimiz gibi, hem dahil olduğumuz sinema sektöründe hem de parçası olduğumuz Türkiye toplumunda ayrımcılığı ve saldırganlığı meşrulaştıran dilin değişmesi ve eşitlikçi bir dilin oluşması için çaba sarf ediyoruz. Bu çabanın görmezden gelinmesini ve sofralara meze yapılmasını kabul edilemez buluyoruz.”

“Filmmor’a seçilmiş tek erkek konuk yönetmenim”

“Misafir”, “Hazan Mevsimi” gibi filmlerin yapımcısı ve yönetmeni Eryılmaz’ın paylaştığı mesajın altına ilk yorum Kelebekler filminin yapımcı Diloy Gülün’den geldi. Gülün şu soruyu iletti:

“Mehmet bey, kadın set çalışanlarına erkek yönetmen ve yapımcılar tarafından, nüfuzlarını kullanarak uygulanan taciz ve tecavüz vakalarına gösterdiğiniz duyarlılık ne kadar da dokunaklı. Fakat biz bir grup kadın sinema çalışanı olarak cümlenizin sonundaki gülücüğün ne anlama geldiğini bir türlü anlayamadık. Bize yardımcı olabilir misiniz? Bu konuyu tartışmak için bile sadece erkek erkeğe buluşmuş olmanızla mı dalga geçiyorsunuz? Kadın tacizi ve tecavüzü gibi sarsıcı bir konuyla ilgili çözüm arayışı için girişilmiş #Metoo hareketinin kendisiyle dalga geçiyor olduğunuzu düşünmek bile istemiyoruz çünkü. Bir açıklama yapabilirseniz herkesin içine su serpilir.”

Eryılmaz ise cevabında filmlerinde kadın sorunlarına odaklandığını ve “Filmmor Kadın Filmleri Festivalinde seçilmiş tek erkek konuk yönetmen” olduğunu söyledi . Bunun ardından “Festivale seçilmiş erkek yönetmen” ifadesinin doğru olmadığını açıklayan Filmmor’dan Melek Özman’a da bundan sonraki mesajlarına cevap vermeyeceğini söyledi.

Özman, Facebook gönderisinin altında Eryılmaz’a, festivale hiçbir zaman konuk olarak erkek yönetmen davet etmediklerini, “Jin, Misafir gibi Altın Bamya adayı olmayacak lakin kadın mevsuzu açısından tartışmalı filmlerin yönetmenleriyle ‘Filmmor meydanı’nda tartışmak için açılan bölüme davet edildiğini” anlatmıştı. (ÇT)

AKP Seçim Beyannamesinde “Kadınlarımız”

AKP Seçim Beyannamesi’nde “Kadın” başlığında, 2015 seçim beyannamesinin “Kadın” başlığında yer alan ifadeler ve vaatler tekrarlandı.

Beyannamede, 2015 seçimi vaatlerine ek olarak “Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), kadın konukevleri başta olmak üzere şiddet mağdurlarına hizmet sunan birimlerin hizmet kapasitelerinin geliştirilmesi” ve “ADEM’ler (Aile Destek Merkezi) ile SODAM’ları (Sosyal Dayanışma Merkezi) yaygınlaştırılması” yer aldı.

“Kadınlarımız, toplumsal hayatın olduğu kadar ailelerimizin de temel direğidir” ifadesiyle başlayan beyannamede “Neler Yaptık” ve “Neler Yapacağız” başlıkları yer aldı.

AKP kadınlar için yaptıklarını 1118 kelimeyle anlatırken, önümüzdeki neler yapılacağı 289 kelimeyle anlatıldı.

“Neler yaptık” bölümü

“Neler Yaptık” bölümünde AKP İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanması ve yasalarda yapılan değişiklere değindi. “Kadına karşı şiddet ile mücadelede sıfır tolerans ilkesini gözetildiği” savunuldu.

Parlamentodaki ve yerel yönetimlerdeki kadın sayısının da AKP döneminde yükseldiği belirtildi.

26. Yasama döneminde, seçimlerin ardından kadın milletvekili oranları HDP’de yüzde 38,9; CHP’de oranı yüzde 15,5; AKP’de yüzde 11; MHP’de yüzde 7,5 idi.

AKP yerel yönetimlerde kadınların daha fazla söz sahibi olmasını sağladığını da belirtti; “2009 yılında yüzde 0,9 olan kadın belediye başkanı oranı, üçe katlanarak 2014 yılında yüzde 2,7 ’ye ulaştı. Yerel seçimlerde kadın belediye meclis üyesi oranı 2009’ da yüzde 4,5 iken, 2014’de yüzde 10,7’ye yükseldi” dedi.

2014 yerel seçimlerinde belediye başkanlığına seçilen kadınların 23’ü BDP’den; 7’si CHP’den; 6’sı AKP’den; biri ise MHP’dendi.

Erken yaşta evlilikleri yarı yarıya azaltıldığının söylendiği beyannamede, bu düşüşe referans olarak 16-17 yaşında evlenen kız çocuklarının oranı gösterildi; “2003 yılında yüzde 8,1 olan 16-17 yaş grubunda evlenen kız çocuklarının oranı, 2017 yılında yüzde 4,2’ye gerilemiştir” ifadesi kullanıldı.

“Neler yaptık” bölümünde en dikkat çekici cümlelerden biri ise “Aile içi problemlerin, evli hâkimler tarafından ihtisas mahkemelerinde görülmesini sağladık” oldu.

İki seçimde değişmeyen vaatler

AKP 2015 beyannamesi

AKP 2018 beyannamesi

Kadının bireysel ve toplumsal olarak daha da güçlenmesi için hayata geçirdiğimiz politikaları ve başlattığımız çalışmaları kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz. Toplumuzda kadına dair temel sorunların en aza inmesi, kadının bireysel ve toplumsal olarak daha da güçlenmesi için hayata geçirdiğimiz politikaları ve başlattığımız çalışmaları kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz.
Önümüzdeki dönemde kadınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliğini daha da artıracağız. Siyasetten bürokrasiye kültürel ve sanatsal hayattan sivil toplum faaliyetlerine kadar kadının katılımını ve rolünü güçlendireceğiz. 2023’e doğru uzanırken kadınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliğini daha da artıracağız. Siyasetten bürokrasiye, kültürel ve sanatsal hayattan sivil toplum faaliyetlerine kadar her alanda kadının katılımını ve rolünü güçlendireceğiz.
Kadınlarımızın konumunu daha da güçlendirmek ve uygulamalarımızın etkinliğini artırmak üzere, kadına ilişkin mevzuatı ilgili tarafların görüşlerini alarak gözden geçireceğiz. Bu kapsamda kadınlarımızın konumunu daha da güçlendirmek ve uygulamalarımızın etkinliğini artırmak üzere, kadına ilişkin mevzuatı ilgili tarafların görüşlerini alarak gözden geçireceğiz.
Başta erken çocukluk dönemi eğitiminin geliştirilmesi olmak üzere, kız çocuklarının eğitime devam etmelerinin sağlanması için gerekli tedbirleri alacak ve ilave teşvik mekanizmalarını hayata geçireceğiz. Zorunlu örgün eğitim kademelerinin tamamında kız çocuklarının net okullaşma oranlarını yüzde 100 seviyesine ulaştıracağız. Bu amaçla, erken çocukluk dönemi eğitiminin geliştirilmesi başta olmak
üzere, kız çocuklarının eğitime devam etmelerinin sağlanması için gerekli tedbirleri alacağız.
Kadın istihdamına yönelik getirdiğimiz istihdam teşviklerinin devamını sağlayacağız. Kadın istihdamına yönelik getirdiğimiz istihdam teşviklerinin güçlü bir şekildedevamını sağlayacağız.
Kadınlarımızın iş hayatında tutunmalarını kolaylaştırmak amacıyla kaliteli ve hesaplı kreş imkânlarını yaygınlaştıracağız. Meslek kurslarına katılan kadınlarımız için çocuk oyun odaları uygulamasını başlatacağız. Ülke genelinde bulunan 300
Organize Sanayi Bölgesinde kreş ve gündüz bakımevlerinin yaygınlaştırılması amacıyla tüm taraflarla güçlü işbirliğinde çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Kadın girişimciliğini daha fazla teşvik etmek için, piyasa eğilimleri, mevzuat, ihracat ve benzeri konularda danışmanlık hizmeti verecek kurumsal mekanizmalar oluşturacağız. Kadın Girişimciliği Programı hazırlayarak uygulamaya koyacak ve kadınlarımızın iş hayatına atılmalarını kolaylaştıracağız. İşgücü piyasasında nitelikli kadın istihdamını artıracak biçimde, mesleki eğitim ve beceri geliştirme ile kadın girişimciliği fırsatlarını güçlendireceğiz.
Çalışanların ve işverenlerin kadın-erkek fırsat eşitliği bilincini güçlendirmeye yönelik farkındalık oluşturucu programları artıracağız. Kadın fırsat eşitliğini gözeten ve kadınlara pozitif ayrımcılık yapan işletme ve kuruluşlara yönelik sertifkasyon programı başlatacağız.

(ÇT)

Sosyal Hizmet Uzmanlarından Nihat Hatipoğlu’na: Verdiğin “Uzman” Bilgisi Yanlış

Sosyal hizmet uzmanları, “Kadın doğdum erkek hissediyorum” diyen kişiye nefsine hakim olmasını söyleyen ilahiyatçı Hatipoğlu’na açıklamasını düzetlmesi için çağrı yaptı.

Sosyal hizmet uzmanları yazılı bir açıklama yaparak İlahiyat profesörü Nihat Hatipoğlu’na cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri konusunda verdiği hatalı bilgileri düzeltmesini istedi.

Hatipoğlu Sultanahmet Meydanı’nda canlı yayınlanan Ramazan programında vatandaşların sorularını yanıtlarken, bir kişi söz almış ve “kadın olarak doğduğunu ancak kendisini erkek gibi hissettiğini ve kadınlardan hoşlandığını söylemişti.

Hatipoğlu da “Sen kadınsın, kadın doğmuşsun”, Bu senin bir imtihanın da olabilir, onun için mücadele etmen gerekir. Nefsine değil, inancına ve aklına teslim olman doğru olur” gibi ifadelerle cevap vermişti.

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği’nin (SHU-Der) Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır şubeleri ile Kaos GL ve Genç LGBTİ+ derneklerinin Sosyal Hizmet Çalışma Gruplarının yaptığı ortak basın açıklamasında, Hatipoğlu’nun yaptığı açıklamaları düzeltmesi çağrısı yapıldı.

Sosyal hizmet uzmanları “Uzmanların sorumluluklarının farkına varmaları, aynı alanda bu sorumluluğu hissedenlerin de meydanı önyargılara bırakmamaları gerekiyor. Nihat Hatipoğlu’ndan, yaptığı açıklamayı düzeltmesini, verdiği ‘uzman’ bilgisinin yanlış olduğunu hatırlatarak LGBTİ’lerle çalışan psikologlardan, sosyal hizmet uzmanlarından görüş almasını  talep etmekteyiz” dedi.

“Verilen ‘uzman’ bilgisi yanlış”

Yapılan basın açıklaması şöyle:

“Bizler biliyoruz ki; 17 Mayıs 1990 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü tarafından eşcinselliğin Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması’nın (ICD)  akıl hastalıkları listesinden çıkarılmıştır.

“Toplumdaki heteroseksist anlayış sebebi ile LGBTİ’ler cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimlerinden dolayı reddedilme, yanlış anlaşılma, baskı ve kınama gibi birçok sorunla karşı karşıya kalmakta ve temel hakları ihlal edilmektedir.

“Hacettepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Koray Başar’ın Kaos Haber Sitesi’nde belirttiği üzere böylesi ‘uzman görüşü ambalajındaki önyargılar’ ister din ister tıp uzmanlarından gelsin, insanların ve yakınlarının hayatını cehenneme çevirmekten öteye bir etki göstermezler. Uzmanların sorumluluklarının farkına varmaları, aynı alanda bu sorumluluğu hissedenlerin de meydanı önyargılara bırakmamaları gerekiyor.

“Nefret suçları sonucu en temel olan yaşama hakları ellerinden alınan LGBTİ’ler sağlık, barınma, eğitim, istihdam, sosyal hizmetlere erişim noktalarında da çeşitli zorluklar yaşamaktadırlar. Bu alanlarda yaşanan sorunlar LGBTİ’leri sosyal hizmetin ve psikolojinin potansiyel müracaatçısı/danışanı yapmaktadır.

“Sosyal hizmet mesleği insan hakları ve sosyal adaleti temel alan bir meslektir. Bu çerçevede insan haklarının bir gereği olarak ırk, etnik ve ulusal köken, renk, cinsiyet, cinsiyet kimliği; cinsel yönelim, yaş medeni durum, siyasi görüş, dinsel inanç, zihinsel ya da fiziksel engel başta olmak üzere insan onuruna yakışmayan her türlü ayrımcılıkla mücadelenin mesleki sorumluluğumuz olduğunun farkında olarak; Nihat Hatipoğlu’ndan, yaptığı açıklamayı düzeltmesini, verdiği ‘uzman’ bilgisinin yanlış olduğunu hatırlatarak LGBTİ’lerle çalışan psikologlardan, sosyal hizmet uzmanlarından görüş almasını  talep etmekteyiz.

“Bizler; LGBTİ yurttaşlarımızın, kendileri için verilebilecek kamusal hizmetlerin politikasızlık nedeniyle kısıtlı olmasıyla beraber LGBTİ’lerin ayrımcılığa uğramasının önlenmesine yönelik model geliştirilene kadar, ihtiyaç duydukları tüm psikososyal destek hizmetlerini alabilmeleri için, haklarının korunması ve geliştirilmesi için sosyal hizmet uzmanlarının ve psikologların mesleki sorumluluk çerçevesinde yardımcı olabileceklerini belirtmek istiyoruz.” (ÇT)

Ankara’daki LGBTİ Yasağı İdare Mahkemesi’nde Görüşüldü

Ankara’daki süresiz LGBTİ etkinliği yasağı kararının iptaline ilişkin Pembe Hayat Derneği’nin açtığı davanın ilk duruşması dün görüldü.

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın haberine göre, Ankara 13. İdare Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Pembe Hayat adına avukat Emrah Şahin, Kaos GL Derneği’nden ise avukat Hayriye Kara ve Av. Kerem Dikmen katıldı. Avukatlar mahkemeye yasak kararının ayrımcı olduğunu, ifade ve dernek kurma özgürlüğünü ihlal ettiğini anlattı.

AİHM’in Onur Yürüyüşü yasağı kararı hatırlatıldı

Avukat Şahin mahkemenin kararının önümüzdeki aylarda vereceğini söylerken şöyle konuştu:

“Sunulan yasal dayanaklar süresiz halde yasaklama için makul gerekçeler değil. Mahkemede de bu maddelerle yasağın çıkamayacağını belirttik. Umuyoruz ki olumlu bir karar çıkar ancak mahkemelerin ne karar vereceğine ilişkin önceden tahminde bulunmak çok kolay değil. Davamız kabul edilir ve yasaklama iptal edilirse adalet geç de olsa yerini bulmuş olacak.”

Avukat Dikmen de şöyle konuştu:

“Valilik savunma dilekçesinde hakların kısıtlanması rejimine uygun bir şekilde kısıtlandığını söylüyor ancak yasak kararı ile haklarımız bu rejime aykırı bir şekilde kısıtlandı. Kısıtlamanın belirli ve ölçülü olması gerekir. Mahkemede de bunu dile getirdik.

“Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Rusya’daki Onur Yürüyüşünün engellenmesi ve yürüyüşe yapılan saldırıyla ilgili Alekseyev v. Rusya kararı bulunuyor.  Mahkeme 2006, 2007 ve 2008 Moskova Onur Yürüyüşleri’nin yasaklanmasının 11. maddeyi açıkça ihlal ettiğine karar verdi. AİHM, bu karar ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının yasaklanmasının meşru bir amaca dayanıp dayanmadığına veya kanunla düzenlenip düzenlenmediğine bakmayı demokratik toplumun gereği açısından gereksiz gördüğünü ve 11. maddenin gösterinin konu ve amacından rahatsız olabilecek veya göstericilerle aynı fikirde olmayan kişilerin saldırılarına karşı korumayı da içerdiğini yineledi. Mahkeme sadece riskin varlığının gösteriyi yasaklamak için yeterli olmadığını, yetkililerin potansiyel saldırılara ilişkin gerekli önlemleri alması gerektiğinin altını çizdi.

Ne olmuştu?

Ankara Valiliği 19 Kasım’da da “LGBTİ sivil toplum örgütleri tarafından gerçekleştirilen etkinlikleri” süresiz olarak yasakladığını duyurdu.

Ankara’daki LGBTİ dernekleri Kaos GL ve Pembe Hayat, Valiliğin LGBTİ etkinliklerini süresiz olarak yasaklamasına karşı ayrı ayrı kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemli dava açtı. Ayrı ayrı açılan davalarda idare mahkemeleri ‘yürütmeyi durdurma’ taleplerini reddetti. Ancak yasak kararın iptaline ilişkin yargı süreci devam ediyor. Pembe Hayat’ın bugün görülen duruşmasından sonra Mahkeme’nin önümüzdeki aylarda karar vermesi bekleniyor. (ÇT)

HDP: T A M A M mı, Erkeklerle Devam mı?

HDP adaylarını tanıttı. Eşbaşkanlardan Buldan “Saray’ı Kadın Bakanlığı olarak kullanacağız” derken, Temelli “Bu seçim, biraz da TAMAM’la ERKEKLERLE DEVAM arasında bir karar verme seçimi” dedi.

HDP, 24 Haziran Seçimi milletvekili adaylarını Ankara’da düzenlediği etkinlikle tanıttı.

HDP Kadın Meclisi Seçim Bildirgesi’nin de kamuoyuyla paylaşıldığı toplantıya tüm milletvekili adayları katıldı.

Toplantıda HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan “Saray’ı Kadın Bakanlığı olarak kullanacağız” diye konuştu, saraydaki 1000 odanın da Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelenin Koordinasyon Merkezi olarak kullanılacağını söyledi.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli de “Bizler yeni dönemde de kadın milletvekili sayımız ve cinsiyet eşitliğini esas alan siyasetimizle Türkiye’nin önünü açmaya devam edeceğiz. Cumhur ittifakı dedikleri ise aslında bir erkekler meclisi. Bu nedenle bu seçim, biraz da TAMAM’la ERKEKLERLE DEVAM arasında bir karar verme seçimi olacak” diye konuştu.

Toplantıda Kandıra Cezaevi’nde tutulan kadın siyasetçilerin mesajı da okundu:

Bu zorlu süreçte kadın taleplerinin taşıyıcısı kadın özgürlük mücadelesinin temsilcileri olarak önemli bir görev ve sorumluluk üstlendiniz.

Öncelikle kucak dolusu sevgi, umut, güç ve moral gönderiyor, başarılar diliyoruz. Memleketin halini tarif etmeye gerek yok. Faşizmin zulmünü halklarımıza dayatılan savaşın yıkımını, erkek şiddetini, kadına dayatılan köleliği en yıkıcı şekilde yaşıyoruz. Ama bu gidişatı durdurabiliriz.

Erkek egemenliğinin, baskı ve şiddetin en katmerli hali olan faşizmi durduracak gücü kadınlar olarak açığa çıkabiliriz. Size güveniyoruz.

Kadınların büyük bedeller ödeyerek yarattığı özgürlük değerlerini, kadın kazanımlarını daha ileriye taşıyacağımıza inanıyoruz. Kadınların zaferini kutlayacağımız 24 Haziran akşamını sabırsızlıkla bekleyeceğiz.

Yüreğimizle, özgürlük umutlarımızla, zılgıtlarımızla sizinleyiz.

Yolunuz açık olsun!

Kandıra Cezaevinden Siyasi Tutuklu Kadınlar

TIKLAYIN – HDP Kadın Bildirgesini Açıkladı: Kadın Bakanlığı, Engelleri Kaldırma Bakanlığı, Kreş Hakkı

Buldan: 24 Haziran’da ‘Kadınların fendi tek adamı yendi’ diyeceğiz

Pervin Buldan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Biz kadınlar faşizmi, panzehiri olan demokrasi ile yeneceğiz.

“Kadınlara biçilen sınırları aşa aşa geliyoruz! Ataerkil zincirleri kıra kıra geliyoruz!

“Dalga dalga saçlarımızla, başörtümüzle, heftrengimizle, egalimizle geliyoruz!

“Kahkahalarımızla, tilililerimizle geliyoruz!

“Biz 24 Haziran’da ‘Kadınların fendi tek adamı yendi’ diyeceğiz. ‘Tek adam’ ya da ‘Hep adam’ sistemine her zamankinden daha büyük bir umutla karşı çıkıyoruz. Herkes şunu bilmeli ki; kadınlar biat etmiyor, özgürlüğümüzde ısrar ediyoruz.

“Yanlış hesap kadınlardan dönecek. 25 Haziran’da o sarayı kadın bakanlığı ve engelleri kaldırma bakanlığı olarak kullanacağız. Saraydaki bin odayı başta İstanbul Sözleşmesinin uygulanması olmak üzere, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelenin Koordinasyon Merkezi olarak kullanacağız.”

Temelli: TAMAM’la ERKEKLERLE DEVAM arasında bir karar verme seçimi

Temelli’nin konuşmasından satırbaşları şöyle:

“HDP neden önemli? HDP, her zaman olduğu gibi bu seçimlerin de kilit partisidir!

“Parlamentonun işlevsiz hale gelmemesinin, tek adam yönetimine son verilmesinin, cumhurbaşkanlığının sembolik bir makama dönüşmesinin tek olanağı HDP’nin barajı geçmesi. Bu kapıyı HDP’nin oyları açacak.

“HDP’nin barajı geçmesi demek, AKP’nin tek başına hükümet kurmasının imkansızlaşması demek. 301 401 hesaplarının bozulması demek. HDP, AKP’nin vekil sayısını azaltabilecek tek partidir. Bu yüzden bu seçim AKP ile HDP arasında geçecek bir seçimdir. AKP 80 vekilin peşinde. Vermeyeceğiz!

“Kürt sorunun çözümü konusunda barışçıl irade açığa çıkacak, toplumun bir arada yaşamaya dair hafızası ve değerleri canlanacak. Bütün hizmetler ve politikalar eşit yurttaşlık temelinde Demokratik Anayasa’nın güvencesi altında olacak. Türkiye halkı güven ve dayanışmaya dayanan adaletli bir ekonominin mümkün olduğunu HDP ile birlikte görecek. Sadece Türkiye’ye değil, dış politikaya da nefes aldıracağız. Bugün dünyadaki 5 diktatör hükümetten biri olarak anılan Erdoğan iktidarı, dış politikadaki ittifakını faşist devletlerle yapmayı tercih etti, biz ise faşizme karşı direnen halklarla yapacağız!

“Bizler yeni dönemde de kadın milletvekili sayımız ve cinsiyet eşitliğini esas alan siyasetimizle Türkiye’nin önünü açmaya devam edeceğiz. Cumhur ittifakı dedikleri ise aslında bir erkekler meclisi. Bu nedenle bu seçim, biraz da TAMAM’la ERKEKLERLE DEVAM arasında bir karar verme seçimi olacak.” (ÇT)

HDP Kadın Bildirgesini Açıkladı: Kadın Bakanlığı, Engelleri Kaldırma Bakanlığı, Kreş Hakkı

HDP Kadın Meclisi’nin 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimi Bildirgesi’nde Kadın Bakanlığı kurulması, kadın için baba ve kocaya bağımlı olmayan sosyal güvence ve emeklilik hakkı gibi vaatler yer aldı.

HDP Kadın Meclisi, 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Seçimi Bildirgesi’ni açıkladı.

Seçimlerde kadın bildirgesi hazırlayan tek parti olduğunu belirten HDP Kadın Meclisi “Kendi hayatlarımız için kendi sözümüzü söylüyoruz. HDP’li kadınlar olarak, Türkiye ve Kürdistan kadın hareketleri ile feminist hareketin onlarca yıllık mücadelesinin kazanım, birikim ve deneyimlerini sahipleniyoruz” dedi.

Bildirgede öne çıkan vaatler şöyle:

* Kadın Bakanlığı kurulması,

* 8 Mart’ın resmi tatil ilan edilmesi,

* Yetkinin tek kişide toplanmasına karşı katılımcı bir parlamenter sistem kurulması,

* LGBTİ+’lara yönelik eşitsizliğin ve ayrımcılığın önlenmesi,

* Bütçelerin savaş için değil cinsiyet eşitliği için harcanması,

* Kadın için baba ve kocaya bağımlı olmayan sosyal güvence ve emeklilik hakkı,

* Sosyal güvencesi ve geliri olmayan, boşanmış, eşi vefat etmiş ve yalnız yaşayan kadınlara yapılan sosyal destek asgari ücretten az olmayacak şekilde sosyal destek,

* Eşit, ulaşılabilir, anadilinde, cinsiyetçi olmayan nitelikli ve ücretsiz sağlık hakkı,

* Her mahalleye ve işyerlerine ulaşılabilir, ücretsiz, anadilde ve 24 saat hizmet veren kreşler,

* Eğitim müfredatını cinsiyetçi, milliyetçi içerikten arındırılması,

* Engellilere yönelik baskı ve ayrımcılıkla mücadele için Engelleri Kaldırma Bakanlığı kurulması.

Bildirgeden satırbaşları

Kadın Meclisi Seçim Bildirgesinde şu başlıklar ve ifadeler yer aldı:

Geleceğimizi saray iktidarına teslim etmiyoruz

“Bütün yetkiyi tek adamda toplayan başkanlık rejimine karşı bizler özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı demokratik güçlü bir parlamenter sistemi savunuyoruz.

Kazanımlarımızdan vazgeçmeyeceğiz

“Kadınların tepkisi, birçok defa hükümeti geri adım atmak zorunda bıraksa da AKP hükümeti iktidarda olduğu müddetçe kazanımlarımızın tehdit altında olduğunu biliyoruz. Bizleri evlilik, giyim, savaş siyaseti üzerinden bölmelerine, makbul/makbul olmayan diye ayırmalarına izin vermeyeceğiz.

Başörtümüze de etek boyumuza da kendimiz karar vereceğiz

Bizler, kadınlarla ilgili tüm sorunlara doğrudan kadınların ve kadın örgütlerinin çözüm geliştirdiği ‘Kadın Bakanlığı’nı kuracağız. Kadınların uluslararası birlikteliğinin kutlaması olan 8 Mart’ı kadınlar için resmî tatil ilan edeceğiz.

Cinsiyet eşitliğini sağlayacağız

“CEDAW ve İstanbul Sözleşmesini etkin bir şekilde uygulayacağız. Toplumsal, kültürel ve siyasal alanda LGBTİ+’lara karşı her türlü eşitsizliğin ve ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlayacak adımları atıp, eşit, özgür ve onurlu bir yaşam sürdürebilecekleri koşulları oluşturacağız.

“Kadına yönelik her türlü şiddete son

Erkek adaleti değil, gerçek adaleti hayata geçireceğiz. Artık bu ülkede kadın cinayeti davalarında “Erkeklik indirimleri” ve “kravat indirimleri” verilemeyecek.

“OHAL ve savaş için değil, cinsiyet eşitliği için bütçe

Savaşın, rantın, ekolojik tahribatın, sömürü ve cinsiyet ayrımcılığının bütçesinden kurtulup bütçeyi, eğitim, sağlık, istihdam, kadına yönelik şiddeti önlemek için harcayacağız.

“Emeğimizin hakkını koruyacağız

Kadınlar için güvenceli, insanca işler yaratacağız. Eşit işe eşit ücret alacağız. İşleri kadın işi/erkek işi diye ayıran toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümüne son vereceğiz. Erkeklerin de ebeveynlik sorumluluğunu üstlenmelerini, ev emeğini paylaşmalarını teşvik edeceğiz.

“Kadın yoksulluğuna son vereceğiz

Şartlı sosyal yardımların yerine bir yurttaşlık hakkı olarak herkese insanca yaşamasına yetecek kadar sosyal destekte bulunacağız.

“Eşit ve ayrımsız sağlık hakkı

Tüm kadınlar için sağlıkta etkin önleyici politikaların yanında eşit, ulaşılabilir, anadilinde, cinsiyetçi olmayan nitelikli ve ücretsiz sağlık hakkını güvence altına alacağız. Doğum kontrolü ve cinsel sağlık hizmetlerini yaygınlaştıracağız. Kürtaj hakkının önündeki fiili engelleri kaldıracağız.

“Konut satışı değil, barınma hakkı

Yerinde dönüşüm yapacağız ve pozitif ayrımcılık ilkesini gözeterek öncelikle kadınlar için düşük maliyetli konutlar yapacağız.

“Kreş haktır

Kadınların hem çalışma yaşamına hem de kamusal yaşama özgürce katılabilmeleri için her mahalleye ve işyerlerine ulaşılabilir, ücretsiz, anadilde ve 24 saat hizmet veren kreşler açacağız.

“Eşitlikçi eğitim mümkün

Eğitim müfredatını, ders kitapları ve diğer materyaller cinsiyetçi, eril, tekçi, merkeziyetçi, mezhepçi, militarist, milliyetçi ve şoven içerikten arındıracağız. Cinsiyetçi iş bölümüne son vermek için kız çocuklarının daha az tercih ettiği alanlarda eğitim görmelerini teşvik edeceğiz.

“Kadınlar engel tanımaz

Engelleri Kaldırma Bakanlığı ile, engelli kadınlara yönelik baskı, önyargı ve ayrımcılıkla mücadele edeceğiz.

“Ekolojik ve kadın merkezli yaşamı kuracağız

Doğal varlıkları, suları, sulak alanları dereleri, denizleri, gölleri, ormanları, meraları, yaylaları, kışlıkları, tarım alanlarını, tüm canlıların yaşam hakkını koşulsuz koruyacağız.

“Demokratik cumhuriyeti ve barışı var edeceğiz

“Tüm siyasi tutsaklar özgürlüğüne kavuşacak

“Kadın düşmanlığını kadın enternasyonali ile yeneceğiz”

Karısı Leyla Demir’i Öldüren A.K.’nin Yargılanmasına Başlandı

Boşanma aşamasında olduğu karısı Leyla Demir’i öldüren A.K. “Ağır hakaretler etti, yüzüme tükürdü, ben de cebimde taşıdığım bıçağı rastgele salladım” diyerek kendini savundu.

Boşanma aşamasında olduğu karısı Leyla Demir’i (38) öldüren A.K.’nin (51) yargılanmasına dün İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı.

A.K. savunmasında “Ağır hakaretler etti, yüzüme tükürdü, ben de cebimde taşıdığım bıçağı rastgele salladım” dedi.

A.K. Şubat 2018’de Leyla Demir’i sokakta bıçaklayarak öldürmüştü. Leyla Demir’in kocasını eve misafir olarak gelen teyzesine cinsel tacizde bulunduğu için evden kovduğu, ardından anlaşmalı olarak boşanma davası açtıkları haberlere yansımıştı.

Dün görülen duruşmada sanık A.K., çalışma saatleri nedeniyle Demir’in teyzesiyle evde yalnız kaldığını, bunu istemediği için Leyla Demir ile tartıştıklarını ve Demir’in kendisini evden kovduğunu söyledi. Bu tartışmanın ardından boşanma davası için anlaştıklarını ancak görüşmeye devam ettiklerini savundu.

Leyla Demir’in erkek kardeşi ve komşusu tanık olarak dinlendi. Erkek kardeşi, sanığın cinsel taciz iddialarını kabul ettiğini ve kendisine pişman olduğunu söylediğini belirtti. Ayrıca kardeşi Leyla Demir’in cinsel taciz iddialarını kanıtlayan bir ses kaydını kendisine gönderdiğini ve bu kaydı mahkemeyle paylaşabileceğini de ifade etti. Ablası Demir’in darp edildiği için iki kez evi terk ettiğini de ekledi.

Tanık olarak dinlenen komşu da taciz iddialarıyla ilgili tartışmaya şahit olduğunu ancak bunun dışında bir geçimsizliklerine şahit olmadığını aktardı.

Mahkeme, olay gününe ait kamera kayıtlarının istenmesi, taciz edildiği iddia edilen kişinin tanık olarak dinlenmesi ve taciz iddialarına ilişkin ses kayıtlarının bilirkişi tarafından çözülmesine karar verdi.

Bir sonraki duruşma 12 Ekim saat 10.20’de görülecek. (ÇT)

8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde Öğrenciler “Yasakları Yasakla” Dedi

Yüzlerce öğrenci, “Bütün yasakları yasakla” sloganıyla dün 8. ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde biraraya geldi

8. ODTÜ LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, “Yasakları yasakla” sloganıyla dün ODTÜ kampüsünde yüzlerce öğrencinin katılımıyla gerçekleşti.

Rektörlüğün Onur Yürüyüşü’ne izin verilmeyeceğine dair kararına karşı, öğrenciler dün (11 Mayıs) saat 17.00’de ODTÜ Fizik çimlerinde biraraya geldi.

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın haberine göre, öğrenciler, “Nerdesin aşkım”, “Nefrete inat yaşayasın hayat”, “Eşcinseller susmayacak”, “Transfobiye hayır”, “Faşizme karşı bacak omuza”, “Homofobik Rektör istemiyoruz” sloganları attı.

Eylem öncesinde kampüsteki binalara gökkuşağı bayrakları asıldı. Kampüste gökkuşağı bayrakları ve bildiriler dağıtıldı.

Eylemde ritim grubu eşliğinde Emel Müftüoğlu’nun “Hovarda” şarkısı söylendi.

Polis, TOMA ile yürüyüş yapan öğrencilerin önünü kesti ancak daha sonra yürüyüşe devam edildi.

Ne olmuştu?

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, 7-12 Mayıs tarihleri arasında kampüste Onur Haftası ve Yürüyüşü düzenlemeye hazırlanırken, üniversite yönetiminden bütün öğrencilere e-posta göndererej “etkinliklere izin verilmeyeceğini” belirtmişti.

Üniversite yönetimi, söz konusu mailde ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nın üniversite yönergesi kapsamında kurulmuş bir topluluk olmadığını söylerken, Ankara Valiliği’nin 18 Kasım 2017’de ilan ettiği LGBTİ etkinliği yasağını hatırlatmıştı.

ODTÜ’den 54 öğrenci topluluğu, bir video aracılığıyla açıklama yapmış, “Baskının son örnek dalgası olan lgbti+ ayrımcılığını kabul etmiyor, hepimizin bir parçası olduğu temel bir insanlık hakkı mücadelesi olan LGBTİ+ özgürlüğü mücadelesinin arkasında olduğumuzu bildiriyor ve okulu gökkuşağına boyamaya davet ediyoruz” demişti.

Uluslararası Af Örgütü, yasak kararına karşı bir acil eylem kampanyası başlatmıştı. (ÇT)

Almanya’da Yılın Kadın Sanatçısı Ödülü Zeynep Gedizlioğlu’na

Besteci Zeynep Gedizlioğlu, kadın bestecilere verilen Heidelberg Kadın Sanatçı Ödülünün bu yılki sahibi oldu. 16 Mayıs’taki törende Gedizlioğlu’nun “Durak” eserini Heidelberg Filarmoni Orkestrası çalacak.

Besteci Zeynep Gedizlioğlu, sadece kadın bestecilere verilen Heidelberg Kadın Sanatçı Ödülünün bu yılki sahibi oldu.

Almanya’nın en önemli kültürel ödüllerinen biri olan Heidelberg Kadın Sanatçı Ödülü, 1987’den beri veriliyor.

Ödül jürisinin gerekçesinde, Gedizlioglu’nun müziği, çağdaş müziğe yeni bir soluk getiren ve zenginleştiren, detay ve farklılıkların titizce örülmesiyle yaratılan, yoğun, ödün vermeyen ve cesaretli bir müzik dili olarak tanımlanıyor.

16 Mayıs Çarşamba akşamı Heidelberg Stadthalle’de yapılacak törende Zeynep Gedizlioğlu’nun Durak adlı orkestra eseri, Carl Maria von Weber’in 1 No.’lu Klarinet Konçertosu, Jean Sibelius’un 2. Senfonisi ile birlikte şef Anthony Hermus yönetimindeki Heidelberg Filarmoni Orkestrası tarafından çalınacak. Ayrıca, Deutschland-Funk ödül töreni ve konserini kaydederek, Zeynep Gedizlioğlu hakkında yapılan bir program ile beraber yayınlayacak.

Zeynep Gedizlioğlu hakkında

Müzik yaşamını Almanya’da sürdüren Zeynep Gedizlioğlu, 2012 yılında Ernst von Siemens Müzik Vakfı Bestecilik Ödülü’nü kazanmış ve 2014’te de Türkiye’de Andante Dergisi’nin düzenlediği Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde Yılın Bestecisi Ödülü’ne değer görülmüştü. 2016’da GEMA Vakfı Almanya Müzik Yazarları Ödülü’ne (Deutsche Musikautorenpreis) bu yıl Ensemble(*) İçin Müzik dalında aday gösterilmişti.

Gedizlioğlu’nun eserleri dünyada tanınmış pek çok sanatçı ve toplulukça çeşitli konser ve organizasyonlarda seslendirildi. (ÇT)

İhraç Edilen Kadınlar ve Kadın Seçmenler

Kadınlar; zor şartlar altında aldıkları eğitim ve sahip oldukları iş, uzaklaştırıldıkları toplumsal statü ve içinde yaşadığımız toplumsal cinsiyet eşitsizliği göz önünde bulundurulduğunda daha adaletsiz bir yaşama mahkum bırakıldı.

Haksız ve hukuksuz ihraç meselesi 24 Haziran ve 8 Temmuz’da yapılacak seçimlerinde en temel gündemlerinden biri. Ülkede ekonomik durumun OHAL döneminde çökmesi ve yine ekonomik nedenlerle çok öne alındığı açık olan baskın seçimin yapılması, ihraçlar ve ihraçlara yakın seçmenlerin siyasi tercihlerini önemli hale getirdi.

Darbe girişimi ile ilgisi, hiçbir şekilde ortaya konulmamış yüz binden fazla memur, arşiv soruşturması nedeniyle işsiz bırakılan onbinlerce taşeron işçisi, ataması yapılmayan doktorlar, sözleşmesi yenilenmeyen akademisyenler, bunların yakınları milyonlarca seçmene denk düşüyor. Eğitimi, birikimi ve geleceği haksız bir şekilde elinden alınan ihraçlar, 24 Haziran ve 8 Temmuz’da sandıkta siyasi sorumlulardan hesap soracak. Kadınların eğitim alması, memur olmasının ne kadar zor olduğunu en iyi kadınlar bilir. Haksız bir şekilde kadınların ihraç edilmesinin hesabını da en çok kadın seçmenlerin sorması gerekir.

“Üç ay bile sürmez” diye başlayan OHAL, ikinci yılını doldurmaya doğru gidiyor. Bu sürede net olarak bilinmese de en az 140 bin kişinin kamudan ihraç edildiği biliniyor.  AKP’nin OHAL fırsatçılığı ile başlattığı ihraçlar, 600 günden fazladır haklarını arayabilecekleri bir yol arıyorlar. AKP’nin Anayasa Mahkemesinden daha çok yetkilendirdiği OHAL komisyonu, 116 binden fazla başvurudan sadece 310 kişilik “işine geri dönme kararı” verdi. Bu konuda işleyen bir hukuk mekanizması AKP eliyle engellendi. OHAL komisyonu AKP’ye zaman kazandırmak işlevini yerine getiriyor ve mahkemelerde hesap vermeyi geciktiriyor.

OHAL Komisyonu açıklamasına göre; “Olağanüstü hal kapsamında yayımlanan KHK’lerle 107 bin 175’i kamu görevinden ihraç olmak üzere toplam 11 bin 895 tedbir işlemi gerçekleştirilmiştir.” KESK’in açıkladığı verilere göre KHK’ler dışında da disiplin kurulları aracılığıyla binlerce kişi ihraç edildi. KESK 22 bin 28’i kadın olmak üzere toplamda 116 bin 512 kişinin ihraç edildiğini açıkladı.

Yani ihraç edilenlerin yüzde 20’si kadınlardan oluşuyor. Kadınlar açısından ihraç edilmenin toplumsal cinsiyet eşitsizliği düzeni içerisinde birçok adaletsiz sonucu ortaya çıktı. Kadınların istihdamının özgürleştirici etkisi ve ihraç nedeniyle bu özgürlüğün kısıtlanması kadın emeği gaspı oldu. İhraçlar çalışma alanından kadınların uzaklaştırılmasıyla sonuçlandı. Ekonomik özgürlüğü ellerinden alınan kadınlar daha fazla eş, aile baskısı ve toplumsal baskıya maruz bırakıldı.

KESK, ihraçlara yönelik ilk anketi Mart 2017’de gerçekleştirmiş sonuçları bianet’te yayınlamııştı. Bu yıl ise kendisine bağlı sendikalarda üye 232 ihraç edilen kadınla “kadın odaklı” bir araştırmanın sonuçlarını geçen hafta kamuoyuna sundu:

  • KESK’in “Kadın İhraçlar Araştırması’na” göre kadın ihraçların yüzde 68’i ihraçtan önce hiçbir soruşturma geçirmediğini ifade ediyor.
  • Kadın ihraçların yüzde 51’i 500 günü aşkın süredir ihraç edilmiş halde ve halen işlemeyen bir OHAL komisyonu dışında bir hak arama yolu sunulmadı.
  • Kadın ihraçların yüzde 55’i 40 yaş altında iken yüzde 60’ının kıdemi 15 yılın altında.
  • Kadın ihraçların yüzde 95’i lise üzeri eğitim düzeyinde.
  • Kadın ihraçların yüzde 72’si kendi evinin sahibi değil. Yüzde 18’i ihraçtan sonra barınma yerini değiştirmek zorunda kalmış olan kadın ihraçların yüzde 39’u kiracı, yüzde 14’ü de ipotekli konut kredisi borçlusu.
  • Kadın ihraçların yüzde 46’sının kendileri dışında en az bir yakını da ihraç edilmiş.
  • Kadın ihraçların yüzde 17’si ihraç edildikten sonra yaşadığı ili/ilçeyi değiştirmiş. Yaşadığı yeri değiştirenlerin yüzde 77’si bekar, yüzde 23’ü ise evli olduğunu ifade ediyor. Yurtdışı göç oranı toplam göç edenler içerisinde % 5 oranındadır.
  • Kadın ihraçların yüzde 68’i genel sağlık durumunun iyi olmadığını ifade ediyor. Sağlık güvencesine ilişkin olarak kadın ihraçların yüzde 28’inin “Anne/babaları üzerinden”, yüzde 25’inin “eşleri üzerinden” sağlık sigortalı olduğu ifade edilirken yaklaşık her 4 kadın ihraçtan biri güvencesiz olduğunu ifade ediyor.
  • Kadın ihraçların yüzde 42’si herhangi bir gelir veya desteklerinin olmadığı ifade ediyor.
  • Kadın ihraçların sadece yüzde 22’si çalıştığını ifade ediyor.
  • Uzun süren ihraç durumu ve gelir kaybı nedeniyle kadın ihraçların yüzde 88’i gelir yetersizliği durumunda olduklarını ifade ediyorlar.

Kadın ihraçlar; “zor şartlar altında aldıkları eğitim ve sahip oldukları iş, “uzaklaştırıldıkları toplumsal statü” ve “içinde yaşadığımız toplumsal cinsiyet eşitsizliği” göz önünde bulundurulduğunda daha adaletsiz bir yaşama mahkum bırakıldı. Kadın ihraçlar çok yaşamsal sorunlarla baş başa bırakıldı. (SO/ÇT)

Durun, Sayfayı Çevirmeyin!

Üzerinde hırkası, uzun eteği, elinde doğacak bebeği için patik ördüğü bir tığ ve mavi çile. O Leyla Taşçı. Üçüncü sayfa haberi olmasa adını kimse anımsamayacak bile. Gözlerinizin içine bakarak “Beni duyuyor musunuz, hiç duymadınız, oysaki hep duydunuz” diyerek; karşı camda yaşanan şiddete tanık olmamak için çektiğimiz perdeleri, sesleri duymamak için yükselttiğimiz televizyonun sesini hatırlatıyor.  Babasından, ağabeyinden, patronundan, kocasından, sevgilisinden gördüğü şiddetin sessiz mağdurlarından biri olarak göçüp gidecek bu hayattan.

Sahnedeki kadına hem çok aşinayız bir o kadar da tanımıyoruz.  Hemen her gün medyada ölümüyle, yediği dayakla ya da çocukları için verdiği savaşla yer alıyor. O nedenle tanıdık. Öte yandan hiç tanımıyoruz, kabullenmişliği ve çaresizliği, içindeki mizah duygusu empati yeteneğimizin sınırlarını zorluyor. Öylesine bir göz gezdirip sayfayı çevirdiğimiz sıradan bir üçüncü sayfa haberini birinci ağızdan anlatarak yüzümüze tokat gibi çarpıyor. Kocasının tecavüzüne maruz kalan, çocukları çok sevdiğinden mütevellit baba şiddeti görmemesi için çareyi bebeğini düşürmekte arayan bir kadın o. Herkese kızgın Leyla. Babasına, annesine, kocasına, patronuna, Allah’a.

Bu hayatta isteyerek öptüğü tek erkek parktaki heykel. Ne istemişti bu hayattan? Çok şey değildi. Sevmek, sevilmek, uyumak, özgürce yaşamak ve değer görmekti sadece. O yalnızca Leyla olmak istiyor. Mecnun’un Leylası da değil. Dümdüz Leyla.

Seray Şahiner’in kitabından, İlham Yazar’ın yönetmenliğiyle sahneye uyarlanan Antabus oyununda Leyla Taşçı karakterine keskin mizahı ve muhteşem oyunculuğuyla Nihal Yalçın can veriyor. 90 dakika boyunca bir an bile izleyiciyi sıkmadan pür dikkat izleten Yalçın, yeni bir şey anlatmıyor aslında, bir çıkış noktası sunmuyor, orijinal bir şey de söylemiyor. Burnumuzun dibinde, yan kapıdaki komşumuzdan gelen sessiz çığlığa karşı toplum bireylerinin kanıksadığı şiddeti ve sorumsuzluğunu anlatıyor. 6 Amed Tiyatro Festivali’nde sahne alan Nihal Yalçın’la Antabus’u konuştuk.

Öncelikle performansınızdan dolayı kutluyorum sizi. Seray Şahiner’in kitabından uyarlamışsınız. İlk işim kitabı alıp okumak olacak. Bu hikayeyi oyunlaştırma fikri nasıl oluştu?

Kitabı okuyup çok etkilendim. Aslında Seray Şahiner oyun olarak yazmıştı ama ben öyküyü oyunlaştırmak istedim. Bir arkadaşım vasıtasıyla Seray’ı aradığımda oyunun Devlet Tiyatrolarında olduğunu söyledi. Sahnelenmeyince bana oyunu gönderdi. Ben oyunu istemedim, öyküyü oyunlaştırmak istedim. İki üç ay üzerinde çalışıp İlham Yazar’la birlikte oyunlaştırdık. İlk yıl tatbikat sahnede oynadık. İki yıldır da dolaşıyoruz.

Çok tanıdık bir karakter Leyla Taşçı ama bir o kadar da tanımadığımız ne hissettiğini, perde arkasını bilmediğimiz biri. İzleyicilerden biri ‘erkekliğimden utandım’ dedi.  Bu kadar tanıdık bir hikayeye ve acıya nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyoruz?  Bu durum şiddetin ve zulmün kanıksandığını mı gösteriyor?

Özellikle son iki senedir kadın cinayetleriyle ilgili haberler çok gündemde. Okuyoruz, seyrediyoruz ama çok kısa zaman dilimlerinde maruz kalıyoruz. Biz hep sonucu görüyoruz. Kocası tarafından öldürülen kadının hikayesini üç cümleyle görüyoruz. “Kocası tarafından öldürüldü.” Nasıl öldürüldü. Niye? Ondan önceki süreci hiç bilmiyoruz. O yüzden de ondan önceki hikayeyi sadece ah vah edip geçiyoruz. Bir noktadan sonra da benzeri bir sürü hikayeyi duyduğumuz için sayfayı çeviriyoruz.

Oyunun bence insanları etkilemesinin sebebi bir buçuk saat Leyla Taşçı’nın hikayesine maruz kalmaları. Dinlemek zorunda kalıyorlar. 16 yaşında İstanbul’a geldiğini, ondan sonra başına gelen her şeyi bize anlatıyor. O yüzden biz gazete ve televizyon haberlerinin geçmişini bilmiyoruz. Alışıyoruz ve sayfayı çeviriyoruz. Oyunun bütün derdi, sayfayı çevirmeyin. Durun, dinleyin, bakın ne oluyor aslında. ‘Ah yazık kıza da ne zulüm ettiler’ deyip kapatıp kapımızı, girip yatağa uyuyoruz. Durun, uyumayın. Hazır buradasınız, ben anlatayım size ne olduğunu. Hepsini anlatayım. İzlemeye başladıktan sonra çıkamıyor kimse. Bir buçuk saat kızcağızın 15 yıl boyunca etrafındaki erkekler tarafından nasıl bir şiddete maruz kaldığını görmek zorunda kalıyor.

Medyanın diline de eleştiri var. Sonuç odaklı ve ‘vicdansız anne” ve benzeri sıfatlandırmalar söz konusu.

Bu süreçte hiç muhatap olmayan medya ya da insanlar olay olduktan sonra haber değeri taşıdığı için böyle kullanıyorlar. Yine bizim haberlerde kadın suçlu. Orada da yine süreci analiz eden bir dil yok. Sonuçla ilgilenen bir dil var.

İnsanların gözlerinin içine bakarak anlatıyorsunuz. Seyirciden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Seyircinin değişimini başından itibaren görüyorum. Çoğu TV’de gördüğü Nihal’le karşılaşıyorlar, onu görmek istiyorlar ama bu çok kısa sürüyor. Bence oyunun başarısı o. Bir noktadan sonra herkes beni unutup Leyla’yla iletişim kuruyor. Yaşı, mesleği, sosyal statüsü ne olursa olsun bir noktadan sonra herkes kendini aşıyor. Oyuncu arkadaşlarım ve diğer mesleklerden arkadaşlarım da izledi. Orada sormaya başlıyorlar ve cevap veriyorlar. Benim en çok tuttuğum yer samimiyetle derdini anlatan ve o derdi dinledikten sonra da değişen, onunla ilgili düşünen ve ne yapabilirim diye kafa yoran insanların oluşması. Bu gerçekleşiyor ve salondan böyle çıkıyorlar.

Oyunu izlerken tam hüzünlenip boğazınız düğümlenirken yaptığınız bir espriyle gülümsüyoruz, sonra gülümsememiz yüzümüzde bir utanca dönüşüyor. Yer yer keskin mizah var. Acıyla mizahın dengesini görüyoruz. Bu dengeyi tutturmak biraz zor olsa gerek.

Seyirciler arasında biraz tartışma yaratan bir konu. Özellikle kadınlar bu kadar acıya nasıl gülersiniz diye birbirlerine çıkışıyorlar. Ama zaten benim oyunu seçmemin nedeni de oydu. Seray da öyle yazmıştı.  Ben kitabı okurken gülüp, buna nasıl gülerim diye utanıp, sonra gözlerim dolup devam ediyordum. Bu hayatın cilvesi. Bu olmadan yaşayamayız.

Diyarbakır’dayız. İki gündür sokaklarda dolaşıyoruz. Ortalıkta kederle dolaşıp, ağlayan insanlar görmüyorum. Çok değil bir sene önce bu şehir yıkıldı. Hala izleri duruyor. Ama insanların yüzleri çok umut dolu ve aydınlık. Biz şimdi ‘vay efendim sizin şehriniz yıkıldı. Nasıl bu kadar dirayetlisiniz, diyebilir miyiz? Hayat başka türlü nasıl devam eder. Ya da Leyla hikayesini bir buçuk saat acıyla anlatsa kimse o salonda durmaz. Çünkü Leyla yaşayıp, bitirmiş ve sindirmiş. Zaten o salonda bize anlattığı zaman diliminde geçmişe dönerek gidip geliyor.

Aslında burada ve şu anda anlatıyor. Belki Leyla o tecavüz vakasından sonra bir ay belki kimseyle konuşmadı, katatonikleşti belki ama sahnede gösteremem çünkü o esnada başka bir hikaye anlatmak zorundayım. O parçalardan bir tanesi. Evet, hayatının dönümü, kırıldığı an ama Leyla ‘bana da şöyle yaptılar, bunu yaptılar’ deseydi bu oyun seyirlik olmazdı. Zaten bizi bu kadar duyarsızlaştıran da bu bence. Ah vah edip iki dakika sonra unutuyoruz. Ama benim üç yıldır deneyimlediğim şey şu: İnsanlar unutmuyorlar, oyundan çıktıktan sonra da unutmuyorlar. Acaba ben neyi kaçırdım diyerek ikinci, üçüncü kez geliyorlar oyuna.

Oyundan ne tür bir beklentiniz var?

Ben her şeyden önce bir oyuncuyum. Her şeyden önce oyuncu olarak o sahnede tatmin olmak. Oyunculuk teknikleri kullanarak alışılagelmiş oyunculuk üslubunun dışında ve çok içinde ama onu yok ederek bir şey yapıyorum. Bazen fazla gerçek bulduğu için seyircilerden isyan edip , ‘dayanamayacağım, dinleyemeyeceğim’ diyen oluyor. Her şeyden önce oyun yaptım ve bu oyunun seyircisinin olması önemli benim için. Bu bitti, bu artık seyircinin.

Çok seyircimiz var ve her oyun yeniden katlanıyor. Ben iyi bir oyun oynamak istiyorum, onu da yaptığımı düşünüyorum. Bir oyuncu olarak önceliğim bu. Eli yüzü düzgün, derdini iyi anlatan bir oyun oynamak. Bir de “bu gece de gelip iyi vakit geçirdik” demenin dışında da insanların oradan değişip çıkmaları. Oraya geldikleri anla çıkarken ki an arasında bir değişimin olması. O da oluyor bence. İnsanlar değişip, örgütlenip bir şeyler yapar mı, onu bilemem. O benim derdim değil. Bu bir sosyal sorumluluk projesi değil. Her şeyden önce bu bir oyun. Zaten oyunun gücü böyle bir şey. Tiyatro bu kadar güçlü bir şey. ‘Ben bir kadını istismar etmedim’ diyen adam bile oradan başka türlü çıkıyor, en azından çok duyuyorum. Tiyatronun etkisine güvendiğim için sonrası seyircinin işi. Şunu çok iyi biliyorum bir sürü şeyi duymayacakken algıları o kadar açılıyor ki, yüzde 80 seyirci ‘Bundan sonra yan taraftaki komşumdan ses geldiğinde kapımı kapatmayacağım ve o iyi mi diye elimden geleni yapacağım’ diyor.

Diyarbakır’a ilk gelişiniz mi ve kenti nasıl buldunuz diye sorsam?

Seneler önce Diyarbakır’dan sadece geçmiştim. Ben zaten şehirde yaşıyorum. Acayip bir dönüşümün içerisinde şehir.  Her yer taş. Buralara gelip yeniden aynı taşı gördüğümde bunalıyorum. Ben Diyarbakır’ın taşı ne, dokusu ne, bunu merak ediyorum. Burada ara sokaklara girdiğimde çok mutlu oluyorum. Çünkü burası Diyarbakır. Buraya ait. Buranın atmosferini görüyorum. İnsanların nasıl yaşadığı, geçmişi, şimdiyle bağını görüyorum. Ama burada da havalimanından çıkıp gelene kadar hep toplu konut gördüm. O zaman İstanbul’la Diyarbakır’ı birbirinden ayıran şey ne? Ona biraz üzülüyorum ama çok mutluyum. Tıpkı benim seyircimin hissettiği şey gibi burada biri bana bir şey anlattığında benim gözüm doluyor ama o umutsuz anlatmıyor. İnsanların yüzündeki umudu, aydınlığı görmek çok umut verici bir şey.  Acı kimseyi yıkmaz mı? Evet yıkar kimisini,  hasta eder, mutsuz eder ama hepimizin ayakta kalmak gibi bir gayesi var. Tutunmaya çalışıyoruz.  Ağlayarak, acıyarak, eve kapanarak karşı gelemeyiz. Burada ‘vay be ne güzel’ dedim. Gündelik şımarık, yapay sıkıntıların burada ne kadar yersiz olduğunu görüyoruz.

Antabus’u oynamaya devam edecek misiniz?

Bu oyun kadın meselesi bitene kadar devam eder. Bir an önce bitsin de oynamayalım. Ya da zamanında böyle şeyler yaşanıyormuş diye oynayalım. (BD/ÇT)

Muhafazakar Kadınlara Yönelik AVM Açıldı

İstanbul “dünyanın ilk muhafazakar ve kadın AVM’si” olarak tanıtılan AVM’nin açılışı yapıldı.

İstanbul Zeytinburnu’nda “muhafazakar hassasiyetlere sahip kadınlara yönelik” bir alışveriş merkezi açıldı.

“Dünyanın ilk muhafazakar ve kadın AVM’si” olarak tanıtılan Zeruj Port AVM’nin açılış töreninde, kurdeleyi dokuz erkek ve bir kadından (AVM’nin Yönetim Kurulu Başkanı Zehra Özkaymaz) oluşan bir heyet kesti.

AVM’nin sadece kadınlara hizmet vereceği düşünülüyordu ancak basın bülteninde “Zeruj Port AVM dünyanın ilk muhafazakar ve kadın temalı alışveriş merkezidir. Ama erkeksiz bir AVM değildir. Zeruj Port AVM’nin kapıları kadın erkek, muhafazakar ya da muhafazakar olmayan tüm halkımıza açıktır” ifadelerine yer verildi.

10 bin metrekarelik alana yayılan AVM’nin açılış etkinlikleri Pazar akşamına kadar sürecek. Haftasonu AVM’de Ebru Yaşar ve Alişan konser verecek. (ÇT)

ODTÜ’lülerden “Ortadoğu ve Balkanlar’ın En Büyük Kampüs Merkezli Onur Yürüyüşü”

ODTÜ’den 54 öğrenci topluluğu, Rektörlüğün Onur Yürüyüşü yasağına bir video ile tepki gösterdi. ÖDTÜ’lü LGBTİ’ler “yasakları yasakla” diyerek herkesi yarınki Onur Yürüyüşüne çağırdı.

ODTÜ Öğrenci Toplulukları, Rektörlüğün 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü ve 2. ODTÜ Onur Haftası etkinliklerini yasaklamasının ardından bir açıklama yaparak “Baskının son örnek dalgası olan lgbti+ ayrımcılığını kabul etmiyor, hepimizin bir parçası olduğu temel bir insanlık hakkı mücadelesi olan LGBTİ+ özgürlüğü mücadelesinin arkasında olduğumuzu bildiriyor ve okulu gökkuşağına boyamaya davet ediyoruz!” dedi.

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması da 11 Mayıs saat 17’de 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nü gerçekleştireceklerini açıkladı, “Yasakları aşıyor, özgürlüğe yürüyoruz” dedi.

Rektörlüğün, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nı hedef haline getirdiğini söyleyen 54 öğrenci topluluğu, “Rektörülük bu söylemi, nedeniyle öğrencilerin maruz kalabileceği tehlikelerin 1. derece sorumlusudur” dedi, Rektörlüğü öğrencilerden özür dilemeye çağırdı.

Rektörlük e-postayla yürüyüşü yasaklamıştı

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, 7-12 Mayıs tarihleri arasında kampüste Onur Haftası ve Yürüyüşü düzenlemeye hazırlanırken, üniversite yönetiminden bütün öğrencilere e-posta göndererek “etkinliklere izin verilmeyeceğini” belirtmişti.

Üniversite yönetimi, söz konusu mailde ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nın üniversite yönergesi kapsamında kurulmuş bir topluluk olmadığını söylerken, Ankara Valiliği’nin 18 Kasım 2017’de ilan ettiği LGBTİ etkinliği yasağını hatırlatmıştı.

54 öğrenci topluluğundan açıklama

ODTÜ Öğrenci Toplulukları, Rektörlüğün söz konusu postada “ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nı tanımadığı ifade ettiğini” hatırlattı.

Öğrenciler hazırladıkları videoda ise üniversitedeki onlarca öğrenci topluluğunun dayanışmasıyla kampüsteki bir duvarı gökkuşağına boyadı.

Açıklamaya imza atan öğrenci toplulukları şöyle:

Çevre Topluluğu, Siyaset Bilimi Topluluğu, Öğrenci Kolektifleri, Amatör Fotoğrafçılık Topluluğu, Gençlik Muhalefeti, Psikoloji Topluluğu, Fikir Kulüpleri Federasyonu, HDK ODTÜ, Tersine Dünya, Edebiyat Topluluğu, EAGEE-Ankara, FKF’li Kadınlar, Marksist Fikir Topluluğu, Commune de Cinéma, İstatistik Topluluğu, Dağcılık ve Kış Sporları Kolu, Çeviri Gazetesi, Nar Kadın Dayanışması, Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Topluluğu, Öğrenci Faaliyeti, Sinema Topluluğu, Müzik Toplulukları, ODTÜ Kadın Dayanışması Platformu, Uluslararası Gençlik Topluluğu, Can Kurtarma ve İlk Yardım Topluluğu, Mimarlık Topluluğu, Üniversiteli Kadın Kolektifi, Hip Hop Topluluğu, LGBTİ+ Kolektifi, Eğitim Topluluğu, Kolektif Sinema, Felsefe Topluluğu, Gıda Topluluğu, Ekonomi Topluluğu Fizik Topluluğu, ÖTK, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması, Caz Topluluğu, Münazara Topluluğu, Radyo Topluluğu, Mimarlık Topluluğu, Tarih Topluluğu, Medya Topluluğu, Emek Gençliği, Biyogen, Bilgisayar Topluluğu, Türk Halk Bilimi Topluluğu, Yeni Demokrat Gençlik, ODTÜ Jonglörler, Arkeoloji Topluluğu, Yeşil Kampüs Topluluğu, Kuş Gözlem Topluluğu, Çöpsüz ÖDTÜ İnisiyatifi, Havacılık ve Uzay Topluluğu, Sosyalist Düşünce Topluluğu.

ODTÜ LGBTİ+: Yasakları yasakla

ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması da 11 Mayıs’ta düzenlenecek 8. ODTÜ Onur Yürüyüşü’nün çağrısını “Bütün yasakları yasakla” afişiyle yaptı.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Sekizincisi gerçekleştirilecek Ortadoğu ve Balkanlar’ın en büyük kampüs merkezli onur yürüyüşüne hepinizi bekliyoruz!

“LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığa, nefret söylemi ve cinayetlere, faşizme, diktatörlüğe, cinsiyetçiliğe, homofobiye, transfobiye, bifobiye, rektörlüğün kampüsteki LGBTİ+ öğrencileri tanımamasına karşı bizlerle birlikte yürümek, hak taleplerimizi birlikte yükseltmek için eşitlik ve özgürlüklerden yana olan herkesi 11 Mayıs Cuma günü bekliyoruz.” (ÇT)

Pedallayan Kadınlar da Uçan Süpürge Festivali’nde Olacak

21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin açılış gecesinde Pedallayan Kadınlar pedallarını umut ve kadın dayanışması için çevirecek.

21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin açılış gecesinde Pedallayan Kadınlar pedallarını umut ve kadın dayanışması için çevirecek.

Uçan Süpürge, 10 Mayıs 2018’te 21.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin açılışı için Karum Çim Alan’da sahne kuracak.

21. kez gerçekleşecek festivalin açılış sunuculuğunu Yetkin Dikinciler ile Doluna Soysert yapacak. Ardından Aylin Aslım sahne alacak.

Kadınların kendi sahnelerini kurduğu Karum Çim Alan’a Pedallayan Kadınlar da bisikletleriyle katılacak.

Saat 19.00’da Kuğulu Park’ta biraraya gelecek kadınlar, Kuğulu Park ve Tunalı turunun ardından açılış mekanı Karum Çim Alana bisikletleriyle gelecek.

10-17 Mayıs 2018 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleştirilecek olan 21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, bu sene “Umut” temasında seyirciyle buluşuyor.

Pedallayan Kadınlar hakkında

Pedallayan Kadınlar, 2015’ten beri Ankara’da bisiklet ve kadın temalı etkinlikler düzenliyor. Kurulma amacı, kadınların kendilerini özgürce ifade edebilme yollarını keşfetmelerini sağlamak. Pedallayan Kadınlar için bu yol bisiklet.

Ankara’da sadece kadınlara ait ilk bisiklet platformundan Burçin Tarhan, 21.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali açılışında gerçekleşecek etkinlik için şunları söyledi:

“Bizler Pedallayan Kadınlar olarak yüreklerimizin aydınlık ve ferah olduğu güzel günlere olan umudumuzun ışığıyla, kadın kadına 10 Mayıs akşamı Pedallarımızı sanat ve dayanışma adına çevireceğiz. Demir süpürgelerimizle  Ankara sokaklarını şenlendireceğiz.” (ÇT)

“Aramızda” Raflarda: Arkadaşlık Feminist Bir Konudur

Ayizi’nden çıkan “Aramızda” kitabında, kadınların arkadaşlığını ve dayanışmasını Elif Boyacıoğlu’nun cümleleri ve çizimleriyle okuyorsunuz. Aynı zamanda arkadaşlık sahnelerini renklendirebileceğiniz bir boyama kitabı.

“Arkadaşlık, feminist bir konudur. Çünkü biz kadınlığı en çok birbirimizden öğreniriz. Birbirimize bakarken, bakmaz gibi yaparken, birbirimizi severken ve çok çok kızarken, küsmüşken, dertleşirken, eğlenirken, sırlarımızı paylaşırken…”

Elif Boyacıoğlu’nun yazdığı ve çizdiği “Aramızda” Ayizi Kitap’tan çıktı.

Kitapta, kadınların arkadaşlığını ve dayanışmasını Boyacıoğlu’nun cümleleri ve çizimleriyle inceleme fırsatı buluyoruz. Küçük bir çocukken oynanan oyunlardan, yaşlandığında sürdürdüğün komşuluk ilişkilerine; içkili eğlencelerden dertleşme seanslarına, herkesin kendi arkadaşlık ilişkilerinden bir parça bulabileceği bir kitap…

“Aramızda” aynı zamanda yetişkinler için bir boyama kitabı olma özelliği de taşıyor. Boyacıoğlu’nun siyah beyaz arkadaşlık sahnelerini, renklendirerek okuyabiliyorsunuz.

Boyacıoğlu’nun yazıp çizdiği “Aramızda”yı Aksu Bora yayına hazırladı. Kitap tasarımını Zeynep Işıl Işık Dursun yaptı. (ÇT)

* Aramızda, Elif Boyacıoğlu, Ayizi Kitap, 2018, 58 sayfa.

Nobel Edebiyat Ödülü Bu Sene Verilmeyecek

İsveç Akademisi, cinsel taciz tartışmalarının ardından gelen istifalar nedeniyle 2018 Nobel Edebiyat Ödülü’nün bu sene verilmeyeceğini açıkladı.

İsveç Akademisi, bu sabah yaptığı açıklamayla 2018 Nobel Edebiyat Ödülü’nün önümüzdeki sene verileceğini açıkladı.

İsveç Akademisi’nin eski üyesi, şair Katarina Frostenson’ın kocası Fransalı fotoğrafçı Jean-Claude Arnault’ya yönelik cinsel saldırı suçlamalarının ardından gelen açıklamada, kararın “İsveç Akademisi’ndeki istifalar nedeniyle üye sayısının azalması ve kamuoyunun Akademi’ye güveninin azalması” nedeniyle verildiği belirtildi.

Jüriden istifalar

Kasım 2017’de Arnault’ya yönelik cinsel saldırı suçlamaların kamusallaşmasının ardından,

18 kişilik Edebiyat Nobeli Jürisi’nden üç üye Frostenson’ın üyeliği sonlandırılmadığı için istifa etmişti. Frostenson’ın eşi Arnault, Nobel ödülünü kazanan yedi ismi, Akademi açıklamadan önce kamuoyuna sızdırmakla da suçlanıyordu.

İsveç’teki protestoların ardından, Frostenson ve Akademi’nin daimi sekreteri Sara Danius. 12 Nisan’da istifa etmişti.

Yeni üye alımı için kurallar değişiyor

1786’da İsveç Kralı 3. Gustav tarafından kurulan Akademi’nin kurallarına göre, üyelik ömür boyu sürüyor. İstifa durumunda, istifa eden kişinin koltuğu o ölene kadar boş kalıyor.

Ancak son gelişmelerin ardından, İsveç Kralı 16. Gustav, kuralların değişeceğini ve istifa eden üyelerin yerine yeni üye alınmasının önünün açılacağını açıkladı.

2019’da iki isim açıklanacak

Nobel Edebiyat Ödülü 1901’den bu yana yedi kez verilmemişti.

Ödül 1. ve 2. Dünya Savaşları nedeniyle 1914, 1918, 1940, 1941, 1942 ve 1943’te verilmezken, 1935’te ödülün verilmeme sebebi açıklanmamıştı.

Ayrıca 1915, 1919, 1925, 1926, 1927, 1936 ve 1949 yıllarında “uygun bir kazanan belirlenemediği” için ödül verilmemişti.

Nobel Edebiyat Ödülü 1949’dan bu yana ilk defa bu sene verilmeyecek.

2019’da ise Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan iki isim açıklanacak.

Nobel Edebiyat Ödülü 110 kez verildi

Nobel Ödülleri’nin verilmeye başlandığı 1901’den 2017’ye kadar verilen 584 Nobel Ödülü’nden 49’u kadınlara, 535’i erkeklere verildi.

Nobel Edebiyat Ödülü şimdiye kadar 110 kez, 114 yazara verildi. Bu yazarlardan sadece 14’ü kadındı. (ÇT)

* Bu haberi Guardian ve İsveç Akademisi web sitelerinden derledik

Kadın Kooperatifleri Buluşuyor

Türkiye’nin farklı illerinden 100’e yakın kadın kooperatifi, 7-8-9 Mayıs’ta İstanbul’da buluşuyor.

Türkiye’nin farklı illerinden 100’e yakın kadın kooperatifi, 7-8-9 Mayıs’ta 6. Kadın Kooperatifleri Buluşması’nda biraraya gelecek.

Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı (KEDV) ve Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği tarafından Crowne Plaza İstanbul’da düzenlenecek buluşmada, kadın kooperatifleri sürdürülebilir kalkınma konusunu tartışacak, kadın kooperatifleri açısından Türkiye’deki kooperatifçilik ekosistemini değerlendirecek, güçlü bir ağ yaratmak için vizyonlarını, hedeflerini ve ortak stratejilerini belirleyecekler.

Buluşma kapsamında 9 Mayıs’ta gerçekleştirilecek Paydaşlar Toplantısı’nda kadın kooperatifleri, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, yerel yönetimler, uluslararası kuruluşlar, akademisyenler, sivil toplum ve özel sektör temsilcileri ile bir araya gelerek işbirliği fırsatlarını tartışacaklar.

Kadın kooperatiflerinin sayısı 160’ı geçti

2000’lerin başında Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı tarafından başlatılan kadın kooperatiflerinin sayısı, bugün Gümrük ve Ticaret Bakanlığının da desteğiyle 160’ı geçmiş durumda.

Kadın kooperatifleri, okul öncesi eğitim ve bakım hizmetleri sağlıyor, engelli çocukları için öğrenme merkezleri açıyor, istihdam potansiyeli olan ekonomik işletmeler kuruyor, kadınların toplumsal hayata katılmalarını teşvik eden sosyal faaliyetler yürütüyorlar. Hem ekonomik hem de sosyal etkiler yaratan faaliyetleriyle ikili bir işlev üstlenen kadın kooperatifleri bu faaliyetleriyle 61 ilde yılda 20 binin üzerinde kadına ulaşıyor.

Kadın kooperatifleri güçlerini birleştiriyor

Kadın kooperatifleri, güç birliği yapmak için Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı desteğiyle 2005 yılında bir araya gelerek Kadın Kooperatifleri İletişim Ağı’nı oluşturdu. 2014’te ise resmi bir yapıya kavuşarak Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği’ni kurdular. (ÇT)

LGBTİ İşçiler Neler Yaşıyor?

1 Mayıs İçi Bayramı’nda LGBTİ’ler Antalya, Antep, Ankara, Çanakkale, Denizli, Edirne, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Mersin ve Zonguldak’ta gökkuşağı bayraklarıyla alandaydı.

Peki ya LGBTİ işçi ve emekçiler neler yaşıyor? Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği ve ifadesi nedeniyle ayrımcılık çalışanları nasıl etkiliyor?

Kaos GL’den Yıldız Tar, derneğin yürüttüğü araştırma sonuçlarını derledi.

Özel sektörde LGBTİ’ler

Kaos GL Derneği’nin, “Türkiye’de Özel Sektör Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu 2017 Raporu”na göre, özel sektörde çalışan LGBTİ’lerin sadece yüzde 17’si açık.

Katılımcıların yüzde 65’i ise işyerinde ayrımcılığa uğradığını veya bunu önlemek üzere kimliğini gizlemek zorunda kaldığını söylüyor:

“Askerliğini yapmış olma kriteri soğuk terler dökmeme neden oldu, hem ilanı görünce hem mülakatta.” (Bilişim sektöründe uzman olarak çalışan bir gey)

“Trans kadın olmamdan kaynaklı hep bir gerilim içinde oldum. En sonunda fark ederlerse şok olma potansiyelleri var. İlanda açıkça belirtilse iyi olurdu. Cinsiyet ayrımcılığı yapılmaz diyordu ama cinsiyetten ne anladıklarını bilemezdim.” (Havacılık/ulaştırma sektöründe hizmet personeli olarak çalışan heteroseksüel bir trans kadın)

“Erkeksi tavırlarım ve giyimim nedeniyle örtülü sorularla, bakışlarla karşılaştım ama oralı olmadan konuyu hep profesyonel konularda tutmaya çabaladım. Evlenmeye niyetim olup olmadığı iki defa soruldu örneğin. Tuhaftı.” (Tekstil sektöründe uzman olarak çalışan bir lezbiyen)

“Açık davranırsam tacize uğrayacağımı düşündüm. Gizledim. İşe alındıktan sonra sosyal medyadaki paylaşımlarımdan anlamışlar. Mizah ile aşağılandım.” (Medya sektöründe hizmet personeli olarak çalışan bir biseksüel kadın)

Rapor, özel sektörde çalışan LGBTİ’lerin işe alım sürecinde cinsel kimliği konusunda açık davranamadıklarını ve zorlayıcı içsel deneyimler yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Yaklaşık olarak yedi çalışandan biri iş başvurusu esnasında cinsel kimliğine ilişkin tamamen açık, rahat ve özgür davranabildiğini belirtti.

Araştırmaya katılanların yüzde 16’sı cinsel kimliği nedeniyle işyerinde ayrımcılığa maruz kaldığını ve yüzde 49’u ise “ayrımcılığa maruz kalmamak için cinsel kimliğini gizlediğini” belirtti.

Özetle, katılımcıların yüzde 65’i iş yerinde ayrımcılığa uğramış veya bunu önlemek üzere kimliğini gizlemek zorunda kalmış.

Kamu çalışanı LGBTİ’ler

Kaos GL’nin  “Türkiye’de Kamu Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İntersekslerin Durumu”  raporuna göre, ankete katılanların yüzde 45’i, işyerinde cinsel kimliği konusunda “tamamen kapalı olduklarını” söylüyor.

Kamu çalışanı LGBTİ’lerin yüzde 19’u işyerinde doğrudan ayrımcılık yaşadığını belirtirken, katılımcıların yüzde 52’sinin işyerinde ayrımcılık veya nefret suçu ile karşılaşmamasını cinsel kimliğini gizlemesine bağladığı anlaşılıyor.

Araştırma katılımcıların yalnızca yüzde 16’sının ayrımcılıkla karşılaşmadığını ortaya koyuyor.

Derneğin 2018 yılı için araştırmaları ise devam ediyor. Çalışmalar bu yıl Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Araştırmaları Merkezi ile birlikte yürütülüyor. (ÇT)

497 Erkek – 103 Kadın Vekil Meclis’te

33 ilden hiç kadın aday çıkmadı ancak 26. Dönem’de yüzde 14,7 olan kadın oranı, 27. Dönem’de yüzde 17’ye çıktı. Kadın vekil oranının en yüksek olduğu parti yine HDP oldu.

27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin kesin olmayan sonuçlara göre, Meclis’e giren 600 vekilin 103’ünü kadınlar, 497’sini erkekler oluşturdu.

26. Dönem’de yüzde 14,7 olan kadın oranı, 27. Dönem’de yüzde 17,1’e çıktı.

Kadın oranının en yüksek olduğu parti yine HDP oldu. HDP’yi sırayla AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti takip etti.

33 ilden hiç kadın vekil çıkmadı.

33 ilde kadın vekil yok

Seçim çevrelerinin yüzde 38’inden, yani 87 seçim çevresinden 33’ünden kadın vekil çıkmadı.

Kadın vekil çıkmayan iller şöyle:

Adıyaman, Amasya, Artvin, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Burdur, Çankırı, Çorum, Erzincan, Giresun, Gümüşhane, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Kırşehir, Nevşehir, Niğde, Ordu, Rize, Sinop, Tunceli, Uşak, Yozgat, Zonguldak, Bayburt, Karaman, Kırıkkale, Ardahan, Iğdır, Karabük, Kilis, Osmaniye.

Bolu ve Kütahya’da ilk defa kadın vekil

AKP’nin 3. Sıra adayı Ceyda Çetin Erenler, Kütahya’dan, AKP’nin Bolu 1. Sıra adayı Arzu Aydın da Bolu’dan seçilen ilk kadın vekil oldu.

AKP: %18 kadın – %82 erkek

27. Dönem’de AKP’nin 295 vekilinden 52’si kadın, 243’ü erkeklerden oluştu.

AKP, 26. Dönem’de yüzde 11 olan kadın vekil oranını yüzde 17,6’ya çıkardı

AKP’nin kadın vekilleri: Jülide Sarıeroğlu, Lütfiye Selva Çam, Arife Polat Düzgün, Zeynep Yıldız, Asuman Erdoğan, Sena Nur Çelik, Belgin Uygur, Pakize Mutlu Aydemir, Arzu Aydın, Emine Yavuz Gözgeç, Vildan Yılmaz Gürel, Jülide İskenderoğlu, Nilgün Ök, Oya Eronat, Fatma Aksal, Sermin Balık, Zehra Taşkesenlioğlu, Emine Nur Günay, Derya Bakbak, Zeynep Gül Yılmaz, Ravza Kavakcı Kan, Mihrimah Belma Satır, Müşerref Pervin Tuba Durgut, Fatma Betül Sayan Kaya, Serap Yaşar, Canan Kalsın, İffet Polat, Tülay Kaynarca, Emine Sare Aydın Yılmaz, Rümeysa Kadak, Alev Dedegil, Ceyda Bölünmez Çankırı, Hülya Nergis, Radiye Sezer Katırcıoğlu, Emine Zeybek, Leyla Şahin Usta, Gülay Samancı, Ceyda Çetin Erenler, Öznur Çalık, Semra Kaplan Kıvırcık, Habibe Öçal, Yelda Erol Gökcan, Çiğdem Erdoğan Atabek, Çiğdem Karaaslan, Semiha Ekinci, Çiğdem Koncagül, Özlem Zengin, İlknur İnceöz, Meliha Akyol, Bahar Ayvazoğlu, Zemzem Gülenler, Ayşe Kesir.

HDP: %37 kadın – % 63 erkek

 

HDP’nin 67 vekilinden 25’ini kadınlar, 42’sini erkekler oluşturdu.

HDP, 26. Dönem’de yüzde 38,9 olan kadın vekil oranını yüzde 37’e düşürdü.

HDP’nin kadın vekilleri: Tülay Hatımoğulları Oruç, Dirayet Dilan Taşdemir, Filiz Kerestecioğlu, Salihe Aydeniz, Semra Güzel, Dersim Dağ, Leyla Güven, Fatma Kurtulan, Pervin Buldan, Oya Ersoy, Hüda Kaya, Dilşat Canbaz Kaya, Züleyha Gülüm, Serpil Kemalbay, Pero Dundar, Ebrü Günay, Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Ayşe Sürücü, Bedia Özgökçe Ertan, Muazzez Orhan, Feleknas Uca, Ayşe Acar Başaran, Nuran İmir, Remziye Tosun

CHP: %12 kadın – %88 erkek

CHP’nin 147 vekilinden 18’i kadınlar 129’u erkeklerden oluştu.

CHP, 26. Dönem’de yüzde 15,5 olan kadın vekil oranını yüzde 12,2’ye düşürdü.

CHP’nin kadın vekilleri: Müzeyyen Şevkin, Burcu Köksal, Gamze Taşcıer, Lale Karabıyık, Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Gülizar Biçer Karaca, Jale Nur Süllü, Suzan Şahin, Gamze Akkuş İlgezdi, Saliha Sera Kadıgil Sütlü, Sibel Özdemir, Emine Gülizar Emecan, Selin Sayek Böke, Sevda Erdan Kılıç, Fatma Kaplan Hürriyet, Neslihan Hancıoğlu, Candan Yüceer, Aysu Bankoğlu

MHP: %10 kadın – %90 erkek

MHP’nin 48 vekilinden 5’ini kadınlar, 43’ünü erkekler oluşturdu.

MHP, 26. Dönem’de yüzde 7,5 olan kadın vekil oranını yüzde 10’a yükseltti.

MHP’nin kadın vekilleri: Ayşe Sibel Ersoy, Nevin Taşlıçay, Deniz Depboylu, Arzu Erdem, Esin Kara

İYİ Parti: %7 kadın – %93 erkek

İYİ Parti’nin 43 vekilinden 3’ünü kadınlar, 40’ını erkekler oluşturdu.

Başkanı kadın olarak İYİ Parti’nin kadın vekil oranı yüzde 6,9.

İYİ Parti’nin kadın vekilleri: Şenol Bal, Tuba Vural Çokal, Aylin Cesur

Geçmişten günümüze Mecliste kadın-erkek temsili

(ÇT)

LGBTİ Hakları İçin Söz Veren 16 Vekil Meclis’te

Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzalayan 16 aday, 27. Dönem’de milletvekili seçildi.

Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni imzalayan 16 aday, 27. Dönem’de milletvekili seçildi.

LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni CHP ve HDP’den toplam 50 milletvekili adayı imzalamıştı.

Genç LGBTİ+’dan Barış Azar, hem Meclis’e giren 16 vekille hem de taahhütnameyi imzalayan diğer siyasetçilerle çalışmalarının devam edeceğini söyledi:

“Bizim açımızdan başarılı bir süreçti. Her ne kadar sadece 50 adaydan imza almış olsak da giderek siyasetçilerin oy kaygısı güderek LGBTİ+’lardan çekindiği bir dönemden LGBTİ+’lara karşı nefretten, ötekileştirmeden, ayrımcılıktan çekindiği zamanların geleceğini düşünüyorum.

“Kesin olmayan sonuçlara göre hazırladığımız taahhütnameyi imzalayan 16 aday mecliste. Biz hem bu 16 adayla hem de meclise giremeyen 34 adayla birlikte çalışmalar yapmaya devam edeceğiz. LGBTİ+’ların taleplerini özellikle genç LGBTİ+’ların taleplerini siyasal alanda görünür kılmak için çalışmalar yapmaya ve taahhütnameyi imzalayan adayları izlemeye devam edeceğiz. LGBTİ+’ların mecliste açık kimlikleriyle var olabilmesi dileğiyle .”

LGBTİ hakları için söz veren 16 vekil

LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ne imza atmış milletvekilleri şöyle:

HDP İzmir: Serpil Kemalbay, Murat Çepni

CHP İzmir: Tuncay Özkan, Selin Sayek Böke, Kani Beko, Tacettin Bayer, Özcan Purçu

HDP İstanbul: Ahmet Şık, Erkan Baş, Pervin Buldan, Oya Ersoy, Züleyha Gülüm

CHP İstanbul: Sezgin Tanrıkulu

HDP Ankara: Filiz Kerestecioğlu

HDP Adana: Tülay Hatimoğulları, Kemal Peköz

Sözleşmeyi imzalayan 50 milletvekili adayının listesi için tıklayın.

2015 seçimlerinde 22 vekil imzalamıştı

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD LGBTİ) Mecliste LGBTİ kampanyası kapsamında hazırladığı LGBTİ Hakları Sözleşmesi’ni 7 Haziran 2015 Genel Seçimi öncesinde CHP ve HDP’den 61 milletvekili adayı imzalamıştı.

Bu adaylardan 21’i, milletvekili olmuş, bir vekil de seçimin ardından sözleşmeyi imzalamıştı. (ÇT)

2017 Onur Yürüyüşü’nde Gözaltına Alınanların Duruşması Kasım’a Ertelendi

Geçtiğimiz sene 25. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında düzenlenmesi planlanan 15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan 24 kişinin yargılanmasına 8 Kasım’da devam edilecek.

 

Geçtiğimiz sene 25. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası kapsamında düzenlenmesi planlanan 15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan 24 kişinin yargılanmasına bugün devam edildi.

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası tarihlerine denk gelen duruşmayı LGBTİ aktivistleri izledi.

İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmada, avukatlar Levent Pişkin ve Davut Erkan yargılanan 23 LGBTİ aktivistinin beraatini talep etti.

Beraat talebini kabul etmeyen mahkeme, bir sonraki duruşmanın 8 Kasım’da görülmesine karar verdi.

bianet’e konuşan avukat Pişkin şunları söyledi:

“Aslında bu dava basit bir ifade özgürlüğü davası. Bu tip yasaklar ve gözaltılar, LGBTİ varoluşunu doğrudan tehdit ediyor. Böyle bir davanın hiç olmaması gerekirdi ama oldu. Davanın hakkı beraatti, sonucun böyle olacağını umuyoruz.

“Sonuç olarak olay günü suç vasfı oluşmamış ve polis ihtarı yok. Polis sadece ‘LGBTİ olduğunu düşündüğü’ insanları gözaltına alıyor. Bu da doğrudan LGBTİ kimliğinin kriminalize edilmesi anlamına geliyor. Bu davayı, Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik topyekun saldırının bir parçası olarak değerlendiriyoruz.”

Davada ikisi Türkiye vatandaşı olmayan 23 LGBTİ aktivisti ile birlikte, yürüyüş günü aktivistlere saldırma amacıyla Beyoğlu’na gelen bir kişi, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamasıyla yargılanıyor.

Ne olmuştu?

İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, 2003’ten bu yana kesintisiz bir şekilde düzenleniyor. 2013’teki yürüyüşe 100 bin kişinin katıldığı tahmin ediliyor.

Polisin yürüyüşe ilk engelleme girişimi 2015’te yaşandı ancak polis saldırısına rağmen yürüyüş gerçekleşti.

2016’da gözaltına alınanlara beraat

2016’da ise polis saldırısı nedeniyle yürüyüş yapılamadı. Polis aralarında Onur Haftası Komitesi ve Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin de bulunduğu çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.

19 Haziran 2016 İstanbul Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan dokuz kişi, 19 Haziran 2017’de 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada beraat etmişti.

Tehdit eden Alperenlere iyi hal indirimi

“Devlet yürüyüşü engellemezse ‘derin milletin temsilcileri’ olarak Alperen Ocakları’nın yürüyüşe engel olacağını” söyleyen Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı Kürşat Mican ise 14 Aralık 2017’de “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” (TCK 216 /2) suçundan cezalandırıldı ancak mahkeme verilen altı ay hapis cezasını “iyi hal” gerekçesiyle 4 bin TL para cezasına çevirdi.

Alperenlerden yine tehdit

2017’de, Alperen Ocakları gibi gruplar ve Yeni Akit gibi medya kuruluşlarının LGBTİ’leri tehdit eden açıklamalarının ardından İstanbul Valiliği 15. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’ne izin verilmeyeceğini  açıkladı. Gün boyunca polis İstiklal Caddesi’ne aktivistlerin, dövmesi olan insanların, ellerinde döviz veya bayrak olanların, çantalarında gök kuşağı rozet bulunanların girişine izin vermedi. Mis Sokak’ta çekim yapan gazetecileri de polis köpeklerle kovaladı. Associated Press (AP) kameramanı Bram Janssen yanında pasaportu olmadığı gerekçesiyle gözaltına alındı.

25 Haziran’da yürüyüşe gelen LGBTİ aktivistleri ve onlara saldırmaya gelen Alperen Ocakları üyelerinin de bulunduğu toplam 41 kişi gözaltına alındı. (ÇT)

Erkekler Mayıs’ta 25 Kadın Öldürdü

Erkekler Mayıs’ta 25 kadını ve dört kadının babasını, birinin kocasını, birinin de 15 yaşındaki oğlunu öldürdü.

Erkekler Mayıs’ta 25 kadını ve dört kadının babasını, birinin kocasını, birinin de 15 yaşındaki oğlunu öldürdü; en az 4 kadına tecavüz etti, 51 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı, 14 kadını taciz etti, 53 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 44 kadını yaraladı.

Mayıs ayında erkek şiddeti faillerin ikisi polis memuru, ikisi emekli polis memuru, ikisi muhtar, biri erdi.

25 kadın cinayetinin yanısıra;

* 2017’de Mersin ve Diyarbakır’da öldürülen üç kadının failleri belirlendi. Mersin’de öldürülen kadın ve kızının, kadının sevgilisi tarafından “namus” bahanesiyle öldürüldüğü; Diyarbakır’da öldürülen 18 yaşındaki kadının ise dini nikahlı kocası ve ağabeyi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

* Ağrı, Muğla ve Mersin’de üç kadının intihar ettiği iddia edildi. Kadınlardan biri dini nikahla evlendirilmiş, 18 yaşında ve hamileydi. Ayrıca Ağrı’da bir kadın intihara teşebbüs etti.

* Edirne’de Meriç nehrinde 30 yaşlarında hamile bir kadın ve 8-10 yaşlarında bir kız çocuğuna ait iki ceset ve Konya’da sulama kanalında bir kadının cesedi bulundu.

Erkekler 2018’in beş ayında en az 97 kadın ve yedi çocuk öldürdü; 30 kadına tecavüz etti; 89 kadını taciz etti; 280 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 177 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 185 kadını yaraladı.

Cinayet

Erkekler Mayıs’ta 25 kadını öldürdü. Öldürülen kadınlardan ikisi hamileydi; iki bebek de sezaryenle alındı ve hayatta kaldı.

Kadınların yüzde 16’sı ayrılmak/boşanmak istediği ya da barışma teklifini reddettiği için öldürüldü.

Cinayetlerin yüzde 20’si kafe, işyeri, okul önü, sokak ortası gibi kamusal alanlarda gerçekleşti.

Bir erkek karısını, kadın uyurken öldürdü. Polis memuru olan bir erkek, yeni boşandığı karısını öldürdükten sonra intihar ettiğini öne sürdü; önce adli kontrolle serbest kalan katil, daha sonra tutuklandı.

Kadınların yüzde 48’ini kocaları veya eski kocaları öldürdü:

Bir kadını babası, birini dini nikahlı kocası, birini eski kocası, dokuzunu resmi nikahlı kocaları, birini evine giren hırsız, birini birliktelik teklifini reddettiği iş arkadaşı, birini işvereni, dördünü oğulları, ikisini tanıdıkları, birini yeğeni öldürdü. İki kadın cinayetinde, failin kadınla yakınlık derecesine haberlerde yer verilmedi.

Mayıs ayındaki kadın katillerinden biri polis, biri emekli polis, biri ise zorunlu askerdi.

Bir katil daha önce de cinayetten hüküm giymişti. Bir katil cezaevinden izinli çıkarak, biri ise askeriyeden izinli çıkarak cinayetleri işledi.

Cinayetlerin yüzde 52’sinde ateşli silahlar kullanıldı:

Yedi kadın bıçakla, ikisi boğazı kesilerek, biri camdan aşağı atılarak, biri kabloyla boğularak, biri keserle, 12’si tabancayla, biri tüfekle öldürüldü.

Üç erkek cinayetin ardından teslim oldu.

Dört erkek cinayetin ardından intihar etti, biri intihara teşebbüs etti.

Mayıs ayında kadın cinayetlerinin gerçekleştiği iller Adana (1), Ankara (2), Antep (1), Aydın (1), Balıkesir (1), Bursa (6), Denizli (1), Edirne (1), Eskişehir (1), İstanbul (3), Kars (1), Kastamonu (1), Kayseri (1), Manisa (1), Maraş (2) ve Yozgat (1).

Tecavüz

Mayıs’ta medyaya dört kadına yönelik tecavüz olayı yansıdı.

Tecavüzcülerden ikisi kadınların sevgilisi, biri ev işvereni, biri ise polis memuruydu.

Tecavüz olaylarının biri okul bahçesinde, biri polis aracında, biri kadının evinde, biri ise kadının işçi olarak çalıştığı evde gerçekleşti.

Tecavüze maruz bırakılan dört kadından biri Kazakistan, biri İngiltere vatandaşıydı.

Hukuki süreç

Dört tecavüzcüden üçü tutuklandı, bu üç erkekten biri ilk duruşmada tahliye edildi. Bir tecavüzcüye ise tecavüz hakkında işlem yapılmadı, pasaporta zarar suçundan tutuklanıp, adli kontrolle serbest bırakıldı.

Seks işçiliğine zorlama

Mayıs’ta beş şehirde 51 kadın seks işçiliğine zorlandı. Seks işçiliğine zorlanan kadınların yüzde 69’u Türkiye vatandaşı değildi.

Hukuki süreç

Kadınları seks işçiliğine zorlayan dördü kadın, 55’i erkek, toplam 59 kişi gözaltına alındı. Dördü kadın, 28 fail tutuklandı.

Taciz

Erkekler Mayıs’ta en az 14 kadını taciz etti.

Tacizcilerin yüzde 64’ü tanımadıkları erkeklerdi:

Yedi kadını tanımadıkları erkekler, ikisini otobüs şoförleri, ikisini işyerinden tanıdıkları, birini işyerinde müdürü, birini eski sevgilisi taciz etti. Bir tacizcinin kim olduğu haberlerde yer almadı.

Tacize maruz bırakılan kadınlardan biri engelliydi.

Taciz olaylarının dördü otobüste, ikisi sokakta, ikisi işyerinde, biri metrobüs durağında, biri bir dizi setinde yaşandı.

Hukuki süreç

10 failden sadece ikisi tutuklandı. Bu iki tacizciden biri, iki kez adli kontrolle serbest kaldıktan sonra tutuklandı. İki tacizci ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Bir tacizcinin tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Bir tacizci hakkında uzaklaştırma kararı verildi. İki tacizcinin gözaltına alınmasından sonra yaşanan süreç haberlere yansımadı. İki tacizci hakkındaki hukuki süreç haberlerde yer almadı.

Çocuk istismarı

Erkekler Mayıs’ta 53 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu.

Kız çocuklardan biri erken yaşta zorla evlendirilmişti. Birinin ise istismarcı erkekle tehdit sonucu dini nikahla evlendiği ortaya çıktı. Biri ise engelliydi.

Kız çocuklarının yüzde 49’unu öğretmen ve diğer okul çalışanları istismar etti:

Bir kız çocuğuna ailesinin işvereni, ikisine babaları, ikisine esnaf, birine dini nikahlı kocasının babası, birine kuzenleri, yedisine lise müdürü, birine okuldaki temizlik işçisi, dokuzuna öğretmenleri, sekizine okul servisi şoförleri, ikisine sevgilileri, birine sosyal medyadan tanıştığı bir erkek, birine spor merkezindeki eğitmen, birine arkadaşı, birine üvey dedesi, 15’ine tanımadığı erkekler istismarda bulundu.

Faillerden biri daha önce de cinsel istismardan cezaevinde kalmıştı.

Sekiz kız çocuğuna yönelik istismar olaylarını rehber öğretmenler ortaya çıkardı; iki vakada okul yönetimi istismarı fark etti, bir vaka ise çocuğun ailesinin davranışlarından şüphelenmesiyle ortaya çıktı.

Hukuki süreç

Medyada yer alan haberlere göre, 25 failden sadece altısı tutuklandı. 4 fail adli kontrolle serbest bırakıldı; yedi fail ifadeleri alınıp serbest bırakıldı; lise müdürü olan bir failin tutuksuz yargılanmasına karar verildi; üç failin gözaltına alınmasından sonra yaşanan süreç haberlere yansımadı. Dört fail hakkındaki hukuki süreç haberlerde yer almadı.

Şiddet

Erkekler Mayıs’ta en az 44 kadını yaraladı. Kadınların yüzde 16’sı ağır yaralı bir şekilde hastaneye kaldırıldı. Şiddete maruz kalanlardan biri transtı.

Altı kadın boşanmak/ayrılmak istediği ya da barışmayı reddettiği için şiddete maruz kaldı. Bir kadın ise kızının boşanmak istediği kocasından şiddet gördü.

Şiddet olaylarının yüzde 32’si adliye önü, kütüphane, dükkan, sokak ortası gibi kamusal alanlarda yaşandı.

Kadınlardan biri uzaklaştırma kararına rağmen şiddet gördü. Bir kadın defalarca şikayette bulunmuş ancak dikkate alınmamıştı. Bir kadının çıkarttığı uzaklaştırma kararı ise yeni sonlanmıştı.

Kadınların yüzde 45’ine partnerleri veya eski partnerleri şiddet uyguladı:

İki kadına babaları, birine dini nikahlı kocası, birine erkek kardeşi, birine eski damadı, dördüne eski kocaları, birine işvereni, birine erkek kardeşinin sevgilisinin erkek akrabaları, 15’ine kocaları, ikisine komşuları, birine mahalle muhtarı, dördüne sevgilileri, üçüne taksiciler, birine arkadaşı, birine üvey oğlu, birine tanımadığı bir erkek şiddet uyguladı. Beş şiddet vakasında ise erkeğin kadınla yakınlık ilişkisi haberlere yansımadı.

Şiddet yöntemleri arasında işkence, kabloyla boğma, ev kundaklama, arabayla kazaya sebebiyet verme, evine Molotof kokteyli atma gibi eylemler yer aldı:

Erkekler beş kadını bıçakla, altısını tabancayla, 23’ünü darp ederek yaraladı. İki kadını ağır bir şekilde darp etti ve ölümle tehdit etti. Bir kadını camdan aşağı atmaya çalıştı. Birinin evine Molotof kokteyli attı. Birinin evini kundakladı. Birine işkence yaptı, birini kabloyla boğdu, birinin üzerine yürüdü. Birinin üzerine aracını kırarak kaza yapmasına neden oldu.

Hukuki süreç

40 failden yedisi tutuklandı; ikisi hakkında hiçbir işlem yapılmadı; üçü hakkında uzaklaştırma kararı verildi; iki fail hakkında soruşturma başlatıldı; üç failin tutuksuz yargılanmasına karar verildi; iki fail gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Altı filin gözaltına alınmasından sonra yaşanan süreç haberlere yansımadı. 13 fail hakkındaki hukuki süreç haberlerde yer almadı.

(ÇT)

Açıklama: bianet’in erkek şiddeti çetelesinde sadece erkek şiddeti sonucu hayatını kaybeden kadınlara yer veriyoruz. Toplumsal cinsiyet temelli olmayan şiddet vakalarını ve cinayetleri çeteleye almıyoruz.

Faili henüz belirlenememiş kadın cinayetleri ve şüpheli kadın ölümlerini sene boyunca aylık çetelelere not ediyoruz ancak başlıktaki sayıya eklemiyoruz. Sene sonunda, çetelelerde yer alan bu faili belirlenememiş cinayetler ve şüpheli ölümlerin akıbetini araştırarak, zaman içinde aydınlatılan vakaları eğer toplumsal cinsiyet temelli ise çeteleye ekliyoruz.

Ruhsal bozuklukları olan kişilerin işledikleri cinayetleri de çeteleye almıyoruz(Şizofreni hastalarının işlediği cinayetler gibi).

İntihar ve intihara teşebbüs vakalarını sadece kadın geçmişinde şiddet/ sistematik şiddete maruz kaldıysa çeteleye dahil ediyoruz. Bu intihar vakalarına ayrı bir kategoride yer veriyoruz ve başlığa taşıdığımız sayıya dahil etmiyoruz.

Ayrıca kadının doğrudan hedef olmadığı toplu cinayet haberlerini de, eğer tartışmaya sebep olan konu toplumsal cinsiyet temelli değilse çeteleye dahil etmiyoruz.

[Örneğin 11 Haziran 2017’de medya taramamıza düşen şu vakayı çeteleye dahil etmedik:

* Konya’da hayvancılık yapan A.K. (27), akrabaları Bekir Kıran (80), Mustafa Tokat (80), Meryem Tokat (79), Hamit Tokat (51) ve Mehmet Tokat’ı (64) pompalı tüfekle öldürdü. Erkek cinayetlerden sonra evine dönerken yakalandı. A.K.’nin şizofren olduğu, kalp krizinden hayatını kaybeden babasının ölümünden köydekileri sorumlu tuttuğu belirtildi.]

**

Çetelelerde yer alan meslek grupları, sadece şiddet olayının meslekle bağlantılı olduğu durumları kapsamaktadır. Örneğin “tecavüzcülerin yüzde x’si şofördü” cümlesi, kadınların ulaşım için bindikleri aracın şoförü tarafından tecavüze uğradığını anlatmaktadır.

Kadınlar Mücadele Ediyor, Erkek Şiddeti Yargılanıyor

Mayıs’ta erkek şiddetiyle mücadelede elde edilen kazanımlar, saldırganların aldığı cezalar ve örnek yargı kararları…

bianet, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet konusunda sürdürülen mücadeledeki gelişmeler, saldırganlara verilen cezalar ve “olumlu” ve “olumsuz” yargı kararların çetelesini tutuyor.

* Yargı kararları

Cinayet

* İzmir’de 15 Mayıs 2017’de eski karısı Işık İkizoğlu’nu (32) öldüren Y.C.K., yargılandığı Bergama Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Cezada indirim uygulanmadı.

* İstanbul’da 3 Haziran 2017’de boşanmak isteyen karısı Birgül Çeçen’i öldüren A.Ç.’nin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada Savcı mütalaasını verdi. Savcı, üst soy veya alt soydan birine ya da eş veya kardeşe karşı kasten öldürmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve silahla tehdit suçundan da 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına, sanık avukatına beyanda bulunmak üzere süre verilmesine karar vererek, duruşmayı erteledi.

* Konya’da 2005 yılında annesinin bakıcısı Şahika Atabek’i (50) öldüren E.G. (64) yargılandığı Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinde ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. E.G., geçen yıl cinayet dosyasının açılmasının ardından yakalanmış ve ifadesini kadını kaza ile öldürdüğünü iddia etmişti.

* İstanbul’da birlikte yaşadığı sevgilisi Nadime Tigis’i öldüren Ö.G.’nin kasten öldürmekten yargılanmasına Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Sanık duruşmada Tigis’in kendisinden para istediğini, tartışma sırasında bağırmasını engellemek için ağzını tuttuğunu, kadının öldüğünü görünce kaçtığını söyledi.  Nadime Tigis’in kızı ise, sanığın sürekli annesine şiddet uyguladığını, dişlerini kırdığını, sürekli öldürmekle tehdit ettiğin söyledi. Mahkeme heyeti, eksikliklerin tamamlanması için duruşmayı erteledi.

* İstanbul’da karısı Zeynep Ertürk’ü öldüren, kızı F.Ö.’yü yaralan Ş.E.’nin Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden yargılandığı Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinde karar duruşması görüldü.  Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin bozma kararında, sanığın eşi Zeynep Ertürk’e yönelik kasten öldürme suçundan açılan kamu davasında, ‘kadına yönelik şiddet’ yönüyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın suçtan zarar gören olduğu belirtildi.  Bu kapsamda, yargılama aşamasında bakanlığın davaya katılma ve diğer haklarını kullanabilmesi için duruşmalardan haberdar edilmesi gerektiği halde usulen dava ve duruşmalar bildirilmeden, davaya katılma, mağdur ve müdahiller için öngördüğü haklardan yararlanma olanağı sağlanmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulduğunun anlatıldığı kararda, bu nedenle yerel mahkemenin kararının bozulduğu ifade edildi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın müdahilliğine karar veren mahkeme, dosyayı yeniden karara bağladı.  Mahkeme heyeti, sanık hakkında fuhşa teşvik suçundan, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraat kararı verdi. Sanığı, eşi Zeynep Ertürk’ü kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptıran mahkeme, cezayı tahrik ve iyi hal indirimleriyle 16 yıl 8 ay hapis cezasına indirdi. Sanık, F.E.’ye yönelik  kasten öldürmeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası veren heyet, eylemin teşebbüs aşamasında kalması, karşı taraftan gelen haksız fiilin meydana getirdiği hiddetin etkisi altında gerçekleşmesi ve sanığın fiilden sonraki hali, yargılama aşamasındaki tutum ve davranışları, sanığın geleceği üzerindeki etkisi sebebiyle cezada indirime giderek, 5 yıl 5 ay hapis cezasına hükmetti.

* Bursa’da Mart 2017’de ablası Sevim Çedik’i öldüren K.P. yargılandığı Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinde  ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza tahrik ve iyi hal indirimiyle 16 yıl 8 aya düşürüldü.

* İstanbul’da 4 Mayıs 2016’da annesi Neşe Adıgüzel’i araçta defalarca bıçaklayarak öldüren C.A. (25) İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

* Adana’da 17 Haziran 2017’de karısı Aynur Karademir’i öldüren Ü.K.’nin ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmasına devam edildi. Sanık savunmasında eşini öldürdüğüne pişman olduğunu dile getirdi.Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına  karar vererek duruşmayı erteledi.

* İzmir’de 18 Aralık 2017’de sevgilisi Zülal Tütüncü’yü (21) kılıçla öldüren G.Ö.’nün (26) kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanmasına İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık psikolojik rahatsızlığı nedeniyle anlık bilinç kaybı yaşadığını öne sürerek, ‘Olay anını hatırlamıyorum. Kılıç üzerinde kan vardı, Zülal’i öldürmüş olabilirim’ dedi. Mahkeme başkanı, sanığa, emniyette verdiği ifadede Zülal’i tartıştığı için öldürdüğünü anlattığı belirterek, şimdi ise neden olayı hatırlamadığını sordu. Sanık, ‘Emniyette polislerden sıkıldığım için ve onlardan kurtulmak için, bana ‘Senin erkeklik gururunla mı oynadı? Kimseye söylemeyeceğiz’ tarzındaki sorularına kısaca ‘Evet’ şeklinde cevap verdim’ dedi. Mahkeme başkanı, sanığın cezai ehliyetinin belirlenmesi için İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’na sevk edilmesine, gözetim altında tutularak rapor hazırlanmasına, duruşmaya gelmeyen tanıkların bir sonraki celsede dinlenmesine ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşmayı erteledi.

* İstanbul’da 15 Mayıs 2018’de evden ayrılan ve boşanmak isteyen karısı Leyla Karal’ı sokakta boğazından bıçaklayarak öldüren A.K.’nin yargılanmasına İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.  Sanık duruşmada, “Eşim yolda bana küfür ederek yüzüme tükürünce kendimi kaybettim. Cebimde taşıdığım bıçağı rastgele salladım” dedi. Leyla Karal’ın kardeşi E.D. “Olaydan kısa süre önce ablam, sanığın evlerine giden teyzesine cinsel tacizde bulunduğunu söylemişti. Bana bu konuda ses kaydı göndermişti. Ses kaydı halen elimde bulunuyor. Cinsel tacizde bulunduğu için sanığı evden çıkardığını söyledi. Birkaç gün sonra ise boşanma konusunda anlaştıklarını söylemişti. Ben bu konuda sanıkla konuştuğumda önce kendisine tuzak kurulduğunu iddia etmişti, sonra ise hatasını kabul etmişti” dedi. Leyla Karal’ın ailesi ise sanığın Leyla Karal’a evlilikleri süresince şiddet uyguladığını ifade etti.

* İstanbul’da 2 Aralık 2016’da karısı Netice Taşdelen’i defalarca bıçakladıktan sonra balkondan atarak öldüren A.T. ve beş erkek kardeşinin Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandıkları davada karar duruşması görüldü. A.T. kasten öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılırken, diğer beş sanık suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmek ve kasten öldürme suçuna katılmaktan beraat etti.

* İzmir’de 12 Temmuz 2016’da nişanlısı Sibel Çelik’i tecavüz ettikten sonra öldüren ve evi ateşe veren, firarı sanık H.Y. ve H.Y.’nin abisi tutuksuz sanık S.Y.’nin yargılanmasına İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, Almanya’ya kaçtığı belirlenen H.Y.’nin iadesinin istenmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 6 Eylül’de.

* İzmir’de 9 Eylül 2016’da Esen Yaman’ı (29) öldüren S.G. ve onu azmettiren kadının eski kocası Ş.B. yargılandıkları İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesinde müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme Heyeti, S.G.’yi tasarlayarak öldürme, Ş.B.’yi tasarlayarak öldürmeye azmettirme suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı, cezalar iki sanık için de iyi hal indirimi uygulanarak müebbet hapis cezasına çevrildi.

* İstanbul’da 3 Haziran 2017’de boşanmak isteyen karısı Birgül Çeçen’i öldüren A.Ç. yargılandığı İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde eşini kasten öldürmek suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza iyi hal indirimiyle müebbet hapis cezasına çevrildi.

* İzmir’de Temmuz 2005’te karısı Gülperi Ovalıoğlu’nu öldüren ve intihar süsü veren sanık O.O.’nun kasten öldürmeden tutuksuz yargılanmasına İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Görülen 11. duruşmaya sanık katılmadı, tanıkların dinlenmesinden sonra Mahkeme, Adli Tıp Kurumunun delillerle ilgili raporunun beklenmesine karar verdi.  Bir sonraki duruşma 17 Eylül’de.

* Yalova’da 31 Mayıs 2017’de 6 yaşındaki Eylül Umutlu’yu kaçırıp, cinsel istismarda bulunduktan sonra öldüren M.Ş.A. (25) yargılandığı Yalova Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürme ve cinsel istismar suçlarından 2 kez ağırlaştırılmış müebbet ve kişiyi hüviyetinden yoksun kılmadan 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* İstanbul’da 28 Ekim 2017’de boşanmak isteyen karısı Selva Sağlam Yılmaz’ı aracının içinde tabancayla öldüren E.Y. yargılandığı İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinde eşini kasten tasarlayarak öldürmeden önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza iyi hal indirimiyle müebbet hapis cezasına çevrildi. Mahkeme sanığı, yasak silah taşıma suçundan da 1 yıl 3 ay hapis ve bin 500 TL adli para cezası ile cezalandırdı. İddianamede sanığın, 10 Ekim 2017 tarihinde evde eşi Selva Sağlam Yılmaz’ı bıçakladığı, hastaneye götürülen Selva Sağlam Yılmaz’ın şikayeti olmadığı, kadının 15 Ekim 2017’de eşinden şikayetçi olduğu, aile mahkemesine başvurarak eşi hakkında uzaklaştırma kararı aldığı, 24 Ekim 2017 tarihinde tehdit edildiği gerekçesi ile tekrar karakola başvurduğu belirtilmişti.

* İstanbul’da boşanma aşamasında olduğu karısı Selda Çelik’i öldüren A.Ç. yargılandığı Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinde eşi kasten öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, sanığın ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma, taşıma veya bulundurma suçundan da 2 yıl hapis ve 10 bin lira adli para cezasına çarptırılmasına karar verdi.

* Bursa’da boşanma davası açan karısı Fatma Açıkgöz’ü öldüren T.T.’nin (41) yargılandığı davada Savcı esastan mütalaasını verdi. Savcı, sanığın eşini kasten öldürmek suçundan ağılaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle cezalandırılmasını talep etti.

* Adana’da 10 Nisan 2017’de akraba olan Senem Barık (31) ile Zeliha Sevgilibaş’ı aile kararıyla öldürdüğü iddia edilen 6’sı tutuklu 7 erkek sanığın yargılanmasına Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Tutuklu sanık D.B., savunmasında, akrabası diğer sanıkların suçu kendisinin üzerine atmak istediklerini ileri sürdü. kullandı. Mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların mevcut durumunun devamına karar vererek duruşmayı erteledi. Sanıklar, tasarlayarak töre saikiyle öldürme, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etmek ve cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçlarından yargılanıyor.

* Antalya’da 7 Nisan 2017’de Gülsüm Ş.’yi öldüren C.O.’nun yargılanmasına Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı.  Sanık, duruşmada kadını tanımadığını söyledi, suçlamaları reddetti. Müşteki İ.Y., sanığın annesinin altınlarını almak için bu cinayeti gerçekleştirdiğini ileri sürdü. Mahkeme sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Tecavüz

* Erzurum’da, 24 yaşındaki yeğeni olan kadına tecavüz edip, doğan çocuğun DNA raporu ile biyolojik babası olduğu tespit edilen eski imam A.İ.’ye Oltu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23 yıl 8 ay hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. A.İ.’nin tecavüz sonrası ‘Kimse sana inanmaz, ben imam olduğum için herkes bana inanacaktır’ diyerek gkadını tehdit ettiği, mağdurenin yaklaşık 1 yıl sonra şikayetçi olmasında bunun etkisinin olabileceği belirtildi. Kararda, sanığın meslekte kötü intiba bırakması, daha önce müezzinin eşine tacizde bulunması nedeniyle de iyi hal indirimi uygulanmadığı ifade edildi. Mahkeme heyeti, 22 Mart 2018’de görülen karar duruşmasında sanığı zincirleme şekilde tehdit suçundan 1 yıl 3 ay, cinsel saldırı suçundan önce 15 yıla hapis cezasına mahkum etmiş, eylem yeğene karışı işlendiği ceza yarı oranında arttırılmıştı.

* İstanbul’da 21 Ocak 2017’de  sokakta kaçırdıkları F.H.E.’ye tecavüz eden D.A. ve E.K.’nin tutuklu yargılanmasına İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmada sanık E.K, suçlamaları reddetti. F.H.E. şikayetini yineledi. Mahkeme, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

* Eskişehir’de tanımadığı E.A.’ya tecavüz ettiği suçlamasıyla hakkında açıla davada Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesince T.D.’ye verilen beraat kararının gerekçesi açıklandı. Gerekçeli kararda, “E.A.’nın pantolonundan elde edilen lekede sanık T.D.’ye ait DNA profillerinin bulunduğu, ancak vajinal sürüntü örneğinde üçüncü bir erkek şahsa ait DNA’nın tespit edildiği, bu durumda çok aşırı alkollü olan ve ne yaptığını dahi hatırlamayan mağdura karşı cinsel saldırı suçunu işleyenin sanık dışında ve tanık dışında üçüncü bir şahıs olduğu, bu durumda T.D.’nin beraatine karar vermek gerekmiştir.” dendi. Savcılık karara itiraz etti. Yargıtay’a gönderilen temyiz dilekçesinde, T.D.’ye ceza verilmesi istendi.

* Adana’da yengesi D.B.’ye tecavüz eden S.B. hakkında  cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli olarak konut dokunulmazlığını ihlal etme, nitelikli cinsel saldırı, mala zarar verme suçlarından toplam 34 yıl hapis cezası istemiyle iddianame hazırladı. Kabul edilen iddianamede, Adli Tıp Kurumu raporunda kadının saldırıya uğradığına ilişkin tespitlere de yer verildi. Müştekinin iddiası ile Adli Tıp Kurumu raporunun uyumlu olduğu belirtildi.

* Antalya’da evinde çalışan Kazakistanlı F.İ.’ye tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanan A.G. hakkında Antalya 6. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın ilk duruşmasında tahliye edildi. Suçlamaları kabul etmeyen A.G., kendisine iftira atıldığını iddia etti.

* Manisa’da Şubat 2018’de 18 yaşında tanımadığı bir kadına sokakta tecavüz eden S.Ç. yargılandığı Turgutlu Ağır Ceza Mahkemesinde cinsel saldırıdan 30 yıl, kişi silahla ve cinsel saldırı amaçlı hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 21 yıl ve mala zarar vermeden 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* İstanbul’da yolcu R.T.’ye (38) götürdüğü ormanlık olanda tecavüz etmeye çalışan taksi şoförü İ.K. (30) hakkında cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak” suçlarından 3 yıldan 14 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.

* İstanbul’da 5 Mayıs 2017’de yolcu N.K.’ya (39) ormanlık alanda tecavüz eden taksi şoförü H.K. (46) hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan İddianamede, taksi şoförü H.K.nın alkollü olduğunu bildiği N.K.yı ikametine ya da adli ya da idari birimlere teslim etmesi gerektiği halde bu halinden istifade ettiğini anlatıldı. Sanığın beden bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzdan faydalanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı ve cebir tehdit veya hile kullanarak cinsel amaçlı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını işlediğini belirten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 28 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep etti.

* İstanbul’da üç yıl önce arkadaşının kızı S.Ş.’ye (18) tecavüz eden Ş.E. (70) hakkında nitelikli cinsel saldırıdan 12 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istemiyle Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Ş.E.’nin olaydan sonra S.Ş.’yi “Seni Münevver gibi yaparım” diyerek öldürmekle tehdit ettiği, babasının ise erkekle evlenmeye zorladığı ifade edildi.

* İstanbul’da tanıdığı H.G.B.’ye evinde tecavüz eden sanat yönetmeni H.S. tutuksuz yargılandığı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde cinsel saldırıdan 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza iyi hal indirimiyle 10 yıla düşürüldü. Savcı mütalaasında beraat talep etmişti.

* İstanbul’da Ocak 2018’de görev başındayken ekip aracında P.T.’ye tecavüz eden polis S.E.’nin (27) nitelikli cinsel saldırıdan 18 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada suçlamaları reddetti, P.T. olaydan sonra psikolojisinin bozulduğunu, tedavi gördüğünü söyledi, olayı anlattı ve şikayetini yineledi. Mahkeme Heyet, S.E.’nin kullandığı telefonun HTS kayıtlarının dökümünün istenmesine, soruşturmayı yürüten kolluk birimine yazı yazarak mağdureden alınan kıyafetler ile ilgili DNA analizi yapılıp yapılmadığının sorulmasına, yapıldıysa istenmesine hükmetti ve sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

* Ankara’da görev başındayken ekip aracına binen F.Y.’ye götürdüğü evinde cinsel istismarda bulunan polis H.M. hakkında iddianame hazırlandı. H.M.’nin kamu görevinin sağladığı yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı ve cinsel amaçlı olarak hürriyetten yoksun kılmak suçlarından 25.5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi.

Şiddet – yaralama

* Antep’te 23 Eylül 2016’da kendisini aldattığını öne sürerek karısı Ç.A.’yı av tüfeğiyle yaralayan  M.A.A.’nın yargılandığı Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesinde gebe olan eşe karşı kasten öldürmeye teşebbüs, silahla tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve silahla basit yaralama suçlarından 23 yıl 8 aydan 46 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi. İddianamede sanığın ifadelerinin suçtan kurtulmaya yönelik ve çelişkili olduğu vurgulandı.

* İstanbul’da iki yıl önce boşanma davası açan karısı B.G.’yi tornavidayla yaralayan D.G. yargılandığı İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen ikinci duruşmada eşi kasten silahla yaralama ve tehdit suçundan 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza ertelenmedi.

* İstanbul’da karısını çalıştığı iş yerinde tabancayla yaralayan Ö.D. yargılandığı Anadolu 8. Ağır Ceza Mahkemesinde  eşini kasten öldürmeye teşebbüs etme suçundan 16 yıl 8 hapis cezasına çarptırıldı.

* İstanbul’da H.A.’yı silahla yaralayan ve felç kalmasına sebep olan E.A.’nın tutuklu yargılanmasına İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmaya ilişkin mütalaasını veren savcı, dosyadaki eksikliklerin giderilmesini ve sanığın tutukluluk halinin devamını istedi. Mahkeme, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 3 Temmuz’da.

* Adana’da 22 Kasım 2017’de boşanmak isteyen karısı D.T.’yi bıçaklayarak öldürmeye teşebbüs ettiği iddiasıyla tutuklanan S.T. yargılandığı Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinde eşini kasten öldürmeye teşebbüs suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı, ceza, eylemin teşebbüs aşamasında kalmasından dolayı 14 yıla indirildi. Sanık hakaret, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından ise beraat etti. Müşteki avukatı kararı temyiz edeceklerini ifade etti.

* Trabzon’da karısı S.T.’yi hakkındaki uzaklaştırma kararını ihlal ederek gittiği evinde darp eden A.T. hakkında kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde yaralama suçundan 4.5 yıldan 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. S.T., 14 Şubat 2018’de Mahkemeye dilekçe vererek şikayetinden vazgeçti, Savcılık eşe karşı işlenen suçların şikayete bağlı olmayacağı gerekçesiyle sanık hakkında hazırladığı iddianameyi Asliye Ceza Mahkemesine gönderdi.

* İzmir’de 9 Ağustos 2017’de evden ayrılmayı planlayan karısı S.C.’ye (30) evde işkence eden U.C. (36) İzmir 32. Asliye Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılandığı davanın ikinci duruşmasında tahliye edildi. Sanık ve avukatı duruşmada S.C.’nin bir erkekle ilişkisi olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Hakim, sanık avukatının talebi üzerine istenen bilirkişi raporunun mahkemeye ulaştığını bildirdi. Bilirkişi raporunda, mağdur S.C.’nin eşi U.G.’yi aldattığı iddia edilen kişi ile birlikte motosiklete bindikleri ileri sürülen görüntünün çözünürlüğünün çok düşük olduğu, motosikletteki kişinin S.C. olduğunun tespit edilemediği belirtildi. Hakim, tarafların avukatlarına bilirkişi raporuna ilişkin beyanda bulunmaları için süre verilmesine ve sanığın tahliyesine karar verip, duruşmayı erteledi.  U.C. kasten ağır yaralama, eziyet çektirme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve hakaret suçlarından toplam 7 yıl 3 aydan 27 yıl 3 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

* İstanbul’da sunucu karısı E.P.K.’yi darp ve tehdit eden oyuncu T.P.’nin tehdit, hakaret ve kasten yaralama suçlarından 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına Anadolu 66. Asliye Ceza Mahkemesinde başlandı. Duruşmada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu avukatları da hazır bulundu. Sanık, duruşmada suçlamaları kabul etmediğini, müşteki tarafından tehdit edildiğini söyledi. E.P.K., ise sanığın kendisine birliktelikleri boyunca şiddet uyguladığını, darptan dolayı sakatlık yaşadığını söyledi, şikayetini yineledi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın davaya katılma talebini kabul eden mahkeme, tanıkların dinlenmesi için duruşmayı erteledi.

* Ankara’da sevgilisi O.D. darp edilen Z.D.,  hamile olduğunun öğrenilmesinden sonra şiddet gördüğünü belirterek nafaka talebinde bulundu.  Ankara 2. Aile Mahkemesi, tarafların hukuken evli olmaması nedeniyle 6284 sayılı Yasa kapsamında nafaka verilip verilmeyeceğini görüştü. Mahkeme, Yasada evli olmayan çiftler yönünden nafaka verilmesine ilişkin açık bir hüküm bulunmadığına dikkate alarak, Z.D.’nin başvurusunu, İstanbul Sözleşmesi’ni esas alarak karara bağladı. Mahkeme, O.D.’nin 3 ay süreyle Z.D.’yi şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama ve küçük düşürücü söz ve davranışlarda bulunmamasına, kadının konutuna, okula ve işyerine yaklaşmamasına ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmemesine karar verdi, tedbir kararı sürecince geçerli olmak üzere 300 TL nafaka ödemesine hükmetti.

* Trabzon’da 7 Şubat 2018’de karısı S.T.’yi hakkında uzaklaştırma kararı bulunduğu sırada darp eden A.T. hakkında kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde yaralama suçundan 4.5 yıldan 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı, asliye ceza mahkemesine gönderildi.   Olaydan bir hafta sonra S.T. şikayetini geri çekti,  Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı eşe karşı işlenen suçun şikayete tabi olmadığını belirtti.

* Ankara’da karısı E.K.’ye işkence eden, yüzüne kezzap atmakla tehdit eden ve sistematik olarak şiddet uygulayan polis A.K. hakkında silahla tehdit, kötü muamele, eziyet etme suçlarından Adana 11.Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı. İddianamede, sanığın eziyetten 8 yıl, tehditten 5 yıl, kötü muameleden ise bir yıl olmak üzere toplam 14 yıl hapisle cezalandırılması istendi. İddianamenin değerlendirme bölümünde, “şüphelinin mağdura sistematik şekilde cebir ve şiddet uygulayarak suç kastını gösterdiği, şüphelinin suçu alışkanlık haline getirdiği, ayrıca şüphelinin olayda müştekiyi aralıklarla darp ederek acı verme ve eziyet çektirme kastının yoğunluğunu gösterdiği anlaşılmıştır” ifadesi kullanıldı.

* İstanbul’da otobüste A.T.’ye tekme atan A.Ç.’ye verilen cezaya avukatının itirazı üzerine açılan vesayet davası İstanbul Anadolu 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde görüldü. Mahkemenin istediği üzerine hazırlanan raporda, A.Ç.’nin “bipolar affektif bozuklukluğu” hastalığı olduğu belirtildi. A.Ç.’nin hastalığının iyileşme döneminde bulunduğu, ayırt etme gücünü etkilemediği kaydedildi. Rapor üzerine A.Ç.’nin avukatı dosyanın inceleme aşamasında bulunduğu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine hastane raporuyla beraber bir dilekçe sundu, raporu dayanak göstererek dosyanın hükmü veren mahkemeye iade edilmesi ve beraat kararı verilmesini talep etti. A.Ç., hakkında yapılan yargılama sonucunda kasten yaralama, inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme ve “hakaret” suçlarından 3 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.

Taciz

* Mersin’de 16 Temmuz 2017’de tanımadığı S.T.’yi sarkıntılık yaparak taciz eden S.A.’nın tutuksuz yargılanmasına Mersin 7. Asliye Ceza Mahkemesinde başlandı. Sanık duruşmada olay günü sarhoş olduğunu, olayı hatırlamadığını ileri sürdü. Mahkemeye sunulan görüntülerde 2 kişiyi daha taciz ettiği ileri sürülen sanık, güvenlik görevlilerinin kendisine müdahale etmediğini, görevlerini yerine getirmediklerini de öne sürdü. Dosyada bulunan CD içerisindeki görüntülerin bilirkişi tarafından detaylı raporlandırılması ve dosyadaki eksikliklerin tamamlanması için duruşma 3 Temmuz gününe ertelendi. S.T., cinsel davranışlarla bir kişinin vücut dokunulmazlığını ihlal etme suçunun sarkıntılık düzeyinde kalması ile 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanıyor.

* İstanbul’da şarkıcı H.’nin yaşadığı siteye gizlice giren ve kadını ısrarla takip eden S.O. hakkında 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

* İstanbul’da Ekim 2017’de duruşma sırasında eski nişanlısının kız kardeşi E.K.’yi taciz eden C.S.’nin cinsel tacizden 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanmasına İstanbul Anadolu 57. Asliye Ceza Mahkemesinde devam edildi.  Duruşmada tanıklar dinlendi. Sanık avukatı, iddiaların asılsız olduğunu belirterek, suçlamaları kabul etmediklerini söyledi.

* İstanbul’da Mayıs 2015’te bir ilkokulun müdür yardımcısı P.Ü.’yü taciz eden H.Y. yargılandığı Anadolu 62. Asliye Ceza Mahkemesinde cinsel tacizden 2 bin 250 TL adli para cezasına çarptırıldı, hükmün açıklanması geri bırakıldı. P.Ü. şikayetinden sonra istifaya zorlanmış, başka bir okula tayin edilmiş, H.Y. ise aynı okulda görevine devam etmişti.

* İstanbul’da 25 Mayıs 2017’de otobüs durağında tanımadıkları polis memuru G.Ö.’ya sözlü tacizde bulunan A.A. ve arkadaşı kadın E.T. hakkında Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Duruşmaya gelmeyen sanıkların bir sonraki celse zorla getirilmesine karar verildi. Sanıklardan A.A. cinsel taciz suçundan 4,5 yıla kadar, başkasının yerine suçu üstlenen E.T.  için kamu görevini usulsüz üstlenme suçundan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.

* Ağrı’da iki yıl önce bir üniversitede kadın öğrencilere cinsel tacizde bulunan öğretim üyesi E.K. hakkında cinsel tacizden dava açıldı. İlk duruşmada E.K., kadınlara yolladığı cinsel içerikli mesajları alkollü olduğu sırada yolladığını söyledi. Şikayetçi kadınlar taciz olaylarını anlattı, daha önce üniversite yönetimini şikayette bulunduğunu söyledi, başka bölüm öğrencisi tanık kadınlar dinlendi. Bir sonraki duruşma 3 Temmuz’da.

Çocuk istismarı

* Bolu’da  sosyal medyada tanıştığı G.N.Ç.’nin (16) çıplak fotoğraflarını okul arkadaşlarına gönderen ve kızı sürekli tehdit eden O.G. (20) ve kıza yardım etme bahanesiyle buluştukları yerde cinsel istismarda buluna Ö.G.’nin yargılanmasına devam edildi. Sanıklar suçlamaları reddetti. Pedagog eşlinde ifadesi alınan G.N.Ç., ise psikolojisinin bozulduğunu, nişanlandığını ve şikayetçi olmak istemediğini söyledi. Duruşma tanıkların ifadeleri için 21 Haziran 2018 tarihine ertelendi.

* İstanbul’da yaşları 18’den küçük yedi öğrenci kıza farklı zamanlarda cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen lise müdürü H.B. hakkında  birden fazla çocuğa karşı cinsel istismar ve birden fazla çocuğa karşı cinsel taciz suçlarından İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı.

* İzmir’de yeğeni Ö.A.’ya (15) cinsel istismarda bulunan H.B.’ye (21) tutuklu yargılandığı davada İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12 yıl 6 ay hapis cezası Yargıtay 14. Ceza Dairesi tarafından onandı. Ö.A. yargılama sürecinde H.B.’ye iftira attığını iddia etmişti.

* Kırşehir’de 2015 yılında yaşları küçük öğrencisi yedi kıza cinsel istismarda bulunan okul müdürü A.T.’nin Kırşehir Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı davada tutuklanmaasına karar verildi. Duruşmada A.T. suçlamaları reddetti, tanıkları  dinleyen mahkeme heyeti, mevcut delil durumunu göz önünde bulundurarak sanığın tutuklanmasına karar verdi.

* İstanbul’da sevgilisinin kızı H.P.’ye (12) cinsel istismarda bulunan C.A. çocuğun cinsel istismarı suçundan 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde 21 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bir önceki duruşmada H.P. istismara uğramadığını beyan ederek şikayetini geri çekmişti. ASP avukatı ise, beyanın baskı altında verildiği ifade ederek şikayetini yinelemişti.

* Eskişehir’de 2 Şubat 2018’de 11 yaşındaki üvey kızına cinsel istismarda bulunana R.K. (41) yargılandığı Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun cinsel istismarı suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

* İzmir’de kızı B.Y.’ye (17) sistematik olarak cinsel istismarda bulunan S.Y.  hakkında açılan davanın ilk duruşmasında tutuklandı. Sanık çocuğun cinsel istismarından yargılanıyor.

* İzmir’de 2014’te bir okulda yaşları 18’den küçük altı kıza porno film izletip cinsel istismarda bulunan A.Ş.’ye yargılandığı İzmir Ağır 8. Ceza Mahkemesince verilen ceza İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi tarafından onaylandı. Sanık, yargılandığı davada müstehcen görüntü izletmek suçundan 3 yıl, cinsel istismar suçundan ise 79 yıl 6 ay olmak üzere 82.5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Sanık avukatı olayı ortaya çıkaran ve tanık olan öğretmen kadın S.Ö. ile sanığın arasından husumet bulunduğu iddia etmişti.

* İzmir’de 2015 ve 2017’de 15 yaşındaki üvey kızına cinsel istismarda bulunan B.A. yargılandığı İzmir 7. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun nitelikli cinsel istismarından önce 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı, ceza eylemin yakına işlenmesi nedeniyle 33 yıl 9 aya çıkartıldı. Duruşma Savcısı mütalaasında sanığın aleyhine dosyaya giren iddianın müşteki anlatımlarından ibaret olduğu, mağdurun iddialarını destekleyen doktor raporu ve görgü tanığı gibi hiçbir maddi delil bulunmadığı, “şüpheden sanık yararlanır” evrensel hukuk kuralı gözetilerek sanığın beraat ve tahliye edilmesi yönünde mütalaa vermişti.

* İstanbul’da yaşları 18’den küçük kızlara zorla tuttuğu çiftliğinde cinsel istismarda bulunan A.S. hakkında çocuğun cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, şantaj, silahla tehdit, reşit olmayanla cinsel ilişki suçlarından 24 yıldan 62 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. İddianame İstanbul Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

* Diyarbakır’da 24 Temmuz 2017’de kızı M.Ö.’ye (9) bir ay boyunca cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen M.S.Ö. (37) yargılandığı Diyarbakır Ağır 3. Ağır Ceza Mahkemesinde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan, 2 kez ceza artırımı uygulanarak 33 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza, sanığın sabıkasız geçmişi, yargılama sürecindeki tutum ve davranışlarını gerekçe gösterilerek iyi hal indirimiyle 28 yıl 1 ay 15 güne indirildi.

* Bolu’da 10 yaşından beri karsının yeğeni S.A.’ya (18) cinsel istismarda bulunan Y.Ç.’nin sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı, çocuğa karşı cinsel taciz ve çocuğun nitelikli istismarı suçlarından Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde tutuksuz yargılanmasına devam edildi. Sanık suçlamaları kabul etmedi, S.A. duruşmada istismarı tekrar anlattı ve şikayetini yineledi. Bir sonraki duruşma 17 Temmuz’da.

* Bolu’da Aralık 2017’de tanımadığı E.S.’ye (17) cinsel istismarda bulunan M.S. (23) yargılandığı Bolu Ağır Ceza Mahkemesinde  iyi hal indirimiyle 5 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı.

* Samsun’da yaşı 18’den küçük S.Ç.’ye cinsel istismarda bulunan yetişkin M.K. tutuklu yargılandığı Samsun 1. Ağır Ceza Mahkemesinde cinsel istismar suçundan 25 yıl, alıkoyma suçundan da 3 yıl 1 ay olmak üzere toplam 28 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı.

* İzmir’de müşteki olduğu cinsel istismarda davası için adliyeye gelen R.Y.’ye (17) tanık odasında cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen polis F.D.’nin çocuğun cinsel istismarından yargılanmasına İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Duruşmaya katılmayan R.Y. yazısı ifadeyle şikayetini yineledi. .D., “Şeker hastası olduğum ve yüksek dozda insülin kullandığım için cinsel problemim var. Eşimle de bu problemim nedeniyle sorun yaşadık. Mağdur bana iftira atıyor” dedi. Duruşmada tanık olarak dinlenen, olayın yaşandığı mahkemede görev yapan A.Ş. de ifadesinde “Kapıyı ittirdim ancak açılmadı. Arkasında bir şey vardı. İttirmeye devam edince polis memuru ile mağdur kızı kapının arkasında gördüm. Polis memuru aşırı terlemiş ve panik haldeydi” dedi. Mahkeme heyeti, polis memurunun şeker hastalığının tespit edilmesi için hastaneye sevkine ve dosyadaki eksiklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

* Bursa’da komşusunun kızı D.K. ‘ya (14) otomobilinde cinsel istismarda bulunan Ö.T.’nin (44) Bursa 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde cinsel istismar ve hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından 15 yıla kadar hapsi istemiyle tutuksuz yargılanmasına başlandı. Sanık duruşmada suçlamaları olayın yanlış anlaşılma olduğunu söyleyerek reddetti. Müşteki D.K. ve annesi de aynı gerekçeyle şikayetlerinden vazgeçtiklerini söyledi.  Duruşma, tanıkların dinlenmesi ve eksik evrakın tamamlanması için ertelendi.

* İzmir’de 6 yaşındaki üvey torununa cinsel istismarda bulunan M.A.B.’nin (72) tutuklu yargılanmasına İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmada sanık suçlamaları reddetti, “Zaten şeker hastasıyım, şeker hastaları cinsel istek açısından zayıf olur” diyerek kendini savundu. Mahkeme sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Bir sonraki duruşma 5 Haziran’da.

* Bursa’da yaşı 18’den küçük baldızı B.K.’ya cinsel istismarda bulunan M.A.’nın çocuğun nitelikli cinsel istismarından yargılanmasına Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. M.A. suçlamaları reddetti, mesajları B.K.’nin kendisine yolladığını söyledi. M.A. ise erkeğin kendisini tehdit ettiğini söyledi. Sanık avukatı, mahkemeye M.A. ve B.K. arasındaki mesajlaşmaları sundu, olayın nitelikli cinsel istismar olmadığını söyledi. Mahkeme M.A.’nın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

* Kayseri’de sosyal medyadan tanıştığı F.N.O.’ya (15) cinsel istismarda bulunan Ö.O.’nun (24) yargılanmasına Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde başlandı. Tutuklu sanık, F.N.O. ile rızasıyla yakınlaştığını söyledi. F.N.O., ifadesinin sanık ve babasının duruşma salonundan çıkartılmasından sonra verdi, cinsel saldırıyı anlattı. Savcılık mütalaasında sanığın nitelikli cinsel istismar ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılmasını talep etti. Bir sonraki duruşma Haziran’da görülecek.

* İstanbul’da bir okul etrafında farklı zamanlarda C.Ö. (14), E.Y. (12) ve B.Ç.’ye (12) cinsel istismarda bulunan E.Y. (26) yargılandığı Anadolu Asliye Ceza Mahkemesinde iki çocuğa karşı cinsel tacizden 15 ay hapis cezasına çarptırıldı, hükmün açıklaması geri bırakıldı. Yargılama sürecinde çocukların aileleri şikayetlerinden vazgeçmişti. (BB/ÇT)

Erkek Şiddeti Mayıs 2018

Mayıs’ta basına yansıyan erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakalarının gün gün tam listesi…

Erkekler Mayıs’ta 25 kadını ve dört kadının babasını, birinin kocasını, birinin de 15 yaşındaki oğlunu öldürdü; en az 4 kadına tecavüz etti, 51 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı, 14 kadını taciz etti, 53 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu, 44 kadını yaraladı.

25 kadın cinayetinin yanısıra;

* 2017’de Mersin ve Diyarbakır’da öldürülen üç kadının failleri belirlendi. Mersin’de öldürülen kadın ve kızının, kadının sevgilisi tarafından “namus” bahanesiyle öldürüldüğü; Diyarbakır’da öldürülen 18 yaşındaki kadının ise dini nikahlı kocası ve ağabeyi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

* Ağrı, Muğla ve Mersin’de üç kadının intihar ettiği iddia edildi. Kadınlardan biri dini nikahla evlendirilmiş, 18 yaşında ve hamileydi. Ayrıca Ağrı’da bir kadın intihara teşebbüs etti.

* Edirne’de Meriç nehrinde 30 yaşlarında hamile bir kadın ve 8-10 yaşlarında bir kız çocuğuna ait iki ceset ve Konya’da sulama kanalında bir kadının cesedi bulundu.

Erkekler 2018’in beş ayında en az 97 kadın ve yedi çocuk öldürdü; 30 kadına tecavüz etti; 89 kadını taciz etti; 280 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı; 177 kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu; 185 kadını yaraladı.

1 Mayıs

Cinayet

* İstanbul’da polis memuru B.T., yeni boşandığı karısı İmran Kandemir’i (27) tabancayla öldürdü. B.T., boşanmalarından birkaç gün sonra eski karısının intihar ettiği yönünde polise ihbarda bulundu. Cinayeti reddeden B.T. adli kontrolle serbest bırakıldıktan bir süre sonra tutuklandı. (Bu cinayet 10 Nisan’da işlendi, erkeğin tutuklanmasıyla basına yansıdı)

2 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Aksaray’da bir erkek F.Y.’yi (61) darp etti. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

* Isparta’da bir erkek, sevgilisi olduğu öne sürülen kadını sokakta darp etti. Çevredekiler olayı cep telefonlarıyla görüntüleri, erkeği darp etti. Olay yerine gelen polis erkeği gözaltına aldı.

* İzmir’de E.K. (62), kızı M.A.K.’yi (29) evde darp etti. M.A.K., E.K.’nin kendisine 9 yıldır tecavüz ettiği gerekçesiyle şikayetçi oldu. E.K.’nin 6 ay önce genç bir kadını otobüste taciz ettiği, bir süre tutuklu aldığı ifade edildi. Gözaltına alınan ve suçlamaları reddeden erkek tutuklandı.

* Düzce’de M.K., kullandığı araçla tanıdığı G.B.’nin kullandığı aracın önü kesti, aracı durdurmayan kadının kaza yapmasını sağladı. Araçtaki dört kadın ve bir bebek hafif yaralandı. G.B., erkekten şikayetçi oldu.

3 Mayıs

Tecavüz

* Antalya’da devlet memuru A.G., evine gelen ev eksenli temizlik işçisi Kazakistanlı kadına tecavüz etti. Kadının şikayeti üzerine tutuklanan A.G. ilk duruşmada tahliye edildi. A.G.’nin aynı zamanda bir sendikanın kadın kolu sekteri olduğu, olayın duyulmasının ardından 20 üyenin sendikadan istifa ettiği iddia edildi, bu iddia sendika başkanı tarafından yalanlandı. A.G. çalıştığı kurum tarafından açığa alındı. (Olayın ne zaman yaşandığı basına yansımadı.)

Şiddet/Yaralama

* Aksaray’da bir erkek karısını darp etti. Kadın erkekten şikayetçi oldu, erkek gözaltına alındı.

4 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Isparta’da bir erkek, bir restoranın önünde dışarı çağırdığı kadını darp etti. Erkeğe çevredekiler müdahale etti, erkek gözaltına alındı.

Tecavüz

* Kocaeli’de İ.A. (25), 19 yaşındaki sevgilisine buluştukları okul bahçesinde tecavüz etmeye çalıştı. Direnen kadın kaçtı ve erkekten şikayetçi oldu. İ.A. tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Adana’da bir erkek, erken yaşta evlenen gelini N.Ç.’yi (17) darp etti. N.Ç., yaralı halde gittiği polis merkezinde erkekten şikayetçi oldu.

5 Mayıs

Cinayet

* İstanbul’da askerden izinli çıkan M.S. (21) evinin yakınında Nurhan Doğan’ı (20) sokakta tabancayla öldürdü. Cinayetten sonra intihara teşebbüs eden erkek ağır yaralandı. (Fail ile kadının yanıklık derecesi haberlere yansımadı)  

Seks İşçiliğine Zorlama

* Adana’da 16’sı erkek 18 kişi, Gürcistan uyruklu N.V. (23), N.O. (26) ve O.S.’ye (26) tehdit ederek alıkoydukları evde zorla seks işçiliği yaptırdı. Kadınların evlenme vaadiyle erkekler tarafından Türkiye’ye çağırıldıkları ve ülkelerine geri dönmek istedikleri zaman öldürülmekle tehdit edildikleri ifade edildi. Gözaltına alınan 18 kişi tutuklandı.

6 Mayıs

Cinayet

* Bursa’da cezaevinden izinli çıkan M.H.A. (34) karısı Çiğdem Alpaslan’ı kıskandığı için evinin balkonunda bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. M.H.A.’nın 2013 yılında bir erkeği öldürdüğü için hüküm giydiği, cezaevinden beş gün izin aldığı ifade edildi.

Çocuk istismarı

* Antalya’da bir plajda bir erkek, tanımadığı 16 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Kızın çığlık atması üzerine erkek, güvenlik görevlileri tarafından yakalandı.

Seks İşçiliğine Zorlama

* Antalya’da beşi kamu görevlisi olan 12 erkek, Türkiyeli olmayan 20 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. 21 erkek gözaltına alındı.

7 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Aksaray’da bir erkek karısı C.A.’yı (29) evde darp etti.

Çocuk İstismarı

* İstanbul’da bir lise müdürü H.B., yaşları 18’den küçük yedi öğrenci kız çocuğuna farklı zamanlarda cinsel istismarda bulundu. Olay, çocukların rehber öğretmene istismarı anlatmasıyla ortaya çıktı. Hakkında ‘birden fazla çocuğa karşı cinsel istismar’ ve ‘birden fazla çocuğa karşı cinsel taciz’ suçları kapsamında ceza istendi. Dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. (Olayın yaşandığı tarihler basına yansımadı)

8 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Adana’da B.H. (23) sevgilisi F.B.A.’yı (21) kıskandığı için gece boyunca işkence etti. Komşularının ihbarı üzerine gözaltına alınan ve serbest bırakılın B.H. Savcılığın itirazı üzerine tutuklandı. Hayatta kalan F.B.A yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

* Bursa’da T.Ö. (17) sevgilisi Z.Y.’yi (17) göğsünden bıçaklayarak ağır yaraladı. Erkek aynı bıçakla kendini yaraladı.  Z.Y.’nin hayati tehlikesi devam ediyor, T.Ö. hafif yaralı.

* Muğla’da A.K., ağabeyi K.K. ve yengesi Ü.K. ile birlikte yürüme engelli komşusu M.A.’yı (42) darp etti, tekerlekli sandalyeden itti.  Düşüp başını çarpan ve baygınlık geçiren M.A.’nın çok yerinde kırık olduğu ifade edildi. Gözaltına alınan zanlılar tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. A.K.’nin kadına saldırmadan önce bahçesinde topladığı çöpleri M.A.’nın bahçesinin önüne bıraktığı ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Antalya’da lise servis şoförü R.S. (69), yaşları 18’den küçük öğrenci sekiz kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. Olay çocukların şikayetiyle ortaya çıktı. Soruşturma sonucunda tutuklanan R.S. hakkında Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. (Olayın yaşandığı tarihler basına yansımadı)

9 Mayıs

Cinayet

* Ankara’da A.F. (44) boşanma davası açan karısı Satı Fındık’ı (38) barışma teklifini reddettiği için çocuğunun okulunun önünde tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. Satı Fındık’ın açtığı boşanma davasının bu ay sonunda görüleceği ifade edildi.

* Eskişehir’de H.G. (53) araç içinde yanında oturan Derya Kuru’yu (43) ruhsatlı tabancasıyla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti.

* Manisa’da emekli polis M.Ö. (63) sokakta tartıştığı Zeynep Kaya’yı (36) tabancayla öldürdü, ardından kadının kocası Mustafa Kaya’yı (43) öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek 1 Mayıs’ta teslim oldu, cinayeti borç sebebiyle işlediğini iddia etti. M.Ö. tutuklandı. (28 Nisan’da yaşanan bu olay, zanlının tutuklanmasıyla basına yansıdı. Cinayetin toplumsal cinsiyet temelli olduğuna dair bir veri olmadığı için çetelenin başlığındaki sayıya dahil etmedik)

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da M.G., karısı H.G.’yi sokakta darp etti, satırla öldürmekle tehdit etti. Erkeğe uzaklaştırma cezası verildi. Olayın basına yansıması üzerine M.G. Valilik talimatıyla yakalandı.

* Antalya’da bir erkek, karısını arkadaşından eve geç döndüğü için sokakta darp etti, hakaret ve tehdit etti. Erkeğe çevredekiler müdahale etmedi, polis çağırmadı, darp olayını cep telefonuyla kaydetti. Eve dönmek istemediğini belirten kadına erkek, “Sen kimsin de beni isteyeceksin? Ben isterim ya da istemem” dedi.

Taciz

* Kocaeli’de Suriyeli M.S.S., yan sokakta çalışan terzi Z.İ.’yi taciz etti. Erkek kadının şikayeti üzerine gözaltına alındı, adli kontrolle serbest bırakıldı. M.S.S.’nin olaydan iki gün sonra sürekli kadının dükkanın çevresinde dolaştığı, erkeklerin kendisine müdahale ettiği, M.S.S.’nin yakınlarını çağırması üzerine iki tarafından kavga ettiği, iki erkeğin bıçaklandığı ifade edildi. Gözaltına alınan M.S.S. ikinci kez adli kontrolle serbest bırakıldıktan sonra, Savcılığın itirazı üzerine tutuklandı.

* Zonguldak’ta ambulans şoförü S.S. (49), acil tıp teknisyeni olan iki kadını hastaya müdahale ederken gizlice fotoğraflarını çekti. Kadınların şikayeti üzerine gözaltına alınan S.S.’nin telefonundan kadınların fotoğrafı çıktı. S.S. ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

10 Mayıs

Cinayet

* Bursa’da E.A. (40) erken yaşta evlendiği karısı Gonca Aksakal’ı (35) tabancayla öldürdü. Erkek tutuklandı. Gonca Aksakal’ın 20 yıl önce erkekle evlendiği ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* İstanbul’da spor hocası B.E., öğrenci D.A.’ya (16) cinsel istismarda bulundu, tehditle dini nikah kıydı, iki yıl boyunca birisiyle görüşürse öldürmekle tehdit etti. Olay, D.A.’nın ailesinin D.A.’nın hareketlerinden şüphelenmesiyle ortaya çıktı, aile B.E. hakkında suç duyurusunda bulundu. B.E. tutuklandı. B.E.’nin uluslararası cihatçı bir terör örgütüne üye olduğu, Türkiye’de yapılan bir saldırıyla bağlantılı olduğu ifade edildi.

* Diyarbakır’da bir erkek, tanımadığı R.A. (7), A.A. (7) ve Z.A.’ya (9) evlerinin girişinde cinsel istismarda bulundu. Erkek, kızların bağırması üzerine kaçtı. Erkek aranıyor.

* Bursa’da B.K. (24), sevgilisi olduğunu öne sürdüğü M.K.’ye (14) parkta cinsel istismarda bulundu. Gözaltına alınan B.K. küçük yaşta kız çocuğuna cinsel istismar suçundan tutuklandı. B.K. adliye çıkışı kaçmaya çalıştı.

Taciz / Çocuk İstismarı

* Antalya’da Ü.B. tanımadığı 30 yaşında bir kadını markette taciz etmeye yeltendi, kadını evine kadar takip etti. O sırada apartman çıkan ve servis bekleyen 12 yaşında bir kıza sözlü cinsel istismarda bulundu. Ü.B. kızın servisten inen arkadaşlarının kendisine müdahale etmesiyle kaçmaya çalıştı, bir apartmana sakladı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı.

11 Mayıs

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* Mersin’de Ağustos 2017’de bıçakla evlerinde öldürülen Ayşa Cuma (45) ile kızı Uvfa Naasan’ın (19) cinayet zanlısının tanıdıkları Ş.K. olduğu ortaya çıktı. Antep’te yakalanan Ş.K., Uvfa Naasan ile sevgili olduğunu, birlikteliklerinin duyulmaması için cinayeti işlediğini söyledi. Ş.K. tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Kocaeli’de kuzen olan H.E, E.E., S.E. ve dört erkek, kuzenleri İ.E.’ye (16) cinsel istismarda bulundu. Erkeklerin İ.E.’ye 12 yaşından beri sistematik olarak cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi. Olay, İ.E.’nin okul yönetimini ihbarıyla ortaya çıktı. Gözaltına alınan erkeklerden dördü tutuklandı, üçü adli kontrolle serbest bırakıldı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da N.B.C. komşusu trans K.A.’ya bahçesinde kedi beslediği için sopayla “binada travesti istemiyorum” diyerek saldırdı, kadının direnmesi üzerine K.A.’ya ve erkeği engellemeye çalışan arkadaşı M.D.’ye tüfekle ateş etti, M.D. yaralandı. Gözaltına alınan N.B.C. ifadesinin ardından serbest bırakıldı. K.A. erkekten şikayetçi olurken N.B.C. de K.A.’dan şikayetçi oldu.

12 Mayıs

Cinayet

* Denizli’de E.K. (31) eski karısı Ayşe Karahan’ı (41) evde tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. E.K.’nin cinayeti, eski karısına olan nafaka borcundan dolayı işlediği öne sürüldü.

Şiddet/Yaralama

* Manisa’da S.T. (33), karısı C.T.’yi (24) evde darp etti. Evden ayrılan ailesinin evine giden C.T.’yi burada da darp etti, kendisini engellemeye çalışan kadının erkek kardeşi A.K.’yi (19) tüfekle yaraladı, kadını ve ailesini öldürmekle tehdit etti. Olay sırasında tüfekle evden çıkan kadının abisi, S.T.’yi öldürdü.

Çocuk İstismarı

* İzmir’de M. (72) üvey torunu Y.’ye (5) evde cinsel istismarda bulundu. Olay, çocuğunun hareketlerindeki değişimi fark eden ailesi ve anaokulu tarafından ortaya çıktı. Ailenin şikayeti üzerine gözaltına alınan M. tutuklandı. M.’nin daha önce de aileden iki kız çocuğuna da cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi. M.’nin yargılanmasına 22 Mayıs’ta başlandı. (Nisan ayında yaşanan bu olay 12 Mayıs’ta basına yansıdı)

13 Mayıs

Cinayet

* Bursa’da D.S. (63) kendisini dolandırdığını öne sürdüğü Hülya Büyükkaplan’ı (28) sokakta bıçakla öldürdü. Kadının arkadaşları tarafından darp edilen D.S. tutuklandı.

Şüpheli Ölüm / İntihar İddiası

* Ağrı’da yeni ay önce dini nikahla evlenen H.K.’nın (18) evde intihar ettiği öne sürüldü. H.K.’nin dört aylık hamile olduğu ifade edildi. H.K.’nin kocası ifadesinin ardından serbest bırakıldı. H.K.’nin abisi kardeşinin intihar ettiğine inanmadığını, şüphelerin bulunduğunu, kocasından şiddet görmüş olabileceğini ifade etti. Ailenin şikayeti üzerine olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

* Muğla’da S.Ö.’nün (46) evde bıçakla intihar ettiği öne sürüldü. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Tecavüz

* Adana’da bir erkek İ.Z.Ç.’ye (33) evinde tecavüz etti, kadını eve kilitledi. Kadın balkona çıkarak yardım istedi. Erkek gözaltına alındı.

Seks İşçiliğine Zorlama

* İstanbul’da altısı erkek dokuz kişi, iş vaadiyle yurtdışından getirdikleri 15 kadına pasaportlarına el koyarak ve zorla senet imzalatarak zorla seks işçiliği yaptırdı. Seks işçiliği yaptırılan bir kadının ihbarı üzerine dokuz kişi gözaltına alındı.

* Kayseri’de sekizi erkek 11 kişi, 10 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Gözaltına alınan 11 kişiden altısı erkek yedi kişi tutuklandı.

Taciz

* İstanbul’da C.P. tanımadığı K.G.’yi (25) metrobüs durağında taciz etti. Kadının şikayeti üzerine C.P. hakkında cinsel tacizden soruşturma başlatıldı ve iki ay süreyle kadına yaklaşmama kararı verildi.

Tehdit

* Kocaeli’de bir erkek eski karısı N.G.’yi tehdit etti. N.G.’nin şikayetçi olduğu erkek hakkında bir işlem yapılmadı. N.G., bu ay öldürülen Çiğdem Alparslan için adliye önünde yapılan basın açıklamasında “Boşandığım eşimin tehdidinden dolayı Savcıya, hakime, karakola her gün şikayetçi oluyorum. Daha bu sabah şikayetçi oldum. Darp yok diye geri gönderildim” dedi.

14 Mayıs

Cinayete Teşebbüs

* Kastamonu’da E.Ü. (28) boşanma davası açan karısı A.Ü.’yü (21) barışma teklifini reddettiği için sokakta 17 yerinden bıçaklayarak ağır yaraladı. Olaydan sonra kaçmaya çalışan erkek çevredeki erkekler tarafından darp edildi.

Seks İşçiliğine Zorlama

* İstanbul’da altı erkek, yüksek gelirli iş vaadiyle yasal yollarla Türkiye’ye girişlerini sağladıkları Ukrayna, Rusya ve Belarus vatandaşı 20-25 yaşlarındaki 12 kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

* Antalya’da üç erkek, altı kadına zorla seks işçiliği yaptırdı. Erkekler gözaltına alındı.

15 Mayıs

Nedeni Belirlenememiş Cinayet

* Antep’te akrabaları B.T. (38), Z.T. (35) ve B.T. (45) Hatice Tahir’i evde darp ederek öldürdü. Zanlılar yakalandı. (Cinayetin nedeni ve zanlılar ile Hatice Tahir’in yakınlık derecesi haberlere yansımadı)

Şiddet/Yaralama

* İzmir’de M.B. (22), boşanma davası açan karısı D.İ.B.’yi darp etti. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek serbest bırakıldı. M.B., evden ayrılan ve ailesinin yanına yerleşen kadını defalarca öldürmekle tehdit etti. D.İ.B. basına yaptığı açıklamada can güvenliğinin olmadığını ifade etti. Erkekle ilgili başka bir işlem yapılıp yapılmadığı basına yansımadı.

* Adana’da E.Z. (25) üvey annesinin Z.Z.’nin evde olduğunu sanarak evini yaktı. Erkek olaydan sonra kaçtı.

16 Mayıs

Cinayet

* Yozgat’ta H.E. (56), karısı Mühibe E.’yi (49) uyurken tabancayla defalarca el ateş ederek öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu.

* Edirne’de İ.Ö. (81) karısı Kıymet Özkan’ı (81) dışarı çıkmak istediği için evde keserle başına burarak öldürdü. Erkek cinayetten sonra tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Samsun’da B.G. (41), karısı H.G.’yi araç içinde darp etti. Olaydan sonra şikayetçi olan H.G. karakolda baygınlık geçirdi. Erkek gözaltına alındı.

* İzmir’de M.O. (27) eniştesi Sadrettin Yılmaz’ı öldürdü, ablası R.Y.’yi, yeğeni M.Y. (1) ve eniştesinin kız kardeşi H.K.’yi tabancayla yaraladı. Yaralanan R.Y. ve M.Y.’nin durumunun iyi olduğu ifade edildi. R.Y.’nin erkekle evlenmesine ailesinin karşı çıktığı, ailesinin barışmak için çiften 100 bin lira istediği, M.O.’nun cinayeti para verilmediği için işlediği ifade edildi.

* Kırşehir’de muhtar S.D., Halk Eğitim Merkezi öğretmeni R.A.’yı öğrencilerin katılım belgelerini istediği için darp etti. Kadının şikayeti üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

Çocuk İstismarı

* Samsun’da bir okulda temizlik işçisi F.D. (39) 13 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundu. İhbar üzerine gözaltına alınan erkek adli kontrolle serbest bırakıldı.

* Denizli’de öğretmen F.A. (53) dokuz kız öğrenciye cinsel istismarda bulundu. Ailelerin 28 Şubat’ta yaptığı şikayet üzerine erkek tutuklandı. F.A. cezaevinde intihar etti, intiharla ilgili soruşturma başlatıldı.

17 Mayıs

Cinayet

* Manisa’da D.E., annesi Gülhizar Ersöz’ü (70) av tüfeğiyle evde öldürdü. Erkek cinayetten sonra intihar etti. D.E.’nin psikolojik sorunları olduğu öne sürüldü.

Şiddet/Yaralama

* Adana’da B.B. karısı G.B.’yi (54) evde darp etti, kabloyla boğmaya çalıştı. Erkek olaydan sonra kaçtı.

Taciz

* Zonguldak’ta birkaç erkek, sokakta tanımadıkları bir kadına ve yanındaki erkek partnerine sözlü tacizde bulundu. Erkeğin karşılık vermesi üzerine erkekler kavga etti.

18 Mayıs

Cinayet

* Kastamonu’da G.G. (33) dini nikahlı karısı Pınar Çelik’i (38) kıskançlık bahanesiyle evde bıçakla boğazını keserek öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu. G.G.’nin popüler dizilerde figüran oyunculuk yaptığı ifade edildi.

Çocuk İstismarı

* Kütahya’da dokuz erkek, sosyal medyadan tanıştıkları zihinsel engelli B.Ç.’ye (17) iki yıl boyunca tehditle cinsel istismarda bulundu. B.Ç.’nin ailesiyle yaptığı şikayet üzerine erkekler hakkında soruşturma başlatıldı, gözaltına alınan erkeklerden yedisi serbest bırakılırken iki erkek adliyeye sevk edildi.

19 Mayıs

Cinayet

* Bursa’da H.S. (45), babasının evinde karısı Havva Sakin’i (40) bıçakla, kızı Rümeysa Sakin, (18), oğlu Süleyman Sakin (15) ve babası Hasan Sakin’i (70) tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra teslim oldu. H.S.’nin psikolojik sorunları olduğu öne sürüldü. H.S.’nin ilk ifadesinde “huzurluyum, görevimi yaptım” dediği ifade edildi.

Şiddet/Yaralama

* Urfa’da muhtar M.M. (44) karısı İ.B.’yi evde darp etti. Olay sırasında evde bulunan erkek M.M. (18) babası M.M.’yi tabancayla öldürdü.

20 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Kocaeli’de B.S., eski kayınpederinin evinde barışma teklifini reddeden eski karısı D.U. (26) ve eski kayınvalidesi F.U.’yu tabancayla yaraladı, eski kayınpederi İsmail Ulutaş’ı öldürdü. Olay sırasında evde bulunan D.U.’nun kız kardeşi B.U. (17) kaçarak hayatta kaldı. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. B.S.’nin 2017 yılında boşandığı, çocuklarının velayetinin kendisine verildiği, bir süredir D.U.’yu barışma teklifini reddettiği için tehdit ettiği ifade edildi.

* İstanbul’da bir restoran yöneticisi, haklarını istediği için işçi G.K.’yi darp etti, tazminatsız işten çıkardı. G.K. darp raporu alarak erkeklerden şikayetçi oldu.

21 Mayıs

Cinayet

* Balıkesir’de T.M. (38) annesi Aytekin Muzmun’u (62) evde telefon kablosuyla boğarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. Tutuklanan T.M. ilk ifadesinde bekar annesinin bir erkekle sevgili olduğunu ve ayrılmayı kabul etmemesi üzerine cinayeti işlediğini söyledi.

* Antep’te M.U (27) sahur yemeği sırasında babası Ali Uçar’ı (61) bıçakla boğazını keserek, annesi Nezihe Uçar’ı defalarca bıçaklayarak öldürdü. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı.

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da iş insanı E.A. (34), barışmak için yaşadığı ülkeden çağırdığı eski karısı Azerbaycanlı S.K.’ye zorla seks işçiliği yaptırmaya çalıştı, direnen kadını defalarca darp etti, 11. kattaki evlerinden aşağıya atarak öldürmeye çalıştı. S.K. çocuklarıyla birlikte evden kaçtı, komşularına sığınarak hayatta kaldı. Şiddet olayı E.A. ve S.K.’nin 6 ve 8 yaşlarındaki iki çocuğu önünde yaşandı. S.K.’nin erkekten beş yıl önce şiddet gördüğü için boşandığı ve Azerbaycan’a yerleştiği ifade edildi. E.A.’nın barışma teklifiyle Türkiye’ye dönen S.K.’nın son olayda Azerbaycan Antalya ve İstanbul Konsolosluklarından yardım istediği, ancak konsolosluklardan böyle bir hizmetlerini olmadığı cevabını aldığı öne sürüldü. S.K.’nin şikayeti üzerine S.K.’ye polis tarafından koruma verilirken, komşularının desteğiyle Azerbaycan’a döndüğü ifade edildi.

22 Mayıs

Cinayet

* Maraş’ta U.A.D. (24) torununun arkadaşı olarak kendini tanıtarak girdiği evde Nazihe Temel’i (79) darp etti, direnen kadını defalarca bıçaklayarak öldürdü, kadının ziynet eşyaları çaldı. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. U.A.D.’nin çeşitli suçlardan kaydı olduğu, ifadesin göre; kadını takip ettiği, yalnız yaşadığını öğrendikten sonra hırsızlık yapmak için girdiği evinde öldürdüğü ifade edildi.

* İstanbul’da bir erkek bir hastane önünde Suzan Sarı ve kocası Ramazan Sarı’yı tabancayla öldürdü. Erkek cinayetten sonra kaçtı. Polis, cinayetin rakip firmaların servis şoförleri arasında çıkan kavgayla ilgili olduğunu belirledi. (Bu cinayet toplumsal cinsiyet temelli olmadığı için çetele başlığında yer alan sayıya dahil değil.)

Faili Yeni Belirlenmiş Cinayet

* Diyarbakır’da 23 Temmuz 2017’de intihar ettiği öne sürülen Pelda K.’nın (18) cinayet zanlısının dini nikahlı kocası ve akrabası olan H.O. ve abisi Ş.O. olduğu ortaya çıktı. H.O. hakkında kasten öldürmeden dava açıldı. Erken yaşta ve zorla evlendirilen Pelda K.’nın öldürülmeden önce H.O.’ya tanımadığı bir erkeğin kendisini taciz ettiğini söylediği öne sürüldü. Pelda K.’nın 2011 yılında 12 yaşındayken H.O. tarafından kaçırıldığı, ailenin kayıp ihbarı üzerine arandığı ve bulunamadığı, bir yıl sonra ortaya çıktığı sırada hamile olduğu ve bu yüzden ailenin şikayeti geri çektiği ifade edildi. Ş.O. ile ilgili hukuki süreç basına yansımadı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da bir havaalanında erkek taksi şoförleri, UBER taksi olduğunu öne sürdükleri bir araca saldırdı, içindeki iki kadını darp etti, zorla araçtan indirdi. Darp ve saldırıdan sonra olay yerine gelen polis ekipleri erkek şoförleri alandan uzaklaştırdı.

23 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da taksi şoförü Ş.G., yolda yürüyen C.A.’ya aracından inip kafa attı, darp etti. Erkek C.A.’yı önce araca çekmeye çalıştı, direnen kadını yola fırlatıp kaçtı. Olay sırasında C.A.’nın yanında bulunan 10 yaşındaki kız kardeşi İ.B.’ye ise minibüs şoförü bir erkek aracına değdiği için yumruk attı. C.A. ve İ.B. darp raporu alarak erkeklerden şikayetçi oldu. Gözaltına alınan, birçok suçtan kaydı bulunan Ş.G. tutuklandı. C.A., basına verdiği röportajda olay sırasında çevrede bulunanların erkeğe müdahale etmediğini söyledi.

* Bursa’da cezaevi firarisi T.D. (39), dini nikahlı karısı İ.G.’yi (36) kendisini aldattığını düşündüğü için bıçakladı ve rehin aldı. Üç saatin sonunda teslim olan T.D. gözaltına alındı. İ.G. ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Olay sırasında müşterek çocukları 9 aylık E. evde bulunuyordu.

* Malatya’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan F.T. (44) zorla girdiği evde çocukları A.Y.T. (19), Y.T (10) ve E.T.’yi (8) bıçakla rehin aldı. F.T., yarım saat sonra teslim oldu.

* Muğla’da emekli polis H.A. girdiği dükkanda işletme sahibi F.N.K. (48) ve kızı F.T.’yi (27) tabancayla yaraladı. Gözaltına alınan erkek tutuklandı. (H.A.’nın kadınlarla yakınlık derecesi ve saldırı sebebi haberlere yansımadı.)

Çocuk İstismarı

* Kayseri’de F.Y. (40), sokakta arkadaşını bekleyen C.Ö.’ye (12) teşhircilik yaparak cinsel istismarda bulundu, kızı bir binaya çağırdı. C.Ö.’nün şikayetiyle yakalanan erkek tutuklandı.

24 Mayıs

Faili Belirlenememiş Cinayet

* Konya’da sulama kanalında bir kadın cesedi bulundu. Cinayetin birkaç ay önce işlenmiş olduğu öne sürüldü. Cinayetle ilgili soruşturma başlatıldı.

Çocuk İstismarı

* Adana’da H.A., ilkokul çevresinde öğrenci dört kıza cinsel istismarda bulundu. Erkek tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* Bursa’da S.Ç. (39) boşanma davası açan karısı T.Ç.’yi evde darp etti. Kadının şikayeti üzerine erkeğe bir ay uzaklaştırma kararı verildi. S.Ç. hakkındaki karara rağmen olaydan bir hafta sonra eve gitti, kadının kapıyı açmaması üzerine halatla beşinci kattaki eve girmeye çalışırken düştü ve ağır yaralandı.

* Ankara’da O.D., sevgilisi Z.D.’yi hamile olduğunu öğrendikten sonra darp etti. Z.D.’nin nafaka talebiyle aile mahkemesinde başvurusu üzerine, Ankara 2. Aile Mahkemesi, O.D.’nin üç ay süreyle kadına yaklaşamamasına ve tedbir süresince kadına nafaka ödemesine karar verdi. Mahkeme, kararında Z.D.’nin başvurusunu İstanbul Sözleşmesi hükümlerine göre karar bağladığını ifade etti.

* Trabzon’da hakkında uzaklaştırma kararı bulunan A.T., karısı S.T.’yi darp etti. S.T. kendisine sistematik olarak şiddet uygulayan erkekten şikayetçi oldu, bir hafta sonra şikayetini geri çekti. Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı eşe karşı işlenen suçun şikayete tabi olmadığını belirterek A.T. hakkında kemik kırığına sebebiyet verecek şekilde yaralama suçundan 4.5 yıldan 7.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırladı. (7 Şubat 2018’de yaşanan bu olay, 24 Mayıs’ta basına yansıdı)

Taciz

* Adana’da H.F. tanımadığı engelli bir kadını sokakta taciz etti. Erkek tutuklandı.

* Ankara’da belediye otobüsü şoförü bir erkek, kendisine araç kodunu soran kadına “spastik misin” diye bağırdı, kendisine müdahale eden başka bir kadına “Senin canın kaşınmak istiyor. Otobüste kamera var, in kaşıyayım seni. Kadın kısmısın, erkek işine karışma” diyerek saldırdı. Şoför erkek aracı durdu ve araçtan indi. Olay yerine gelen polislerin kadınları şikayetçi olmamaları için ikna etmeye çalıştığı, kadınların karakola giderek erkekten şikayetçi olduğu ifade edildi.

25 Mayıs

Çocuk İstismarı

* Antalya’da M.Ü. (38) bir hafta içinde elektrikli bisikletle yanlarına yaklaştığı Z.A. (17), D.A. (17) ve yaşı 18’den küçük yedi kız çocuğuna teşhircilik yaparak cinsel istismarda bulundu. Tacize maruz kalan öğrencilerin okulundan bir öğretmen çocuklara psikolojik destek verdiklerini belirtti. M.Ü. yakalandı ve tutuklandı.

* Antalya’da A.İ.Ç. (36) kızları E.Ç. (13) ve E.Ç.’ye (16) cinsel istismarda bulundu. E.Ç.’nin olayı rehber öğretmenin anlatması üzerine öğretmen suç duyurusunda bulundu. Çocukların psikolog eşliğinde ifadesi alındı. A.İ.Ç. tutuklandı. A.İ.Ç.’nin çocuklara yıllardır sistematik olarak cinsel istismarda bulunduğu ifade edildi.

Siber Taciz – Çocuk İstismarı

* Samsun’da Kanada vatandaşı V.B. (40) çocuk pornosu yayınlamak için çocuklarla sosyal medyada iletişime geçip, istismarda bulundu. V.B., Kanada polisi ile yapılan ortak operasyonla yakalandı. V.B.’nin Almanya’da çocukların fotoğraflarını çektiği gerekçesiyle hakkında işlem yapıldığı ve sınır dışı edildiği ifade edildi.

26 Mayıs

Cinayet

* İstanbul’da A.K. (36) eski iş arkadaşı Seher Çetindaş’ı (34) birlikte olma teklifini reddettiği için buluştukları kafede tabancayla defalarca el ateş ederek öldürdü. Erkek, cinayetten sonra olay yerine yakın bir yerde bulunan polis tarafından yakalandı. A.K.’nin uzun süredir Çetindaş’a ısrarla birlikte olmayı teklif ettiği, sürekli reddeden kadını çocuklarını öldürmekle tehdit ettiği, Çetindaş’ın iş değişikliği yaptığı, ancak erkeğin tehdit ve tacizlerine devam edip kadını daha darp ettiği, kadının şikayet üzerine erkeğin tutuklanmayacağını düşündüğü için şikayetçi olmadığı ifade edildi.

Çocuk istismarı

* Muğla’da bir erkek, sevgilisi Ö.D.’nin (15) bikinili fotoğraflarını izinsiz olarak sosyal medyada paylaştı, fotoğraflarının kaldırılmasını isteyen Ö.D.’ye hakaret etti. Sinir krizi geçiren Ö.D. arkadaşları tarafından hastaneye kaldırıldı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da kütüphane görevlisi bir erkek, ayağında bot olan bir kadını “Topuklu ayakkabıyla giremezsiniz” diyerek engellemeye çalıştı, “Oruçlu oruçlu asabımı bozma. Giremezsin diyorsam giremezsin” diye bağırarak direnen kadının üzerine yürüdü.

27 Mayıs

Cinayet

* Kayseri’de M.A.K. (72) karısı Selver Kaya’yı (71) evde bıçakla öldürdü. Cinayetten sonra erkek yakalandı.

İntihar / Şüpheli Ölüm

* Mersin’de öğrenci yurdunda kalan İ.Ç.’nin (18) yurt odasından atlayarak intihar ettiği öne sürüldü.

Çocuk İstismarı

* Adıyaman’da esnaf İ.B., yardım etme bahanesiyle dükkanına babasıyla birlikte çağırdığı 11 yaşındaki kız çocuğuna dükkanın bodrum katında cinsel istismarda bulundu. Çocuk, çığlık atarak erkekten kaçtı. Gözaltına alınan İ.B. tutuklandı..

 Taciz

* Kırşehir’de C.A., farklı zamanlarda iki kadına cinsel tacizde bulundu, gasp etti. Kadınların şikayeti üzerine yakalanan erkek tutuklandı.

28 Mayıs

Şüpheli Ölüm

* Edirne’de Meriç nehrinde 30 yaşlarında hamile bir kadın ve 8-10 yaşlarında bir kız çocuğuna ait cesetler bulundu. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.

Çocuk İstismarı

* Antalya’da A.A. yanında çalışan Suriyeli ailenin 2,5 yaşındaki kızına cinsel istismarda bulundu. Çocuk, A.A. tarafından düştüğü bahanesiyle hastaneye getirildi, doktorun şüphesi üzerine olay ortaya çıktı. A.A. ve iki erkek gözaltına alındı.

Taciz

* İstanbul’da Hindistanlı S.G., eski sevgilisi G.S.’yi barışma teklifini defalarca reddetmesine rağmen defalarca aradı, ısrarı üzerine buluştukları kafede kadının cep telefonunu almaya çalıştı. G.S., olay sırasında babasını aradı, G.S.’nin babası M.S. yanında getirdiği iki erkekle S.G.”yi darp ederek ağır yaraladı. Hastaneye kaldırılan S.G. hayatını kaybetti. Erkekler gözaltına alındı.

29 Mayıs

Cinayet

* Aydın’da M.A.D. (17), annesi Suna Doğru’yu (42) babası Adem Doğru’yu (47) babasının beylik tabancasıyla öldürdü. M.A.D. cinayetten sonra intihar etti. Adem Doğru’nun üç ay önce polislikten emekli olduğu ifade edilirken, Suna Doğru’nun uzun süredir erkekten boşanmak istediği, erkeğin kabul etmediği ve geçen yıl kadını darp ettiği için uzaklaştırma kararı verildiği öne sürüldü.

* Ankara’da Şule Çet (23) çalıştığı plazada sabah karşı ofis camından düşerek hayatını kaybetti. Çet’in olaydan bir süre önce arkadaşına mesaj atarak işvereni Ç.A. hakkında “Buradan çıkamıyorum, adam bana takmış. Bırakmıyor, keşke gelmeseydim” dediği ifade edildi. Ç.A.’nın olaydan sonra önce ortadan kaybolduğu daha sonra karakola giderek ifade verdiği, ellerinde yara izleri bulunduğu belirtildi. Otopsi raporunda da, Çet’in vücudunda boğuşma izleri saptanırken, Ç.A.’nın polis ifadelerinin çelişkili olduğu ortaya çıktı.

Tecavüz

* Muğla’da O.Ş. nişanlısı İngiltereli M.L.’ye (38) evinde tecavüz etti, kadını evde 36 saat boyunca alıkoydu. Hayatta kalan M.L.’nin haber verdiği kuzeni kadının tutulduğu eve polis çağırdı. Polisin tecavüz iddialarını dikkate almadığı, erkek hakkında pasaporta zarar verdiği için işlem yaptığı ve adli kontrolle serbest bırakıldığı öne sürüldü. (M.L. olayı İngiltere basınına anlattı)

Çocuk İstismarı

* Samsun’da N.K. (20) yeni tanıştığı G.Y.’ye (15) alkol aldıktan sonra götürdüğü evinin çatısında cinsel istismarda bulundu. G.Y.’nin ailesiyle yaptığı şikayet üzerine gözaltına alınan erkek tutuklandı.

30 Mayıs

Şiddet/Yaralama

* Antalya’da bir erkek ve bir kadın, randevu alarak muayenehanesine gittikleri doktor A.O.’yu bıçak tehdidiyle bağladı, direnen kadını darp etti. Kadın ve erkek, kadının ziynet eşyalarını çalarak kaçtı.

31 Mayıs

Cinayet

* Kars’ta B.A. (30) sekiz aylık hamile karısı Sezen Alkan’ı (23) defalarca bıçaklayarak öldürdü. Sezen Alkan’ın sezaryenle alınan bebeğinin yaşadığı ifade edildi. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. B.A.’nın erken yaşta evlendirildiği belirtildi.

* Adana’da emekli polis H.G. (57) karısı Nilay Güngör’ü (56) boşanmak isteğinden vazgeçmediği için beylik tabancasıyla öldürdü. Nilay Güngör ve H.G.’nin 16 yaşındaki kızı cinayete tanık oldu. Erkek cinayetten sonra tutuklandı.

* Maraş’ta B.M. (44) teyzesi Hanife Akdişli’yi (80) evinde boğazını keserek öldürdü. B.M.’nin cinayetten sonra Akdişli’nin Suriyeli kiracılarını suçladığı ifade edildi. Şüpheli hareketlerinden dolayı gözaltına alınan erkek cinayeti para yüzünde çıkan tartışmada işlediğini itiraf etti.

* Bursa’da N.C. (58) tanıdığı 9 aylık hamile İpek Yılmazcan’ı (37) sokakta tabancayla öldürdü. Sezaryenle alınan bebeğin yaşadığı ifade edildi. Cinayetten sonra kaçan erkek yakalandı. N.C.’nin daha önce işlenen bir cinayet yüzünden Yılmazcan’la arasında husumet bulunduğu, cinayeti bu yüzden işlediği öne sürüldü.

Cinayete Teşebbüs

* Isparta’da O.T. (56) karısı A.T.’yi (43) kolundan ve karnından bıçaklayarak ağır yaraladı, kendisine müdahale eden kızı H.T.’yi (19) de aynı bıçakla yaraladı.  Gözaltına alınan erkek kasten öldürmeye teşebbüsten tutuklandı.

İntihara Teşebbüs

* Aydın’da Z.Y. (34) evinin çatısından atlayarak intihara teşebbüs etti.  Z.Y. ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı.

Tecavüz

* Ankara’da polis H.M., devriye görevi sırasında evine bırakmak için aracına binen F.C.’ye evinde tecavüz etti. Olayın ardından F.C. erkekten şikayetçi oldu. Tutuklanan H.M. hakkında ‘Kamu görevinin sağladığı yetkiyi kötüye kullanmak suretiyle nitelikli cinsel saldırı’ ve ‘Cinsel amaçlı olarak hürriyetten yoksun kılmak’ suçlarından 25,5 yıla kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. İddianamede gözaltına alınan H.M.’nin “Bir orospu için meslektaşınızı yaktınız” dediği kaydedildi. (25 Nisan’da yaşanan bu olay, fail hakkında hazırlanan iddianame ile Mayıs ayında basına yansıdı)

Çocuk İstismarı

* İstanbul’da market sahibi B.Ü. markette R.G.’ye (8) cinsel istismarda bulundu. Olaydan sonra Ankara’da yakalanan erkeğin benzer suçtan bir süre cezaevinde yattığı ifade edildi. B.Ü. tutuklandı.

Şiddet/Yaralama

* İstanbul’da M.T., boşanma davası açan karısı N.T.’yi adliye çıkışında sokakta darp etti, yere düşürdüğü kadına boşanma evraklarıyla vurdu. Olay sırasında çevredeki temizlik işçisi bir erkek M.T.’ye müdahale etti. Çevredeki erkekler M.T.’yi darp etti. Gözaltına alınan M.T. ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Kadının şikayeti üzerine erkeğe 3 ay süreyle uzaklaştırma cezası verildi. M.T.’ye 26 Nisan’da da bir aylık uzaklaştırma kararı verildiği ifade edildi.

* Aksaray’da O.C. (44) eski karısı Y.E.’yi (38) zorla aracına bindirdi, darp etti ve parasını çaldı. Erkek aranıyor.

* İstanbul’da M.A. bir kadına sokakta yürürken saldırdı, yere düşürdüğü kadını darp etti. Kadının yanındaki arkadaşları ve olay yerindeki sivil polisler erkeğe müdahale etti. Gözaltına alınan M.A. tutuklandı.

Taciz

* İstanbul’da oyuncu T.B., kostüm asistanı Ö.Ş.’yi (19) dizi setinde taciz etti. Ö.Ş. erkekten şikayetçi olacağını açıkladı. Dizinin yapımcısı, T.B. hakkında soruşturma yürütülürse sözleşmeyi fes edeceğini ifade etti. T.B. hakkında dava açıldı.

Şiddet

* Maraş’ta A.B., boşanma davası açan ve annesinin evine yerleşen karısı C.B.’nin annesinin evine Molotof kokteyli attı. A.B.’nin dokuz yıllık evlilikleri süresince kadına sistematik şiddet uyguladığı, boşanma davası açtıktan sonra kadını defalarca öldürmekle tehdit ettiği ifade edildi. C.B. basına yaptığı açıklamada can güvenliği olmadığını belirtti. Madde bağımlısı ve satıcısı olduğu sürülen A.B. ifadesinin ardından serbest bırakıldı. (ÇT)

LGBTİ’ler Taksim’e Çağırıyor: Bakarsınız Yürürüz

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası öncesinde Onur Haftası Komitesi’nden Yunus Emre Demir’le buluşup, LGBTİ yasaklarını, bu seneki etkinlikleri, Komite’ye yöneltilen eleştirileri ve 1 Temmuz’daki yürüyüşü konuştuk.

26. İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası, seçimin ertesi günü başlıyor.

Bu sene haftanın teması “Sınır”. Bir hafta boyunca sürecek etkinlikler, 1 Temmuz’da Taksim’de düzenlenecek Onur Yürüyüşü’yle sonlanacak.

Onur Yürüyüşleri, 2015’ten bu yana engellemeler, yasaklar ve polis şiddetiyle karşılaşıyor. Ankara’da LGBTİ etkinlerine yönelik süresiz yasak kararı ve diğer şehirlerdeki etkinliklere yönelik engellemeler de son bir senenin gündemlerinden biri.

Ancak Onur Haftası Komitesi’nden Yunus Emre Demir, “LGBTİ etkinliklerine yönelik yasak süreci bir taraftan umudumuzu kırsa da, bir yandan da mücadeleye dair azmimizi güçlendiriyor. Yasak kararı gelirse alternatif planlarımız mevcut” diyor.

Onur Haftası etkinliklerinin herkese açık olduğunu belirten Demir, 1 Temmuz’da herkesi Taksim’e beklediklerini söylüyor:

“Elbette insanların gözaltına alınmak, dayak yemek, saldırıya uğramak konusunda kaygıları vardır, bundan biz de kaygılanıyoruz. Ama en azından o gün Taksim’de olsunlar ve baktılar yürüyoruz, gelsinler. Ya da baktılar çok dayak yiyoruz, destek olsunlar.”

Onur Haftası Komitesi’nden Emre Demir, bianet’in sorularını yanıtladı.

“Yasaklar karşısında alternatif planlarımız var”

2015’ten beri Onur Yürüyüşü’ne yönelik engellemeler devam ediyor. Ama son bir senenin LGBTİ hareketi için biraz ağır bir yükü var, özellikle Ankara’daki süresiz yasak ve 2017’nin ikinci yarısı diğer illerde de başlayan engellemelerden bahsediyorum. Tüm bunlar İstanbul Onur Haftası’nı nasıl etkileyecek?

Onur Haftası’nı yaparken her sene A-B-C planları da yapıyoruz çünkü ülkenin siyaseti de dengesiz ve her türlü önlemi almak istiyoruz. Yasak süreci bir taraftan umudumuzu kırsa da, bir yandan da mücadeleye dair azmimizi güçlendiriyor.

Tabii Hafta’nın başladığı Pazartesi günü birden bire tüm etkinlikleri yasakladıklarını söyleyebilirler. Ama Hafta’yı planlarken, alternatif planlar da yaptık. Ya da tam tersine seçim sürecinin etkisiyle yürüyüşe bile izin verebilirler. Ama izin vermezlerse de alternatif planlarımız var.

Onur Haftası toplantıları zaten kaygılarımızı, korkularımızı da konuştuğumuz ve buna karşı örgütlendiğimiz bir yer. İlk iki ay ‘acaba’larla birbirimizin korkularını deştiğimiz bir noktadaydık belki, ama konuştukça daha umut dolu bir noktaya geldik. En azından bir şeyleri dönüştürmeye çalışıyoruz.

“Sınır” teması

2016’da “Örgütleniyoruz”, 2017’de “Aramızda Ne Var” temalarıyla düzenlenen Onur Haftası’nın bu seneki teması “Sınır”. Bu üçünü ardarda okuyunca, bir hikaye anlatıyor aslında. “Sınır” temasına nasıl karar kıldınız? 2018 için başka hangi temalar önerildi?

Temayı toplantılarda belirliyoruz, tema önerileri tahtada 6 hafta kadar kalıyor ve üzerine tartışıyoruz. Bu sene önerilerden biri “Ter”di. Hem emek üzerinden “ter”, hem cinselliği çağrıştırdığı için “ter”, hem de yürüyeceğiz, koşacağız, belki polisten kaçacağız, o açıdan “ter”.

Diğer bir öneri “Bulanık”tı. Bu, bize takılan sıfatlardan biridir. Bunun yanı sıra “bulanık”ın kuir bir çağrışımı da var, bir şeylerin belirsizliğine dair. Bizim de bu “bulanık”lığı normalleştirmemiz gerekiyor aslında.

Sonunda “sınır”a karar verildi. Sınır iki bağlamda konuşuldu: Öncelikle göç ve mültecilerle bağlantılı olarak sınır temasını tartıştık. Çekilen sınırların kimin sınırı olduğunu ve bize neyi dayattığını tartışmaya açmak istedik.

Ayrıca beden sınırlarımızı, kişisel sınırlarımızı, psikolojik sınırlarımızı konuşmak istedik. Sınır, insan hakları savunucuları için politik olarak olumsuz bir kavram ama bir yandan da doğru yerde kullanıldığında, özellikle beden hakları ve kişilik hakları üzerinden ihtiyacımız olan bir kavram.

Evet, sınırsız bir dünya ama aynı zamanda kendi sınırlarımızı da bilip, bunun üzerine konuşabildiğimiz bir dünya tahayyülümüz var. Biraz bunu anlatmak, konuşmak istedik.

Temaları seçerken, birden fazla şey konuşturmayı önemsiyoruz. Mesela “Aramızda Ne Var” bize çok şey konuşturdu ve konuşturmaya devam edebilir. “Bellek”, “Direniş”, “Örgütleniyoruz”, tüm temalar böyle.

Mülteci LGBTİ’ler

Onur Haftası’nda mülteci LGBTİ’lere dair etkinlikler de var. LGBTİ mülteciler, Türkiye’deki hareketin içinde yer alabiliyor mu? Nasıl örgütleniyorlar? Sizlere ulaşabiliyorlar mı?

Dernekler üzerinden ulaşabiliyorlar. Dernekler mültecilerin yoğun yaşadığı illerde eğitimler veriyor. İstanbul ve Ankara’da dayanışma ağları kurulmaya çalışılıyor. Ama dil önümüzde bir engel.

Örneğin Onur Haftası toplantılarına Türkçe bilmeyen biri gelemiyor. Mülteciler de ya Türkçe bilmiyorlar ya da yeni öğreniyorlar, ki öğrenmek zorunda da değiller. Maalesef bu açıdan kapsayıcı olamıyoruz.

Onur Haftası etkinliklerinde de böyle bir sorun var. İki saatlik bir etkinliğin Arapça-İngilizce çevirisi 5 bin lira. 50 etkinliğimiz var. Dolayısıyla kampanyalarla, partilerle oluşturduğumuz bütçede, bu bizim için ucu bucağı olmayan bir döngü.

Onur Haftası kapsamında SPoD LGBTİ+’nin mülteci projesinin koordinatörü, sahada gördüklerini ve mülteci LGBTİ+’ların yaşadığı sorunları aktaracak.

Geçen seneki yürüyüşte gözaltına alınanların duruşması önümüzdeki hafta

Onur Haftası’nda ilginç bir tesadüf de var, geçen sene Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınanların karar duruşması 26. Onur Haftası’nda gerçekleşecek. Aynı gün aynı saate homofobik nefret cinayetinde öldürülen Ahmet Yıldız davası da var.

Ve biri Kartal, biri Çağlayan Adliyesinde! Geçen sene de Onur Haftası’nda bir önceki senenin davası vardı ve hatta 25. Onur Haftası’nın açılış etkinliği de bu duruşma olmuştu.

Temennimiz seneye dava olmaması yönünde. Ama olursa da, olur çünkü bu yürüyüşler hakkında açılan her dava, demokrasi umudunda emsal karar olarak sonuçlanıyor. Çünkü hiçbirinden ceza çıkmıyor.

Ve çok uzun sürüyor. Bir öncekinin davası da bir sene sürmüştü ve sonunda beraat etmişlerdi.

Çünkü yürüyüşlere birçok yerden insanlar geliyor ve ifadeleri alınamadığı için dava uzuyor. Örneğin geçen sene Danimarka’dan gelen bir aktivisti gözaltına almışlardı. Şimdi bu aktivist neden ifade vermek için Danimarka’dan Türkiye’ye gelsin? Bunu biliyorlar ama yine de uzatıyorlar.

Haftanın etkinlikleri: Hasta mısın Aşkım

Son senelerde Onur Haftası etkinliklerinde dikkat çeken bir şey de, ruh sağlığı çalışanlarının düzenlediği etkinlikler. Bu önemli bir şey çünkü bu alanda önemli gelişmeler de oluyor. Türkiye’de trans geçiş operasyonlarında kısırlaştırma zorunluluğu yeni kalktı. Ayrıca daha geçtiğimiz günlerde Dünya Sağlık Örgütü, trans kimlikleri “ruhsal bozukluk” kategorisinden çıkartıldı. Ruh sağlığı çalışanları ve LGBTİ hareketi nasıl ilişkilendi?

İki kanaldan ilişkilenme var. Biri LGBTİ+ derneklerinin içindeki ruh sağlığı çalışanları; bir de ruh sağlığı çalışanlarının kurdukları oluşumlar var. Örneğin TODAP bu konuda çok gelişkin bir ağı var.

Mesela 27 Haziran Çarşamba günü gerçekleşecek “Hasta mısın Aşkım” başlıklı etkinliği www.lgbtisagligi.org düzenliyor. Bir de olumlama terapisiyle ilgili bir etkinlik olacak.

Geçen sene, ruh sağlığı alanında çalışan LGBTİ’lere dair bir etkinlikolmuştu. Çok değerli bir etkinlikti, kendi iş kollarında örgütleniyor olmaları da çok değerli.

Ruh sağlığı alanı çok kritik, çünkü herkes için önemli bir otorite. Bu otorite bilimsel olarak zaten bizden yana, ama bu otoritenin temsilcilerinin de bizden yana olması kritik bir mesele.

Aileler çocuklarının heteroseksüellik dışında bir cinsel yönelime sahip olduğunu öğrenince psikoloğa gidiyor.

Bu psikolog homofobik bir psikolog olabiliyor ve türlü zihinsel ve bedensel işkencelerle o kişiyi “onarmaya” çalışıyor.

Bir diğer seçenek de, aileye terapi yapmak ve çocuğun bu süreci rahat geçirmesini sağlayacak destekleyici bir hizmet sunmak.

Dernekler psikoloji öğrencilerine bu konuda eğitimler veriyorlar. Bu bakışın güçlenmesi, ailesine yeni açılan ya da açılamayan insanlar için çok önemli.

LGBTİ hareketinde geyler daha mı baskın?

Bu sene Onur Haftası’nın örgütlenmesiyle ilgili karşılıklı açıklamalar, eleştiriler oldu. Geçtiğimiz hafta iki kuir kadın aktivist Onur Haftası Komitesi’nden bir metin yayınlayarak ayrıldı. Komite, bundan bir hafta sonra bir açıklama yaptı. Açıklamalardaki karşılıklı tartışmaları, kişisel çatışmaları bir kenara koyarsak; tüm dünyada LGBTİ hareketinde erkek eşcinsellerin daha görünür olduğu gerçeği var. Belki transların da belli bir görünürlüğü olduğunu söyleyebiliriz ancak onların da karar mekanizmalarında eşit oranda yer almadıklarını da görüyoruz. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Bu tespit doğru, çok yoruma açık değil. Özellikle eşcinsel erkekler görünürlük olarak daha baskınlar. Türkiye özelinde konuşacağım.

Bu noktada, mizojininin ve lezfobinin varlığını inkar edemeyiz. Tüm fobilerin düzeyleri olur, ama düzeyinden bağımsız olarak fobi, fobidir ve açığa çıkarılması gerekir.

İki lezbiyen arkadaşımızın yaptığı ifşa, bize bu tartışma alanını açtığı için değerli.

Bunu nasıl aşabileceğimizi konuşmamız gerekiyor. Elbette yaşananlar, toplumsal değişkenlerden bağımsız değil. Erkeklerin toplumda zaten baskın olmasından kaynaklanan nedenleri var.

Peki bu tartışma Türkiye’deki LGBTİ hareketinde nasıl ele alınıyor?

Aslında burada çok büyük bir hareketten bahsetmiyoruz. Herkes birbirini tanıyor. Sokağa çıkan büyük bir kitle var ama sene boyunca çalışıp, bir şeyler örgütleyenler küçük bir grup, her harekette olduğu gibi.

LGBTİ+ hareketi içinde de eskiden bir kadın-erkek netliği vardı. Artık o netlik yok. Trans şemsiyesi genişledi, kuirler var, gender kuirler var, kendini tanımlamayanlar var…

Kadın ve erkek dışında kalan ve yeni görünür olmaya başlayan bu kimliklerin varlığını kabul ederken, hali hazırda görünür olan ve varolan kimlikleri, örneğin kadınların yaşadığı sorunları, ara ara atlıyoruz ve görünmez kılıyoruz.

Bahsettiğimiz iki kadının eleştirileri de buydu aslında.

Aynen öyle. Haklı bir eleştiriydi. Biraz daha derli toplu yapılması gereken bir tartışma olduğunu düşünüyorum. Yani sadece politik bir süreç ortaya çıktığında değil de, teorik altyapısı oluşturulup yapılması gereken bir tartışma.

Feminizmle de ancak böyle bir dayanışma kurabileceğini düşünüyorum çünkü teorik altyapısı olmadan pratikte karşılaştığımız sorunları çözmeye çalıştığımızda, süreçler elimizde patlıyor.

Bu sebeple Dılşa ve Deniz’in, iki lezbiyen arkadaşımızın dile getirdiği sorun, gerçek bir sorun. Komite’nin açıklaması da ortada. Bu iki açıklamada örtüşen şeyleri görebiliyoruz.

Belki de erkekler, buna ben de dahilim, bazı noktalarda belki biraz daha geride durmayı öğrenebilirse, daha iyi olabiliriz.

Hareketin içinde bu konunun yeterince tartışıldığını düşünüyor musun? Deniz ve Dılşa, bunun bu senenin sorunu ya da bu seneye özel bir sorun olmadığını ve sorunun tartışmaya açılması için bu metinle çıktıklarını belirtiyor. Böyle bir faydası oldu mu? Yoksa bu konu “evet böyle de bir sorun var” denip, çok da irdelenmeyen bir konu mu?

Çok irdelenmeyen bir konu açıkçası. Bunun birçok nedeni var. Birincisi zor bir konu. Ben kendimi biseksüel bir erkek olarak tanımlıyorum ve böyle açılıyorum.

Ama politik olarak kapladığım alanla yüzleşmem uzun zaman aldı. Çok geniş bir alan kaplıyorum. Kapladığım alanla, birilerinin alanını daraltıyorum. Çok konuşarak birilerinin alanını daraltıyorum ve bununla yüzleşmem zaman aldı. Bu konu biraz da bu yüzden öteleniyor.

Bir yandan da şu var: gündem genellikle çok yakıcı oluyor ve LGBTİ hareketi de genellikle sorunlar olduğunda ya da Onur Haftası ya da yasaklar gibi gündemler olduğunda biraraya geliyor.

Bu alanlar da, bu sorunları çözmek için yeterli olmuyor. Şu ana kadar bu konuda çok da ileride olduğumuzu söyleyemem.

Tabii konu hala çok sıcak. Önümüzdeki sene Onur Haftası’na kadar bu konuda tartışmalar olmasını temenni ediyorum.

Sergideki işlerin sanatsal değeri kuir kriterlerle nasıl belirlenebilir?

26. Onur Haftası’na yönelik bir diğer eleştiri de Sınırsız sergisi ile ilgiliydi. Aktivist Ömer Tevfik Erten, trans görünürlüğü ve serginin dışında bırakılmasıyla ilgili bir eleştiri getirdi. Bu konuda Komite ne düşünüyor?

Bahsedilen sergi, Onur Haftası’nın sergisi değil; LGBTİ+ sanatçıların oluşturduğu, tarihleri hafta ile kesişen, ismi de haftanın temasına benzerlik gösteren bir sergi. Ancak Onur Haftası toplantılarında gündeme bile gelmemiş bir sergi.

İfşayı yapan arkadaşın da bundan haberi yokmuş ve daha sonra bir düzeltme yolladı.

Onur Haftası bu sene bir sergi yapmıyor, bu da bizim açımızdan önemli bir tartışma konusuydu aslında.

Bu sene sergi düzenlenmemesinin özel bir sebebi mi var?

Var. Mesela geçen seneki sergiyi açık çağrıyla yaptık, insanlar işlerini yolladı ve Seçici Kurul vardı. 60 kadar iş yollandı ve bunlardan dokuzu kabul edildi.

Ancak kuir sanata alan açacağız, diyorsak, işin sanatsal değeri bir kriter olmamalı. Çünkü bunun ölçütü, sanat tarihinin, mevcut sanat ekollerinin etkileşimleriyle ortaya çıkıyor ve bunun içinde ne yazık ki heteroseksizm, homofobi gibi belirleyenler de var.

Bu belirleyenlerle, birinin işine güzel, birininkine kötü deyip, sergi oluşturduğumuzda bunun kuir olmadığını düşünüyoruz. Peki nasıl yapacağız?

Herkesin işini mi koyacağız? Bu kadar işi nereye sığdıracağız? İllerin güvenliğini nasıl sağlayacağız? Sanki İstanbul Modern bize öyle bir alan mı açacak? Aynı zamanda baskı masrafı kalemiyle ilgili de sıkıntılarımız var.

Geçen sene sergiye katılan sanatçılar bunu kendileri ya da sponsorlarıyla halletti. Bu imkanı olmayan sanatçılara nasıl alan açmış olacağız? Tüm bu tartışmalar sonucunda, bu sene sergi yapmamaya ve önümüzdeki sene sanat etkinlikleri için daha kapsayıcı bir format bulmaya karar verdik. Başka arkadaşlar, bizden bağımsız sergi yapıyor.

Ama Onur Haftasında LGBTİ görünürlüğü için yapılan her etkinliğin de Onur Haftası’nın bir parçası olduğuna dair bir algı ya da kabul de var, değil mi?

Mutlaka. Bir sürü kurum birçok etkinlik yapıyor, iyi ki yapıyorlar. Bu sergi de iyi ki oluyor. Onur Haftası kimsenin tekelinde değil. Biz sadece tarihleri ve temayı belirleyen bir komiteyiz. İstanbullu ve Türkiyeli LGBTİ+’ların en görünür olduğu tarih.

Dolayısıyla bu şekilde kapsanıp benimseniyor olması bizim için önemli bir şey.

1 Temmuz’da Taksim’de

Onur Haftası’na ve Onur Yürüyüşü’ne katılımın nasıl olmasını bekliyorsunuz? Katılmayı düşünenlere bir çağrınız var mı?

Hafta etkinlikleri geçtiğimiz senelerde de dopdolu geçti. Bu sene de böyle olacağını umuyoruz.

Yürüyüşün etkinlik sayfasını Facebook’ta açtıktan bir gün sonra 1500 kişi gideceğini bildirdi ve bu sayı artıyor. Bu bizim için tatlı bir heyecan.

Şu an için bir yasak kararı yok, olmayacağını umuyoruz. Yasaklanması için bir neden yok. Ama yasaklansa bile biz o gün Taksim’de olacağız, birarada olacağız.

O gün Taksim’de, Taksim’e çıkan ara sokaklarda bizi göreceklerdir mutlaka. Elbette gözaltına alınmak, dayak yemek, saldırıya uğramak konusunda kaygılar vardır, bundan biz de kaygılanıyoruz. Ama en azından o gün Taksim’de olsunlar ve baktılar yürüyoruz, gelsinler. Ya da baktılar çok dayak yiyoruz, destek olsunlar.

Onur Haftası nasıl örgütleniyor?

Onur Haftası’nın her sene gönüllüler tarafından düzenlendiğini biliyoruz. Biraz organizasyondan bahseder misiniz? Hafta nasıl gerçekleşiyor?

Genellikle Aralık ayında, bir önceki senenin Onur Haftası Komitesi çağrı yapıyor ve toplantılar başlıyor. Öncelikle iki haftada bir yapılan toplantılarda insanlar bir araya geliyor, birbirini tanıyor. Sonra haftada bir toplanmaya başlıyoruz. Nisan ayı sonuna kadar düzenlenen tüm toplantılar için açık çağrı yapılıyor. Nisan’dan sonra açık çağrıyı kapatıyoruz, ama tabii ki toplantılara gelmek isteyen gelebiliyor. Komite böyle oluşuyor. Ardından Komite alt gruplara, çalışma gruplarına bölünüyor.

Ne gibi çalışma grupları oluşturuluyor?

Medya, sosyal medya, hukuk, dış lobi, iç lobi, panel, eylem, parti, bütçe gibi 10-12 komisyon oluşturuluyor. Bunların tamamında yatay örgütlenme modeli tercih ediyoruz. Toplantılarda da kuir feminist modellerle ilerliyoruz. Moderatör oluyor, söz alma sırasına göre ilerliyoruz, daha az söz almış olanlara öncelik veriliyor. Oy çokluğunu tercih etmiyoruz, kararlarımızı oy birliğine, konsensüse vararak almaya çalışıyoruz. Birinin şerhi varsa, ya o şerh konulan konu çekiliyor ya da başka bir yol bulunuyor.

Her sene Indiegogo kampanyası da yürütülüyor. Orada kurulan dayanışma, size yeterli bütçeyi sağlıyor mu?

Tek kaynağımız Indiegogo değil, asıl olarak düzenlediğimiz dayanışma partilerinden bütçeyi oluşturuyoruz. Bu sene Ocak ayından beri dokuz parti düzenledik. Ayrıca önceki seneden kalan bütçe de oluyor, bir sonraki seneye bütçe aktarmayı önemsiyoruz.

Indiegogo kampanyası 21 Haziran’da bitti. 1300 dolar civarında bir şey topladık.

Indiegogo’da daha çok yurtdışından mı bağış yapılıyor, Türkiye’den mi?

Yurtdışından gelen katkılar sayı olarak az, miktar olarak fazla. Tabii yurtdışından olduklarına dair kanıya isimlerinden dolayı varıyoruz, lokasyon bilmiyoruz.

İstanbul Onur Haftası’na diğer illerden de birçok aktivist geliyor. Buna Komite mi destek oluyor?

Hafta kapsamında diğer şehirlerden gelen aktivistlerle bir buluşma gerçekleştiriyoruz. Bunun için genellikle fon almaya çalışıyoruz. Bu sene fon alamadık, Kaos GL yol masrafının bir kısmını karşılayacak. Geri kalanını da kendimiz karşılayacağız.

Kaç ilden aktivistler geliyor?

Geçen sene 19 ilden 40 kişi geldi. Bu sene 12-13 ilden 20-25 kişi gelecek. Örgütlerin ve aktivistlerin bir araya geldiği buluşmada, insanlar birbirini tanıyor ve birbirinin neler yaptığını öğreniyorlar.

Onur Haftası’nda çok sayıda atölye var ve katılım sınırlı sayıda olacak. LGBTİ hareketinin öznesi olmayanlar da bu atölyelere katılmak için başvuru yapabilir mi?

Biz etkinliklerde cinsel yönelim, cinsiyet kimliği sormuyoruz. Sadece feminist savunma yöntemleri etkinliği erkeklere kapalı gerçekleşecek. Orada da kimseye cinsiyet kimliği sorulmayacak, sadece etkinliğin başında erkeklere kapalı olduğu duyurulacak ve devam edilecek.

Dolayısıyla etkinliklere herkes başvurabilir. Gelenler de orada kalkıp “ben heteroseksüelim” demeyecektir, diye düşünüyoruz; bu da homofobinin bir çeşit yansıması olur. Aynı açıklıkta oraya gelip, alabileceğini alıp, aldığıyla yetinip, belki üzerine bir şeyler katabilirler.

LGBTİ+fobik bir davranış ya da şiddet içeren bir davranış olmadığı sürece, kimseye kapımız kapalı değil.

Bununla birlikte, açıklandığı gün etkinliklerin çoğunun kapasitesi doldu.

(ÇT)

Züleyha Gülüm: Meclis’te Kadınların Yanyana Gelmemesi İçin Bir Gerekçe Yok

HDP İstanbul adaylarından Züleyha Gülüm ile İstanbul’da buluşup, aktivizmden milletvekilliğine giden deneyimini ve seçilirse Meclis’e taşıyacağı kadın mücadelesini konuştuk.

Züleyha Gülüm 24 Haziran seçimlerinde feminist hareketten gelen milletvekili adaylarından biri.

Avukat olan Gülüm, HDP’nin İstanbul 3. Bölgeden 5. Sıra adayı.

Gülüm ile İstanbul’da buluşup, aktivizmden milletvekilliğine giden deneyimini ve seçilirse Meclis’e taşıyacağı kadın mücadelesini konuştuk.

Gülüm, Meclis’in çok erkek bir ortam ve kadınlara en zor alan açılan yerlerden biri olduğunu söylerken, “Bütün kadınların ezildiği ortak bir noktamız varken, bizim kadınlar olarak yanyana gelmemek için bir gerekçemiz yok” diyor.

Toplumdaki patriarkanın Meclis’e daha da şiddetli bir biçimde yansıdığını hatırlatan Gülüm, yıllardır Meclis’te mücadele eden kadınların mücadelesini devralacaklarını vurguluyor.

Milletvekili adayı olmaya nasıl karar verdiniz?

Aslında uzun yıllardır toplumsal muhalefetin içindeyim. HDP Parti Meclisi üyesiyim. Aynı zamanda feminist hareketten geliyorum. Biz kadınlar her yerde emek harcıyoruz, koşturuyoruz ama Meclis’te veya başka yerlerde aynı oranda temsiliyetimiz olmuyor. Kadınların kendi sözünü kendilerinin kurması, kendi kararını kendilerinin alması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden bu görevi üstlenmek üzere aday oldum da denilebilir. Arkadaşlarımın, özellikle kadın arkadaşlarımın ısrarı üzerine birlikte karar verdik.

Zorlu bir karar gibi geliyor dışarıdan bakınca. Sizin için nasıl bir süreçti?

Zor, evet. Aslında ilk başta aday olmak gibi bir niyetim yoktu. Zaten partide çalışıyorum. Ama sonra arkadaşlarla, kadınların oradaki temsiliyetinin önemli olduğunu konuştuk. Erkek arkadaşlar da başka yönlerden ısrar ettiler.

Erkekler ne yönden ısrar etti?

Onlar da aslında yıllardır emek harcadığım, bu işi kotarabileceğim, bunun mümkün olduğunu söylediler. Özellikle de mücadelenin içinden geliyor olmak, emek süreçlerinde birlikte olmanın getirdiği bir sonuç olarak bu konuşulduğunda, düşünmeye başlamıştım.

Ama sonuç olarak kadın arkadaşlarla birlikte karar verdik ve onlarla sonuçlandırdık bu işi. Belki ben tek başıma karar veremezdim açıkçası. Yine kadınların birlikteliğinden çıktı bu karar aslında.

Meclis de çok gergin ve erkek bir ortam, değil mi?

Evet, çok erkek bir ortam ve kadınlara en zor alan açılan yerlerden biri. Dil erkek, davranış biçimleri erkek, şiddet içeren bir ortam. Orada kadınların sözünün duyulması zor oluyor. Erkekler kendi aralarında tartışır, kendi aralarında kavga eder, kadınları dinlemezler. Kadınlar bir şey dediğinde, erkeğe bakarak cevap verirler, kadınları muhatap almazlar.

Aslında toplumdaki patriarkanın daha şiddetli bir yansıması Meclis’te var. Ama yıllardır Meclis’te de mücadele eden kadın arkadaşlarımız var. Biz gittiğimizde onların mücadelesini devam ettireceğiz.

Özellikle HDP kadın adaylarıyla, eşbaşkanlık sistemiyle bir şeyleri dönüştürdü. Tümüyle yok olmadı, erkeklerin olduğu her yerde biz sürekli mücadele etmek zorunda kalacağız. Kendi yoldaşlarımızla da mücadele etmek zorunda kalacağız. Sonuçta bizim yoldaşlarımız da erkek egemenliğinden muaf değiller. Biz ne kadar değiştirmeye, dönüştürmeye çalışsak da, onlar da bunun için uğraşsa da, toplumdaki erkek egemenliğinden onlar da faydalanıyor.

Biz kadınlar sokaktan aldığımız, dışarıda ya da eviçinde çalışan kadınların mücadelesinden aldığımız güçle orada sözümüzü kuracağız. Meclis’in kendisi tek başına bir şey değil, mücadelenin bir parçası sadece. Bu mücadelelerle Meclis’in bağı kurulabildiğinde Meclis’in bir anlamı var. Yoksa Meclis’ten bir söz kurmanın tek başına bir anlamı yok.

Ben uzun yıllardır meslekten dolayı, yani avukat olmamdan dolayı da, yargı sisteminde kadın meselesiyle çok uğraşanlardan biriyim. Yargı da çok erkek. Kadın cinayetleri, taciz, tecavüz davaları, boşanma davalarında kadınlara yönelik şiddet ve haklardan yoksun bırakılmaları yıllardır uğraştığımız meselelerden bazıları.

Bana soruyorlar, şimdi oralara (duruşmalara) gelecek misin, diye. Tabii ki geleceğim. Diyoruz ya, kadınlar birlikte güçlü. Ancak bu sağlanırsa, değiştirici, dönüştürücü olabiliriz.

“Meclis’teki diğer kadınlarla yanyana tutum alabileceğimizi düşünüyorum”

Meclis’te partilerüstü bir kadın dayanışması olduğunu düşünüyor musunuz? Ya da seçilirseniz, siz böyle bir dayanışma kurmayı istiyor musunuz?

Şöyle bir şey var; hangi partiden, hangi görüşten olursa olsun, tüm kadınlar eziliyor çünkü bütün kadınlar erkek egemenliğiyle karşı karşıya.

Diğer siyasi partilerin adaylarına bakın, kadın oranı çok düşük. Ama tabana baktığımızda, kadınların çalıştığını görüyoruz. Eve koşturan da, bildirileri dağıtan da onlar ama karar mekanizmalarına baktığımızda kadınlar görünmez hale geliyor. Biz tüm partilerde kadınların görünür olmasından yanayız. Çünkü kadınların emeklerinin üzerinden erkekler yükseliyor. Buna “dur” demek gerekiyor.

Bütün kadınların ezildiği ortak bir noktamız varken, bizim kadınlar olarak yanyana gelmemek için bir gerekçemiz yok aslında. Biz birarada kadın özgürlükçü bir temelde yanyana gelebiliriz, diye düşünüyorum. Ama tabii ki kriterlerimiz var; ırkçılığa, militarizme, savaşa, erkek egemenliğine, kapitalizmin yarattığı yoksulluğa karşıyız.

Diğer partilerdeki kadınlar, oralara gelene kadar bizden çok daha fazla sorun yaşıyorlar. HDP kadın özgürlüğüne inanan bir parti olduğu için, biz sözümüzü daha kolay dayatabiliyoruz. Hiçbir şey olmasa, rahatlıkla şunu diyebiliyoruz: Programımıza bakın, tüzüğümüze bakın, yüzde 50 kadın kotamız var. Ama diğer partilerde bu da olmadığı için bu söylemi kullanma şansları da olmuyor.

Meclis’teki diğer kadınlarla yanyana tutum alabileceğimizi düşünüyorum.

“Bu iktidara dur diyemezsek, ilk kaybeden biz kadınlar olacağız”

Sizce, 24 Haziran seçimlerinin kadınlar için ayrıca bir önemi var mı?

24 Haziran tüm toplum için kritik bir seçim ama kadınlar açısından çok daha kritik çünkü özellikle bu iktidarın OHAL sonrası süreçle birlikte kadın düşmanlığı inanılmaz bir noktaya evrildi. Kürtajı yasaklamaya çalışan, kadın emeğini güvencesizleştiren, çocuk ve yaşlı bakımını tümüyle kadınların üzerine yıkmaya çalışan, sürekli kadınlar adına konuşan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Eğer 24 Haziran’da yeniden AKP kazanırsa, daha otoriter, savaş politikalarına doğru evrilen bir ortamda yaşayacağız. Ayrıca rafa kaldırılan tüm yasaları geçirecekler. Bu iktidara dur diyemezsek, ilk kaybeden biz kadınlar olacağız.

Ama şunu da unutmasınlar; kadınlar hiç susmadı. OHAL sürecinde, sokağa ilk çıkan kadınlar oldu. “OHAL’inizi kabul etmiyoruz,” “Savaşınızı kabul etmiyoruz”, “Bizi evlere geri gönderemezsiniz” diyen kadınlar oldu. 25 Kasım ve 8 Martlarda kitlesel yürüyüşlerle tepki verdiler. Kadınlar meydanları asla terk etmediler ve “Güçlüyüz, kazanımlarımızın geri alınmasına müsaade etmeyeceğiz” dediler.

24 Haziran’da bunu bir kez daha söyleyeceğimizi biliyorum. Çünkü kadınların dayanışması bu iktidarı devirecek. Tüm kadın hareketleri ortak noktalarıyla birleşiyor ve herhangi bir farklılığımız öne çıkmıyor. Birlikte “hayır” demeye devam edeceğiz.

“Evet, biz kadınlar dönüştüreceğiz ama bütün yükü de bize bırakmasınlar”

Aslında “bu iktidarı kadınların devireceği” söylemi Türkiye’de çok yaygınlaştı. Son zamanlarda birçok erkek yazar ya da aktivistin de bu sözü sık sık söylediğini duyuyoruz, okuyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Muhalefet dönüşümü kadınların yapmasını mı bekliyor?

Yani bütün işi de bize bırakmasınlar. Bu değişim, muhalefette yer alan her bireyin görevi. Kadınlar bu değişimin bir parçası. Kadın mücadelesi açısından değiştirici, dönüştürücü olacak olan biz olacağız ama bütün yükü de üstlenmiyoruz. Feminist mücadelemize devam edeceğiz. Evet, çok güçlü olduğumuzu biliyoruz. Yine bize atmasınlar bu işi lütfen.

Erken seçim açıklamasının ardından, seçmenin enerjisini nasıl buluyorsunuz?

Tabii ki ilk başlarda umutsuz bir hava vardı çünkü referandumda “hayır” çıkmasına rağmen iradeye el konuldu ve başka bir sonuç çıkartıldı. 7 Haziran 2015 seçiminde de muhalefet güçlendi ve önümüze yeni bir seçim getirildi. Ve 1 Kasım’da oylarımız yine çalınarak başka bir duruma sokulduk. Ağzını açanın tutuklandığı bir süreçten geçiyoruz. Korku duvarlarının yayıldığı böyle bir süreçte tabii ki bir umutsuzluk havası oldu. Ama şu anda mahallelerde gördüğümüz şey, inanılmaz bir umut ve coşku olduğu.

Aslında toplumsal muhalefetin öne geçtiği bir süreç yaşıyoruz çünkü iktidarın söyleyebileceği söz de kalmadı. Ne diyebilir? Şunu yapacağım, bunu yapacağım, diyorlar ama insanlar soruyor: 16 yıldır iktidardasınız, neden yapmadınız?

İktidar saldırgan bir tutumla davranırken, şimdi savunmaya geçti. Korku duvarlarını yeniden yaymaya çalışıyorlar ama artık kimse korkmuyor. Gittiğimiz her evde şunu duyuyoruz: “Sandık önümüze gelsin ve biz irademize el koymanın ne demek olduğunu göstereceğiz.”

Aslında bu AKP’ye oy veren kitle için de geçerli çünkü onlar da bu kadar kutuplaşmadan rahatsız, insanların bu kadar bölünmesinden, komşuların düşman haline getirilmesinden rahatsız, din-dil-ırk ayrımı gözetilerek insanlar arasında duvarlar örülmesinden rahatsız. Bu şekilde yaşamak istemiyorlar, güvenli ve birbiriyle dayanışabilecekleri, komşularının yüzüne gülümseyerek bakabilecekleri bir hayat istiyorlar. Kimse bu kadar gerilim içinde yaşamak istemiyor.

O yüzden biz bu dönem kesinlikle başarıya ulaşacağımıza inanıyoruz. (ÇT)

Pembe Hayat Sordu: Trans Yurttaşlar Seçimlerden Ne Bekliyor?

Pembe Hayat, iftar yemeği için bir araya gelen translara seçimlerden beklentilerini sordu. Translar “ayrıcalık değil, eşitlik” istiyor, “herkes gibi sokağa çıkabilmek, iftar çadırına gidip yemek yiyebilmek…”

Pembe Hayat, iftar yemeği için bir araya gelen translara seçimlerden beklentilerini sordu, cevapları video olarak yayınladı.

Peki trans yurttaşların seçimlerden beklentileri neler? Verilen cevapların başında “yaşama hakkı” geliyor. Videoda öne çıkan cevap ise, transların “ayrıcalık değil eşitlik” talebi.

Transların dile getirdikleri beklentiler arasında Ankara’da LGBTİ etkinliklerine yönelik yasağın kaldırılması, mültecilerin koşullarının iyileştirilmesi, istihdamda ayrımcılığın son bulması gibi konular da yer alıyor.

Bir trans aktivist şöyle diyor: “Daha az seçim, daha çok adalet. Aslında daha çok da olmasın, bir şeyi az ya da çok diye nitelendirmeyelim. Herkesle eşit olmak istiyoruz.”

Bir başkası ise şöyle ifade ediyor: “Kimsenin saygısına, sevgisine ihtiyacımız yok. Nefret göstermesinler, sataşmasınlar, sadece karışmasınlar, bizim için yeterli.”

“Herkes gibi biz de gidip bir iftar çadırında yemek yiyebilmek istiyoruz”

Pembe Hayat’tan Şirvan, derneğin önümüzdeki günlerde video aktivizme ağırlık vereceklerini söylerken, seçimlerle ilgili video çalışmasını şöyle anlattı:

“Video Ankara’daki translar Pembe Hayat’ın geleneksel iftar yemeğinde biraraya geldiğinde çekildi.

“Tek bir soru sorduk ve aslında hepsinin cevapları aynıydı: tek istedikleri dışarıya çıkabilmek, herkes gibi bir kafeye gidip oturabilmek… Şu anda Ramazan ayında olduğumuz için ‘Herkes gibi biz de gidip bir iftar çadırında yemek yiyebilmek istiyoruz’ diyenler de oldu. Videodaki bir kişinin belirttiği gibi, translar aslında ayrıcalık değil eşitlik istiyor.

“Pembe hayat olarak video aktivizme yükleniyoruz. Bundan sonra da düzenli olarak videolar paylaşacağız. Transların hayatlarını, sorunlarını, taleplerini soracağız. Sadece sorunlara değil, günlük yaşama, eğlenceye de odaklanacağız.”

Pembe Hayat hakkında

Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olan Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, 30 Haziran 2006 tarihinde Ankara’da kuruldu. Dernek adını Alain Berliner’in yönettiği ve erkek bedeninde doğmuş bir kız çocuğun hikayesinin anlatıldığı Pembe Hayat (Ma vie en rose, 1997) adlı filmden aldı.

Dernek translara yönelik ayrımcılık, nefret suçları, şiddet ve toplumsal dışlanma gibi konularda projeler üretiyor ve başvuruculara doğrudan destek hizmeti sunuyor.

Ayrıca son 7 yıldır sinema festivali olan KuirFest’i düzenliyor. (ÇT)

Kültür Bakanlığı Uçan Süpürge Film Festivali’ne Desteğini Kesti

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin Kültür Bakanlığı desteği, festivalin “uygun bulunmadığı” gerekçesiyle kesildi.

 

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ne Kültür Bakanlığı ödenek desteği, 20 yılın ardından ilk defa kesildi.

Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdür Vekili Erkin Yılmaz imzalı yazıda şu ifadelere yer verildi:

“21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ adlı etkinliğe ilişkin destek talebiniz, Sinema Destekleme Komisyonu toplantı gündemine alınarak değerlendirilmiş olup, komisyonun 2018/3 sayılı kararı ile uygun bulunmamıştır.”

Uçan Süpürge karara tepki gösterdi. Yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Bu festival, bütün engellemelere, her türlü baskıya ve zorlamalara rağmen, 21 değil, 51 değil, 61 yıl devam edecektir. 20 yıldır desteklenen festival, 21. senesinde, festivalin son bulmasının ardından, üstelik, bakanlığın logoları, her yıl olduğu gibi, billboardlardan, el ilanlarına kadar  bütün basılı ve görsel malzemelerde kullanıldıktan, festival ulusal ve uluslararası alanda bakanlığın desteğiyle yapılıyor göründükten sonra, neden uygun bulunmamış anlamak mümkün değil. Bakanlıktan gerekçeli karar talep ediyoruz.”

21. yılda 62 film gösterildi

21. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali 10-17 Mayıs’ta düzenlenmişti.

Festivalde 24 uluslararası, 6 ulusal seçki, 12 kısa film ve 16 belgesel olmak üzere 62 film gösterimi ve 8 mekanda 17 etkinlik gerçekleştirilmiş; Yeni Zelanda’nın ilk kadın başbakanı Helen Clark da festivalin konukları arasında yer almıştı.

Sinemada kadın emeğini görünür kılan, ulusal ve uluslararası alanda söz sahibi olmuş kadın sinemacılara ev sahipliği yapan, genç sinemacıların çalışmalarını destekleyen, uluslararası seçkisi her yıl FIPRESCI jürisi tarafından ödüllendirilen, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, 20 yıldır Kültür Bakanlığı’ndan ödenek desteği alıyordu. (ÇT)

3 İlden 25 Milletvekili Adayı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi İmzaladı

İzmir merkezli Genç LGBTİ+ Derneği’nin hazırladığı LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’ni şimdiye kadar İzmir, İstanbul ve Edirne’den 25 milletvekili adayı imzaladı.

Adaylar, taahhütnameyle milletvekili seçilmeleri halinde LGBTİ haklarını gözeteceklerine “LGBTİ sivil toplum örgütleri nezdinde, tüm LGBTİ+ yurttaşlara söz veriyor”.

Genç LGBTİ+’dan Barış Azar, “Aslında vekillerden temel beklentilerimiz var, söylemlerine dikkat etmeleri, LGBTİ hareketinin gündemini Meclis’e de taşımaları, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme hazırlamaları gibi” diyor:

“Bu taahhütnameyi hazırlarken, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi LGBTİ Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan vekillerin neler yaptığına baktık ve çok bir şey yapmadıklarını gördük. Meclis’te LGBTİ’lerle ilgili soru önergelerinin sayısı çok az, verilen önergelere de ya cevap gelmemiş ya da en başından reddedilmiş. Bu da hükümetin tavrından kaynaklanıyor.”

Adayları LGBTİ haklarını savunmaya çağırıyorlar

HDP’nin İstanbul ve Edirne’den üç vekil adayı, bugün sosyal medya hesaplarından LGBTİ+ Hakları Taahütnamesi’ni imzaladıklarını açıkladı.

Azar, bazı partilerin vekil adaylarının taahhütnameye ilgi gösterdiğini, bazı partilerin ise olumlu yaklaşsalar da çekimser kaldıklarını söyledi. Genç LGBTİ+, önümüzdeki günlerde daha fazla adayın imza atmasını bekliyor:

“Bu taahhütnameyi hazırladıktan sonra, vekil adaylarına tek tek ulaşmayı planlamıştık. Sonrası tam olarak öyle gelişmedi.

“Örneğin HDP’nin il merkezini aradık ve taahhütnameyi anlattık. Bize geri dönüş yaptıklarında, HDP’nin 21 İzmir milletvekili adayı taahhütnameyi imzalamıştı bile. HDP’li vekil adayları bugün de ofisimizi ziyaret etti. Diğer vekil adaylarının da imzalayacağını ancak seçim yoğunluğu nedeniyle henüz imzalayamadıklarını söylediler.

“CHP’den şimdiye kadar iki vekil adayı imzaladı ve daha fazlasının imzalayacağı bilgisi bize iletildi.

“Bir parti çok ilgilendi ama ‘benim bunu imzalamam partimi zora düşürebilir’ diyerek imzalamadı.

“Kısacası ulaşabildiğimiz insanlardan olumsuz tepki almıyoruz ama bazıları biraz çekiniyorlar.”

Vekil adayları ne düşünüyor?

HDP İzmir milletvekili adayları, bugün Genç LGBTİ+ Derneği’ni ziyaret etti. Adaylar ziyaret sırasında şunları söyledi:

Serpil Kemalbay: Halkların Demokratik Partisi parti programı, seçim bildirgesi ve tüm kitlesiyle LGBTİ+ hak mücadelesine destek vermektedir. Genç LGBTİ+ Derneğinin hazırlamış olduğu LGBTI+ Hakları Taahhütnamesi’ni samimiyetle imzaladığımızı belirtmek istiyoruz. 7 Haziran seçimlerinde de SPoD LGBTI’nin benzer bir taahhütnamesini imzalamıştım. Seçimden sonra da iletişimimizi sürdürmeye devam edeceğiz, bu buluşmalarımız tekrarlanacaktır.

Murat Çepni: Meclise gidecek arkadaşlarımızın LGBTİ+ Hakları Taahhütnamesi’nin arkasında duracağına söz veriyoruz.

Derkay Tan: Parti adına çok verimli bir sohbet ve yararlı bir sunum oldu. HDP, kurulduğu günden bu yana LGBTİ+ haklarını savunan bir partidir. Diğer ezilenler gibi LGBTİ+’lar da ciddi hak ihlallerine maruz kalmaktadir. Ben bunu bir soykırım olarak adlandırıyorum. LGBTI+’larla birlikte çalışmak partimizin ve vicdanımızın gerektirdiği bir sorumluluktur. LGBTİ+’ların görünürlük, var olma ve hak mücadelelerinin bir sembolü olan Onur Yürüyüşü’ne vekil adaylarımız, parti yöneticilerimiz ve kitle ile katılacağız.

Ahmet Şık, Transevi ziyaretinde imzaladı

HDP İstanbul milletvekili adayları Ahmet Şık, Tülay Korkutan, Şehriban Alkış ve Edirne adayı Hasan Atik de Taahütname’yi bugün ziyaret ettikleri Trans Misafirhanesii’nde LGBTİ+ Hakları Taahütnamesi’ni imzaladı.

Trans Misafirhanesi 2012’de, İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği tarafından 2012’de barınma, sağlık hizmetlerine erişim gibi konularda yardıma ihtiyaç duyan trans bireylere güvenli bir alan açma amacıyla kurulmuştu.

LGBTİ’lere söz veren adaylar

İzmir:

Ayşe Yılmaz HDP İzmir 2. Bölge 3. Sıra / Cemile Aydın HDP İzmir 2. Bölge 5. Sıra / Ceyhan Akay HDP İzmir 1. Bölge 7. Sıra / Derkay Tan HDP İzmir 2. Bölge 9. Sıra / Elfesye Nas HDP İzmir 1. Bölge 10. Sıra/ Ferzende Deniz HDP İzmir 1. Bölge 9. Sıra / Gönül Aygün HDP İzmir 2. Bölge 7. Sıra / Hüseyin Çağlar HDP İzmir 1. Bölge 5. Sıra / İdil Uğurlu HDP İzmir 2. Bölge 2. Sıra / Mahsun Korkmaz HDP İzmir 2. Bölge 10. Sıra / Mehmet Aker HDP İzmir 2. Bölge 4. Sıra / Mervan Sincar HDP İzmir 1. Bölge 6. Sıra / Murat Çepni HDP İzmir 2. Bölge 1. Sıra / Orhan Ayhan HDP İzmir 2. Bölge 8. Sıra / Rahime Turan HDP İzmir 1. Bölge 4. Sıra / Serpil Kemalbay HDP İzmir 1. Bölge 1. Sıra / Tamer Aydın HDP İzmir 1. Bölge 11. Sıra / Yalçın Yanık HDP İzmir 1. Bölge 3. Sıra / Nurettin Turgay HDP İzmir 1. Bölge 2. Sıra / Ekrem Can Alaygut HDP İzmir 2. Bölge 12. Sıra / Abdullah Akdeniz HDP İzmir 2. Bölge 13. Sıra /

Tacettin Bayır CHP İzmir 1. Bölge 6. Sıra

İstanbul:

Ahmet Şık HDP İstanbul 2. Bölge 1. Sıra / Şehriban Alkış HDP İstanbul 1. Bölge 12. Sıra / Tülay Korkutan HDP İstanbul 2. Bölge 5. Sıra

Edirne:

Hasan Atik HDP Edirne 4. Sıra

2015 seçimlerinde 22 vekil imzalamıştı

Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’nin (SPoD LGBTİ) Mecliste LGBTİ kampanyası kapsamında hazırladığı LGBTİ Hakları Sözleşmesi’ni 7 Haziran 2015 Genel Seçimi öncesinde CHP ve HDP’den 61 milletvekili adayı imzalamıştı.

Bu adaylardan 21’i, milletvekili olmuş, bir vekil de seçimin ardından sözleşmeyi imzalamıştı. (ÇT)

YSK Vekil Adaylarının Kadın-Erkek Oranını Açıkladı: 996 Kadın – 3855 Erkek

YSK, 24 Haziran milletvekili adaylarının cinsiyet dağılımını açıkladı. En çok kadın aday gösteren partiler sırasıyla HDP, İYİ Parti, Vatan Partisi, CHP, AKP, MHP, Saadet Partisi ve HÜDA-PAR.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 24 Haziran Milletvekili Genel Seçimi’ndeki adayların cinsiyet dağılımını açıkladı.

YSK’nın verilerine göre, seçime katılacak toplam 4 bin 851 adayın yüzde 20,5’i kadınlardan, yüzde 79,5’i erkeklerden oluşuyor.

HDP, adayları arasında yüzde 38’lik oranla, en çok kadın aday gösteren parti. HDP’yi yüzde 26,5 ile İYİ Parti, yüzde 24 ile Vatan Partisi, yüzde 22,6 ile CHP, yüzde 21 ile AKP, yüzde 12,6 ile MHP, yüzde 11,6 ile Saadet Partisi ve yüzde 7,5 vile HÜDA-PAR izliyor.

Toplam 68 bağımsız adayın ise yüzde 16’sı kadın, yüzde 84’ü erkeklerden oluşuyor.

Kamunun cinsiyetlendirilmiş veri tutması önemli

bianet’e konuşan sosyolog Nükhet Sirman, YSK’nin milletvekili adaylarıyla ilgili istatistiki verilerde cinsiyet dağılımını dikkate almasının toplumun sosyolojisini anlamak için önemli bir ilk adım olduğunu söylerken, toplumdaki farklılıkları anlayabilmek için daha fazla kategori üretilmesi gerektiğini belirtti.

Prof. Dr. Sirman şöyle konuştu:

“Cinsiyetlendirilmiş istatistikler tutulması, toplumun resmini çekmek açısından çok önemli. Özellikle de Toplumsal cinsiyetin, ayrımcılığın ölçülmesi açısından önemli bir veri olarak kabul edilmediği Türkiye’de çok daha önemli.

“Toplumsal cinsiyet, şimdiye kadar anlamlı bir sosyolojik kategori olarak ele alınmıyordu. Oysa ki toplumsal cinsiyete göre insanların yaşam koşulları, gelecekleri, statüleri, hatta hayalleri bile değişebiliyor.

“Ama toplumun resmini iyice anlamak için bu istatistiklerin çok daha anlamlı kategoriler içermesi gerekiyor, aksi toplumun farklılıklarını gözardı etmek ve herkesi normatif kimliklere asimile etmek anlamına geliyor.

“YSK’nın milletvekili adaylarının cinsiyet dağılımını yayınlamış olması bir ilk adım olarak önemli. Toplumdaki farklılıkları gösteren kategorilerin üretilmesi ve bunun farklı alanlardaki istatistiklerde yapılmasını ümit ediyoruz.”

3855 erkek, 996 kadın

Daha önce bianet’te ve diğer medya kuruluşlarında yer alan kadın aday- erkek aday oranları, geçici aday listeleri üzerinden ve partilerin açıkladığı kadın-erkek sayılarına göre hazırlanmıştı. bianet’in ilgili haberinde, verilere ulaşamadığımız için bağımsız adaylar ve HÜDA-PAR’ın kadın aday sayısına yer verilmemiş, istatistikler 4 bin 200 vekil adayı üzerinden hesaplanmıştı.

YSK, Kesin Aday Listesi’nin belli olmasının ardından, tüm milletvekili adaylarının cinsiyetlere göre dağılımını açıkladı.

Kesin listeye göre kadınların sadece yüzde 4,9’u birinci sıradan aday gösterildi.

YSK’nın verilerine göre, milletvekili adaylarının cinsiyetlere göre dağılımı şöyle:

(ÇT)

Kadın Bakanlığı’nın Yerine Kurulan Aile Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı ile Birleştiriliyor

Erdoğan, Aile Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığı’nın birleştirileceğini açıkladı. Kadın hakları savunucuları tepkili. 2011’den beri Kadın Bakanlığı ya da Eşitlik Bakanlığı istediklerini hatırlatıyorlar.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün üniversite öğrencileriyle Ankara Beştepe’de düzenlediği sahur programında yaptığı açıklamalarda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirileceğini açıkladı.

Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı 2011’de kapatılmış, yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmuştu. Kadın örgütleri o zamandan beri, Aile Bakanlığı’nın yerine Kadın Bakanlığı kurulması için kampanyalar düzenliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birleştirileceği açıklamasını Mor Çatı’dan Selime BüyükgözeKAMER’den Nebahat Akkoç ve feminist avukat Meriç Eyüboğlu bianet’e değerlendirdi.

Büyükgöze ve Eyüboğlu, kadın hareketinin 2011’den bu yana bir Kadın Bakanlığı ya da Eşitlik Bakanlığı kurulması için mücadele ettiğini hatırlatırken, mevcut haliyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın zaten çok geniş kapsamda çalıştığını ve kadınlara yönelik politikalar üretmediğini söyledi.

Akkoç da Bakanlığın çalışma konularının kapsamının çok geniş olduğunu tekrarlarken, bölgeler arası farklılıklar gözetilmeden geliştirilen çözümlerin kadınlara zaten yeterince yarar sağlamadığını belirtti.

“2011’den beri Kadın Bakanlığı istiyoruz”

Mor Çatı’dan Selime Büyükgöze şöyle konuştu:

“Biz zaten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011’de kurulduğundan beri, Bakanlığın bu haline itiraz ediyorduk. Temel argümanımız da bir Kadın Bakanlığı olmaması, kadın ve ailenin eşdeğer görülmesiydi.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın çalışma alanlarına baktığımızda, aile, yaşlı, çocuk, engelli, hepsini görüyoruz. Bakanlığın herkesi aynı sepete koyup, kimseye özel bir politika üretmemesini eleştiriyorduk.

“2011’de Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın kapatılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kurulmasının, kadınları aileye hapseden politikalar anlamında da sembolik bir önemi vardı. İlk günden itibaren, kurulması gerekenin bir Kadın Bakanlığı olduğunu hep söyledik.

“Detaylarını henüz bilmesek de gelinen noktada, kadınlardan yana politika zaten yapmadığı için eleştirdiğimiz bu kurumun ortadan kaldırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu gelişme, biz kadınlar için politika üreten bir kurum talebini ısrarla tekrarlarken, tam tersine kadınların taleplerinden daha da uzaklaşan bir politikanın habercisi. Kadınların geleceğinin nasıl olacağına dair bir öngösterim olarak da düşünebiliriz.”

“Her merkezileşme hamlesi yerelden uzaklaşmak demektir”

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 20’nin üzerinde ilde faaliyet gösteren Kadın Merkezi’nden (KAMERNebahat Akkoç şöyle konuştu:

“Türkiye geniş ve kalabalık bir ülke. Kadınların sorunları da bölgesel olarak farklılıklar gösteren, çeşitli boyutları olan yoğun ve elzem bir konu.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı zaten kapsamı çok geniş tutulmuş bir bakanlık. Bakanlıkların birleştirilmesi bir yana bana göre kadınlarla ilgili sorunların ve çözümlerinin yerinden belirlenmesi lazım.

“Eğer Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı yerel/yerinden yönetim güçlendirilmeden söz konusu olursa bu kadınlara yarar sağlamayacaktır.

“Esasında bölgeler arası farklılıklar gözetilmeden geliştirilen çözümler zaten yeterince yarar sağlamıyor. Genel başlıkların altındaki tali konulardan biri olarak ele alınınca ne sorunun tanımı ne de üretilecek çözümler yeterli olmayacaktır.

“Nasıl bir sistem öngörüldüğü konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Ama her merkezileşme hamlesi yerelden uzaklaşmak demektir.”

“Sürpriz yok, bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok”

“Sürpriz yok, bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok”

Feminist avukat Meriç Eyüboğlu da şunları söyledi:

“Biz feministler olarak eskiden beri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı düzenlemesine itiraz ediyoruz çünkü, eylemlerde attığımız sloganla, söyleyeyim: Aile değil kadınız.

“Bizim bir kimlik, bir kişilik, bir birey olduğumuzu, kadın olduğumuzu yok sayıp, bizimle ilgili politikaları ailenin için sıkıştırma meselesi, politik olarak mevcut hükümetin durduğu yeri anlatmaya yetiyor. Nitekim aile sever bakanlık, çocukları, yaşlıları engellileri, kapsamına alan bir bakanlık aynı zamanda.

“Bu bakanlığın faaliyetlerini yıllık çalışma raporlarından da biliyoruz. Örneğin 2016 faaliyet raporuna göre, bakanlığın övünerek söz ettiği birincil faaliyeti Çanakkale Savaşı’nın yıldönümünde bütün il merkezlerinde mevlit okutulduğunun ilanıydı. Hatırlanacağı gibi bu gazetelerde de bolca yayınlandı.

“Sonuç olarak erkek şiddeti başta olmak üzere kadınların bu topumdaki mevcut konumuna ilişkin çok sayıda düzenlemeye, önleme, yasa ve uygulamada değişikliğe ihtiyaç var. Ve tabii ki pozitif ayrımcılık önlemleri de alınmak zorunda.

“Bu nedenle biz ayrı bir Kadın Bakanlığı ihtiyacından bahsediyorduk, bunun Eşitlik Bakanlığı ismiyle örgütlenebileceğini söyleyen arkadaşlarımız da vardı. Ama hükümetin başından beri kadınların yaşadığı sorunlara yaklaşımı çözüm odaklı değil, aileyi koruma odaklı gelişti. Erkek şiddetiyle gerçek anlamda mücadele etmek yerine, müftülükler nezdinde boşanmayı önleme büroları kurmak bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

“İşte tüm bu toplam ışığında bu son açıklamaya bakınca hiç şaşırmıyorum. Sahici olmayan, kadınların yaşadıkları sorunları evlenmek, çeyiz parası ve çocuk doğurmaktan ibaret sayan, önüne koyduğu en önemli problem boşanmayı önlemek olan bir Aile Bakanlığı’nın Çalışma Bakanlığı’nın içine sokulması, hükümetin tam da söylediğimiz gibi davrandığını bir kez daha görünür kıldı. Sürpriz yok. Bu hükümetin kadınların hayatında değiştirebileceği hiçbir şey de yok.”

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hakkında

Dönemin Başbakanı Erdoğan, 2011’de Erdoğan, “Biz muhafazakar demokrat bir partiyiz. Bizim için aile önemli” demiş ve Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın yerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kurulacağını açıklamıştı.

Bu açıklama kadın örgütlerinin tepkisini çekmişti ve “Kadın Bakanlığı Kaldırılmasın” kampanyası kapsamında 4 binin üzerinde imza 6 Haziran 2011’de Başbakanlığa iletilmişti.

Tepkilere ve kampanyalara rağmen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 2011’de kuruldu, ilk bakan Fatma Şahin oldu. Ardından Ayşenur İslam, Ayşen Gürcan, Sema Ramazanoğlu ve Fatma Betül Sayan Kaya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak görev yaptı.

Erdoğan: Bakanlıkları birleştiriyoruz

Erdoğan, dün şöyle konuştu: “Şu anda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıyla birleştiriyoruz. Bu ikisi birleşeceği için -bunu daha sonra açıklayacaktım ama size kıyağım oldu- dolayısıyla burada yeni bir kadrolaşma olacak.” (ÇT)

Kadınlar Forumda Buluştu, “Bir Arada Değiştireceğiz” Dedi

Kadınlar Bir Arada Girişimi, dün Beşiktaş Abbasağa Parkı’da düzenlenen forumda bir araya geldi; “Oyumuz her türlü yetkiyi elinde toplayan ‘tek adama’ değil; biz kadınlarla birlikte yönetecek eşitlikçi ve çoğulcu partiye” dedi.

Kadınlar Bir Arada Girişimi, dün Beşiktaş Abbasağa Parkı’da forum düzenledi.

Parka “Kadınlarla değişir, değiştirebiliriz”, “Erkek iktidarlar elinizi bedenimizden çekin” yazılı pankartlar asıldı.

Foruma HDP İstanbul 3. Bölge 5. Sıra millletvekili adayı Züleyha Gülüm ve HDP İstanbul 2. Bölge 7. sıra adayı Ayşe Berktay da katıldı.

BEKSAV Müzik Topluluğu’nun seslendirdiği ezgiler eşliğinde kadınlar dans etti, halay çekti.

Forumda okunan metinde “Oyumuz her türlü yetkiyi elinde toplayan ‘tek adama’ değil; biz kadınlarla birlikte yönetecek eşitlikçi ve çoğulcu partiye! Bir arada başaracağız. Güvenli, barış içinde ve insanca yaşadığımız bir hayatı kuracağız. Kadınlar bir arada değiştirir!” denildi.

“Bizi hiçe sayan bu erkek iktidara son vereceğiz”

Açılış konuşmasını yapan Berktay şunları söyledi:

“Türkiye’de siyasi iktidarlar yıllardır biz kadınların sözünü, umutlarını, isyanını görmezden geldi. Her iktidar kendi siyasi amaçları, maddi çıkarları ve iktidarı için çalıştı; fakat hepsinin ortak bir özelliği vardı: Erkeklerin dilinden erkeklere seslenmek!

“Fakat AKP ile geçen 16 yıl, biz kadınlar için çok daha zordu. Kıyafetimizden inançlarımıza, kaç çocuk doğuracağımızdan, nerede, nasıl davranmamız gerektiğine kadar müdahale eden, hayatlarımızı işgal eden bir sesle yaşamak zorunda kaldık!

“Öyle bir öfke ve savaş siyaseti yürüttüler ki birbirimizi duyamadık. Oysa birbirimizi duyabilsek umutlarımızın, isteklerimizin birbirine ne kadar benzediğini fark edecektik.

“Hepimiz, şiddet görmediğimiz, barışçıl bir ülkede yaşamak istiyoruz.

“Sokaklarında tacize uğramadan güvenle dolaşabildiğimiz şehirler istiyoruz.

“Sigortasız, uzun mesaili işler, düşük ücretler değil; evde veya dışarda harcadığımız emeğin gerçek bir değeri olsun istiyoruz.

“Bir ömür boyu evde harcadığımız emek için sosyal güvence hakkımızı istiyoruz.

“Hem kendimiz, hem çocuklarımız için istismarsız, şiddetsiz, güvenli bir gelecek hayal ediyoruz.

“Biz kadınlar bugün bir aradayız ve bizi hiçe sayan bu erkek iktidara son vereceğiz, diyoruz.

“Bizler, kadınları yalnızca aile içinde tanımlayan iktidarlara karşı, kadınları eşit bireyler olarak gören, cinsiyet eşitliği için somut bir programı olan siyasi partiye oy vereceğiz.

“Bizler, kadınları siyasetten dışlamayan, ‘er meydanı’, ‘adam gibi ölürüz’ sözleriyle siyaseti erkekleştirmeyen siyasi partiye oy vereceğiz.” (ÇT)

Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu, Sivil Toplumu Dayanışmaya Çağırıyor

Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çalışan sivil toplum örgütlerini bir araya getirmeyi, kadınları siyaset başta olmak üzere hayatın her alanında desteklemeyi amaçlıyor.

Bileşenleri arasında kadın mücadelesi veren pek çok sivil toplum örgütünün yer aldığı Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu’nun lansmanı bugün İstanbul’da gerçekleşti.

Kadın hakları aktivistlerini çevrimiçi bir platformda biraraya getirmeyi amaçlayan esitlikadaletkadin.org da yayın hayatına başladı.

Web sitesinde toplumsal cinsiyet alanında haberler, makaleler, çevirilerin yanısıra kadın ve LGBTİ örgütlerinin etkinlik ve çalışmalarını duyurabilecekleri bir etkinlik takvimi de yer alıyor.

Web sitesiyle, toplumsal cinsiyet eşitliği alanında çalışan tüm sivil toplum aktörlerinin biraraya geleceği, seslerini birleştireceği, birlikte düşüneceği ve güçleneceği bir platform yaratılması amaçlanıyor.

Kadın hakları savunucusu ve CHP Parti Meclisi üyesi Gülseren Onanç’ın girişimiyle hayata geçen platform, 30 Kasım-1 Aralık 2017’de İstanbul’da düzenlenen Eşitlik Adalet Kadın Zirvesi’nin sonucunda oluşturuldu.

Platform’un lansman toplantısına CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, CHP Bursa 24. Dönem Milletvekili Sena Kaleli, CHP İstanbul 24. Dönem Milletvekili Ayşe Danış, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu başkanı Gülsüm Kav, HDP Mardin Belediyesi eski eşbaşkanı Februniye Akyol Akay, İstanbul Sözleşmesi’nin denetim organı GREVIO’nun başkanı Prof. Dr. Feride Acargibi isimler katıldı.

Platform’un içeriklerini hazırlayan Ceren Gülbudak ve Aslı Aydemir, web sitesini tanıttı.

Onanç: Feminist düşünceyi teşvik etmek istiyoruz

Eşitlik Adalet Kadın Platformu Koordinatörü Onanç, Platform ile ilgili bilgi verdi:

“Zirve ve sonrasında ortaya çıkan sonuç bildirgesi ve daha sonraki takip toplantısında; çözüm ve bilgi odaklı, dayanışmayı destekleyen, kapsayıcı ve kolektif bir online platformun örgütlenmesine dair kadınlardan gelen büyük bir talep olduğunu gördük.

“Bugün lansmanını gerçekleştirdiğimiz Eşitlik, Adalet, Kadın Platformu hepimizin!

“Bu platformla tüm dünyada yükselen feminist dalganın Türkiye’ye de taşınmasına katkıda bulunmak ve feminist düşünceyi biraz daha tetiklemek istiyoruz. Bu dayanışmada yer almak isteyen tüm bağımsız sivil toplum kuruluşlarını ve kadın hakları aktivistlerini platformun bileşeni olmaya ve sosyal medya mecralarından destek vermeye çağırıyoruz.

“Bu, siyasi bir platform değil ama tüm kadın siyasetçileri destekleyen bir platform.”

Kaftancıoğlu: Değişimi örgütlü mücadelemiz sağlayacak

Onanç’ın ardından söz alan Kaftancıoğlu da “Hayal kurmaktan başka şansımızın olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Kadınları hayalleri ayakta tutuyor” sözleriyle başladığı konuşmasına şöyle devam etti:

“Siyasetteki kısa süreli ama gürültülü maceram, erkek egemen bakışın hakim olduğu siyasette kadınların durumunu gözler önüne seriyor. Kadınların siyasette varolabilmesi, bulunduğu yerdeki bakış açısını değiştirmesi zor oluyor. Bunu ben bizzat yaşıyorum, sizler de birçok örnekte şahit oluyorsunuz.

“Artık kadının siyasette ‘Üç erkek var, yanına da iki kadın koyalım’ pazarlıklarıyla değil, olması gerektiği gibi varolması gerekiyor. Partiler adaylarını belirliyor ve ‘nitelikli erkek’ tartışmasının yapılmadığı yerde, sürekli ‘nitelikli kadın’ tartışması yapıldığını görüyoruz.

“Tüm bunları değiştirecek olan, bu salonlardaki toplantılardan çıkacak olan örgütlü mücadelemiz olacak.” (ÇT)

Mor Çatı’dan Erkek Şiddeti Veri Toplama Projesi

Mor Çatı, “Kadına Yönelik Şiddeti Önlemede Önemli Bir Başlangıç: Veri Toplama Modeli Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesiyle, sivil toplum ve kamu kuruluşlarının şiddetle mücadelesini desteklemeyi hedefliyor.

Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın 2 yılı aşkın süredir yürüttüğü “Kadına Yönelik Şiddeti Önlemede Önemli Bir Başlangıç: Veri Toplama Modeli Geliştirilmesi ve Yaygınlaştırılması” projesi tamamlandı.

Kadına yönelik erkek şiddeti alanında faaliyet gösteren kadın örgütleri, yetkili kamu kurumları ve dayanışma merkezi olan belediyeler için bir veri modeli ve sistemi oluşturmak amacıyla düzenlenen proje, dün akşam düzenlenen basın toplantısı ve kokteylle tanıtıldı.

Projenin hedefleri

Mor Çatı projenin hedeflerini şöyle özetledi:

* Kadın örgütlerinin kadına yönelik şiddet alanında veri temelli çalışmasını desteklemek, dolayısıyla daha güçlü ve etkili izleme, savunuculuk ve politikalar yapmak,

* Mor Çatı’da, erkek şiddetine maruz kalmış kadın ve çocukların ihtiyaç ve risk analizlerini daha doğru şekilde yapabilmek ve böylece ihtiyaçlara daha nitelikli etkin şekilde cevap verebilmek,

* Kamu kurumları ve karar vericilerin erkek şiddeti ile mücadelede veri toplamanın önemi ve modelleri hakkında daha farkındalıklarını arttırmak.

Veri toplama modeli örgütler ve yerel yönetimlerle paylaşıldı

Proje kapsamında, Beylikdüzü Belediyesi, Şişli Belediyesi, Çankaya Belediyesi, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Bağlar Belediyesi, Bayraklı Belediyesi ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden eşitlik birimi, kadın danışma merkezi ve sığınak çalışanları katılımıyla “Mor Çatı Veri Yönetimi ve Başvuru Takip Programının Belediyelere Bağlı Kadın Da(ya)nışma Merkezleriyle Paylaşılması” atölyesi düzenlendi.

Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM) çalışanları ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu (KEFEK) başkanvekili Candan Yüceer ile de toplantılar yapılarak proje sonuçları paylaşıldı.

Öne çıkan veriler

Mor Çatı’ya senede ortalama 1000 kadın başvuruyor. Başvuranlardan toplanan veriler, şiddetle mücadelede kadınların yüzleştiği zorlukları da ortaya koyuyor.

Kadınlar şiddetle mücadele ederken başka hangi zorluklarla başa çıkıyor?

* Hizmetlere erişimin zorluğu

* Cinsiyetçi yargılar ve uygulamalar

* Utanç, korku, çaresizlik gibi duygular

* Mücadele mekanizmalarına erişim önündeki yasal engeller

* Şiddeti önleme, koruma ve güçlendirme mekanizmalarının yetersizliği ya da kötü uygulamaların yarattığı sonuçlar

* Çocuklarla ilişkiler etrafında gelişen endişe ve sorunlar

* İş bulmakta yaşanan zorluklar

* Sosyal güvencesizlik

* Yoksulluk

Kadınların başvuru sebepleri neler?

* Yasal süreçler konusunda bilgi almak ve danışmak

* Geçmiş şiddet deneyiminin etkileriyle baş etmek

* Haklarını öğrenmek

* Kurumlarda karşılaşılan zorlukları aşmak için destek istemek

* Önyargısız bir ortamda yaşadıklarını paylaşabilmek

* Şiddeti sonlandırmak için birlikte plan yapmak

* Sığınağa gitmek

* Ayni ve nakdi yardım talep etmek

* Ç:ocuklarına yönelik psikolojik destek almak

Kadınlar güçlenmeyi nasıl tanımlıyorlar?

* Uğradıkları şiddet ve ayrımcılığın kadın olmaktan kaynaklandığını fark etme

* Şiddetten uzaklaşma

* Şiddet sebebiyle yıpranan ilişkilerini düzeltme ve sosyal ilişkilerini geliştirme

* Kurumlarda karşılaştıkları kötü uygulamaları şikayet edebilme

* Sorunlarıyla baş edebilme gücüne sahip olduklarını fark etme

* Sorunları çözme konusunda kendi özgün yollarını bulma

* Kendi kararlarını alabilme

* Toplumsal rolleri ve cinsiyetçi yargıları sorgulama.

(ÇT)

Pınar Selek: Sosyolojik Çalışmalar Benim Arkadaşımsa, Edebiyat Aşkım

Yazar ve sosyolog Pınar Selek’le son romanı Cümbüşçü Karıncalar, Avrupa’daki çalışmaları, Fransa’daki toplumsal hareketler, akademi ve edebiyat üzerine konuştuk.

Yazar ve sosyolog Pınar Selek’in yeni romanı Cümbüşçü Karıncalar geçtiğimiz günlerde çıktı.

Cümbüşçü Karıncalar, Selek’in son iki senedir yaşadığı “sürgünlerin ve sanatçıların sığınağı” Nice’te geçiyor. Yerinden edilenlerin, dayanışmanın ve direnişin masalsı bir şekilde anlatıldığı kitap, Selek’in yaşamından izler taşıyor.

1998’de Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlama nedeniyle 20 yıldır yargılanan ve hakkında verilen dört beraat kararına rağmen yargılanmasına devam edilen Selek, 2009’dan beri Türkiye’den uzakta yaşıyor.

Yeni romanı vesilesiyle ulaştığımız Selek’le Avrupa’daki çalışmaları, Fransa’daki toplumsal hareketler, akademi ve edebiyat üzerine konuştuk.

“Sürgünün uzun süreceğini anladım, artık misafir olmaktan çıkmam gerekiyordu”

Yıllardır yurtdışındasın. Fransa’da önce Strasbourg Üniversitesi’nde doktoranı tamamladın. Bize biraz oradaki hayatından bahseder misin? Neler yapıyorsun?

Nice’ten önce 2,5 yıl Strasbourg’da, daha önce de bir süre Berlin’de yaşadım. Almanya ile Fransa arasında büyük bir fark var. Almanya’da bir kulübün davetlisiydim ve sürgünün ne kadar süreceğinin farkında değildim, birkaç ay sonra dönerim diye düşünüyordum. Dolayısıyla orada daha çok yazdım, makaleler yazdım, romanım Yolgeçen Hanı’nı bitirdim. Feministlerle birlikteydim ama daha çok davetli pozisyonundaydım, İngilizce konuşuyorduk. Sürgünün uzun süreceğini anlayınca Fransa’ya geldim çünkü Fransızca biliyorum. Anladım ki artık misafir olmaktan çıkmam lazım. Dolayısıyla o bekleme süresini bitirdim ama tabii ki hala bekliyorum ülkeme dönmeyi, davamın bitmesini.

Fransa’ya geldiğimde zaten burada dayanışma komiteleri vardı. Ben Türkiye’yi terk ettiğimde Türkiye’deki feminist arkadaşlarım, antimilitaristler, LGBTİ’Ler buradaki gruplara “Pınar’ı yalnız bırakmayın” diye mesaj atmıştı. 2012’de geldim ve gelir gelmez kendimi bir sürü mücadelenin içinde buldum.

Birkaç kadın örgütünün aktif üyesiyim. Hatta Nice’te yeni bir örgüt kurduk, Groupe Réflexion Action Feministe (GRAF), 20-25 kişiyiz. Bunun dışında bir ara La Lune isimli lezbiyen-feminist bir örgütün yönetim kurulundaydım, Femmes Pour le Dire Pour AgirLe Planning Familiale gibi örgütlerde de aktifim. Le Planning Familiale, burada Mor Çatı kadar önemli bir örgüt. Fransa’daki doğum kontrol mücadelesinin, kürtaj hakkı mücadelesinin sembolü. Halen cinsel özgürlükleri, kadınların mücadele eden bir dernek.

Buraya gelir gelmez Silence dergisi ile tanıştım ve derginin yayın ekibindeyim, ekolojist, liberter, feminist, şiddet karşıtı  alternatif bir dergi. 1982’den beri var. Dağıtım şirketiyle çalışmıyoruz ama 6 bin abonemiz var, her ay en az 10 bin satıyoruz. Yerel bağlarımız güçlü. Son derece politik bir dergi, toplumsal hareketlerin tartışma zemini gibi. Bunun yanısıra Rebelle-Santé dergisinde iki sayfam var. Sağlıkçı değilim ama hastalarla konuşuyorum.

Ayrıca Ligue de Droits de l’Homme’un merkez komitesindeyim, seçimle geldim. O çalışmada da çok aktifim. Fransa’daki OHAL, Rumlar, çingeneler ve göç meselesi öncelikli konularımız.

“Göçmenlerin kriminalize edilmesine karşı, toplumsal hareketler birleşti”

Avrupa sınırlarını kaleye çevirince, zaten uzun yıllardır varolan göç, bir kriz haline geldi ve göçmenler kriminalize edildi. Buna karşı birbirinden çok farklı hareketler ortaklaştı, neredeyse Hıristiyan örgütler bile bu platformlara dahil oldu. Buradaki sosyal hareketler yeni bir aşamaya geldi. Örgütler arası bu yakınlaşmalar baskıcı koşullarda olur, burada bu haksızlığa karşı da oldu. Özellikle göçmenlerle dayanışma ağları çok geniş.

Fransa’da göçmenlere yönelik politikalarla ilgili yeni bir yasa çıkıyor ve çok sert tedbirler getiriyor. Sanki insan hakları olan insanlar ve bu hakların dışında olan insanlar var. Dolayısıyla onunla ilgili büyük bir mücadele var, bu yasa çıkmasın diye çalışmalar yapıyoruz.

Biz GRAF aracılığıyla çeşitli örgütleri bir araya getirdik ve bir kampanya başlattık. Çünkü kadın göçmenler görünmüyor, hiçbir talebin içinde yoklar. Göçmenlerin yüzde 54’ü kadın fakat hiçbir resimde yoklar. GRAF bu konuda çok çalışıyor.

“Göçmenlerin %54’ü kadın ama hiçbir resimde yoklar”

Çeşitli şebekeler var. Geçtiğimiz ay 500’den fazla kadınla konuştum, pasaportları alınmış ve zenginlerin evinde günde 10 Avroya çalıştırılıyorlar, tam bir köle pazarı. Bir de fuhuş var, yolda tecavüze uğrayanlar, satılanlar. Dolayısıyla kadınlar yola çıkınca kısa bir süre sonra ağa düşüyorlar. Ekonominin globalleştiği bir dönemde, cinsiyet iş bölümünün en klasik haliyle yeniden örgütleniyor ve altta olanların daha da eziliyor. Vahşi kapitalizm, savaşı, silahı her şeyi kullanıyor. Sosyal devletin, sosyal hakların cenneti olan Fransa’da bile Macron tarafından bu haklar en geriye çekiliyor. Dolayısıyla burada sosyal mücadeleler anlamında yeni bir dönem başladı.

Yeni yasaya karşı mücadele edenler, öğrenciler, göç üzerinden örgütlenenler, tıpkı Türkiye’deki gibi gereksiz ve dayatılmış projelere karşı yaygın bir mücadele var her yerde. Nereye gitsen, mutlaka yerelde insanlar örgütleniyorlar. Toprak alıyorlar, tohum satıyorlar, parayı kaldırıp yerel para üretiyorlar.

Yeni bir dönem başladığını hissediyorum. Farklı mücadele alanları arasında köprüler kuruldu. Herkes birbirine yüzünü döndü, feministler de bu konuda çok aktif.  Yani canımın sıkılacağı pek zamanım yok.

Türkiye’deyken de hep bir derdim vardı, ailenin, klasik miras hukukunun dışına çıkılıp nasıl yeni bir yaşam kurarız? Almanya’da da görüyordum ama Fransa’ya geldiğimden beri Longomai hayatımın bir parçası oldu.

“Parayı, aileyi ortadan kaldıran, çocukların özgürce büyüdüğü Longomai”

Nedir Longomai?

Longomai, 1968’den beri devam eden ve şu anda 13’ten fazla kooperatifi olan büyük bir topluluk; parayı, aileyi ortadan kaldıran, çocukların özgürce büyüyebildiği alanlar.

Yani hem parçası oluyorum hem deniyorum, çok şey öğreniyorum. Türkiye’yi takip ediyorum ama insan bulunduğu yerde aktif olmalı. Her şey birbirine bağlı. Mücadelelerin gelişmesi diğer taraftaki mücadeleleri de destekliyor.

Artık toplumsal mücadeleler trans nasyonel. Devletlerarası, ülkelerarası değil, sınırlar arası diyorum. Mücadelelerimiz arasında sürekli bir bağlantı var.

Dün Romanya’dan geldim, orada Arnavutluk, Sırbistan, Ukrayna, Bulgaristan’dan gelen feministlerle üç gün boyunca sadece deneyimlerimizi değil, analizlerimizi konuştuk. Deneyimler, konseptler yolculuk ediyor artık kolayca. Bir hareketin doğuşu, öbürünü de destekliyor. Artık sınırları aşmak için devletlerin aracı olmasına ihtiyaç yok. Kendi yollarımızı da kazdık karıncalar gibi, diye düşünüyorum.

Son yazdığım roman aslında biraz masalsı bir biçimde tüm bu deneyimlerimi anlatıyor. Biraz hayal de kurdum, köpekle konuşan kadın var, paranoyaklar diye bir grup var, sonra şizofren olmaya karar veriyorlar. Biraz imgelerle anlattım ama yalan yok, ne gördüysem o var.

“Türkiye’de toplumsal hareketler betondan çıkan çiçekler gibi”

Oradan baktığında Türkiye’yi nasıl görüyorsun? Toplumsal hareketler bağlamında soruyorum.

Zor bir dönemdeyiz, zorlukların boyutunu tekrar etmeme gerek yok. İçimde yine de bir umut var, bu umut şundan kaynaklanıyor, Türkiye’de 1980’lerden sonra bir toplumsal hareketler içinde yeni bir dönem, bir dalga başladı ve bu dalga feminist hareketle başladı. Eskiden devrimci sol toplumsal hareketlerin karakterini belirliyordu. Şimdi feminist hareketle başlayan, antimilitaristlerle, yeşillerle, LGBTİ hareketiyle devam eden yeni bir repertuar doğdu. En baskılı koşullarda çıktı bu hareket. Politika en zor koşullardayken yenilendi.

Ben bunu betondan çıkan çiçeklere benzetiyorum. Kürt hareketi de çıktı ama o ayrı bir şey, silahlı bir hareket, kendi olanaklarını kurup yapabilir. Ama şiddetin yoğun olduğu koşullarda antiotoriter, şiddet karşıtı bir sürü hareket çıktı ve güçlendiler. Üstelik taktikler ürettiler, kendini sürdürebilmek için, hedef olmamak için, kurumsallaşmak için…

Bu deneyime sahip olmak çok önemli. Ayrıca Türkiye’den çok insan maalesef yurtdışına çıktı. Ama bunlar uzun süreli çıkışlar değil, 1-2 yıl sonra dönen çok insan var. İnsanlar birçok ülkeye gidiyor, Ortadoğu’ya, Balkanlara giden var. İnsanların bu hareketliliği, içe kapanmayı da engelleyen bir şey. Bu insanlar buralardaki toplumsal hareketlerle de bağlantı kuruyorlar ve demin bahsettiğim o sınırlar ötesi harekete dahil oluyorlar. Tabii olumsuzlukları saymıyorum, tekrarlamaya gerek yok, bize bir şey katmıyor.

“Üniversitelere ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum”

Şu anda Nice Sophia Antipolis’de öğretim üyesi olarak çalışıyorsun. Öğrencilerle birlikte geçirdiğin bu süreç senin için nasıl gidiyor? Öğretim görevliliği keyifli mi?

Şu anda üniversitede çalışıyorum çünkü çalışma koşulları açısından bana zaman bırakan bir iş. Ben Fransa’da da olsa çok uzun vadeli olarak kendimi üniversitede görmüyorum. Yeni alternatifler yaratmak kafamda, nasıl yapabileceğimi bilmiyorum. Ama burada üniversiteler özelleşiyor, meritokrasi ön plana çıkıyor. Ne kadar öğrencilerle aram çok iyi de olsa, dersler iyi de geçse, birlikte bir sürü şey de üretsek, üniversiteye ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum.

Mesela burada L’Orage diye bir halk eğitim kooperatifiyle çalışıyorum. İnsanlar derslere yazılıyor ve aslında ders vermiyoruz, birlikte düşünerek bilgi üretiyoruz. Ezilenlerin deneyimlerinin nasıl bilgiye dönüştürüleceğini konuşuyoruz.

Bir yandan da meslektaşlarımla araştırmalar yapıyoruz, Fransa’da üniversite daha özgür, istediğimiz gibi olanakları kullanıp ilerleyebiliyoruz ama bir hiyerarşi var. Öğrenciler bana sen diyor ama hocaya “sen” demek Fransa’da imkansız, ciddi bir hiyerarşi var, merkeziyetçi yapısı çok güçlü. Ben takmıyorum ama bir süre sonra iyi polis miyim acaba, diye düşünüyorum.

Acele etmiyorum. Ben sosyoloğum, araştırmacıyım, yazarım, ders vermeyi de seviyorum ama bu ders verme biçiminin birlikte üretmek, bilgiyi paylaşmak anlamına geldiğini düşünüyorum. Ama Fransa’daki eğitim sistemi eleştiriye açık bir sistem ve ona entegre olmak istemiyorum.

Fransa’daki toplumsal hareketlerle ilgili merak ettiğim bir şey de dil meselesi. Fransızca oldukça eril bir dil. İnsan hakları ifadesinin bile genelde (dümdüz bir çeviriyle) “erkek hakları” (droits de l’homme)olarak ifade edildiği bir dil. Orada feminist hareket bununla mücadele ediyor mu?

Bu konuda büyük bir mücadele var, son bir yılda bu mücadele daha da yükseldi. Eliane Viennot “Non, le masculin ne l’emporte pas sur le féminin!” (Hayır, eril (erkek) dişile (kadına) baskın çıkamaz/ İngilizce: No, the masculine does not prevail over the feminine!) başlıklı yeni bir kitap çıkardı. Sadece bu değil, bu konu çok tartışılıyor. “Mademoiselle” ifadesi artık kullanılmıyor.

Nasıl Türkiye’de birinin muhalif olup olmadığını konuşmasından anlarsın, mesela “Türkiyeliyim” der değil mi, burada da anlıyorsun. Yani bir kütür oluşmaya başladı.

Eskiden Fransızcanın grameri değişikmiş ve 15. yüzyılda çıkan bir yasayla değişmiş. Eski dil kurallarına göre, örneğin “Ali ve Pınar” dediğinizde, Pınar sonda kaldığı için “onlar” derken, dişil olan “elles” ifadesi kullanılıyormuş. “Pınar ve Ali” denildiğinde ise Ali sonda kaldığı için “onlar” derken, eril olan “ils” kullanılıyormuş. Daha sonra “Le masculin va emporter le feminin” (Eril, dişile baskın çıkacak) dil kuralı çıkmış. O zaman verilen politik bir kararmış.

Sonuç olarak dil ve politika ilişkisi burada çok tartışılıyor ama zorluk şurada, Fransızcada Türkçe gibi değil, içine işlemiş, dil temelden bozulmuş. Dolayısıyla uzun bir mücadele gerektiriyor, yani bozuk olan bir şeye yama yapmaktansa, çok uzun bir mücadele gerektiriyor.

“Her şeyi Fransızca yapıyorum ama edebiyatı Türkçe”

Seni sosyolojik çalışmalarınla tanıyoruz, bunun yanısıra romanların ve masal kitapların da var. Akademik çalışmalarına da akademide devam ediyorsun. İkisi bir arada nasıl gidiyor? Masal ve roman yazmaya nasıl karar verdin?

Sosyoloji eğitimine başlamadan önce edebiyatla ilgileniyordum, şiir yazıyordum, öykü yarışmasında derece kazanmıştım. Kafamda çok fazla soru vardı, o soruları sisteme sokmak, yaşadığım toplumu anlamak istiyordum, yani anahtarlara ihtiyacım vardı ve o yüzden sosyoloji okudum.

Ama yaratmak başka bir şey. Sosyolojik çalışmalar benim arkadaşımsa, edebiyat aşkım. En mutlu olduğum şey roman yazmak, notlar tutmak. Cümbüşçü Karıncalar’ı yazmak en mutlu olduğum anlardı. Benim için oyun gibi bir şey, kendi kurduğun bir şey ve onu son derece özel bir alanda kuruyorsun.

Mesela burada her şeyimi Fransızca yapıyorum, bir tek edebiyatı Türkçe. Bu çok önemli bir şey. Bu gerçekten benim. Sanki o kitap benim, kendi içimden bir şey çıkartmışım gibi.

Yolgeçen Hanı’nı Türkiye’den ayrılır ayrılmaz Almanya’dayken yazmıştım, Türkçe yazmam normaldi. Cümbüşçü Karıncalar ise burada (Fransa’da) yaşarken ve mücadele ederken yazdığım bir kitap. Kitap Türkiye’de değil, Nice’te geçiyor ama ben konuşuyorum, benim kalbim konuşuyor. Dolayısıyla Türkçe.

Peki Türkiye’ye döndüğün zaman ilk ne yapmak istiyorsun?

Çok sorulan bir soru aslında. Galiba elimi cebime sokup saatlerce yürümek istiyorum. (ÇT)

Kadınların Sadece Yüzde 5’i İlk Sıradan Aday Gösterildi

Seçime girecek yedi partinin 4 bin 200 adayından 931’i, yani yüzde 22’si kadınlardan oluştu. Sadece 49 ilde kadınlar birinci sıradan aday gösterildi.

Seçime girecek yedi partinin 4 bin 200 adayından 931’i, yani yüzde 22’si kadınlardan oluştu.

Kadın adayların sadece yüzde 5,4’ü birinci sıradan aday gösterildi (49 kadın).

En çok kadın aday gösteren partiler HDP ve Vatan Partisi oldu. En az kadın adayla seçime katılan parti ise MHP.

AKP: 1. sıradan 4 kadın aday

AKP adaylarının yüzde 21’i kadınlardan oluştu; 600 kişilik listede 126 kadın ve 474 erkek yer aldı.

AKP, sadece dört ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Jülide Sarıeroğlu (Adana), İlknur İnceöz (Aksaray), Arzu Aydın (Bolu), Fatma Aksal (Edirne).

Geçmişte kadın aday oranı:

AKP Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 18, Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 12 oranında kadın aday göstermişti.

Kadın vekil oranı:

Haziran 2015 seçiminin ardından AKP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 15,5’ti (40 kadın – 218 erkek).

Kasım 2015 seçiminin ardından AKP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 11’di (35 kadın – 282 erkek).

CHP: 1. sıradan 6 kadın aday

CHP adaylarının yüzde 22,8’i kadınlardan oluştu; 600 kişilik listede 137 kadın ve 463 erkek yer aldı.

CHP altı ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Burcu Köksal (Afyonkarahisar), Aysu Bankoğlu (Bartın), İkbal Okur (Bayburt), Lale Karabıyık (Bursa 1. Bölge), Gülizar Biçer Karaca (Denizli), Fatma Kaplan Hürriyet (Kocaeli).

Geçmişte kadın aday oranı:

CHP Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 18,7, Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 18 oranında kadın aday göstermişti.

Kadın vekil oranı:

Haziran 2015 seçiminin ardından CHP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 15,9’du (21 kadın – 111 erkek).

Kasım 2015 seçiminin ardından CHP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 15,5’ti (21 kadın – 113 erkek).

HDP: 1. sıradan 18 kadın aday

HDP adaylarının yüzde 36,7’si kadınlardan oluştu: 600 kişilik listede 220 kadın ve 380 erkek yer aldı.

HDP 18 ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Tülay Hatimoğlulları (Adana), Nevin Aytekin (Afyonkarahisar), Filiz Kerestecioğlu (Ankara 1. Bölge), Nuray Türkmen Canlı (Ankara 2. Bölge), Nesibe Yöyler (Balıkesir), Nazlı Çoban (Çankırı), Şerife Yıldırım (Denizli), Pınar  Aytekin Özgüç (Erzincan), Leyla Güven (Hakkari), Fatma Kurtulan (Mersin), Pervin Buldan (İstanbul 1. Bölge), Serpil Kemalbay (İzmir 1. Bölge), Sultan Özcan (Muğla), Gülüstan Kılıç Koçyiğit (Muş), Çiçek Arıç (Sakarya), Mediha Oya Yağcı (Samsun), Meral Danış Beştaş (Siirt), Ayşe Gül Kafkas (Sinop).

HDP, Edirne’de 4. sıradan ise LGBTİ aktivisti Hasan Atik’i aday gösterdi. HDP şimdiye kadar Edirne’den hiç milletvekili çıkartmadı.

Geçmişte kadın aday oranı:

HDP Haziran 2015 seçimlerinde yüzde 44, Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 41 oranında kadın aday göstermişti.

Kadın vekil oranı:

Haziran 2015 seçiminin ardından HDP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 40’tı (32 kadın – 48 erkek).

Kasım 2015 seçiminin ardından HDP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 38,9’dui (23 kadın – 36 erkek).

İYİ Parti: 1. sıradan 6 kadın aday

İYİ Parti adaylarının yüzde 25’ini kadınlardan oluştu: 600 kişilik listede 150 kadın ve 450 erkek yer aldı.

İYİ Parti altı ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Filiz Akyüz (Artvin), Ayşe Şükran Alptekin (Erzincan), Dilek Tanrıkulu (Hakkari), Aylin Cesur (Isparta), Zuhal Çiftkaya (Urfa), Neşe Yılmaz (Uşak).

MHP: 1. sıradan 2 kadın aday

MHP adaylarının yüzde 11,5’i kadınlardan oluştu; 600 kişilik listede 69 kadın ve 531 erkek yer aldı.

MHP iki ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Deniz Depboylu (Aydın), Sevim Köseliören (Ardahan).

Geçmişte kadın aday oranı:

MHP Haziran 2015 seçimlerinde kadın aday oranını açıklamamış, Genel Merkezi de bu konuda bilgileri olmadığını belirtmişti. Gazetelerde çıkan haberlerde kadın vekil sayısı 40 ila 61 arasında değişti. Kasım 2015 seçimlerinde ise yüzde 14 oranında kadın aday göstermişti.

Kadın vekil oranı:

Haziran 2015 seçiminin ardından MHP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 5’ti (4 kadın – 76 erkek).

Kasım 2015 seçiminin ardından MHP milletvekillerinde kadın oranı yüzde 7,5’ti (3 kadın – 37 erkek).

SP: İlk sırada kadın aday yok

Saadet Partisi adaylarının yüzde 13’ü kadınlardan oluştu: 600 kişilik listede 79 kadın ve 521 erkek yer aldı.

Saadet Partisi ilk sıradan kadın aday göstermedi.

Vatan Partisi: 1. sıradan 13 kadın

Vatan Partisi adaylarının yüzde 25’i kadınlardan oluştu; 600 kişilik listede 150 kadın ve 450 erkek yer aldı.

Vatan Partisi 13 ilde birinci sıradan kadın aday gösterdi: Nimet İlhan (Ağrı), Tülin Oygür (Ankara 1. Bölge), Mürvet Karataş (Bolu), Hatice Koyun (Elazığ), Lerzan Özgenç (Mersin), Selda Kılıç (Kırklareli), Meliha Atalay (Nevşehir), İnci Akkaya (Sakarya), Atike Sağıroğlu (Sinop), Handan Fatih (Tokat), Nihal Gündoğan (Dersim), Fatma Gül Arslan (Bartın), Hümeyra Yılmaz (Düzce).

Ayrıca Bolu ve Düzce adaylarının tamamı kadınlardan oluştu. Türkiye’nin ilk klasik batı müziği kadın orkestra şefi İnci Özdil de Ankara 1. Bölgeden dördüncü sırada aday gösterildi.

Geçmişten günümüze Mecliste kadın-erkek temsili

Cannes Festivali’ne Kadınların Protestoları Damga Vurdu

Kadınlar 71. Cannes Film Festivali’nde birçok protestoya imza attı. Festival yönetimi, cinsiyet eşitliği için taahhütnameye imza attı. Festival’deki protestoları derledik.

Cannes Film Festivali, Time’s Up ve “50/50 for 2020” (2020’de yüzde 50 eşitlik) hareketinin organize ettiği ve Jüri Başkanı Cate Blanchett’in öncülük ettiği bir yürüyüşle başladı. Yürüyüşe aralarında Agnès Varda, Salma Hayek, Marion Cotillard gibi isimlerin bulunduğu 82 kadın katıldı.

Kırmızı halıdaki yürüyüş sırasında Neneh Cherry’nin Woman şarkısı gibi parçalar çaldı.

Yürüyüş, Eva Husson’ın IŞİD’e karşı savaşan Kürt kadınları anlattığı “Güneşin Kızları” filminin prömiyeri ile eşzamanlı olacak gerçekleşti.

Blanchett “Kadınlar dünyada azınlık değiller ama yine de endüstrimiz bunun aksini söylüyor. Değişim ve ilerlemeye yönelik kararlılığımızın bir sembolü olarak, bugün bu basamaklarda hep beraber duruyoruz” diye konuştu.

Blanchett, hükümetlerin eşit işe eşit ücret sağlaması gerektiğini; kurumların karar mekanizmalarında transparan olması gerektiğini ve güvenli çalışma alanları sağlaması gerektiğini de vurguladı.

Neden 82 kadın? Çünkü Cannes Film Festivali’nin 71 yıllık tarihi boyunca ödüllere kadın yönetmenler tarafından çekilen sadece 82 film aday gösterilirken, erkek yönetmenler tarafından çekilen 1645 film aday gösterildi.

Şimdiye kadar Palm D’Or Ödülüne layık görülen iki kadın yönetmen ise “The Piano” filmiyle Jane Champion ve Agnès Varda.

12 Mayıs’ta düzenlenen bir basın toplantısında, festivalin sanat yönetmeni Thierry Frémaux, neden festivale seçilen, kadın yönetmenlere ait filmlerinin sayısının bu kadar az olduğu sorusuna “filmleri kalitesine göre seçtiklerini ve Cannes’da asla pozitif ayrımcılık yapılamayacağını” söyleyerek cevap verdi. Frémaux, bu sene Cannes jürisinin beş kadın ve dört erkekten oluştuğunu söyledi.

Sinemada ırkçılığa karşı protesto

16 siyah Fransalı oyuncu kadın, Fransa sinemasında ırkçılığa karşı bir protesto gerçekleştirdi. Yakın zamanda, mesleklerinde karılaştıkları ırkçı olayları aktardıkları “Noire N’est Pas Mon Métier” (Siyah Benim İşim Değil” başlıklı bir kitaba imza atan oyuncular, kırmızı halıda birarada durup yumruklarını havaya kaldırdı.

Fransa’nın Oscar’ı olarak adlandırılan César Ödülleri’ne şimdiye kadar aday gösterilen 479 kişiden sadece sekizi siyahtı. César Ödülü’ne layık görülenler arasında ise sadece iki siyah yer aldı: 2012’de oyuncu Omar Sy ve 2015’te film yapımcısı filmmaker Abderrahmane Sissako.

Cinsiyet eşitliği taahhütnamesi imzalandı

14 Mayıs’ta festivalde feministlerin ve “eşitlik hareketi aktivistlerinin” biraraya geldiği bir konferans düzenlendi. 50/50 for 2020 hareketinin düzenlediği konferansta Festival direktörü Thierry Frémaux, Critics’ Week yöneticisi Charles Tesson ve Festivalin bağımsız bölümü Directors’ Fortnight’ın başındaki Paolo Moretti, festivalde cinsiyet eşitliğini ve şeffaflığı sağlayacaklarına dair bir taahhütname imzaladı.

Taahhütname, seçilen filmlerle ilgili düzenli ve cinsiyetlendirilmiş istatistikler tutulması, eeçim komitesi listelerinin şeffaflaştırılması, eşitliğin sağlanması için olası rötarlar da göz önünde bulundurularak bir takvim hazırlanması gibi maddeler içeriyor.

12 Mayıs’taki konuşması nedeniyle eleştirilen Frémaux, 14 Mayıs’ta “Dünya artık aynı değil. Pratiklerimizi, alışkanlıklarımızı ve tarihimizi gözden geçirmeliyiz” dedi.

Topuklu ayakkabı protestosu

Kadınların topuklu olmayan ayakkabı giymesinin yasak olmasını protesto etmek eden oyuncu Kristen Stewart, kırmızı halıda topuklu ayakkabılarını çıkardı. Kırmızı halıdaki protestosuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmayan Stewart, 2016’da Cannes Festivali sırasında Vanity Fair’e verdiği röportajda “Erkeklerden yapmasını istemediğin bir şeyi benden yapmamı isteyemezsin” demişti. 2015’te festivale düz ayakkabılarla gelen birkaç kadın, film gösterimine alınmamıştı. 2016’da Julia Roberts da kırmızı halıda topuklu ayakkabılarını çıkartarak, bu kuralı protesto etmişti.

Tacize karşı acil yardım hattı kuruldu

Fransa’nın Cinsiyet Eşitliğinden Sorumlu Sekreteri Marlène Schiappa, festivale cinsel saldırılara karşı kurulan acil telefon hattının tanıtımı için geldi.

04.92.99.80.09 numarasından ulaşılan hatta tacize maruz kalanlar ya da tacize şahitlik edenler başvurabiliyor. Schiappa, bu uygulamanın tüm festivaller için sürüdürüleceğini açıkladı.

Tacize karşı bilgilendirme afişleri

Festivalde, tacizden muaf davranış kurallarının yer aldığı 40 bin tane afiş de dağıtıldı. Afişlerde “tacizin kanunlarla cezalandırılan bir suç olduğu” yazıyor ve ilgili kanun anlatılıyor.

Marlène Schiappa, “Yapımcı Harvey Weinstein’ın tecavüzlerinden biri Cannes’da gerçekleşmiş, amacımız Cannes’ın buna kayıtsız kalmadığını göstermek” dedi.

Gazzelilerle dayanışma

Lübnan’lı oyuncu Manal Issa kırmızı halıda yürürken “Gazze’ye saldırıyı durdurun” yazılı bir döviz taşıdı.

50/50 in 2020 hareketi

2020’de eşitliğin sağlanması için kurulan 50/50 in 2020 hareketi, web sitesinde 1946’dan beri Cannes Festivali’ne seçilen filmlerle ilgili bir infografik yayınladı.

Buna göre, 1946’dan beri yarışmaya katılan 1727 filmden sadece 82’sinin yönetmeni kadındı.

74 büyük ödülden sadece üçü kadınlara verildi.

Dağıtılan 95 Palme D’Or Ödülü’nden sadece birine bir kadın layık görüldü. (ÇT)

Kadın Kooperatifleri, Sektör Temsilcileriyle Buluştu

6. Kadın Kooperatifleri Buluşması’nda özel sektör ve belediyelerden paydaşlar kadın kooperatifleriyle biraraya gelip, neler yaptıklarını ve neler yapabileceklerini konuştu.

Türkiye’nin farklı illerinden 100’e yakın kadın kooperatifi, 6. Kadın Kooperatifleri Buluşması’nda İstanbul’da biraraya geldi.

Pazartesi gününden bu yana devam eden buluşmada bugün, özel sektör ve belediyelerden paydaşlar kadın kooperatifleriyle biraraya gelip, neler yaptıklarını ve neler yapabileceklerini konuştu.

Özel sektör temsilcileri, kadın kooperatifleriyle çalışmaktan memnuniyetlerini dile getirirken, kooperatiflerdeki kadınlara ürün yelpazesi açısından “tarhana-erişte-reçel” üçgeninden çıkmalarını tavsiye etti.

Kadın kooperatiflerinin sayısı 160’ı geçti

2000’lerin başında Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı tarafından başlatılan kadın kooperatiflerinin sayısı, bugün Gümrük ve Ticaret Bakanlığının da desteğiyle 160’ı geçmiş durumda.

Kadın kooperatifleri, güç birliği yapmak için Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı desteğiyle 2005 yılında bir araya gelerek Kadın Kooperatifleri İletişim Ağı’nı oluşturdu. 2014’te ise resmi bir yapıya kavuşarak Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği’ni kurdular.

İzmir Belediyesi, ihale yerine kooperatiflerle çalışıyor

Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği’nden Ayşe Temiztaş, birliğin kuruluşunu anlatırken, birliğin kooperatifler arası iletişim, işbirliği ve koordinasyonu geliştirmeyi amaçladığını belirtti. Birliğin bir dayanışma platformu olduğunu hatırlatan Temiztaş, kadınlara “Simurg sizlersiniz” diye seslendi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden Aysel Özkan, belediyenin 2007’den beri bir kırsal kalkınma modeliyle planlı üretimi ve ürünün değer bulmasını desteklediklerini ifade etti. Belediyenin hastanesi, aşevi, huzurevi gibi hizmetleri olduğunu hatırlatan Özkan, belediye ihtiyaçlarını ihalelerle sanayiden almak yerine, kooperatiflerden tedarik ettiklerinin altını çizdi.

Cizreli: Büyük firmalardan kooperatiflere kaymaya hazırız

Big Chefs restoran zincirinin kurucusu Gamze Cizreli, bir kadın girişimci olarak kadın kooperatiflerini desteklediğini belirtti. Kooperatiflerle çalışmaya son altı aydır başladıklarını ifade eden Cizreli, kadınlara kooperatiflerin alt yapılarını kurarken “daha büyük düşünmelerini”, büyük zincirlere ürün tedarik edebilecekleri şekilde hazırlık yapmalarını tavsiye etti.

Cizreli “Rekabetçi fiyatlarla önümüze gelindiğinde büyük firmalardan kadın kooperatiflerine kaymaya hazırız” dedi. Cizreli, de kooperatiflere ürün yelpazelerini geliştirmelerini ve “tarhana-erişte-reçel” dışındaki ürünlere yönelmelerini tavsiye etti.

Alaton: Kadın dayanışmasıyla çok büyük işler yapılabildiğine şahidim

İş insanı Leyla Alaton “Kadın dayanışmasıyla çok büyük işler yapılabildiğine şahidim” diyerek başladığı konuşmasında, kadın kooperatiflerine orman meyveleri, çarkıfelek meyvesi gibi kolay yetişen ve tüm dünyada satışı pahalı olan ürünlere yönelmelerini söyledi.

Alaton “Kooperatiflerin vizyoner hedeflere yönelmesi gerekiyor. Yapılmayanı yapmanızı tavsiye ediyorum” dedi.

“Arkasında hikayesi olan ürünler çıkarın”

Metro Gross Market temsilcisi Birol Uluşan, kooperatifleri “kalkınmanın vazgeçilmez yolu” olarak tanımlarken, kadın kooperatiflerine “Birlikte iş yapabilme imkanlarımızı geliştirmeliyiz” dedi.

Kadın kooperatiflerine üretimlerini ve tanınırlıklarını arttırmaları için tavsiyelerde bulunan Uluşan, “Arkasında hikayesi bulunan işler yapmalıyız. Aynılaşmamalıyız, farklılaşmalıyız. Farklı ürünlere yönelmeliyiz. Yaşadığımız yerin özel ürünlerini öne çıkarmalıyız. Coğrafi işaretli ürünler çok tercih ediliyor. Marjları yükseltmek için ürüne değer katmamız gerekiyor” dedi. (ÇT)

Ugandalı Kardeşler Cinayetinde Mütalaa Çıktı

Ugandalı Violet Nantaba’nın öldürülmesi ve ikiz kız kardeşi Beatrice Babiry’nin cinsel ve fiziksel şiddete maruz kalmasına dair davanın sekizinci duruşmasında savcı mütaalasını verdi.

Ugandalı Violet Nantaba’nın öldürülmesi ve ikiz kız kardeşi Beatrice Babiry’nin cinsel ve fiziksel şiddete maruz kalmasına dair davanın sekizinci duruşmasında savcı mütalaasını verdi.

Savcı Mehmet Düzgün, tutuklu sanıklardan K.R.’nin kasten yaralama suçundan beraatini isterken cinsel saldırı (TCK 102/2), nitelikli yağma (TCK 149/1-d-h), nitelikli öldürmeye azmettirme (TCK 38/1); diğer tutuklu sanık S.H.’nin ise nitelikli öldürme (TCK 82/1-h), ruhsatsız muşta bulundurma (6136 nolu yasa 15/1-1, TCK 53) suçlarından cezalandırılmasını istedi.

Bir sonraki duruşma İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 4 Temmuz saat 14.30’da görülecek.

Ne olmuştu?

Nisan 2015’te Türkiye’ye gelen ikiz kız kardeşler Violet Nantaba ve Beatrice Babiry, 31 Ağustos 2016’da Azerbaycanlı K.R. ve S.H. adlı erkekler tarafından saldırıya uğradı.

İddianameye göre, K.R. para karşılığı seks için anlaştıkları Beatrice Babiry prezervatifsiz birlikte olmayı kabul etmeyince kadını darp ederek tecavüz etti. Bu sırada Violet Nantaba kardeşinin çığlıklarını duydu. Bunun üzerine K.R. Violet Nantaba’yı da darp etti ve arkadaşı S.H.’ye “Sustur şunu, kimse duymasın” dedi. Bunun üzerine S.H. Violet Nantaba’yı vantilatör kablosuyla boğarak öldürdü. Ardından K.R. Beatrice Babiry’i tekrar darp etti ve iki erkek kadınların cep telefonlarını alarak kaçtı.

İki saldırgan otobüsle Türkiye’den çıkmaya çalışırken yakalandı ve tutuklandı.

Hastaneye kaldırılan Beatrice Babiry, ifadesi o koşullarda ifadesi alındıktan sonra çalışma izni olmadığı için hemen sınırdışı edildi. (ÇT)